1. This site uses cookies. By continuing to use this site, you are agreeing to our use of cookies. Learn More.

İlmi Konu Caiz Ve Şirk Olan Tevessul, Istiğase Ve Şefaat

Konu, 'Tevhid' kısmında ABDULHAK tarafından paylaşıldı.

  1. cavitalperen

    cavitalperen Islam-TR Üyesi Kullanıcı

      
    lütfen gayibul rical hakkındaki bu hadislere bir cevap yazarmısınız..
    Şu aptal vezninde olan (abdal) değil de, ensâr kalıbındaki (Ebdâl) hadîsleri hakkında söylenenleri bir bir ortaya koyarak eleştiriye tâbi tutsaydınız ya? Büyük bir Muhaddis ve Müctehid olan Ahmed İbnü Hanbel’in -kuvvetli görüşe göre- makbûl bulduğu ve eserine koyduğu bir rivâyete birilerinin büyüklüğüne güvenerek i'timâd etmesi, sizin mesnedsiz ve körü körüne inkârınızdan daha mı az entelektüel bir tavır ve donanımdır?
    Evet, şu hadîsler hakkında İmâm Hâfız Süyûtî, Allâme Fakîh İbnü Âbidîn ve başkalarının müstakil birer eseri, Hâfız Zebîdî’nin de İthâf’daki uzunca tahrîc ve ma’lûmatı bulunmasının yanında, hadîs âlimlerinin başka ince eleyip sık dokumaları da vardır. Ama sizin işiniz ilmî bir tenkîd değil, hezeyân eksenli gelişi güzel bir şübhe uyandırma ameliyesinden ibâret…


    Bir başka münasebetle yazdığımız (Ebdâl) bahsinin büyük bir kısmını buraya almak istiyoruz:
    Bazı velilere, (Ricâlü'l-Ğayb) (veya (Ğâib Erenler)) isminin veriliş sebebi, insanların çoğunun onları bilmemesi ve tanımamasıdır.[7] Yoksa rûhânîlere karışıp cisimliklerini kaybetmeleri, latîf ve rûhânî bir vasfa sâhib hâle gelmeleri değildir.

    Kutub, Ebdâl, Evtâd, Nücabâ, Nukabâ ismi verilen Allah celle celâlühû'nun bir takım büyük velîlerinin hepsinin veya bir kısmının varlıkları, sayıları, yerleri, vasıfları, vazifeleri ve haklarında gelen rivâyetler husûsunda müstakil eser veren veya eserlerinde söz söyleyen, müfessir, muhaddis, fakih ve akâid âlimlerinden bir nebze bahsedelim:

    Benim bildiğim, bu husûsta müstakil olarak, tasnîf edilen ilk eser, müfessir, muhaddis ve -kimilerince- müçtehid imâm Süyûtî’nin Ebdâl hakkındaki el-Haberu'd-Dâll isimli risâlesi, sonra, müfessir, muhaddis, fakih ve akaid âlimi İmam Aliyyu'l-Kârî’nin el-Ma'dinü'l-Adenî fî Uveysi'l-Karenî ile büyük fakih Allâme İbn-i Abidîn’in, İcabetü'l-Ğavs Fî Beyâni Hâli'n-Nükabâ ve'n-Nücebâ ve'l-Evtâd ve'l-Ğavs isimli risaleleridir. Ayrıca büyük Muhaddis, fakîh ve lüğavî/lügatçı Allâme Zebîdî, İhyâ şerhi el-İthâf’da bu husûsu bir hadîsçi olarak tahlîl etmiştir. Biz burada, -inşâellah- İmâm Süyûtî, ve daha çok İbnü Âbidîn'in risalelerinden ve Zebîdî’den istifâde ederek mes'eleyi hulâsa etmeye çalışacağız..
    ---------------------------------------------
    (Dördüncü Fasıl)
    Ebdâl Hadîslerinden Birkaçı
    ---------------------------------------------
    Hâfız Zebîdî şöyle diyor:
    Bilesin ki Ebdâl hadîsi Sahâbe radıyellâhu anhum’dan bir cemâattan Merfû’ ve Mevkûf olarak rivâyet edilmiştir. Enes İbnü Mâlik, ‘Ubâde İbnü’s-Sâmit, Abdullâh İbnü Ömer, Alî İbnü Ebî Tâlib, Abdullah ibnü Mes’ûd, Avf İbnü Mâlik, Ebû Hureyre ve Muâz İbnü Cebel radıyellâhu anhum onlardandır.
    ---------------------------------------------
    Merfû’ Rivâyetler
    ---------------------------------------------
    (Bir): Enes Radıyellâhu Anhu’nun Hadîsi…

    Onun değişik lafızlarla tarîkleri vardır:

    Birincisi: Hallâl’in Kerâmâtü’l-Evliyâ ve Deylemî’nin Müsnedü’l-Firdevs’de şu lafızla rivâyet ettikleri hadîs: (Ebdâl kırk adam kırk kadındır. Her ne zamân bir adam ölse Allah onun yerine başka bir adam getirir. Her ne zaman da bir kadın ölse Allah onun yerine bir kadın getirir..)

    İkincisi: Taberânî’nin el-Evsat’daki rivâyeti: (Yer yüzü Halîlü’r-Rahmân gibi kırk adamdan asla boş kalmayacaktır. İnsanlara onlar sebebiyle yağmur yağdırılacak ve onlar sebebiyle yar dım edilecektir. Onlardan bir adam ölse Allah onun yerine bir başkasını getirir.)
    Bu hadîsin isnâdı Hasen’dir.

    Üçüncüsü: İbnü ‘Adiyy’in el-Kâmil’indeki şu lafız ile gelen rivâyeti: (Büdelâ kırk adamdır. Yirmi ikisi Şâm’da, on sekizi de Irâk’dadır. Her ne zamân Onlardan biri ölürse, Allah celle celâlühû bir başkasını O’nun yerine getirir. Emir geldiği zaman da hepsinin rûhu alınır. O za mân da kıyâmet kopar.)

    Bunu bir de Hakîm-i Tirmizî Nevâdiru’l-Usûl’de ve Hallâl Kerâmâtü’l-Evliyâ’da rivâyet etmişlerdir.
    Dördüncüsü: (Şübheniz olmasın ki, Ümmetimin Büdelâ’sı cennete namazla da girmedi Orucla da girmedi. Lâkin Onlar cennete gönül cömertliği, kalb selâmeti ve mü’minlere nasîhat etmekle girdiler.)
    Bunu, Dârekutnî Kitâbu’l-Ecvâd’da, İbnü Lâl, Mekârimu’l-Ahlâk’da rivâyet etmişlerdir. Bunu, Harâitî, Mekârimü’l-Ahlâk’da benzer bir lafızla Ebû Saîd’den rivâyet etti….

    (İki): ‘Ubâde İbnü’s-Sâmit Radıyellâhu Anhu’nun Hadîsi…
    Onun lafzı şudur: (Bu Ümmette Ebdâl kalbleri İbrâhîm Halîlürrahmân’ın kalbi gibi olan otuz adamdır. (Onlardan) her ne zaman bir adam ölürse Allah celle celâlühû Onun yerine bir başka adamı getirir.)
    Bunu Ahmed (İbnü Hanbel), Hakîm(-i Tirmizî) ve Hallâl, Kerâmâtü’l-Evliyâ’da rivâyet etmişlerdir ve isnâdı Hasendir. Heysemî şöyle demiştir: Ahmed İbnü Hanbel’in Abdü’l-Vâhid İbnü Kays dışındaki râvîleri Sahîh’in râvîleridirler. Abdü’l-Vâhid’i ‘İclî ve Ebû Zür’a sağlam, diğerleri de zayıf bulmuşlardır….

    Ahmed (İbnü Hanbel) ve Hallâl -ki bu Taberânî’nin el-Kebîr’indedir- şu lafız ile rivâyet ettiler: (Ümmetim içinde devâmlı otuz kişi bulunur. Onlarla yeryüzü ayakta durur; onlarla (insanlara) yağmur yağdırılır, onlarla insanlara yardım edilir.)

