1. This site uses cookies. By continuing to use this site, you are agreeing to our use of cookies. Learn More.
  2. Duyuruyu Kapat

Haber Adımlar Dergisi : ' Selam Sana Kaddafi'!

Konu, 'Deşifre Haber' kısmında zindabad tarafından paylaşıldı.

  1. zindabad

    zindabad زينداباد Kullanıcı

      
    Kendilerini KOMUTAN Salih Mirzabeyoğlu nun askerleri gibi gören adımlar dergisi Kaddafinin ölüm yıldönümü münasebetiyle yayınladıkları yazıda KADDAFİYE ŞEHİT DEMEKLE KALMAYIP intikamını alacaklarını duyurdular.
    Kendiside aslen libyalı olan Şeyh YAHYA EL LİBİ NİN-LİBYA HALKINA - başlıklı makalesini adımlar dergisine harırlata bilen hatirlatsın...

    Şeyhin o yazısından bir alıntı.

    [​IMG]

    Libya’daki ehlimizi zalim tağutun öldürülmesi, çürümüş rejiminin yıkılması, kötü taraftarlarının dağılmasından ötürü tebrik etmeden önce sözümü anne, baba, eş ve çocuk; tüm şehit ailelerine en içten taziyelerimi sunarak açıyorum.
    ...Sonra sizi, bu çağdaki despotluk rükünlerinden birinin düşüşünden, despot rejimlerin en kötülerinden kara bir rejimin (ki tüm despotluklar karadır) çöküşünden, zulüm, haksızlık, zorbalık ve kibir direklerinden birinin devrilmesinden, hak yola karşı gelen, Allah ve Resulü’ne düşmanlık eden, Allah’ın ayetleriyle alay eden, küstahlıkta pek ileri giden, ülkede azgınlık eden ve bulunduğu yerde kötülüğü artıran aptal bir aklın iktidarının parçalanması münasebetiyle bir kez daha kutluyorum -
    http://www.kureselajans.com/haber/1499-ebu-yahya-el-libi-libya-ya-seslendi.html#sthash.ZwrYlKoH.dpuf



    İŞTE O HABER

    [​IMG]

    Ömrü Filistin Davası’nı desteklemekle geçmiş;

    Ve ülkesinin bütün maddî ve manevî kaynaklarını bu uğurda harcayan;

    Bu sebeble Tabiî Düşman İsrail’in düşmanlığını üzerine çekmiş ve yine bu sebeble Esas-Ortak Düşman Amerika’nın da “İsrail’in yok edilmesi gereken bir düşmanı” olarak belirlediği;

    Bu çerçevede BOP-Amerikancı Büyük Ortadoğu Projesi’nin genişletilmesi kararını alarak, BOP Eşbaşkanı Erdoğan’ın ağzından ilanla “Büyük Ortadoğu ve Genişletilmiş Kuzey Afrika Projesi” kapsamında hedef tahtasına oturtulan;

    Amerika ve BOP’un işbirlikçi Eş Başkanları tarafından, Amerika, Fransız ve NATO bayrakları altında “Cuma namazı” kılan çapulcu, çakal, it sürüsüne parçalattırılarak katlettirilen;

    Ambargo altında olduğumuz zor zamanlarımızda, silâh depolarını ardına kadar açıp, gıda stoklarını sırtında un çuvalı taşıyarak paylaşan ve Libya’nın işgâlinden önce topraklarını Batılı şirketlere kapatıp, yalnız Türk firmalarına açan Gerçek Türk Dostu;

    Albay Muammer Kaddafi’nin şehâdetini, saygıyla selâmlıyoruz!

    Onun kanıyla birlikte, bölgemizde İsrail’in güvenliğini sağlamak için dökülen bütün kardeşlerimizin kanlarının hesabını sormaya;

    Ilımlı İslâm‘ın – Amerikan İslâmı‘nın “geberdi” diyen işbirlikçilerine inat:

    Bütün şehidlerimizle birlikte, Kaddafi’nin de hakkını-intikâmını alacağımıza yemin ediyoruz!

    ADIMLAR Dergisi

    20 ekim 2015

    Son düzenleme: 28 Ekim 2015
  2. fisebililkahhar_

    fisebililkahhar_ !صبرا يا نفسي معنا الله Kullanıcı

    Kişi sevdigiyle beraberdir...Ne diyelim
  3. akıncıbir

    akıncıbir Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Biraz siyaset öğrenmeye çalışsanız iyi olur.Kaddafi nezninde tüm Müslüman Libya halkını sahipleniyorlar.Batı ve ABD denen kafirlerin saldırılarına karşı.Siz kalbini yarıp baktınız mı şehit olmadığına hükmediyorsunuz.Son nefesin de yanındamıydınız.Kafir uçaklarının bombaları ile konvoyu vurulup yerli işgalciler tarafından katledilen Libya halkının liderinden bahsediyoruz.Tarafınız ABD mi, yoksa Müslümanlar mı.
  4. akıncıbir

    akıncıbir Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Ümmet olmayı öğrenmediğimiz sürece başımıza büyük belalar geleceği kaçınılmazdır.Doğru hedefe mevzilenmeden yapılan her saldırı gerçek düşman ABD-BATI'nın işine yaramaktadır.Siyasi bir bakış acısı olmadan o bizim guruptan değil diyerek Müslümanları yalnızlaştıranlar, gerçek düşman ABD-Batı tarafından saldırıya uğradıklarında yalnız kalmaya mahkum olurlar.
    Adımlar dergisi "Işid sen oradan biz buradan" başlığı ile yayınladığı yazı ve Irak cihadını desteklediği için 6 ay önce bombalı saldırıya uğramış ve bir yazarı bu saldırıda şehit olmuştur.
    Işid'le itikadi olarak taban tabana zıt görüşte olsa da siyasi olarak ABD ve Batı karşısında ve onların taşeronları PKK gibi sol örgütlere karşı desteğini Işid'den ve ırak cihadında olan direnişcilerden yana kullanmış ve bedel ödemiştir.
    Kaddafi değerlendirmesi de aynıdır.Olaya itikadi olarak değil siyasi olarak ABD ve Batı saldırılarına karşı tarafını Kaddafi ve Libya halkından yana kullanmıştır.
    Gerçek düşmanın gücünü arttırması mı önemli olan o gücü kesmek mi.
    Libya petrollerinin yeni sahibi ABD ve Batı artık.
    Diğer Arap ülkeleri ABD ve Batının kuklaları zaten.
    Şöyle bir teori ile örneklendirelim.
    Bir hedefe yöneldiğinde füze ile vurulacak uzaktaki bir hedef var olduğunu düşünelim.
    Elinizde silah var ve o hedefi siahla vurmanız imkansız.
    Ne yaparsınız silahı ateşlerseniz gücünüz boşa gidecek elinizdeki mermiden de olacaksınız.
    Burada yapılması gereken elindeki silahla füze almanın yollarını aramaktır.
    Silahı füze alma da aracı vasıta kılmaktır.
    Hedefe ulaşmak için aracı hedefe yönelmek.
    Yoksa gücüne bakmadan yalınkılıc çıkılırsa elindeki silahtan da olunur.
  5. Ebu Mervan

    Ebu Mervan Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Her ABD ' den saldırıya hedef olan kişi şehid mi? Tarafımız Müslümanlardır Kaddafi kafiri nezamandır müslümandıki? Şu "vahdet" anlayışınızı kendinize saklayın. Adam'ın yeşil kitabı vardı Kurandan "Deki" yani "قل" kelimesini çıkarmış bu sadece peyagmber için geçerlidir demişdir. Bu ne perez bu ne lahana turşusu. Böyle kafirleride eleştirenleride hemen ABD taraftarımısınız diye yazmayıda ne çok seviyorsunuz.
  6. zindabad

    zindabad زينداباد Kullanıcı

    akıncıbir
    Hayatını AMERİKA ve Kaddafi gibi tağutlarla mücadeleye adamış, aslen LİBYA'lı olan , Libyayı ve Kaddafi despotunu senden benden iyi bilen
    ŞEHİD -iNŞAALLAH- ŞEYH EBU YAHYA EL LİBİ , LİBYA VE KADDAFİ hakkında gerekeni konuşmuş bizede sanada daha bir şey söylemek düşmez VESSELAM.



    Kardeş bence sen bu meseleyi biraz daha araştır. ve öğrendiklerini ibda cı kardeşlerine çekinmeden aktar inşaalah
  7. zindabad

    zindabad زينداباد Kullanıcı

    Ebu Yahya El Libi Libya'ya Seslendi
    El Kaide liderlerinden Şeyh Ebu Yahya El Libi, Libya'da İslam bayrağı yükselmedikçe ölenlerin hakkının ödenemeyeceğini söyledi. Libyalılara seslenen Ebu Yahya El Libi, "Haklarınızı Batıya teslim etmenizi size yakıştıramam" dedi.

    [​IMG]

    Ebu Yahya El Libi Libya halkına seslendi. Libya'daki devrimin olgunlaşmış meyvelerinin henüz toplanmadığını söyleyen Ebu Yahya El Libi, "Bu meyveleri açgözlü Batı'ya kaptırmayın!' dedi.
    Libya'da İslam bayrağı yükselmedikçe, devrimde ölenlerin ve yaralananların hakkının ödenemeyeceğini belirten Şeyh Ebu Yahya El Libi, bugün İslam bayrağı yükselmezse, Libyalıların ileriki yıllarda yine, adil ve dürüst bir yönetim için kanlarıyla bedel ödemek zorunda kalacaklarını vurguladı.
    Libyalı alimleri, İslam davetçilerini bir komisyon kurmaya çağıran Ebu Yahya El Libi, "Ekonomisi çökmekte olan Batının size, sizin onların tavsiye ve hükümlerinize duyduğunuzdan daha çok ihtiyacı var. 40 yıllık Kaddafi rejiminden sonra, haklarınızı ve özgürlüklerinizi gidip Batı'ya teslim etmenizi size yakıştıramam" diye konuştu.
    Açıklamanın tam metni:

    Bismillahirrahmanirrahim

    Hamd Allah’a, salat ve selam Allah Resulü’ne, ehline, ashabına ve izinden gidenlerin üzerine olsun. Ve sonra:
    Sevgili İslam ümmetim, Libya’daki Müslüman ehlimiz ve kardeşlerimiz!
    Selamun aleykum ve rahmetullahi ve berekatuh.

    Libya’daki ehlimizi zalim tağutun öldürülmesi, çürümüş rejiminin yıkılması, kötü taraftarlarının dağılmasından ötürü tebrik etmeden önce sözümü anne, baba, eş ve çocuk; tüm şehit ailelerine en içten taziyelerimi sunarak açıyorum. O şehitler ki, kendilerinin, halklarının ve ülkelerinin boyunlarını, helak olan zorbanın kırk yıldır vurduğu siyah kölelik boyunduruğundan kurtarmak için canlarını verdiler, kanlarını akıttılar. Yüce ve Kerim olan Allah’tan kendilerini katında kabul etmesini, derecelerini yükseltmesini, Firdevsu’l A’la’ya yerleştirmesini, bizler ve ümmetimiz için yaptıklarından ötürü kendilerini en güzel şekilde mükafatlandırmasını niyaz ediyorum. Aynı şekilde ailelerine sabır, kalplerine metanet vermesini, sıkıntılarını gidermesini, (şehitlerini) daha iyileriyle telafi etmesini diliyorum. Subhanehu ve Teala’dan yaralılarına acilen şifa vermesini, sağlık ve afiyet elbisesi giydirmesini ve kendilerini kıyamet günü yaralarından rengi kan rengi, kokusu misk kokusu olan kan akar şekilde gelenlerden kılmasını istiyorum. Kerim olan Allah’tan bu ülkeye bu büyük fedakarlıkları, kötü arzularının esiri olanlardan ve devrim hırsızlarından koruyup savunacak dürüst, vefalı, inançlı, kararlı ve bilinçli insanlar göndermesini diliyorum.
    Sonra sizi, bu çağdaki despotluk rükünlerinden birinin düşüşünden, despot rejimlerin en kötülerinden kara bir rejimin (ki tüm despotluklar karadır) çöküşünden, zulüm, haksızlık, zorbalık ve kibir direklerinden birinin devrilmesinden, hak yola karşı gelen, Allah ve Resulü’ne düşmanlık eden, Allah’ın ayetleriyle alay eden, küstahlıkta pek ileri giden, ülkede azgınlık eden ve bulunduğu yerde kötülüğü artıran aptal bir aklın iktidarının parçalanması münasebetiyle bir kez daha kutluyorum. Sadece birkaç ay içinde iki komşusuna; kötü komşularına yetişmesi ve onlarla beraber dünyada utanç, zillet ve aşağılanmanın acısını tatması için (devrildi). Ahiret azabı ise küfrü üzere ölen ya da aşırı giden ve (küfründe) ısrar edip tövbe etmeyen, hakka dönmeyen ve kötülüğünden uyanmayanlar için daha utanç verici ve daha acıdır. ‘Uyarıldıkları günlerinden dolayı vay o inkar edenlerin haline!’ (Zariyat, 60). Allahu Teala şöyle buyurmaktadır: ‘De ki: "Ey mülkün sahibi olan Allah'ım! Sen mülkü dilediğine verirsin. Dilediğinden de mülkü çeker alırsın. Dilediğini aziz edersin, dilediğini zelil edersin. Hayır senin elindedir. Şüphesiz sen her şeye hakkıyla gücü yetensin." (Al-i İmran Suresi, 26). Büyük sahabi Ebu Musa El-Eşari (r.a.), rivayet ettiği bir hadiste şöyle demektedir: Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır: ‘Allah zalime mühlet verir. Yakaladığında ise bir daha yakasını bırakmaz.’ Ardından şöyle dedi: ‘Sonra şu ayeti okudu: ‘Zulme sapmış memleketlerin halkını yakaladığında, Rabbinin yakalaması işte böyledir! Şüphesiz onun yakalaması can yakıcı ve şiddetlidir.’
    Libya’daki Müslüman kardeşlerim!

    40 seneden fazla süren bereketsiz Kaddafi Rejiminin temkininden; bu dönemde tüm hakimiyet vesileleri kendisine kolaylaştırıldıktan, mutlak tasarruf koşulları oluştuktan, elini ülkenin ve kulların üzerine yaydıktan, mal ve evlatlarla güçlendirildikten, bu dünyada ölümsüzlük temennisi sloganları (ölene kadar krallık) attıktan ve o çok aldatan (şeytan) kendisini Allah hakkında bile aldattıktan sonra işte Allahu Teala planıyla onu, insanlar değişim kanunu yolunu tuttuktan ve onun yasalarına karşı çıktıktan, doğru yolu benimsedikten, birleştikten ve meydan okuduktan, despotun kendilerine vesvese vesilesi kıldığı bitkinlik hastalığını kalplerinden attıktan sonra sadece birkaç ay içinde yok etti. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem bizleri İslam Ümmeti’nde yayıldığı takdirde bu amansız hastalık hakkında uyarmış, ciddiyetini ve kötü akibetini bize haber vermiştir. Bu despotun işleri Allah’ın lütfüyle ters yüz oldu. Allahu Teala bu olaylarda gösterdiği ayetleri, insanı Rabbine daha çok boyun eğer ve daha mütevazı kılmakta, Zatına (c.c.) güveni ve bağlılığı, lütfünü onayıp itiraf etmeyi artırmaktadır. Aynı şekilde (insan) bu şekilde kesin olarak mülkün tümünün Allah’ın olduğunu, onu ilmi, hikmeti ve kudretiyle istediği gibi yönettiğini, istediğine verdiğini ve istediğinden de aldığını, O’nun hükmünü bozacak kimsenin olmadığını, emrine kimsenin karşı koyamayacağını bilir. Ellerindeki güç, silahlar, adamlar ve üstünlükleriyle o kibirli zorbalar, Allah’ı aciz bırakamazlar, Allah’tan kaçamaz ve kurtulamazlar. Allahu Teala şöyle buyurmaktadır: ‘İnkar edenler, asla yakayı kurtardıklarını zannetmesinler. Çünkü onlar aciz bırakamazlar.’ Allahu Azze ve Celle ayrıca şöyle buyurmaktadır: ‘İnkâr edenlerin (Allah'ı) yeryüzünde aciz bırakacaklarını sanma! Onların varacağı yer cehennemdir. Ne kötü varış yeridir o!’
    Bununla birlikte biliyorsunuz ki haksızlık ve zulme karşı, büyüyüp aşırıya kaçmasından ve pekişmesinden önce savaşılması ve daha başlangıcında yolunun kesilmesi gerekir. Eğer Libya’daki Müslümanlar bu zorbaya karşı yönetime geçtiği ilk günlerde ya da senelerde bu direnişlerini gösterselerdi ya da daha önce kendisine karşı çıkıp savaşanların yanında dursalardı onlarca yıldır kendilerini bırakmayan türlü eziyetler, aşağılanmalar, zulüm, korku ve yersiz yurtsuz kalma dertleri başlarına gelmezdi. Bu kadar ağır fedakarlıklara da gerek kalmazdı. Allah’tan (bu fedakarlıkları) kabul buyurmasını, ülke ve kullar için hayrın anahtarı kılmasını niyaz ediyoruz. Size ve İslam ümmetine nimetinden ve cezaları amellerinin cinsinden olan bu despotta, bozguncu oğulları ile mücrim çetelerinde büyük ayetlerinden birini sizlere göstermesinden ötürü Allahu Subhane’ye çok hamdediyor, daima şükrediyoruz. Onlardan bazıları ve can pareleri kendi iktidarları döneminde katletmekte direndikleri gibi öldürüldüler. İnsanları sonsuza dek yerlerinden yurtlarından ettikleri gibi kendileri de yeryüzünde saçılıp yersiz yurtsuz kaldılar. Kendileri ile oğulları ve ailelerinin arası açıldı. Tüm analara ya da eşlere veya babalara yaptıkları gibi yeryüzünde paramparça oldular. Halktan binlercesinin (iktidardakilerin) zulümleri, zorbalıkları ve kötü muameleleri yüzünden mülteci olarak kaçtıkları gibi kendileri de mülteci olarak kaçtılar. İşte şimdi onlardan yaşayanlar, daha önce kovalayıp korkuttukları gibi kovalanan ve korkmuş olarak yaşıyor. İnsanların mülklerini, gayrimenkullerini ve paralarını soydukları gibi soyuldular. Ey Müslümanlar! Bugün siz Allahu Teala’nın şu ayetlerini teslim, tevazu ve şükrederek okumalısınız: ‘Onlar geride nice bahçeler, nice pınarlar bıraktılar. Nice ekinler, nice güzel konaklar! Zevk ve sefasını sürdükleri nice nimetler! İşte böyle! Onları başka bir topluma miras bıraktık. Gök ve yer onların ardından ağlamadı; onlara mühlet de verilmedi.’ Şunu bilmelisiniz ki Müslüman kardeşlerim! Allah sizin omuzlarınıza ağır bir emanet yükledi. Sizlerin de bu emaneti koruyup gözetmeniz, hakkını en iyi şekilde vermeniz gerekir. Sizin elde ettiğiniz bu zafer, Allah’ın size bahşettiği ilahi bir hediyesidir. Zayi edilmekten korunması, çalınmaktan muhafazası şu anda dürüstlük ve samimiyet ehli üzerine düşen en önemli görevdir. Allahu Teala şöyle buyurmaktadır: ‘Allah size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Doğrusu Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor! Şüphesiz ki Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.’ Şu an Allah’ın lütfüyle Kaddafi, oğulları, çeteleri ve sıkıntı verici rejimi bir daha dönmemek üzere gitti. Ancak sonrasında ne olacak?
    Zafer sarhoşluğu ve kahramanlıklardan bahsetmekle meşgul olmak, iyi işleri saymaya dalmak çatışmaların kazancının elden gitmesinin, gerçekleştirilmesi uğrunda savaşılan hedeflerin kaybının direk sebebi olabilir. Ve belki de uğrunda kanların akıtıldığı, canların verildiği ve derin yaraların açıldığı meyvenin toplanması önünde muhkem bir engel teşkil eder. Özellikle de bu zafer, ehli için beklenmeyen; göz kamaştırıcı ve sürpriz bir zafer idiyse! Allah Azze ve Celle’nin ‘Andolsun, Allah size verdiği sözünde sadık kaldı; siz O'nun izniyle onları kırıp-geçiriyordunuz. Öyle ki sevdiğiniz (zafer)i size gösterdikten sonra, siz yılgınlık gösterdiniz, isyan ettiniz ve emir hakkında çekiştiniz. Sizden kiminiz dünyayı, kiminiz ahireti istiyordu. Sonra (Allah) denemek için sizi ondan çevirdi. Ama (yine de) sizi bağışladı. Allah mü'minlere karşı fazl (ve ihsan) sahibi olandır’ buyurduğu gibi bizler için Uhud Gazvesi hadisesinde iyi bir ders vardır. Kanlı, katil, köklü bir rejimin karşısında zafer elde etmenin vergisi (ni ödemek) basit değildir. Ancak zafere ulaşmanın vergisinden daha ağır olanı, bu zaferi korumak, gayesini doğru şekilde gerçekleştirmektir. Bu nedenle de zafer sevincinin Libya’daki samimi, dürüst, akıl ve hikmet sahibi insanları meşgul etmemesi, bu şahısların aşırı uyanıklık, daimi kavrayış ve tam dikkatlilik gibi kendilerinden beklenen görevlerini ihmal etmemeleri gerekir. Öyle ki bu fedâkârlıklar, kahramanlıkları sayma konuşmalarının coşkusu ortasında kaybolup yok olmasın ve kötü insanlar–dürüst insanların haberi olmadığı bir sırada- bu büyük çabaları çalmak için – modern devrimlerin birçoğunun sonucunda görüldüğü gibi- ellerini uzatıp doymasınlar! Öyle ki bu devrimlerde Allah kendilerine sevdikleri şeyi (galibiyet) gösterdikten sonra (devrimi) gerçekleştirenlerin çabaları boşa gitmiş, olgunlaştığında ve toplanma vakti geldiğinde meyveleri kapılmıştır. Sıkıntısına katlanan ve belalarına dayananlar keder ve üzüntünün acısından başka bir şey tatmadılar. Parmaklarını ısırdılar ancak pişmanlık bir fayda vermez. Allahu Teala şöyle buyurmaktadır: ‘Küfredenler, size apansız bir baskın yapabilmek için, sizin silahlarınızdan ve emtianız (erzak ve mühimmatınız)dan ayrılmış olmanızı isterler.’ (Nisa Suresi, 102). Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem de şöyle buyurmaktadır: ‘Mümin bir delikten iki defa sokulmaz.’
    Bu zorba rejimle çatışma Allahu Teala’nın lütfüyle sona erdi. Yakında da rivayet edilen bir tarih ve içindeki trajediler ve sevinçlerle, verilen kurbanlar ve fedakarlıklarla, atılganlık ve alınan konumlarla, kan ve gözyaşlarıyla, zorluklar ve sorunlarla hatırlanıp anlatılan olaylar olarak sayfaları dürülecek. Ancak bunların tümü, bir parça onur ve özgürlüğün tadını alabilmek için boğucu despotluk yükünü üzerinden atmak isteyen herkesin ödemesi gereken zorunlu bir vergi idi.
    Kurban verilmeden hükümdarlıklar kurulmaz
    Haklar da sahiplerine döndürülmez
    Öldürülmede nesiller için hayat vardır
    Esaretle de özgürleştirilirler
    Kızıl özgürlüğün de tüm kanlı ellerin çaldığı bir kapısı vardır

    Ancak Libya’daki ve diğer ülkelerdeki Müslüman kardeşlerim şunu bilmemiz gerekir ki bizim uzun yıllardır ateşinde yandığımız ve alevleri içinde çevrilip döndürüldüğümüz büyük davamız ve koca felaketlerimiz Kaddafi’nin, Mübarek’in ya da Zeynelabidin’in veya da diğer zulüm figüranlarından ve zorbalık direklerinden birinin şahsıyla ilgili değildir. Bizim amansız hastalığımız, o mücrimlerin mücrim kafir rejimlerini halkları üzerine musallat etmeleri ve onları Celil ve Yüce olan Rablerinin hükmünden soyutlamalarıdır. O zorba mücrimler adalet yerine zulmü ikamet ettirdiler. Merhamet, şefkat ve onur yerine şiddeti, kabalığı ve aşağılamayı getirdiler. Bozgunculuğu ve müfsitleri yaydılar, reformu engellediler ve reformcuları da kovdular. Tutkuların kanunlarını hakim kılıp yerin ve göğün Rabbinin şeriatını attılar. Dinin kökünü kazıyıp kullara lanetli beşeri kanunlarına mecbur ettiler. Tüm milletlerden Allah düşmanlarını dost edinip evliyalarına düşmanlık yaptılar, kendilerine eziyet edip dağıtıp paramparça ettiler. İman edenler arasında ahlaksızlık ve alçaklığı yaydılar. Erdem, saflık ve iffete karşı savaştılar. Cahil atalarının yolu üzerinde giderek Rablerine bir şey verip dinden bazı şeyleri bırakmışlarsa da ümmeti cahiliyet yoluna sürükleyip Allah’a ortaklar koşmaya çağıran beşeri anayasalarını musallat etmişlerdir. Bu ise kesinlikle en büyük günahtır. ‘Allah'ın yarattığı ekinlerden ve hayvanlardan O'na bir pay ayırdılar ve akıllarınca, "Şu Allah için, şu da bizim ortaklarımız (putlarımız) için" dediler. Ortakları için olan Allah'ınkine eklenmiyor. Allah için olan ise ortaklarınkine ekleniyor... Ne kötü hükmediyorlar!’ (En’am Suresi, 136). Bu nedenle anayasalarında –aralarında Libya geçici anayasa bildirgesi de olmak üzere- ‘İslam Şeriatı, mevzuatın ana kaynağıdır’ bendinin yazılı olduğunu görürsün. Aynen ilk cahiliyet devrindekilerin izledikleri yol gibi! Onlar da Kabe’nin etrafını tavaf ediyor ve şu şekilde telbiyede bulunuyorlardı: ‘Emret Allah’ım Emret! Emret Senin bir ortağın yoktur! Ortaklar da senindir. Sen, ortağın da onun sahip olduğunun da sahibisin). Sanki İslam şeriatı noksanmış; tamamlanmaya ihtiyacı varmış gibi İslam Şeriatı’nı, kendisine ters düşen tüm rejim ve kanunları -kaynağı ne olursa olsun- iptal eden tek kaynak olarak kabul etmek istemiyorlar. Allahu Teala şöyle buyurmaktadır: ‘Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim. Size nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm'ı seçtim.’ (Maide Suresi, 3). Allah Resulü’nden sallallahu aleyhi ve sellem şöyle rivayet edilmiştir: ‘Kesinlikle Allah'ın dini ancak bütün taraflarıyla onu koruyanlarla kaim olur.’ Öyleyse yeryüzünün hangi parçasında olursa olsun İslam ümmeti istediği onurun, bakışını çevirdiği özgürlüğün, elde etmeye çalıştığı mutluluğun sefasını Allahu Teala’nın hükmü gölgesi altında toplanmadıkça süremeyecektir. Öyle ki o; adalet, merhamet, ihsan, hidayet ve nur hükmüdür. Bu nedenle bu hükümden her uzaklaştığında ya da uzaklaştırıldığında sefalet, acı, adaletsizlik, utanç, aşağılanma ve terk edilme vardır. Öyleyse en büyük hatalardan biri davamızı; özünü göz ardı edip ana eksenini yok sayarak, gelen ya da giden şahıslardan birine bağlamaktır.
    Ayaklanan İslam ümmeti bugün bir yol ayrımında bulunmaktadır. Kendisine şu iki yoldan birini seçecek: Ya Libya’daki veya diğerlerindeki İslam Ümmetimiz İslam Şeriatı ile yönetmeyi seçerek Allah’ın kendilerine ikram ettiği onur, iman yüceliği, mutluluk ve güvenin tadına varacak ya da ne isim altında olursa olsun hevaların yasalarıyla yönetilecek ve kendi kendine -her ne kadar biçimleri çeşitli, isimleri çok da olsa- baskı karanlıklarına, zorbalığın bereketsizliğine ve zulmün sıkıntılarına geri dönecektir! Allahu Teala şöyle buyurmaktadır: ‘Eğer tarafımdan size bir yol gösterici (kitap) gelir de, kim benim yol göstericime uyarsa artık o, ne (dünyada) sapar ne de (ahirette) sıkıntı çeker. Her kim de benim zikrimden (Kur'an'dan) yüz çevirirse mutlaka ona dar bir geçim vardır. Bir de onu kıyamet gününde kör olarak haşrederiz.’ (Taha Suresi, 123-124).
    Bu, her Müslüman’ın bildiği ya da bilmesi gereken, reddedilmeyen gerçeklerdendir. Müslüman bir kimse, istediği kadar süslenip dekore edilmiş olsun; sapkın fikirlerin serabının ardından koşup mutluluğu, neşeyi, iyi bir yaşamı bu serapta arayarak kendisine de ümmetine de zulmetmemelidir. Bunu ancak hatırlatmak için söyledim. Bunda bir yanlış yok! Çünkü hatırlatmak müminlere fayda verir. Şüphesiz Allahu Teala kendilerine şöyle buyurmuştur: ‘Ey iman edenler! Allah’a, Peygamberine ve Peygamberine indirdiği kitaba iman edin.’ Bizler hayaller dünyasında yaşamayacağız.
    Gerçeklikten uzakta uçmayacak ya da varsayımlar dünyasında yüzmeyeceğiz. Aksine bu şer’i vacibin yerine getirilmesi için gerekli fedakarlıkların kesintiye uğramaması aksine sürekli olması ve hep birlik olarak harcanması gereken çabaların boyutunu tamamen kavramamız gerekir. Aynı şekilde bizler istenen reformun, özellikle de kırk yılı aşkın bir süre üzerine musallat olunmuş, tuhaf hevesler politikasına boyun eğmiş, bu esnada insanları her türlü vesile ile dinlerinden uzaklaştırılmış, dünyanın tüm işaret ve ışıklarını görmeleri engellendikten sonra öldürücü bir cahilliğe zorlanmış bir ülkede sihirli bir değnekle ya da bir göz kırpması kadarlık vakitte elde edilip gerçekleştirilemeyeceğini de biliyoruz! Gerek içten gerek dıştan reformcuların yolları üzerine dikilecek büyük engellerin ve ağır zorlukların boyutu da kimseye saklı değildir. Ancak Müslüman daima azimli, iyimser, kararlı ve mücadelecidir.
    Uğrunda her türlü çabanın harcandığı; dünyada başarının, ahrette de felahın yolu olan bu soylu hedefe ulaşabilmek için bazı şeyleri vurgulamak istiyorum:
    İlk nokta: Başlangıç olarak Allah’tan yardım dileyerek şunu diyorum: Ben biliyorum ki Libya’da sadece bir halkı değil; ümmeti tam hakkını vererek yönetebilecek deneyimli, imanlı, dürüst, gayretli, fedakar, önde giden kişiler var. Onlar kendilerini olayların eğittiği, tecrübelerin olgunlaştırdığı, sıkıntıların arıttığı insanlardır. Eğer Kaddafi şaşkınlığına, düşüncesizliğine ve mizacının değişkenliğine rağmen çelişkili arzularına göre ülkeyi kırk seneden fazla yönetebilmişse imanın, dürüstlük ve dindarlığın kendilerini disipline ettiği o seçkin insanlar ülkeyi ve insanları nasıl olur da yönetemezler?! Ancak bu insanların yeteneklerini bilmem ve yeterliliklerini idrakim, onlara Allahu Teala’nın bahşettiğince tavsiye ve hatırlatmalarda bulunmaya katılımı engellemez. Eğer babasının dininden dönmüş Obama, Yahudi Sarkozy, Hıristiyan Cameron Libya’da hakim olması gereken rejimin türünü belirleme hususunda kendilerinde görüşlerini bildirme hakkı bulmuşlarsa, kendilerinden ‘olmalıdır’, ‘şarttır’, ‘zorunludur’, ‘gerekir’ ve bunun gibi ancak amirin memuruna, efendinin kölesine söylediği türden daha başka kibir, küçümseme ve tepeden bakma sözleri duyuyorsak Ebu Yahya El-Libi’nin kendileriyle arasını İslam kardeşliği ve soy bağlarının birleştirdiği ehline bir nasihatçi olması durumunda azarlanacağını hiç sanmıyorum.
    Ve diyorum ki: O kahraman, devrimci, sadık, nefislerinin şehvetlerinden kendilerini soyutlamış, gerçekten halklarının ve ümmetlerinin menfaatini isteyenlerin yardımcıları olacak bir dayanağa ve kendilerini destekleyecek bir kuvvete ihtiyaçları var. Bu da –Allahu Teala’dan sonra- ancak sen olabilirsin ey yaralı, fedakar halk! Onların, kendileriyle aynı safta durmana, sana aradığın saf onuru, gerçek özgürlüğü ve daha önceden kaybettiğin izzetini kesinlikle kazandıracak çabalarını desteklemene ihtiyaçları var. Devriminden ve aşırı fedakarlıklarından sonra seni bundan alıkoymaya çalışanlar olacaktır. Bu da Libya’daki Müslüman halkımızın mümkün olduğu ölçüde ciddiyet, bilinç ve sorumluluk sahibi olmasını gerektirir. Öyle ki propagandaları sizi aldatmasın, söz ve lakapların süsleri sizi kandırmasın ve sahte ile gerçeğin arasını ayırt edebilesiniz! Savaşın riskine canlarıyla atılan, zulmün kurşunlarını göğüsleriyle karşılayan, dürüst, samimi insanlarla, savaşın en şiddetli olduğu bir vakitte dünya başkentlerini dolaşan kurban tüccarları arasında ayrım yapamamak bu büyük ayaklanmada büyük bir gevşeklik sayılır ki hem de ne gevşeklik!
