Aşura Günü ile Alakalı Bid’atler ve Uydurma Hadisler

بِسْمِ اللهِ، اَلْحَمْدُ ِللهِ وَالصَّلاَةُ وَالسَّلاَمُ عَلَى رَسُولِ اللهِ وَبَعْدُ


Şeyh’ul İslam İbni Teymiyye, aşura günü ile alakalı olarak iki tür bid'at olduğundan bahsederek şöyle der:

"Hüseyin radiyallahu anhın öldürül(erek şehid edil)mesi sebebiyle şeytan insanlar arasında iki bid’at çıkarmıştır: Aşura gününde hüzünlenmek ve feryat etmek, yüze vurmak, bağırıp çağırmak, ağlamak ve kasideler okuma bid’ati ile (...); mutluluk ve sevincin paylaşılması bid’ati. Yani, bazıları hüznünü, bazıları da sevincini ifade etmiş ve sürme çekmek, gusletmek, ailesi için harcama yapmak, aşura günü için özel yemekler hazırlamak fikrini sevmeyi başlatmışlardır. (...) Her bid’at sapkınlıktır. Müslümanların dört imamı ile onlardan başkalarından hiçbiri bunlardan birini (ne hüzün günü edinmeyi ne de sevinç günü edinmeyi) tasdik etmemiştir." (Minhac'us Sünne, 4/554-556)

İbni Kesir, bu iki bid'atin başlangıcını tarih açısından derğerlendirerek şöyle demektedir:

Hicri dördüncü asır da Büveyhiler devleti zamanında Rafiziler, aşırı giderek aşura gününde Bağdat'ta ve benzeri beldelerde def çalıp yollara ve çarşılara kül ve saman savurup dükkanlara mendil asıp hüzünlerini açığa vurur ve ağlarlardı. Çokları da, (Hüseyin radiyallahu anhın) susuz olarak öldürüldüğü hatırasına saygı göstermek maksadıyla aşura gecesinde su içmezlerdi. Sonra kadınlar, yüzlerini açıp ağlayarak yüzlerini ve göğüslerini tokatlayarak yalın ayak sokaklara dökülürlerdi. Buna benzer daha birçok çirkin bid'at ve rezilane adetler icad ettiler. Böyle yapmakla da Emevi devletini protesto etmek istiyorlardı. Çünkü Hüseyin (radiyallahu anh), Emevi devletinin hakim olduğu zamanda öldürülmüştü.

Şam'daki Rafızi ve Şii düşmanlarına gelince, onlar da aşura gününde tam tersi bir adet ortaya çıkardılar. Bunlar da aşura gününde bazı hububat çeşitlerini bir araya katıp pişirirler, yıkanır, koku sürünür, en güzel elbiselerini giyinir ve aşura gününü adeta bayram gibi kutlarlardı. Bu günde çeşitli yemekler yapar, sevinç ve ferahlarını açığa vururlardı. Böyle yapmakla da Rafîzilere ters bir hava meydana getirmek ve onlara karşı olduklarını göstermek isterlerdi. (ibni Kesir, el-Bidaye ve’n Nihaye, 8/220; tercüme, 8/331)

el-Fetava el-Kubra’nın 5. cildinde yer alan bir fetvasında Şeyh’ul İslam İbni Teymiyye'ye, insanların aşura günü yapmakta oldukları, göze sürme sürmek, gusül (edip boy abdesti almak), kına sürmek, birbirleriyle tokalaşmak, hububat (kullanılarak o güne has bir yemek) pişirmek ve sevinç duymak gibi şeyler hakında; (bunların) Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’den naklonulan sahih hadislerde olup olmadığı, eğer bunlar sahih hadislerde yer almayan şeylerse (bu durumda) bu gibi şeyleri yapmanın bi’dat olup olmadığı, diğerlerinin (Rafızilerin o günde yapmakta oldukları) kederlenme, matem, (o gün boyunca) hiç su içmeme, methiyelerde bulunma ve feryatlar etme, deliler gibi (kasideler/ağıtlar) okuma ve elbiselerini yırtma gibi şeylerin bir aslının olup olmadığı sorulmuş, bunun üzerine o şöyle cevap vermiştir:

سُئِلَ شَيْخُ الإِسْلامِ هذا السؤال فأجاب بقوله

Şeyh’ul İslam'a bu soru soruldu ve şöyle cevap verdi:

"Hamd, Alemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur. Ne Nebi sallallahu aleyhi ve sellemden, ne de ashabından bu konuda sahih bir şey rivayet olunmamıştır. Müslümanların imamlarından –ne dört imam ne de diğer alimlerden- hiçbiri böyle bir şeyi ne teşvik etmişler, ne de tavsiye etmişlerdir. Hiçbir güvenilir alim bunun gibi birşeyi, ne Nebi sallallahu aleyhi ve sellemden ne sahabelerden ne de onlardan sonraki (tabiin)lerden bu konuda ne sahih ne de zayıf bir rivayet olarak ne Sahihler’de ne Sünenler’de ne de Müsnedler’de rivayet etmemişlerdir. Faziletli üç dönemde (Selef'us Salihin döneminde) bu hadislerden hiçbir şey bilinmemektedir. Fakat bazı müteahhir raviler, bu konuda hadisler rivayet etmişlerdir tıpkı şöyle denilen hadis gibi:

