1. This site uses cookies. By continuing to use this site, you are agreeing to our use of cookies. Learn More.

Çözüldü Bazı Hocalar Selefi Ve Vahabileri Neden Kötüler?

Konu, 'Dinler - Mezhebler - Fırkalar ve Şahıslar' kısmında sadobaba tarafından paylaşıldı.

  1. sadobaba

    sadobaba Islam-TR Üyesi Kullanıcı

      
    bazı ehli sünnet hocalara şu selefi abimiz böyle dedi dedigimiz zamn onlardan uzak drun diyorlar neden?selefiler vahhabiler gibidir diyorlar oysa bldigime göre vahhabiler Allah yukarda cemaatsiz kılınn namaz olmaz dediklerini biliyorum sizce dogrumu.öncelikle vahhabilerden ndn uzak durmamız gerekir? Selefi akidesi ehli sünnete uygun deilmi.
  2. Ebu & Dücane

    Ebu & Dücane Misafir

    Seyhulislam Muhammed bin AbdulVehhab'in Hayati-Daveti-Eserleri
    TEVHiD iMAMI
    MUHAMMED BIN ABDULVEHHAB
    HAYATI,DAVETi VE HAKKINDA YAPILAN iFTiRALAR
    Derleyen: AbdulKerim Ebu Ubeyde

    https://www.islam-tr.net/ehli-sunne...mami-seyhul-islam-muhammed-b-abdulvehhab.html



    SELEFİYYE HAKKINDAKİ YANILGILAR
    te'lif : Ebu'l Hasen el-Akdar (Seyh Mukbil rahimehUllah'in talebelerinden)
    tercüme: AbdulKerim Çobanoğlu


    (tüm hakki Islam ümmetine vakfedilmistir, dileyen alinti yapabilir)

    Bismillahirrahmanirrahim/Rahman Rahim Allah'in ismiyle
    Hamd, ancak ALLAH içindir. O’na hamdeder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden, amellerimizin kötülüğünden O’na sığınırız. ALLAH kimi hidayete erdirirse onu saptıracak, kimi de saptırırsa onu hidayete erdirecek yoktur.
    ALLAH’tan başka ibadete layık ilah olmadığına şehadet ederim. O, tektir ve ortağı yoktur. Yine şehadet ederim ki, Muhammed O’nun kulu ve Rasulü’dür.
    “Ey iman edenler! ALLAH’tan sakınılması gerektiği şekilde sakının ve ancak müslümanlar olarak ölün.”
    (Al-i İmran: 3/102)
    “Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan ve ikisinden bir çok erkekler ve kadınlar üretip yayan Rabbinizden sakının. Adını kullanarak birbirinizden dilekte bulunduğunuz ALLAH’tan ve akrabalık haklarına riayetsizlikten de sakının. Şüphesiz Allah sizin üzerinizde gözetleyicidir.” (Nisa: 4/1)
    “Ey iman edenler! ALLAH’tan korkun ve doğru söz söyleyin ki ALLAH işlerinizi düzeltsin ve günahlarınızı bağışlasın. Kim ALLAH’a ve Rasulüne itaat ederse büyük bir kurtuluşa ermiş olur.” (Ahzab: 33/70-71)
    Muhakkak ki, sözlerin en doğrusu ALLAH’ın Kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed’in (sallAllahu aleyhi ve sellem)'in yoludur. İşlerin en kötüsü ise sonradan uydurulanlardır. Sonradan uydurulup dine sokulan her amel bidat, her bidat sapıklık ve her sapıklık da ateştedir.” (Bu Hutbetul hace ismiyle meşhur olan Allah Resulunden sahih olarak nakledilen bir açılış duasıdır.)
    Bundan sonra,
    gördügünüz eser kisa bir zaman önce vefat eden muasir selef alimlerinden Seyh Mukbil (rahimehUllah)'in talebelerinden olan Ebu'l Hasen el-Akdar tarafindan kaleme alinmistir. Selefiyye hakkindaki ön yargilari ve iftiralari gün isigina cikarir. Eser orta capli bir risaledir, lakin ismini yazmayan bir kardes tarafindan kisaltilip almancaya tercüme edilmistir, bizde aynen türkceye tercüme ettik ve bazi yerlere cift kare paprantezli ilaveler ekledik, inseAllah türkce konusan müslümanlara faydali olur. Hadislerin kaynaklari ve dereceleri tercümede oldukca kisa verilmis oldugundan, biz de yerlerinden arastirip, biraz genisletmeye calistik. Vakit kisa ve görevler fazla oldugundan eserin hakkini belki veremedik, ama inseAllah yinede meyvesini verir. Sahit olduk ki, makaleden alintilar yapilip azericeye uyarlanmis ve daha bir cok sitelerde kisim kisim yayinlanmis ve adeta bu konuda bir kaynak olmus, elhamduli(A)llah bi nimetihi ala tetimmussalihat...


    Ebu Talha AbdulKerim Cobanoglu



    Bismillahirrahmanirrahim/Rahman ve Rahim Allah'in ismiyle

    'Selefiyye' ve 'Selefi' tabirleri hakkında bir çok şübhe ve yanlış anlaşılma etrafta yaygındır. Hatta bir kısmı samimi insanlar tarafından (şu ana kadar yaptıkları kötü tecrübelerden dolayı) ortaya atılır. Bir kısmıda insan şeytanlarından gelir, hak/gerçek daveti yıpratmak ve yıkmak için kendi kurguladıkları hikayeleri ve hayalleri/paranoyaları ile (bu yolda) bir çok gayret sarfederler.

    İDDİALAR VE CEVAPLARI

    1."Selefiyye" tabiri bir bid'attir
    'Selefiyye' kelimesi Allah Resulu (sallAllahu aleyhi ve sellem) ve Sahabe (radiyAllahu anhum) zamanında kullanılmamıştır. O devirde ki müslümanlar İslamı doğru anladıkları/algıladıkları için 'Selefiyye' gibi bir tabire ihtiyaçlari yoktu. Ama fitne devri başladıgında ve fırkalar/gruplar çoğaldığında ümmetin alimleri hakka tabii olanlar ile (heva ve heveslerine tabii olup bid'at ve) hataya düşenleri ayırmaları gerekliydi. Bu sebebe binaen 'Ehli Hadis' ve 'Selef' gibi tabirler kullanılmaya başlandı. Ebu Hanife (vefatı:150 hicri) der ki: "Rivayetlere ve selefin yoluna sıkı sıkı bağlanın ve yeni icad edilen şeylerden kaçının, çünkü bunların hepsi bid'attır." (Suyuti tarafından 'Sevn'el-Muntek ve'l-Kelam isimli eserin 32.sahifesinde nakledilmiştir.İmam Ebu Hanife'nin bunu söylemeye sevkeden su olaydir: Bir kisi Ebu Hanife'ye söyle bir soru sorar:" Insanlarin arazlar ve cisimler hakkinda sonradan ortaya koydukları kelam hakkında ne dersiniz?" Ebu Hanife'nin cevabi sudur: "Bunlar felsefecilerin görüşleridir. Rivayetlere ve selefin yoluna sıkı sıkı bağlanın ve yeni icad edilen şeylerden kaçının, çünkü bunların hepsi bid'attır" Bknz:Zemm'ul-Kelam, el-Herevi)
    Bunun için 'Selefiyye' (Selefiler) sahih rivayetlerden anlaşıldığı gibi Allah Resulu (sallAllahu aleyhi ve sellem) ve sahabenin (radiyAllahu anhum) yolu olan gerçek İslamı benimsediklerinden dolayı kendilerini bütün İslami fırkalardan/gruplardan soyutlarlar/ayırırlar.
    Bu (mes'eleye) ilaveten 'selef' kelimesi Allah Resulu (sallAllahu aleyhi ve sellem) tarafından bizzat kullanılmıştır. ('selef' kelimesi lugatte öncü olan, önde olan veya önceden geçip giden manalarına gelmektedir. Mutercim) O (sallAllahu aleyhi ve sellem) (kızı) Fatima (radiyAllahu anha)' ya şöyle buyurur: "Nime's selef ene leki...('Ben senin için ne güzel bir selefim...) (Sahih bir hadistir.Muslim tarıfından nakledilmiştir. Hadis No:2450.)

    (Yine) İmam Muslim (rahimehuAllah) tarıfından "Sahih" kitabının mukaddimesinde (16. sahife) Abdullah ibn Mubarek (rahimehuAllah, vefatı 181h.) 'ın şu sözü nakledilir: "...bütün insanların önünde şöyle demesi adetiydi: 'Amr bin Sabit'in (rivayet ettiği) hadislere itibar etmeyin, çünkü o selefe hakaret ederdi'."

    Şeyh Salih bin Fevzan der ki: "Sadece selefin mezhebini/metodunu takib etmekten başka bir manaya gelmeyen bu anlayış (yani selefiyye/selefilik) nasıl bir bid'at olabilir? Bilakis selefin mezhebi kitab ve sünnette uyulması vacib olan hak ve hidayettir." (El-Beyan, 156. sahife) Binaenaleyh kendini selefe -veya diğer tabirle selefiyye'ye nisbet etmek bid'at değildir. Tam aksine her müslüman kendini (sünnet) menhecine/metoduna ve selef akidesine nisbet etmek mecburiyetindedir. (Her müslüman kendisini bid'atçı ve sapık fırkalardan soyutlaması gerekir. Mutercim) Şöyle de denilebilinir: Şayet 'Selefiyye/Selefilik' tabiri bir bid'at ise 'ehli sünnet ve'l-cemaat' tabiride bir bid'attır. [[Çünkü bu tabirde Allah Resulu sallAllahu aleyhi ve sellemden sonra kullanılmaya başlandı. ]] Oysa 'ehli sünnet ve'l-cemaat' tabirinin manası (ve ne anlama geldiği) bütün teferruatıyla bilinmektedir. Maalesef 'ehli sünnet ve'l-cemaat' tabiri hakkı/gerçek İslam'ı ayırmak için yetmemektedir (artık). [[Bunun sebebide hemen hemen bütün sapık fırkaların/grupların kendini ehli sünnete nisbet etmeleridir.]]




    2.Allah bizlere müslüman ismini vermiştir. Neden kendimizi selef'e nizbet etmek zorundayız?
    Şeyh el-Albani [[rahimehuAllah. Bir kaç yıl önce vefat eden Şeyh Muhammed NasirudDiin el-Albani zamanımızın en büyük muhaddisiydi. Muhaddis el-Asr/Asrın muhaddisi diye anılırdı. Günümüzdeki hadis ve sünnet çalışmalarının hemen hemen hepsine katkısı vardır. İslam aleminin en meşhur 'Namaz Hocası' kitabı olan 'Sıfatu salat'un-Nebi' şeyhin hayatının eseridir. Allah'a hamdolsun türkçe olarak tercüme edilip bir kaç kez basilmistir]] bu konuyu 'Ene Selefi...' isimli (ders/sohbet) kasetinde güzel bir şekilde açıklamıştır. Burada bir pasaj aktaralım:

    Şeyh el-Albani: "Şayet sana: 'Mezhebin nedir?' diye sorulursa cevabın nasıl olur?"

    Sorucu [[anlaşılan o ki bu zat mezkur ders kasetinde şeyhe konuyla alakalı sorular
    sorar.]] :" Ben bir müslümanım."

    Şeyh el-Albani: " Bu yeterli değildir."

    Sorucu: "Allah (subhanehu ve teala) bize 'müslüman' ismini vermiştir." Ve şu ayeti okur: " O (Allahu subhanehu ve teala) bundan önce (ki kitablarında da) bu (Kur'an'da) da size 'müslümanlar' ismini verdi..." (Hac Suresi, 78. ayet)

    Şeyh el-Albani: "Bu cevab (İslam'ın) ilk devrinde, çeşitli fırkaların/grupların ortaya çıkmadığı ve yayılmadığı zamanda yaşadığımızda verilseydi doğru olurdu. Günümüzde ise bu gruplardan bir müslümana-ki onların akidesiyle/inancıyla bizimkisi farklıdır-sorarsak, cevabı (senin verdiğin) cevaptan daha değişik bir şey olmayacaktır. Hepsi: rafizi şiileri, hariciler, nusayri alevileri- diyecekler ki: '...ben bir müslümanım'. Binaenaleyh böyle demek artık günümüzde kifayet etmemektedir/yeterli gelmemektedir." [[Allahu subhanehu ve teala Şeyh el-Albani'ye rahmet etsin, burada en sapık grupları zikretmiştir-dolayısıyla onlar bile '...ben bir müslümanım!' demektedirler oysa rafizi şiileri Kur'an'ın (haşa) tahrif edildiğine, sahabenin bir kaçı müstesna kafir ve munafık olduğuna inanırlar. Haricilerin günümüzde ki fikir torunları müslümanları kafir görerek kanlarını ve mallarını helal görürler. Nusayrı alevileri ise tamamen farklı bir dine inanırlar. ]]

    Sorucu: "Ben Kur'an ve sünnete göre (amel eden) bir müslümanım."

    Şeyh el-Albani:" Bu da yeterli değildir."

    Sorucu:" Neden?"

    Şeyh el-Albani:" Bu adı geçen fırkalardan her hangi birinin şöyle dediğini gösterebilirmisin:'...ben Kur'an ve sünnete uymayan bir müslümanım!' Doğrusu:' ...ben Kur'an ve sünnete uymuyorum!' kim der?" Sonra Şeyh el-Albani Kur'an ve sünnete uymanın ancak selefi salihin anlayışı üzere olması gerektiğini beyan eder. [[Pasajın bu kısmı 6.bölümde devam eder.]]

    Sorucu:" O zaman ben Kur'an ve sünneti selefi salihinin anlayışı üzere takib eden bir müslümanım."

    Şeyh el-Albani:" Şayet birisi sana mezhebini sorsa cevabın böylemi olacak?"

    Sorucu:" Evet."

    Şeyh el-Albani:" O zaman bu tarifi biraz kısaltıp-ki en iyi deyimler kısa,yeterli ve anlatılmak istenileni anlaşılır kılanlarıdır- şöyle desek daha hoş olmazmı:"...ben bir selefiyim!" [[Bu tabir bazı ülkelerde maalesef-selefi olmadıkları halde bazı bid'atcilar tarafından kullanıldığı için suç sayılabilinir. Ama bizim için önemli olan bu tabirin ne manaya geldiğini bilmektir: Allah azze ve celle tarafından gönderilen İslam'ın sahih/doğru anlayışı! Muhtemelen bid'atcilarin da bu ismi kullanması gerçek yüzleriyle ortaya çıktıklarında peşlerinden gidecek insan bulamama kaygısıdır. ]]

    'Müslüman' veya 'sünni' gibi tabirler bütün fırkalar/gruplar tarafından kullanıldığı için günümüzde kafi gelmemektedir. Şeyh el-Albani bununlar hakikati sapıklıktan ayırt etme önemliğine-ki akide(inanç) ve menhecin (metodun) temelidir- parmak basmıştır. Her ikiside (akide ve menhec yani) anlayışlarını veya isimlerini kurucularından alan çeşitli fırkaların/grupların aksine selefi sahin(in anlayışı) eksenlidir.




    3."Selefi" tabiri kendi kendini tezkiye (temize çıkarma, övme) etmektir
    Buna cevab, Suudi Arabistan eski genel müftüsü Şeyh Allame AbdulAziz ibn Baz(rahimehuAllah) tarafından (konuyla alakalı) bir sorudan sonra verilir:" Siz kendini 'selefi' veya 'eseri' diye isimlendiren/tanımlayan bir kişi hakkında ne derseniz? Bu kendi kendini tezkiye etme manasına gelmezmi?" O şöyle cevab verir:" Eğer (bu isimlendirmesinde/tanımlamasında) samimiyse, (yani hakikaten) bir 'selefi' veya bir 'eseri' ise, buna karşı söylenebilecek bir şey yoktur. Buna benzer bir şekilde selefimizde şöyle derdi:' Falanca selefidir' veya 'filanca eseridir'. Bu tezkiye gereklidir, hatta zaruridir." (Hakk'el-Muslim isimli ders kasetinden)

    Şeyh Salih bin Fevzan'a şöyle soruldu:" Bir kişi kendi kendini 'selefi' diye nitelendirse, yeni bir fırkamı/grupmu oluşturmuştur?" Şöyle cevab verir: "Hakikaten doğru söylüyor ve kendisini Selefiyye/Selefilik ile özdeşliyorsa buna itiraz edilecek bir şey yoktur. Ama sadece bu kuru bir iddia olup, başka bir menhec/metod üzereyse, kendisini selefiyye' ye mensub olduğunu söylemeye hakkı yoktur." (El-Ecvibu el-Mufidah, 16.sahife)

    Bir kişinin kendisin selefe nisbet etmeyi övünme/kibirlenme olduğunu iddia edip, insanları bundan alıkoyanlara gelince, bunların fitneleri bize gizli kalmış değildir. Şeyhulİslam İbn Teymiyye (rahimehuAllah) bu iddiayı yüzyıllar önce çürütmüş ve kendisini selefe nisbet edenlerin herkez tarafından kabul edilmesinin gerekli olduğunu beyan etmiştir. Hatta, selef akidesinin ve menhecinin haktan başka bir şey olmadığı için, bu konuda icma olduğunu vurgulamıştır.

    (Yanlış ve sapık iddialarda) bulunanların, kendi yanlışları (ve sapıklıkları) ortaya çıkacağı için, kendini selefe nisbet etmeyi sevmemeleri kimseyi şaşırtmasın. [[Şöyle hoş bir deyim vardır:" Zalim zulmunun farkındadır ve bir gün zulmu ortaya çıkacagı için tir tir titremektedir..." Bu sapıklar zulümlerinin farkındadır, ve bir gün insanları alıkoydukları hak ortaya çıkacagı için tüm bid'atçıların selefiyyeyi cephe aldıklarını görürsün.Kendi aralarında bölük pörçük oldukları halde selefe karşı kitablarında, makalelerinde ve internet sitelerinde nasıl ittifak kurduklarına bir dikkat et. ]]




    4. Selefiyye bölünme sebebidir
    Şayet Selefiyye bu ümmetin selefinin Kur'an ve sünneti anladığı gibi anlamanın yoluysa, ve Allah Resulu (sallAllahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurduysa:"...ümmetim 73 fırkaya ayrılacaktır. Bunlardan bir fırka haric hepsi ateştedir." (Sahabe radıyAllahu anhum "O (kurtulan fırka) hangisidir?" (diye sorunca O sallAllahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: " Benim ve ashabımın (bulunduğu yol/anlayış) üzere olanlar." [[Hadisi Tirmizi nakletmiş ve el-Albani sahih olduğunu söylemiştir. ]]

    Ve bölünmek/parçalanmak doğru anlayışı terketmekten dolayı ortaya çıkıyorsa Selefiyye bölünmenin ve gruplaşmanın aksine birleşmenin/ittifak etmenin yolundan başka bir şey değildir. Şeyh Salih el-Fevzan'ın dediği gibi:" Selefiyye fırka-i naciyyedir (kurtuluş fırkasıdır) ve onlar (gerçek) Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat'tır. Onlar hizibler (fırkalar/gruplar) diye isimlendirilen günümüzdeki cemaatlardan bir cemaat değildir.
    Selefiyye Allah Resulu (sallAllahu aleyhi ve sellem)'i, sahabeler (radıyAllahu anhum)'u ve selef mezhebini takib eden bir topluluktur. (Binaenaleyh) Günümüzdeki cemaatlerin hiç birinden değildirler. ("Tahzir min'el-Bid'ah" isimli ders kasetinden.)

    Bundan dolayı Selefiyye Allah Resulu (sallAllahu aleyhi ve sellem)'in ümmetine gecesi gündüz gibi olan,apaydınlık ve apaçık mirasıdır, ve bundan ayrılan helak olmuştur. Oysa diğer gruplarda) ayrılıklar ve ihtilaflar başgösterecek ve ateş/cehennem vaadedilen taifelerden olacaklardır. [[Yukarıdaki 73 fırka hadisi mucibince.]]

    Selefiyye Allah Resulu (sallAllahu aleyhi ve sellem)'e ve sahabesine dönüş çağrısıdır, ve hiç bir zaman tefrikacılık/ayrıcılık olarak nitelendirilemez.




    5. Selefiler sadece kendilerinin doğru yolda olduğunu düşünürler
    Burda şu farkı gözönünde bulundurmak lazım: kendini selefin yoluna nisbet etmek ve kendini selefin yoluna nisbet eden kişi. Kesin diyebiliriz ki kendini genelde ve detayda, akidede ve menhecte, usulde ve furuda selef yoluna nisbet etmek hakkın ta kendisidir. Bunu sapıtmışların dışında kimse inkar edemez. Kendini selefin yoluna nisbet eden kişiye gelince, bu (nisbet ediş) prensip olarak doğrudur, ve buna aykırı davranmakta yanlış ve sapıklıktır. Bu genel olarak akide, menhec ve usuluddin için geçerlidir, çünkü selefin akidesi, menheci ve usulü bütün devirlerde aynı olmuştur. Bu konularda (selef) icma halindedir. Bunun için kendini selefe nisbet eden ve bunu amele/pratiğe dönüştüren, ilimde ve amelde bunları takib eden, bunların yolundan giden bir 'selefi' tamamiyle haktadır inşeAllah. (Bu kişi) selefin yolunu anahatlarıyla bilir, ve bu yolun hak olduğunu kavrar, ama belki kendine bazı hassas noktalar gizli kalmış olabilir. Ama her halukarda bu yolu kendine rehber olarak görmesi ve buna aykırı davranmanın sapıklık olduğunu bilmesi doğru yolda olduğunun delilidir. Veya selefin yolunu genelde ve detayda, akide, menhec, usul ve furu mes'elelerinde bilir. Binaenaleyh bu metoda sımsıkı tutunduğu ve bununla amel ettiği müddetçe yaptıklarının hemen hemen hepsi doğru olacaktır.Bütün bunlar öğrenmesindeki samimiyete ve ilmini arttırmasındaki ve bununla amel etmesindeki gayrete bağlıdır. Ama kalkıp bir kişi her mes'elede doğru olduğunu iddia ederse hata etmiştir, çünkü her mes'eleyi bütün teferruatıyla bilemez, çünkü geçmişteki imamların (hata yapmadan) ulaşamadığı bir mertebeye onlardan sonrakilerde ulaşamayacaktır. [[Bunu itiraf eden sadece selefiyyedir. Bid'açı taifeler imamlarının hata yaptığını kabul etmez. Tam aksine Allah'tan ilham aldıklarını iddia edip, bu yolla sapıklıklarını meşrulaştırırlar. Mutercim]] Bu sebebe binaen bir selefinin ikinci planda olan mes'elelerde hata etmesi mümkündür. Ama bundan dolayı akidesi ve menheci yanlış değildir, çünkü genel olarak konuşmak gerekirse o yinede 72 bid'atçı ve sapık fırkalardan ayıran bir şeye tutunduğu için (bu taifelerden) olmayacaktır.




    6. Selefiler kibirli ve kötü ahlaklıdırlar
    Bu çok ciddi husustur ve dikkatli bir mutaalaya ihtiyacı vardır. Kötü ahlak genellikle bir kişinin tavrının, karakterinin ve şahsiyetinin kötü terbiye edilmiş oluşunun bir sonucudur/göstergesidir. Bu kötü ahlak illada (bu tür kişilerin) aslının, yani haktan başka bir şey olmayan selef akide ve menhecinin yansıması olmayabilir. Bir kişinin ahlakını düzeltmesi gerekebilir ve onunlada ancak hikmetle ve güzel sözle munazara edilmesi gerekir (çünkü bu sünnettir) ve buda onun daveti/doğruyu kabul etmesini kolaylaştırır. Ama bu doğru,geçerli ve tek kurtuluş yolu olan selef yolunu ve buna kendini nisbet etmeyi reddetmek için bir bahane değildir. Bianenealyh bazı selefilerin kötü tavırları ile Kur'an ve sünnet kaynaklı ilme mebni olan/bina edilen menheci ayırt etmemiz lazımdır. Kaldı ki bunu (yani kötü ahlaklı olmayı) her müslüman için-yanlış bir menhec ve sapık bir akide üzere olması hiç bir şey farketmez- söylememiz mümkündür. Bunlar arasında da kötü tutumlu ve tavırlı olanları vardır. Bir menhec ve akide ama Allah Resulu (sallAllahu aleyhi ve sellem)'e, sahabelere (radıyAllahu anhum) ve selefe uygunluğuyla ölçülür, tabiilerinin kötü tutumlarıyla değil. Gelecek kısım bunu daha teferruatlı açıklayacaktır:
    Kibir/kötü davranışlar bazılarında mühim bir rol oynayabilir ve bununlada azarlanmaları/tenkit edilmeleri gerekir. Ama bazı hallerdede (bir selefinin) hakka sevgisi ve hakka yakini kibir olarak algınabilinir. Muhatabları bunu kibir sanır. Genelde kibir, kendini selefi akideye ve menhece nisbet edenin ortaya koyduğu doğruyu/gerçeği kabul etmeyen kişinin tarafındadır. Bunun ekseriyetle böyle olduğunu unutmamak gerekir. Bu kesinlikle unutulmamalıdır, çünkü çoğu zaman bu böyle olmuştur. Allah Resulu (sallAllahu aleyhi ve sellem)'in dediği gibi:" ...kibir, hakkı inkar etmek/çiğnemek ve insanları hakirr/küçük görmektir." [[Sahih bir hadistir. Muslim, Ebu Davud, Tirmizi ve Buhari Edeb'te nakletmiştir. Mutercim]] Binaenaleyh '...çoğu selefiler kibirlidirler!' (demekten) Allah'a sığınırız. Gerçekte kibirli olanlar, kibirlerinden dolayı hakkı kabul etmeyenler, sonra da kalkıp bununla selefileri suçlayanlardır. Her madalyonun iki yüzü vardır. Farz edelim bir selefi başka bir kişiyi doğru olduğuna emin olduğu bir mes'elede hakka davet ediyor. Belki o katıdır, haklı olduğunu israr eder ve bundan dolayı kibirle itham edilir, ama bunun tek sebebi onun hakka/gerçeğe olan sevgisidir ve diğerinin (yani onu kibirle itham edenin) dikkafalılığıdır Biz deriz ki, bu davranış doğru ve yerinde değildir, ama onu bu duruma sokan sadece (hakkı savunmadaki) aşırı gayretidir. (Bu hale o) ya nasıl davranacağını bilememekten veya kötü terbiye edilmiş oluşundan dolayı düşer. Bütün bu (hatalarını) düzeltmesi kendisine bağlıdır, çünkü hakka davet ettiği kişi, ona takdim ettiği (hakkı kendisinin) tarz ve usulünden dolayı reddedebilir. Bazı durumlarda kibire benzer haller görülebilinir, lakin bu sadece mevzubahis olna kişiyle alakalıdır, kendini nisbet ettiği akide ve menhec ile değil. Vakiada/Realitede çoğu bid'atçı sufi mülhidleri kibirlidirler, bunun (sebebiyse) ateşten kurtulduklarına kesin gözle bakmalarıdır/inançlarıdır. Bunlar tabi olanlarından aşırı derecede bir bağlılık isterler, ve kendilerinin insanlardan üstün olduğunu vehm/hayal ederler. Bu (dediklerimizi) bütün tarikat ve buna benzer fırkalara genelleştirebilirdik. Kibir her yerde görülebilinir, kişinin akide ve menhecine dair ne lehte, ne aleyhte kesin bir burhandır/delildir. Akide ve menhecin kendisine bakılır ve selefin anlayışına (ne derece) ölüp biçilir. Bununla bağlıntılı olarak Şeyh el-Albani ve sorucunun arasında geçen munazaraya dönebiliriz:

    Sorucu:" Tamam. Sana hak veriyorum ve diyorum ki: Evet (kısaltılmış bir tabir olan 'selefi' kelimesini kabul ediyorum). Ama daha hala aynı kanaattayım: şayet birisi seni selefi olduğunu duysa, kafasında daha önceleri yaptığı katı ve kötü tecrübeler geçer, bütün bunlar bazen selefilerde görülen hallerdir."

    Şeyh el-Albani:" Farzedim ki dediklerin doğru. Şayet '...ben bir müslümanım!' dediğin zaman falanın falancanın aklına bir rafızi-şiası, bir dürzü veya bir ismaili gelemezmi?"

    Sorucu:" Olabilir. Ama ben en azından şu ayete uymuş oldum: 'O bundan önce ve bunda da size müslümanlar ismini verdi...' ( Hac Suresi, 78. ayet)

    Seyh el-Albani:" Hayir kardesim, sen bu ayete uymadin, cünkü bu ayet Islam'in dogru seklini kastediyor. Ve sen, insanlarin anlayisina hitab etmen gerekir. Herhangi bir kisi, senin bu ayetin kasdettigi tarzda bir müslüman olduguna anlayabilecekmi acaba? Diger dediklerin ise bazen yerinde, bazen degildir. Katilik hakkinda dedigin mesela (bazen) bir kiside olabilir, ama ilim ve inancla baglantili olan menhecin göstergesi degildir. Eger bir siii, dürzü, harici, sufi veya bir mutezili hakkinda konusacak olursak, dediklerinin hepsi onlarda da bulunabilir/görülebilinir. Ama simdi bu munazaramizin konusu degildir. Biz bir kisinin mezhebini aciklayan ve Allah'i nasil ta'zim ettigi sekli gösteren bir isim tahlil ediyoruz. Bütün sahabeler (radiyAllahu anhum) müslüman degilmi?"

    Sorucu:" Tabiki." [[Sia zindiklarina göre sahabenin hemen hemen hepsi kafir ve munafiktir. Bu inanislarinin bir ruknudur/temelidir. Ama takiyye icabi bunu müslümanlardan gizlerler. Elhamdulilllah selefiyye/ehli sünnet sahabenin hepsine hakkiyla hürmet etmistir. Allah kendilerinden razi olsun. Bu konu ile alakali olarak bknz:"Ehli sünnetin sahabe hakkinda inanci." Seyh AbdulMuhsin el-Abbad. ]]

    Seyh el-Albani:" Hal böyle iken aralarinda hirsizlik yapan, zina eden vardi, ama bu durum onlardan hicbirisinin: '...ben müslüman degilim.' demesine musaade etmiyordu, o bir müslüman ve Allah'a iman etmis bir mü'min'di ve secilmis yolu takib ediyordu. Bazen hatasiz olmadigi icin bu yola aykiri kareket edebiliyordu. bu sebebe binaen biz, Allah'in bereketi üzerine olsun akidemizi, düsüncemizi, hayatimizdaki hareket noktamizi, Allah'a ibadet ettigimiz dini (anlayisimizi) ifade edecek bir kelime üzerine konusuyoruz. Kati olan falancaya veya yumusak huylu filancanin durumuna gelince bu tamamen apayri bir mes'eledir. Dilerim ki, senin bu özlü/veciz kelime [["selefi" kelimesi yani. ]] hakkinda düsünüp tasinman ve 'müslüman' kelimesini/tabirini böyle evirip cevirmemen. Emin olabilirsin k, sahiden kimse ne demek istedigini hic bir zaman anlamayacaktir." [[Seyh el-Albani'nin ve muhatabinin sözlerin burada bitti. ]]

    InseAllah bununla niyetimiz ve bahsimizin basinda zikrettigimiz gerekli olan farkli olma/ayrilma acikliga kavusmustur.




    7. Selefilerde, digerlerine nazaran takva eksikligi vardir
    Bu da, selef tarafindan daha önceleri red edilmis/cevabi verilmis gercegi yansitmayan bir iddiadir. (Asagida bu iddiayi red eden seleften bazi sözler

    Ibn Abbas (radiyAllahu anhum, vefati:68h.) der ki:" Alah nezdinde en cok nefret edilen seyler bid'atlardir." (Sünen'i-Kübra 4/316, Imam Beyhaki)

    Ibn ömer (radiyAllahu anhum, vefati:84h.) der ki:" Her bid'at sapikliktir, insanlar bunlari güzel görsede." (el-Ibane, 1/327-328, Ibn Batta; Serhi usul'ul itikad'u-ehl'i-Sünneh, 1/86)

    Sufyan es-Sevri (rahimehUllah, vefati:181h.) der ki:" Bid'at iblise günahtan daha sevgilidir, cünkü günahtan tevbe edilir, ama bid'attan tevbe edilmez." (el-Hilye, 7/26, Ebu Nuaym; Serh'us-Sünneh, 1/216, el-Bagavi)

    Imam Safii (rahimehUllah, vefati:204h.) der ki:" (Kisinin) Allah'in huzuruna sirk haric bütün günahlarla cikmasi, inancindaki bir bid'atla gelmesinden daha iyidir." (el-Itikad, sahife:158, Imam Beyhaki)

    Leys ibn Sa'd (rahimehUllah, vefati:175h.) der ki:"Ehli hevadan (ehli bid'attan yani) bir kisiyi suyun üzerinde yürürken görsem dahi, ondan yine hic bir sey kabul etmezdim." (el-Emru bi'l-Ittiba ve nehi'an-Ibtida, Imam Suyuti)

    Yunus ibn Ubeyd (rahimehUllah) ogluna der ki:" Sana zina etmeyi, hirsizligi ve icki icmeyi yasakliyorum. Ama yinede bu günahlarla Allah'in huzurunda durman, Amr bin Ubeyd ve hempalarinin (yani mute'zilecilerin) görüsleriyle huzuruna gelmenden iyidir." (el-Ibane, 2/466, Ibn Batta el-Ukberi) [[Imam Malik Amr bin Ubeyd hakkinda söyle der: "Allah Amr bin Ubeyd'e lanet etsin. Cünkü o kelamdan bid'at olan bu isi uydurdu. Sayet kelam bir ilim olsaydi, Sahabe ve tabiiun cesitli ahkam ve ser'i mes'eleler hakkinda konustuklari gibi ona dairde bir seyler söylerlerdi." Imam Malik'in sözü burda bitti. Kelamci zevata itham olunur. Rivayet icin bknz: Zemm'ul-Kelam, el-Herevi. ]]

    Said bin Cubeyr (rahimehUllah) der ki:" Bana oglumun sünnet ehli ve günahkar olan bir berdusla arkadaslik yapmasi, (kendini) takvali (sanan) ve (bid'atcilara) teslim olmus bir ehli bid'at yandasi ile takilmasindan daha sevgilidir." (el-Ibane, 1/89, Ibn Batta el-Ukberi)

    Imam Berbehari (rahimehUllah, vefati:329h.) der ki:" Sayet görüsleri ve davranislari kötü, berbat, günahkar ve asi, ama sünnet ehli olan birisini görürsen onunla arkadas ol ve onunla otur, cünkü sana zarari dokunmaz. Sayet (bid'at) ibadetlerine düskün, aza kanaat eden ve sürekli husu icinde, ama bir ehli bid'at yandasi olan birini görürsen, onunla sakin oturma, söylediklerini dinleme, onunla beraber yürüme, cünkü onun yoluna riza göstermeyecegine ve helaka dogru sürüklenmeyecegine emin degilim." (Serh'us-Sünneh, 149., Imam Berbehari)

    (Imam'us-Sünneh) Imam Ahmed bin Hanbel (rahimehUllah,vefati:241h.) (Ehli Sünnetin bu büyük imami hakkinda yine ehli sünnet büyüklerinden Ebu Hatim er-Razi derki:" Kim Ahmed bin Hanbel'i seviyorsa, bilinsin ki o sünneti seviyordur." [[Bilinsin ki bu satirlari yazan da Ahmed bin Hanbel'i seviyor. ]] der ki:" Büyük günah islemis olan ehli sünnet tabiilerinin mezarlari bahceler gibidir. Ehli bid'at yandaslarinin mezarlari ise oyuk ve bostur. Ehli sünnetin günahkarlari Allah'in dostlaridir, itidal üzere ve dindar olan ehli bid'at (taraftarlari) ise Allah'in düsmanlaridir." (Tabakat'ul-Hanabile, 1/184)


    Ey sünnet ehli! Salih selefimizin bize miras olarak ne vasiyyet ettigine ve bizi nasil ikaz ettigine/uyardigini bir düsün. Sayet akide ve menhecte ki bid'at bölünmenin/parcalanmanin ve ihtilafin sebebiyse, cehennem vaadedilen firkalarin ortaya cikmasina sebeb oluyorsa, seytanin bid'ati nasil süsledigini, hidayet ve nur gibi gösterdigini düsününce, bozuk fikirleriyle ehli bid'at hempalari, ehli sünnetin günahkar bir berdusundan daha tehlikeli ve zararlidirlar.

    (Allah'in izni ile 13.zilkade 1425'te, Islam belderinden bir beldede tercume bitmistir.)


    Kaynak:"11. Eylül Isiginda Islam'i Müdafaa" isimle eserden muhtasar olarak
    Muellif: Ebu'l-Hasen el-Akdar (Seyh Mukbil'in taleberinden)
    Tercume: AbdulKerim Cobanoglu



    Ve duamizin sonu: "ElhamdulillahiRabbil
  3. Abdulmuizz Fida

    Abdulmuizz Fida فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ Yetkili Kişi Site Admin

Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş