ALLAH (C.C.)'IN KADERİNİ İNKAR ETMEK


İbn Ömer'den, Rasululla h (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

"Kaderiler bu ümmetin mecusiler idir. Eğer hastalanırlarsa onları ziyaret etmeyin, ölürlerse cenazeler ine katılmayın."(Ebu Davud, Sünnet: 17, Avnu'l-Ma'bud 4/357)

Hattabi şöyle dedi:

"Bunların mecusi olarak kabul edilmeler i, mezhepler inin tıpkı mecusiler in mezhebine benzemesi nden kaynaklan maktadır. Zira mecusiler, iki temel görüşe inanırlar:

Biri karanlık, ötekisi de nur. Bunlara göre iyilik nur olan fiili işlemekte, şer de zulüm işlemektedir. Kaderiye mezhebind en olanlar da böyledirler. Bunlar iyiliği Allah'a izafe ederlerke n, kötülüğü de başkasına izafe ederler."

Münziri de diyor ki:

"Bu, münkati bir hadistir. Çünkü Ebu Hazim Seleme b. Dinar, bunu İbn Ömer'den dinleyip işitmemiştir. Bu hususta kendisind en bu manada bir tesbit söz konusu değildir, durumu belirsizd ir."

Huzeyfe b. Yeman demiştir ki:

"Rasululla h (s.a.v.) şöyle buyurdula r:

"Her ümmetin bir mecusisi vardır. Bu ümmetin mecusiler i de 'Kader yoktur' diyenlerd ir. Bunlardan kim ölürse, cenazeler ine katılmayın, ziyaret etmeyin. Bunlar Deccal'in taraftarl arıdırlar. Allah'ın bunları Deccal'in ordusuna katması kesindir." (Ebu Davud, Sünnet: 17)

Bu hadisle ilgili olarak şöyle denmiştir:

"Gufre'nin mevlası Ömer, hadisiyle hüccet olunacak biri değildir. Ensardan bir adam dediği kişi de meçhuldür, kim olduğu bilinemem ektedir. Huzeyfe hadisi başka tariklerd en de rivayet olunmuş olmakla birlikte sabitliği varid değildir."

"İbn Ömer dedi ki: "Varlığım elinde olan..." kavlini Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, Nesai ve İbn Mace, Yahya b.Ya'mer'den rivayet etmişlerdir. Demiştir ki:

"Kader ile ilgili olarak ilk konuşan Basra'da Ma'bed el-Cuheni'dir. Ben ve Humeyd b. Abdurrahm an el-Himyeri ikimiz birlikte Hacca ya da Umreye gittik. Kendi kendimize dedik ki:

"Keşke Rasululla lr in (s.a.v.) ashabından biri ile karşılaşsak da, şu kimseleri n kaderle ilgili olarak söyledikleri hakkında kendileri nden bilgi edinsek."

Allah (c.c), bizi Abdullah b. Ömer'le buluşmaya muvaffak kıldı. Kendisiyl e Mescid'e girerken karşılaştık. Ben ve arkadaşım hemen çevresini kuşattık, burada istedim ki, arkadaşım sözü bana bıraksın. Dedim ki:

"Ey Ebu Abdurrahm an! Önümüzde hemen birtakım kimseler belirledi ler, Kur'an okuyorlar, ilim öğrenmek istiyorla rdı. Bunların iddialarında ise kader diye bir şey yoktur. Gerçekten durum yeni bir olaydır."

Dedi ki:

"Onlarla karşılaşırsan, onlara benim onlarla hiçbir ilgimin bulunmadığını, onlardan beri ve uzak olduğumu bildir. Onların da benden beri olduklarını kendileri ne haber ver. Abdullah b. Ömer'in adına yemin ettiği varlık adına söylüyorum ki, şayet onlardan birinin Uhud dağı kadar altını bulunsa, bunu da Allah yolunda infak etse, kadere iman edinceye dek Allah bunu ondan kabul etmez."

Sonra dedi ki:

"Bana Hattaboğlu Ömer (r.a.) şöyle haber verdi:

"Biz Rasululla h'ın (s.a.v.) yanında oturuyord uk. Derken yanımıza bembeyaz giysiler içinde, siyah saçlı, üzerinde yolculukt an geldiği izlenimi bulunmaya n bir adam çıkageldi. İçimizden onu tanıyan hiç kimse de yoktu. Nihayet Rasululla h'ın (s.a.v.) yanına oturdu, dizlerini Rasululla h'ın dizlerine dayadı, ellerini de Rasululla h'ın dizi üzerine koydu ve dedi ki:

"Ey Muhammed, bana İslam'dan haber ver!"

Rasululla h (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"İslam: Allah'tan başka ibadete layık ilah olmadığına ve Muhammed'in de Allah'ın rasulü olduğuna şehadette bulunman, namazı kılman, zekatı vermen, Ramazan orucunu tutman, eğer gitmeye yol bulabilir sen Beyt-i haccetmen dir."

Adam: "Doğru söyledin" dedi. Biz hayret ettik, çünkü hem soruyor hem de doğru söyledin diyerek tasdik ediyordu. Yine:

"Bana imandan haber ver." dedi.

Rasululla h (s.a.v):

"Allah'a, melekleri ne, kitaplarına, rasulleri ne ve Ahiret gününe, kadere, hayrın ve şerrin Allah'tan olduğuna inanmandır." dedi. Adam yine:

"Doğru söyledin. Bana ihsandan haber ver." diye sordu. Rasululla h (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Allah'ı görüyormuşçasına O'na kullukta bulunmandır. Sen O'nu görmesen de O seni görmektedir." Adam bu defa:

"Bana Kıyametin (ne zaman meydana geleceğinden) haber ver" dedi. Rasululla h (s.a.v.):

"Kedisine soru sorulan, sorandan daha fazla bir bilgiye sahip değildir." dedi. Adam:

"Bana onun alemetler inden haber ver" dedi. Rasululla h (s.a.v.):

"Cariyenin kendi efendisin i doğurması, başı açık yalınayak koyun çobanlarının bina yapımında birbirler iyle yarış etmelerid ir." dedi. Ravi diyor ki:

"Sonra adam gitti. Üç gün bekledim -bir rivayette de bir müddet bekledim-sonra Rasululla h (s.a.v.) dedi ki:

"Ey Ömer! Soruyu soran kimdi biliyor musun?" Ben:

"Allah ve Rasulü daha iyi bilir" dedim. Buyurdu ki:

"Cebrail (a.s.) idi. Size dininizi öğretmek için geldi." (Müslim, İman: 1, Ebu Davud, Sünnet: 17,Tirmizi, İman: 4)

Dikkat edilirse hadiste, kadere iman, imanın altı şartından biri olarak zikredilm iştir. Kim kadere, kaderin hayrına ve şerrine iman etmezse, imanın bir şartını terketmiş ve inkar etmiş olur. Bunların hali şu ayette ifade edilenler inkine benzer:

"Sonra (yine) siz, birbirini zi öldürüyor, bir bölümünüzü yurtlarından sürüp çıkarıyor ve günah ve düşmanlıkla aleyhleri nde ittifakla r kuruyor veya size geri olarak geldikler inde onlarla fidyeleşiyordunuz. Oysa onları çıkarmanız, size haram kılınmıştı. Yoksa siz, Kitab'ın bir bölümüne inanıp da bir bölümünü inkar mı ediyorsun uz? Artık sizden böyle yapanların dünya hayatındaki cezası aşağılık olmaktan başkası değildir; Kıyamet gününde de azabın en şiddetli olanına uğratılacaklardır. Allah, yaptıklarınızdan gafil değildir." (Bakara: 2/85)

Ubade b. Velid b. Ubade anlattı:

"Bana babam tahdis etti ve dedi ki:

"Ubade'nin hastalandığı bir sırada yanına girdim, üzerinde ölüm emareleri ni gördüm, dedim ki:

"Babacığım! Bana vasiyette bulun ve benim için gayret et." O da:

"Beni oturtun" dedi ve devamla:

"Oğulcuğum! Sen kadere, kaderin hayrına ve şerrine iman etmedikçe imanın tadına eremez ve gerçek manada Allah'ı bilme bilgisine de ulaşmazsın." dedi. Dedim ki:

"Babacığım, kaderin hayır ve şerrinin ne olduğunu nasıl öğrenebilirim?" Dedi ki:

"Şunu iyice bilmelisi n ki, yanılman durumunda mutlaka başına bir şey isabet edecek demek değildir. Doğrusu Allah'ın ilk yarattığı şey kalemdir. Allah kalemi yaratınca ona 'Yaz' diye buyurdu. İşte o andan itibaren ta Kıyamete dek olmuş ve olacak olan her şeyi yazdı. Yavrucuğum! Ben öldüğümde eğer şu belirttiğim gibi değilsem Cehenneme girdim demektir." (Ebu Davud Sünnet: 16, Tirmizi Kader: 17, Ahmed: 5/317)

Bu ve benzeri hadislerd e Allah'ın ilminin dünya ve ahirette olabilece k her şeyi kuşattığı ve ihata ettiği manası bulunmakt adır.

Nitekim Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

"Allah, yedi göğü ve yerden de onlar gibisini yarattı. Buyruğu bunların arasında durmadan iner durur. Allah'ın gerçekten her şeye güç yetirdiğini ve muhakkak Allah'ın, ilmiyle her şeyi kuşattığını kesinlikl e bilesiniz diye." (Talak: 65/12)

İmam Ahmed b. Hanbel, kader hakkında kendisine sorulunca:

"Kader, Rahman'ın kudretidi r" demiştir. İbn Akil, Ahmed'in bu cevabını güzel bulmuştur.

Bunun manası şöyledir:

"Allah 'ı kudretind en hiçbir kimse menedemez . Oysa kaderi inkar edenler, gerçekten Allah'ın kudretini n kemalini inkar ettiler. Böyle olunca da doğru yoldan saptılar. Seleften biri derki:

"Onlarla ilim ile münazarada bulun. Eğer onlar kaderi inkar ederlerse, düşman kesilirle r, onu inkar ederlerse, küfre girerler."

Ebu Davud'un lafzı şöyledir:

"Eğer Allah göklerin ve yerin tüm ehlini azaplandırsa, hiçbirine zulmetmek sizin azabeder. Eğer merhamett e bulunsa, rahmeti onlar için amellerin den hayırlı olur. Sen kadere inanmadığın sürece Uhud dağı ağırlığında altın dağıtsan, Allah onu senden kabul etmez..." (Ebu Davud, Sünnet: 17, İbn Mace, Mukaddime: 77 Avnu'l-Ma'bud, (4/362) de hadisin merfuluğunu belirtir. Münziri de diyor ki, "Hadisin isnadında Ebu Süfyan Şeybani var ki, İbn Main bunu güvenilir kabul ediyor, başkası da aynen böyle kabul ettiği halde, Ahmed b. Hanbel ve onun gibileri muteber saymıyorlar.")

İmad b. Kesir (r.a.) diyor ki:

"Ali (r.a.), Rasululla h'ın (s.a.v) şöyle buyurduğunu söylemiştir:

"Kul dört şeye iman etmedikçe mümin olamaz: Allah'tan başka ibadete layık ilah olmadığına ve benim Allah'ın RasuIü olup (Allah'ın) beni hak ile gönderdiğine şehadette bulunacak, öldükten sonra dirilmeye iman edecek, kadere, hayrına ve şerrine iman edecektir ." (Tirmizi, Kader: 10)

Abdullah b. Amr'dan (r.a.) Rasululla h (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Doğrusu Allah, gökleri ve yeri yaratmada n ellibin yıl önce yarattıklarının kaderleri ni takdir etti. Arş'ı da su üzerindeydi." (Tirmizi, Kader: 16. Tirmizi bu hadis için "Hasen-Sahih-Garip" dedi)

Tüm bu ve bu manadaki hadisler kadere iman etmeyenle r hakkında ağır tehditler içermektedir. Bu, Mutezile ve benzeri mezhepler gibi kaderi inkar edenler aleyhinde de bir hüccettir. Bunların mezhebine göre, masiyet ehli ebedi cehenneml iktir. İşte onların büyük günahların en büyüğü ve masiyetle rin en büyüğü hususunda ki itikatları böyledir.

Gerçek şu ki, bu gibi mezhepler in sahibi kimseler, tevatür delillerd en hareketle, Kitap ve Sünnetin nassları çerçevesinde kaderin varlığı kendileri ne ispat edildiğinde, tevbe etmemeler i durumunda ebedi cehenneml iklerden olacaklar dır. Kaderi inkar etmeleri sebebiyle bu, onlar adına gereklidi r. Çünkü bunlar Kitap ve Sünnetteki kaderin varlığını gösteren deliller tevatür derecesin de olduğu halde bunları inkar etmiş ve bunlara aykırı hareket etmişlerdir.

Bu sayede tevhid ehli olup da büyük günah işleyenlerin ebedi cehenneml ik olmadıkları gerçeği de öğrenilmiş oldu.