ALLAH (C.C.) VE SEN DİLERSEN SÖZÜ


(Kuteyle binti Sayfi, Ensar kadınlarından sahabiye olan bir kadındır, aynı zamanda hicret te etmiştir. Nesai'nin Sünen'inde hadisleri yer almıştır. Burada zikredile n hadis de onlardan biridir. Kendisind en de Abdullah b. Yesar el-Cu'fi rivayette bulunmuştur)

Kuteyl (r.a.) diyor ki:

"Yahudiler den birisi Rasululla h'ın (s.a.v.) huzuruna gelerek:

"Siz müslümanlar da şirk koşuyorsunuz; çünkü 'Allah ve sen diledin de şu iş oldu' diyorsunu z, 'Kabe hakkı için' diye yemin ediyorsun uz." dedi.

Bunun üzerine Rasululla h (s.a.v.) müslümanların, yemin etmek istedikle ri takdirde Kabe'nin Rabbi Allah üzerine yemin etmelerin i ve 'Allah diledi sonra da sen diledin' demelerin i, emir buyurdu." (Nesai Eyman: 9, 12, 15, 16, Ahmed: 6/371)

Bu hadiste şu gerçek yer almaktadır.

Hak nasıl olursa olsun ve nereden gelirse gelsin kesinlikl e kabul edilmelid ir.

Burada müslümanlar Ka'be'ye yemin etmekten men edilmişlerdir. Herkesin bildiği gibi Ka'be, Beytullah'tır. Burası müslümanların bir farz olarak haccetmek ve umre yapmak üzere ziyarete gittikler i yerdir. Bu hadis, genel manada Allah'a her türlü şirk koşmayı kesin bir şekilde yasaklama ktadır. Ne mukarreb bir melek, ne mürsel bir peygamber ve ne de yeryüzünde Allah'ın Beyti olan Kabe yada bunlardan başka bir şey üzerine yemin edilmez. Bugün ümmetin ne duruma geldiği gözler önündedir. Ümmet Ka'be'ye yemin ediyor ve sadece Allah'ın kadir olduğu şeyleri Ka'be'den ister hale gelmiş bulunuyor . Halbuki Kabe bir kimseye ne yarar getirir, ne de bir zarar verir. Allah (c.c), şeriatında kullarına burayı sadece tavaf etmelerin i, burada ibadette bulunmala rını ön görmüş ve burayı ümmeti için bir kıble kılmıştır. Bu itibarla burayı tavaf etmek meşrudur; fakat burası üzerine yemin etmek, buradan dua ile bir şeyler istemek yasaktır. Ey mükellef kimse! Şeriatça kabul edilenle yasaklana nı birbirind en ayır. Halkın sıradan kimseleri sana karşı çıksalar da aldırma. Çünkü onlar dört ayaklı hayvanlar gibidirle r, belki yolca daha da sapıktırlar.

"Siz müslümanlar da Allah'a şirk koşuyorsunuz." kavline gelince; bunda kulun bir dilemesi var ise de bu, Allah'ın dilemesin e bağlıdır. Kul bir şeyi dilese bile, o şeye kudreti yetmez. Ancak Allah'ın dilemesi halinde istediği yerine gelebilir .

Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

"Aranızdan dosdoğru yolda gitmek isteyenle r için. Alemlerin Rabbi olan Allah dilemedikçe siz dileyemez siniz." (Tekvir: 81/28-29)

"Şüphesiz, bu bir öğüttür. Artık dileyen Rabbine bir yol bulabilir . Allah dilemedikçe siz dileyemez siniz. Gerçekten Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir ." (İnsan: 76/29-30)

İşte bu ayet ve hadislerd e Kaderiye ile Mutezile'ye cevap verilmiştir. Zira kaderi inkar edenler, kul için, Allah'ın murad ettiğine aykırı bir şeyi kabul ediyorlar . Onların bu görüşlerinin batıl olduğuna ilişkin bilgi, "Kaderi inkar edenler" bölümünde ele alınacaktır. Bunlar bu ümmetin mecusiler idirler.

Ehli Sünnet vel Cemaat ise bütün konularda olduğu gibi bu konuda da Kitap ve Sünnete bağlı kalarak, kulun dilemesin in Allah'ın dilemesin e bağlı bulunduğunu kabul eder. Ehli Sünnetin, kulların fiil ve sözleriyle ilgili inançları bu yoldadır. Hepsi de Allah'ın dilemesi ve iradesine bağlıdır. Eğer durum Allah'ın şeriatına uygun ise buna rıza gösterir ve onu sever, eğer aykırı ise, kulundan böyle bir şeyin varlığını hoş karşılamaz. Allah (c.c.) şöyle buyuyor:

"Eğer inkar edecek olursanız, artık şüphesiz Allah size karşı hiçbir ihtiyacı olmayandır ve O, kulları için inkara rıza göstermez. Ve eğer şükrederseniz, sizin için ondan razı olur. Hiçbir günahkar, bir başkasının günah yükünü yüklenmez. Sonra Rabbinize döndürüleceksiniz, böylece yaptıklarınızı size haber verecekti r. Şüphesiz O, sinelerin özünde saklı olanı bilendir." (Zümer: 39/7)

Burada aynı zamanda Ka'be adına yemin etmenin şirk olduğu hususu da açıklanmaktadır. Çünkü Nebi (s.a.v), yahudinin:

"Siz de şirk koşuyorsunuz" sözü üzerine ikrarda bulunmuştur.

İbn Abbas'ın (r.a.) rivayetin de de bir adam Rasululla h'a (s.a.v.) hitaben:

"Allah ve sen dilediniz" deyince, Rasululla h (s.a.v.) ona:

"Beni Allah'a eş mi koşuyorsun? Yalnız Allah diledi de!" buyurdu. (İbn Mace Keffaret: 2, 13, Nesaî Amelü'l-Yevm vel-Leyl: 988, Buhari Edebü'l-Müfred: 787, Ahmed: 1/214, 247, 283, Elbani Ehadisu's-Sahiha: 139)

Bu da daha önce geçen durumun şirk olduğunu göstermektedir. Çünkü "vav" atıf edatıyla yapılan bir atıf ikisi arasında eşitliği bildirir.

"Sen beni Allah'a denk mi tutuyorsu n?" Burada görüldüğü gibi kim, herhangi bir kulu küçük şirkte de olsa Allah ile denk tutarsa, ister dilemiş olun, ister olmasın onu Allah'a denk ve eşit tutmuş olur. Cahilleri n söylediklerinin aksine gerçek budur, her iki şirk türünden de sakınmak gerekir. Allah kime hayır murad etmişse, onu dinde fakih kılar. (Aişe'nin (r.a.) anabir kardeşi) Tufeyl (r.a.) diyor ki:

"Bir gece rüyamda bir kaç yahudiye rastladığımı gördüm ve onlara:

"Uzeyr Allah'ın oğludur demeseydi niz gerçekten çok iyi olurdunuz ."dedim. Onlarda:

"Allah ve Muhammed diledi" diyen siz değil misiniz?" cevabını verdiler. Sonra bir hristiyan cemaaatin e rastladım ve onlara:

"İsa Allah'ın oğludur demeseniz, hakikaten çok iyi olurdunuz ." dedim. Onlar da bana:

"Allah ve Muhammed diledi diyen siz değil misiniz?" dediler.

Sabah olunca bunu birkaç kişiye anlattım, sonra Rasululla h'ın (s.a.v.) huzuruna giderek ona da anlattım. Rasululla h (s.a.v.) bana:

"Bu rüyayı hiç kimseye anlattın mı?" diye sordu.

"Evet" dedim. Bunun üzerine Rasululla h (s.a.v.), Allah'a hamd ve sena ettikten sonra dedi ki:

"Tufeyl bir rüya gördü. İçinizden bir kısmınıza da anlattı. Sizlerin söylemekte olduğunuz bir söz vardı ki, onu daha önce yasaklama m gerekiyor du; fakat şu şu sebepler beni engelledi . Artık 'Allah ve Muhammed diledi' demeyin, yalnız 'Allah diledi' deyin." (İbn Mace Keffarat: 2, 13, Darimi İstizan: 63, Ahmed: 5/72, 393, Elbani Ehadisu's-Sahiha: 137, 138)

Bu rüya haktır. Rasululla h (s.a.v.) bunu kabullenm iş ve gereğiyle de amel etmiştir. Onlan, 'Allah diledi ve Muhammed de diledi' gibi sözler söylemekten menetmiş, sadece 'Allah diledi' demelerin i emretmiştir. Kuşkusuz bu, ihlası en mükemmel şekilde yerine getirmekt ir ve şirkten en uzak olandır.

Burada tevhid açıkça dile getirilmiş, Allah'a denk kabul etme olayı reddedile rek tüm yönleriyle menedilmiştir. Uzağı görebilen kimse, tevhid ve ihlas makamının kemal (en üst) mertebesi ni tercih eden kimsedir.

"Şu şu sebepler beni engelledi ." kavline gelince; bu ifade kimi tariklerd e:

"Hayası onu engellemişti." şeklindedir.

Zikredile n hadise göre, Tufeyl'in rüyasından sonra Rasululla h (s.a.v.) ümmetine hitapta bulunarak, onları açık bir şekilde hadiste zikredile n sözlerden menetti ve bunu Allah dinini kemale erdirip nimetini tamamlayıncaya kadar durmaksızın sürdürdü. Allah'ın salat ve selamı kendisi üzerine, ehli beytine, ashabına ve hepsine olsun.

Burada aynı zamanda Rasululla h'ın (s.a.v):

"Salih rüya nübüvvetin 40 cüzünden bir cüzdür" (Tirmizi, Rüya: 6, Ebu Davud, Edeb: 96) kavlinin manası da yatmaktadır. Bu hadis, Rasululla h'ın (s.a.v.) peygamber liğinden önce gördüğü rüyaların durumunu haber verir. Çünkü kendisi Hira Nur dağındaki mağarada rüya görür, gördüğü rüya aynen sabah aydınlığı gibi ortaya çıkardı. Bu, yüce Allah'ın onu vahyi almaya hazırladığı bir sırada olmuştu. Bu dönem altı aylık bir zaman dilimini kapsar. Dolasıyla bu, 23 yıllık zaman diliminin 46'da birini oluşturur.

En iyisini de ancak Allah bilir.

"Bu hadis, Rasululla h'ın (s.a.v.) nübüvvetten önceki dönemde gördüğü rüyayı haber verir." ifadesiyl e, Şeyh Hamid (r.a.) şunu belirtmek istemiştir. Rasululla h'ın (s.a.v.) salih rüyayla ilgili olarak söylediği, "Salih rüya, nübüvvetin 40 cüzünden bir cüzdür" kavli, olmuş ve geçmiş olan bir gerçekten haber vermekted ir. Yoksa durum hala öyle demek değildir. Rasululla h'ın (s.a.v.) bundan muradı, geçmiş ve geleceğe ilişkin rüyaların cinsinden, durumlarından haber vermek, bu rüyaların aynı zamanda faydalı bilgileri içerdiğini ve müjdeler getirdiğini ve bunların yararlarının da, gayble ilgili haberleri içeren nübüvvet cüzlerinden bir cüz olduğunu bildirmek tir. İşte bu yüzden farklı farklı rivayetle r gelmiştir. Mesela kimi lafızlarda, bunun nübüvvetin 45 cüzünden bir cüz olduğu bildirili rken, kimisinde 40 da bir. kimisinde ise nübüvvetin 70 cüzünden bir cüz olduğu haber verilmiş ve böyle hadisler gelmiştir. Hatta bazı hadislerd e başkaca lafızlar da varid olmuştur. Eğer maksat Şeyh Hamid'in dediği gibi olsaydı, bu, farklı ibarelerl e gelmezdi. Burada farklılığın aslı -Gerçi en iysini yine de Allah bilir ya-salih rüya haddizatında, rüya gören kimsenin salihliğine ve rüyası karineler ve şahitlerle değerlendirilme durumuna bağlıdır. Ki bu karineler ve şahitler rüyanın doğruluğunu gösterir. Alimler de bizim bu anlattıklarımıza ilişkin nass göstermişlerdir.

İmam Nevevi (r.a.) Müslim şerhinde şöyle der:

"Kadi dedi ki, Taberi bu ihtilafa işaret etti. Bu itibarla rüyayı gören kimsenin durumuna başvurulur. Eğer rüyayı gören kimse salihlerd en biri ise, bu rüya, dolayısıyla 40 cüzden bir cüz olur. Fasık ise, 70 cüzden bir cüzdür. Bir başka söylenişe göre de asıl murad, bundan bilinemey en 70 cüzden bir cüzdür. Açık olan ise 40 cüzden bir cüz oluşudur. Daha sonra Hattabi'den alıntı yapılıyor, o da kimi ilim erbabından tıpkı şeyh Hamid'in söylediği gibi nakillerd e bulunuyor . Daha sonra Marzi'den alıntılar yapıyor. İşte onun ifadesi:

"Denilir ki, rüyalardan murad, kendisind e hasıl olan bir takım şüpheler olup, bu böylece nübüvvetten 40 cüzden bir cüz olması itibariyl e ayırd olunur."

(En iyisini yine de Allah bilir.)