1. This site uses cookies. By continuing to use this site, you are agreeing to our use of cookies. Learn More.
  2. Duyuruyu Kapat

“İslam'ın kapısından girmek için, bazı kapılardan çıkmak gerekir"

Konu, 'İslam Âkâidi' kısmında Ebu & Dücane tarafından paylaşıldı.

  1. Ebu & Dücane

    Ebu & Dücane Misafir

      
    O halde İslam’ın kapısından girmeden önce çıkılması gereken kapılar olduğunun bilincinde olmak gerekir. Bu yapılmazsa, İslam dışı kapılardan çıkılmayıp, reddedilmesi gerekenler reddedilmeden bir iman iddiasında bulunulursa, bunun Kur’ani literatürdeki adı şirktir.

    Kur'an Nesli Kültür Merkezi, yeni bir seminer dizisine başladı. "Adım Adım İslam" başlıklı seminerlerde temel akaid esaslarından başlanarak İslam'ın doğru anlaşılmasına yönelik dersler gerçekleştirilmesi hedefleniyor.

    "İslam'a İlk Adım" konulu ilk ders geçtiğimiz Cumartesi akşamı gerçekleştirildi. Dersi işleyen Şükrü Hüseyinoğlu, öncelikle İslam'ın, kavmi veya coğrafi aidiyetler gibi ana-babadan devralınan kalıtsal bir aidiyet değil, bilinçli bir tercih dayalı bir akide ve hayat nizamı olduğunu ifade ederek sözlerine başladı. Bu gerçeğe rağmen bugün gerek içerisinde yaşadığımız toplumda gerekse İslam coğrafyasının diğer bölgelerinde İslam'ın daha çok kalıtsal bir aidiyet olarak algılandığını ve o şekilde yaşatıldığını ifade eden konuşmacı, bu durumda İslami bilinç sahibi insanlara büyük görevler düştüğünü dile getirdi ve toplumların İslam'ın gerçeğiyle muhatap kılınmasının, ilk adımdan başlanarak İslam'ın ne olup ne olmadığın toplumlara anlatılmasının önemine değindi.

    Bugün hakim din anlayışlarının insanları, yalnızca Allah'ın ölçülerini ölçü edinmeye dayalı tevhid akidesine yöneltmediğini, çok kültürlülüğe, çok kutsallılığa zemin hazırladığını kaydeden Hüseyinoğlu, bunun temel sebebi olarak da, "La" bilincinin önemli ölçüde unutturulmuş veya yatağından saptırılmış olmasını işaret etti ve şöyle konuştu:

    "İslam bilindiği gibi kabulle değil redle başlamaktadır. "Hayır" denilerek başlayan bir akideye dayanmaktadır. İşte öncelikle batıldan ayrışmayı, onunla kesin uzlaşmazlığı ifade eden bu akide toplumlara ya hiç anlatılmamakta ya da reddedilenin salt "Allah'tan başka yaratıcılar" inancı olduğu öğretilmektedir. Bu şekilde kavramların kapsamı daraltıldığında, insanlar için Allah'ın ölçülerine muhalif ölçüler belirleyen sahte ilahların, tağutların reddi gibi bir anlayış toplumların gündeminde olmamaktadır."

    Akide alanında griliğe yer olmadığını da belirten konuşmacı "Akide açık ve nettir. Akidede siyah ve beyaz alanlar vardır, griye, muğlaklığa yer yoktur. Akidede gri bırakılan her alan, şirkin filizlenme imkanı bulacağı bir alan olacaktır. İslam'la şirki birbirinden ayırt eden 'Lailahe' reddiyesidir. Ancak bu reddiye üzerine "İllallah" kabulü inşa edilebilir. Aksi, Yüce Allah'la beraber başka ilahların kabulüne zemin hazırlar ki, şirk de budur" ifadelerini kullandı ve şöyle devam etti:

    Mesela, "İmanın ilk şartı nedir?" gibi en temel soruda bile klasik ilmihal ve akaid kitaplarıyla Kur'an'ın cevabı arasında çok önemli bir farklılık olduğunu görürüz. Bilindiği gibi söz konusu kitaplar imanın ilk şartı olarak "Allah'a iman" maddesini zikreder hep. Oysa "İmanın ilk şartı nedir?" sorusunu Kur'an'a yönelttiğimizde "Tağutu inkâr" cevabını alırız. Rabbimiz Bakara Suresi 256. Ayette bu konuda şöyle buyurmaktadır:

    "Dinde zorlama yoktur. Şüphesiz, doğruluk dalaletten apaçık ayrılmıştır. Artık kim tağutu reddedip Allah'a iman ederse, o, sapasağlam bir kulpa yapışmıştır; ki bunun kopması yoktur. Allah, işitendir, bilendir."

    Demek ki imanın ilk şartı tağutu inkâr etmek, yani Yüce Allah'ın dışındaki tüm din / hüküm koyucuları, egemenlik iddialarını reddetmek, insanlar üzerinde rablik ve ilahlık taslamaya kalkışanları reddetmektir.

    O halde İslam'ın kapısından girmeden önce çıkılması gereken kapılar olduğunun bilincinde olmak gerekir. Bu yapılmazsa, İslam dışı kapılardan çıkılmayıp, reddedilmesi gerekenler reddedilmeden bir iman iddiasında bulunulursa, bunun Kur'ani literatürdeki adı şirktir.

    "La ilahe" insanı şirkten arındırır, "İllallah" ise şirkten arındırılmış kalp ve zihinde İslam'ın iktidarını inşa eder. Sâlih ameller, kalp ve zihinde kurulan İslam'ın iktidarının doğal tezahürlerdir. O yüzden Kur'an, iman ve sâlih ameli birbirinden hiç ayırmaz. Bu sebeple, geleneksel öğretinin aksine, bizler salih amelin olmadığı yerde gerçekte imanın da olmadığını, böylesi bir iman iddiasının aldanıştan ibaret olduğunu Kur'an'ı şahit göstererek rahatlıkla söyleyebiliriz.

    İslam'ı din olarak kabul etmek ve Müslüman olmak, ancak beri olunması gereken şirk, nifak, fısk, küfür ve tuğyandan ve müşrik, münafık, fasık, kafir ve tağutlardan beri olmayı, onlardan beraatimizi, onları reddettiğimizi ilan etmeyi ve onun ardından ancak Alemlerin Rabbi Yüce Allah'ı, Rasulünü/Rasullerini ve mü'minleri veli edinmekle olur. Bir kişi veya varlığı veli edinmek demek, onu sırdaş, yoldaş, yönetici, destekçi edinmek demektir.

    Rabbimizden bu hususta niyazımız, sonraki tüm adımlarımızın da belirleyicisi olacak ilk adımımızı doğru atanlardan olmayı bizlere nasip etmesidir."

    Şükrü Hüseyinoğlu
    28 Mayıs 2013 Salı 11:40
    Küre Medya / Haber Merkezi
  2. Ebu & Dücane

    Ebu & Dücane Misafir

    Teşekkür ederiz kardeş bu bilgin için.Bizim için lazım olabilecek bir bilgi olabilir.Bizler her zaman Allahın diledikleri hariç, doğru sözün şahıslara mahsus olarak bir kıymet ifade etmediğini biliyoruz.Biz islam için doğru olanları kabul etmeli,şahıstaki hataları değil, ilmindeki hataları tartışmalıyız.Lakin hatayı bulursak,hatadan da uzak olmasını öğreniriz.İlim adına kişilerin ilmindeki hatalarını ortaya çıkarmak kişileri doğruya götürür,ilmindeki eksiklik nedeniyle şahısları tamamen hatalı kabul etmek,o kişi nedeniyle doğruları yanlışa götürür.Sonuçta bu yazıda bir hata varsa yazarın kendi nefsindendir,doğru olan varsa,doğruluk her zaman Allahtandır.Doğruları kabul etmek zorundayız.
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş