Asr’a yemin ederek insanın zararda olduğunu beyan buyurmaktadır… Zarardan kurtulmak için şirk siz bir iman ile salih bir amel gerekir… Şirksiz ve katıksız iman eden muvahhid mü’minler, önderleri Rasulullah (s.a.s.)’den öğrendikleri ve gördükleri gibi salih amel işlemelidirler… Niyetleri iyi, amelleri Allah’ın rızasına uygun ve Rasulullah (s.a.s.) Sünnetine göre olmalıdır… Böyle olan mü’min müslümanlar, hak üzere yaşamaya devam ederken, birbirlerine hakkı tavsiye etmeli ve hak üzere olmaya gayret edip süreklilik arz ederken, önlerine çıkan engelleri aşmak için birbirlerine direnmeyi, yani sabrı tavsiye edip birbirlerine yardımcı olmalıdırlar… 2 Âdem (a.s.)’dan, yani ilk insan topluluğundan kıyamete kadar zarardan kurtulan insanlar, katıksız iman edip salih ameller işleyen, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenlerdir…

İman ile beraber salih amel işlendiği vakit değer kazanır… İman olmadan yapılan işi işler ve faydalı şeyler, dünyada faydası görüle bilinir fakat ahirette hiçbir kıymeti olmaz… Çünkü amelin kabulü ve değer bulması, katıksız iman etmekle gerçekleşir… Nice güzel amel işlediklerini zanneden insanlar olmuştur, fakat iman etmedikleri veya imanlarına şirk karıştırdıkları için onların amelleri boşa gitmiştir…

“De ki: ‘Ameller bakımından en çok hüsrana uğrayacak olanları size haber vereyim mi?



Onların dünya hayatındaki bütün çabaları boşa gitmişken, kendilerini gerçekten güzel iş yapmakta sanıyorlar.’



İşte onlar, Rablerinin ayetlerini ve O’na kavuşmayı inkâr edenlerdir. Artık onların yapıp ettikleri boşa çıkmıştır. Kıyamet gününde onlar için bir tartı tutmayacağız.



İşte inkâr etmeleri, ayetlerimi ve Rasullerimi alay konusu edinmelerinden dolayı Onların cezası Cehennemdir.” 3

Bu ayet-i kerimeler hakkında müfessir âlimlerin görüşlerine müracaat etimizde şu hakikatlar gündeme gelmektedir:

İmam Taberî (rh.a.) şöyle der:

“ Bu insanlardan maksad, iyi amel işlediğini sandığı hâlde, yaptığı amel ile Allah Teâlâ’yı gazablandıran herkestir. Bu kimse, ister papaz olsun, ister haham olsun, isterse sapık bir müctehid olsun, isterse halktan biri fark etmez.”4

İmam İbn Kesîr (rh.a.) ise, şöyle diyor:

“ Ayet, ameli merdud ve hatalı olduğu hâlde amelinin makbul olduğunu ve davranışlarında isabet ettiğini zanneden Allah kullarından hepsi için umumîdir.”5

İki meşhur ve değerli müfessirin âlimin beyanlarından anlaşıldığı gibi, iyi amel işlediklerini zenneden, fakat iman konusunda sakat oldukları, ayrıca amelleri de İslâm’a uymadığı için, Allah’ın rızasını kazanmayı hedeflerken, Allah’ı gadablandıran her insanın amelleri boşa gitmiştir…

Son yüz yıldan bu yana müstevlî tağutî güçler tarafından işgal edilen İslâm topraklarında kurdurulan işgalci terör devletlerinin esaretinde yaşayan insanların durumlarına dikkat ediniz!..

İşgalci terör devletleri, Allah’ın hükümlerini ortadan kaldırmış, geçersiz kılmış, yasaklamış, Allah’ın hükümlerini isteyen ve onlarla amel edenleri suçlu sayarak en ağır cezalarla cezalandırmış ve en korkunç işkencelerle işkence etmiştir… İşgal ettikleri İslâm topraklarına “Vatan” diye sahiplenen bu işgalci terör devletleri, bu toprakların gerçek sahipleri olan mü’min müslümanları esarete mahkûm etmişlerdir… Esaretten kurtulmaya, hürriyet ve bağımsızlık mücadelesini vermeye çalışanları, vatan hainleri, teröristler, yasa dışı örgüt üyeleri, gericiler, mürteciler ve bölücüler olarak suçlamış, peşlerine kolluk kuvvetlerini takmış, yakaladıklarını zindanlara tıkmış ya da idam ederek şehid etmişlerdir…

İşgalci egemen tağutlar, işgal ettikleri İslâm topraklarında kurdukları terör devletlerinin yasalarına her vatandaşın uymasını mecburî kılmışlardır… Bu yasaları, Kur’ân-ı Kerim’i reddeden, Allah’ın hükümlerini geçersiz kılan yasalar olduğu hâlde, egemenlikleri altında bulunan, kendi vatanlarında parya olan müslümanların kabul edip ona göre yaşamalarını istemektedirler… Bu işgalci terör devletleri, Allah’dan vahyi ve hidayeti hoş karşılamayan, Allah’ın hükümlerini çağdışı kabul eden ve hevalârını ilâhlaştırarak meydana getirdikleri hükümlerle yöneten iktidarlardır…

İyi niyetlerle ve batıl yorumlarla bu işgalci terör düzenlerini kabul edenler, onların yasalarını benimseyenler, iktidar olma yolunda partilerini birbirine tercih edip destekleyenler, tamamen değilse de kısmen kendilerine tabi olup itaat edenlerin amellerinin ne olduğunu çok iyi düşünmek gerekir!.. Kendileri, itikadları ve amelleri, Kur’ân ve Sünnet ölçüsüyle yeniden değerlendirmek, gerçeğin yeniden gündeme gelmesini sağlayacaktır…

Egemen zalim tağutlar tarafından işgal edilen İslâm topraklarındaki terör devletlerinin egemenlerine ve yasalarına kısmen itaat etmenin neticesini, yegane hayat kitabımız Kur’ân-ı Kerim’deki şu ayetleri okuyarak apaçık bir şekilde görelim!..

Şöyle buyuruyor Rabbimiz Allah Teâlâ:

“Muhakkak hidayet kendilerine besbelli olduktan sonra, gerisin geri dönenlere şeytan, kötü amellerini süslü göstermiş ve onları uzun amellerle oyalamıştır.


Bu böyledir, çünkü onlar ( gerisin geriye dönenler/ mürtedler), - Allah, gizlediklerini de bildiği hâlde- Allah’ın indirdiğinden hoşlanmayanlara: ‘Biz size, bazı işlerde itaat edeceğiz’ dediler.


Peki, ya melekler, onların yüzlerine ve arkalarına vura vura ruhlarını alırken hâlleri ne olacak?


Bu böyledir. Çünkü onlar, Allah’ı gazablandıran şeylere uydular. O da, bu sebebden amellerini boşa çıkardı.”6

Allah’ın indirdiklerinden, yani Allah’ın hükümlerinden, Allah’ın dininden, İslâm’dan hoşlanmayan, kabul etmeyen, geçersiz kılan, yasaklayan ve onunla hükmetmeyip ilâhlaştırdıkları hevâlarından kaynaklanan hükümlerle hükmedenlere:

“Biz size, bazı işlerde itaat edeceğiz” diyenlerin durumu bu iken, ya onlara, hayatî birçok işlerde itaat edenlerin hâli ne olacak? Ya onların izinden gidenlerin, onları destekleyenlerin, onların hükümlerini kabul edip Kur’ân’ın yerine hayata egemen olmasına rıza gösterenlerin durumu ne olacak?

Allah Teâlâ, onların, cehâletleri veya ihanetleri sonucu iyi niyet ya da batıl yorumlarla işledikleri bu suçlarından dolayı amellerini boşa çıkarmıştır… “ Bu böyledir. Çünkü onlar, Allah’ gazaplandıran şeylere uydular.”

İşgal edilmiş İslâm topraklarında egemen olan terör devletlerinin yöneticileri, amelleri boşa giden Yahudi ve hristiyanların izi üzeredirler… Onların yasaları, ya yahudîlerin ya da hristiyanların yasalarıdır… İslâm’ın hükümlerini yasaklayıp geçersiz kılan bu işgalci terör devletlerin yasalarına dikkat edilecek olunursa, ya yahudîlerden, yada hristiyanlardan alıntı olduğu görülecektir… Bunlar, İslâm’ı terk etmiş ve Yahudî ile hristiyan devletlere tabi olmuş, onların bağımlıları olarak emirlerine girip itaat etmişlerdir…

Mus’ab b. Sa’d b. Ebi Vakkas anlatıyor:

Ben, babam Sa’d b. Ebi Vakkas’a:

“ De ki: ‘Ameller bakımından en çok hüsrana uğrayacak olanları size haber veriyim mi?”7 kavlinden sordum.

-Onlar, Harûriyye tâifesi midir? Dedim.

Sa’d b. Ebi Vakkas (r.a.):

-Bu en çok ziyana (hüsrana) uğrayanlar, Harûrîler değildir. Bu, büyük ziyana uğrayanlar, Yahudî ve Nasranîler (hristiyanlar) dır. Yahudilere gelince, onlar, Muhammedî yalanlamışlardır. Nasranîler (hristiyanlar) ise, cennete kâfir olmuşlar da cennette hiçbir yiyecek ve içecek yoktur demişlerdir. Harûrîler ise, kuvvetli bir te’minat ile desteklenmelerinin ardından Allah’ın ahdini (Allah’a verdikleri sözü) bozanlardır, dedi.

Sa’d, onlara:

- Fasıklardır, diye isim verir idi.8

İslâm toprakların da egemen olan işgalci terör devletleri, ya kitaplı gayr-ı müslimler olan Yahudî ve hristîyanların emrinde ya da kitapsız gayr-müslimler olan diğerlerinin emrinde olan sömürü ve bağımlı devletlerdir… Bunların bütünü, Allah’ın indirdiklerini hoş karşılamadıkla-rı gibi, Allah’a, Allah’ın en son Rasulü Muhammed (s.a.s.)’e, Allah’ın Kitabı Kur’ân’a, Allah’ın dini İslâm’a ve Allah’a katıksız iman edip yalnızca O’na kul olan muvahhid mü’min müslümanlara karşı azılı düşman olanlardır… İşgal edilen İslâm topraklarında kurdurulan terör devletleri, İslâm düşmanlarının emir kulu ve hizmetkârları olarak egemenliklerini sürdürmekte, esaret altındaki müslümanları alabildiğince zulmetmekte, onları ezmekte ve sömürmektedirler… Bu işgal beldelerinde İslâm’ın hükümlerini yasaklamış, Allah’ın hüküm-lerinin yerine, yabancı tağutların emir kulu olan yerli tağutların hükümleri geçerli kabul edilmiştir…

Bu egemen tağutlarla işbirliği hâlinde olup onların şirk iktidarlarına yardımcı olanların, iyi niyetleri ve batıl yorumlarının hiçbir kıymeti yoktur… Çünkü onlar, Allah’ın indirdiklerini hoş karşılamayan, Allah’ın hükümlerinin yerine işgalci tağutların hükümlerini geçerli kılanla-ra itaat etmektedirler… Bununla beraber “salih amel” nitelikli ameller de işlemektedirler… Bir yanda şirk yönetimlerinin egemenliğini kabul edip canıyla, malıyla ve mesâîsiyle onları desteklemekte, diğer yanda İslâm’da salih amel olarak beyan edilen amelleri işlemekte!.. Bir yanda namaz kılmakta, diğer yanda namazı reddedenlerle beraber olmakta… Bir yanda Kâ-be’ye gitmekte, diğer yanda puthânelerde müşriklerle beraber onlar gibi ibadet etmekte… Bir yanda zekât vermekte, diğer yanda faizi ticaretin esası saymakta… Bir yanda Allah’dan başka hak ilâh yoktur, hüküm, yalnızca Allah’ındır demekte, diğer yanda Allah’ın hükümleriyle hükmetmeyen, onları kabul etmeyen, onların yerine ilâhlaşan hevâlarının hükümleriyle hük-medenlerin hükmünü kabul etmekte… Hayatın bir kısmını Allah’ın hükümlerine göre düzen-lerken, hayatın çoğunu egemen tağutların hükümlerine göre düzenlemekte… Sonra dö-nüp şu ayetleri okumakta:

“De ki: ‘Şüphesiz benim namazım, ibadetim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi olan Allah içindir.


O’nun hiçbir ortağı yoktur. Ben, bununla emr olundum. Ve ben, müslümanların ilkiyim.


De ki: ‘Allah, her şeyin Rabbi iken, ben O’ndan başka bir Rabb arar mıyım hiç?”9

Müslüman olan kişinin hayatı yalnız Allah içindir… Böyle iken hayatı Allah ile işgalci egemen tağutlar arasında pay edenin durumu ne olur?

Hem: “ O’nun hiçbir ortağı yoktur. Ben, bununla emr olundum. Ve ben, müslümanların ilkiyim.” Diyecek, hem de egemen tağutları, Allah’a ortak ederek, hayatının bir kısmında, Allah’ın emirleriyle düzenleyecek, hayatının çoğunu ise tağutların hükümlerine teslim edecektir!.. Hiçbir “ikrâh-ı Mülcî” olmadan, saptırılmış iyi niyet anlayışı ve batıl yorumlarla böyle davranacak!..

Bu konuda, muvahhid ve mücahid İslâm Ulemâsı susmamalı ve bu konunun hükmünü apaçık beyan edip, câhil bırakılmış, gafil kılınmış insanları uyandırmalıdır!..

Bu aldatılmışlar, bu aldanmışlık ve bu yüzlerce kerre aynı delikten ıstırılıp yara almak ne zamana kadar devam edecek? Bu iyi niyetlerle işlenen kötü ameller nereye kadar gidecek? Bu cehâletin, bu gafletin ve bu ihanetin önü alınmayacak mı?.. Ne zamana kadar İslâm adına şirk ve küfür düzenlerine olumlu fetvalar verilecek?.. Ne zamana kadar “hiç olmasa” deyip zulme rıza gösterilecek?.. “ Siz o günleri görmediniz!” deyip bu günün şirkini, küfrünü ve zulmünü, o günün şirkine, küfrüne ve zulmüne tercih etme ehven-i Şerr deyip Şerri kabul etme, kötünün iyisi deyip kötüyü bağrına basma sapıklığı ne vakte kadar sürecek?

Bu “dosdoğru yol” dan sapmalarla işlenen salih ameller boşa çıkmakta ve kabul görmemektedir!.. İşgalci terör devletlerinin egemenliğini kabul etmek, onların yaşama sına yardımcı olmak, onları desteklemek, onlarla beraber olmak ve şirklerine ortaklık yapmaktır!..

Muvahhid mü’minler tarafından uyarıldıkları hâlde böyle davranan, böyle inanıp, böyle hareket edenlerin işledikleri salih amel nitelikli amelleri sonuç itibariyle tamamen boştur… Çünkü böylesi kişiler, İslâm topraklarını işgal edip, yüz binlerce mü’min müslümanın oluk oluk kanını döküp terör devletlerini kuran egemen tağutlarla beraber olmuşlardır… Egemen müşriklerin şirk düzenlerini benimsemiş, onların saffında yerini almışın yaptığı salih amel nitelikli ibadetlerin ne değeri olsun?!..

Ebu Hüreyre (r.a.)’ın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

“Muhakkak ki, kıyamet gününde iri bedenli, semiz bir kişi (hesap yerine) gelecektir ki O, Allah yanında sivrisineğin kanadı ağırlığında (bir sevab) tartmaz.”

Ebu Hüreyre yahud Rasulullah (s.a.s.):

- Ey mü’minler, şu ayeti okuyunuz:

“ Kıyamet gününde onlar için bir tartı tutmayacağız.”10 dedi.11

Onlar içib bir tartı tutulmayacak çünkü tartılacak sevabları yoktur… Çünkü onlar, müşrik egemen tağutlarla beraber oldular…

Çünkü onlar, Allah’ın hükümlerine kerih görenlerle beraber oldular… Çünkü onlar, Allah’dan indirileni hoş karşılamayanlara itaat sözü verdiler ve onlara itaat ederek verdikleri söze sadık kaldılar… Çünkü onlar, iyi niyetlerle kötü ameller işlediler… Tevhid niyetiyle şirki, İman niyetiyle küfrü, İslâm niyetiyle tağutu benimseyip hoş gördüler ve onlara hizmet edip itaat ettiler…

Allah’a şirk koşanların bütün yapıp ettikleri boşa çıktığı gibi, şirklerinde onlarla beraber olanlar, onlara destek verenler, onlara itaat edenler de onlar gibidirler…

Yegâne Rabbimiz ve O’ndan başka hüküm koyucu hak ilâh olmayan Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“ Andolsun, sana ve senden öncekilere vahyolundu (ki): ‘Eğer şirk koşacak olursan, şüphesiz amellerin boşa çıkacak ve elbette sen, hüsrana uğrayacaklardan olacaksın.”12

Şirk koşanların durumu bu!..

Şirk koşmadıklarını söyledikleri, müslüman olduklarını beyan ettikleri hâlde şirk koşanlara itaat sözü verip, itaat ederek sözünde duranların durumu nedir? İslâm ölçüsünce herhangi bir “ İkrâh-ı Mülcî” ve “ Zaruret hâli” olmadan böyle davranan ve bu davranışıyla dünya menfaati elde edenlerin hâli nedir? Acaba, yalnızca kendileri ile Allah arasında olan amma “iyi niyet” diye nitelenen şey, yada batıl yorumları kendilerini kurtarabilecek mi?..

İşgalci terör devletlerinin egemen olduğu İslâm topraklarında yaşayan, müslüman olduklarını beyan eden kitleler arasında, egemen tağutları, kurum ve kuruluşlar ile benimseyen, onların yasalarını kabul edip hayatını onlara göre tanzim eden büyük bir çoğunluğun varlığı malumdur… Bunlar, dilleriyle reddettiklerini, fikirleri be hâlleriyle kabul etmektedirler… Bunların, fikirleriyle ve hâlleriyle gizli veya açık İslâm’dan tağuta döndükleri görülmektedir… Diliyle İslâm’dan, fakat hâliyle tağuttan yana olan ve “ inandığı gibi yaşamayınca, yaşadığı gibi inanan” bu büyük çoğunluğun içine düştüğü korkunç şirk ve küfür girdabı, onları her gün daha da içine çekmekte ve İslâm’dan uzaklaştırmaktadır!.. Tevhid akîdesi bozulmakta, iman zedelenmekte ve ahlak dibe vurmaktadır… Önüne geçilemeyen ve gittikçe artış gösteren gizli yada açık bir irtidâd gündemdedir… “Ehl-i Sünnet” akîdesini bir yana bırakıp, “Mürcie” görüşüyle olaya yorum getirenlerin tutumları da, bu korkunç irtidâdı, bu felâket ahlâksızlığı önleyici olmamaktadır!.. Onların bu yorumları, İslâm topraklarını işgal eden terör devletlerin işine yaramakta ve onların ömürlerini uzatıp iktidarlarını sağlamlaştırmaktadır…

Rabbimiz Allah Azze ve Celle şöyle buyurmaktadır:

“ Sizden kim dininden geri döner ve kâfir olarak ölürse, artık onların bütün işledikleri (amelleri) dünya da, ahirette de boşa çıkmıştır ve onlar, ateşin halkıdır, onda ebedî kalacaklardır.”13

Aziz İslâm Milleti’nin mücahid ve mutlak müştehidlerinden şehid imamımız İmam-ı Azam Ebu Hanefi (rh.a.), “ el-Âlim ve’l- Mütteallim” adlı eserinde, iyilikleri boşa çıkaran ve amelleri geçersiz kılan sebebleri şöyle beyan etmektedir:

“İyiliklere gelince! Onları, üç şeyden biri boşa çıkarır:

Bunların birincisi: Allah’a şirk koşmaktır.

Bu konuda, Allah:

“ Her kim imanı inkâr ederse, bütün amelleri boşa gider.”14 buyurmuştur.

İkincisi: Bir kimseyi âzâd etmek veya sılâ-i rahimde bulunmak yahud Allah rızası için bir malı sadaka olarak verdikten sonra gazablanmak veya gazab haricinde iyilik yaptığı kimseyi minnet altında bırakmak için:

- Ben, sana sılâ-i rahimde bulunmadım mı? Ve benzeri şeyler söyleyerek başa kakma durumudur. Bu ve benzeri hususlarda o kim senin sevabı suratına çarpılır. Zira yüce Allah:

“Sadakalarınızı, başa kalkmak ve ezâ vermek sûretiyle ibtal etmeyin.”15 buyurmaktadır.

Üçüncüsü: Başkalarına gösteri yapmak için amel işlemektir. Riyâ için yapılan salih ameli Allah kabul etmez.16

Bu üç günahın ötesindekiler iyiliklerini yıkıp boşa çıkarmazlar.”17

Şirk ve küfür egemen yönetimleri benimseyerek onlarla beraber olan, onlara yardımda bulunan ve salih amel nitelikle amellerini boşa çıkaranlar, bu durumlarından pişman olur, geri döner ve bir daha işlememek için kesin karar vererek nâsûh tevbe ile tevbe ederlerse, Âlemlerin Rabbi Allah,

Tevbeleri kabul edendir…

Rabbimiz Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Ancak tevbe edenler, (amellerini) ıslah edenler ve (gizledikleri gerçeği) açıklayanlar müstesnâ. Artık onların tevbelerini kabul ederim. Ben tevbeleri çokça kabul edenim, çok rahmet edenim.”18

K.S.Yüksel


Dipnotlar..........

1- Bkz, Asr Sûresi ve tefsirlerine.

2- Kehf, 18/103-106

3- Ebu Cafer Muhammed b. Cerîr et-Teberî, Taberî Tefsiri, çev. Hasan Karakaya-Kerim Aytekin, İst. 1996, C.5, sh. 387.

4- İbn Kesîr, Hadisler Kur’ân-ı Kerim Tefsiri, çev. Dr. Bekir Karlığı- Dr. Bedrettin Çetiner, İst. 1985, C.10, sh. 5091

5- Muhammed. 47/25-28.

6- Kehf. 18/103

7- Sahih-i Buhârî, Kitabu’t- Tefsiri, B.199, Hbr.249.

8- En’âm, 6/162-164

9- Kehf, 18/105

10- Sahih-i Buhârî, Kitabu’t- Tefsiri, B.200, Hds.250.

11- Sahih-i Müslim, Kitabu Sıfatu’l-Münafikin, Hds.18.

12- Zümer, 39/65

13- Bakara, 2/217.

14- Mâide, 5/5

15- Bakara. 2/264

16- Şehid İmamımız İmam-ı Azam Ebu Hanife (rh.a.)’in bu ifâdeleri, bize şu ayetleri hatırlatmaktadır:

İşte (böyle) namaz kılanların vay hâline ki,

Onlar, namazlarından gaflet içindedirler.

Onlar, hem riyâkârlık yapanların tâ kendileridir.”(Maun, 107/4-5)

17- İmam-ı Azam’ın Beş Eseri, çev. Mustafa Öz. İst. 1981, sh. 34.

18- Bakara, 2/160