ALLAH (C.C.)'LA, AYETLERİYLE VE RASULÜ İLE ALAY ETMEK


Allah'ı, O'nun zikri olan Kur'an'ı veya Rasululla h'ı (s.a.v.) alay ve eğlenceye alma konusunda Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

"Onlara sorarsan 'Andolsun biz dalmış oyalanıyorduk' derler. De ki: "Allah ile, ayetleriy le ve elçisiyle mi alay ediyorsun uz?" (Tevbe: 9/65)

İmad b. Kesir (r.a.) tefsirind e der ki:

"Ebu Maşer el-Medeni, Muhammed b. Ka'b el-Kurazi veya başkalarından rivayetle demiştir ki:

"Şöyle dediler:

"Tebük Seferi esnasında bir adam Rasululla h ve Kur'an okuyabile n sahabeler i kastedere k şöyle dedi:

"Şu bizim Kurra'mızdan (Kur'an okuyucula rımızdan) daha obur, daha yalancı ve düşman karşısında daha korkak kimse görmedik."

Avf b. Malik (r.a.) ona:

"Yalan söylüyorsun! Sen bir münafıksın, bunu Rasululla h'a (s.a.v.) haber vereceğim." dedi ve Rasululla h'a (s.a.v.) gitmek üzere yola çıktı. Oraya ulaştığında durumun vahiy yolu ile Rasululla h'a (s.a.v.) bildirilm iş olduğunu gördü.

Adam da, özür dilemek için Rasululla h'a (s.a.v.) geldi. O esnada Rasululla h (s.a.v.) devesine binmiş gitmek üzereydi. Adam Rasululla h'a (s.a.v.):

"Ey Allah'ın Rasulü! Biz sadece yol yorgunluğunu gidermek için lafa dalmış şakalaşıyorduk." dedi.

İbn Ömer (r.a.)diyor ki:

"Gözümün önünden gitmiyor, adam Rasululla h'ın (s.a.v.) bindiği devenin üzengilerine tutunmuş, ayakları taşlara çarpa çarpa habire:

"Biz sadece lafa dalmış şakalaşıyorduk" diyor, Rasululla h (s.a.v.) da:

"Allah'la, ayetleriy le ve Rasulüyle mi alay ediyordun uz? Özür beyan etmeyin; çünkü iman ettikten sonra küfre girdiniz." ayetini tekrar ediyor ve bir tek kelime ilave etmeyerek, yüzüne bile bakmadan gidiyordu ." (Camiu'l-Beyan: 10/170-172, 173. 60)

İbn İshak der ki:

"Münafıklardan bir gurup ki Vedia b. Sabit - Beni Umeyye b. Zeyd b. Amr b. Avf'ın kardeşidir- bunlardan dı. Aynı zamanda Beni Selime'nin antlaşmalısı Eşca' kabilesin den de Muhşi b. Himyer denilen bir adam da vardı. Rasululla h (s.a.v.) Tebük seferine giderken ona işaret ederek birbirler ine şöyle diyorlardı:

"Siz Beni Asfar'ın silahşörlerini Arap savaşçıları gibi mi sanıyorsunuz?"

Müminleri korkutmak ve ürkütmek için şöyle diyorlardı:

"Vallahi yarın sizin dağlara çakılıp kaldığınızı, yerinizde n kıpırdayacak halinizin kalmadığını göreceksiniz."

Muhşi b. Himyer de şöyle dedi:

"Vallahi isterim ki, her birinize yüzer sopa vurulması üzerine antlaşma yapılsın. Biz kesinlikl e sizin bu sözleriniz üzerine hakkımızda Kur'an'dan bazı hükümlerin inmesini beklemekt eyiz."

Rasululla h (s.a.v.) Ammar b. Yasir'e dedi ki:

"Bana ulaşan şeye göre; şunların yanına yetiş. Çünkü onlar yandılar, helak oldular. Onların ne dedikleri ni kendileri ne sor. Eğer inkara kalkışırlarsa, onlara de ki: "Aksine siz şöyle şöyle söylediniz."

Bunun üzerine Ammar onların yanına vardı, durumu onlara söyledi. Onlar da, özür dilemek üzere Rasululla h'a (s.a.v.) geldiler. Rasululla h (s.a.v.) bineği üzerinde duruyorke n Vedia b. Sabit -binitin üzengisini tutarak- Rasululla h'a şöyle dedi:

"Ey Allah'ın Rasulü, biz dalmış, eğleniyorduk."

Bunun üzerine Muhşi b. Himyer de dedi ki:

"Beni adım ve babamın adı oturttu."

Burada demek istediği şu ayet idi. Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

"Eğer sizden bir taifeyi affetsek de, bir taifeye azab ederiz." (Camiu'l-Beyan: 10/170-172, 173. 60)

İşte bu ayette Muhşi b. Himyer Abdurrahm an diye adlandırıldı ve kendisi Allah'tan, yeri bilinmeme k kaydıyla şehit edilmeyi diledi. Bu zat Yemame savaşında şehit düştü, hiçbir izine rastlanılmadı."

İkrime de bu ayetin tefsiriyl e ilgili olarak şöyle dedi:

"Allah (c.c), dilediği kimselerd en birini affetti. O adam şöyle diyordu:

"Allah'ım! Ben öyle bir ayet dinledim ki, o ayetle ben kastolunu yor gibiyim. Bundan adeta deriler ürperiyor, kalpler korkudan titriyor. Allah'ım! Beni yolunda şehit kıl da, hiçbir kimse 'ben onu yıkadım, ben kefenledi m, ben de defnettim' demesin. Ravinin dediğine göre bu zat Yemame savaşında şehit düştü. Müslümanlardan bulunmadık hiçbir kimse kalmadı, fakat bir tek ona rastlanılmadı"

"Özür beyan etmeyin.. ." kavline gelince, yani şu anda alay ve eğlenceyle yaptığınız konuşmanız sebebiyle bir de özür dilemeye kalkışmayın. Eğer sizden birinizi bağışlarsak bilin ki bu Muhşi b. Himyer'dir.

"Bir gurubunuz a da azab ederiz" yani hepiniz bağışlanacak değilsiniz. Mutlaka içinizden bazılarınızın azap görmesi gerekir. Çünkü onlar bu yanlış ve facir sözleri sebebiyle suçludurlar.

Şeyhülislam der ki:

"Allah (c.c), Rasulü'ne (s.a.v.), münafıklara:

"Siz imanınızdan sonra küfre girdiniz" demesini emretti. Buna göre bu kimseler için, 'onlar dilleriyl e imanlarından sonra küfre girdiler, kalpleriy le değil' diyenleri n sözü batıldır. Çünkü kalp küfür üzere olmasına rağmen, dil ile iman ettiğini söyleyen bir kimse küfür üzeredir. Bu itibarla böyle kimselere 'Siz imanınızdan sonra küfre girdiniz' denmez. Çünkü onlar zaten küfür üzere durumlarını sürdürmektedirler. Ancak burada, "Siz önce inandığınızı ortaya koyduktan sonra, ardından küfrünüzü izhar ettiniz" şeklinde bir mana kastedilm iştir. Bu kimseler sıradan insanlara bu durumlarını belli etmiyor, ancak onlardan havas olanlarına izhar ediyorlar dı, yani sadece kendi adamlarına açıklıyorlardı. Zira bunlar, kendi adamlarıyla bir aradayken küfür üzere devam etmekteyd iler. Buradaki lafız, onlar hala münafıklıklarını sürdürüyorlar gibi bir manaya dalalet etmez."

Şeyhülislam (r.a.) bir başka yerde de der ki:

"Ayetten anlaşıldığına göre bu kimseler 'Biz bu küfür sözünü, inanmadığımız halde söyledik' sözlerine rağmen imanlarından sonra küfre girmişlerdir. "Aksine bizim yaptığımız boş sözlere dalmak ve eğlenmekti. Oysa küfür öten Allah'ın ayetlerin i alay ve eğlenceye almaktır." Böyle bir söz, ancak böyle bir şeyi gönlü kabul eden bir kimse tarafından söylenebilir. Eğer adamın kalbinde iman olsaydı, kesinlikl e böyle bir söz konuşmasına mani olurdu. Çünkü Kur'an'da haber verildiğine göre, şayet kalpte iman mevcutsa, bunun gereği olarak kişi zahirde de bununla amel eder, kalp bunu kişiye yaptırır. Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

"Onlar derler ki: "Allah'a ve elçisine iman ettik ve itaat ettik" sonra bunun ardından onlardan bir grup sırt çevirir. Bunlar iman etmiş değildirler. Aralarında hükmetmesi için Allah'a ve Rasulüne çağrıldıkları zaman, onlardan bir grup yüz çevirir. Eğer hak leyhlerin de ise, ona boyun eğerek gelirler. Bunların kalplerin de hastalık mı var? Yoksa kuşkuya mı kapıldılar? Yoksa Allah'ın ve elçisinin kendileri ne karşı haksızlık yapacağından mı korkuyorl ar? Hayır, onlar zalim kimselerd ir. Aralarında hükmetmesi için, Allah'a ve elçisine çağrıldıkları zaman mümin olanların sözü: "İşittik ve itaat ettik" demelerid ir. İşte felaha kavuşanlar bunlardır. Kim Allah'a ve Rasulü'ne itaat ederse ve Allah'tan korkup O'ndan sakınırsa, işte kurtuluşa ve mutluluğa erenler bunlardır." (Nur: 24/47-52)

Dikkat edilecek olursa ayette, Rasululla h'a (s.a.v.) itaatten yüz çeviren bir kimsenin imanının olmadığı açıklanmaktadır. Ayrıca şu da bildirilm ektedir ki, müminler aralarında hüküm verilmesi için, Allah'a ve Rasulüne çağrıldıklarında hemen dinlerler ve buna itaat ederler. İşte böylece bunun imanın gerekleri nden olduğu gerçeği ortaya çıkmış oluyor.

Burada ayrıca bir insanın, kimi zaman söylediği bir söz ya da işlediği bir amel sebebiyle küfre girebilec eği gerçeği de açıklanıyor. Yine, şeriat ilimleriy le şeriat alimlerin i alay ve eğlenceye almanın da küfür olduğu, çünkü bunun İslamdan dönüş, yani mürtedlik manasına geldiği de anlaşılıyor. Kısacası dinin aslına yönelik olarak yapılan tüm bu gibi şeyler kişinin mürted olmasına sebep oluyor.

Bu söylenenlerin en şiddetlisi ise, aynı zamanda kalbin de bunu istemesid ir. Bu, tıpkı sahili olmayan bir deniz gibidir. Bundan dolayı büyük bir nifaka girmekten korkulur. Çünkü Allah, bu sözleri söyleyen kimseler için, bundan önce yani bu sözlerinden önce onların mümin olduklarını, imanlarının varlığını bildiriyo r.

Nitekim İbn Ebu Müleyke diyor ki:

"Allah Rasulü'nün (s.a.v.) ashabından otuz kişiyi gördüm, hepsi de kendileri nin münafık olabilece klerden endişe içindeydiler."

Allah'tan hem dünyada ve hem ahirette selamet, af ve afiyet isteriz.