1. This site uses cookies. By continuing to use this site, you are agreeing to our use of cookies. Learn More.
  2. Duyuruyu Kapat

Çözüldü Araplar Bizi Arkamızdan Vurdu Mu?

Konu, 'İslam Tarihi ve Vakıalar' kısmında DAVA tarafından paylaşıldı.

  1. DAVA

    DAVA Islam-TR Üyesi Kullanıcı

      
    Araplar bizi arkamızdan vurdu mu?

    Cevap:
    İslam ve insanlık adına birleşme ve dayanışmanın tam zamanında bazı kimselerin "Araplar bizi arkamızdan vurdular" hikayesini gündeme getirmelerine isyan eden sevgili Metin Boşnak, ABD'den şu yazıyı göndermiş:

    "…Sayın Bardakçı, "Din meselesi bu kadar bağlayıcı ise, biz, Osmanlı İmparatorluğu'nun dağılma sürecinde devletin hâkim ve en kalabalık unsuru olan Müslümanlar'dan neden kazık yemiştik ve Anadolu'da cumhuriyetin ilk yıllarında çıkan ayaklanmaların bahanesi neden hep 'din' olmuştu?" diyor. Aslında Bardakçı yeni bir şey söylemiyor: Türklere 80 yıldır anlatılan bir masalı tekrar ediyor. Bu masal, 'Araplar ve diğer Müslüman kardeşleriniz, I. Dünya Savaşı'nda sizi sattı' diye başlar ve 'Türk'ün Türk'ten başka dostu yoktur' diye de noktalanır. Türk'ün özellikle de Müslüman dostu yoktur...

    Masal budur. Peki gerçek nedir?

    "Gerçek şudur: Osmanlı'nın çöküş döneminde Türk olmayan Müslüman unsurlar arasında gerçekten isyanlar başgöstermişse de, bu unsurların bir bütün olarak "ihanet ettikleri" kesinlikle söylenemez. Hatta Araplar sözkonusu olduğunda, Osmanlı'ya isyan edenlerin küçük bir azınlık olduğunu, buna karşılık Arap kabilelerinin çoğunun Osmanlılık ve Müslümanlık bağıyla İstanbul'a sadakat gösterdiklerini söyleyebiliriz.

    "Kürtler ise, daha da belirgin bir sadakatle önce Osmanlı İmparatorluğu'nu ardından da Milli Mücadele'yi desteklemişler ve Müslümanlık bağının getirdiği "kardeşlik"ten asla taviz vermemişlerdir. Ankara'nın kendisi bundan taviz verene kadar...

    "…Her Türk genci 'Araplar'ın I. Dünya Savaşı'nda bize ihanet ettiğini' öğrenerek büyür. Oysa bu, ancak kısmen doğrudur. I. Dünya Savaşı'nda Mekke Şerifi Hüseyin'in İngilizler ile anlaşarak Osmanlı'ya isyan ettiği ve ordumuzu arkadan vurduğu doğrudur. Ama hep atlanan nokta Şerif Hüseyin'in "Araplar"ın tümünü temsil etmediği, aksine bir istisna olduğudur. Ortadoğu uzmanı tecrübeli gazeteci Cengiz Çandar, "Arapların ihaneti" söylemi ile tarihsel gerçek arasındaki önemli farka şöyle işaret ediyor:

    "Mekke Emiri Şerif Hüseyin'in Hicaz'da bazı Arap bedevi kabilelerini ayaklandırarak 1916'da İngilizlerle işbirliği yaptığı doğrudur. Ancak, Birinci Dünya Savaşı konusunda genel bir bilgisi ve fikri olan herkes, bunun 'askeri açıdan' tayin edici bir değer taşımadığını bilir. İngilizlerin daha sonra yerine getirmediği 'bağımsızlık vaadi' ile işbirliğine çektikleri Şerif Hüseyin'in ve oğullarının komuta ettiği bedevi kabileleri, Mekke-Maan hattında, yani asıl cephenin gerisi'nde İngiliz kuvvetlerine yardımcı olmuştur. Asıl cephe, önce Şüveyş Kanalı ve Kanal Harbi'nde Türk-Osmanlı kuvvetlerinin geri çekilmesinden sonra Filistin'de kurulmuştur. Filistin'de tek bir Arap ayaklanmamıştır. Suriye'de, Irak'ta, Lübnan'da Türk kuvvetlerini 'arkadan vuran' herhangi bir olay olmamıştır. Arapların ezici çoğunluğu, İstanbul'a yani Türkiye'ye sadık kalmıştır... Arabistan Yarımadası'nın Hicaz bölümünden Akabe'ye kadar olan 'cephe gerisi' dışında, Arapların Türkleri arkadan vurduğuna dair tarihte herhangi bir kayıt yoktur."

    "Aynı gerçek… Ortadoğu analisti Mitchell G. Bard tarafından da, şöyle vurgulanıyor: "O dönemin romantik kurgusunun aksine, Arapların çoğu I. Dünya Savaşı'nda Türklere karşı müttefiklerin yanında savaşmadılar. İngiliz Başbakanı David Lloyd George'un belirttiği gibi, Arapların çoğu, Türk yöneticileri için savaştı. (Osmanlı İmparatorluğu'na isyan eden) Faysal'ın Arabistan'daki taraftarları, bir istisnaydı."

    "…Konu hakkındaki uzmanlardan biri olan Dr. Zekeriya Kurşun'un ifadesiyle, 'I. Dünya Savaşı'nda Türk ordusu ile beraber çeşitli cephelerde Türklerle omuz omuza çarpışan Arapların büyük yararlıklar gösterdikleri bir hakikattir.' Bu hakikati teslim etmekle birlikte, Arap milliyetçiliğinin Osmanlı'da Türk milliyetçiliğinden daha önce geliştiğini belirtmek gerekir. Arap milliyetçiliği, 1860'larda, Suriyeli Arap entellektüeller arasında doğmuştu. Osmanlı İmparatorluğu'na ve yönetimindeki "Türklere" karşı ciddi bir antipati besleyen bu entellektüellerin dikkat çekici bir yönü ise, çoğunun Hıristiyan oluşuydu. Butros El-Bustani, Faris Şadyak, Nakkaş, Corci Zeydan gibi Hıristiyan Arapların öncülüğünde başlayan bu harekete katılan Müslüman Araplar ise, çoğunlukla Batılı fikirleri benimsemiş seküler aydınlardı. Arap milliyetçiliğini geliştirirken "Arapların İslam öncesi tarihlerine" ilgi duymaları, bundan kaynaklanıyordu.

    Buna karşılık muhafazakar Müslüman Arapların çoğu, Osmanlı'ya sadakat duyguları içindeydiler. Hatta sadece Sünni Araplar değil, Irak ve Suriye'deki Şii Araplar arasında bile Osmanlı'ya ve Hilafet'e bağlılık duygusu vardı. Bu konuda büyük bir otorite olan Prof. Kemal Karpat, Osmanlı İmparatorluğu'ndaki Arap milliyetçiliğinin, Hıristiyan Araplarınki hariç, aslında en son noktaya kadar "ayrılıkçı" olmadığına dikkat çekerek şöyle demektedir:

    "Görülüyor ki Arapların 'milli' hareketi esasında ayrılıkçı bir hareket değildi. Arapların birçoğu Osmanlı hükümdarlarını yabancı bir sömürgeci güç olarak değil, sadece Arap kökeninden olmayan, iktidarda bir hanedan olarak görüyorlardı ve Osmanlı Devleti ve hanedanı Müslüman kaldıkça ve Arapların hayat tarzına saygılı oldukça, özlemlerini yerine getirmeye söz verdikçe ve onları Avrupa işgaline karşı korudukça, itaat etmekten geri kalmıyorlardı. Geçmişte şan ve şereflerini ilk hatırlayan veya hayal edenler ve tarihlerinin modern bir versiyonunu yaratmaya çalışanlar Müslüman değil Hıristiyan Araplardı…

    Kurtuluş Savaşı'nda da ne kitlesel bir "Arap ihaneti" ne de "Kürt ihaneti" yaşandı. Aksine Kürtler, Kurtuluş Savaşı'nı canla başla desteklediler. Mustafa Kemal Paşa, "Müslüman kardeşliği" temasına dayalı propagandasıyla onları kazandı.

    "… Şeyh Said isyanı ise, ancak Kurtuluş Savaşı'nın bitmesi ve "Müslüman kardeşliği" temasının hızla yok olup, yerine "herkes Türk'tür" anlayışının belirmeye başlamasından sonra patlak verdi..."


    Kaynak: Hayrettin Karaman
    Araplar bizi arkamızdan vurdu mu? - Hayrettin Karaman - 10.02.2009 - Yazarlar - Yeni Şafak
  2. Abdulmuizz Fida

    Abdulmuizz Fida فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ Yetkili Kişi Site Admin

    Arab'lar Türkler'i arkadan vurdu mu?




    Osmanlı arşivlerinde 5 bine yakın belgeyi inceleyen araştırmacı yazar Sebahattin Arslan, Osmanlı - Arab ilişkilerinin kırılma nokyası olan Balkan savaşları ve Birinci Dünya savaşı dönemlerinde yaygın kanaatin aksine Arapların Osmanlı'ya yardım ettiğini ileri sürdü.




    Osmanlı arşivlerinde 5 bine yakın belgeyi inceleyen araştırmacı yazar Sebahattin Arslan, Osmanlı-Arab ilişkilerinin kırılma noktası olan Balkan Savaşları ve Birinci Dünya Savaşı dönemlerinde, yaygın kanaatin aksine Arabların Osmanlı'ya yardım ettiğini ileri sürdü.

    Arslan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Osmanlı arşivlerinde, Körfez ülkeleriyle ilgili bulunan belgeleri uzun zamandır incelediğini belirtti.

    Belgelere bakıldığında, Osmanlı ve Körfez ülkeleri arasında çok ciddi ve güçlü bir ilişkinin bulunduğunu ifade eden Arslan, şunları söyledi:

    'Bahreyn ile ilgili Osmanlı arşivinde şu ana kadar tespit ettiğim 5 bin belge var. Ancak bu sayının 7 bini bulmasını bekliyoruz. Türk-Arab ilişkilerinde kırılma noktaları olan Balkan Savaşları'nda açıktan, Birinci Dünya Savaşı'nda ise el altından Osmanlı'ya yardım ettiklerini tesbit ettik. Balkan Savaşları'nda Osmanlı Ordusu ile Kızılay'a, yöneticiler ve halk tarafından toplanan yardımların ulaştırıldığını belirledik. Osmanlı'nın buna karşı teşekkür ettiğini, kendilerine bu yaptıklarından dolayı nişan verdiğini belgeledik. Şu anda yardım ettiğini kesin olarak belirlediğimiz ülkeler Kuveyt ve Bahreyn yöneticileri ve halkıdır. Daha araştırmalarımız devam ediyor. Katar ile ilgili 5-6 bin civarında belgenin olduğunu tahmin ediyorum. Katar'dan da yardım geldiğini düşünüyoruz.'

    Cumhuriyet kurulduktan sonra bölgeyle ilişkilerin kesildiğini savunan Arslan, 'Sanki Osmanlı Devleti hiç olmamış gibi, Osmanlı sanki oraya hiç nüfuz etmemiş gibi ilişkiler kopuyor. Bir dönem Osmanlı tarafından bölgenin ileri gelenlerinin emekli maaşları bile ödeniyordu. Osmanlı Devleti yıkıldıktan sonra, sanki yeni bir devletle ilişki kuruluyormuş gibi yapılması bizi şaşırttı' diye konuştu.

    Osmanlı, sadece Türklerin devleti değildi

    Körfez Bölgesi'nin, Osmanlı Devleti'nin bölgesi olduğunu, bu gerçeği başta Araplar olmak üzere herkesin kabul etmesi gerektiğini aktaran Arslan, sözlerine şöyle devam etti:

    Çünkü Körfez ülkelerinin hafızası, geçmişi ağırlıklı olarak şu anda bizde. Tabii bu demek değildir; Osmanlı arşivi dışında bunların hiç mi belgesi yok. İngilizler'in elinde de ciddi bir belge arşivi var. Çünkü Osmanlı'nın her faaliyeti rapor edilmiş. Bizden daha fazla belgeleri var. Ancak bizim belgemiz onların belgelerinden çok daha önemli. Çünkü biz içeriğini biliyoruz. Osmanlı Devleti'nin çok güçlü bir istihbaratı var. Son dönemdeki siyasi olayları da göz önünde bulundurarak, şunları anlatmaya çalışıyorum; Osmanlı, sadece Türkler'in devleti değildi, ortak bir İslam devletiydi. Bu ortak devletin bizim için önemi neyse, onlar için de önemi aynı. O nedenle Osmanlı'ya yardım edilmesi belki bize garip gelebilir ama yapılması gereken şey budur. Birinci Dünya Savaşı'nda lojistik desteğin hangi boyutta olduğunu henüz tam bilemiyoruz. Bu konuyu da arşivlerde yapacağımız çalışmalarla netleştireceğimize inanıyorum.


    Bölge insanı Osmanlı'yı kendi devleti olarak görüyor

    Lojistik yardımın maddi yardımdan daha önemli olduğunu dile getiren Arslan, şöyle konuştu:
    O bölgeyi İngilizler çok iyi bilmez. Eğer Arablar isteseydi, İngilizler'e yardımcı olup, Osmanlı'yı Bağdat ya da Basra'da arkadan çok rahat vurdurabilirdi. Aksine o çöl bölgelerinde Osmanlı ordusunun yanında kalmışlar. Hatta o dönemle ilgili tespit ettiğimiz belgelerden birinde, Kuveyt Şeyhi 'Şayet Osmanlı devleti burada bozguna uğrar da İngilizler'le yaşamak zorunda kalırsak, biz görünüşte İngilizler'e tabi oluruz ama el altından Osmanlı Devleti bizim dindaşımız olduğu için, onlara her türlü yardımı yapmak boynumuzun borcudur' diyor. Çok önemli bir belge. Bölge insanı Osmanlı'yı kendi devleti olarak görüyor. Osmanlı ile bir sürtüşmeleri yok ama kendi aralarında sürtüşmeler var. Bu sürtüşme Osmanlı'nın çoğu zaman basiretli valilerinin araya girmesiyle yatıştırılıyor.'

    Bölgede Osmanlı ve İngilizler arasında bir mücadelenin olduğunu belirten Arslan, '1917'ye kadar Osmanlı Körfez'den ayrılmıyor. Bağdat düşünceye kadar Körfez tamamen Osmanlı kontrolünde. Osmanlı için ehemmiyet ve ağırlık açısından Amasra neyse, Bahreyn de ona çok yakındı. Bahreyn, Katar, Kuveyt ve bugünkü Birleşik Arab Emirlikleri, Osmanlı için son derece önemliydi. Hicazın kontrolü ve korunması, doğudan gelebilecek tehlike açısından önemliydi. Bu bölge Osmanlı yıkıldıktan sonra maalesef İngilizlere terk ediliyor, İngilizler'in merhametine bırakılıyor' dedi.
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş