BAYRAM TEBRİĞİ
Uzun yıllardır kendi içerisindeki sıkıntılara rağmen bu ülkede yaşayan bizler bayramları mutlu karşılıyoruz (Elhamdülillah). Güneş sıcaklığıyla diriliyor yüreklerimiz. Uzun zamandır çocuklarımız rahatlıkla top oynuyor ve yepyeni bayramlıklarını sırtlarına geçiriyor. Ve biz uzun zamandır pek az “şükreden kul” kalıbına sığıyoruz…
Bayramın tüm İslam alemi için olması sadece bu ülke ile sınırlanmadığının delilidir. 21. Yüzyılda, bugün Mynmar’da, Doğu Türkistan’da, Afganistan’da, Irak’ta, Gazze’de, Filistin’de, Suriye’de ve şimdi Mısır’da pek çok Müslüman üzerine açılan ateşler tüm insanlığı hedef alırken, biz sınırlandırıyoruz çizgilerimizle. Zulme zulüm diyemeyen dillerimizle, yeni bir ayakkabı alamamak bir kenara yalın ayak dahi dışarı çıkamayan çocuklarla aynı bayramda aynı dili konuşamıyor, gülen dudaklarımızla tüm dişlerimizi sergileyerek “bayramınız kutlu olsun” diyebiliyoruz.
Evindeki erkekler zapt edilmiş ve hunharca itip kakılmış Müslüman kadınlarımıza rağmen, bayram tatlılarını dedikodularımız eşliğinde sindirim sistemimize havale edeceğiz yine. “Komşusu açken tok yatan bizden değildir”,“Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu yardımsız bırakmaz, onu zalimlere teslim etmez”, “Sizler iman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olmazsınız” hadislerini özlü söz olmaktan ve sadece elimizi kalbimiz üzere koymaktan öteye geçiremeyen bizler, yine bir bayram sabahına uyanacağız. Refah içinde, şevkle, bayram şekerlerimizle, sıfır kilometre kıyafetlerimizle…
Birbirimizle yarışacağız yine. “Kim ne giymiş, kim ne yemiş, kim ne yapmış” fenomen sorularımız olacak. Suriye’de alnının çatından vurulan çocuğu beklide insafsızca “kaşların arasına domdom kurşunu değmiş” türküsü eşliğinde izleyeceğiz. Sokakta dilenen çakma topala içimiz burkulurken ayağı-kolu paramparça olmuş Filistinli “vah vah” larımızın ötesine geçemeyecek. Ve ardından fütursuzca “ülkemizdekileri hallettik de onlar kaldı” diyecek birçoğumuz, insanlıktan mahrumiyeti ile.
Bayramda televizyon izlemeyecek haberlere bakmayacağız. Bu bayram yine günümüzü gün edeceğiz. Batının en büyük felsefi oyunu olan “carpe diem” kültürü ile geçireceğiz günlerimizi. Boynumuz ne bükülecek acıya karşı, ne şükürlerimizle süsleyeceğiz ellerimizi. “Müslüman’ın evi mecsiddir” düsturunu hiç duymamış gibi çok şık halılarla, mobilyalarla, internetten bol bol aldığımız “dekoratif ev süsleri” ile evlerimizi şaşalayıp “bizim evimiz model evdir” diye şakşaklayacağız kendimizi. Yüreğimizin incinmesine izin vermeyerek “insanlık için üzülmek ve ağlamak vicdanı okşarken” çok gülerek ömür uzatacağız yine. Ne Somali’de açlıktan birbirini yemeye dönmüş yüzler umurumuzda olacak, ne de Arakan’da ülkeden ülkeye sürülüp, ülkelerce işkence edilen minik kız aklımıza gelecek. Şekerlerimiz bol bol alınıp bol bol dağıtılırken bir tutam vicdanı esirgeyeceğiz Müslüman kardeşlerimizden. Ve yine fark etmeyeceğiz zulme karşı kendimize ne denli zulmettiğimizi.
Haydi bayramlaşalım şimdi. Eller göğe bakmasın, yere dönsün ve öpülsün çıkarlar uğruna tembihlenmiş çocuklarca. Toplansın bahşişler ve alınsın son moda pahalı oyuncaklar, ayakkabılar, tabletler, telefonlar. Kazancımızda vicdan fıskiyelerini tıkayarak köstebek misali yaşamaya devam edelim haydi. “Rızkı veren Allah. Bana veren ona da verir.” diyerek onun rızkının bizim cebimizde olduğu gerçeğini bankamatiklerimizle tamponlayalım. Haydi! Kredi kartlarımızı savuralım daha fazla. Bu bayramı da bayram edelim akılsızca!
“Allah diyelim; dua ver bana sana sunulmak üzere. Öğret bana şükretmeyi ve kendimi hiçlemeyi”

“Allah ne ellerimizi, ne dillerimizi, ne aklımızı ne de yüreklerimizi duasız bırakmasın. Allah unutturmasın insanlığımızı ve mazlumu unutmadığımız nice bayramları nasip eylesin hepimize.”
SENEM DİNÇ