    ‘Allah’ın nimetini küfre değiştiren ve kavimlerini helak yoluna konduranlardan olmaktan sakının!’
    İkinci nokta: Yolunda şu ana kadar diğer devrimlerden hiçbirinde görülmediği kadar kurbanlar verilen bu devrimde önce, Libya’yı ve halkını çarpık fikirlerinin ve alçak görüşlerinin deneme sahası kılan o çürük, despot rejim düşürüldü. Allahu Teala’nın lütfüyle bu hedef şimdi gerçekleşti. Ancak daha sonra ne olacak? Kaddafi rejimi düştükten ya da Kaddafi düşürüldükten, aşağılanmış, zelil, ahretin cehenneminden önce dünyanın alçaklığını tatmış halde kendisinden iktidar sökülüp alındıktan sonra ne olacak? Büyük devrimin treninin hangi tarafa yönelmesi gerekir?
    Devrimin hedeflerinin belirlenmemesi ve düzenlenmemesi düşüncelerinin yönünü kaybolmuş, insanların yönlerini çeşitli kılar. Herkesin kaynağı farklı olur. Bu durum kendilerini kararsız ve karmaşık bir duruma düşürür ve şu ifadeden başka bir şey duymazsın: ‘Şu ana kadar devrim hedeflerini gerçekleştiremedi.’ Aynen Tunus ve Mısır devrimlerinde olduğu gibi! O gerçekleştirilmeyen hedefler nelerdir diye sorarsan sayılamayacak kadar çok cevap bulursun.
    Herkesin yöneldiği bir yön vardır. İnsanlar, olmasını istedikleri ancak hakikatinde gerçekleşmeyen özlemler, hayaller ve beklentiler üzerine yaşamakla kalır. Şu anki asıl soru şudur: Bu büyük devrime; amaç ve hedeflerini temsil edecek şekilde gerçek sadakat nasıl gösterilir? On binlerce şehide, yaralıya, yersiz yurtsuz kalmışa ve kaybolmuş şahıslara gerçek sadakat nasıl olur? Mısrata, Bingazi, Trablus, Ez-Zaviye, Ez-Zintan ve diğerlerindeki ana-babalara gösterilecek samimi vefa nasıldır? Dirne, Sebha, Nalut, Sıbrata ve Agdamis gençlerinin talep ettiği; o beklenen vefa nedir? Ödedikleri pahalı bedelden ve ülkelerini temiz kanları ve mahzun gözyaşlarıyla zulmün pisliğinden temizledikten sonra kokuşmuş demokrasi devleti bataklığında boğulsunlar diye hoşnutsuz bir şekilde ayakları mı kaydırılacak? Müslüman Libya’yı ve Müslüman Halkı’nı sırf Batı’nın obur timsahları razı olsun diye partiler tarafından parçalanmış, siyasi çoğulculuk, fikir ve düşünce özgürlüğü adına bazısı bazısını lanetleyen gruplar ve hizipler olarak mı göreceğiz? Zehirli fikirleri, hayasız çıplaklığı ve skandal düzeydeki açıklığıyla Batı’nın bir milyon hafızın bulunduğu Kur’an Libyası’nı yendiğini mi göreceğiz? Cihat, sabır ve tahammül Libyası’nı insani yardım ve insan hakları kuruluşları çatısı altında misyonerlik kuruluşlarına yatak olmuş olarak mı göreceğiz? Sonra da kalkıp işin sonunda devrimin hedeflerini gerçekleştirdik ya da neredeyse gerçekleştirdik mi diyeceğiz?
    Allah’ın izniyle kötümser olmayacağım. Bahsettiklerimden de bu sebeple bahsetmedim. Ancak zikrettiklerimi devrim liderlerinden (devrimin) riskine canlarıyla atılanlardan –hamdolsun ki onların sayısı çok- düş ve idrak sahiplerinin, gayretli ve dürüstlerin yolun hala uzun olduğunu, devrimin olgun meyvelerinin daha toplanmadığını, Libya semalarında hiçbir bayrak kendisiyle çekişmeden ve hiçbir hüküm kendisine rakip olmadan İslam bayrağı uçuşup dalgalanmadan emanetin şehitlerden, yaralılardan, evsiz kalanlardan ve genel olarak Müslümanlardan oluşan ehline iadesinin yapılmış olmayacağını bilmeleri için söyledim. Bu hedef için kendilerini hazırlasınlar! Kamil olana güç yetirebilecekleri halde noksan olana razı olmasınlar. Bu bağlamda –fazilet sahibi kimselerden birinin önerisi gereğince- dürüst, sadık ve çeşitli uzmanlık alanlarından bireylerden oluşan; devrimin şaşkın, başıboş kalmaması için şekillendirilip belirlenmesi gereken taleplerine ulaşmasında denetçi olarak görev yapacak bir kurul kurulmasını uygun buluyorum. Bu kurul ayrıca, günlerden bir gün Kaddafi Rejimi’nin safında yer almış şahıslardan Batılı devletler tarafından sıkış tepiş aranıza sokuşturulmaya çalışılan tüm şahısları da engellemelidir.
    Üçüncü nokta: Sizler şu anda hiç tereddütsüz kesin ve açık bir karar almaktan başka bir alternatifi kaldıramayacak bir yol ayrımındasınız. İşte bu kendinizi içinde bulduğunuz ayrımdır! Ya Batı’nın açgözlü timsahlarını razı etmek için laik bir rejim seçecek ve bu rejimi hedeflerine ulaşmaları için bir araç kılacaksınız ya da size düşmanınıza karşı zafer veren ve nasıl işler yapacağınızı görmek için sizi yeryüzünde halife kılan Allah’ın dinini kurmak için tavizsiz bir konum alacaksınız.
    Libya’daki Müslüman kardeşlerim! Sizler bu devrimler arasında tağutuna karşı ayaklanan halklardan en çok kurban verensiniz. Bu nedenle de bunun ardından özgürlük, sebat, açıklık, bağımsızlık ve bağımlılıktan en uzak olma açılarından en kazançlı halk olmanız gerekir. Eğer şu dönemde (Allah’ın dinini) hakkıyla kurup, hakkıyla tatbik etmek için çabalamazsanız–Allah’ın muvaffakiyetiyle- küstah ve zalim rejimi düşürmek için kanlarınızla, parçalanan bedenlerinizle, canlarınızla ödediğiniz bedel gibisini aynı şekilde ileriki yıllarda da adil ve iyi bir rejime ulaşmak için ödemek zorunda kalabilirsiniz.
    Libya’daki Müslüman kardeşlerim! Şunu bilmeliyiz ki özgürlük (onu elde etme arzusu) bazı insanların ayaklanmasının, devriminin ve ona ulaşabilmek için her türlü fedakarlıkta bulunmaya hazır olmasının ve feda ettiği şeyleri önemsiz görmesinin sebebi olabilir. Çünkü o, eşyanın kıymetini bilmiş ve bu nedenle de bedeli kendisine ucuz gelmiştir. Allah sizlere bu devrimde bu özelliği bahşetti. Bazıları da var ki özgürlük tutkuları, ona ulaşmalarının önünde bir engel, ellerinden alınacak korkusuyla kendilerini daha fazla alçaklığa, zillete, tavize ve teslimiyete çağıran bir araç olmaktadır. Oysa o özgürlüğün, daha onu elde etmenin ve korumanın bedelini ödemede cimrilik ettiği gün elinden alındığının farkında değildir. Böylece özgürlük hayalleri dünyasında yüzer vaziyette kalmıştır. Ve o, ister farkında olsun ister olmasın iradesi elinden alınmış zelil bir insandır. Yara ölüye acı vermez. Ben, onca büyük fedakarlıklarınızdan ve ödediğiniz pahalı bedellerden sonra kriz bataklıklarına batmış ve yaralardan bitkin düşmüş Batı’nın korkusundan bağımsız iradenizden ve özgürlüğünüzü tamamlamaktan vazgeçmenin nefislerinize kolay gelmesini size yakıştıramıyorum. Eğer Libya, diktatörün elinde yönetilmenin bitkinliğinden çıktıktan sonra bugün gelinliği içinde ise de neo-sömürgecilerin elinde yağmalanması, tasallut, iradenin gaspı, sözleşme ve anlaşma ehli olmayanlarla yapılan haksız anlaşmalarla bağımlılık aşılanması yoluyla öldürülmesi sonucu kefenini getirmekten sakının!
    Dördüncü nokta:
    Libya’daki Müslüman kardeşlerim! Kaddafi’nin size en kötü şekilde işkence ettiği kırk yıldan fazla süren öldürücü kölelik döneminden kurtulmanızın sebeplerinden biri olan silahınızı bırakmanız, en basit anlatımla yeni bir kisve altında köleliğe geri dönmek, bozukluklarını -insanların karınlarının tok olduğu- etkileyici sözler ve aldatıcı hitaplarla süsleseler de iradenizi gaspeden, özgürlüğünüzü kontrolleri altında tutan içteki ya da dıştaki dikkafalı zorbalara teslim olmak demektir.
    Ümmetimiz ancak silahını bıraktığı için zelil duruma düştü. Zorbalar ve kuyrukları ümmetin üzerine ancak kuvvetinin sebeplerinden birinden olanca gücüyle uzaklaşmaya razı geldiği vakit musallat oldu. ‘Onlara karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve savaş atları hazırlayın. Onlarla Allah'ın düşmanını, sizin düşmanınızı ve bunlardan başka sizin bilmediğiniz fakat Allah'ın bildiği diğer düşmanları korkutursunuz. Allah yolunda her ne harcarsanız karşılığı size tam olarak ödenir. Size zulmedilmez.’ (Enfal Suresi, 60).
    Müslümanlar günlerden hiçbir gün silahlarının düşmanı olmadı. Şanlı tarihleri boyunca da dinlerine bağlılıkları yanında güçlerini korumanın ve hazırlıklı olmanın heybetlerinin kaynağı olduğunu idrak etmişlerdir. Dolayısıyla ümmetine şefkatli olan Peygamber Efendimiz de (sallallahu aleyhi ve sellem) silahı terk etmeyi yasaklamış, fetih ve temkinden sonra bile eğitimi tavsiye etmiş şöyle buyurmuştur: İleride size birçok ülkelerin fetih yoluyla kapıları açılacaktır. Allah size yetecek kadar (imkanlar ve nimetler) verecektir. Ama öyle zamanlarda sizden biri oklarıyla oynamak ve meşgul olmaktan acizlik göstermesin. (silahları, eğitimi ve hazırlanmayı bir tarafa atıp gününü gün etmeye bakmasın). Dahası, öğrendikten sonra atıcılığı unutmayı Allahu Teala’nın nimetine karşı nankörlük olarak saymıştır. Peki atıcılık, onu korumak ve akılda kalması silahı muhafaza etmek ve onu kullanmaya devam etmekten başka bir şekilde olabilir mi? Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: ‘Kim atıcılık öğrendikten sonra unutursa bizden değildir. Yahut isyan etmiştir.’
    Allahu Teala onlardan razı olsun; Sahabenin hepsi mücahit asker, kahraman ve savaşçıydı.
    Kendilerini her an savaş için hazırlamış ve hazırlıklarını yapmışlardı. Bir münadi cihada çağırdığında gruplar ve birlikler halinde koşarlardı. Peygamberin şehrinin, kendilerinden başkasının eğitilmediği ve savaşmadığı, diğerlerinin bundan (savaştan) mahrum kaldığı özel bir ordusu yoktu. Aksine Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem) kuvvet sahibi olsunlar, Allah düşmanlarını korkutabilsinler diye sahabeyi, her şekliyle hazırlanmaya teşvik ediyor ve şöyle diyordu: ‘Atın ve binin. Sizin (ok) atmanız bana binmenizden daha sevimlidir.’ Ve şöyle buyuruyordu: ‘Ey İsmailoğulları atın, zira atalarınız atıcı idiler.’ Onların siyerleri ve yolları işte böyle idi!’ Onların terbiye yöntemleri bu idi.’ ( Onlar Allah’ın doğru yola ilettiği kimselerdir. Sen de onların tuttuğu yola uy.)
    Eğer Amerika’da silahlar karpuz gibi satılıyor ve her suçlunun, katilin, haydutun eline geçiyor, satılması ve satın alınmasına teşvik, dokunulmaz; korunmuş bir özgürlük sayılıyorsa neden Amerika ve Batılı devletlerden kardeşi olanlar halklarımızı, İslam dinimizin bize Amerika’nın bulunup yasalarının konmasından önce garanti ettiği bu haktan menetmek ve mahrum bırakmak istiyor? Onlar kendi halklarının yasak kan akıtmada ‘Hata dışında bir mümin, diğer bir mümini öldüremez’ ve ‘Kim bir mümini kasten öldürürse, cezası, içinde ebedi kalacağı cehennemdir. Allah ona gazap etmiş, lânet etmiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır’ ayetlerini (Nisa Suresi, 92-93) okuyan biz Müslümanlar topluluğundan daha çok korktuğuna ve bundan daha uzak olduğuna mı inanıyorlar?
    Bu nedenle Libya’daki Müslüman halkımıza silahlarını ellerinde muhafaza etmeleri çağrımızın yanında aynı şekilde kendilerini İslam’ın bu konudaki açık ve kesin kuralları ile disipline olarak- kabile fanatizminden ve cehalet çekişmelerinden uzak bir şekilde- dinlerini, canlarını, namuslarını ve mallarını müdafaa etmek için bu silaha sarılmaya davet ediyoruz. Ayrıca gerek Müslüman olsun gerek kafir; haram olan kanı akıtmaktan aşırı sakınmalıdırlar. Peygamber efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) bir Müslüman’ın silahını Müslüman kardeşine yöneltip doğrultmasından nehyetmiştir. Hal böyle iken nasıl olur da onu öldürmek ya da ona karşı savaşmak için kullanabilir? Eğer Batılıları silahlarıyla öldürme suçunu işlemekten bazen kanunları engelliyorsa Müslüman’ı bundan Allahu Teala’dan korkusu, kardeşini öldürüp de dünyasını ve ahretini kaybetmekten yana sakınması alıkoymaktadır.
    Beşinci nokta: Allahu Teala’nın düşmanları alimleri uzun zamandan bu yana siyaset sahasından uzaklaştırmışlardır. Dini dünyadan ayıran laiklik hastalığına bağlı olarak alimlerden birçoğu da kendilerini siyaset mücadelesine girmekten uzak; cami mihrapları ve direkleri arasında sınırlamaya razı oldu. Meydanı da din ve dünya işlerinde kendilerinden daha cahil olanlara bıraktılar. İnsanların zihinlerinde dindar, zeki, muttaki, zahit ve seçkin alimin siyasetle, devletlerin idaresiyle, yöneticilerin kontrolüyle ilgisi olmayan alim olduğu imajı çizildi. Bu gizli hastalığın kökünü kazımak için Libya’daki dürüst alimleri, davetçileri ve ilim öğrencilerini rollerinin ‘bekleyen seyirci’ rolü olmamasına, kenara itilip uzaklaştırılmaktan razı gelmemeye, laikliğin diktiği bu saçma kavramı yıkmaya teşvik ediyorum. Hulefa-i Raşidin alimlerin önde gelenleri ve devlet liderleri değiller miydi? Aynı şekilde şanlı İslam tarihimiz boyunca alimler hep beceri, deneyim ve siyasi dirayet ehli olmuşlardır. Onlar ayrıca komutanları doğru yoldan sapmaktan koruyan ve heveslerine göre davranmaktan caydıran güvenlik kapağıdırlar. Dürüst alimler taifesinden istenen, Batı’nın kucağında yetişmiş, nezaket ve kültür gösterisi yapan, biri neredeyse doğru bir cümle bile kuramayan cahillere meydan bırakmamalarıdır. Aksine büyük alimlerimiz ön planda olmalı ve seslerini olan gücüyle duyurmalı, ilim ve alimlere mekanlarını iade etmek, gerek özel gerek genel sahada saygınlıklarını yeniden canlandırmak için yönlendirme ve tesir merkezlerini tüm cesaret ve kararlılıklarıyla doldurmalıdırlar. Müslüman halklarımız ilim ve ameli bir arada toplayan dürüst ilim ehlinden daha sıkı bir şekilde başka bir şeye sarılmamakta, samimi alimlere kulak verdiği gibi başkalarına kulak vermemektedir. Bunun için de zorbalar, içlerinden dürüst olanları uzaklaştırıp, insanları alıştırıp, (zorbaların) hevalarına boyun eğdiren sözcüleri olsunlar diye, dinlerini başkalarının dünyaları karşılığında satanları kullanmaya uğraştı.
    Bundan ötürü Libya’daki alimlere, davetçilere ve ilim talebelerine cesur ve cüretkar; devrime isabet eden ya da tahrifi için geçirtilmeye çalışılan her türlü sapmanın ıslahını üstlenecek bağımsız bir komisyon oluşturmalarını öneriyorum. Bu komisyon tüm açıklama ve bildirileri denetleyecek, onay ya da eleştiri ya da ret görüşünü bildirmek için derin ve sakin bir şekilde okuyup inceleyecek. Eğer oluşturulması zorunlu ise anayasanın hazırlanmasında bu komisyon öncelikli ve direk role sahip olacak. Bunun dışında da alimlerin son bilen ya da hakkında son konuşan veya tartışan olmaması gereken önemli büyük konularda da otorite sahibi olacak.
    Alim ve davetçileri ayrıca bu büyük açılım fırsatını hak davetini yaymak için kullanmaya, insanları Kur’an’ın yüce manaları ve asil ahlak anlayışı üzerine eğitmeye, kendilerini her Müslüman’ın karakterize olması gereken kahramanlık, cesaret, iman gururu konumlarıyla bağlı kılmaya teşvik ediyorum. Halk daha yenice sıkıntılar, çatışmalar, mücadele yaşamış ve kurbanlar vermiş durumda. Kırk yıldır kendisini saran ve zincire vuran korku ve zayıflık engelini kırdı. Bu çatışmalarda onur, cesaret ve kahramanlığın anlamları yayıldı. Bu durum da halkı, cihadî terbiyeyi ve anlamlarını nefsine aşılamayı kabule, Allah kurtardıktan sonra bazılarının kendilerini altından zincirlerle bağlamaya çalıştığı karanlıklar dairesine dönmemeye kabiliyetli ve hazır kılmaktadır. Kanı altından tabakta sunulsa da ölü ölüdür!
    Davetçilerin bu fırsatı en iyi şekilde kullanması, Allahu Teala karşısında sorumluluklarını taşımaları, yönlendirme, teşvik, şeriat hükümlerinin eğitim ve öğretimi adına ellerinden gelen tüm çabayı harcamaları, Allah’ın (geçmiş kavimlerin başına getirdiği felaket) günlerini hatırlatmaları, kendilerini bizzat deneyimleyip gördükleri ve uzun zaman mahrum kaldıktan sonra daha yenisi oldukları şehitlik, fedakarlık, yiğitlik kavramlarına bağlı kılmaları gerekir. Aynı şekilde savaşlarının sadece Allah yolunda olması için niyetlerini düzeltmeleri ve kalplerinde ihlasın gelişmesi yolunda çaba harcamalıdırlar. Zira hayat fırsatlarla doludur.

    Altıncı nokta: Fransa, İngiltere, Amerika ve onlardan yana olan Batı ülkelerini hava kuvvetleriyle müdahaleye iten şeyin iddia ettikleri gibi sivillerin kırmızı kanını korumak olmadığı aklı olan herkesçe kesinlikle bilinmektedir. Aksine onları iten ekonomilerinin beslendiği, fabrikalarına yaşam pompalayan ‘siyah kanın’ kesilmesi korkusudur. Petrolü kastediyorum. Şimdi açgözlü Batılı timsahların bunaltıcı faturaları aniden ortaya çıkacak. Dondurulmuş stokların yağmalanmasını üstlenecekler. Libya’daki Müslüman halkımız bu gerçeği idrak etmez, Batı’nın açgözlü psikolojik doğasını anlamazsa bunun karşılığını kanları ya da iradelerinin ellerinden zorla alınması veya da yeni bir kisve altında Batı’ya bağlılığın dayatılmasıyla ödeyecekler. Bu bağlılık ise kendilerine despot Kaddafi’nin dayattığından kat kat daha fazla aşağılayıcı ve utanç verici olacak. Bu nedenle Kaddafi’nin düşürülmesine katılmalarından dolayı Batılı başkentlerden sadır olacak başa kakma ve eziyet hatlarının koparılması, bu emellere kararlılık ve cesaretle karşı konması gerekir. Kaddafi’nin gasp ettiği özgürlüğü ve onuruna kavuşmak için fedakarlıkta bulunup sonra özgürlük ve onurunu Batılı başkentlere teslim edip Batı’nın politikalarını dayatmasına ve kararlarını kontrol etmesine boyun eğen kimsenin hali, güneşten yanmış kızgın toprağa sığınanın hali gibidir. Şunu bilmelisiniz ki şu anda Batılı ülkelerin ekonomik çökme ile karşı karşıya kaldığı, halklarının kapitalist sistemi istemediği şu sıkıntılı dönemlerinde onların sizin petrolünüze ihtiyacı, sizin onların desteklerine, öneri ve kanunlarına ihtiyacınızdan kat kat fazladır.
    Son olarak Libya’daki Müslüman halkımızı yeniden tebrik ediyorum. Mütekebbir diktatörü Karun, Firavun ve Haman’a kavuşsun diye zelil ve hakir bir şekilde gördük. Böylece Allah hepimizin gönüllerini ferahlattı. Bu büyük olaydan ötürü bizlere kutlama gönderenlerin hepsine de teşekkür ediyorum. Allah’tan tüm diktatörleri mutlak güç ve iktidar sahibinin yakalaması ile yakalamasını niyaz ediyoruz. Son duamız alemlerin rabbi Allah’a hamdolsun.
    - See more at: http://www.kureselajans.com/haber/1...a-seslendi.html#sthash.ZwrYlKoH.XDO6otcu.dpuf
  8. akıncıbir

    akıncıbir Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    İbdacılar meseleye siyasi bir gözle bakmaktadır.Siyaset dediğimiz şey Müslümanların lehine olan kar ve zararları hesap etmektir.Afrikanın en büyük ve dünyanın 9 büyük petrol rezervi Libya da bulunmaktadır.Büyük çoğunluk Libyalılar ABD ve Batı ile anlaşarak Kaddafi'yi devirdiler.Lİbya topraklarını işgalci kafirlere açtılar.Mesele senin bu kafirlere karşı halkla direnecek gücün var mı yok mu.Olmadığı görüldü.Şİmdi Libya devleti Batılı kafirleri karşı olan Müslümanlara operasyonlar düzenliyor ve onları şehit ediyor.İbdacılar batılılara karşı savaşan Müslümanların her zaman yanında olmuştur.Hedefinde bulunan gerçek düşman ABD ve Batı karşıtı tüm unsurları Müslüman olsun olmasın kendi analizleri çerçevesinde destekler.
  9. zindabad

    zindabad زينداباد Kullanıcı

    Ekli Dosyalar:

  10. akıncıbir

    akıncıbir Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Bu batılı kafirlere teslim olmadığı için her fırsatta onları aşağılayarak dalga geçtiği ve Libya petrolünü istediğine sattığı için yerli işbirlikçilerle beraber katledildi.
    Kaddafi için fetva verenler Libya'ya Batılı devletler havadan saldırarak binlerce Libyalıyı katlettiklerinde niye o zaman fetva vermediler.
    Savaşmadılar.
    Çok mu muteber bu kafirler.
    Çok mu güvenilir bu kafirler.
    Aklıma Allah resulünün ateşe tapanlarla Habeşistan kralının savaşında Habeşistan kralını tutması geldi.
    Bir tarafta dünyanın her yerini ateşe kana boğan Müslümanları katleden ülkelerini yağmalayan ABD ve Batı.
    Diğer tarafta savunmada bu barbar katillere karşı Kaddafi.
    Yaptığı doğrular ve yanlışlar elbette vardır.
    Arap ülkelerindeki krallar gibi ABD ve Batı ile anlaşsaydı şimdi Krallar gibi koltuğunda oturuyordu.
    O ülkesini savunmayı tercih etti.
    Anlaşmayı reddetti.
    Tek duamız oradaki Müslüman kardeşlerimizin ABD ve Batıya karşı zaferler kazanma..
    Kaddafinin ABD ve Batı saldırılarına karşı başlattığı direnişi, Müslümanların kendi lehlerine çevirerek islami esasa uygun bir devlet kurmalarıdır.
  11. ahmet ömer

    ahmet ömer Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    kaddafiyi abdye karşı desteklemek ayrı kaddafiye şehid demek kaddafi için intikam almak ayrı
  12. eL_Muhacir

    eL_Muhacir İlimsiz mücahid katil,cihadsız alim belam olur. Yetkili Kişi Forum Yöneticisi

    Libya yöneticisi Muammer Kaddafi'nin Rasulullah'ı ne kadar sevmediği hususunda orada bulunan bir doktorun bana anlattığı şu cümleleri nakletmekte fayda görüyorum. Doktor dedi ki: Kaddafi, mezuniyet törenleri münasebeti ile Bayan Öğretmenler Yurduna davet edilmişti. Mezun olan kız öğrencilerden bir tanesi Kaddafi'yi selamladıktan sonra konuşmasına; "Âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamd olsun, salât ve selam Rasullerin en şereflisi efendimiz Muhammed'e, âline ve sahabelerine olsun" diyerek başladı. Kaddafi konuşmasına "efendimiz Muhammed'e" diye başlayan kıza itiraz ederek;

    “Bu sadece senin efendin, benim değil" diye seslendi.

    Bunun üzerine kız tekrar; "Hamd Âlemlerin Rabbi olan Allah'adır, salât ve selam Rasullerin en şereflisi olan efendimiz Muhammed'e, âline ve sahabelerine olsun. Albay Kaddafi ve onun yanında bulunan hepsinin burnu yere sürülse dahi" dedi... Evet, Kaddafi'yi böyle anlattı.

    Herhalde bu adamda Yahudilik var. Nitekim devrim konsey üyesi Ömer el-Muhayşi Mısır'a kaçtığında bunu yayınlamıştır. Çünkü Rasulullah'a bu denli kin, değil bir müslümanda bir Araptan dahi beklenmez. Kaddafi ilk önce sünnete şüpheler sokmaya başladı. Sonra da Kur'an'a dil uzatmaya çalıştı. Kendisine güvendiğim bir kardeş bana şunları anlattı; Kaddafi Peygamber (sav)'in sünnetine karşı bir savaş başlattığında âlimlere işkence ediyorlardı. Mescidlerde ve ders halkalarında hadis-i şeriflerin anlatılması yasaklanmıştı. Bu dönemde Arap Yarımadası'ndaki âlimler Kaddafi ile bu konuyu tartışmak için bir heyet oluşturdular. Kaddafi, kendilerini ikindi vakti girdikten sonra kabul etti. Ve ikindi namazını onlara kıldırmak için imam oldu. İlk rekâtta; "Bismillahirrahmanirrahim" dedikten sonra Fatihayı okumadan direkt; "ya Eyyühel kâfirun" diyerek, Kâfirun Suresi’nin başında bulunan; "kul" lafzını zikretmeden okudu. İkinci rekâtta yine besmeleyi getirdikten sonra direk "kul" lafzını zikretmeden "Allah'u ehad" ile başlayarak İhlâs Suresi’ni okudu. Üçüncü rekâtta ise oturdu ve selam verdi. İkindi namazını üç rekât ve zammı sureyi sesli okuyarak kıldırdı. Bunun üzerine kendisi ile Sünnet konusunda tartışmak için gelmiş olan âlimler;

    — "Albay, sen bizlere ikindi namazını üç rekat olarak kıldırdın?!"dediler. Albay Kaddafi:

    — “Bana İkindi namazının dört rekat olduğunu bildiren Kur'an-ı Kerim'den bir âyet gösterin" dedi. Âlimler;

    — “İkindi namazını sesli okuyarak kıldırdın ve Kur'anı değişik okudun. Kur'an-ı Kerim'de Kâfirun Sûresi; "Kul ya eyyuhel kâfirun.." cümlesi ile başlamakta, sen ise "kul" lafzını okumadan doğrudan "ya eyyuhel kâfirun" diyerek okudun. Yine ikinci rekatta "kul huvallahu ehad..." diyerek başlayan İhlas Sûresini de "kul" lafzını zikretmeden okudun?!" dediler. Kaddafi;

    — “Kul; "de ki" manasınadır. Bu lafız Muhammed'e hitaben söylenilmiştir. "Muhammed'e de ki" manasını ifade etmektedir. Bizler ise Muhammed değiliz, bu nedenle bizim, "kul" lafzını söylemeden başlamamız gerekir" dedi.!

    Tevbe suresinin tefsiri 36 Şehid şeyh Abdullah Azzam (r.h)

Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş