ALLAH (C.C.)'TAN BAŞKASINA KUL OLMAK MANASINA GELEN İSİMLER KOYMAK


Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

"Ama O, onlara (Adem'in çocuklarına) salih (bir çocuk) verince, kendileri ne verdiği şey konusunda O'na ortaklar kılmaya başladılar. Allah, onların şirk koştuklarından yücedir." (A'raf: 7/190)

İmam Ahmed (r.a.) bu ayetin manasıyla ilgili olarak şöyle der:

"Bize Abdussame d, Amr b. İbrahim ve Katade Hasen'den, bu da Semure'den, o da Rasululla h'tan (s.a.v.) rivayet etti. Rasululla h (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Havva annemiz doğurunca, şeytan onun yanına vardı. Havva'nın çocuğu yaşamıyordu. İblis ona 'Çocuğun adını,"Abdulhari s" koy ki yaşasın." dedi. O da İblis'in dediğini yaptı, çocuk da yaşadı. İşte bu, şeytanın vahyi ve emridir." (Bidaye: 1/96, Durrü'l-Mensur, 3/151, İbn Kesir, 3/529)

Bunu aynı şekilde İbn Cerir ve Muhammed b. Beşşar Bündar'dan, bu da Samed b. Abdulvari s'ten böylece rivayet etmiş, aynı zamanda:

"Bu, hasen ğarib bir hadistir" demiştir.

Bunu bu yönüyle Ömer İbn İbrahim hadisinde n bilmektey iz. Birisi de yine Abdussame d'den rivayet etmiş, fakat merfu olarak rivayet etmemiştir. Hakim de Müstedrek'inde Abdussame d hadisinde n merfu olarak rivayet etmiş ve:

"Bu, isnadı sahih olan bir hadistir" demiştir.

Buhari ve Müslim tahric etmemişlerdir. İmam Ebu Muhammed b. Ebu Hatim, tefsirind e Ebu Zür'a er-Razi'den, bu da Hilal b. Feyyad'dan, o da Ömer b. İbrahim'den böylece merfu olarak rivayet etmiştir.

(Hafız İbn Kesir diyor ki: "Asıl maksat bu hadisin üç yönden illetli olduğudur.

Birincisi: Burada söz konusu olan Ömer b. İbrahim, Basra'lıdır. İbn Main bunun sika olduğunu belirtmiştir. Ancak Ebu Hatim er-Razi, 'Bu hüccet değildir, bu adamın rivayeti delil olarak alınmaz' demiştir. Ancak bunu İbn Merduyeh, Mu'temir hadisinde n babasından, bu da Hasan'dan, o da merfu olarak Semure'den rivayet etmiştir.

İkincisi: Bizzat Semure'nin kendi kavlinden rivayet etmesidir . Bu da merfu olarak değildir. Nitekim İbn Cerir de böyle demiştir.

Üçüncüsü: Bizzat Hasan'ın kendisi ayeti buradakin in aksi olarak tefsir etmiştir. Eğer bu, Semure'den merfu olarak onun yanında olsa idi buna delalet etmezdi. İbn Kesir daha sonra Hasan'dan gelen rivayetle ri aktarıyor. Tıpkı İbn Cerir'in ondan nakli gibi. Sonra da diyor ki: "İşte bu, Hasan'dan gelen sahih isnadlardır. O, ayeti böyle yorumlamıştır. Bu da en güzel tefsirler inden biridir ve ayetin en iyi yorumlana cağı bir husustur. Eğer bu hadis ona göre Rasululla h'tan (s.a.v.) geldiğine ilişkin gerçekten mahfuz bir hadis ise, gerek kendisi ve gerekse bir başkası bundan geri dönmezlerdi. Özellikle de bu zatın takvası ve veraı gözönünde tutulursa . İşte bu da gösteriyor ki, hadis sahabede mevkuf olan bir durumu gösteriyor. Bunun Kitap ehlinden iman etmiş olanlarda n alınma ihtimali de olabilir. Örneğin Ka'b, Vehb. b. Münebbih vb. kimselerd en. İnşaallah yakında bunun açıklaması gelecekti r. Ancak biz bunun merfulukt an beri olduğuna kaniyiz. Yine de en iyisini Allah bilir.)

İmam Ebu Muhammed b. Hazm, "el-Milel ve'n-Nihal" adlı kitabında der ki:

"Şu, Adem'e nispet edilip de, çocuğunun adını Abdulhari s koydu meselesi bir hurafedir, uydurmadır ve yalandır. Bu, dini ve hayası olmayanla rın uydurmasıdır. Kesinlikl e senedi sahih değildir. Ayetin zahirine bakıldığında bunun müşrikler hakkında nazil olduğu apaçık ortadadır."

İbn Cerir der ki:

"Hasanı Basri A'raf 190 ayetiyle ilgili olarak der ki:

"Bu bazı ümmetlerde görülen bir durumdur. Adem (a.s.) böyle bir şey yapmamıştır. Bunlar yahudi ve hristiyan lardır. Allah bunlara çocuklar verdi de, onlar bunları yahudi ve hristiyan laştırdılar."

İşte bu, Hasan'dan gelen sahih bir isnadtır.

İmad İbn Kesir tefsirind e diyor ki:

"İbn Abbas demiştir ki: "Havva, Adem (a.s.) için çocuklar doğuruyordu. Bunlar için Allah'a karşı kulluğunu yerine getiriyor ve çocuklarına Abdullah, Ubeydulla h gibi isimler veriyordu . Ancak hepsi de ölüyorlardı. İblis ikisine gelerek, onlara dedi ki:

"Eğer çocuklarınıza verdiğiniz bu iki isim dışında isimler verirseni z, kesinlikl e yaşarlar." Bu defa Havva Adem (a.s.) için bir erkek çocuk doğurdu. Onlar da buna Abdulhari s adını verdiler. İşte bunun için Allah (c.c.) şu ayeti indirdi:

"Sizi birtek nefisten yaratan O'dur..."

Avfi de İbn Abbas'tan rivayetle demiştir ki:

"Şeytan bu ikisine geldi de şöyle dedi:

"Sizin nasıl bir çocuğunuz olacağını biliyor musunuz?"

Ya da:

"O bir hayvan mı yoksa başka bir şey mi olacak hiç biliyor musunuz?" dedi.

İkisi için batılla süslü şeyler söyledi. Çünkü o apaçık bir azgındır. Adem'le Havva'nın (r.a.) bundan önce iki çocukları olmuş, ikisi de ölmüştü. Şeytan ikisine dedi ki:

"Eğer siz o ikisini benim istediğim gibi adlandırmazsanız, doğru-dürüst bir çocuk dünyaya gelmez. O da öncekiler gibi ölür."

Dolayısıyla onlar da çocuklarına Abdulhari s adını verdiler.

Bunun benzeri Said b. Cübeyr'den, İbn Abbas'tan rivayet olunmuştur. Bunu İbn Ebu Hatim de rivayet etmiştir. Bu eseri İbn Abbas'tan arkadaşlarından bir cemaat almıştır. Örneğin; Mücahid, İkrime ve Said b. Cubeyr gibi. İkinci tabakadan da:

Katade, Süddi ve Haleften bir cemaat, ayrıca müfessirlerden ve müteahhirinden de sayılamayacak derecede çokça bir cemaat rivayet etmişlerdir.

İmad İbn Kesir der ki:

"Bana öyle geliyor ki, bunun aslı -gerçi en iyisini Allah bilir- Ehli Kitap'tan alınmış gibi. Bu eserlerde adeta -Allah bilir ya- Kitap ehlinin eserlerin in kokusu gözüküyor. Bize gelince, biz bu hususta Hasan Basri'nin görüşünü kabul ediyoruz. Çünkü buna göre asıl kastedile n, ayetin siyakından da anlaşıldığı gibi, Adem ile Havva değil, müşriklerle onların zürriyetidir. İşte bunun içindir ki:

"Allah onların şirk koştuklarından yücedir" denmiştir. Buna göre bu, cidden uzak bir ihtimaldi r.

İbn Hazm (Ebu Muhammed Ali b. Ahmed b. Said b. Hazm, Endülüs alimlerin dendir, Kurtuba'lıdır. Zahiriye mezhebind endir. Bir hayli eserleri vardır. Öl. H: 456'dır. 72 yıl hayat sürmüştür) diyor ki:

"İslam alimleri, çocuklara, Allah'tan başkası için kul olmak manasına gelen isimler verilmesi nin haram olduğunda ittifak etmişlerdir. Mesela; Abdu Ömer (Ömer'in kulu), Abdu Ka'be (Kabe'nin kulu) gibi. Abdulmutt alib bunların dışındadır.

Abdulmutt alib, Rasululla h'ın (s.a.v.) dedesidir . İbn Haşim b. Abdimenaf b. Kusayy b. Kilab b. Mürre b. Ka'b b. Lühey b. Ğalib b. Fihr b. Malik b. Nadr b. Kinane b. Huzeyme b. Müdrike b. İlyas b. Mudar b. Nizar b. Ma'd b. Adnan'dır. Yukarıdaki soy hakkında ihtilaf bulunmakt adır. Kuşkusuz bunlar İbrahim'in (a.s.) oğlu İsmal'in (a.s.) soyundandırlar.

Allah'tan başkasına ibadet olunması ve bir kimsenin Allah'tan başkasına kul olması manasına gelen isimlerle anılması tüm alimlerin ittifakıyla haramdır. Çünkü bu, hem Rububiyet te, hem de ilahlıkta şirktir. Zira tüm yaratılanlar Allah'ın mülkü ve onun kölesidirler. Allah (c.c), onlardan sırf kendisine kullukta bulunmala rını istemiştir. Allah'ın kaderle ilgili hükümleri hep onların üzerinde caridir ve bu, kesindir.

Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

"Göklerde ve yerde kim varsa hepsi Rahman'ın huzuruna ancak kul olarak gelecekle rdir." (Meryem: 19/93)

İşte bu, genel manadaki ubudiyett ir, kulluktur .

Özel ubudiyete gelince, bu, ihlas ve taat ehline aittir. Çünkü Allah (c.c.) şöyle buyurmuştur:

"Allah kuluna kafi değil midir?"

Rasululla h'ın (s.a.v.) dedesinin Abdulmutt alib adını almasında bir sakınca yoktur. Çünkü bunun aslı kölelik manasındaki bir ubudiyete dayanmakt adır. Bunun sebebine gelince; Muttalib -ki Haşim'in kardeşidir- Medine'ye gelmişti. Bunun kardeşinin oğlu "Şeybe" ise dayıları olan Hazreç ailesinde n Neccaroğullannda yetişip büyümüştü. Haşim, bunlardan bir kadınla evlenmiş ve bu kadından bu çocuk (Abdulmutt alib) dünyaya gelmişti. Çocuk dayılarının yanında yetişip büyümüş, temyiz çağına gelince, amcası Muttalib onu alıp babasının beldesi ve aşiretinin bulunduğu Mekke'ye getirmişti. Bunun annesi Selma idi. Babası Amr b. Zeyd Hazreci Necçari, damadından kızının Medine'de yani baba evinde doğum yapmasını istemişti. Bundan da "Şeybe (Abdulmutt alib)" dünyaya geldi. Babası Haşim, Şam'da vefat edince çocuk (Şeybe-Abdulmuttalib) Medine'de dayılarının yanında kaldı. Dayıları Beni Adiy b. Neccar idi. Çocuk, amcası Muttalib gelip kendisini alarak Mekke'ye götürünceye kadar dayılarının yanında yedi yıl kalmıştı.

Amca Muttalib terkisind e yeğeniyle birlikte Mekke'ye geldiğinde, Mekkelile r onu böyle üstü-başı, yüzü-gözü toz-topraktan iyice sararmış olarak görünce, kendisini Muttalibi n kölesi (abdi) sandılar ve ona "Abdulmutl alib" dediler. İşte böylece bu isim kendisind e kalmış oldu ve bununla anılır oldu. Artık nerede olursa olsun hep bu adla çağırıldı. Asıl adı ise Şeybetülhamd idi. Artık bundan böyle asıl adının maksat olan bir aslı da kalmadı. Nebi (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

"Ben Abdulmutt alib'in- oğluyum. Kendisi Kureyş ve Araplar arasında saygın bir isimdir. O Kureyş'in seyyidi ve cahiliye döneminde eşrafıdır. Zemzemi kazıp çıkaran, hacılara su taşıma görevi kendisind e ve ondan sonra da çocuklarında olan biridir." (Ahmed, 1/264, 3/270, 279, 304, Beyhaki, 955,Taberi, 1/73)

Rasululla h'ın (s.a.v.) babası Abdullah, Abdulmutt alib'in oğullarından biridir. Abdullah, babası Abdulmutt alib'ten önce vefat etmiştir.

Hafız Selahaddi n Alai, "ed-Dürretüsseniyye fi mevlidi Hayrilber iyye" adlı kitabında şöyle der:

"Amine, kendisine gebe kaldığı sırada, Rasululla h'ın (s.a.v.) babası Abdullah'ın yaşı 18 civarında idi. Abdullah, Medine'ye ailesinin yanına gidip dayılarının yanından ailesi için hurma getirmek istedi; fakat orada dayıları olan Beni Adiy b. Neccar arasında vefat etti. Bu sırada annesi Rasululla h'a (s.a.v.) henüz gebeydi."

Buhari ve Müslim'in Bera b. Azib'ten rivayetle rinde Kays'tan biri ona şöyle sordu:

"Siz Huneyn savaşı gününde Rasululla h'ı bırakıp kaçtınız mı?" O da:

"Ancak Rasululla h (s.a.v.) firar etmedi. Hevazinli ler okçuydular. Bizlerin üzerine atılınca, açıldılar. Biz de ganimetle re saldırdık. Onlar da bizi oklarla karşıladılar. Baktım ki, Rasululla h (s.a.v.) beyaz katırın üzerinde, Ebu Süfyan yularından çekmekte, Rasululla h (s.a.v.) ise şöyle buyurmakt aydı:

"Ben yalanlanm ayan peygamber im, ben Abdulmutt alib'in oğluyum. Allah'ım! Yardımını indir." (Buhari, Meğazi: 54, Cihad: 52, Birr: 97, Müslim, Cihad: 79, Tirmizi, Cihad: 15)

Biz başımız sıkıştığında, dara düştüğümüzde Rasululla h (s.a.v.) sayesinde korunurdu k. Gerçekten cesur olan kişi de onun hizasında durarak cesaretin i gösterirdi."

Derim ki: "Annesi onu, dedesi Abdulmutt alib'in kefaletin e bıraktı."

Hafız Zehebi der ki:

"Babası Abdullah vefat ettiği sırada, Nebi (s.a.v.) henüz 18 aylık idi. Başka bir rivayette ise daha küçüktü. Bir rivayette ise annesi ona hamileydi . Abdullah Medine'de vefat etti. Oraya hurma getirmek için gitmişti. Bir başka görüşe göre, Şam'dan dönerken oraya uğradı. 25 yıl yaşadı."

Vakıdi diyor ki:

"İşte bu, Abdullah'ın yaşı ve ölümüyle ilgili en sağlıklı görüşlerdendir. Rasululla h'ın (s.a.v.) annesi Amine, Medine'den oğluyla birlikte dayıları beni Adiy b. Neccar' ı ziyarette n dönerken, Ebva denen yerde vefat etmiştir. Dönüşleri Mekke'ye idi. Rasululla h (s.a.v.) bu sırada henüz 6 yaş, yüz günlük idi. Bir rivayette de dört yaşında idi. Annesi vefat edince, onun mevlası olan Ümmü Eymen onu alıp Mekke'ye dedesine getirdi. Dedesi vefat edinceye dek Rasululla h (s.a.v.) dedesinin kefaletin de kaldı. Dedesi vefat ettiği sırada Rasululla h (s.a.v.) henüz sekiz yaşında idi. Dedesi onu Ebu Talib'e vasiyet etti."

İbn Abbas'ın ayetle ilgili kavline gelince, biz daha önce mana bakımından benzerini İbn Abbas'tan anlatmıştık.

Yine onun sahih senedle Katade'den rivayet ettiği kavline gelince, Şeyhimiz (Muhammed b. Abdulvehh ab) diyor ki:

"Aslında bu şirk, soyut isimlerde n ibarettir . İkisi de bununla gerçekte İblis'in istediği manayı kastetmem işlerdir. Bu, Hasan'ın yorumudur . Burada ana ve babanın çocuklarına Abdulhari s adını vermeleri nin mücerred bir isimlendi rmeden ibaret olduğu, Adem ile Havva'nın Allah'tan başkasına kulluğu kasdetmed ikleri açıklanıyor. İşte bu Katade'nin şu görüşünün manasıdır:

"O'na taatte ortaktırlar. Ancak ibadette ortak olmadılar."