1. This site uses cookies. By continuing to use this site, you are agreeing to our use of cookies. Learn More.

Bakınız Şeytan Insanların Akılları Ile Nasıl Oynuyor?

Konu, 'Kuran ve Sünneti Anlamanın Önündeki Engeller' kısmında muvahhide sehidan tarafından paylaşıldı.

  1. muvahhide sehidan

    muvahhide sehidan Islam-TR Üyesi Kullanıcı

      
    ŞEYH BEREKÂT’IN MAKAMI...
    Bakınız şeytan insanların akılları ile nasıl oynuyor?

    Öyle ki yerin ve göklerin rabbine ibadetten onları alıkoymaktadır... Ölülere ibadet etmeye sevk etmektedir... Hatta toprağa, çürüyüp gitmiş kemiklere tazim göstermeye yönlendirmektedir...
    Mesele bazen herhangi bir kabrin. Ziyaret edene yararlı olduğu. Dua edene şefaat ettiği şayiasından başlamakta, insanlar arasında keramet hikayeleri yaygınlaşmakta... ve gerçeğe dönüşmektedir... Sonra da şirkin değişik suretleri tezahür etmeye başlamaktadır... Kabir çevresini tavaf etmek... Allah haricinde kabirde yatana dua etmek gibi şirk çeşitleri görülmektedir... Nitekim kabrin orada medfun bulunana nispeti ister gerçek olsun ister olmasın bu tür şirk tezahürlerinin bir çoğu bu kabirler etrafında görülmektedir...
    Bu bana Şeyh Berekât türbesi ile ilgili hikayeyi hatırlatmaktadır...

    Bu hikaye Adil ve Said adında iki genç arasında geçmektedir.Üniversiteden mezun olmuşlar. Daha sonra kabirlere tazimin, yapılan adaklarla aldanışın yaygın olduğu bir köyde göreve başlamışlar...

    Adil, köyde okula giderken Said’le konuşuyordu... Aniden otobüse yarı bunak dilenci bir adam bindi... Yaşlıydı... Titriyor, sallanıyordu...

    Salyasını kirli ve sarkan koluna siliyordu... Yolcuları rahatsız ediyor... Tehditler savuruyordu... Yolcuları, beddua edip de otobüs yolda giderken devrilir diye tehdit ediyordu... Yaptığı duaların kabul olunduğunu iddia ediyordu...

    Göründüğü kadarıyla Said kerametlerden ve evliyadan...Abdal ve evtaddan çokça etkilenen bir ailede büyümüştü... Korkmuş, endişelenmişti... Otobüs gerçekten devrilmesin diye Adil’den, o ihtiyara birkaç dirhem vermesini istemişti... Çünkü bu sözü edilen dilenci (Abdulkerim Ebû Şatta) duası kabul olunan mübarek dervişlerdendi...

    Adil hayret etti ve “Evet” dedi, “Ehl-i sünnet ve’l-cemaat kerametlere inanır... Ama kerametler salih, takvalı... Amellerini gizliden yapanlara aittir... Bunlar gibi dinlerini geçim vasıtası kılmış meczuplara değil...”

    Said: “Öyle söyleme!” diye bağırdı... “Bu adamın elinde zuhur eden olağanüstü olaylar küçük-büyük herkesin ağzında dolaşıyor... Az sonra göreceksin o inecek ve biz yolumuza devam edeceğiz... Ama o bizden önce ilerideki köye varıp ve bizi bekliyor olacak. Evet. Keramet.kerametleri inkar mı ediyorsun?” dedi.

    Adil “Ben kerametleri mutlak olarak inkar etmiyorum... Allah dilediği kuluna ikramda bulunmaya kadirdir.Fakat bizim yiyeceğimiz, içeceğimiz haline gelmesini, bizleri bu kulları ve ölüleri yaratma, emretme ve kâinatta tasarrufta bulunma gibi hususlarda kendilerinden korkacak, gazaplarından kaçınacak şekilde Allah subhânehû ve Teâlâ’ya şirk koşturacak kapılarından içeriye sokmalarını inkar ediyorum... Böyle olamaz...” dedi.

    Said şöyle söyledi:

    “Yani sen Şeyh Ahmed Ebû Served’in Arafat’tan İstanbul’a geldiğini, ailesi yanında ızgara kebap yeyip geceleyin tekrar Arafat’a döndüğünü tasdik etmiyor musun?”

    Adil: “Said! Allah senin aklına bereket ihsan etsin! Üniversitede bunu mu öğrendin?”

    Said: “Alay üslubuna başladık ha!” dedi.

    Adil: “Seninle alay etmedim... Fakat avamın sözlerinin ve hurafelerinin tenkit kabul etmeyen muhkem bir konuma gelmiş olması... Böyle bir şey olamaz...” dedi.

    Said: “Fakat bu kerametleri sadece avam nakletmiyor ki... Meşayıh efendilerimiz de bu makamlarla, türbelerle ilgili birçok şey anlatmaktadırlar...” dedi.

    Adil: “Tamam Said!” dedi, “Bu makamların ve türbelerin birer uydurma ve yalan olduğuna, bunların hiçbir gerçek tarafı bulunmadığına dair sana pratik bir delil göstersem ne dersin? Hiçbir kabir... Hiçbir ölü... Hiçbir veli yoktur ki ancak ve ancak birer şayiadan, insanlar arasında yayılmış yalanlardan ibarettir ki en nihayetinde tasdik olunur hale gelmişlerdir...”

    Said irkildi ve “Eûzu billâh... Eûzu billâh” demeye başladı.

    Sonra her ikisi de bir müddet sustu... Otobüs gidecekleri köyün evlerine varana kadar yola devam etti... Adil Said’e döndü ve... “Said... Şu evlerde herhangi bir veliye ait kabir, makam ya da türbe bulunur mu?” dedi.

    Said:“Hayır... Velinin yol üstüne... Evlerin içine defnedilmesi makul mü?” dedi.

    Adil: “Öyleyse salihlerden birine ait olup da izi, emaresi yok olup gitmiş eski bir kabrin bu evlerin içinde bulunduğunu köyde yaysak ne dersin?” Bu salih zat hakkında türlü kerametler uydursak... Yanında edilecek duanın kabul olunduğunu söylesek... Sonra da insanların tasdik edip etmeyeceklerine baksak... Ne dersin?

    Eminim ki insanlar bu şayiayı ciddiye alacaklardır... Belki de gelecek yıl hayal ürünü bu şeyh için büyük bir makam veya türbe inşa edeceklerdir... Ve Allah dışında ona yalvaracaklardır. Halbuki burada topraktan başka hiçbir şey yoktur. Yerin en altına kadar kazacak olurlarsa, hiçbir şey bulamayacaklardır...” dedi.

    Said: “Bırak bu işleri be adam... Sen insanları aptal mı sanıyorsun?... Bu derece akılsız mı zannediyorsun?” dedi.

    Adil: “Tamam... Bana yardımcı olsan, onay versen ne zararın olur ki? Yoksa korkuyor musun?” dedi.

    Said: “Hayır, korkmuyorum... Ama! İkna olmadım.” dedi.

    Adil: “Güzel... dedi, “Sen yarı yarıya kabul ettiysen, bu sanal şeyhin ismini Şeyh Berekât koysak ne dersin?” dedi.

    Said: “Tamam… Nasıl istersen...” dedi.

    Adil ve Said bu işi okuldaki öğretmen arkadaşları arasında sessizce yaymakta anlaştılar... Bir de berber dükkanında yayacaklardı... -Çünkü berber dükkanları en önemli dedikodu merkezleridir.-

    Köye vardıklarında... Otobüsten inip doğruca Berber Selim’in dükkanına gittiler... İçeri girip berberle veliler hakkında konuştular... Salih veli zatlardan birinin yıllardan beri orada medfun bulunduğunu... Allah katında önemli bir konuma sahip olduğunu... Bu zattan medet umanların ise çok az olduğunu söylediler...

    Berber bu zatın nerede olduğunu sordu... Köyün girişindeki evlerin orada olduğunu söylediler...

    Berber “Allah’a hamd olsun ki köyümüze bir veli kul ikramında bulundu... Ben de uzun zamandır böyle bir şey umuyordum... Komşu köylerde, el-Cedide’de... Ümmü’l-Kevsâ’da... onlarca salih zat bulunacak... Bizde ise bir tane veli, bir tane makam olmayacak... Makul mü?” dedi.

    Adil şöyle söyledi: “Şeyh Berekât, ey Hacı Selim, büyük salih zatlardandı... O yüce kapı nezdinde önemli bir makama sahipti...”

    Berber “Demek ki sen Şeyh Berekât -kuddise sirruhû- hakkında bunca bilgiye sahipsin ama susuyorsun ha!” diyerek bağırdı. Bu haber ateşin kuru otlarda yayıldığı gibi köyde birden yayılmıştı...

    İnsanlar bu şeyh hakkında konuşmaya.Onu rüyalarında görmeye başladılar.

    Sohbetlerinde bu şeyhin ne kadar uzun boylu olduğundan... Sarığının büyüklüğünden... sayılamayacak kadar çok olan kerametlerinden... Ezan vakti geldiğinde minarenin ona doğru nasıl eğildiğinden... vs. vs. bahsediyorlardı...

    Okulda öğretmenler arasında da konuşulmaya başladı. Kimisi kabul ediyor... Kimisi de reddediyordu...

    İş çığırından çıkınca... Said öğretmen sabredemedi... Onlara şöyle bağırdı...

    “Ey aklı başında adamlar... Bırakın böyle hurafeleri...”

    Tek ses halinde “Hurafe mi? Yani sen Şeyh Berekat yok mu diyorsun?” dediler.

    Said: “Tabii ki mevcut değil... Kabri de gerçek değil... Bu sadece bir şayia... O evlerin orada topraktan başka bir şey yok... Ne şeyh... ne veli... ne makam…”

    Öğretmenler hareketlendiler... “Ne diyorsun sen be adam? Şeyh Berekat hakkında böyle sözler söylemeye nasıl cüret edebilirsin? O şeyh Berekat ki, köydeki Batı Pınarı onun ellerinden kaynamıştır. O şeyh ki….” dediler.

    Said onların bağrışmalarından rahatsız olmuştu... Fakat şöyle dedi:

    “Aklınızı başkasına vermeyin... Siz aklı başında eğitimli kimselersiniz... Biri size kabirden, türbeden bahsettiğinde ya da şeytan uykuda iken akıllarınızla oynadığında hemen tasdik etmemelisiniz...”

    O sırada müdür tartışmaya katıldı... Şöyle söyledi: Fakat şeyhin sıfatları mevcuttur ve kesindir... Dün gazetenin onun hakkında yazdıklarını okumadın mı?”

    Said hayret etmişti... “Gazetede bile ha!! Ne yazmış?” dedi...

    Müdür: “Şeyh Berekat’ın Makamının Keşfi başlığı altında şunları söylüyordu.” dedi.

    “Şeyh Berekat -Kaddesallâhu sirrahû- hicrî 1100 yılında doğmuştur. Halid b. Velîd efendimizin soyundandır... Falanca ve filanca isimli ilim adamları gibi birçok âlimden ders almıştır. Haçlılara karşı yapılan bir savaşta Türk ordusuna katılmıştır...

    Haçlılarla savaş şiddetlenince... Hamasî duyguları baskın gelerek Haçlılara doğru üflemiş... ve büyük bir rüzgar, kasırga çıkarmış... Bu kasırga haçlı askerlerini yüzlerce metre havaya kaldırmış... ve hepsi kan revan içinde yere düşmüşler...”

    Said şöyle söylemiş: “Maşaallah! Bu gazeteci Şeyh Berekat hakkındaki bu detaylı bilgileri nereden bulmuş?” dedi.

    Müdür: “Bunlar gerçek... Babasının evinden mi getirdi sanıyorsun?!! Tarih bu tarih....” dedi.

    Said:“Fakat bu delile muhtaç bir iddiadır... İddiacının delil getirmesi gerekir... Benim de senin de herhangi bir iddianın doğruluğu konusunda temkinli olmamız gerekir.Aksi halde her birimiz hoşuna giden şeyi... Kabirleri... Velileri... Kerametleri iddia eder...” dedi.

    Daha sonra Said oradakilere şöyle seslendi: “Bakın! Açık ve net olarak söylüyorum ki Şeyh Berekât’ın makamı... Uydurma bir konudur... Asılsız bir şayiadır... Ben ve Adil hoca bunu uydurduk... İnsanların körü körüne hareket ettiklerini... Cehaletlerini... Temkinli davranmadıklarını ispatlamak için uydurduk... İşte Adil hoca karşınızda dilerseniz ona sorun...”

    Adil’e döndüler ve “Adil hoca da senin gibi tartışmayı seven... Her konu için delil isteyen birisi... Onun velilere ve salih zatlara karşı kini var...

    Sen ve Adil her ne iddiada bulunursanız bulunun... Biz Şeyh Berekât’ın -Allah ruhunu kutsasın- ecdat zamanından beri var olduğuna inanıyoruz... Dünya veli ve salih zatlardan yoksun değildir... Sapkınlıktan Allah’a sığınırız!!” dediler...

    Adil ve Said susmuştu... Zil çaldı ve öğretmenler derse girdiler... Said öğretmen gördüklerinden dolayı şaşırmış vaziyette kendi kendine şöyle diyerek gidiyordu: “Şeyh Berekât... Kerametler... Makul mü? Hayır değil!...

    Bütün bu insanların hata içinde olması. Gazetenin yalan söylemesi mümkün mü?

    İlginç! Şeyhler dün evlerin orada toplanıp Şeyh Berekât için tören yaptılar...

    Fakat Şeyh Berekât’ı Adil hoca uydurmuştu!! Herkesin bunamış olması mümkün mü? Hayır mümkün değil!! Kesinlikle mümkün değil!!

    Said’in zihin dünyasına yeni bir fikir sızmaya başlamıştı. Belki de Şeyh Berekât gerçekten vardı... Belki de Adil hoca bunu önceden biliyordu... Fakat Şeyh Berekât’ın varlığını kendisi uydurmuş gibi gösteriyordu.Said hoca bunları düşündü. Fakat bu fikir aklından gitsin diye eûzu besmele çekti. Fakat kurtulamadı. Ertesi gün... Okuldaki tartışma aynı minval üzere devam etti... Ders yılının sonlarıydı... Yaz tatili gelip de öğretmenler memleketlerine gittiklerinde tartışma da bitmişti...

    Ertesi sene Adil hoca ile Said hoca köydeki okula gitmek üzere otobüse bindiler...

    Adil öğretmen konuyu tamamen unutmuştu... Hâlbuki o mevzuyu uyduran ve yayan kendisiydi...

    Fakat Said hocaya dikkat etti... Said hoca köyün evlerine yaklaşınca dilinde birtakım zikir ve dualar okuyordu...Evlerin bulunduğu o yere geldiklerinde ne kadar da dehşete kapıldılar! Şeyh Berekât’ın makamı için yapılmış tüm haşmetiyle dikilen güzel bir yapı gördüler... Hemen yanında da Türk mimari tarzında büyük bir cami vardı. Adil öğretmen gülümsedi ve insanların zavallı akılsızlar olduğunu, şeytanın onlar arasında şirki yaymada başarılı olduğunu anladı...

    Onun da gülümsemesi için Said öğretmene döndü...

    Ama Said hocanın duaları içinde kaybolup gittiği sürprizi ile karşılaştı. Aksine Said şoföre biraz durması için seslendi... Sonra ellerini kaldırıp Şeyh Berekât’ın ruhuna Fatiha okudu...

    (el-Beyân Dergisi, Ali Muhammed’den bir miktar tasarruf ederek nakledilmiştir.)


    Yazan : Muhammed b. Abdurrahman el-Arîfî Tevhid Gemisi kitabindan alintidir..
  2. eL_Muhacir

    eL_Muhacir Cemaat cihad için,cihad cennet içindir !!! Yetkili Kişi Forum Yöneticisi

    SübhanALLAH

    Kovulmuş olan Şeytanın şerrinden ALLAHa sığınıyorum.

    İbret alınacak bir mevzu
  3. metin öztürk

    metin öztürk İyi Bilinen Üye Davet Grubu Kullanıcı

    İnsanların çoğu kâfirdir (Nahl, 83)
    İnsanların çoğu yoldan çıkmıştır (Mâide, 49)
    İnsanların çoğu muşriktir (Rûm, 42)
    İnsanların çoğu inkarcıdır (İsrâ, 89)
    İnsanların çoğu Allâh'ın Âyetlerinden habersizdir (Yûnus, 92)
    İnsanların çoğu Allâh'a şukretmez (Bakara, 243)
    İnsanların çoğu zanna uyar (Yûnus 36)
    İnsanların çoğu nankördür (Furkân, 50)
    İnsanların çoğu yalancıdır (Şuarâ, 223)
    İnsanların çoğu iman etmez (Bakara, 100)
    İnsanların çoğu Allâh'a ortak koşar (Yûsuf 106)
    İnsanların çoğu gerçeklerden hoşlanmaz (Zuhruf, 78)
    İnsanların çoğu Kur'andan yüz çevirdi (Fussilet, 4)
    İnsanların çoğu düşünmez (Mâide, 103)
    İnsanların çoğu Allâh'ın ölüleri dirilteceğini bilmez (Nahl, 38)
    İnsanların çoğu kiyamete iman etmez (Mu'min, 59)
    İnsanların çoğu Allâh'ın mucize yaratabileceğini bilmez (En'âm, 37)
    İnsanların çoğu rızkı Allâh'ın verdiğini bilmez (Sebe, 36)
    İnsanların çoğu doğru hayat tarzının Allâh'a teslim olmak olduğunu bilmez (Rûm, 30)
  4. Huzura Doğru

    Huzura Doğru ''Hiç''likte profesyonel hizmetçi Kullanıcı

    Güncel
  5. deli46

    deli46 Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Ayetleri Okuyunca İnsan baya düşünüyor nerdeyiz diye insanların cogu batmış bizde o insanların içinde ola bılırız Allah yardım etsin
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş