1. This site uses cookies. By continuing to use this site, you are agreeing to our use of cookies. Learn More.
  2. Duyuruyu Kapat

Çözüldü Abdest Ve Namazda Niyetin Şekli (ağız Veya Kalb)

Konu, 'Kur'an ve Sünnetten Delillerle Soru - Cevab' kısmında miraç burak tarafından paylaşıldı.

  1. miraç burak

    miraç burak Islam-TR Üyesi Kullanıcı

      
    selamun aleykum namaz da ve abdestde sesli niyet etmek hakkında hiç bir hadis bulunmadığına ve mezhep imamlarınında bu konuda görüşlerinin ittifak halinde olduğunu bir eyrden okudum ağızla söylenen niyet bid atmış bu konu hakında bilgisi olan varmı.
  2. Abdulmuizz Fida

    Abdulmuizz Fida فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ Yetkili Kişi Site Admin

    Namazda Niyet Konusunda Mezheblerin Görüşleri:

    Hanefî Mezhebi:
    Niyet konusu üç noktadan ele alınır. Niyetin açıklaması, niyetin nasıl yapılacağı, niyetin vakti.

    a) Niyetin Açıklaması:
    Niyet bir şeyi istemektir. Namazın niyeti Allah için namaz kılmayı istemektir. Bir şeyi istemek ise kalbin işidir. Niyetin mahalli, kişinin kalbinden hangi namazı kıldığını bilmesidir. Dil ile niyeti söylemek şart değildir. Kalbin niyeti ile dilin telaffuzunu birleştirmenin mustehab olmasının sebebi, dilin kalbe yardımcı olmasıdır.
    Kılınacak olan namazı tayin etmek genel olarak daha faziletli ve daha ihtiyatlıdır. Sonra eğer namaz öğle, ikindi yahut vitir, tilâvet secdesi, adak namaz, bayram namazları gibi vâcib bir namaz ise, mutlaka bu namazların belirlenmesi gerekir. Nitekim namazları kaza ederken de hem vaktin hem de günün belirlenmesi gerekir. Fakat kılınacak namazın kaza namazı olduğuna niyetlenmek gerekli değildir. Bu aynen namazın rekâtlarını belirlemenin gerekmemesine benzer.
    Sabah namazının sünneti ile teravih namazları gibi nafilelerde, sahih olan görüşe göre, mutlak niyet etmek yeterlidir. İhtiyaten belirleme yapılabilir. Meselâ, teravih yahut sünnet namaz gibi nafile vasıflarına niyet eder. Niyeti Allah'ın dilemesine bağlamakla, yani "inşallah" demekle niyet batıl olmaz. Çünkü niyetin mahalli kalptir. Mutemet olan görüşe göre, fiil ile eda edilen bütün ibadetlerin niyetleri bu ibadetlerin bütününü içine alır.
    Bir kimse, namaz kılan bir cemaate yetişse bu namazın fare namaz mı yoksa teravih namazı mı olduğunu bilmese, farza niyet eder. Eğer bu cemaat farz namaz kılmakta iseler namaz sahih olur. Eğer farz namazda değillerse nafile namaz olur.

    b) Namaza Niyet Etmenin Şekli:
    Eğer namaz kılan kişi yalnız başına kılıyorsa farz yahut vacib türünü tayin eder. Eğer nafile ise namaza niyet etmek yeterli olur. Niyetin bu hususunu açıklamıştık.
    Eğer namaz kılmakta olan kişi imam ise, daha önce de geçtiği üzere, namazı tayin eder. Bir kimsenin erkeklere imamlık etmeye niyet etmesi şart değildir. Erkeklere imam olmayı niyet etmeksizin, bir cemaatin imama uymaları sahihtir. Fakat imam olan kişinin kadınlara imamlık etmeye niyet etmesi şarttır. Aksi takdirde kadınların böyle bir imama uymaları sahih değildir.
    Aradaki fark şudur:
    Eğer kadının erkeğe uyması sahih olursa, onunla aynı hizada bulunması söz konusu olur, dolayısıyla imamın namazını bozar, kendi isteği dışında ona zarar vermiş olur. Kadınların imama uymaları için, imamın kadınlara imamlık etmeye niyet etmesi şart koşuldu ki, nzası ve iltizamı olmaksızın imama bir zarar gelmesin. Böyle bir şey erkekler için söz konusu değildir.

    Özetle: İmamın sadece bir şekilde imamlığa niyet etmesi şarttır. O da kadınlara imamlık etmeye niyet etmesi durumudur.
    Eğer namaz kılmakta olan kişi, imama uyan kişi ise daha önce de geçtiği üzere, kılacağı namazı tayin eder. Fazla olarak imama uymaya niyet eder. Meselâ, şöyle niyet eder; Öğle namazının farzını kılmaya ve imama uymaya niyet ettim. Yahut imamın kılmakta olduğu namaza başlamaya niyet ettim yahut imamın kılmakta olduğu namaza niyet ettim, demek gibi.

    c - Niyetin Vakti:
    Niyetin tekbir vaktinde olması, yani niyetin tekbire yakın olması mendubtur. Hanefîlere göre, niyetin iftitah tekbirinden önce olması sahihtir. Ancak, bu ikisi arasında, birini diğerinden ayıracak bir iş bulunmadığı zaman, niyetin önceden yapılması sahihtir. Niyet ile iftitah tekbirinin birbirine yakın olması, şart değildir.
    (el-Bedâyi', 1,127 vd.; ed-Durru'l-Muhtâr, 1,406 vd.; Tebyînu'l-Hakâik, 1,99 vd.; Fethu'l-Kadir 1,185 vd.;el-Lubâb, 1,66)


    Maliki Mezhebi:
    Niyet, bir şeyi kastetmektir. Niyetin yeri kalbdir. Namaza niyetlenmek farzdır. Racih olan görüşe göre, niyetin kalb ile meselâ, öğle namazının farzına kastetmek suretiyle olması şarttır. Bir şeye kastetmek, onun mahiyetine kastetmekten ayrıdır.. En iyisi niyetin söz ile yapılmasını terketmektir. Ancak vesveseye kapılan kimseler için, şubhenin giderilmesi bakımından niyeti telaffuz etmek mustehabtır.

    Niyetin iftitah tekbirine yakın olması vacibdir. Eğer niyet uzun bir zaman aralığı ile önce yahut sonra yapılırsa ittifakla batıl olur. Eğer az bir zaman öne alınırsa muhtar olan bir görüşe göre sahihtir. Hanefîler bu görüştedir. Bir görüşe göre ise batıldır, Şafıîler bu görüştedir.
    Farz namazlarla sünnet olan bir namazda (vitir, bayram namazları, küsuf ile husuf namazı, -Bu konuda güvenilen görüş, bunun mendub olduğudur- yağmur namazı) ve sabah namazının iki rekât sünnetinde niyeti belirlemek vacibtir. Diğer nafile namazlarda vâcib değildir. Meselâ, kuşluk namazı, farz namazlara bağlı sünnet veya nafile namazlar, teheccud namazında vâcib değildir. Bu gibi namazlarda mutlak nafileye niyetlenmek yeterlidir. Eğer zevalden önce kılmıyorsa niyet kuşluk namazına, öğle namazından önce ve sonra kılındığında öğlenin sünnetlerine, mescide girdiği sırada kılındığında tahiyyetu'l-mescid namazına, gece kılmıyorsa teheccud namazına, vitir namazından önce kılmıyorsa yatsı namazının son iki rekât sünnetine ait olmuş olur.
    Eda yahud kaza niyeti yahut rekât sayıları şart değildir. Dolayısıyla eda niyeti ile kaza, kaza niyeti ile eda etmek sahih olur.
    Tayin şekillerinden bir tanesi bu hükümden istisna edilir. O da şudur:
    Bir şahıs eğer mescide girer de imamı namaz kılarken bulursa ve kılmakta olduğu namazın Cuma namazı olduğunu zannederse ve cuma namazı diye niyet ederse, sonradan bu namazın öğle namazı olduğu ortaya çıkarsa, namaz sahih olur. Aksi durum olursa batıl olur.
    Bir kimsenin namazı tek başına kılmaya yahut imama uymaya niyet etmesi vâcibdir, imam olmaya niyet etmesi vacib değildir. Ancak, cuma namazı ile iki namazı birleştirerek cem-i takdim tarzında, yağmur yahut korku sebebiyle kılarken, bir de başka bir imamın yerine İmamlık ederken (İstihlâf) niyet etmek vacibdir.stilâf: İmam yahut namaz kılanların, cemaatten birini namaz kıldırmak üzere öne geçirmeleridir.Bu da imanım abdestinin bozulması yahut başka sebeplerle namazının bozulmasından ötürü yapılır, imam mescidden dışarı çıkmadan önce, yerine başkasını geçirmesi gerekir.) Çünkü bu gibi durumlarda imam şarttır. İbni Ruşd cenaze namazını da buna ilâve etmiştir. Eğer imam cuma namazında imamlığa niyet etmeyi terkederse hem kendisinin hem de cemaatin namazları batıl olur. Eğer bir kimse niyeti, yağmur sebebiyle cem-i takdim tarzında namazları birleştirerek kılarken terketmişse, ikinci namaz batıl olur. Bir kimse niyeti korku namazında terkederse, imama uyanlardan sadece birinci gurubun namazı batıl olur, imamın ve ikinci gurubun namazları ise sahih olur. Bir kimse niyeti, başkasının yerine imamlığa geçirildiği bir namazda terketmişse, imamın namazı sahih, cemaatin namazı batıl olur.
    (eş-Şerhu'l-Kebir, 1,233,520; eş-Şerhu's-Sağîr ve Haşiyetü's-Savî, 1,303-305; el-Kavânînu'l-Fıkhıyye, 57; Bidayetu'l-Muctehid, 1,116)


    Şafiî Mezhebi:
    Niyet, bir şeyi yapmaya yakın olarak kastetmektir. Niyetin yeri kalbdir. Tekbirden önce niyeti dille söylemek mendubtur. Bir kimse niyetin peşinden kalbi ile yahut dili ile "inşallah" derse bundan teberruk etmeyi yahut her şeyin Allah'ın dilemesi ile vuku bulduğunu kastederse, bunun namaza bir zararı olmaz. Eğer bununla niyeti bir şeye bağlamayı yahut şubheyi kastederse, namazı sahih olmaz. Eğer namaz farz, cenaze namazı gibi farz-ı kifaye, kaza namazı yahut iade edilen bir namaz yahut adak namazı gibi vâcib bir namaz olursa üç şeyi yapması gerekir.
    Kılınan namazın farz bir namaz olduğunu kastetmek, namaz fiilini yerine getirmeyi kast etmek, sabah öğle ve benzeri farzın türünü belirlemek. Meselâ, öğle namazının farzını kılmaya niyet etmek gibi.

    Niyetin, iftitah tekbirinin cuzlerinden birine yakın olması şart koşulur. Şafîî'lere göre, örfte namaz işlerine başlamadan önce namaza hazırlık yapmak ve namaz ile niyetin birbirine yakın olmasından kastettikleri mana budur. Mutemet olan görüşe göre icmalen de olsa iftitah tekbirinden önce başından sonuna kadar namazdaki söz ve fiilleri zihninde toparlaması, tekbir esnasında bunu aklından geçirmesi lâzımdır.
    Eğer kılınmakta olan namaz, namaz vakitlerine bağlı sünnetlerde olduğu gibi, vakte bağlı bir nafile namaz ise yahut istiska namazı gibi bir sebebe bağlı namaz ise, iki şey vâcib olur:
    Bu işi yapmayı kastetmek ve öğle namazının sünneti, bayram namazları yahut kuşluk namazı gibi bir namaz olduğunu tayin etmek. Sahih olan görüşe göre, böyle bir namazın nafile namaz olduğuna niyet etmek şart koşul*maz.
    Mutlak nafile namazlarda, namaz fiiline niyet etmek yeterlidir. Mutlak nafile, tahiyyetu'l mescid, abdestin sünneti olan namazda olduğu gibi, vakit veya sebebe bağlı olmayan namazdır.
    Niyetin Allah'a nisbet edilmesi vacib değildir. Çünkü ibadet Allah'tan başkası'na yapılamaz. Fakat ihlâs manasının gerçekleşmesi için, niyetin Allah'a nisbet edilmesi mustehabtır.
    İhtilâftan kurtulmak için kıbleye yönelmeye ve kılınacak namazın rekâtlarının sayısına niyet etmek de mustehabtır. Bir kimse kılmakta olduğu farz bir namazın rekât sayılarında hataya düşerse meselâ, öğle namazını üç yahut beş rekât olarak niyet ederse namazı geçerli olmaz. Nitekim bunun edaya yahut kazaya niyetlenmesi mustehab olur.
    En sahih görüşe göre, kaza niyeti ile eda namazı, özür var ise eda niyeti ile kaza namazı kılmak sahihtir. Bu özür, bulut yahut başka sebeblerle vakti bilmemek gibi durumlardır. Bir kimse vaktin çıktığını zannederek buna kaza olarak niyetlenip kılsa, sonradan vaktin çıkmamış olduğu ortaya çıksa yahut vaktin devam ettiğini zannederek eda niyeti ile kılsa ve sonradan vaktin çıkmış olduğu ortaya çıksa, namazı sahih olur.
    Bunun gibi, özür bulunmaması hâlinde lugat manasını kastedince namazı sahih olur. Çünkü bunların her biri diğerinin yerinde kullanılmaktadır. Sen şöyle dersin: Borcumu ödedim veya eda ettim. Bu iki ifade de bir manaya gelir. Borcun kazası yahut edası, birdir. Yani ödenmesi demektir.
    Fakat bir kimse bunu bir özrü olmaksızın yapar da lugat manasına niyet etmezse namazı oyuncak hâline getirdiği için sahih olmaz. Vakte değinmek şartı yoktur. Bir kimse bir namazı kaza ederken gününü belirlese fakat hataya düşse zarar vermez. Üzerinde kaza borcu bulunan kimse için falan günün öğle namazını kaza etmesi şart değildir. Belki sadece öğle namazının kazasına niyet etmek yeterlidir. Gün veya ay veya yılı, mutemet olan görüşe göre zikretmek mendub değildir.
    Bütün namazlarda niyet şarttır. Bir kimse kılmakta olduğu namazın niyetinde şubheye düşse namazı batıl olur.
    İmam olan kimsenin imam olmaya niyet etmesi şart değildir. Bilakis mustehabtır. Bunun sebebi, cemaat faziletini elde etmektir. Eğer imam imamlığa niyet etmezse cemaat fazileti onun için hasıl olmaz. Çünkü bir kimse için ancak niyet ettiği amelin sevabı söz konusudur.
    Dört durumda imamlığa niyet etmek şart koşulur:
    Cumua namazı için, yağmur sebebiyle cem-i takdim tarzında birleştirilen iki namaz için, vakit içinde cemaatle iade edilen namazlarda günahtan kurtulmak için, cemaatle kılınması adanan namazlar için.
    İmama uyan kimsenin ona uymaya niyet etmesi şarttır. Öyle ki, cemaat iftitah tekbiri ile birlikte imama uymaya yahut cemaat olmaya yahut imamla birlikte cemaat olmaya yahut mihrabta bulunan kimse ile birlikte namaz kılmaya niyet etmelidir. Çünkü başkasına uymak da bir ameldir. Dolayısıyla bunun da bir niyete ihtiyacı vardır. Çünkü kişiler için niyet edilenden başka bir amel söz konusu değildir. İmama izafe etmeksizin, mutlak olarak uymaya niyet etmek yeterli değildir. Eğer bir kimse, niyetsiz olarak uyarsa yahut niyetinde şubhe ettiği hâlde uyarsa, bekleme süresi uzun ise, namazı batıl olur.

    (Hâşiyetu'l-Bâcurî, 1,149 vd.; Muğni'l Muhtâc, 1,148-150,252-253; el-Muhezzeb, 1,70; el-Mecmu, III, 243-252)


    Hanbelî Mezhebi :
    Niyet, Allah'a yaklaşmak maksadı ile, kalbin bir işi yapmaya azmetmesidir. Bu sebeble, hiç bir şekilde niyet etmeksizin namaz sahih değildir. Niyetin yeri kalbdir. Kalpden niyetlenmek vâcibdir. Dil ile söylemek ise mustehabdır.
    Eğer namaz farz olursa iki şey şart koşulur:
    Namazın türünü belirlemek, meselâ öğle, ikindi yahut akşam vakti gibi vakitlerin namazı olduğunu belirlemek; diğeri, işi yapmayı kastetmektir. Bu namazın farz olduğuna niyet etmek şart koşulmaz. bni Kudame: "Doğrusu niyetin tayin edilmesi gerekir." demiştir.) Meselâ, öğle namazının farzını kılıyorum diye niyet etmek şart koşulmaz.

    Kazaya kalan namazlara gelince: Bir kimse eğer kaza namazında kalbinden bu günün öğle namazının kazası olduğunu belirlerse kaza namazı olduğuna niyet etmesine ihtiyaç yoktur. Bunun gibi eda diye niyet etmesi de gerekmez. Yanılınca eda niyeti ile kaza, kaza niyeti ile eda kılmak sahih olur.

    Kılınmakta olan namaz belirli bir nafile namaz olursa bunu belirterek niyet etmek vâcibdir. Vakte bağlı bir nafile namazı da belirlemek vaciptir. Kusuf ve yağmur namazlarında olduğu gibi, teravih, vitir, beş vakit namaza bağlı olan nafile namazlarda olduğu gibi.
    Eğer nafile namazlar, gece namazı gibi namazlardan olup mutlak ise onu niyet esnasında belirlemek vâcib değildir. Böyle bir kimsenin sadece namaza niyetlenmesi yeterlidir. Çünkü bu gibi namazlarda belirleme yoktur. Hanbelîler bu meselede Şafiîler gibi düşünmektedirler.
    Hanbeliler bu konuda şöyle demişlerdir: Bir kimse tamamlamak ile kesmek arasında tereddütlü bir niyet ile bir namaza başlarsa bu namaz sahih olmaz. Çünkü bu niyet kesin değildir; tereddüt ile beraber kesinlik meydana gelmez. Bu konuda fakihler ittifak halindedir.
    Eğer bir kimse sahih bir niyetle bir namaza başlayıp da sonradan bu namazdan çıkmaya ve bu namazı kesmeye niyet ederse, cumhura göre namaz bani olur. Çünkü namazın bütününe niyet etmek şarttır. Oysa bu kişi bazı sebeblerle bu niyetini kesmiştir. Ebu Hanife'ye göre, bu sebeble namaz batıl olmaz. Çünkü bu namaz, başlanılması sahih olan bir namazdır, hacda olduğu gibi, çıkmaya niyet etmekle fâsid olmaz.
    (el-Muğnî, 1,464-469,11,231; Keşşafu'l-Kınâ, 1,364-370)

    **************
    Niyette Şubheye Düşmek:

    Bir kimse namaz esnasında niyet edip etmediği konusunda şubheye düşerse yahut iftitah tekbiri konusunda şubhelenirse, bu namazı yeniden kılar. Nitekim Şafiîler de böyle demiştir. Çünkü aslolan şubhelenilen şeyin bulunmamasıdır. Eğer bu kişi namazını kesmeden önce niyet ettiğini yahut tekbir getirdiğini hatırlarsa namazını tamamlaması gerekir. Çünkü bu namazı iptal edecek bir şey bulunmamıştır. Eğer namaz içinde şubhe ile bir iş yapmışsa, namazı batıl olur. Nitekim Şafiîler de böyle demiştir.

    Namazda Niyet Değiştirmek:

    Bir kimse iftitah tekbirini alırken farz bir namaza niyet etse sonra bu niyetini başka bir farza intikal ettirse ikisi de batıl olur. Çünkü bu kişi birinci namazın niyetini kesmiş, iftitah tekbiri esnasında ikinci namaza niyetlenmemiştir. Bu konuda Hanbelîler Şafiîler gibi düşünmektedirler.
    Eğer farz olan böyle bir namazı nafile namaza çevirirse, Şafiîler ile Hanbelîlere göre, bu konuda iki rivayet vardır; Bu rivayetlerin en kuvvetlisine göre, bu namaz nafileye dönüşür. Çünkü farza niyetlenmek nafileye niyetlenmeyi de içine alır.
    Bunun dayandığı delil şudur: Böyle bir kişi bir farz namaz için iftitah tekbiri getirdikten sonra vaktinin girmediği anlaşılsa kılmakta olduğu namaz nafileye dönüşür, farz ise sahih olmaz. Fakat, nafile olan bu namazı ibtal edecek bir şey de vuku bulmamıştır.
    Bütün ibadetlerde bir işi Allah tealâ'ya nisbet etmek şart değildir. Meselâ, Allah için namaz kılıyorum, Allah için oruç tutuyorum, demek gibi. Çünkü ibadetler zaten Allah için yapılır. Vâcib kılanların ihtilâfından çıkmak için dille söylemek mustehabdır. Nitekim namazın rekât sayılarını ve namaz için kıbleye yönelmeyi söylemek de şart değildir. Şafiîler de aynı görüşü kabul etmişlerdir.
    İftitah tekbiri alırken ya ona yakın yahut biraz önce niyet edilir. Nitekim Malikîler ile Hanefîler de bu görüştedirler. Fakat en faziletlisi niyetin iftitah tekbirine yakın olmasıdır.
    Cemaatin sahih olması için imam ve cemaatin kendi durumlarına niyet etmeleri gerekir. Yani imamın imam olduğuna, cemaatin de namazın başında imama uymakta olduğuna niyet etmesi şarttır.
    Ancak, iki durum mustesnadır:
    Birinci durum cemaatın mesbuk olmasıdır. Böyle olursa imam selâm verdikten sonra, cuma namazı dışında kendisi gibi mesbuk birine uyması gerekir.
    İkincisi şudur: Mukim olan bir kimse, namazları kısaltarak kılmakta olan seferî birine uyarsa, namazın geride kalan kısmında kendisi gibi olanlara uyması gerekir. (Vehbe Zuhayli, İslam Fıkhı Ans., C. 1, s 482-488)

  3. Abdulmuizz Fida

    Abdulmuizz Fida فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ Yetkili Kişi Site Admin

    Fakihler, taharette/abdestte niyetin şart olup olmadığında ihtilâf etmişlerdir.

    Hanefîler dediler ki : Sevab elde edilmesi için abdest alanın niyetle başlaması sünnettir.
    (ed-Durru'l-Muhtâr, 1,98-100; el-Lubâb, I, 16; Meraku'l-Felah, 12; el-Bedâyi', I, 17; Mukarene tu'l-Mezahib fi'l-Fıkh, 14)
    Vakti de, bütün fiilinin kurbet (ibadet) olması için istincadan öncedir. Şekli ise, kişinin hadesin kaldırılmasına ya da namaz kılmaya, abdeste veya emre uymaya niyet etmesidir. Mahalli kalbdir. Kalb ve dil fiilini birleştirmek için dili ile söylerse bu da mustehabtır.
    Niyetin farz olmadığını söylemeleri, serinlenmek için abdest alanın, yüzmek, temizlenmek veya boğulanı kurtarmak vb. için suya girenin abdestinin sahih olacağı sonuçlarını doğuruyor.
    Bu görüşleri için şu delilleri getirdiler:
    1 - Kur'an'da zikredilmemiştir: Abdest ayeti sadece, üç organın yıkanması ve başın meshini emretmiştir. Ahad hadisi ile niyeti şart koşma Kitab'ın nassına ziyadedir. Onlara göre de Kitab'a ziyade nesh sayılır, Ahad ile nesh sahih olmaz.

    2 - Sünnette de geçmemiştir: Bilmediği hâlde, Peygamber (s.a.v.) bedeviye niyeti öğretmemiştir. Niyet teyemmumde farzdır, çünkü toprakladır, hadesi de asaleten gidermez, sadece suya bedeldir.
    3 - Diğer taharetlere kıyas: Abdest su ile taharettir; necasetin giderilmesinde olduğu gibi onda da niyet gerekmez. Setr-i avret gibi, namazın diğer şartlarında da niyet gerekmiyor, zimmî kadının Müslüman kocasına helâl olması için hayızdan yıkanması da gerekmemektedir.
    4 - Abdest namaz için vesiledir. Bizzat maksut değildir; niyet ise maksatlarda istenen bir şarttır, vesilelerde değil.


    Hanefîlerin dışındaki Fakihlerin Cumhuruna Göre: İbadetin veya Allah tealâ'ya kurbet kastının gerçekleşmesi için abdeste niyet şart/ farzdır.
    (el-Mecmu 1,361; el-Muhezzeb 1,14; Bidâyetu'l-Muctehid 21 el-Kavânînu'l-Fıkhıyye, 31; eş-Şerhu's-Sağîr, L 114 vd.; eş-Şerhu'l-Kebîr, I, 93 vd.; Muğni'l-Muhtâc, 1,47 vd.; el-Muğnî, 1,110 vd Keşşafu'l-Kınâ', 1,94-101)
    Yeme, içme, uyku vb. gibi ibadet dışında olan şeyler için alınan bir abdestle namaz sahih olmaz.
    Şu delilleri ileri sürdüler:
    a) Sünnet: Peygamber (s.a.v.)'ın hadisi: "Ameller ancak niyetlere göredir. Ve kişi için ancak niyeti vardır." (Sıhhatinde ittifak edildi. Cemaat, Hz. Ömer'den rivayet etti. Neylu'l-Evtâr, I, 131)
    Yani şer'an kabul edilen ameller niyetle olur. Abdest ameldir; şer'an ancak niyetle bulunabilir.
    b) İbadette İhlasın gerçekleştirilmesi: Allah tealâ, "Dinde ihlâsla Allah'a ibadet etmekle emrolundular." buyurdu.
    Abdest de, emredilen bir ibadettir. Allah teâla'ya ancak halis bir niyetle tahakkuk eder. Çünkü ihlâs kalbin amelidir, o da niyettir.
    c) Kıyas: Namazda ve namazın mubahlığı için teyemmumde şart olduğu gibi abdestte de niyet şarttır.
    d) Abdest maksudun vesilesidir, o maksudun hükmünü alır. Allah tealâ, "Namaza kalktığınızda yüzünüzü yıkayın." buyurdu. Bu da gösteriyor ki, abdest namaz için emredilmiştir. İstenen, namaz için azaların yıkanmasıdır, o da niyetin manasıdır.

Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş