1. This site uses cookies. By continuing to use this site, you are agreeing to our use of cookies. Learn More.
  2. Duyuruyu Kapat

ALLAH (C.C.)'TAN BAŞKASI ADINA YEMİN ETMEK

Konu, 'Fethul Mecid' kısmında islami bilgiler tarafından paylaşıldı.

  1. islami bilgiler

    islami bilgiler Islam-TR Üyesi Kullanıcı

      

    ALLAH (C.C.)'TAN BAŞKASI ADINA YEMİN ETMEK


    Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

    "Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize ibadet edin ki (O'na karşı gelmekten) sakınmış olabilesi niz."

    "O (Allah) ki; yeryüzünü size bir döşek, göğü de bir bina kıldı. Gökten su indirip sizlere rızık olmak üzere ürünler meydana getirdi. (Bunları) bile bile artık Allah'a endad edinmeyin (eşler koşmayın)." (Bakara: 2/21-22)

    Ayette geçen "en-nidd" kelimesi, misil ve denk anlamına gelir. Allah için nidd kabul etmek demek, ibadet çeşitlerinden birini Allah'tan (c.c.) başkası için yapmak demektir.

    Örneğin putperest ler, dua edip çağırdıkları ve kendileri nden ümitvar oldukları taktirde putlarının kendileri için şefaatçi olacaklarına, yarar sağlayacaklarına, ya da kendileri nden bir zararı önleyeceklerine inanırlar.

    İmad b. Kesir (r.a.) bununla ilgili olarak tefsirind e diyor ki:

    "Ebul Aliye şöyle dedi: 'Allah için endad edinmeyin' demek, 'Allah'a denkler ve ortaklar kılmayın' demektir. Nitekim, Rabi' b. Enes, Katade, Süddi, Ebu Malik ve İsmail b. Ebu Halid de böyle söylemişlerdir."

    İbn Abbas da demiştir ki:

    "Bildiğiniz halde Allah'a denkler edinmeyin" demek, yani hiçbir menfaat sağlamayan ve hiçbir zararı da önlemeyen endad (denkler) edinerek Allah'a ortak koşmayın. Halbuki siz, O'nun sizin Rabbiniz olduğunu, O'ndan başka sizi rızıklandıran bulunmadığını da biliyorsu nuz. Bildiğiniz bir diğer gerçek de, Rasulün sizi çağırdığı Tevhid (Allah'ı birleme) dininin hak olduğu ve bunda asla herhangi bir şüphe bulunmadığıdır.

    Nitekim Katade de böyle demiştir.

    Katade ve Mücahid'den gelen rivayete göre:

    "Allah için endad edinmeyin" demek, Allah'a masiyet konusunda itaat etmek suretiyle birtakım kimseleri Allah'a denkler tutmayın demektir."

    İbn Zeyd de der ki:

    "Endad; ilahlar demektir. İnsanlar bazı kimseleri Allah ile birlikte ilah edinerek Allah'ı -subhanallah- bunlara denk kabul ettiler."

    İbn Abbas'tan rivayete göre "Allah için endad edinmeyin" demek, benzerler edinmeyin manasındadır.

    Mücahid de şöyle der:

    "Bildiğiniz halde Allah'a endad edinmeyin" demek, siz gerek Tevrat'tan ve gerekse İncil'den de biliyorsu nuz ki, O bir tek ilahtır, manasındadır."

    Mücahid ayrıca bu ayetle aynı manaya gelen bir de hadis zikretmiştir. Bu, Ahmed'in Müsned'inde Haris el-Eşari'den gelen bir rivayetti r.

