ALLAH (C.C.)'A SELAM OLSUN DENMEZ


İbn Mes'ud (r.a.) diyor ki:

"Önceleri, Rasululla h (s.a.v.) ile namaz kıldığımızda; "Kullarından Allah'a selam olsun, filan kimseye selam olsun." derdik.

Rasululla h (s.a.v.) buyurdu ki:

"Allah'a selam olsun demeyin; zira Allah, selamın kendisidi r." (Buhari İstizan: 3, Müslim Salat: 56, Ebu Davut Salat: 178, Nesai Tatbik: 100, Sehv: 41, 43, 56, İbn Mace İkamet: 24, Darimi Salat: 84, Ahmed: 1/413)

Hadiste nehyin sebebi şu ifadeyle zikredilm iştir:

"Çünkü bizzat Allah'ın kendisi Selamdır ve Selam O'ndandır."

Rasululah (s.a.v.) farz olan namazdan ayrılınca üç kez Allah'a istiğfarda bulunur ve şöyle derdi:

"Allahümme entessela m ve minkessel am, tebarekte ya Zu'l celali vel ikram!" (Müslim, Mesacid: 135, Tirmizi, Salat: 224, Ebu Davud, Salat: 360, Nesai, Sehv: 80)

Hadiste şu ifade de yer alır:

"İşte bu, Cennet ehlinin yüce Rablerine olan selamıdır."

Kur'an'da da, yüce Allah'ın onları Cennette selamlaya cağına dair şöyle bir delil bulunmakt adır.

Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

"Çok esirgeyen Rabb'dan onlara bir de sözlü "Selam" (vardır)." (Yasin: 36/58)

"Allah Selam'dır" ifadesini n manası; gerçekten yüce Allah'ın her türlü eksiklikt en ve her türlü temsilden salim olmasıdır. Çünkü Allah (c.c.) bütün kemal sıfatlarla mevsuf olup, her türlü ayıp ve eksiklikt en de münezzehtir.

Allame İbnul Kayyım, "Bedaiul Fevaid" kitabında der ki:

"Selam masdar (kök isim)dir ve dua lafızlarındandır. Hem inşaı hem de ihbarı kapsar. Bunun haber ciheti, inşa cihetiyle çelişmez. Bu selamlama sırasında istenen selamın manasıdır. Bu hususta iki meşhur görüş vardır:

1 - "Selam" burada bizzat Allah demektir. Kelamın manası ise: Bereketi sizin üzerinize indi vb. dir. Bu manada Allah'ın isimlerin den tercih olunanı, öteki isimler değil, sadece "Selam" ismidir.

2 - "Selam" sözcüğü, "Selamet" manasından masdardır. Bu da selamlama sırasında kendisiyl e dua edilmesi istenendi r. Bu görüşü savunanla rın hücceti, bu kelimenin nekire (belirsiz) olarak gelmiş olmasıdır. Çünkü selam veren kimse "Selamün aleyküm" der. Eğer bu, Allah'ın isimlerin den bir isim olsaydı, böyle kullanılmazdı. Yine onların bir diğer hücceti Selam'dan maksadın bu demek olmadığı, bundan asıl maksadın sağlıklı ve selamette olduğuna ilişkin durumu bildirmek ve dua etmek olduğu şeklindedir.

Allame İbnul Kayyım der ki:

"Bu hususta söylenecek en net ve doğru ifade, her iki yorumun ve manalandırmanın toplamının hak olduğudur. Çünkü bu ikisinden her biri kendince bazı hakları taşımaktadır. En doğru olan ise ikisinin toplamıdır ve bu da bir kural ile ortaya çıkmaktadır. Bu da şu şekildedir:

Aslında hak olan şu ki, Allah'ın Esma-i Hüsnasıya Allah'a dua eden bir kimse, her matlub olanı istemekte ve aynı zamanda bu matlubu gerektire cek isimle de tevessülde bulunmakt adır. Bunun meydana gelmesi için uygun olan, dua eden kimsenin, Allah'tan bir şefaat, aracı ve O'na (meşru) bir vesile aramasıdır. Bu itibarla kul:

"Rabbim! Beni mağfiret et, tevbemi kabul buyur. Çünkü Sen gerçekten tevbeleri çok çok kabul eden ve çok mağrifet edensin" dediğinde, Allah'tan iki şeyi istemiş olur. Birinci olarak bu kimse başta Allah'ın iki ismiyle O'na tevessülde bulunmakt adır. Bu ikisi de, isteğin meydana gelmesini gerekli kılmaktadır.

Rasululla h (s.a.v.), ne ile ve nasıl dua edeceğini kendisine soran Ebu Bekir'e (r.a.) şöyle der:

"Şöyle söyle: "Allah'ım! Ben nefsime büyük bir zulüm ile zulmettim . Günahları ancak sen bağışlarsın, başkası değil. Beni katındaki bir mağfiretle bağışla. Bana merhamet et. Çünkü sen çok bağışlayan ve çok esirgeyen sin. (Gafur ve Rahim'sin)." (Nesai, Sehv: 59, Ahmed, 1/3, Beyhaki, 2/154)

Burada kişi isteğini Allah'ın isimlerin den birini kullanara k yerine getirtmiştir. Bu da "Selam" dır ki, kendisind en selamet istenen demektir. "Selam" lafzı iki manayı kapsar. Biri, Allah'ı zikretmek, ikincisi de selamet istemekti r. İşte bu, selam verenin arzusu, selamlana nın da isteğidir. Bu itibarla "Selamun aleyküm" Allah'ın isimlerin den bir ismi kapsar ve Allah'tan selamet istemekti r.

İşte bu faydayı iyice düşün. Bunun aslı, hakikati; kötülüklerden, şer veya ayıplardan uzak durmak, kurtulmak ve beri olmaktır. İşte bu mana üzerinde O'nun tasarrufl arı döner, durur. Nitekim:

"Allah seni selamette kılsın, seni kurtarsın." gibi sözler ve müminin sırat üzerindeki şu duası da bu türdendir:

"Rabbim Selamette kıl, selamette kıl." Yine:

"Şeyi filanca kimseye teslim etti." ifadesi de bu türdendir. Yani sadece onu teslim edip kurtardı.

Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

"Allah (ortak koşanlar için) bir örnek verdi: Kendisi hakkında uyumsuz ve geçimsiz bulunan, sahipleri de çok ortaklı olan (köle) bir adam ile yalnızca bir kişiye teslim olmuş bir adam. Bu ikisinin durumu bir olur mu? Hamd, Allah'ındır. Hayır onların çoğu bilmiyorl ar." (Zümer: 39/29)

Yani sadece ve bir tek onun için ihlaslı olarak, başka birini onunla malik kılmaksızın, manasınadır. Savaşın zıddı olan "barış" da bu köktendir. Çünkü savaşan her iki tarafta birbirler inden, eza ve cefalarından kurtulmak ve halas olmak isterler. Yine Selim kalp te bundandır. Yani kalbin, hır gürden, bozuk olmaktan, kötülük taşımaktan korunmuş olması, ayıplı ve kusurlu olmamasıdır.

Bunun da hakikati sadece, bir tek Allah için selim ve ihlaslı olmaktır. Bu açıdan şirkin bulanıklığından, hile ve tuzaklarından, aldatmasından kurtulmak, günahlardan, aykırılıklardan beri ve uzak olmaktır. Bu, sevgisini n doğruluğu, samimiliği ve muamelesi nin güzelliği açısından istikamet te olmak ve dürüst davranmak tır. İşte böyle bir kimse için Allah'ın azabından kurtuluş ve Allah'ın ikramıyla mutluluğa eriş garantisi vardır.

Nitekim İslam da bu kökten gelmekted ir ki, teslimiye t ve boyun eğmek anlamındadır. Her türlü şirk şaibesinden kurtulmak demektir. Kısaca kişinin Rabbine teslim olması ve yalnızca O'nun için ihlaslı davranmasıdır. Tıpkı efendisin e her anlamda teslimiye t gösteren, kendisiyl e birlikte karışık bir başka şerik kabul etmeyen köle gibi. İşte bunun içindir ki, herşeyden münezzeh olan Allah, bu iki örneği, Rabbine karşı samimi olanla ona şirk koşanı göstermiş oldu.