    (Üç): Abdullah İbnü Ömer Radıyallâhu Anhumâ’nın Hadîsi:
    Onu Taberânî, el-Kebîr’de ve Ebû Nüaym, el-Hilye’de senedleriyle Abdullah İbnü Ömer radıyellâhu anhumâ yoluyla Resûlüllâh sallallâhu aleyhi ve sellem’den rivâyet ettiler: (Her asırda Ümmetimin hayırlıları beş yüz kişidir. Ebdâl kırk kişidir. Ne beş yüz kişi ne de kırk kişi eksilmez. Her ne zamân bir adam ölürse Allah celle celâlühû onun yerine beş yüz kişiden birini getirir. )

    Bunu bu şekilde İbnü ‘Asâkir de rivâyet etmiştir. Hallâl’in bir lafzında da şöyle gelmiştir: (Allah celle celâlühû’nun kendileriyle yer yüzünü koruduğu kırk kişi her zaman bulunur. Her ne zaman bir adam ölürse, Allah celle celâlühû onun yerine yer yüzünün tamâmında en sondakilerini getirir.)
    (Dört): Alî İbnü Ebî Tâlib Radıyellâhu Anhu Hadîsi

    O şu lafızla rivâyet edilmektedir: (Ebdâl mütenattı’, bid’atçı, müteammık (Şerîat’in istemediği bir şekilde meseleleri derinleştiren) ve kendilerini beğenmiş olmayan altmış adamdır. Onlar ulaştıkları(makamlar)a ne namaz, ne oruc ve ne de sadaka çokluğu ile ulaşmadılar. Lâkin onlar, gönül cömertliği, kalb selâmeti ve imâmlarına nasîhatleri yüzünden (o makâmlara) ulaştılar. Ey Ali!.. Onlar Kibrît-i Ahmer’dendirler. (Veya “azdırlar”) )

    Bunu, İbnü Ebî’d-Dünyâ, Kitâbu’l-Evliyâ’da ve Hallâl, Kerâmâtü’l-Evliyâ’da rivâyet etmişlerdir.
    Ahmed İbnü Hanbel, el-Müsned’inde İbnü ‘Ubeyd’den rivâyet ediyor: Irâk’dayken Ali radıyellâhu anhu’nun yanında Şamlılardan söz edildi ve onlara lâ’net et ey Mü’minlerin Emîri dediler. Bunun üzerine O, şöyle dedi: Hayır dedi. Çünki ben kesinlikle Resûlüllâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in şöyle demekte olduğunu işittim: (Büdelâ) Başka bir lafızda da, (Ebdâl Şam’da olacaklar. Onlar kırk adamdır. Her ne zaman bir adam ölürse Allah celle celâlühû onun yerine bir adam getirir. Onlarla yağmur yağdırılır. Onlarla düşmanlara karşı yardım edilir. Onlarla Şam halkından azâb defedilir.)

    Bu hadîs’in râvîleri -Şüreyh hâric- Sahîh’in râvîleridir. O da sikadır/sağlamdır. Bunu, onu aşan yoldan Taberânî ve Hâkim de rivâyet etmişlerdir.

    (Beş): Abdullâh İbnü Mes’ûd Radıyellâhu Anhu’nun Hadîsi:
    ([Allah celle celâlühû’nun, yaratılmışların arasında kalbleri âdem aleyhisselâmın kalbi gibi üç yüz kulu vardır. Allah celle celâlühû’nun, yaratılmışlar arasında kalbleri Mûsâ aleyhisselâm’ın kalbi gibi kırk tane kulu vardır. Allah celle celâlühû’nun yaratılmışların arasında, kalbleri Mikâil aleyhisselâm’ın kalbi gibi yedi kulu vardır. Allah celle celâlühû’nun, kalbleri Azrâîl aleyhisselâm’ın kalbi gibi beş kulu vardır. Allah celle celâlühû’nun kullar içinde kalbleri Cibrîl aleyhisselâm’ın kalbi gibi olan üç kulu vardır. Allah celle celâlühû’nun kullar içinde kalbi İsrâfîl’in kalbi gibi bir kulu vardır. Bir ölünce Allah celle celâlühû onun yerine Üç(ler)den birini getirir. Üç(ler)den biri ölürse Allah celle celâlühû onun yerine Beş(ler)den birini getirir. Beş(ler)den biri ölürse Allah celle celâlühû onun yerine Yedi(ler)den birini getirir. Yedi(ler)den biri ölürse Allah celle celâlühû onun yerine Kırk(lar)dan birini getirir. Kırk(lar)dan biri ölünce Allah celle celâlühû onun yerine Üç Yüz(ler)den birini getirir. Üçyüz(ler)den biri ölünce de Allah celle celâlühû onun yerine avâmdan/sıradan mü’minlerden birini getirir. Allah celle celâlühû onlarla diriltir onlarla öldürür, onlarla yağmur yağdırır, onlarla (nebâtâtı/biten şeyleri) bitirir ve onlarla belâları savar.] İbnü Mes’ûd radıyellâhu anhu’ya, Onlarla nasıl diriltir ve öldürür? dediler. (O da) şöyle dedi: Çünki onlar Allah celle celâlühû’dan Ümmet’in çoğalmasını isterler de çoğalırlar; zorba idârecilere beddüâ ederler de helâk olurlar; yağmur isterler de onlara yağmur yağdırılır. Onlar isterler de yeryüzü onlara yağmur yağdırır; düâ ederler de onlardan çeşitli belâlar savulur.)[8]

    (Altı): Avf İbnü Mâlik Radıyellâhu Anhu’nun Hadîsi:
    Onu Taberânî ve İbnü Asâkir şu lafızla rivâyet etmişlerdir: (Ebdâl Şâm halkı içindedir. Onlarla yardım görürler ve onlarla rızıklandırılırlar.)
    (Yedi): Ebû Hureyre Radıyellâhu Anhu’nun Hadîsi:
    Onu İbnü Hibbân Târîh’nde şu lafızla rivâyet etti: (Yer Yüzü İbrâhîm Halîlürrahmân gibi Otuz kişiden aslâ boş kalmayacaktır. Onlarla âfiyet bulurlar; onlarla rızıklandırılırlar; onlarla kendilerine yağmur yağdırılır.)[9]
    İsnâdı Hasendir.
    (Sekiz): Muâz İbnü Cebel Radıyellâhu Anhu’nun Hadîsi:
    Onu Ebû Abdurrahmân es-Sülemî, Sünenü’s-Sûfiyye’de ve Deylemî şu lafızla rivâyet ettiler: (Üç şey vardır ki onlar kimde bulunursa o, Ebdâl’dendir….)
    -------------------------------------------
    Mevkûf Rivâyetler
    ---------------------------------------------
    Ali radıyellâhu anhu’dan Mevkûf olarak şu lafızla bir rivâyet yapılmıştır: (Şam halkının tamâmına hakâret etmeyiniz. Zîrâ içlerinde Ebdâl vardır.) Bunu üç defa söyledi.

    Bu haberi Abdurrezzâk rivâyet etti. Onu Abdurrezzâk yoluyla Beyhakî Delâil(ü’n-Nübüvve)’de rivâyet etti. Hattâ onu Hâkim el-Müstedrek’de kendi sözü olarak rivâyet etti ve Sahîh olduğunu söyledi. Hepsi onu Abdullah İbnü Safvân yolundan Ali radıyellâhu anhu’dan rivâyet ettiler. Ziyâ (el-Makdisî) el-Muhtâre’de bu rivâyetin sahîh olduğunu söyledi.

    Hâkim’in lafzı şöyledir: (Şâm halkına hakâret etmeyiniz. İçlerinde Ebdâl vardır.) Bunu, Taberânî el-Evsât’da ve İbnü Asâkir Târîh(-i Dimeşk)’de Ali hadîsinden Merfû’ olarak rivâyet etmişlerdir.
    ---------------------------------------------
    Mürsel Rivâyetler
    ---------------------------------------------
    Bir: Ebû Dâvûd’un el-Merâsîl’inde ve Hâkim’in el-Künâ’sında Atâ İbnü Ebî Rebâh’dan yaptıkları rivâyettir: (Ebdâl Mevâlîdendirler)
    Hâkim, (Mevâlî’ye de ancak bir münâfık buğzeder.) Senedinde Ricâl İbnü Sâlim vardır ki, münkeru’l-hadîsdir.

    İki: İbnü Ebî’d-Dünyâ’nın Kitâbu’l-Evliyâ’da Bekr İbnü Huneys’den ettikleri rivâyettir: (Ümmetimin Ebdâl’inin alâmeti, hiçbir şeye ebediyyen lâ’net etmemeleridir.)
    Sehâvî, o, Mu’dall/ortasından iki râvî düşen Merfû’ bir rivâyettir, dedi.
    -------------------------------------------
    Eserler
    -----------------------------------------
    (Hâfız Zebîdî) Bunlar çoktur (dedikten sonra bir çoklarını zikretti ve devâmla şöyle dedi:)
    İbnü’l-Cevzî, Ebdâl hadîslerini el-Mevdûât’da getirdi ve onları teker teker cerh etti. O’nu Süyûtî ardınca tenkîd etti ve Ebdâl hadîslerinin Sahîh olduğunu, dilersen Mütevâtir olduğunu da diyebileceğini söyledi ve sözü (faydalı bir şekilde) uzattı. Sonra da şöyle dedi: Böylesi bir haber Ma’nevî Tevâtür haddine varmıştır. Öyle ki, zarûreten Ebdâlin var olduğuna kesin inanılır. (Süyûtî’nin sözü son buldu.)

    Hâfız İbnü Hacer rahimehullah, Fetâvâ’sında, Ebdâl birçok haberlerde gelmiştir ki, kimisi Sahîhdir; kimisi de Sahîh değildir. Kutb bazı eserlerde gelmiştir. Ğavs da Sûfiyye arasında söhret bulduğu vasfıyla sâbit değildir, dedi. (İbnü Hacer’in sözü bitti.)

    Bununla (bütün bu rivâyetler ve şu fetvâ ile) İbnü Teymiyye’nin Ebdâl lafzı ne sahîh ne de zayif bir haberde gelmemiştir; ancak munkatı’ bir haberde gelmiştir şeklindeki iddiâsının bâtıl olduğu ortaya çıkmıştır. Keşke O, görmediğini söyleseydi. Aksine O, (Bu lafzın) var olduğunu inkâr etti ve var olduğunu iddiâ edenleri yalanladı. Bu haberlerin tamâmının zayıf olduğu farz edilse bile, zayıf hadîsin, yollarının çokluğu ve onu rivâyet edenlerin birden fazla olmakla kuvvetleneceği inkâr edilemez.[10] (Zebîdî’den Nakil Son Buldu)
    İbnü Âbidîn de risâlesinde bunlardan bir kaçını zikretti:

    Bir: “Ebdâl, bu Ümmet’te otuz adamdır… (Onlardan) her ne zaman bir adam ölürse, Allah celle celâlühû O'nun yerine (başka) bir adam getirir.”[11]

    İki: “Ebdâl, bu Ümmet’te otuz adamdır; yeryüzü onlarla ayakta durur, onlarla size yağmur yağdırılır, onlarla yardım görürsünüz.”[12]

    Üç: “Ebdâl, Şamlılar arasındadır; onlarla (düşmanlara karşı) yardım görürler, onlarla rızıklanırlar.”[13]
    Hepsi oradadır denilmiyor; bir tenâkuz/çelişki yok.

    Dört: “Ebdâl Şam’dadır. Kırk adamdırlar, her ne zaman onlardan bir adam ölse Allah celle celâlühû O'nun yerine bir adam getirir. Onlarla kendilerine yağmur yağdırılır.”[14]

    Beş: “Şübhesiz ki Allah celle celâlühû, kalbleri Adem aleyhisselâm kalbi üzerine (-aynı nisbette olmasa da- Ondaki hasletlere sâhib) olan üç yüz kişi yarattı. O’nun kırk kulu vardır ki, kalbleri Mûsâ aleyhisselâm’ın kalbine benzer. O’nun yedi kulu vardır ki kalbleri İbrâhîm aleyhisselâm’in kalbine benzer. O’nun beş kulu vardır ki kalbleri Cebrail aleyhisselâm'ın kalbine benzer. O’nun üç kulu vardır ki kalbleri Mikâil aleyhisselâm’ın kalbine benzer. O’nun bir kulu vardır ki kalbi İsrafil aleyhisselâm’in kalbine benzer. Her ne vakit o bir kişi ölürse, Allah Teâlâ onun yerine o üç kişiden birini getirir. Her ne vakit o üç kişiden biri ölür (veya o bir kişinin yerine geçerse), Allah celle celâlühû onun yerine beş kişiden birini getirir. Her ne vakit beş kişiden biri ölür (veya üçlere katılır) ise, Allah celle celâlühû onun yerine o yedi kişiden birini getirir. Her ne vakit o yedi kişiden biri ölürse Allah Teâlâ onun yerine kırk kişiden birini getirir. Her ne zaman kırk kişiden biri ölürse Allah Teâlâ onun yerine, o üç yüz kişiden birini getirir. Her ne zaman o üç yüz kişiden biri ölürse Allah celle celâlühû O'nun yerine avâm(ın sâlih ve kamil olanların)dan birini getirir. Bu Ümmet'ten, belâ, onlarla defedilir.”[15]

    İbnü Âbidîn’in nakline göre rivâyetin sonu şöyledir: “(Allah celle celâlühû) onlarla can verir, onlarla öldürür, onlarla (bitkileri) bitirir, onlarla belâyı savar. İbn-i Mes’ûd radıyallâhu anhu’ya, “(Allah celle celâlühû) onlarla nasıl can verir ve öldürür" denildi de, (İbn-i Mesûd), "Zîrâ o, Allah celle celâlühû’dan Ümmet'lerinin çoğalmasını ister de çoğalırlar; zâlim zorbalara beddüâ eder de helâk olurlar; yağmur düâsı ederler de onlara yağmur yağdırılır. İsterler de onlardan belalar savulur" dedi.[16]

    Altı: Yeryüzü Halîlürrahmân’a benzeyen kırk kişiden asla boş kalmayacaktır. Onlarla size yağmur yağdırılır, onlarla yardım görürsünüz, onlardan biri ölse Allah celle celâlühû onun yerine bir başkasını getirir.[17]
    ---------------------------------------------
    (Beşinci Fasıl)
    Ebdâl Hakkında Eserlerinde Haber Rivâyet Edenler Veyâ Söz Söyleyenlerden Bir Kısmı
    ---------------------------------------------
    Bir:Ahmed İbn-i Hanbel (el-Müsned, ez-Zühd.) İki: Taberânî (Mu'cemler: Kebîr, Evsat ve Sağîr) Üç: Ebû Nüaym (Hilyetü'l-Evliyâ) Dört: Hakîm-i Tirmizî (Nevâdirü'l-Usûl) Beş: Hatîb-i Bağdâdî (Târîh-i Bağdât) Altı: İmâm Ğazâlî (İhyâ) Yedi: İbn-i Asâkir (Târîh-i Dimeşk) Sekiz: İmâm Yâfiî (Heytemî'nin nakliyle) Dokuz: İbn-i Hacer-i Askalânî (Fetâvâ. Sehâvî'nin nakliyle.) On: İmâm Sehâvî, (El-Mekâsıdü'l-Hasene) On Bir: Şeyhu'l-İslâm Zekeriyyâ el-Ensârî (İbnü Hacer el-Heytemî'nin nakliyle) On İki: İmâm Süyûtî (El-Haberu'd-Dâll) On Üç: İmâm Şa'rânî On Dört: İbn-i Hacer-i Heytemî (El-Fetâvâ'l-Hadîsiyye) On Beş: Aliyyü'l-Kârî (El-Ma'din) On Altı: Münâvî (Feyzü'l-Kadîr) On Yedi: Hâfız Zebîdî, (İthâfu Sâdeti’l-Müttakîn) On Sekiz: Bürhân el-Lekkânî, ('Umdetü'l-Murîd li Cevhereti’t-Tevhîd) On Dokuz: İbn-i Abidîn (İcâbetü'l-Ğevs) Hâfız Yirmi: Hâfız Abdullâh el-Ğumârî (El-Haberu'd-Dâll Hâşiyesi.)
    Yukarıdaki âlimlerin her birinin yanında bir hiç olan büyüklük hastaları zavallı cücelerin bu mevzû'u inkâr etmeleri neyi ifâde eder ki?... Bizce hiçbir şeyi…

    Allâme Burhân İbrâhîm el-Lekkânî, Umdetu'l-Murîd Li Cevhereti’t-Tevhîd isimli eserinde, Şifa-i Şerîf'in Tilmisânî'ye âid Hâşiye'sinden şöyle nakletti: Hatîb-i Bağdâdî, Târîh'inde, Kettânî’den rivâyet edip Onun şöyle dediğini nakletti: Nukabâ yetmiş, Budelâ[18] kırk, Ahyâr yedi, Umûd ve Evtâd dört, Ğavs bir tanedir…

    Ebû Bekr el-Mutevvaî, Hızır aleyhisselâm’ı görüp onunla konuşandan hikâye etti ki, Hızır aleyhisselâm O'na şöyle dedi: Resûlüllah sallallâhu aleyhi ve sellem’in rûhu kabzedilince yer ağladı ve dedi ki, İlâhî, Seyyidim!.. Kıyâmet'e kadar, üzerimde hiçbir Nebî gezmeyecek halde kaldım. Bunun üzerine Allah celle celâlühû, O'na şöyle vahyetti:
    "Bu Ümmet'ten, kalbleri Nebîlerin kalbi gibi olan kimseleri senin sırtında gezdireceğim, Kıyâmet'e kadar onlardan seni boş bırakmayacağım."

    Yer, onlar kaç kişi olacak? diye sordu. Allah celle celâlühû şöyle buyurdu:

    Üç yüz kişi var, (gerçek) velîler onlardır, yetmiş kişi var Nücebâ onlardır, kırk tane var Evtâd onlardır, on tane de var Nükebâ onlardır, yedi tane de var Urefâ onlardır, üç tane de vardır Muhtârûn ve bir tane de var, O da Ğavs'dir. O öldüğünde Üçlerden biri, onun yerine getirilir, ve Ğevs yerine konur. Yedilerden Üçlere, onlardan Yedilere, Kırklardan onlara, Yetmişlerden Kırklara, üç Yüzlerden Yetmişlere, sâir yaratılanlardan da üç yüzlere nakledilir. Sûra üflenene kadar böyle olur.

    Ben (İbn-i Âbidin) derim ki: Buradaki sayı ta’yîninde geçen(ifâde)lerde biraz zıdlıklar vardır. -Allah celle celâlühû en iyi bilir ya- sanki bulardan çoğu zikreden, tamamını açıkladı; azı zikreden de, o derecedekilerin reisi olanlar ve o dereceye diğerlerinden daha derinliğine adım atanlarla iktifa etti. Bu cevâb, en sahîh görüşe göre, sayıların mefhum-i muhâlifi yoktur[19] şeklindeki cevâbdan daha güzeldir.[20] (İbn-i Âbidîn'in sözü bitti)

    Fakir (H.Avnî) de derim ki: Şu kadar velî senin üzerine koyacağım’dan, bir nebî olan Hz. İsa aleyhisselâm’ın Âhir Zamanda yeryüzünde gezmeyeceği ma'nâsı anlaşılmaz. Zîrâ bu husûstaki hadîsler ma'nevî mutevâtirdir. Buradan kalkarak bu müşkile iki şekilde cevâb verebiliriz.
    Bir: Hâfız İbnü Hacer’in de el-İsâbe’de dediği[21] gibi, Hz. İsa aleyhisselâm bir Nebî olmasının yanında bir görüşe göre aynı zamanda da Resûlüllah sallallâhu aleyhi ve sellem’in Ashâb'ındandır. Dolayısıyla bir yönüyle bu Ümmet'tendir.

    İki: O'nun gelişi zâten Kıyâmet'in kopmasının hemen hemen dibinde olacağı için, hayır, üzerinde şu nebî, Âhir zamanda gelecektir, denilmedi.

    Yine İbnü Abidîn, Allâme Şıhâb el-Menînî’den kısaltılmış olarak naklediyor ve devâm ediyor: İbnü'l-Cezvî, Ebdâl, hadîslerinin uydurma olduğunu söyledi. İmâm Süyûtî, O'nu tenkîd etti ve şöyle dedi: Ebdâl haberi sahîhtir. Mütevâtir olduğu da söylenebilir. Bunun gibi bir haber, ma'nevî tevâtür derecesine ulaşmıştır ki, bununla Ebdâl’in varlığına zarûreten kesin hükmedilir. (Süyûtî’nin sözü bitti.)
    Sehâvî, Ebdâl(ın bu Sahâbî yoluyla gelen)[22] haberinin değişik lafızlarla tarîkleri vardır. Hepsi zayıftır, dedi. Sonra, onlar hakkındaki hadîsleri getirdi, daha sonra da geçen rivâyetlerin en Sahîh olanı Ahmed İbnü Hanbel'in Hz. Ali radıyallâhu anhu’dan merfû' olarak rivâyet ettiği haberdir, dedi…

    Sehâvî şöyle dedi: Râvîleri, Şüreyh İbnü Ubeyd’in dışında Sahîhin râvîleridir; Süreyh de güvenilir biridir. (Sehâvî'nin sözü bitti) (Sehâvî'nin) Şeyhi İbn-i Hacer(-i Askalânî), “Fetâvâ”sında, “Ebdâl, bir çok haberlerde geldi. İçlerinde sahîh olanı da var, sahîh olmayanı da vardır. Kutub ise bazı eserlerde[23] gelmiştir. Sûfîler arasında şöhret bulmuş şekliyle Ğavs ise sâbit değildir," dedi. (Askalânî'nin sözü bitti.)

    Lâkin, hem geçti hem de gelecektir ki, İmâm Şâfiî efendimizin kelâmında Kutb, Ğavs sözü ile tefsîr edilmiştir. Bu yüzden (bu tefsîr), Ğavs’in var olduğunu ve Kutb ile aynı şey olduğunu gösterdi. Bunu bil. İbnü Hacer’in (Ğavs sâbit değildir sözünden) murâdı, sanki, sahîh nebevî hadîslerde gelmemiş olduğudur. Halbuki var olduğundaki şöhreti, haberlerinin meşhûr olarak gelmesi ve pak yolun ehli arasında zikredilmiş olması yeterlidir. Allah celle celâlühû en iyisini bilir şübhesiz. (Şihâb el Menînî’nin sözü burada bitti.)

    İbnü Hacer el-Heytemî, el-Fetâvâ'l-Hadîsiyye’de, İmâm Yafiî’nin hadîste geçen Bir kişinin Kutb onun da tek Ğavs olduğunu, söylediğini ifâde etti… Sonra İbn-i Hacer(el-Heytemî, devamla şöyle) söyledi: Bazılarında zıdlık bulunduğundan, bu sayıların ıstılah olduğu söylenebilir. Ebdâl, bunlar bu sayının içinde bulunuyorlar, mertebelere baktılar ve onları, Ebdâl, Nükeba, Nüceba, Evtâd ve bunlardan başka geçen ifâdelerle tâ'bîr ettiler, anlattılar. Hadîs ise başka mertebelere baktı. Hepsi bu sayılarda müttefıktiler…

    İbnü Hacer (el-Heytemî), hulâsa olarak şöyle dedi: Bir defasında Ezher’in (o zamanki) ileri gelen âlimlerinden üstâdım şeyh Muhammed el-Cüveynî, Ebdâl bahsi geçince, bunların varlığını şiddetli bir şekilde reddetti. Ben, birçok büyük zâtın bunu kabûl ettiğini, onların yalan söylemiş olamayacaklarını söyleyince Şeyh'in inkârı daha da arttı. Sonra onu Şeyhu'l-İslâm Zekeriyyâ el-Ensârî'nin yanına götürdüm. Bu mes'eleyi Şeyhin huzurunda O'na sordum. El-Ensârî, yemin ederek, Evet yavrum, vardır, dedi. Ben de şeyhi işâret ederek, O'nun, bunu inkâr ettiğini söyleyince, Şeyhu'l-İslâm O'na dönerek, öyle mi ey Şeyh Muhammed?.. diye hitâb etti. Bunu tekrar tekrar sordu. Sonunda, Şeyh Muhammed el-Cüveynî, Ey efendimiz, ey Şeyhu'l-İslam! buna îmân ettim ve onu tasdîk ettim. Kesinlikle tevbe ettim, şeklinde cevâb verdi. Zekeriyyâ el-Ensârî de O'na, Senden işte bunu beklerdim, dedi. (Heytemî'nin) ve (İbn-i Âbidîn'in sözlerinden seçtiklerimiz bitti.)
    Alana ibretli bir kıssa…



    Hüseyin Avni



    Dipnot:
    [7] [İbnu Hacer el Heytemi, el-Fetavâ'l-Hadîsiyye], İbnu Abidin, İcâbetü'I-Ğevs, M.R. 2/265
    [8] Ebû Nüaym, Hilyetü’l-Evliyâ:1/39-40
    İbnü’l-Cevzî, bu rivâyeti el-Mevdûâtü’l-Kübrâ’sında zikrettikten sonra (râvîlerin den bir çoğu mechûl kimseler olup içlerinde tanınan birisi yoktur”) demiştir: 3/152 Lâkin bilinmektedir ki, bu dediği, bil hassa başka yollarla -bunlar zayif bile olsa- güçlendikten sonra bir hadîsin uydurma olmasına yetmez. Bu sebeble olmalı ki, Hâfız Zebîdî senedi verip susmakla yetindi.
    [9] İbnü’l-Cevzî, bu rivâyeti el-Mevdûâtü’l-Kübrâ’sında zikrettikten sonra, (Ebû Hureyre hadîsine gelince, isnâdında Abdü’l-Vehhâb İbnü Atâ vardır ki, Ahmed onun hadîsinin Zayıf ve Muztarib olduğunu söyledi. İbnü Hibbân, Ebû Merzûk hadîs uydururdu; isminin kitablarda zikredilmesi ancak onu ayıblamak için helâl olur) dedi:(3/152) Lâkin Seneddeki râvî, uydurmacı olduğu söylenen Ebû merzûk değil, İbnü merzûk’tur. Bu ve benzeri sebeblerden olmalı ki, Hâfız Zebîdî Hâfız İbnü’l-Cevzî’nin bu dediklerine iltifât etmedi ve şu rivâyetin isnâdının Hasen olduğuna hükmetti. Bunların el-Mevdûâtü’l-Kübrâ’daki yerlerini göstermemdeki maksadım, Hadîs ilimlerinden haberi olmayanların bu rivâyetlerin sırf şu yerlerde de bulumalarının onların uydurma olduğu manasına geldiğini iddiâ etme ihtimâli, ismi geçen eserde nice Sahîh ve Hasen hadîslerin geçtiğini bilmemeleri veya bilmezden gelmeleridir.
    [10] Hâfız Zebîdî, İthâfu Sâdeti’l-Müttakîn:10/322-324
    [11] Ahmed b. Hanbel, Ubâde İbn-i Sâmit’den, isnâdı Sahihtir. Munavi, et-Teysîr, 1/420
    [12] Taberânî, el-Kebîr Ubâde İbn-i Samit’ten radıyallâhu anh isnâdı Sahihtir. Munavi, et-Teysîr, 1/420
    [13] [Taberânî, el-Kebîr, Avf İbn-i Mâlik radıyallâhu anh’dan], İsnâdı Hasendir. Münâvî, et-Teysîr:1/421
    [14] [Ahmed b. Hanbel, Hz. Ali radıyallâhu anh’dan]. İsnâdı Hasendir. Munâvî, et-Teysîr: 1/421
    [15] [İbnü Asakir], Aliyyul Kari, Mirkatu’l-Mefatih, Şerh-i Mişkat
    [16] [ibn-i Asâkir, İbnu Mes’ud radıyallâhu anhdan], İbn-i Abidîn, İcabetü’l-Ğavs, M.R. 2/271
    [17] Taberânî, el-Evsat, isnâdı Hasendir. (Said, işittim ki, Küfe’de Hasan-ı Basri’nin onlardan olduğundan şübhe etmedik, dedi.) Munâvi, et-Teysîr 2/302
    [18] Yani, Ebdâl, "budala" değil. Olur ki bu zatları aptallar ve budalalar kendilerinden zannaderler.
    [19] Şu kadar sayıda şu demenin zıddından ma'nâ çıkarılmaz.
    [20] Yani, kırk tane şu kimseleden vardır demek, kırk tanenin dışında o kimselerden yoktur demek olmaz.
    [21] Hâfız İbn-i Hacer, Zehebî ve Sübkîye de dayandırarak ‘Îsâ aleyhisselâm’ın Mi’râc da Nebî sallallâhu aleyhi ve sel lem’i görmekle Sahâbî tâ’rîflerinden birine göre Sahabî olacağını ifâde etmiş, bu sebeble de tercüme-i Hâlini el-İsâbe ’de yazmıştır:3/51-52
    [22] Tashîh, el-Mekâsıdü’l-Hasene'den yapılmışdır.
    [23] Sahâbî sözlerinde.

    Büdelâ’sı cennete namazla da girmedi Orucla da girmedi. Lâkin Onlar cennete gönül cömertliği, kalb selâmeti ve mü’minlere nasîhat etmekle girdiler.)
    Bunu, Dârekutnî Kitâbu’l-Ecvâd’da, İbnü Lâl, Mekârimu’l-Ahlâk’da rivâyet etmişlerdir. Bunu, Harâitî, Mekârimü’l-Ahlâk’da benzer bir lafızlallâl’in
    -------------------------------------------
    Mevkûf Rivâyetler
    ---------------------------------------------
    Ali radıyellâhu anhu’dan Mevkûf olarak şu lafızla bir rivâyet yapılmıştır: (Şam halkının tamâmına hakâret etmeyiniz. Zîrâ içlerinde Ebdâl vardır.) Bunu üç defa söyledi.

    Bu haberi Abdurrezzâk rivâyet etti. Onu Abdurrezzâk yoluyla Beyhakî Delâil(ü’n-Nübüvve)’de rivâyet etti. Hattâ onu Hâkim el-Müstedrek’de kendi sözü olarak rivâyet etti ve Sahîh olduğunu söyledi. Hepsi onu Abdullah İbnü Safvân yolundan Ali radıyellâhu anhu’dan rivâyet ettiler. Ziyâ (el-Makdisî) el-Muhtâre’de bu rivâyetin sahîh olduğunu söyledi.

    Hâkim’in lafzı şöyledir: (Şâm halkına hakâret etmeyiniz. İçlerinde Ebdâl vardır.) Bunu, Taberânî el-Evsât’da ve İbnü Asâkir Târîh(-i Dimeşk)’de Ali hadîsinden Merfû’ olarak rivâyet etmişlerdir.
    ---------------------------------------------
    Mürsel Rivâyetler
    ---------------------------------------------
    Bir: Ebû Dâvûd’un el-Merâsîl’inde ve Hâkim’in el-Künâ’sında Atâ İbnü Ebî Rebâh’dan yaptıkları rivâyettir: (Ebdâl Mevâlîdendirler)
    Hâkim, (Mevâlî’ye de ancak bir münâfık buğzeder.) Senedinde Ricâl İbnü Sâlim vardır ki, münkeru’l-hadîsdir.

    İki: İbnü Ebî’d-Dünyâ’nın Kitâbu’l-Evliyâ’da Bekr İbnü Huneys’den ettikleri rivâyettir: (Ümmetimin Ebdâl’inin alâmeti, hiçbir şeye ebediyyen lâ’net etmemeleridir.)
    Sehâvî, o, Mu’dall/ortasından iki râvî düşen Merfû’ bir rivâyettir, dedi.
    -------------------------------------------
    Eserler
    -----------------------------------------
    (Hâfız Zebîdî) Bunlar çoktur (dedikten sonra bir çoklarını zikretti ve devâmla şöyle dedi:)
    İbnü’l-Cevzî, Ebdâl hadîslerini el-Mevdûât’da getirdi ve onları teker teker cerh etti. O’nu Süyûtî ardınca tenkîd etti ve Ebdâl hadîslerinin Sahîh olduğunu, dilersen Mütevâtir olduğunu da diyebileceğini söyledi ve sözü (faydalı bir şekilde) uzattı. Sonra da şöyle dedi: Böylesi bir haber Ma’nevî Tevâtür haddine varmıştır. Öyle ki, zarûreten Ebdâlin var olduğuna kesin inanılır. (Süyûtî’nin sözü son buldu.)

    Hâfız İbnü Hacer rahimehullah, Fetâvâ’sında, Ebdâl birçok haberlerde gelmiştir ki, kimisi Sahîhdir; kimisi de Sahîh değildir. Kutb bazı eserlerde gelmiştir. Ğavs da Sûfiyye arasında söhret bulduğu vasfıyla sâbit değildir, dedi. (İbnü Hacer’in sözü bitti.)

    Bununla (bütün bu rivâyetler ve şu fetvâ ile) İbnü Teymiyye’nin Ebdâl lafzı ne sahîh ne de zayif bir haberde gelmemiştir; ancak munkatı’ bir haberde gelmiştir şeklindeki iddiâsının bâtıl olduğu ortaya çıkmıştır. Keşke O, görmediğini söyleseydi. Aksine O, (Bu lafzın) var olduğunu inkâr etti ve var olduğunu iddiâ edenleri yalanladı. Bu haberlerin tamâmının zayıf olduğu farz edilse bile, zayıf hadîsin, yollarının çokluğu ve onu rivâyet edenlerin birden fazla olmakla kuvvetleneceği inkâr edilemez.[10] (Zebîdî’den Nakil Son Buldu)
    İbnü Âbidîn de risâlesinde bunlardan bir kaçını zikretti:

    Bir: “Ebdâl, bu Ümmet’te otuz adamdır… (Onlardan) her ne zaman bir adam ölürse, Allah celle celâlühû O'nun yerine (başka) bir adam getirir.”[11]

    İki: “Ebdâl, bu Ümmet’te otuz adamdır; yeryüzü onlarla ayakta durur, onlarla size yağmur yağdırılır, onlarla yardım görürsünüz.”[12]

    Üç: “Ebdâl, Şamlılar arasındadır; onlarla (düşmanlara karşı) yardım görürler, onlarla rızıklanırlar.”[13]
    Hepsi oradadır denilmiyor; bir tenâkuz/çelişki yok.

    Dört: “Ebdâl Şam’dadır. Kırk adamdırlar, her ne zaman onlardan bir adam ölse Allah celle celâlühû O'nun yerine bir adam getirir. Onlarla kendilerine yağmur yağdırılır.”[14]

    Beş: “Şübhesiz ki Allah celle celâlühû, kalbleri Adem aleyhisselâm kalbi üzerine (-aynı nisbette olmasa da- Ondaki hasletlere sâhib) olan üç yüz kişi yarattı. O’nun kırk kulu vardır ki, kalbleri Mûsâ aleyhisselâm’ın kalbine benzer. O’nun yedi kulu vardır ki kalbleri İbrâhîm aleyhisselâm’in kalbine benzer. O’nun beş kulu vardır ki kalbleri Cebrail aleyhisselâm'ın kalbine benzer. O’nun üç kulu vardır ki kalbleri Mikâil aleyhisselâm’ın kalbine benzer. O’nun bir kulu vardır ki kalbi İsrafil aleyhisselâm’in kalbine benzer. Her ne vakit o bir kişi ölürse, Allah Teâlâ onun yerine o üç kişiden birini getirir. Her ne vakit o üç kişiden biri ölür (veya o bir kişinin yerine geçerse), Allah celle celâlühû onun yerine beş kişiden birini getirir. Her ne vakit beş kişiden biri ölür (veya üçlere katılır) ise, Allah celle celâlühû onun yerine o yedi kişiden birini getirir. Her ne vakit o yedi kişiden biri ölürse Allah Teâlâ onun yerine kırk kişiden birini getirir. Her ne zaman kırk kişiden biri ölürse Allah Teâlâ onun yerine, o üç yüz kişiden birini getirir. Her ne zaman o üç yüz kişiden biri ölürse Allah celle celâlühû O'nun yerine avâm(ın sâlih ve kamil olanların)dan birini getirir. Bu Ümmet'ten, belâ, onlarla defedilir.”[15]

    İbnü Âbidîn’in nakline göre rivâyetin sonu şöyledir: “(Allah celle celâlühû) onlarla can verir, onlarla öldürür, onlarla (bitkileri) bitirir, onlarla belâyı savar. İbn-i Mes’ûd radıyallâhu anhu’ya, “(Allah celle celâlühû) onlarla nasıl can verir ve öldürür" denildi de, (İbn-i Mesûd), "Zîrâ o, Allah celle celâlühû’dan Ümmet'lerinin çoğalmasını ister de çoğalırlar; zâlim zorbalara beddüâ eder de helâk olurlar; yağmur düâsı ederler de onlara yağmur yağdırılır. İsterler de onlardan belalar savulur" dedi.[16]

    Altı: Yeryüzü Halîlürrahmân’a benzeyen kırk kişiden asla boş kalmayacaktır. Onlarla size yağmur yağdırılır, onlarla yardım görürsünüz, onlardan biri ölse Allah celle celâlühû onun yerine bir başkasını getirir.[17]
    ---------------------------------------------
    (Beşinci Fasıl)
    Ebdâl Hakkında Eserlerinde Haber Rivâyet Edenler Veyâ Söz Söyleyenlerden Bir Kısmı
    ---------------------------------------------
    Bir:Ahmed İbn-i Hanbel (el-Müsned, ez-Zühd.) İki: Taberânî (Mu'cemler: Kebîr, Evsat ve Sağîr) Üç: Ebû Nüaym (Hilyetü'l-Evliyâ) Dört: Hakîm-i Tirmizî (Nevâdirü'l-Usûl) Beş: Hatîb-i Bağdâdî (Târîh-i Bağdât) Altı: İmâm Ğazâlî (İhyâ) Yedi: İbn-i Asâkir (Târîh-i Dimeşk) Sekiz: İmâm Yâfiî (Heytemî'nin nakliyle) Dokuz: İbn-i Hacer-i Askalânî (Fetâvâ. Sehâvî'nin nakliyle.) On: İmâm Sehâvî, (El-Mekâsıdü'l-Hasene) On Bir: Şeyhu'l-İslâm Zekeriyyâ el-Ensârî (İbnü Hacer el-Heytemî'nin nakliyle) On İki: İmâm Süyûtî (El-Haberu'd-Dâll) On Üç: İmâm Şa'rânî On Dört: İbn-i Hacer-i Heytemî (El-Fetâvâ'l-Hadîsiyye) On Beş: Aliyyü'l-Kârî (El-Ma'din) On Altı: Münâvî (Feyzü'l-Kadîr) On Yedi: Hâfız Zebîdî, (İthâfu Sâdeti’l-Müttakîn) On Sekiz: Bürhân el-Lekkânî, ('Umdetü'l-Murîd li Cevhereti’t-Tevhîd) On Dokuz: İbn-i Abidîn (İcâbetü'l-Ğevs) Hâfız Yirmi: Hâfız Abdullâh el-Ğumârî (El-Haberu'd-Dâll Hâşiyesi.)
    Yukarıdaki âlimlerin her birinin yanında bir hiç olan büyüklük hastaları zavallı cücelerin bu mevzû'u inkâr etmeleri neyi ifâde eder ki?... Bizce hiçbir şeyi…

    Allâme Burhân İbrâhîm el-Lekkânî, Umdetu'l-Murîd Li Cevhereti’t-Tevhîd isimli eserinde, Şifa-i Şerîf'in Tilmisânî'ye âid Hâşiye'sinden şöyle nakletti: Hatîb-i Bağdâdî, Târîh'inde, Kettânî’den rivâyet edip Onun şöyle dediğini nakletti: Nukabâ yetmiş, Budelâ[18] kırk, Ahyâr yedi, Umûd ve Evtâd dört, Ğavs bir tanedir…

    Ebû Bekr el-Mutevvaî, Hızır aleyhisselâm’ı görüp onunla konuşandan hikâye etti ki, Hızır aleyhisselâm O'na şöyle dedi: Resûlüllah sallallâhu aleyhi ve sellem’in rûhu kabzedilince yer ağladı ve dedi ki, İlâhî, Seyyidim!.. Kıyâmet'e kadar, üzerimde hiçbir Nebî gezmeyecek halde kaldım. Bunun üzerine Allah celle celâlühû, O'na şöyle vahyetti:
    "Bu Ümmet'ten, kalbleri Nebîlerin kalbi gibi olan kimseleri senin sırtında gezdireceğim, Kıyâmet'e kadar onlardan seni boş bırakmayacağım."

