CAHİLİYYE DEVRİ TAHMİNLERİ YASAKTIR


Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

"Sonra kederin ardından üzerinize bir güvenlik (duygusu) indirdi, bir uyuklama ki, içinizden bir grubu sarıveriyordu. Bir grup da canları derdine düşmüştü; Allah'a karşı haksız yere cahiliye zannıyla zanlara kapılarak: 'Bu işten bize ne varki?' diyorlardı. De ki: "Şüphesiz, işin tümü Allah'ındır." Onlar, sana açıklamadıkları şeyi içlerinde gizli tutuyorla r, 'Bu işten bize bir şey olsaydı, biz burada öldürülmezdik' diyorlar. De ki: "Evinizde olsaydınız da, üzerlerine öldürülmesi yazılmış olanlar, yine devrilece kleri yerlere gidecekti . (Bunu) Allah, sinelerin dekini denemek ve kalplerin de olanı arındırmak için (yaptı). Allah, sinelerin özünde saklı duranı bilendir." (Al-i İmran: 3/154)

Bu ayeti yüce Allah, Uhud savaşı vakasında zikretmiştir. Yani ayet burada başka açıdan da dikkate alınmalıdır. Burada, iman, sebat, tevekkül ve sadakat ehli kasdolunm aktadır. Bunlar kesinlikl e Allah'ın, Rasulünü yalnız bırakmayacağına, ona yardım edeceğine, aynı zamanda onun için umulanı vereceğine inanan kimselerd ir.

"Bir takımınız kendi dertlerin e düşmüşlerdi." Yani diğer bir kısmınızın da korku ve endişeden gözlerini uyku tutmuyord u, hep rahatsız ve huzursuz idiler.

"Haksız yere, Allah hakkında cahiliye devrinde olduğu gibi inanıyorlardı."

Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

"Bir de, kötü bir zan ile zanda bulanan münafık erkeklerl e münafık kadınlar ve müşrik erkeklerl e müşrik kadınları azablandırması için. O kötülük çemberi, tepelerin e indi. Allah, onlara karşı gazablanmış, onları lanetlemiş ve onlara Cehennemi hazırlamıştır. Varacakla rı yer ne kötüdür." (Fetih: 48/6)

"Daha doğrusu siz, Rasulün ve müminlerin ebediyyen ailelerin e dönmeyeceklerini sandınız. Üstelik bu, kalplerin izde süslendi ve kötü zanda da bulundunu z. Siz esasen helak olmuş bir topululuk sunuz." (Fetih: 48/12)

İşte bunların inancı böyleydi. Müşrikler böyle bir anda ortaya çıkınca, bunlar sandılar ki, artık her şey birbirind en ayrılmış ve durum bu andan itibaren onların lehine dönmüştür. İslam ve onun bağlıları artık bozguna uğrayıp darmadağın olmuşlardır. İşte bu durum, şüpheci kimseleri n durumudur . Çünkü onlar, herhangi bir bozguna uğradıklarında, böyle iğrenç durumlara düşerler.

İbn Cureyc'den rivayete göre demiştir ki:

"Abdullah b. Übeyy b. Selul'e şöyle dendi:

"Bugün Hazreçoğulları öldürüldü mü?" O dedi ki:

"Bizim işlerle ilgili bir etkimiz mi var?"

Allame İbnul Kayyım (r.a.) diyor ki:

"Yüce Allah, Uhud Savaşı sırasında müşriklerin, Allah'ın, Rasulünü yardımsız bırakacağı gibi, her şeyden münezzeh olan Allah'a layık olmayan zanlarından, böyle yanlış değerlendirme ve konuşmalarından yücedir, münezzehtir. Onlara göre güya artık bundan böyle Muhammed yardımsız kalacak, davası yok olacak ve Allah onu ölüme ve öldürülmeye terkedece ktir. Kendi zanlarına göre yaptıkları böyle bir yorumla, başlarına gelen şeyin, Allah'ın kazası, kaderi ve hikmeti gereği olmadığına inanarak böylece kaderi ve Allah Rasulünün emrini tamamlama ile dinini bütün dinlere egemen kılma, üstün duruma getirme vaadini inkar ettiler. İşte bu, münafıklarla müşriklerin, Fetih suresinde yer aldığı gibi, Allah hakkında suizanda bulunmala rıdır.

Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

"Bir de kötü bir zan ile zanda bulunan münafık erkeklerl e münafık kadınları ve müşrik erkeklerl e müşrik kadınları azaplandırması için. O kütülük çemberi, tepelerin e indi. Allah, onlara karşı gazablanmış, onları lanetlemiş ve onlara Cehennemi hazırlamıştır. Varacakla rı yer ne kötüdür." (Fetih/48/6) (Zadu'l-Mead, 2/103-106 ve ayrıca İğasetüllehfan)

İşte bu, suizandır ve cahiliye zannıdır. Yani cahilce davrananl arın durumudur . Hak ile ilgisi bulunmaya n bir zandır. Bu, Esma-i Hüsna'ya ve Safat-ı Ulya'ya layık olmayan, tüm ayıplardan beri olan müberra Zat hakkında olmayacak kötü bir zandır. Bir de hikmetine, hamdine, Rububiyet te tekliğine ve ilahlıkta bir tekliğine yakışmayan kötü bir zandır. O'nun sadık va'dine de yakışmayan bir zandır. Çünkü Allah, asla sözünden dönmez. Rasulleri hakkında, onlara yardım edeceğine ve onları yardımsız bırakmayacağına ilişkin geçen kelimeler ine de aykırı bir durumdur. Aynı zamanda O'nun ordularının kesinlikl e üstün geleceğine ilişkin hükmüne de aykırıdır. Kim, Allah hakkında, O, rasulleri ne yardım etmez, onların davalarını sona erdirmez, onları teyid etmez, onların taraftarl arını da desteklem ez, onları üstün kılmaz, düşmanlarına karşı muzaffer kılarak onları galip duruma getirmez diye bir zanna kapılırsa, dinine ve kitabına yardım etmez düşüncesinden hareket ederse, bu kimse şirki tevhide üstün tutanlard andır. Batılı, hakka egemen olacak diye kabullene nlerdendi r. Artık bundan böyle tevhid ortadan kaybolaca k, hak yok olacak ve bundan böyle hiç bir zaman bir daha belini doğrultamayacaktır, diye düşünen bir kimsedir. Kısacası, Allah hakkında kesin manada O'nun Celaline, kemaline, sıfat ve naatlarına yaraşmayacak şekilde kötü zan besleyenl erdendir. Oysaki Allah'ın hikmeti, hamdi, ilahlığı böyle bir durumdan uzaktır, beridir. O, aynı zamanda taraftarl arını rezil ve rüsvay kılmaktan da uzak ve beridir. Sürekli yardım ve istikrar, daimi zafer müşrik düşmanlarının olacaktır diye düşünenler, yanlış hareket eden ve Allah hakkında kötü zan besleyenl erdir. Kim Allah hakkında böyle bir zanna kapılırsa Allah'ı, isim ve sıfatlarının kemalini bilmiyor, tanımıyor demektir. Bu şeylerin Allah'ın kazası ve kaderiyle olmadığı gibi bir inanca sahip olursa, bu kimse Allah'ın, Rububiyet ini, mülkünü ve azametini tanımıyor demektir. Kim de Allah'ın bu şeyleri, hikmeti gereği ve layık olduğu, hamde müstahak olduğu şekilde takdir ettiği inancını inkar ederse, bunların hiçbir hikmet ve matlub bir gaye olmaksızın meydana geldiğine inanırsa, bu da Allah'ı tanımıyor demektir. Oysa hoşa gitmeyen bu şeylerin tümü bir hikmet gereği ilahi takdirde olmuştur. Bunlar hoşa gitmese de sonuçta istenen ve sevilen bir şeye varır. Allah hiçbir şeyi boşuna yaratmamış, takdir etmemiştir. Hiçbir şeyi abes olarak da yaratmamış ve dilememiştir.

Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

"Andolsun Allah, elçisinin gördüğü rüyanın hak olduğunu doğruladı. Eğer Allah dilerse, mutlaka siz Mescidi Haram'a güven içinde, saçlarınızı tıraş etmiş, (kiminiz de) kısaltmış olarak (ve) korkusuzc a gireceksi niz. Fakat Allah, sizin bilmediğinizi bildi, böylece bundan önce size yakın bir fetih nasip etti." (Fetih: 48/27)

İnsanların bir çoğu Allah hakkında kötü zan beslerler . Bu, onların kendileri ne ait bir özelliktir, başkası hakkında zanda bulunmala rıdır. Böyle kötü bir durumdan ancak, Allah'ın, isim ve sıfatlarını, birde Allah'ın hikmetini n gereğini, hamdini hakkıyla bilebilen ler kurtulabi lirler. Kim de Allah'ın rahmetind en umudunu keserse, Allah'ın, ihsan ve ihlaslarına rağmen velilerin e azap etmesini caiz görürse, bunlarla Allah düşmalarını eşit tutarsa, Allah hakkında kötü zan beslemiş olur. Kim, Allah'ın, yarattıklarını başı boş olarak yarattığına, onlara emir ve nehiy adına birşey göndermediğine, onlara rasuller göndermediği gibi, kitap ta indirmediğine, onları adeta hayvanlar gibi başıboş bıraktığına inanırsa, Allah hakkında kötü zan beslemiş olur. Kim Allah'ın,ölümlerinden sonra kullarını sevap ve ikab bakımından hesaba çekmek için ahirette toplamaya cağını, iyilik yapanı iyilikler ine göre, kötülük yapanı da kötülüğüne göre hesaba çekip cezalandırmayacağını sanırsa, aynı zamanda, Allah'ın, kullarına ihtilaf ettikleri şeyleri açıklamadığına ve tüm alemdekil ere bunun doğruluğunu ve rasulleri nin doğruluğunu haber vermediğine inanır ve Allah düşmanlarının yalancı olduklarını Allah'ın açıklamadığına inanırsa, Allah hakkında kötü zan beslemiş olur. Yine kim, Allah'ın salih amelleri zayi edip boşa çıkardığını, özellikle emre bağlı kalınarak samimi şekilde işlenen amelleri hiçe saydığını, hiçbir sebep yokken kulun salih amellerin i iptal ettiğini kabulleni rse, aynı şekilde kulun dahili ve ihtiyarı olmayan şeylerde, gücü yetmeyen hususlard a, iradesi dışında meydana gelen hususlard a cezalandırılacağını veya Allah'ın (c.c), onu işlemediği fiili sebebiyle cezalandıracağını kabulleni rse, bu kimse de Allah hakkında kötü zan beslemiş olur. Yine kim, Allah'ın, nebi ve rasulleri ni mucizeler le destekled iği gibi, yalancı düşmanlarını da bu şekilde teyid etmesinin caiz olduğuna, kullarını saptırmak için bunların elleriyle de bu gibi şeyleri meydana getirebil eceğine itikat ederse, aynı şekilde Allah hakkında suizanda bulunmuş olur. Hatta böyle yalancıların yaptığı her bir şeyi güzel olarak kabul eder, ömrünü Allah'a taat yolunda tüketen bir kimsenin cezalandırılarak Cehenneme; hem de Esfel-i Safilin'e atılmasının Allah için güzel bir şey olduğuna inanırsa, yine Allah hakkında kötü zan beslemiş olur. Kişi her iki durumu da iyilik açısından aynı kabul ederse, bunlardan birinden sakınmanın ya da diğerine düşme tehlikesi nin ancak sadık haberle anlaşılabileceğine inanmazsa, aksi takdirde akıl bu iki durumdan birinin kötülüğüne, diğerinin de iyi ve güzel oluşuna hüküm ve karar veremez derse, bu da Allah hakkında kötü zan beslemiş olur.

Kira Allah'ın zahiri manada kendi zatından, sıfatlarından ve fiillerin den verdiği haberler batıldır, teşbihtir ve temsildir diye zanna kapılır ve haber verilmeye n anlamda hakkı terkeder, sadece hiç ilgisi olmayan bir takım remiz ve işaretlere takılır, bir takım bulmacalı şeyler peşinden koşarsa, sürekli, Allah'ın hiç açıklamadığı, alakasız manalarla bir takım teşbih, temsil ve batılları açıklar durumda olursa, Allah (c.c), yarattığı kullarından hep akıl, zihin ve düşünme güçlerini Allah'ın Kelamını tahrif, yerinden değiştirme ve olmayan tevillerl e yormalarını istemiştir diye kabulleni rse. Allah hakkında sui zanda bulunmuş olur. Bütün bunları hiç ilgi ve alakası olmayan ve hoş ta olmayan, bulmaca türünden nahoş şeyler olarak kabul eder ve değerlendirirse, daha çok keşif ve ayan yoluyla bunlara benzer şeylerin peşinden koşarsa, Allah'ın isim ve sıfatlarını Kitapta belirtild iği gibi almayıp, bunları aklıyla ve kendi görüşüyle bilebilec eğini iddia eder ve kendi hitap ve konuşmalarına göre, kendi dillerinc e bilinen bir manayla yorumlars a, hakkı açık bir şekilde, olması gerektiği gibi sarahatle ortaya koymayıp, birtakım batıl inanç ve lafızlarla hereket eder de, hidayetin ve açık beyanın hilafına davranırsa, Allah hakkında sui zan beslemiş olur.

Eğer bu düşüncedeki bir kimse, Allah'a, selefin açıkça ortaya koyduğu gibi sarih ve net bir lafızla hakkı ortaya koymaktan acizlik isnad ederse, bu kimse Allah'ın kudretine acizlik zannında bulunmuş olur. Eğer kadirdir fakat açıkça ortaya koymamıştır. Hakkı açıkça ortaya koymak yerine zan uyandıracak, vehmedile cek bir şekilde beyan ederek hakkı anlamalarını zorlaştırmıştır ve fasit inanca düşmelerine sebep olmuştur derse, Allah'ın hikmeti ve rahmeti hakkında suizanda bulunmuş olur.

Kim, hak ve hidayetin Allah'ın ve peygamber in değil, bunların kendi sözlerinde olduğunu, kendi ifadeleri nde bulunduğunu savunursa, Allah'ın kelamının zahirine bakıldığında bunda teşbih, temsil ve dalalet vardır, bu anlaşılır der ve şaşkınların, ruhsuzların sözleri bizzat hidayetti r, haktır diye iddia eder ve inanırsa, böyle bir zanna kapılırsa Allah hakkında en kötü bir şekilde sui zanda bulunmuş olur.

Bütün bu kimseler; yani Allah hakkında kötü zan besleyenl er, cahiliye düşüncesiyle hakkın dışındaki bir zanna kapılanlar, gerçekten Allah hakkında sui zanda bulunmuş olurlar.

Kim, Allah'ın, mülkünde dileyemed iği ve yaratmasında kadir olmadığı şeylerin varlığına inanmak gibi bir zanna kapılırsa, Allah hakkında kötü zan beslemiş olur.

Kim, Allah ezelden ebede dek herhangi bir iş işlemekten muattaldır derse, bu durumda Allah bir işe kadir olmaz, fakat sonradan kadir olur, yani önce kudretsiz ken sonradan kudret sahibi olmuştur derse, Allah hakkında kötü zan beslemiş olur.

Kim Allah işitmez, duymaz, görmez, var olanları bilmez, semaların adedini, yıldızların sayılarını, Ademoğullarının hareket ve fiillerin i bilmez, kainatta var olan şeylerden hiçbir şeyi bilmez der ve buna inanırsa, Allah hakkında kötü zan sahibi demektir.

Kim Allah'ın işitmesi, görmesi, ilmi ve iradesi yoktur, kendisiyl e kaim bir kelamı da yoktur, Allah, kullarından hiçbir kimseyle konuşmadı ve ebediyyen de konuşmaz, ne bir şey dedi, ne de diyecek, kendisiyl e kaim olan ne bir emri ve ne de bir nehyi vardır diye inanır ve böyle bir zanna sahip olursa, Allah hakkında kötü zan sahibi demektir.

Kim Allah'ın, göklerin üstünde, Arş'ının üzerinde halkından ayrı olmadığını zanneders e, Allah'ın zatının Arş'ına nisbetini n, tıpkı bunun aşağıların aşağısına nisbeti gibi olduğuna inanırsa, üzerinde Allah'ın zikredilm eyeceği yerler isnad ederse, Allah en üstün olduğu gibi en aşağı da olabilir diye bir zanna sahip olursa, 'Sübhane Rabbiyel Esfel (En aşağılarda olan Rabbim) ifadesi tıpkı Sübhane Rabbiyel Ala gibidir' derse, Allah hakkında en olmayacak çirkin bir zanna ve adice bir sanıya sahiptir, demektir.

Kim Allah, imanı, taatı ve ıslahı sevdiği gibi küfrü, fasıklığı, isyan ve fesadı da sever diye zanneders e, bununla Allah hakkında kötü zan beslemiş olur.

Kim Allah hakkında, sevmez ve hoşnut kalmaz, rıza göstermez, gazaplanm az, öfkelenmez, dost olmaz, velayet göstermez, düşman olmaz, düşmanlık göstermez, yarattıklarından hiçbirine yakın olmaz diye düşünür ve zanneders e, şeytanların yakınlık itibariyl e Allah'ın zatına, tıpkı mukarreb melekleri n ve felaha eren velilerin yakınlığı gibi olduğunu zanneders e yine Allah hakkında sui zanda bulunmuş olur.

Kim, Allah iki zıt şeyi eşit, veya her yönüyle birbirler iyle denk olan iki şeyi farklı değerlendirir; mesela uzun bir ömrü halis bir şekilde ibadet ve taatle geçirmiş bulunan bir kimsenin tek bir büyük günahı yüzünden tüm amellerin i boşa çıkarır ve sırf o büyük günahı yüzünden onu ebediyete dek Cehennemd e bırakır, tüm amellerin i boşa çıkarır, taatini hiçe sayar, tıpkı göz açıp kapayıncaya dek geçecek bir zaman kadar dahi iman etmemiş bir kimsenin ebedi Cehennem azabında kalacağı gibi, bu bir tek büyük günah işleyeni de ebedi azapta bırakır diye inanırsa, bunu da tıpkı ömrünün tamamını Allah'ın rasulleri ne ve dinine düşmanlıkla, kızgınlıkla geçirenlerle aynı olarak görürse, yine Allah hakkında kötü zan sahibi olmuş olur.

Kim Allah'ın çocuğunun ya da ortağının bulunduğuna veya Allah izin vermeden de katında herhangi birinin şefaat edebileceğine, ya da kendisiyl e yarattıkları arasında aracı edinilebi leceğine, bunların, halkının ihtiyaçlarını Allah'a bildirece klerine inanırsa veya Allah'a yaklaşmak için, Allah'tan başkalarının; örneğin velilerin putlarının dikilebil eceğine ve bunlarla Allah'a ulaşılacağına inanırsa, bu putları Allah ile kullar arasında aracı kılarsa, bunlara dua edip çağırır, bunlardan beklenti içinde olur, bunlardan korkarsa Allah hakkında en çirkin ve olmayacak kötü bir zanna kapılmış olur.

Kim Allah katındaki nimetlere kul, isyanıyla ve Allah'a karşı muhalefet iyle de olsa ulaşır, tıpkı taatıyla ve ibadetler iyle yaklaşması gibi, diye bir zanda bulunursa, işte bu zannıyla Allah'ın hikmetini n ve isim ve sıfatlarının hilafına düşünmüş olur ki, bu da sui zandır.

Kim Allah hakkında, Allah'ın, kendisi için bir şeyi terkeden kuluna bunun yerine çok daha hayırlısını vermeyeceğine veya bir şeyi Allah için işleyene, bundan ötürü daha efdalini vermeyeceğine dair bir zanna kapılır, böyle bir inanca sahip olursa, suizan yapmış olur.

Kim Allah'ın, tamamen suçsuz olduğu halde kuluna gazabta bulunacağına, onu cezalandırıp mahrum bırakacağına, kulunu hiçbir sebep olmaksızın sadece mücerred meşieti ve iradesiyl e cezalandıracağına inanırsa, Allah hakkında suizan yapmış olur.

Kim, Allah'ın, kendisini rağbet ve rehbet anlarında tasdik eden, tazarruda bulunan, O'ndan yardım dileyen ve ona tevekkül eden, kulunun umutlarını boşa çıkaracağını, ona hiç bir istediğini vermeyeceğini kabul ederse, Allah hakkında sui zanda bulunmuş, O'nun hakkında layık olmadığı yanlış bir zanna sahip olmuş olur.

Kim, kul itaat ettiği zaman Allah'tan sevap aldığı gibi, isyanı halinde de aynen sevap alır, Allah dualarında kendisind en isteyene verdiği gibi, aksi davranışta olanlara da aynen ikramda bulunur diye inanırsa, bu kimse Allah'ın hikmetini n ve hamdinin gerektird iğinin aksine ve O'na layık olmayacak şekilde bir zanda bulunmuş ve işlemeyeceği bir şeyi O'na isnad etmiş olur.

Kim Allah'ı kızdırdığı, O'nun öfkesini çektiği, masiyetle r içine düştüğü zaman Allah'tan başka; örneğin meleklerd en, beşerden vb. ölü ya da diri kimselerd en veliler edinip bunlardan umutvar olduğu taktirde, bunlar sayesinde Allah katında fayda sağlayacağını ve azaptan kurtulacağını kabul ederse, Allah'a sui zanda bulunmuş olur.

Allah'ın kendileri ni koruduğu kimseleri n dışında, halkın tamama yakın bi kısmı Allah hakkında hak ile alakası olmayan zanlara kapılır ve böylece sui zanda bulunurla r. Ademoğullarının çoğu haktan yoksun ve bundan nasibi az olan kimselerd ir. Allah'ın, kendileri için dilediğinin ve verdiğinin üstünde bir hak sahibi oldukları zannına kapılır ve hal diliyle şöyle derler:

"Rabbim bana zulmetti ve benim hakkım olanı bana vermedi, kendisi de bizzat bunu bilip durmaktadır."

O diliyle bunu inkar eder, bunu açıkça söyleme cesaretin i kendinde bulamaz. Kim kendisini şöyle bir kontrol eder, ne durumda olduğunu bir incelerse, bütün bunların tıpkı çakmak taşında ateşin gizli olup görünmediği gibi içinde gizli olduğunu görür. Yeterki sen bir çakmak taşını çakıver, hemen o içindeki kıvılcımını sana gösteriverir. Bu açıdan sen bir kez kontrol et de, nasıl kader noktasında inatçılığa sapmakta ve kaderi kötüleyip durmakta, dolayısıyla cereyan edenin hilafına bir şeyler göstermeye gayret etmektedi r. Bunun için de "Bu işin mutlaka şöyle şöyle olması gerekir" diye az veya çok bir şeyler söyler durur. Şimdi bu defa kendini bir kontrol et de, gör bakalım, sen kendini bundan kurtarmış mısın?

Eğer bundan biri kurtulaca k olursa bu ancak büyük azamet sahibi biridir.

Aksi takdirde senin için bir kurtuluştan söz edilemez.

Kendi kendine öğüt veren akıl sahibi kişi, mutlaka bu konuya gereken titizliği gösterir, Allah a her an tevbe eder ve mağfirette bulunur. Rabbi hakkında sui zan sahibi olan kimse, asıl kendi nefsine sui zanda bulunsun. Sui zan, kötülüğün ve her tür fenalığın kaynağıdır ki bunlardan biri kopkoyu bir cehalet biri de zulümdür. Bunun için, Ahkemul hakimin olan Allah hakkında sui zanda bulunacağına, kendi nefsinin sui zanda bulunulma ya daha layık olduğunu öğrensin. Çünkü adiller adili, Erhamurra himin olan, hiçbir şeye muhtaç olmayıp her an hamde layık olan Allah için böyle bir davranışta bulunmak doğru olmaz. Kamil manada zenginlik, hamd ve hikmet sadece Allah'ındır, Allah zatı ve sıfatları bakımından her tür kötülüklerden münezzehtir, tüm fiilleri belli bir hikmete binaendir, maslahat gereğidir, rahmet ve adalettir . O'nun tüm isimleri Esmai Hüsna'dır.

Rabbin için sui zanda bulunma.

Allah en güzele layıktır.

Nefsin adına asla iyilik düşünme

Zalim, cani ve cehul bir nefis için bu olur mu!

De ki: "Ey nefsim, tüm kötülüklerin kaynağı sensin

Cimri bir ölüden hayır mı bekler durursun?"

Nefsin için sui zanda bulun, bak bunu göreceksin

İşte bu ve onun tüm hayrı adeta olamaz gibidir.

Sende ne bir hayır ve ne de bir takva olabilir

Bunların hepsi Celil Rabbin hibelerid ir.

Sakın, nefsin bir etkisi ve ondan olan bir şey yoktur.

Ne varsa hepsi Rahman'dandır. Delil açısından O'na şükret."

İbn Cerir tefsirind e:

"Bir de, kötü bir zan ile zanda bulanan münafık erkeklerl e münafık kadınlar ve müşrik erkeklerl e müşrik kadınları azablandırması için. O kötülük çemberi, tepelerin e indi. Allah, onlara karşı gazablanmış, onları lanetlemiş ve onlara Cehennemi hazırlamıştır. Varacakla rı yer ne kötüdür." (Fetih:48/6)

Ayetiyle ilgili olarak diyor ki:

"Allah hakkında zanda bulunmak demek, Allah'ın, kendisine yardım etmeyeceğine, iman ehline de düşmanlarına karşı yardımda bulunmaya cağına inanmak demektir. Allah'ın, kelimesin i üstün kılmayacağına, onu kafirleri n tüm sistemler i üzerinde yüceltip egemen kılmayacağına inanmaktır. İşte bu ayette burada söz konusu edilen kötü zan bu demektir.

Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

Allah, hakkında böylesine sui zanda bulunan münafık erkekler ve münafık kadınlar ile müşrik erkekler ve müşrik kadınlar aleyhine olacak şekilde durumları değiştirecek, bunu onların başına geçirecektir. Yani azap dönüp dolaşıp bunların başına gelecekti n

Aynı zamanda Allah'ın gazabı ve laneti de bunlaradır ve bunlar, Allah'ın rahmetind en en uzak olacak olanlardır. Allah, Kıyamet Gününde bunlar için içine atılacakları Cehennemi hazırlamıştır ki, gidiş yeri olarak burası onlar için ne kötüdür. Buraya söz konusu münafık erkeklerl e münafık kadınlar ve müşrik erkeklerl e müşrik kadınlar gidecekle rdir.

İmad İbn Kesir (r.a.) Fetih Suresinin 6. ayetiyle ilgili olarak şöyle demiştir:

"Rasululla h (s.a.v.) ve ashabının tümüyle öldürülüp yok olmaları hususunda suizanda bulunanla r, Allah'ın bu hükmü sebebiyle töhmet altında kaldılar. Allah (c.c.) bunlar için:

"Müslümanlar için bekledikl eri kötülük çemberi başlarına gelsin" buyurmuştur." Bir başka ayetin manasında da tıpkı İbn Cerir'in tefsiri gibi yorum getirilmiştir.