مَا رَوَوْا أَنَّ مَنْ اكْتَحَلَ يَوْمَ عَاشُورَاءَ لَمْ يَرْمَدْ مِنْ ذَلِكَ الْعَامِ

"Herkim aşura günü gözlerine sürme çekerse, o yıl göz ağrısı çekmez.";

وَمَنْ اغْتَسَلَ يَوْمَ عَاشُورَاءَ لَمْ يَمْرَضْ ذَلِكَ الْعَامِ

"Herkim aşura günü yıkanır (boy abdesti alır)sa, o yıl hastalanmaz."

Buna benzer (uydurma) hadisler... Ayrıca aşura gününde kılınması faziletli olduğu söylenilen namaz hakkında rivayetler ve yine Adem (aleyi selam)’ın aşura gününde tevbe ettiği, Nuh (aleyhi selam)’ın gemisinin Cudi dağının üzerine aşura günü yerleştiği, Yusuf (aleyhi selams)’ın Yakub (aleyhi selam)’a aşura günü kavuştuğu, İbrahim (aleyhi selam)'ın, ateşten aşura günü kurtarıldığı, İsmail (aleyhi selam) yerine kurban olarak bir koçun aşura günü gönderildiği vb., konularda birtakım hadisler rivayet etmişlerdir. Yine, Nebi sallallahu aleyhi ve selleme yalan ve iftira sayılan şu hadisi rivayet etmişlerdir:

أَنَّهُ مَنْ وَسَّعَ عَلَى أَهْلِهِ يَوْمَ عَاشُورَاءَ وَسَّعَ اللَّهُ عَلَيْهِ سَائِرَ السَّنَةِ

"Kim aşura günü aile halkına cömert davranırsa, Allah da senenin diğer günlerinde ona cömert davranır."

Bunları Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’den nakletmek yalan söylemekle aynı manadadır.

(...)

Rafıziler, batınen zındık ve kafir yada cahil ve de istek ve hevalarına uymakta olan kişiler olmalarına rağmen, Ehl-i Beyt’e sadakati zahirlerinde gösteriş (mevzusu) yaparlar. Nasibiler ise Ali (radiyallahu anh) ve ashabından –fitne ve savaşların zuhur etmesi sebebiyle- nefret ederler. Müslim’in Sahih’inde Nebi sallallahu aleyhi ve sellemden rivayet edilmektedir ki:

سَيَكُونُ فِي ثَقِيفٍ كَذَّابٌ وَمُبِيرٌ

"Sakif kabilesinden bir yalancı ile bir kan dökücü çıkacaktır."

(Hadiste mevzu bahis edilen) yalancı Ehl-i Beyt’e bağlılığı gösteriş eden, Hüseyin ibni Ali radiyallahu anhumayı öldüren kimselerin techizatını sağlayan Irak valise Ubeydullah ibni Ziyad’ı öldüren ve daha sonra kendisinin de peygamber olduğunu ve de Cebrail aleyhi selamın kendisine de vahiy getirdiğini iddia ederek kendisinin (hadiste bahis edilen) yalancı olduğunu ortaya koyan Muhtar ibni Ebi Ubey el-Sakafi’dir. İnsanlar İbni Ömer (radiyallahu anhuma ecmain)'e ve İbni Abbas (radiyallahu anhuma ecmain)'e bunu haber verdiklerinde içlerinden birisi şöyle dedi:

إنَّ الْمُخْتَارَ بْنَ أَبِي عُبَيْدٍ يَزْعُمُ أَنَّهُ يَنْزِلُ عَلَيْهِ , فَقَالَ صَدَقَ , قَالَ اللَّهُ تَعَالَى

Doğru söylüyor zira Allah Te'ala şöyle buyurmaktadır:

هَلْ أُنَبِّئُكُمْ عَلَى مَنْ تَنَزَّلُ الشَّيَاطِينُ تَنَزَّلُ عَلَى كُلِّ أَفَّاكٍ أَثِيمٍ

“Şeytanların kimlere inmekte olduklarını size haber vereyim mi? Onlar, 'gerçeği ters yüz eden,' günaha düşkün olan her yalancıya inerler.” (eş-Şuara 26/221-222)

Diğerine, el-Muhtrar vahiy aldığını iddia ediyor dediklerinde şöyle dedi:

صَدَقَ

Doğruyu söylüyor (Allah) şöyle buyurur:

وَإِنَّ الشَّيَاطِينَ لَيُوحُونَ إلَى أَوْلِيَائِهِمْ لِيُجَادِلُوكُمْ

“(…) Gerçekten şeytanlar, sizinle mücadele etmeleri için kendi dostlarına gizli-çağrılarda bulunurlar. (…)” (el-En'am 6/121)”

(Hadiste geçen) kan dökücü ise, Ali (radiyallahu anh)’a ve ashabına muhalefette bulunan Haccac ibni Yusuf el-Sakafi’dir. Haccac Nasibi, Muhtar ise Rafızidir. Bu Rafızi, daha yalancı ve uydurmacılık ile sapıklıkta daha suçludur çünkü peygamber olduğunu iddia etmiştir.

(...)

Cahil, sapık bir grup (olan Rafıziler) ki onlar ya zındık ve münafık yahut da saptırılmış ve yanıltılmıştırlar, ona ve aile halkına bağlılıklarını gösteriş yaparak aşura gününü matem ve feryat günü edindiler ki bu günde onlar yüzlerine vurma, elbiselerini parçalama, cahiliye dönenmindeki gibi yas tutma gibi cahiliye döneminin geleneklerini açıkça ortaya koyarlar.

(...)

Ali ibni Ebi Talib (radiyallahu anh) onların faziletlisiydi, şehid olarak öldürüldü. Hüseyin (radiyallahu anh)'ın öldürül(erek şehid edil)mesi insanlar nazarında fitneye yolaçtı Osman radiyallahu anhın öldürül(erek şehid edil)mesi ile fitne oluşması gibi ki bu (Osman radiyallahu anh'ın öldürülerek şedih edilmesi) çok büyük bir fitnedir zira ümmet bugün dahi bölük-pörçüktür. Bu hadiste buyurulduğu üzere:

ثَلاثٌ مَنْ نَجَا مِنْهُنَّ فَقَدْ نَجَا : مَوْتِي , وَقَتْلُ خَلِيفَةٍ مُصْطَبِرٍ وَالدَّجَّالُ

“Şu üç şey vardır ki ondan kurtulan gerçekten kurtulmuştur: Benim vefatım, sabırlı bir halifenin öldürülüşü ve Deccal.” (Tirmizi; Ahmed, Müsned)

(...)

وَبَشِّرْ الصَّابِرِينَ الَّذِينَ إذَا أَصَابَتْهُمْ مُصِيبَةٌ قَالُوا إنَّا لِلَّهِ وَإِنَّا إلَيْهِ رَاجِعُونَ أُولَئِكَ عَلَيْهِمْ صَلَوَاتٌ مِنْ رَبِّهِمْ وَرَحْمَةٌ وَأُولَئِكَ هُمْ الْمُهْتَدُونَ

Andolsun, biz sizi biraz korku, açlık ve bir parça mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğiz. Sabır gösterenleri müjdele. Onlara bir musibet isabet ettiğinde, derler ki: "Biz Allah'a ait (kullar)ız ve şüphesiz O'na dönücüleriz." Rablerinden bağışlanma (salat) ve rahmet bunların üzerinedir ve hidayete erenler de bunlardır." (al-Bakara 2/155-157)

Sahihde, Nebi sallallahbu aleyhi ve sellem'den şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:

لَيْسَ مِنَّا مِنْ لَطَمَ الْخُدُودَ , وَشَقَّ الْجُيُوبَ , وَدَعَا بِدَعْوَى الْجَاهِلِيَّةِ

"Yanakları döven, yakaları yırtan ve Cahiliyyet çağırışı ile bağırıp çağıran bizden değildir." (Buhari) ve (Rasulullah) yine şöyle buyurmuştur:

أَنَا بَرِيءٌ مِنْ الصَّالِقَةِ , وَالْحَالِقَةِ , وَالشَّاقَّةِ

"(Yanakları) döven, (kafalarını) kazıyan ve (elbiselerini) yırtan bizden değildir." ve (Rasulullah) yine şöyle buyurmuştur:

النَّائِحَةُ إذَا لَمْ تَتُبْ قَبْلَ مَوْتِهَا تُقَامُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَعَلَيْهَا سِرْبَالٌ مِنْ قَطِرَانٍ وَدِرْعٌ مِنْ جَرَبٍ

"Ağıt yakan kadın eğer ölümden önce tevbe etmeyecek olursa Kıyamet gününde üzerinde katrandan bir şalvar ve uyuzdan bir gömlek olduğu halde ayakta bekletilecektir." (Müslim; Beyheki)

(İmam Ahmed'in) Müsned'de Fatima bint'ul Hüseyin (radiyallahu anha)'dan o babasından o da Nebi sallalahu aleyhi ve sellemden rivayet ettiğine göre o şöyle buyurdu:

مَا مِنْ رَجُلٍ يُصَابُ بِمُصِيبَةٍ , فَيَذْكُرُ مُصِيبَتَهُ وَإِنْ قَدِمَتْ , فَيُحْدِثُ لَهَا اسْتِرْجَاعًا إلاّ أَعْطَاهُ اللَّهُ مِنْ الأَجْرِ مِثْلَ أَجْرِهِ يَوْمَ أُصِيبَ بِهَا

“Hiç kimse yoktur ki, fitne anında eski dahi olsa, istircayı söyleyip inna lillah ve inne ileyhi raciun (Biz Allah'a ait -kullar-ız ve şüphesiz O'na dönücüleriz) dediğinde Allah ona fitne zamanındaki zorluğa eşit bir ödül vermiş olmasın.“

İşte bu Allah'ın mü'minleri, nasılda onurlandırdığıdır. Hüseyin (radiyallahu anh)'ın ve diğerlerinin yaşadıkları fitne bahsedildiğinde bizim söylememiz gereken, Allah ve Rasulü'nün emrettiği üzere: inna lillah ve inne ileyhi raciun (Biz Allah'a ait -kullar-ız ve şüphesiz O'na dönücüleriz) demektir ki böylelikle fitneye eş değerde bir ecir kazanmış olalım.

(...)

Şeytan bunu kandırılmış (Rafızilere) çekici kılmış ve böylelikle aşure gününü onlar, matem için –kederlenerek, feryat ettikleri, hüzün şiirleri okudukları ve yalanlarla dolu hikayeler anlattıkları- bir gün edinmişlerdir. Hakikat ne olursa olsun, onların bu hikayelerinin, onların acısını ve taasuplarını yenilemekten, Müslümanlar arasındaki nefret ve düşmanlığı körüklemekten başka bir yararı yoktur. Ki onlar bunu, kendilerinden once gelmiş bulunan kimseleri lanetlemek ve yalanlar söyleyerek ve de yeryüzünde fitne çıkararak yapmaktadırlar. Bu sapık ve şeytani gruptan daha fazla yalan söyleyen, daha fazla fitneye yolaçan ve Müslümanlar aleyhinde kafirlere daha çok yardım eden başka bir grup yoktur. Onlar İslam’ın sınırlarını aşmış Havaric’den bile daha beterdirler; ki Nebi sallallahu aleyhi ve sellem, onlar (Hariciler) hakkında şöyle buyurmuştur:

يَقْتُلُونَ أَهْلَ الإِسْلامِ , وَيَدَعُونَ أَهْلَ الأَوْثَانِ

"Onlar putlara tapanları bırakıp müslümanları öldüreceklerdir."

Bunlar; Yahudiler, Hıristiyanlar ve müşriklerlerle, Nebi sallallahu aleyhi ve sellemin Ehl-i Beyt’ine, iman eden ümmetine karşı işbirliği yapmış, ayrıca müşrik Türk ve Tatarlara, Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in soyundan olanlara –Abbasi Halifeleri ve Rasulullah’ın soyundan gelen başkalarına- Bağdat’da ve diğer yerlerde yaptıklarında, ve mü'minlere karşı, Türkler'in ve Tatarlar'ın onları öldürmelerinde, kadınlarını esir etmelerinde ve evlerini yakmalarında yardım etmişlerdir. Bunların müslümanlara şerrini ve verdikleri zararı, bir kimse ne kadar belagatlı konuşursa konuşsun, saymaya kalksa sayamaz.

Nasibilerden Huseyin (radiyallahu anh)’a ve ehline muhalefette bulunan ve onlara karşı düşmanlık besleyen yada cahillerden olup da kötüşüğe kötülükle, fesade fesadla, yalana yalanla ve bi’date bi’dat ile karşılık vermeye çalışan ve aşura gününün kutlama günü olduğu hususunda hadisler uydurarak ve, sürme çekmek ve kına yakmak, çocuklarına harcama yapmak, özel yemekler pişirmek ve bayramlar ile özel zamanlarda yapılan diğer şeyleri yapmak suretiyle onlara muhalefette bulunan kimseler çıkmıştır. Bu kimseler aşura gününü bayrama bezner bir festival yapmışlardır. Oysa diğerleri ise matem günü yapmışlardır. Her iki grup da –ki diğerleri (Rafıziler) niyet açısından daha şerli, daha cahil ve daha açık biçimde hata üzeredir- hatalıdır ve sünnete aykırı hareket etmektedir.

(...)

Nebi sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

إنَّهُ مَنْ يَعِشْ مِنْكُمْ بَعْدِي فَسَيَرَى اخْتِلافًا كَثِيرًا , فَعَلَيْكُمْ بِسُنَّتِي وَسُنَّةِ الْخُلَفَاءِ الرَّاشِدِينَ مِنْ بَعْدِي , تَمَسَّكُوا بِهَا وَعَضُّوا عَلَيْهَا بِالنَّوَاجِذِ , وَإِيَّاكُمْ وَمُحَدِّثَاتِ الأُمُورِ فَإِنَّ كُلَّ بِدْعَةٍ ضَلالَةٌ

"Benden sonra hayatta kalanlarınız bir çok ihtilaflar görecek. O zaman benim Sünnetime ve hidayet üzere olan Raşid halifelerin (Hulefa-i Raşidîn'in) Sünnetine sarılın. Aman ha bu esaslara sıkı sıkıya, iyice yapışın. Dinde aslı esası olmayan sonradan çıkma islerden sakının! Bu şekilde sonradan ortaya atılan her şey bid'attir. Her bid'at ise sapıklıktır." (Ebu Davud; İbni Mace; Darimi; Ahmed, Müsned)

Ne Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ne de raşid halifeler bunlardan birini aşure gününde yapmamıştır, onlar bugünü ne bir matem günü ne de bir kutlama günü yapmamışlardır.

(...)

(O güne has) hububatlı olsun olmasın özel yemekler pişirmek, yeni elbiseler giymek, ailesi için harcamada bulunmak yada yıllık ihtiyacı o gün almak, o güne has –namaz kılmak veyahutda hayvan kesmek- gibi ibadetler yapmak, kesilen hayvanın etinden hububatla birlikte pişirmek için ayırmak, sürme çekmek ve kına yakmak, gusletmek, tokalaşmak, (bayram günüymüş gibi) ziyaretleşmek veya cami ve türbeleri ziyaret etmek gibi şeylere gelince, bunların tümü kınanmış bid’attır ve yanlıştır. Bunların hiçbirinin Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in sünnetiyle veya raşid halifelerin yoluyla bir alakası yoktur. Bunlar, müslümanların imamlarının hiçbiri tarafından, ne Malik ne Sevri ne Leys ibni Sa’d ne Ebu Hanife ne Evzai ne Şafii ne Ahmed ibni Hanbel ne İshak ibni Rahevayh ne de müslümanların imam ve alimleri tarafından tasdik edilmemiştir.

İslam dini iki asıl üzeredir: Allah'tan başkasına ibadet etmemek ve -bid'atlere göre değil- şeri'ate göre ibadet etmek. Allah Te'ala şöyle buyurmaktadır:

فَمَنْ كَانَ يَرْجُو لِقَاءَ رَبِّهِ فَلْيَعْمَلْ عَمَلا صَالِحًا وَلا يُشْرِكْ بِعِبَادَةِ رَبِّهِ أَحَدًا

"Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, artık salih bir amelde bulunsun ve Rabbine ibadette hiç kimseyi ortak tutmasın." (el-Kehf 18/110)

Salih amel Allah ve Rasulü'nün sevdikleridir ki, meşru ve mesnundurlar. Ömer ibn'ul Hattab radiyallahu anh duasında şöyle derdi:

اللَّهُمَّ اجْعَلْ عَمَلِي كُلَّهُ صَالِحًا وَاجْعَلْهُ لِوَجْهِك خَالِصًا , وَلا تَجْعَلْ لأَحَدٍ فِيهِ شَيْئًا

"Allah'ım, amelimin tümünü salih kıl, Sen'in için halis kıl ve hiçbirinde (Sen'den başkası içib) hiç birşey (pay) kılma!.." (Feteva el-Kubra, muhtasar olarak)

Yine Şeyh'ul İslam, Sırat'ul Mustakim isimli eserinde şöyle der:

"Bazı saplantı zebunu aşırıların, aşura günü sussuz kalma, yas tutma ve biraraya toplanıp dövünme gibi ne Allah (celle celaluhu)’nun ne Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)’in ortaya koyduğu ve ne de gerek Ehl-i Beyt olanı ve de gerekse olmayanı ile ilk örnek kuşaktan herhangibir müslümanın yaptığı hareketler gibi. Fakat o gün, Peygamberimizin torunu ve cennet gençliğinin iki efendisinden biri olan Hüseyin (radiyallahu anh) ile bir grup yakını, bizzat Allah tarafından kınanmış bazı facirler eli ile öldürüldükleri için müslümanlar için bir musibet günüdür. Bu acı günü benzeri olan diğer musibet günleri gibi şeriata uygun bir keder ve Allah’a sığınma ifadeleri ile (inna lillahi ve inna ileyhi raciun) karşılamalıdır. Ama bir kısım bid’atçiler, bu gün için Allah’ın musibetler karşısında takınımasını emrettiği tutuma ters düşen, uydurma bir yas gösterisi ortaya atmışlar ve bununla da yetinmeyerek ortaya attıkları bu uydurma matem gösterisine, Hüseyin (radiyallahu anh)’a yönelik komplo ile hiçbir ilgisi olmayan sahabelere dil uzatma, onları karalama ve bunlara benzer Allah’ın ve Peygamberimizin nahoş gördükleri çirkinlikler eklemişlerdir.

Bundan sonra şöyle demiştir:

Yas tutma törenlerine gelince; felaketlerin yaşandığı olayların yıldönümlerini belirleyerek yas günü olarak anmak müslümanların dininde yeri olmayan birşeydir bilakis cahiliye dinine yakın düşen bir davranıştır. Üstelik (yas töreni yapanlar) bu günde oruç tutmanın faziletini ve sevabını yitirmektedirler. Bazı insanlar, aslı bulunmayan uydurma hadislere dayanarak dinde olmayan mesela bugünde gusletmenin fazileti yada gözlere sürme çekmek veya tokalaşmak gibi şeyleri dine sokuşturmuşlardır. Bu ve benzeri şeyler bid’attir ve tümü mekruhtur. Bu günde (sadece) oruç tutmak müstehabdır. Aşura günü aile halkına harcama yapmakla alakalı meşhur rivayetler vardır, İbrahim ibni Muhammed ibn'ul Muntesir’in babasından rivayet ettiği şu hadis gibi:

بلغنا أنه من وسع على أهله يوم عاشوراء وسع الله عليه سائر سنت

"Duyduğumuza göre herkim aşura gününde ailesine cömert davranırsa, Allah da ona yılın geriye kalanı için bolluk verir."

