Et Tevvab’u
Kulun Yaptığı İbadeti Kabul Eden

اِنَّهُ هُوَ التَّوَّابُ الرَّحٖيمُ

BAKARA 2/37: Şüphesiz O, tövbeleri kabul edendir, esirgeyendir.

وَاللّٰهُ يُرٖيدُ اَنْ يَتُوبَ عَلَيْكُمْ

NİSA 4/27: Allah, tövbelerinizi kabul etmek ister.

وَهُوَ الَّذٖى يَقْبَلُ التَّوْبَةَ عَنْ عِبَادِهٖ

ŞÛRÂ 42/25: Kullarından tövbeyi kabul eden, O’dur.

Ebu Hureyre (r.a.)'den rivayet edildiğine göre;Nebi (s.a.v) şöyle buyurmuştur;

لَتَابَ عَلَيْكُمْ

Allah tövbeyi kabul edendir.[1]

Buyuruyor Râsulü Ekrem(s.a.v.)ve pişmanlığın da tövbe olduğunu belirtiyor.

Tövbe, kulun yaptığıdır. Tevvab, kulun yaptığı ibadeti kabul edendir. Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın isimlerinden biridir.

Eğer kul, tövbeyi kabul eden bir makamın kendisini bilir tanırsa, O’na iman ederse, O’nun istediği şekilde imanını izhar ederse tövbe:

1) İçine düşmüş olduğu zilletten kurtulma yoludur.

2) İçine düşmüş olduğu yanlışlıkları yok etme yoludur.

3) İçine düştüğü hataları gidermenin kendisidir.

Ebedi saadeti bulmak için kulun gittiği yolda tövbeyi kendisinden kabul eden Tevvab olan Rabbulâlemin’i gördüğü zaman, kendisi bu ismi anladığında, dünya başka bir dünyadır. Çünkü insanoğlu, mutlaka günah işler. İsmet sıfatı sadece Nebilere hastır.

Eğer Allah Teâlâ, Tevvab olarak kendi kendini vasf etmemiş olsaydı, tövbeleri kabul etmemiş olsaydı, böyle bir müjdeyi bize vermemiş olsaydı kul, dünyasının da ahiretinin de yok olduğunu bildiği için, Allah Subhane ve Teâlâ’nın Tevvab oluşu, kul için gecenin en karanlığında güneşin doğması gibi bir haldir. Daha ötesi kulun, annesinden yeni doğmuş olduğu hal gibidir.

Tövbenin kendisini kabul eden makamın Allah Subhane ve Teâlâ’nın Tevvab ismi olduğunu bildiği zaman kul, yeniden dirilmenin kendisi için mümkün olduğunu bilendir.

Allah Teâlâ’nın Tevvab ismini, Rahim ismiyle beraber düşünüp, Tevvaburrahim dediğimiz de şunu görürüz ki; bize ciddi anlamda merhamet eden Allah Teâlâ, hatalarımızın kendisine sunulması ve bunun affı için yalvardığımız zaman, bütün bunları ortadan kaldırandır.

Bu, bir kul için yeniden dünyaya gelişin kendisinden çok daha önemlidir. Neden? Yeniden dünyaya geliş, günahın işlenmemesi, günahsız olunması için delil değilken; Tevvab isminin kendisi, kendisinin tertemiz bir dünyaya gelişini gösterir insanoğluna.

Günah ve isyan, emirleri kemaliyle yerine getirmeme, her ibadetimizin bir tövbeye muhtaç olduğu biz insanların, ibadetimizde ve isyanlarımızda Tevvab’ın olduğunu bilmek, bizim için gecenin kendisinde parlak güneşin doğmasından daha güzeldir.

Ve biz bununla her gün, her an, her saniye yeniden diriliriz. Çok merhametli olan, her şeyi gören, her şeyi bilen ve bizi diriltecek olan, bizi yaratanın tüm bunlara rağmen bizim günahlarımızı affeden oluşunu bildiğimiz de, Rabbi Zulcelâl’i tanımamız yükselir.

O’na layık olmak için, artık isyanın günahın kendisinden çıkıp, kulluğun kendisinin kalitesini yükseltmedeki aczi yetimizden dolayı yapacağımız tövbeler bile ömrümüzün üstündedir. Bunu bilen Allah Subhanehu ve Teâlâ’ya, layık bir kul olmanın kendisiyle beraber, bir insanın bunu beceremeyeceğini bildiği andaki (ki bunu rahatlıkla bilir) o zaman Tevvab’ın kendisi için ne kadar önemli olduğunu da anlar.

Tevvab, tövbenin yapılacağı zamanları belirtir.

Tevvab, tövbenin şartlarını belirtir.

Tevvab, hatanın, zunubun, kebair günahların kendisinin de kendisi için önemli olmadığını belirtir.

Ve Tevvab, tövbeden hoşnuttur.

Ve Tevvab, Tevvab’a gidiş yollarını kolaylaştırır.

Bunun için diğer dinlerdeki, izmlerdeki ritüel dedikleri, seremoni dedikleri şeylere ihtiyaç yoktur. Çünkü Tevvab, her şeyi görendir, bilendir, yaratandır.

Estağfurullah, yüreğin derinliklerinden çıkar ve bir daha dönmemeye azm eder. Ve yaptıklarının, bir kul olarak kendisine yakışmadığını bilen kulun halini ortadan kaldırandır, Tevvab.

Tevvab ismi, sadece müminler için değildir. Mümin olmayı arzulayanlar içindir de. Hatta düşman saflarında olup, bundan vazgeçip, mümin saflarına katılanları da içerisine alandır. Tevvab, ancak Rabbulâlemin’e yakışan, kâmil hakikat anlamında bir ismidir diğer isimleri gibi.


ثُمَّ اِنَّ رَبَّكَ لِلَّذٖينَ عَمِلُوا السُّوءَ بِجَهَالَةٍ ثُمَّ تَابُوا مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ وَاَصْلَحُوا اِنَّ رَبَّكَ مِنْ بَعْدِهَا لَغَفُورٌ رَحٖيمٌ

NAHL 16/119: Sonra, gerçekten Rabbin; cehalet sonucu kötülük işleyen, sonra bunun ardından tövbe eden ve ıslah olanlarla beraberdir. Şüphe yok senin Rabbin bundan sonra bağışlayandır, esirgeyendir.

وَاِذَا جَاءَكَ الَّذٖينَ يُؤْمِنُونَ بِاٰيَاتِنَا فَقُلْ سَلَامٌ عَلَيْكُمْ كَتَبَ رَبُّكُمْ عَلٰى نَفْسِهِ الرَّحْمَةَ اَنَّهُ مَنْ عَمِلَ مِنْكُمْ سُوءًا بِجَهَالَةٍ ثُمَّ تَابَ مِنْ بَعْدِهٖ وَاَصْلَحَ فَاَنَّهُ غَفُورٌ رَحٖيمٌ

EN'ÂM 6/54: Bizim ayetlerimize iman edenler sana geldiklerinde onlara de ki: “Selâm olsun size! Rabbiniz rahmeti kendi üzerine yazdı ki, içinizden kim bir cehalet sonucu bir kötülük işler, sonra tövbe eder ve kendini ıslah ederse kuşku yok O bağışlayandır, esirgeyendir.”

” Ya Rabbulâlemin, ne kadar merhametlisin biz tespit edemeyiz. Sana mülkünde yarattıkların isyan eder, günah işler ve sen Tevvab olarak affedersin. Senden başka ilah yoktur. Buna şehadet ederim.

اِنَّمَا التَّوْبَةُ عَلَى اللّٰهِ لِلَّذٖينَ يَعْمَلُونَ السُّوءَ بِجَهَالَةٍ ثُمَّ يَتُوبُونَ مِنْ قَرٖيبٍ فَاُولٰئِكَ يَتُوبُ اللّٰهُ عَلَيْهِمْ

NİSA 4/17: Allah’ın üzerine aldığı tövbe, ancak cehalet nedeniyle kötülük yapanların sonra hemen ardından tövbe edenlerinkidir. İşte Allah böylelerinin tövbelerini kabul eder.

Rabbi Zulcelâl kötülüklerin, isyanların, şirklerin, tuğyanların, küfürlerin tövbelerini kabul eden Rabbim, sen kendini vasfettiğin gibisin.

[1] İbni Mace Kitabu’z-Zühd 4248.