Allah (c.c.)'ın Kendileri ile Konuşmayacağı Kimseler


Selman'dan (r.a.) Rasululla h (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Üç tip insan vardır ki, Allah ne onlarla konuşur ne de bağışlar; fakat onlara acı bir azap verir:

Saçı başı ağarmış olduğu halde zina eden yaşlı kimse, fakir olmasına rağmen kibirli olan kimse, Allahu Teala'yı ticaretin e vesile edip yemin ile satan, yemin ile satın alan kimse."

(Taberani Kebir, Sağir ve Evsafta, Beyhaki Şuabu'l-İman'da Heysemi Mecmeu'z-Zevaid: 4/78.

Burada süz konusu Selman olaki Selman-ı Farisi Ebu Abdullah'tır. Rasululla h (s.a.v.) Medine'ye hicret buyurdukl arında İslamı kabul etmiş, Hendek Savaşında bulunmuştur. Kendisind en Ebu Osman Nadir, Şurahbil b. Semt ve başkaları rivayette bulunmuşlardır. Rasululla h (s.a.v.) kendili hakkında şöyle buyurmuştur:

"Selman bizden, Ehl-i Beyt'tendir. Allah, ashabımdan dört kimseyi sever: Ali, Ebu Zer, Selman ve Mikdad." (Tirmizi ve İbni Mace).

Hasan Basri der ki:

"Selman, otuzbir kişi üzerinde emir idi. Onlara, yarısını sergi ve yarısını giysi olarak kullandığı bir aba ile hitapta bulunurdu ."

Kendisi Osman'ın hilafeti döneminde (r.a.) vefat etmiştir. Ebu Ubeyde de: "H. 36 da vefat etmiştir" der. Bu zatın Selman b. Amir b. Esved-Dabbi olması da ihtimal dahilinde dir)

"Üç kimse vardır ki..." ifadesiyl e yüce Allah'ın bu tür isyankar kimselerl e konuşmayacağının belirtilm esinde, Allah'ın ancak kendisine itaatkar olanlarla konuşacağına delil vardır. Kelam, Allah'ın kemal sıfatlarından bir sıfatıdır. Kitap ve Sünnette bununla ilgili deliller her şeyden daha açık ve net bir şekilde ortaya konmuştur.

Nitekim Ehl-i Sünnet vel-Cemaat muhakkikl erince de bu böyledir, fiillerin kıyamı Allah (c.c.) sayesinde dir. Herhangi bir fiil, ancak Allah'ın meşietiyle, kudretiyl e oluşur ve Allah ebedi olarak da bununla muttasıftır. Allah hadisul Ahad ve Kadimul-Nev'dir.

Nitekim Ehl-i hadis, Şafiinin ashabından kimseler, Ahmed b. Hanbel ve başka taifeler de bunu söylemektedirler.

Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

"Sonra diğerlerini suda boğduk." (Yasin: 36/82)

Dikkat edilecek olursa burada Allah'ın gelecek zamana ait hükmü geçmiş zaman fiiliyle getirilmiştir. Bu tür durumlar Kur'an'da oldukça fazladır.

Şeyhülislam İbn Teymiyye (r.a.) diyor ki:

"Bu inkarcılar bize:

"Sizin bu söylediğiniz şey, hadis olanların onunla kaim olmasını gerektiri r." deseler, biz de şöyle deriz:

"Seleften ve müçtehid imamlarda n sizden önce kim bunu inkar etti söyler misiniz? Oysa ki Kur'an ve Sünnet'in nasları, sarih akılla birlikte bunu tazammun etmektedi r. Havadis lafzı mücmel (kapalı) bir lafızdır. Bununla bazan arazlar ve eksik olan şeyler de murad edilir. Oysa Allah (c.c.) bundan münezzehtir. Ancak bununla kelamından dilediği şey kaim olur, keza fiillerin den ve benzeri şeylerden de...

Yeter ki Kitap ve Sünnet buna delalet etmiş olsun. Doğru görüş, ilim ehliyle hadis ehlinden şöyle söyleyenlerinkidir:

"Allah ezeli olarak dilediği zaman halen konuşmakta devam etmektedi r. Nitekim Abdullah İbn Mübarek, Ahmed b. Hanbel ve Ehli Sünnet imamlarından başkaları da bunu söylemişlerdir.

Derim ki:

"Havadisin Allah ile kaim oldukları" ifadesini n manası, kudretini n bunlara egemen olması, bunu dilemesi ve emriyle icad etmesidir . Allah en iyisini bilir.

"Onları tezkiye de etmez. Onlar için acıklı bir azap vardır."

Yani bu kimseleri n günahları ne oranda büyürse, suçlarının cezası da o nisbette büyür. Onlar işte bu üç azab ile azablandırılırlar ki bu, cezaların en büyüğüdür.

"Saçı-başı ağarmış ihtiyarcık" kavline gelince, burada küçültme ifadesini n kullanılması, yaşlanmış, bir ömür yaşamış kimsenin, saçı başı ağardığı halde iyilikte örnek olması gerekirke n, hala kötülük işlemekte ısrarı sebebiyle dir. Bu gibi kimseleri n, masiyette n ve buna götüren nedenlerd en uzak durmaları gerekirke n, yaşlanıp gitmiş olmalarına rağmen hala böyle davranmal arı aşağılanmalarını gerektirm iştir. Masiyet bu kimseyi yaşlılığında bile zinaya sürüklüyor, masiyet ve kötülük işlemeyi bir zevk ve muhabbet halinde gönlünde yaşatıyor. Allah korkusu aklına gelmiyor. İleri yaştaki bir kimsenin masiyet işlemeye yönelik tahrik sebepleri zayıflamış olmasına rağmen bunda ısrarı, elbette cezasının artırılmasına sebep olacaktır. Oysa gençler böyle değildirler. Çünkü onlarda şehvet oranı daha kabarıktır, bu itibarla genç, Allah'tan korkmasına rağmen bazen şehevi duygulan baskın gelebilir ve bu onu günah işlemeye sevkeder; fakat sonunda pişmanlık duyar, nefsinin bu arzularına gem vuramadığına üzülür, masiyeti yüzünden nefsini kötüler, kötülüğü bırakarak hakka döner.

Aynı şekilde fakir ve yoksul kimsenin gurur ve kibir göstermesi, büyüklük taslaması da böyledir. Yoksul bir kimsenin kibirlene cek bir durumu yoktur ki, kibirleni p gururlansın. Buna rağmen büyüklük taslıyorsa, bunun fıtratında bir bozukluk var demektir. Halbuki büyüklük taslamak, kibirlenm ek genelde varlıklı, malve servet sahibi kimselerd e, bolluk ve refah içindekilerde, makam ve mevki sahipleri nde görülür. Fakat yoksul bir kimsenin böyle bir saiki yokken kibirlenm esi, o kimsenin karakteri nde bir rahatsızlığın varlığını gösterir. Gönlünde gizli bir rahatsızlık var demektir. Böyle bir kimsenin, kendisini böyle bir günah işlemeye sevk edecek bir durumu yokken kibirlili k göstermesi, cezasının çok daha büyük olmasını gerektirm iştir ki bu da, masiyetle rin en büyüğünü işlemiş olmasındandır.

"Allah'ı, satacağı malın sermayesi kılan adam"

Yani Allah adına yemin eden kimse, O'nu sermaye edinerek kazanç sağlamaya çalışmaktadır.

İşte sıralanan bu ameller, muvahhid olarak görünmesine rağmen sahibinin imanında ve amelinde zayıflık olduğunu gösterir. Dili ve amelleriy le açığa vurduğu büyük masiyetle r, sahibinin kalbindek i durumu ortaya koyar, masiyetle re götürücü sebepleri n azlığına rağmen böyle davrananl arın halini gösterir. Allah'tan selamet, sağlık ve afiyet isteriz. Rabbimizi n razı olmadığı ve hoşnut kalmadığı her bir amelden de yine O'na sığınırız.