    Buna göre Rasululla h (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

    "Allah Zekeriyya oğlu Yahya'ya, kendisiyl e amel etmesi için beş kelime emretmiş, aynı zamanda İsrailoğullarının da bu kelimeler le amel etmelerin i emir buyurmuştu. Yahya bu hususta biraz geç davranaca k oldu. Bunun üzerine İsa ona dedi ki:

    "Allah, kendisiyl e amel etmen için sana beş kelime emretti ve aynı zamanda İsrailoğullarına da bunlarla amel etmelerin i emretmeni bildirdi. Ya sen bu kelimeler i onlara tebliğ edersin, ya da o kelimeler i ben onlara tebliğ ederim." Bunun üzerine Yahya dedi ki:

    "Kardeşim! Eğer sen benden önce davranıp da bunu onlara ulaştıracak olursan, azap olunmakta n veya yerin dibine batırılmaktan korkarım." Devamla dedi ki:

    "Yahya, İsrailoğullarını Beytul Makdis'te topladı. Mescid-i Aksa, ağzına kadar doldu. Kendisi mescidin kürsüsüne oturdu. Allah'a hamd ve senada bulundu, sonra da şöyle dedi:

    "Doğrusu Allah bana, kendisiyl e amel etmem için beş kelime emretti ve aynı zamanda bununla amel etmeniz için size emretmemi de bildirdi. Bunların ilki, Allah'a ibadet edip O'na hiçbir şeyi şirk koşmayacaksınız. Bunun misali şuna benzer:

    Adamın biri, kendi öz be öz malından, tertemiz alın terinden olan altın ve gümüşlerle bir köle satın alır. Adam (köle) çalışmaya başlar; fakat kazandıklarını efendisin e değil bir başkasına verir. Şimdi söyleyin hanginiz kölesinin böyle olmasından memnun olur ve mutlu kalabilir ki? Gerçekten sizi yaratan Allah'tır. Size o rızık veriyor. O'na kulluk edin ve O'na hiçbir şeyi şerik koşmayın. Aynı zamanda size namaz kılmanızı emrediyor um. Allah, bir kulu yüzünü kendisind en çevirmedikçe yüzünü hep onun yüzüne diker. Namaz kıldığınız zaman etrafa bakınıp durmayın. Size oruç tutmanızı da emrediyor um. Bunun durumu da adeta şu kimsenink ine benzer: Adamın biri yanında bir kese miskle bir topluluk içinde bulunmakt adır. Toplulukt aki herkes o güzel kokuyu duymaktadır. Doğrusu oruçlu bir kimsenin ağız kokusu, Allah katında misk kokusunda n daha güzeldir. Bir de size sadaka (zekat) vermenizi emrediyor um. Bunun durumu da düşman eline esir düşüp de elleri boynuna bağlanan kimsenink ine benzer. Adamın boynunu vurmak için huzura getirirle r. Bu sırada bu adam boynunu vuracak olanlara der ki:

    "Neyim var neyim yok size vermem karşılığında beni serbest bırakır mısınız?" Adam bunun üzerine az ve çok nesi varsa kendini kurtarıncaya dek varlığını onlara verir. Yine size, Allah'ı çok çok zikretmen izi de emrediyor um. Böyle bir kimsenin durumu da aynen şuna benzer:

    Adamın peşinden kendisini didik didik, delik delik arayan düşmanları vardır. Onlardan kaçan bu kimse son derece sağlam bir kaleye kapanır ve kendisini orada onlardan korur. Kul, eğer Allah'ı zikreders e, bu takdirde şeytandan kendisini en iyi bir şeklide korumuş olur." Rasululla h (s.a.v) devamla dedi ki:

    "Allah'ın bana emrettiği beş şeyi ben de size emrediyor um: Cemaat halinde birlikte olun, başınızdakileri dinleyin ve onlara itaat edin (tabii ki bu İslam devleti için geçerlidir), hicret edin ve Allah yolunda cihad edin. Doğrusu kim cemaatten bir karış da olsa ayrılacak olursa, o kimse boynundan İslam ahdini atmış olur; ancak tekrar dönmesi halinde müstesna. Kim de cahiliye davasıyla ortaya çıkarsa o kimse doğrusu Cehennem toplumund an olacaktır (sürünerek Cehenneme gönderilecektir)."

    Bunun üzerine; 'Ey Allah'ın Rasulü! Namaz kılıp, oruç tutsa da mı?' diye soruldu. Rasululla h (s.a.v.) şöyle buyurdu:

    "Namaz kılsa da, oruç tutsa da ve ben müslümanım diye iddiada bulunsa da Cehenneme sürüklenecektir. Müslümanları, Allah'ın onlara verdiği ad ile çağırın. Ey Allah'ın kulları! Allah onlara mümin müslümanlar diye isim vermiştir." (Ahmed, 4/130, 202, Hakim, 1/117, 118, 236)

    Bu, hasen bir hadistir. Hadisin ayeti teyid eden yeri şu kısımdır:

    "Doğrusu Allah sizi yarattı, size rızık verdi. O'na kullukta bulunun ve hiçbir şeyi O'na şirk koşmayın."

    İşte bu ayet (2/22), tevhide, ibadetin bir tek O'na yapılacağına, O'nun şerikinin olmadığına delalet etmektedi r. Bir çok tefsir alimi, yaratıcının varlığı hususunda bu ayetle istidlal etmişlerdir. Kur'an'da bu manada oldukça çok sayıda ayet mevcuttur .

    Ebu Nüves'e bununla ilgili sorulduğunda, şöyle bir şiirle cevap vermiştir:



    "Yeryüzündeki bitkileri bir düşün hele,

    Bak da gör Melik'in (Allah'ın) neler var ettiğini.

    Gümüşten gözlerle öylesine keskin bir bakışla bak ki,

    Gördüklerinin hepsi adeta külçe altın misali,

    Zeberced dalları üzerinde hepsi Allah için

    Şerik olmadığına tanıktırlar"



    İbnul Mu'tezz de şöyle der:



    "Ey şaşkın insan! Nasıl olur da karşı gelir İlaha

    Ya da bir inkarcı nasıl olur da inkara gider?

    Oysa ki her bir şeyde O'nun için bir ayet (delil) vardır,

    Hepsi de diyor ki O bir tektir."



    İbn Abbas (r.a.) da diyor ki:

    "Allah'a denk tutmak şirktir; ve bu şirk karanlık bir gecede, kara bir taşın üstündeki karıncanın kıpırtısından daha gizlidir. Şöyle ki, senin:

    "Allah ve hayatın hakkı için" yahut "Allah ve hayatım hakkı için" deyişin:

    "Şu köpekçik olmasaydı veya şu ördekler olmasaydı mutlaka hırsız girerdi." demen, bir kimsenin arkadaşına:

    "Allah ve sen dilediniz de bu iş oldu" veya "Allah ve filan adam olmasaydı" demesi hep şirk olan hususlardır. Sakın Allah'ın adı ile beraber başkasını zikretme!" (Heysemi Mecmeuz-Zevaid: 4/177, Elbani İrvau'l-Ğalil: 2562)

    İbn Abbas, hadiste yer alan bütün bu sözlerin şirk olduğunu açıklamıştır. Bugün bir vakıa olarak, halk içinde dilleri konusunda kesinlikl e tevhidin ve şirkin ne olduğunu bilmeyenl erin varlığını görmek mümkündür. Bütün bu sunulan şeyler üzerinde düşün. Çünkü bunlar, kesinlikl e inkar olunması gereken en önemli ve büyük şeylerdendir. Bunlardan mutlaka sakındırmak, menetmek ve bu hususta şiddetli davranmak gerekir. Çünkü bunlar en büyük günahlardandır. İşte İbn Abbas (r.a.) en aşağısından tutarak en büyüğüne kadar şirkin türlerini zikretmiştir.

    Ömer b. Hattab'ın (r.a.) rivayetin e göre Rasululla h (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

    "Allah'tan başka bir şey üzerine yemin eden kimse kafir olmuştur veya şirk koşmuştur." (Tirmizi Nüzur: 9, Nesai Eyman: 4, İbn Mace Keffaret: 2, Darimi Nüzur: 6, Ahmed: 2/69, 87, 125, Hakim: 4/297)

    "Allah'ı inkar etmiş veya şirk koşmuş olur" ifadesi, ya ravi tarafından lafızda şüphe edildiği için böyle rivayet edilmiştir, ya da kişi bununla hem küfür hem şirk koşmuş olur. Bu küfür, büyük küfrün altında bir küfür olabilir, nitekim küçük şirkin varlığı gibi. Bunun benzeri bu lafızla İbn Mesud'dan da varid olmuştur.

    (Yeminin gerçek fonksiyon u, yemin eden kişiden, üzerine yemin ettiği ifade ile intikam almaya kadir olunmasıdır. Zira yemin eden kişi şayet yalancı ise bundan dolayı ceza görecektir. Bakarsın ki, birtakım kimseler menfaat elde edebilmek için hiç umursamad an yalan yere Allah adına yemin etmelerin e rağmen, saygı ve tazim gösterdikleri ölülerden, velilerde n biri adına yemin etmeleri istendiğinde, bunlarda bir sır ve tasarruf yetkisi bulunduğuna inandıklarından kekelemey e başlarlar. Zira bunlardan gelebilec ek bir ceza, intikam veya kendileri üzerindeki tasarrufl arından korkmakta dırlar. Bu türden itikadlarını bir takım yalan-yanlış hikayeler le destekler ler, oradaki hizmetkar lar, puthanele rdeki bakıcılar da sırf çıkar, maddi menfaat adına, halkın veliler hakkındaki genel inancım da göz önünde bulundura rak bu tür hikayeler i yaygınlaştırırlar. Mesela derler ki: "Adamın biri tuzlu bir balık çalar ve yer. Malı çalınan kişi ötekisini Allah adına yemine davet eder, O da üç kez bunu almadığına, görmediğine yemin eder, bundan dolayı bir şey olmaz. Mesela bu kimseye Ahmed Bedevi üzerine yemin etmesi istenir. Adam daha Ahmed Bedevi'nin adını ağzına alır almaz, balık adamın karnından dışarı fırlar." İşte böylece onlar, Bedevi'nin Allah'tan -haşa- daha gayretli, daha güçlü ve daha kadir olduğunu söylemek isterler. Allah kendileri ne lanet etsin ve rezil kılsın.")

    İbn Mesud (r.a.) diyor ki:

    "Yalan yere de olsa Allah adına yemin etmek; Allah'tan başkası adına yemin etmekten daha az tehlikeli dir."

    Bilindiği gibi yalan yere -Allah adına- yemin etmek büyük günahtır. Allah'tan başkası adına yemin etmek (şirk) ise büyük günahların en büyüğüdür. Küçük şirk en büyük günahlardan daha büyük bir günah olduğuna göre kişinin ebedi olarak Cehennemd e kalmasına sebep olan büyük şirkin durumunu siz düşünün. Mesela Allah'tan başkasına dua etmek, ondan yardım ve imdat beklemek, rağbet etmek, ihtiyaçlarını ondan istemek gibi. Ne yazık ki gerek günümüzde, gerekse daha önceki dönemlerde olsun bu ümmet içinde bu durumda olanlar bir hayli çoktur. Kabirlere saygı göstermek, buraları birer put konumuna getirmek, üzerlerinde bina ve kubbe yapmak, mescit inşa etmek, ölü adına ziyaretga hlar yaparak ona tazimde bulunmak, gönülden olsun, söz ve davranışlarla olsun buralara yönelmek gibi şeyler de hep bu türdendir. Gerçekten Allah'ın (c.c.) kesinlikl e bağışlamayacağını bildirdiği büyük şirk belası alabildiğine yaygınlık kazanmıştır. Bu tür davranışlarda bulunan kimseler Kur'an-ı Kerim'in bu husustaki uyarılarına ve şirk konusunda ki yasağa dikkat etmemiş, şirke götüren şeylerden sakınmamışlardır. Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

    "Allah'a karşı yalan uydurarak iftira edenden yahut O'nun ayetlerin i yalanlaya ndan daha zalim kim olabilir? O'nların Kitap'tan nasipleri neyse kendileri ne erişecektir. Nihayet ruhlarını almak için elçilerimiz kendileri ne geldikler i vakit diyecekle r ki: "Allah'tan başka tapageldi kleriniz nerede?" "Onlar bizi (yüzüstü) bırakıp kayboldul ar" diyecekle r. Böylelikle kendi aleyhleri nde gerçekten kafir olduklarına dair şahitlik edecekler dir." (A'raf: 7/37)

    Bu ayette yüce Allah, dünyadayken insanları kendisind en başkasına ibadet etmeye davet edenleri kafir olarak nitelendi rmektedir . Allah (c.c.) şöyle buyurmuştur:

    "De ki: "Ben gerçekten yalnızca Rabbime dua ediyorum ve O'na hiç kimseyi ve hiçbir şeyi ortak koşmuyorum." De ki: "Doğrusu ben, sizin için ne bir zarar, ne de bir yarar (irşad) sağlayabilirim." (Cin: 72/20-21)

    İşte bu müşrikler, işi ters yüz ettiler de, ümmete tebliğ olunana ve Rasululla h'ın (s.a.v.) Allah (c.c.) hakkında verdiği habere aykırı hareket ettiler. Allah'ın yasakladığı şirkle amel ederek Allah'tan başkasına bağlandılar. Nitekim onlardan biri şöyle diyordu:

    "Ey yaratılanların en soylusu neden sana sığınmayayım ki

    Çünkü genel olarak bir olayın hululü sırasında

    Eğer kıyametim sırasında elimden tutmazsan bir ikram olarak

    Aksi halde de ki: Ey ayak sürçmesi

    Dünya ve onun kurulması senin varlığın sebebiyle dir

    Levh ile kalemin ilimleri de senin ilmindend ir.

    Şimdi bu büyük cehalete bir bak! Adam kurtuluşu ancak Allah'tan başkasına sığınmada aramakta ve böyle inanmakta . Bu büyük duruma bir bakın ki, adam, Rasulün yasakladığı bir şeye yönelerek, aşırıya gitmekte ve haddi tecavüz etmekte. Rasululla h (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

    "Hristiyan ların Meryemoğlu İsa hakkında aşırı gittikler i gibi benim hakkımda aşırılığa gitmeyin. Çünkü ben bir kulum. Benim için sadece Allah'ın kulu ve Rasulü deyin." (Buhari, Enbiya: 488, Darimi, Rikaak: 68, Ahmed, 1/23, 25, 47)

    Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

    "De ki: "Size Allah'ın hazineler i yanımdadır demiyorum . Gaybı da bilmiyoru m ve size bir meleğim de demiyorum . Ben, bana vahyedile nden başkasına uymam." De ki: "Kör olanla, gören bir olur mu? Yine de düşünmeyecek misiniz?" (En'am: 6/50)

    Kitap ve Sünnetle olan bu büyük çelişkiye bir bakın. Adamlar Allah'a ve Rasulüne karşı savaş açıyorlar. Şairin şu söylediğine bir bak. Bu kişi Busuri'dir ki, meşhur kasidesin de (Bürde adındaki kasidesin de) söyleyeceklerini söylemiştir. Bu kaside halk nazarında adeta Kur'an değerindedir. Hatta bazı kimseler buna Kur'an'dan da üstün bir değer verdikler i için Kur'an'dan daha çok okurlar. Bu kaside bir çok kimsenin, özellikle de ilim ve irfan sahipleri nin gözünde önem kazanmış durumda. Bunlar manzumeni n ve benzeri manzumele rin böylece okunmasını Allah'a yaklaştıran ibadet türlerinden kabul ediyorlar . Doğrusu biz Allah içiniz ve O'na döneceğiz.

    Huzeyfe'den (r.a.) Rasululla h (s.a.v.) şöyle buyurdu:

    "Allah ve filan adam diledi de bu iş oldu demeyin; fakat 'Allah diledi, sonra da filan adam diledi' deyin." (Ebu Davud; Edeb: 76, Darimi; İstizan: 23, Ahmed: 5/384, 394, Nesai Amelül-Yevm velleyl: 985, İbnü's-Sunni: 666, Elbani Ehadisus-Sahiha: 132)

    " Vav" atıf edatıyla matuf olan bir kelime, anlam bakımından matufun aleyh'e eşit olur. Çünkü "Vav" edatı mutlak cem' içindir. Bundan ötürü de tertip ve takip gerektirm ez. Oysa yaratılanın yaratıcıyla eşit tutulması şirktir. Bu konuda Rabbimizi n buyurduğuna bir dikkat edin:

    "Gerçek olan vaad yaklaşmıştır. İşte o zaman, inkar edenlerin gözleri yuvalarından fırlayacak: "Eyvah bize! Biz bundan tam bir gaflet içindeydik. Hayır, bizler zalim kimselerd ik" (diyecekle r). Gerçekte siz de, Allah'tan başka taptıklarınız da Cehennem odunusunu z. Siz ona varacaksınız." (Enbiya: 21/97-98)

    Ancak "summe" atıf (bağlaç) edatıyla matuf olan bundan müstesnadır. Çünkü "summe" edatıyla matuf olan, mühlet verilmesi nedeniyle matufun aleyh'ten geride gelir. Bunun da bir sakıncası yoktur, çünkü tabi durumunda dır.

    İbrahim en-Nehai:

    "Allah'a ve sana sığınırım" denmesini doğru bulmaz "Önce Allah'a sonra da sana sığınırım" demenin daha doğru olacağını söylerdi.

    Aynı şekilde "Allah ve filan olmasaydı" ifadesini n yanlış, "Allah ve sonra da filan olmasaydı" ifadesini n doğru olacağı görüşündeydi.

    Bu hususta hangisini n caiz olup, hangisini n olmadığı konusu daha önce geçmiş idi. Bu, hazır ve yaşayan için böyledir. Çünkü bu kimsenin herhangi bir şeyde gücü olabilir. Fakat ölmüş olanlara gelince, bunlar kendileri ni çağıranları duymazlar . Onlar için bir yarar ya da zarar sağlama güçleri de yoktur. Onlar hakkında böyle bir şey iddia edilemez. Kesinlikl e şu veya bu anlamda bu tür sıfatlara sahip oldukları söylenemez. Kur'an bu gerçeği açıklıyor ve böyle bir davranışın onları ilah edinmek olduğunu haykırıyor. Bu manada onlardan bir şey istemek ya da sözleriyle insanları onlara rağbet ettirmek veya batın ve zahir manadaki herhangi bir ibadeti bunlar için yapmak gibi durumlar onları ilahlaştırmaktır. Bu gerçeği bize Kur'an bildirmek tedir. Kur'an'ı gereğince düşünen ve onu anlama şerefine nail olan bir kimse dininde basiret sahibidir, uzağı gören bir kimsedir. Muvaffaki yet Allah'tandır.

    İlim kesilikle zorla alınmaz. O ancak sebepleri ne sarılmakla kazanılır. Bunların bir kısmını bir zat aşağıdaki şiirinde açıklamıştır:

    Kardeşim, ancak altı şey sayesinde ilim sahibi olursun.

    Sana bu altı şeyi etraflıca açıklayayım.

    Zeka, hırs, gayret, sonuca ulaşmak için sabır.

    Hocanın yol göstermesi ve uzun bir zaman.

    Bu altı maddeden daha da önemlisi, Allah'ın, ilim talep eden kişiye rızık olarak kavrama ve hıfzetme kabiliyet ini vermesidi r. Kişi kendini ilim elde etmekle ne kadar yorarsa yorsun, kullarından dilediğini muvaffak kılacak olan ancak yüce Allah'tır. Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

    "Eğer Allah'ın fazlı ve rahmeti senin üzerine olmasaydı, onlardan bir grup seni saptırmaya çalışırlardı. Oysa onlar kendileri nden başkasını saptıramazlar ve sana hiçbir zarar veremezle r. Allah, sana kitabı ve hikmeti indirmiş ve bilmedikl erini öğretmiştir. Allah'ın üzerindeki lütfü çok büyüktür." (Nisa: 4/113)

    Allame İbnul Kayyım ne güzel söylemiş, der ki:

    "Cehalet öldürücü bir zehirdir. Şifası

    Müttefik olan iki şeyin bileşimindedir.

    Kur'an'dan veya Sünnet'ten bir nas.

    Bunun doktoru da Rabbani bir alim olmalıdır.

    İlim üç kısımdır, bir dördüncüsü yoktur.

    Hakk ise açık-seçik ortadadır

    İlah'ın vasıflarını ve fiilini bilmektir,

    Aynı şekilde Rahman'ın isimlerin i de bilmektir .

    Dini olan emri ve nehyi öğrenmektir.

    İkinci Mead olan günün cezasını da bilmektir .

    Hepsi de Kur'an ve Sünnette yer almaktadır.

    Bunlar Kur'an ile gönderilenden gelmedir.

    Allah'a yemin olsun ki bu ikisi dışında söyleyen

    Sadece deli saçmalarını söyler."
  2. التوحيد

    التوحيد Üyeliği İptal Edildi Banned

    Milletvekili Yemini, Amerikan Polisi Yemini...

    [​IMG]

    Yemin, en kısa tanımıyla; bir işi yapıp yapmamak üzere varılan kararı kuvvetlendirmek için mukaddesat üzerine yapılan anttır. Dolayısıyla yemin eden kimsenin; inandığı, kudretine güvendiği, kendi duygu-düşünce ve değerlerinden üstün tuttuğu bir kutsalı olması gerekir. Bunun anlamlı olabilmesi için de kişinin mükellef ve yemin edilen şeyin aklen mümkün olması icap etmektedir.

    Yemin’de inandırıcılığı kuvvetlendirmek için çeşitli araçlar ve usuller kullanılır. Bu bazen unlu bir mamul (ekmek-nimet çarpsın!), bazen de keskin bir metal (kılıç üzerine yemin; Kırgızlar ‘sözümde durmazsam ahdimi bozarsam bu demir vücuduma girsin ve kanlı bir suretle çıksın’ diye yemin ederlermiş) veya ateş gücü yüksek bir silah (tabanca-tüfek; Emniyet güçlerinde yapılan yeminler) olabilir.

    [​IMG]


    Her neyse ama bütün bunların özünde bir “öldürücülük” veya “olduruculuk” gibi üstün bir vasıf vardır. Kişi “ekmek-nimet çarpsın” derken elbette ki ekmeğin fiziki bir madde olarak kafasına vuracağını ve onu yaralayacağını kastetmiyor tabii: “Bu işten öyle bir sonuç doğar ki ekmeksiz kalır ve hayat bizim için son bulur” demek istiyor. Silahta da öyle; sonunda “olmak ya da olmamak”, “yaşamak ya da yaşamamak” var.

    İslam’a göre yemin niyet üzeredir ve ancak Allah’ın ismi üzerine yapılabilir. Bunun dışındakiler, halis niyet olsa bile yemin sayılmaz. Çünkü İslam inancına göre, ezeli ve ebedi bağlayıcılığı olan tek kudret sahibi varlık Allah (cc)dır. Yüceltilebilecek (ta’zim) sadece O’dur. Bu bab’da başka bir nesne üzerine yemin etmek Allah’a şirk koşmak anlamına gelir ki bunun dindeki karşılığı bellidir. Resulüllâh (SAV) babalar, analar üzerine yemin etmeyi bile yasaklamıştır.

    Bütün bunların sonucunda açıktır ki; Milletvekili And’ındaki “namusum ve şerefim üzerine and içerim” cümlesi anlamsızdır. Bu anlamsızlık; hem namus ve şerefin ölçülebilir, tartılabilir ve kişiyi yükümlü kılabilir bir mefhum olmamasından, hem de burada (özellikle bir Müslüman için) Allah adına “bir söz verme eylemi” gerçekleşmemesinden kaynaklanmaktadır. Dahası liderlerin, vekillerin, karşıt grupların özellikle seçim kampanyalarında, birbirlerine sürekli olarak şerefsiz-namuzsuz veya benzeri anlam taşıyan söylemlerle hitap ettiklerini bilmiyor muyuz?

    BDP’nin yemin etmeyişine gelince... Bu durumda, etseler ne olur etmeseler ne olur; vereceği söze kendileri inanmadıktan sonra? İnanmadan, dayatmayla, zorunlulukla yani “yasama yetkisi” kazanabilmek için içilen yeminle millete hangi güvence verilecek ki?.. Adet yerini bulsun diye yapılan bir “resmi yemin metni okuma” eylemi bu, o kadar. Kanımca, bağlayıcılığı olmayan böyle bir yeminin hiç de gereği yoktur. Niye kendimizi kandırıyoruz ki?.. (Aslında yemin etmiş olsalar da CHP’li vekiller de aynı durumdadır.)

    Oysa bütün dünyada yeminler kutsal kitaplar üzerine yapılır. Evlilik akidleri de öyle. Milletvekilleri, devlet başkanları görevlerine başlarken kutsal kabul ettikleri kitaplara el basar, yüce bildikleri manevi değerler üzerine söz verirler...

    [​IMG]

    Doktorların mesleğe girerken yaptıkları yeminde de Hipokrat; “Hekim Apollon Aesculapions, hygia panacea ve bütün Tanrı ve Tanrıçaları tanık tutarım ki, bu yeminimi ve verdiğim sözü kuvvetimin yettiği kadar yerine getireceğim....” diyor. O da, o çağda, yapacağı işlerde (tıp mesleğinin icrası), inandığı kutsallar üzerinden insanlara güvence vermektedir.
    [​IMG]

    Şimdi bir de Amerikan Polisi ve Türk polisinin ettiği yeminlere bakalım. “Amerikan Polisi” yemin ederken; “Polis olarak birinci görevim; vatandaşın mal ve canını koruyarak insanlığa hizmet edeceğim. (...) Barışı şiddete, zayıfı güçlüye, suçsuzu suçluya karşı eşit, adil ve özgürlükçü bir anlayışla koruyacağım. (...) Bu hedeflere ulaşmak için, tanrının huzurunda kendimi polislik mesleğine adıyorum.” diyor(*).

    “Türk Polisi” ise yemininde; “T.C. Anayasası’na, Atatürk ilke ve inkılâplarına, Anayasada ifadesi bulunan Türk Milliyetçiliğine bağlı kalacağıma... (...) Türkiye Cumhuriyetine karşı görev ve sorumluluklarımı bilerek, bunları davranış halimle göstereceğime, namusum ve şerefim üzerine yemin ederim.” ifadelerini kullanıyor(*).

    Bir de “Türk Jandarma Yemini” var: “Barışta ve savaşta, karada, denizde ve havada her zaman ve her yerde milletime ve Cumhuriyetime doğruluk ve muhabbetle, hizmet ve kanunlara ve nizamlara ve amirlerime itaat edeceğime... (...) Vatan, Cumhuriyet ve vazife uğruna seve seve hayatımı feda eyleyeceğime namusum üzerine and içerim.”(*).

    Aralarında çok farklar var ama burada, bu yemin metinlerinin içeriği üzerinde durmayacağım. Benim dikkati çekmek istediğim nokta; yemin metinlerinin sonundaki “verilen sözün güvencesi olacak merci-kuvvet”.

    Amerikan Polisi, “Tanrının huzurunda” diyor!

    Türk Polisi, “namusum ve şerefim üzerine” diyor!

    [​IMG]

    Türk Jandarması ise, “namusum üzerine” diyor!

    Bu kadar analizden sonra yorum ve hüküm sizlerin.

    (*) Güvenlik Hizmetlerinde Etik İlkeler ve Profesyonel Davranışlar, Dr. Fevzi Erdoğan, Aydan Matbaacılık, 2008.
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş