وَإِذَ أَخَذَ اللّهُ مِيثَاقَ الَّذِينَ أُوتُواْ الْكِتَابَ لَتُبَيِّنُنَّهُ لِلنَّاسِ وَلاَ تَكْتُمُونَهُ فَنَبَذُوهُ وَرَاء ظُهُورِهِمْ وَاشْتَرَوْاْ بِهِ ثَمَناً قَلِيلاً فَبِئْسَ مَا يَشْتَرُونَ

‘Allah, kendilerine kitap verilenlerden, ‘Onu mutlaka insanlara açıklayacaksınız, onu gizlemeyeceksiniz’ diyerek söz almıştı. Onlar ise bunu kulak ardı ettiler, onu az bir dünyalığa değiştiler. Yaptıkları alış-veriş ne kadar kötü idi!’ (Ali-İmran/187)
إِنَّ الَّذِينَ يَكْتُمُونَ مَا أَنزَلْنَا مِنَ الْبَيِّنَاتِ وَالْهُدَى مِن بَعْدِ مَا بَيَّنَّاهُ لِلنَّاسِ فِي الْكِتَابِ أُولَـئِكَ يَلعَنُهُمُ اللّهُ وَيَلْعَنُهُمُ اللَّاعِنُونَ

‘İndirdiğimiz açık delilleri ve kitapta insanlara apaçık gösterdiğimiz hidayet yolunu gizleyenlere hem Allah hem de bütün lânet ediciler lânet eder.’ (Bakara/159)
İki sınıf insan vardır ki, bunlar salah üzerinde olurlarsa insanlarda salah üzere olurlar. Bunlar fesada uğrarlarsa insanlarda fesada uğrarlar. (Bu iki sınıf insan): Alimler ve yöneticilerdir. (Zayıf bir hadis olduğu söylendiği gibi Abdullah b. Mubarek’in sözü olduğu da söylenmiştir.)
Bel’am; Allah s.w.t’nın adını kullanarak insanları aldatanların ortak ismidir.
Bel’am; Allah s.w.t’nın indirdiği hükümlere kafa kaldıran ve tağuti güçlerle din adına uzlaşan ve Müslümanları da ‘Allah adını kullanarak’ aldatan, Kuran’da ki ifadeyle فَمَثَلُهُ كَمَثَلِ الْكَلْبِ ‘köpek sıfatlı’ kimselerin ortak ismidir.

Köpek vasıflı bu kişiler, kuduz mikroplarını insanlara aşılamak isterler. Bilindiği gibi kuduz mikrobunun beyin üzerindeki etkisi, vücudun ilgisini uzuvlardan koparmaktır. Din ile devlet işleri farklı şeylerdir diyerek, Müslümanların ilgisini başka yönlere çektiler ve resmi ideolojiyi kabul edip, İslam’ı o ideolojiye hizmetçi kılmaya çalıştılar. Bu yüzden bel’amlar, her çağ ve mekanda firavunların sermayeleri ve kafir idarecilerin avaneleri olmuşlardır.
Birileri kalkıp, Kuran’ın hakimiyetine çağırdığında, haddi aşan bel’amların korkunç hilelerini görürdün… İslam düşmanları bir toplantıda anıldığı zaman ise, sevgi ve saygıda asla kusur etmezler. Onların muhabbetine, sevgisine gönülleri açık, yüzleri her daim hoşnutlukla güleçtir…
İslam aliminin, Allah’ın emirlerini çiğneyen yöneticilere yaltaklık eden israiloğulları alimlerinden ayrı bir özellik taşıması, İslami izzetin gereğidir. Bu tavır İslam aliminin takınması gereken tavırdır. İmam Ebu Hanife ve İmam Ahmed b. Hanbel gibi alimlerin tavrı hep bu şekilde olmuştur.
İmam Ebu Hanife zalim yöneticilere yaltaklık etmediğinden dolayı, Dâvûd b. el-Vâsitî'nin nakline göre her gün hapiste ona baş kadı olması teklifi yapılmasına rağmen, o her defasında reddetmiş ve böylece sonunda yemeğine zehir katılarak şehid edilmiştir. Ama ne yazık ki birçok Hanefi mezhebine mensup olanlar bunu bilmezler.
Halife Me’mun ‘Kuran Mahluktur’ yasasına uyulması gerektiğini söyleyince, İmam Ahmed b. Hanbel bunu reddetmiş ve 14 yıl boyunca hapiste işkencelere maruz kalmıştır… (Mezhepler Tarihi)
Alimler enbiyanın varisleri, Bel’am’lar ise dünyanın harisleridir. Zalim idarecilerle sözbirliği, işbirliği yapan âlimler, ümmetin eminleri değil hainleridir. Hainlerden âlim olmaz.
Ebu Zerr r.anhden rivayetle Resulullah s.a.v şöyle buyurur: ‘Siz bilenleri çok, konuşanları az bir dönemde yaşıyorsunuz… Bilenleri az, konuşanları çok bir zaman gelecektir…’ (İmam Ahmed)
İmam Gazali şöyle der: ‘İlim olan yerde söz az olur, lafı uzatanın ilmi de azdır.’ (İhya’u-Ulumuddin)
Şimdi laf çok, kitap çok, konferans ve tv ekranlarında konuşanlar çok. Fakat bu işler insanların davranışlarında bir değişiklik yapmıyor. İlim adamları (!) ve bazı din adamları (!) sadece meslekî görevlerini yapıyorlar o kadar. Ne yazık ki günümüz hoca ve öncülerin, ehl-i Kitabın hoca ve öncülerinden hiçte kalır yanları yoktur! Ücret almadan namaz bile kıldırmayan, hatta ücret almasına rağmen hakkı anlatmayan bu kişiler hakkında Allah s.w.t şöyle buyurur:
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ إِنَّ كَثِيراً مِّنَ الأَحْبَارِ وَالرُّهْبَانِ لَيَأْكُلُونَ أَمْوَالَ النَّاسِ بِالْبَاطِلِ وَيَصُدُّونَ عَن سَبِيلِ اللّهِ وَالَّذِينَ يَكْنِزُونَ الذَّهَبَ وَالْفِضَّةَ وَلاَ يُنفِقُونَهَا فِي سَبِيلِ اللّهِ فَبَشِّرْهُم بِعَذَابٍ أَلِيمٍ

Ey iman edenler! (Biliniz ki), hahamlardan ve rahiplerden birçoğu insanların mallarını haksız yollardan yerler ve (insanları) Allah yolundan engellerler. Altın ve gümüşü yığıp da onları Allah yolunda harcamayanlar yok mu, işte onlara elem verici bir azabı müjdele! (Tevbe/34)
Alimler, Peygamber varisleridir. Alimler, karanlık yolların aydınlığıdır. Onlar takip edilecek yıldızlar gibidir. Bizler onlara itibar ederiz ve karşımıza çıkan bilmediğimiz konuları onlara sorarız. Allah tabareke ve Teala’nın şu sözüne uyarak:
‘Eğer bilmiyorsanız, bilenlere(alimlere) sorun.’ (Enbiya/7)
Muhakkak ki Allah, alimlere büyük bir emanet ve sorumluluk yüklemiştir. Öyle ki dağların bile yüklenmeye imtina ettiği bir emanet. Onların yüklendiği şeyde sahip oldukları ilmi insanlara beyan etmek, anlatmaktır.
Ümmetin istikameti alimlerin istikametine bağlıdır. Alimler istikamet üzere olmadıkça bu ümmette istikamette olmayacaktır.
Ahnesten bir kadın Ebu Bekir r.a geldi ve dedi ki; ‘Allah’ın cahiliyeden sonra bize lütfettiği bu güzel din üzerine ne kadar baki kalacağız?’ Ebu Bekir r.a cevap verdi; ‘Önderleriniz istikamette olduğu sürece.’ Dedi ki; ‘Önderler kimdir?’ dedi ki; ‘Emrettiğinde kendilerine itaat edilen kavmin önderleri ve şereflileri yok mu?’ dedi ki; ‘Evet vardır.’ Ebu Bekir dedi ki; ‘Aynı şekilde insanlar içinde öyle.’ (Buhari)
Ümmetin içinde ıslahı sağlayacak damarların (alimlerin ve yöneticilerin) ifsad edilmesiyle, ümmet tam anlamıyla felçli bir konuma gelmiştir. Ümmetin çoğunluk yöneticileri kafir olmuştur. Alimlerinin pek çoğu ise nifaka bulanmıştır. Maalesef kuzu postuna bürünmüş kurtlar bugün ümmetin kurtarıcısı gibi görülüyor… Şair şöyle der;
Düşmandır deyip kurda itab olunmaz…
Koyunun düşmanı çoban olursa eğer!
Ey Ümmetin alimleri! Ümmetin istikameti sizin istikametinize bağlıdır. Ümmetiniz hakkında Allah’tan korkun. Dininiz hakkında Allah’tan korkun. İstikamet sahibi olun ki ümmette istikamette olsun. Siz istikamet sahibi olun ki bu ümmet ıslah olsun.