Bu İbni Uyeyne tarafından rivayet olunmuştur ancak işin hakikati, o rivayet ederken "duyduğumuza göre…" ifadesini kullanmıştır. Kimin söylediğinin bilinmemesi isnadın munkatı olmasını gerektirir. Görünen o ki, bu söz Nasibiler ile Rafıziler arasındaki düşmanlığın ortaya çıkması sebebiyle uydurulmuştur. Rafıziler, aşura gününü bir matem günü olarak kabul edince Nasibiler de, bugün kişilerin ailelerine cömertce harcama yapmaları ve sevinç günü olarak kabul etmeleri için hadisler uydurmuşlar. Her iki görüş de yanlıştır.

Şeyh'ul İslam szölerine şöyle devam etmiştir:

Bu tarafta da bid’atler ve sapıklıklar, karşı tarafta da bid’atler ve sapıklıklar var. Gerçi Şiiler daha yalancı ve daha kötü tutumludurlar. (Yine de) hiç kimsenin İslam’dan herhangi birşeyi bir kimseyi bahane ederek (bir kimseye muhalefeti sebebiyle) değiştirmesi caiz değildir. Aşura günü sevinci ve mutluluğu paylaşmak ve aile için cömertce haracama bulunmak (gibi şeylerin tümü) bid’attir ve Rafızilere tepki olarak ortaya çıkmıştır. Aşura günü gusletmek, gözlere sürme çekmek ve benzeri adetlerin sevap akzandırıcı ameller olduğuna dair birtakım uydurma hadisler nakledilmiştir. Fakat bu uydurma hadisler aralarında İbni Nasır’ın da olduğu bazı kimseler doğru saymıştır. Hadislerin aslı olmamasına rağmen, bazı kimseler hadislerin doğru olduğu düşüncesi ile ve aslının bulunmadığını bilmeyerek nakledip uygulamışlardır. Bu durumun da az önce bahsini ettiğimiz Rafızilerin durumu gibidir. Belki de Rafızilere tepki olarak (muhalefette bulunmak sebebiyle) bazı kimseler aşura gününe aşırı bir şekilde saygı göstermişlerdir. Kaldı ki şeytanın biricik amacı müslüman yığınları Sırat-ı Mustakim’den saptırmaktır. Bu sapma hangi tarafa doğru olursa olsun, şeytan için farketmez (yeterki sapma vuku bulsun). Bunu gözönünde bulundurarak bu gibi bid’atlerden sakınılmalıdır." (İktida'ul Sırat'ul Mustakim, 299-301)

İbni Kayyım, aşura günü ile alakalı olarak gündeme getirilen ve halk arasında meşhur olan uydurma hadisler ile alakalı olarak şunları söyler:

"Uydurmalardan birisi de, aşura günü (gözlere) sürme çekmek, süslenmek, aileye ihsan etmek, o gün(e has özel bir) namaz ve bundan başka faziletli ameller yapmaya dair olan hadislerdir. Bu hadislerden hiçbiri sahih değildir. Hatta (bu konuda) bir tek sahih hadis bile yok. Aşura gününde, (aşura günü tutulan) orucun dışında Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)'den aşura ile ilgili hiçbir hadis nakledilmemiştir. Olanlar da hep batıldır. Bu konuda rivayet olunan mevcut hadisler arasında (sıhhat açısından) doğruya en yakın olanı şu hadistir:

بلغنا أنه من وسع على أهله يوم عاشوراء وسع الله عليه سائر سنت

"Her kim aşura günü ailesine cömertçe ikramda bulunursa Allah da senenin diğer günlerinde ona bolca verir."

İmam Ahmed ibni Hanbel, "bu hadis sahih değildir" der.

Aşura günü sürme çekmek, kremlenmek ve güzel koku sürünmeye dair hadislere gelince; bunlar yalancıların uydurmalarıdır. Bunlara kızan bir gurup da bunlara mukabele olsun diye aşura gününü elem ve hüzün günü ilan etmişerdirki her iki gurup da sünnet-i seniyye dairesinden dışarı çıkmış bid'at ehlidirler. Ehl-i Sünnet ise aşura günlerinde Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)'in emrettiği orucu tutar, şeytan ve bid'atçilerin emrettiklerinden kaçınırlar." (el-Menar’ul Münif fi’s Sahih ve’z Zaif)

Hafız İbni Kesir, aşura günü ile alakalı olarak rivayet edilen nahkiller hususunda şunları söylemektedir:

"Şimdi de bazı cahillerin aşura günüyle ilgilili anlattıkları hikayelere gelelim. Güya Nuh (aleyhi selam) ve beraberindeki mü’minler azıklarının artanını ve yanlarında kalan tahılları öğütüp karıştırarak yemek mecburiyetinde kalmışlar. Uzun süre geminin içinde karanlıkta kaldıklarından dolayı gözlerinin zayıflayan ferini güçlendirmek için gözlerine sürme çekmişler… Bütün bunlar, sahih olmayan ve için de doğruluk payı bulunmayan rivayetlerdir." (İbni Kesir, el-Bidaye ve'n Nihaye, 1/161)

Şevkani el-Fevaid’de, aşura günü ile alakalı olarak pekçok uydurma hadise yer verir:

"Aşura günü namazı ile alakalı olarak şu hadise yer verir: "Kim aşura günü öğlen ile ikindi arası dört rekat namaz kılar ve her rekatta bir kez Fatiha on kez Ayet el-Kürsi onbir kez İhlas ve beş kez Muavvizeteyn (Felak ve Nas) Surelerini okuyup selam verdikten sonra yetmiş kez Allah’a istiğfarda bulunursa Allah ona firdevs cennetinde beyaz kubbeli bir köşk verir." ve "el-Cevzekani, Ebu Hureyre’den merfu olarak rivayet etmiştir. Uydurma bir hadistir, ravileri bilinmez." der.

Aşura günü orucunun faziletine dair şu uydurma hadislere yer verir: "Kim aşura günü oruç tutarsa, kendisine onbin meleğin sevabı verilir."; "Allah İsrailoğullarına, yılın sadece belli bir gününün orucunu farz kılmıştır o da aşura günü, muharremin onuncu günüdür. O gün oruç tutunuz ve ailenize bollukla davranın. Çünkü o gün, Allah’ın Adem’in tevbesini kabul ettiği gündür."; "Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) dedi ki: Surad Kuşu, aşura günü orucunu tutan ilk kuştur." bir başka versiyonunda hadis şu şekilde rivayet olunmuştur: "Vahşi hayvanlar aşura günü oruç tutuyorlar."; "Kim aşura günü gözüne sürme çekerse, ebedi olarak göz ağrısı görmez."; "Kim, aşura günü ailesine cömert davranırsa, Allah da ona yılın tamamında cömert davranır."

Bazı aylarda ve zamanlarda yapılan dua ve ibadetler başlığı altında da Rafızilerin uydurduğu şu hadislere yer verir: "Hüseyin’in öldürüldüğü gün (aşura günü), ağlayan hiçbir kul olmasın ki, kıyamet günüde Ulu’l Azm olan peygamberlerle beraber olmasın."; "Aşura günü ağlamak, kıyamet günü bir nurdur."

Aşura günü ile alakalı uydurulan bir başka hadis ise şöyledir: "Ebu Hureyre’den rivayet olunduğuna göre: Kim aşure gecesini ihya ederse, sanki göklerin ehli kadar Allah ibadet etmiştir. Kim dört rekat namaz kılar ve her rekatta bir kez fatihayı ve elli kez de ihlas suresini okursa onun geçmiş ve gelecek elli yıllık günahları bağışlanır ve mele-i ala’da kendisi için bin kere bin (bir milyon) nurdan minber bina edilir.” İbn’ul Cevzi, bu uydurma hadisi naklettikten sonra der ki: Bu hadisin, Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’den rivayet edilmesine asla imkan yoktur. (Şevkani el-Fevaid)

Allah Te'ala; Allah'ı sevmenin yolunun Rasulü'ne uymak olduğunu bildirmekte, Rasulü'ne itaat edenleri sevip günahlarını bağışlayacağını vaad ederek şöyle buyurmaktadır:

قُلْ إِن كُنتُمْ تُحِبُّونَ اللّهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمُ اللّهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَاللّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ قُلْ أَطِيعُواْ اللّهَ وَالرَّسُولَ فإِن تَوَلَّوْاْ فَإِنَّ اللّهَ لاَ يُحِبُّ الْكَافِرِينَ

De ki: Eğer siz Allah'ı seviyorsanız bana uyun; Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah bağışlayandır, esirgeyendir. De ki: Allah'a ve elçisine itaat edin. Eğer yüz çevirirlerse şüphesiz Allah, kafirleri sevmez." (Al-i İmran 3/31-32)

Alleme İbni Kesir, bu ayetin tefsirinde şöyle der:

هذه الآية الكريمة حاكمة على كل مَن ادعى محبة الله ، وليس هو على الطريقة المحمدية : فإنه كاذب في دعواه في نفس الأمر ، حتى يتبع الشرع المحمدي ، والدين النبوي ، في جميع أقواله ، وأحواله ، كما ثبت في الصحيح عن رسول الله صلى الله عليه وسلم أنه قال : ( مَنْ عَمِلَ عَمَلا لَيْسَ عليه أمْرُنَا فَهُوَ رَدٌّ

"Bu ayeti kerimenin hükmüne göre, Allah'ı sevdiğini iddia ettiği halde Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)'in yolunda olmayan kişi her sözünde, halinde Muhammed'jn yoluna ve o'nun getirdiği hak dine uymadığı sürece bu davasında yalancıdır. Nitekim sahih bir hadiste Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurur:

مَنْ عَمِلَ عَمَلا لَيْسَ عليه أمْرُنَا فَهُوَ رَدٌّ

Bizim emrimiz bulunmayan bir işi işleyenin ameli merduddur." (İbni Kesir, Tefsir, 2/32; tercüme, 4/1228)

Allah Te'ala şöyle buyurmaktadır:

إِنَّمَا أَنَا بَشَرٌ مِّثْلُكُمْ يُوحَى إِلَيَّ أَنَّمَا إِلَهُكُمْ إِلَهٌ وَاحِدٌ فَمَن كَانَ يَرْجُو لِقَاء رَبِّهِ فَلْيَعْمَلْ عَمَلاً صَالِحاً وَلَا يُشْرِكْ بِعِبَادَةِ رَبِّهِ أَحَداً

"De ki: Şüphesiz ben, ancak sizin benzeriniz olan bir beşerim; yalnızca bana sizin ilahınızın tek bir ilah olduğu vahyolunuyor. Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, artık salih bir amelde bulunsun ve Rabbine ibadette hiç kimseyi ortak tutmasın." (el-Kehf 18/110)

İbni Kesir, bir ibadetin kabul edilebilmesi için gerekli olan şartları bildirir:

( فمن كان يرجوا لقاء ربه ) أي : ثوابه وجزاءه الصالح .
( فليعمل عملا صالحا ) أي : ما كان موافقا لشرع الله .
( ولا يشرك بعبادة ربه أحداً ) وهو الذي يراد به وجه الله وحده لا شريك له ، وهذان ركنا العمل المتقبَّل ، لابد أن يكون خالصاً لله ، صواباً على شريعة رسول الله صلى الله عليه وسلم


فَمَن كَانَ يَرْجُو لِقَاء رَبِّهِ فَلْيَعْمَلْ عَمَلاً صَالِحاً

"Artık kim, Rabbine kavuşmayı arzu ediyorsa; güzel bir amel işlesin."

Kim, Rabbının sevabına ve uygun cezasına kavuşmak istiyorsa; salih amel işlesin. Allah'ın şeriatına uygun olan işleri yapsın.

وَلَا يُشْرِكْ بِعِبَادَةِ رَبِّهِ أَحَداً

"Ve Rabbine ibadette hiç kimseyi ortak koşmasın."

Yalnız ve yalnız Allah'ın rızası gözetilerek yapılan ibadet, şirk koşulmaksızın yapılan bu ibadettir. Bu ikisi, kabul gören amelin iki temel rüknüdür. İbadet her şeyden evvel Allah'ın rızası için olmalıdır, Rasulullah'ın şeria'tine uygun olmalıdır." (İbni Kesir, Tefsir, 4/108; tercüme, 10/5095)

Şatibi ibadetlerde şeri'atin öngördüğü sınırları bir hüccet olmaksızın aşanların bid'atçi olacağını ifade eder:

كُلُّ مَنْ مَنَعَ نَفْسَهُ مِنْ تَنَاوُلِ مَا أَحَلَّ اللَّهُ مِنْ غَيْرِ عُذْرٍ شَرْعِيٍّ ، فَهُوَ خَارِجٌ عَنْ سُنَّةِ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ، وَالْعَامِلُ بِغَيْرِ السُّنَّةِ تَدَيُّنًا، هُوَ الْمُبْتَدِعُ بِعَيْنِهِ

"O halde şer'i bir mazereti olmaksızın Allah'ın helal kıldığı bir şeyi almaktan kendisini engelleyen herkes Nebi sallallahu aleyhi ve sellemin sünnetinin dışına çıkmış demektir. Sünnet dışı bir şeyi, dindarlık maksadı ile yapan kimse ise bid'atçinin ta kendisidir." (Şatibi, el-İ'tisam, 59; tercüme, 1/55)

Netice itibariyle; her türlü sapkınlık ve bid'atten kurtulmanın yolu, Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e, ashabına ve selefe ittibadır. Selefte delili ve örneği olmayan bir amel işleyenin bu ameli merduddur; reddedilmiştir, geçersizdir. Mü'mine düşen Selefin durduğu yerde durmak, gittiği yerde de gittiği yere kadar gitmektir. Şeyh'ul islam İbni Teymiyye (rahimehullah)'ın da belirttiği üzere: "İslam dini iki asıl üzeredir: Allah'tan başkasına ibadet etmemek ve -bid'atlere göre değil- şeri'ate göre ibadet etmek." Ancak bununla; İslam'ın mertebelerinden olan ihsan elde edilir, ameller salih ve halis olur ve ibadetler de huşu ve hudu içerisinde olur.

(Alıntı )