    Yer, onlar kaç kişi olacak? diye sordu. Allah celle celâlühû şöyle buyurdu:

    Üç yüz kişi var, (gerçek) velîler onlardır, yetmiş kişi var Nücebâ onlardır, kırk tane var Evtâd onlardır, on tane de var Nükebâ onlardır, yedi tane de var Urefâ onlardır, üç tane de vardır Muhtârûn ve bir tane de var, O da Ğavs'dir. O öldüğünde Üçlerden biri, onun yerine getirilir, ve Ğevs yerine konur. Yedilerden Üçlere, onlardan Yedilere, Kırklardan onlara, Yetmişlerden Kırklara, üç Yüzlerden Yetmişlere, sâir yaratılanlardan da üç yüzlere nakledilir. Sûra üflenene kadar böyle olur.

    Ben (İbn-i Âbidin) derim ki: Buradaki sayı ta’yîninde geçen(ifâde)lerde biraz zıdlıklar vardır. -Allah celle celâlühû en iyi bilir ya- sanki bulardan çoğu zikreden, tamamını açıkladı; azı zikreden de, o derecedekilerin reisi olanlar ve o dereceye diğerlerinden daha derinliğine adım atanlarla iktifa etti. Bu cevâb, en sahîh görüşe göre, sayıların mefhum-i muhâlifi yoktur[19] şeklindeki cevâbdan daha güzeldir.[20] (İbn-i Âbidîn'in sözü bitti)

    Fakir (H.Avnî) de derim ki: Şu kadar velî senin üzerine koyacağım’dan, bir nebî olan Hz. İsa aleyhisselâm’ın Âhir Zamanda yeryüzünde gezmeyeceği ma'nâsı anlaşılmaz. Zîrâ bu husûstaki hadîsler ma'nevî mutevâtirdir. Buradan kalkarak bu müşkile iki şekilde cevâb verebiliriz.
    Bir: Hâfız İbnü Hacer’in de el-İsâbe’de dediği[21] gibi, Hz. İsa aleyhisselâm bir Nebî olmasının yanında bir görüşe göre aynı zamanda da Resûlüllah sallallâhu aleyhi ve sellem’in Ashâb'ındandır. Dolayısıyla bir yönüyle bu Ümmet'tendir.

    İki: O'nun gelişi zâten Kıyâmet'in kopmasının hemen hemen dibinde olacağı için, hayır, üzerinde şu nebî, Âhir zamanda gelecektir, denilmedi.

    Yine İbnü Abidîn, Allâme Şıhâb el-Menînî’den kısaltılmış olarak naklediyor ve devâm ediyor: İbnü'l-Cezvî, Ebdâl, hadîslerinin uydurma olduğunu söyledi. İmâm Süyûtî, O'nu tenkîd etti ve şöyle dedi: Ebdâl haberi sahîhtir. Mütevâtir olduğu da söylenebilir. Bunun gibi bir haber, ma'nevî tevâtür derecesine ulaşmıştır ki, bununla Ebdâl’in varlığına zarûreten kesin hükmedilir. (Süyûtî’nin sözü bitti.)
    Sehâvî, Ebdâl(ın bu Sahâbî yoluyla gelen)[22] haberinin değişik lafızlarla tarîkleri vardır. Hepsi zayıftır, dedi. Sonra, onlar hakkındaki hadîsleri getirdi, daha sonra da geçen rivâyetlerin en Sahîh olanı Ahmed İbnü Hanbel'in Hz. Ali radıyallâhu anhu’dan merfû' olarak rivâyet ettiği haberdir, dedi…

    Sehâvî şöyle dedi: Râvîleri, Şüreyh İbnü Ubeyd’in dışında Sahîhin râvîleridir; Süreyh de güvenilir biridir. (Sehâvî'nin sözü bitti) (Sehâvî'nin) Şeyhi İbn-i Hacer(-i Askalânî), “Fetâvâ”sında, “Ebdâl, bir çok haberlerde geldi. İçlerinde sahîh olanı da var, sahîh olmayanı da vardır. Kutub ise bazı eserlerde[23] gelmiştir. Sûfîler arasında şöhret bulmuş şekliyle Ğavs ise sâbit değildir," dedi. (Askalânî'nin sözü bitti.)

    Lâkin, hem geçti hem de gelecektir ki, İmâm Şâfiî efendimizin kelâmında Kutb, Ğavs sözü ile tefsîr edilmiştir. Bu yüzden (bu tefsîr), Ğavs’in var olduğunu ve Kutb ile aynı şey olduğunu gösterdi. Bunu bil. İbnü Hacer’in (Ğavs sâbit değildir sözünden) murâdı, sanki, sahîh nebevî hadîslerde gelmemiş olduğudur. Halbuki var olduğundaki şöhreti, haberlerinin meşhûr olarak gelmesi ve pak yolun ehli arasında zikredilmiş olması yeterlidir. Allah celle celâlühû en iyisini bilir şübhesiz. (Şihâb el Menînî’nin sözü burada bitti.)

    İbnü Hacer el-Heytemî, el-Fetâvâ'l-Hadîsiyye’de, İmâm Yafiî’nin hadîste geçen Bir kişinin Kutb onun da tek Ğavs olduğunu, söylediğini ifâde etti… Sonra İbn-i Hacer(el-Heytemî, devamla şöyle) söyledi: Bazılarında zıdlık bulunduğundan, bu sayıların ıstılah olduğu söylenebilir. Ebdâl, bunlar bu sayının içinde bulunuyorlar, mertebelere baktılar ve onları, Ebdâl, Nükeba, Nüceba, Evtâd ve bunlardan başka geçen ifâdelerle tâ'bîr ettiler, anlattılar. Hadîs ise başka mertebelere baktı. Hepsi bu sayılarda müttefıktiler…

    İbnü Hacer (el-Heytemî), hulâsa olarak şöyle dedi: Bir defasında Ezher’in (o zamanki) ileri gelen âlimlerinden üstâdım şeyh Muhammed el-Cüveynî, Ebdâl bahsi geçince, bunların varlığını şiddetli bir şekilde reddetti. Ben, birçok büyük zâtın bunu kabûl ettiğini, onların yalan söylemiş olamayacaklarını söyleyince Şeyh'in inkârı daha da arttı. Sonra onu Şeyhu'l-İslâm Zekeriyyâ el-Ensârî'nin yanına götürdüm. Bu mes'eleyi Şeyhin huzurunda O'na sordum. El-Ensârî, yemin ederek, Evet yavrum, vardır, dedi. Ben de şeyhi işâret ederek, O'nun, bunu inkâr ettiğini söyleyince, Şeyhu'l-İslâm O'na dönerek, öyle mi ey Şeyh Muhammed?.. diye hitâb etti. Bunu tekrar tekrar sordu. Sonunda, Şeyh Muhammed el-Cüveynî, Ey efendimiz, ey Şeyhu'l-İslam! buna îmân ettim ve onu tasdîk ettim. Kesinlikle tevbe ettim, şeklinde cevâb verdi. Zekeriyyâ el-Ensârî de O'na, Senden işte bunu beklerdim, dedi. (Heytemî'nin) ve (İbn-i Âbidîn'in sözlerinden seçtiklerimiz bitti.)
    Alana ibretli bir kıssa…



    Hüseyin Avni



    Dipnot:
    [7] [İbnu Hacer el Heytemi, el-Fetavâ'l-Hadîsiyye], İbnu Abidin, İcâbetü'I-Ğevs, M.R. 2/265
    [8] Ebû Nüaym, Hilyetü’l-Evliyâ:1/39-40
    İbnü’l-Cevzî, bu rivâyeti el-Mevdûâtü’l-Kübrâ’sında zikrettikten sonra (râvîlerin den bir çoğu mechûl kimseler olup içlerinde tanınan birisi yoktur”) demiştir: 3/152 Lâkin bilinmektedir ki, bu dediği, bil hassa başka yollarla -bunlar zayif bile olsa- güçlendikten sonra bir hadîsin uydurma olmasına yetmez. Bu sebeble olmalı ki, Hâfız Zebîdî senedi verip susmakla yetindi.
    [9] İbnü’l-Cevzî, bu rivâyeti el-Mevdûâtü’l-Kübrâ’sında zikrettikten sonra, (Ebû Hureyre hadîsine gelince, isnâdında Abdü’l-Vehhâb İbnü Atâ vardır ki, Ahmed onun hadîsinin Zayıf ve Muztarib olduğunu söyledi. İbnü Hibbân, Ebû Merzûk hadîs uydururdu; isminin kitablarda zikredilmesi ancak onu ayıblamak için helâl olur) dedi:(3/152) Lâkin Seneddeki râvî, uydurmacı olduğu söylenen Ebû merzûk değil, İbnü merzûk’tur. Bu ve benzeri sebeblerden olmalı ki, Hâfız Zebîdî Hâfız İbnü’l-Cevzî’nin bu dediklerine iltifât etmedi ve şu rivâyetin isnâdının Hasen olduğuna hükmetti. Bunların el-Mevdûâtü’l-Kübrâ’daki yerlerini göstermemdeki maksadım, Hadîs ilimlerinden haberi olmayanların bu rivâyetlerin sırf şu yerlerde de bulumalarının onların uydurma olduğu manasına geldiğini iddiâ etme ihtimâli, ismi geçen eserde nice Sahîh ve Hasen hadîslerin geçtiğini bilmemeleri veya bilmezden gelmeleridir.
    [10] Hâfız Zebîdî, İthâfu Sâdeti’l-Müttakîn:10/322-324
    [11] Ahmed b. Hanbel, Ubâde İbn-i Sâmit’den, isnâdı Sahihtir. Munavi, et-Teysîr, 1/420
    [12] Taberânî, el-Kebîr Ubâde İbn-i Samit’ten radıyallâhu anh isnâdı Sahihtir. Munavi, et-Teysîr, 1/420
    [13] [Taberânî, el-Kebîr, Avf İbn-i Mâlik radıyallâhu anh’dan], İsnâdı Hasendir. Münâvî, et-Teysîr:1/421
    [14] [Ahmed b. Hanbel, Hz. Ali radıyallâhu anh’dan]. İsnâdı Hasendir. Munâvî, et-Teysîr: 1/421
    [15] [İbnü Asakir], Aliyyul Kari, Mirkatu’l-Mefatih, Şerh-i Mişkat
    [16] [ibn-i Asâkir, İbnu Mes’ud radıyallâhu anhdan], İbn-i Abidîn, İcabetü’l-Ğavs, M.R. 2/271
    [17] Taberânî, el-Evsat, isnâdı Hasendir. (Said, işittim ki, Küfe’de Hasan-ı Basri’nin onlardan olduğundan şübhe etmedik, dedi.) Munâvi, et-Teysîr 2/302
    [18] Yani, Ebdâl, "budala" değil. Olur ki bu zatları aptallar ve budalalar kendilerinden zannaderler.
    [19] Şu kadar sayıda şu demenin zıddından ma'nâ çıkarılmaz.
    [20] Yani, kırk tane şu kimseleden vardır demek, kırk tanenin dışında o kimselerden yoktur demek olmaz.
    [21] Hâfız İbn-i Hacer, Zehebî ve Sübkîye de dayandırarak ‘Îsâ aleyhisselâm’ın Mi’râc da Nebî sallallâhu aleyhi ve sel lem’i görmekle Sahâbî tâ’rîflerinden birine göre Sahabî olacağını ifâde etmiş, bu sebeble de tercüme-i Hâlini el-İsâbe ’de yazmıştır:3/51-52
    [22] Tashîh, el-Mekâsıdü’l-Hasene'den yapılmışdır.
    [23] Sahâbî sözlerinde.

    Ebu’l- Cevza Evs b. Abdullah Radıyallahu anh: “Medine halkı şiddetli bir kıtlığa maruz kalmıştı. Onlar Aişe Radıyallahuanha’ya gelerek durumdan yakındılar. Bunun üzerine Aişe Radıyallahu anha:

    “Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in kabrine bakın, ondan semaya doğru bir delik açın. Onunla sema arasında bir engel bulunmasın ded. Onlar da hemen dediğini yaptılar. Bunun üzerine, bize öyle bol yağmur yağdı ki, otlar yeşerdi, develer yağdan çatlarcasına semizleşti. Bundan dolayı o yıla: “çatlama yılı” denildi
    Son düzenleme yönetici tarafından yapıldı: 8 Haziran 2017
  2. bahar rehab

    bahar rehab nefs ne kötü şey. Kullanıcı

    İbni Teymiyye'yi alim olarak kabul ediyor musunuz?
  3. Abdulmuizz Fida

    Abdulmuizz Fida فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ Yetkili Kişi Site Admin

    Hüseyin Hilmi ışık sapığını, 'Hazreti alim' diyerek takdim eden sapıkların İbn Teymiyye acısını iyi anlıyoruz
  4. eslem berire

    eslem berire Üyeliği İptal Edildi Banned

    Elbette hemde en hasından..
    Mekanı cennet olsun.Tagutlara ve tasawwufa karsı bu Kuran ile buyuk mucadele verdi..
  5. Alp Arslan

    Alp Arslan ملة ابراهيم Forum Yöneticisi

    ''Bir kimse herhangi bir ihtiyacı olduğunda Şeyhlerin ruhlarından yardım isteyen, kulların işlerinde fayda verip zarar gidermeye kadir olup rolleri vardır ve hatta gaybı bilirler şeklinde bir itikada sahip ise böyle kimsenin durumu nedir?
    El Cevap: İman ve nikahı gitmiştir (tazelemek gerekir).''

    İmam Birgivi'den; Fetavayi Abdurrahim C:1 S:26
    Son düzenleme: 26 Ocak 2018
  6. Muvahhid Faruk

    Muvahhid Faruk * لا أمثل إلا نفسي * Kullanıcı

    Nәvәvi әl Әzkar Şәfaәt vә Tәvәssül.jpg
  7. Abdullah el Hanbeli

    Abdullah el Hanbeli Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Ebu Zerka hoca ölüden, gaibten yardım istemeyi yada hazır olan bir kişiden güç yetiremeyeceği bir seyi istemeyi haram olan bidat kısmından kabul ediyor. Şirk olması için farklı şartlar getiriyor, bu ne kadar doğru? İstigase amelinin bizatihi şirk olup olmasında ihtilaf var mıdır? Abdulmuizz Fida hocam

  8. Muvahhid Faruk

    Muvahhid Faruk * لا أمثل إلا نفسي * Kullanıcı

    جاء في الموسوعة الفقهية الكويتية ج ١٤ ص ١٥٦:
    اختلف العلماء في مشروعية التوسل بالنبي صلى الله عليه وسلم بعد وفاته كقول القائل:
    اللهم إني أسألك بنبيك أو بجاه نبيك أو بحق نبيك، على أقوال: القول الأول:
    ذهب جمهور الفقهاء (المالكية والشافعية ومتأخرو الحنفية وهو المذهب عند الحنابلة) إلى جواز هذا النوع من التوسل سواء في حياة النبي أو بعد وفاته...
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş