Allah (c.c.) Arşa İstiva etmiştir


Burada Allah'ın Arşı'nın semavatının üstünde olduğu bildirile rek, "İstiva"nın "Ulüvv" manasıyla tefsiri gündeme getirilmiştir. Nitekim sahabe, tabiun ve müçtehid imamlar böyle tefsir etmişlerdir. Oysa Muattıla, Cehmiye, Mu'tezile ve onlardan bu görüşü alanlar böyle inanmazla r.

Örneğin Eş'ariler v.b. Allah'ın isim ve sıfatlarını inkar edenler, onları asıl manalarının dışındaki bir manayla yorumlaya nlar gibi. Halbuki hadis Allah'ın sıfatlarının varlığını göstermekte ve bu da Allah'ın kemaline delalet etmektedi r.

Nitekim salih Selef, müçtehid imamlar ve Sünnete bağlı kalarak onlara tabi olanlar bu görüştedirler. Bunlar, Allah'ın, kendi zatı için ve Rasulü'nün O'nun için var kabul ettiği kemal sıfatların varlığını, Allah'ın Celal ve azametine yaraşır şekilde, temsilsiz ispat ve tatilsiz ve mahlukata benzemekt en tenzih ederek kabul etmişlerdir.

Allame İbnul Kayyım, "Miftahu Darussead e" adlı eserinde demiştir ki:

"Bu noktaya batini manada bir basiretle bakmak gerekir. İşte bu taktirde kendisine semanın kapıları açılır, onun katlarında dolaşır, melekutun da melekleri arasında dolanır, sonra kendisi için, bir kapının ardından bir başka kapı, kısaca ardarda kapılar açılır durur. Ta ki bu kalbin seyri Arş'a ve Rahman'a varıp burada noktalanıncaya dek. Böylece buranın genişliğine, Azametine, Celaline ve Mecdine, yüceliğine bakar da, yedi kat gök ile yedi tabaka yeri görür. Bunların, gördüğü Arş'a nisbetle durumu adeta bir çölün ortasına atılan bir halka gibidir. Melekleri Arş'ın çevresinde ses çıkarır vaziyette görür. Hepsinin tesbih, hamd, takdis ve tek bir sesleri duyulur. Emir, bir kavmin öldürülmesi ve birinin diriltilm esine, bir kavmin aziz ve birinin de zelil kılınmasına ilişkin olarak, memalik ve ordularının tedbiriyl e, sadece Rabb ve Melikleri nin bileceği bu yer üzerinden iner. Allah (c.c.) dilerse mülk sahibi kılar, dilerse mülkü elinden alır. Bir mülkün inşası, diğerinin yok oluşu buradan iner, bir nimetin bir mahalden bir başka mahale değiştirilmesi, ihtiyaçlarının farklılığına, çokluğuna göre değerlendirilir. Eğriyi doğrultmak, fakiri zengin kılmak, hastaya şifa vermek, sıkıntıyı gidermek, günahı mağfiret etmek, zararı önlemek, mazluma yardım etmek, şaşkına doğruyu göstermek, cahile öğretmek, kayıbı geri getirmek, korkanı güvenilir kılmak, kiracıyı kurtarmak, zayıfa yardım etmek, medet bekleyeni n imdadına yetişmek, acize yardım etmek, zalimden intikam almak, düşmana engel olmak, hep buradan iner. Bu öylesi bir merasimdi r ki, adalet ile fadl arasında döner durur, hikmetle rahmet arasında dolaşır durur, alemlerin tüm katlarına nüfuz eder, burada hiçbir kulak başkasının konuşmasıyla meşgul kılınmaz, çokça sual, ihtiyaç ve farklı dillerden farklı isteklere rağmen asla bir kargaşa olmaz, vakitleri nde bir farklılık ve değişim söz konusu olmaz. Hazineler inde bir-tek zerre bile eksilmez. O, kendisind en başka ilah olmayan Aziz ve Hakim olandır, işte böyle bir durumda kalp, Rahman'ın iki eli önünde başı eğik bir şekilde, Allah'ın izzeti ve azameti karşısında huşu ile eğilir. Hak ve apaçık Melik'in huzurunda secdeye kapanır. Öyle bir secde ki, buradan başını Yevmi Mezide dek asla kaldırmaz. İşte bu, kalbin yolculuğudur. Kalp, bu haliyle kendi ülkesinde, yerinde ve mülkündedir. İşte bu, Allah'ın şaşkınlık uyandıran sanatının en muazzam ayetlerin dendir. Böylesine bereketli ve huzurlu bir sefer için neler verilmez, böylesine meyveli ve faydalı bir yolculuk için neler yapılmaz ki?

Böylesine faydalı ve sonuç bakımından en güzel bir yolculuk için neler verilmez ki?

Bu, ruhların hayat bulduğu bir yolculukt ur. Bu, saadetin anahtarı, akılların ve gönüllerin ganimetid ir. Yoksa sırf bir parça azap olan bir yolculuk değildir bu."

Rasululla h (s.a.v.) henüz hayatta iken ondan şefaat dileme meselesin e gelince:

Bundan maksat Rasululla h'ın bu konuda dua etmesini istemek ve bunu sağlamaktır. Dolayısıyla bu, yalnızca Rasululla h'a (s.a.v.) has bir durum da değildir. Aksine salih ve iyi bir kimse olarak tanınan ve duasının kabul göreceği umulan bir kimseden de böyle bir şeyin istenmesi nde herhangi bir sakınca yoktur. İsteyen, özel ve genel manadaki istekleri ni istemede bunun duasından yararlana bilir.

Nitekim Rasululla h (s.a.v.), Ömer (r.a.) Umre yapmak istediğinde kendisine:

"Ey kardeşim, salih dualarında bizi unutma." (Tirmizi, De'avat: 109, Ahmed: 1/29, 2/59) buyurmuştur.

Abdullah b. Ömer'den:

"Ömer (r.a.), Umre için Rasululla h'tan (s.a.v.) izin istedi de kendisine izin verdi ve:

"Kardeşim! Salih duana bizi de kat, bizi unutma." dedi. Abdurrezz ak, hadisinde derki:

"Ömer şöyle dedi:

"Üzerine güneş doğan bir gün olarak bana en sevimli gelen gün, Rasululla h'ın bana:

"Ey kardeşim!" diye seslendiği gündür."

Ölüye gelince; bunun için meşru olan, ona dua etmek, cenazesin de, kabri başında ve başka zamanlard a onun için hayır duada bulunmaktır. İşte ölü için meşru olan budur. Fakat ölüden dua beklemek meşru kılınmamıştır. Aksine Kitap ve Sünnet böyle bir şeyin yasaklandığını ve böyle yapan kimsenin hakkında tehditler bulunduğunu açıklamaktadır. Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

"Geceyi gündüze bitiştirir, gündüzü de geceye bitiştirir. Güneşi ve ayı emrine amede kılmıştır, her biri belirli bir süreye kadar akıp gitmekted ir. İşte bunları yaratan, Rabbiniz Allah'tır. Mülk (hakimiyet) yalnız O'nundur. Ondan gayrı çağırdıklarınız ise bir hurma çekirdeğinin zarına bile malik olamazlar ." (Fatır: 35/13)

"Eğer onlara dua ederseniz, duanızı işitmezler, işitseler bile size cevap veremezle r. Kıyamet gününde ortak koşmanızı da inkar edecekler dir. Her şeyden haberdar olan Allah gibi kimse sana haber veremez." (Fatır: 35/14)

"İnsanlar haşrolunduğu (bir araya getirildiği) zaman, (Allah'tan başka taptıkları) onlara düşman kesilirle r ve onların ibadetler ini inkar edenler olurlar." (Ahkaf: 46/6)

Ölü ya da uzakta olan biri (ğaib) söylenenleri işitme, dedikleri nize icabet etme, fayda ve zarar verme gibi özelliklere sahip değildir. Sahabe -Allah kendileri nden razı olsun- özellikle de onların içinden daha önce İslamı kabullene nlerden, örneğin raşit halifeler gibi hiçbirisinden ve onların dışında başkalarından bunun zıttına bir nakil yapılmamıştır. Bunların, ihtiyaçlarını ölümünden sonra Rasululla h'tan istedikle rine ilişkin bir rivayet yoktur. Hatta kuraklık dönemlerinde bile, O'nun ölüsüne gidilmemiştir. Nitekim Ömer (r.a.), kıtlık zamanında halkla birlikte yağmur duasına çıktığında, Rasululla h'ın amcası Abbas'tan kendileri için yağmur duası yapmasını istemişler, Ömer (r.a.) da yağmur duası için ona emretmiştir. (Buhari, İstiska:3, Fedail: 11)

Kendisi hayatta olup, yanlarında bulunduğu için, Rasululla h (s.a.v.) gibi ölmüş olan birinden Rabbine dua etmesini istemek yerine ondan istemişlerdi.

Bu olay kıtlık yılında, H. 18. yılında olmuştu. Dokuz ay kıtlık sürmüş, hiç yağmur yağmamıştı.

Hafız, Fethul Bari'de diyor ki (2/339):

"Zübeyr b. Bekkar "el-Ensab" kitabında Abbas'ın (r.a.) nasıl bir dua yaptığını da yazmıştır. Kendi isnadıyla tahric ettiğine göre Ömer (r.a.), Abbas'tan (r.a.) yağmur duası yapmasını isteyince, o şöyle dua etmiştir:

"Allah'ım gelen bir amel mutlaka işlenen bir günah sebebiyle dir. Eğer bir bela kaldırıldıysa bu da yapılan tevbe sonucudur . Kavim, beni öne sürerek, benim Rasulüyle olan yerimi, konumumu düşünerek huzuruna getirdile r. İşte günahkar ellerimiz sana açılmış bulunuyor . Alınlarımız tevbe etmiş durumda. Bize bereketli yağmur yağdır."

İşte bu dua sonucu dağlar misali yağmur yağdı, toprak suya kandı ve halk da mutlu olarak yaşadı."

Eğer Ölümünden sonra birinden yağmur istemek caiz olsaydı, Ömer (r.a.) ve Sabikun-i Evvelun (öncekiler) Rasululla h'a (s.a.v.) koşarlardı. Böylece yaşayanla ölü arasındaki fark ortaya çıkmış oldu. Hayatta olan kimse eğer yanımızda hazır bulunuyor sa, ondan bizim için dua etmesini istemek caizdir. Çünkü bunlar Allah'a teveccühte bulunurke n, kimin adına dua ve niyazda bulunacak larsa, onun isteğini göz önünde bulundura rak Rablerine dua ederler. Kim de meşru olanı bırakır da meşru olmayana başvurursa hem sapar hem de başkalarını saptırır. Şayet ölen kimsenin duasında -ki bu mümkünse- bir hayır olsaydı, bu hususta sahabe çok daha önce davranırlardı. Çünkü onlar bu hususta çok daha titizdile r ve buna en layık olanlar da bunlardı. Onun hakkını en çok ve en iyi onlar bilirlerd i. Kim Allah'ın Kitabına bağlanırsa kurtulur. Kim de onu terk edip, buna değil de aklına dayanıp güvenirse helak olur.

Muvaffaki yet Allah'tandır.