1. This site uses cookies. By continuing to use this site, you are agreeing to our use of cookies. Learn More.

Çeçenistan'da Asrın Direnişi

Konu, 'Edebiyat' kısmında ahmetmeydani tarafından paylaşıldı.

  1. ahmet meydani

    ahmet meydani Üyeliği İptal Edildi Banned

      
    YÜZ ON ÜÇÜNCÜ BÖLÜM


    Birden ayıların saldırısına uğradılar. Daha ne olduğunu anlayamadan beş Rus askeri parçalandı.
    Meryem İslam:--Çabuk olun, derhal aşağıya inin. Bu ayılar başımıza bela olacak. Herkes canını kurtarsın. O hızla inerken üç Rus askeri dağdan aşağıya yuvarlanarak parçalandı. Böylece Ruslar sekiz telefat verdiler. Güç bela kendilerini araca attılar. Araca binmeleri ile yola koyulmaları bir oldu. Herkes hâlâ olayın şokundaydı. Meryem İslam için için Allah’a dua ediyordu. Doğrusu mutluluğuna diyecek yoktu.
    --Bu ayılarla başımız belada. Daha önce de mağarada askerlerimize saldırdılar. Otuza yakın askerimizi parçaladı bu ayılar.
    Teğmen Yuşin:--Haklısınız komutanım. Anlayamadım gitti.
    Meryem İslam:--Neyse, biraz telefat verdik ama görevi yerine getirdik. Ha unutmadan şunu söyleyeyim, sakın sığınağın boş olduğunu söylemeyin. Sığınak ağzına kadar doluydu ve biz onu imha ettik.
    Teğmen Yuşin:--Anlaşıldı komutanım. Duydunuz mu askerler? Yanlış bir şey söyleyenin derisini yüzerim. Hoş benden önce komutan yüzer ya!
    Bu arada Caharkale’ye de varmışlardı. Doğruca komutanın yanına vardılar. Olanları bir bir anlattılar.
    Komutan:--Tebrik ederim, çok iyi bir iş başardınız. Herne kadar sekiz askerimiz telef olduysa da olsun. Malum savaştayız. Ve savaşta da ölüm olayları vakayı adiyedendir. Siz şimdi gidip bir güzel dinlenin.
    Meryem İslam:--Emredersiniz komutanım!
    Vakit akşam olmuştu. Yavaş yavaş sokaktan el ayak çekilmeye başlamıştı. Mücahid timi Caharkale cıvarında şehre girmek için uygun zamanı kolluyordu. Vakit akşam olunca Cesim:
    --Hazır olun kardeşlerim. İkişer ikişer gireceğiz şehre. Alarahman’la ikimiz önden gidip Mir Hüseyin’le buluşacağız. O bizi kalacağımız yerlere götürecek. Unutmayın dikkatli bir şekilde ve uzaktan takip ediyorsunuz.
    --Tamam Cesim kardeşim, anladık.
    Cesim:--Hadi o zaman Allah (cc) yardımcımız olsun.
    --Amin!
    Cesim ve Alarahman, şehrin güneyinden, dikkat çekmeyecek bir şekilde şehre girdiler. Vakit alacakaranlık olduğundan, kimse kimseyi görmüyordu. Zaten herkes eve gitmenin telaşındaydı.
    Cesim ve Alarahman, Mir Hüseyin’in evine vardılar. Etrafı dikkatle süzdükten sonra kapıyı çaldılar. Mir Hüseyin gelenleri gözetledikten sonra kapıyı açtı.
    Mir Hüseyin:--Girin içeri!
    Cesim:--Hayır, sen çık dışarı. On iki kişiyiz. Bizi ikişer5 ikişer kalacağımız yerlere götürmen lazım. Gideceğimiz evlerde sığınak olmalı.
    Mir Hüseyin:--Peki, içeri haber verip geliyorum. Mir Hüseyin hanımına durumu bildirip derhal dışarı çıktı.
    Mir Hüseyin:--Hayırdır, ne oluyor?
    Cesim:--Komutanımız ve diğer kardeşlerimizin selamları var.
    Mir Hüseyin:--Ve aleykum selam ve rahmetullah!
    Cesim:--Bundan böyle, geceleri devriye gezen Rusları avlamaya karar verdik. Böylece Ruslar geceleri dışarı çıkamayacaklar. Müsait bir ortam oluşunca da büyük bir operasyon yapmayı planlıyoruz.
    Mir Hüseyin:--Çok güzel düşünülmüş bir plan. Yalnız buradaki sivillere zarar vermesinler?
    Cesim:--Biz böyle bir operasyon yapsak ta yapmasak ta, siviller zaten görecekleri kadar zararı görüyorlar. Elimiz kolumuz bağlı bekleyemeyiz.
    Mir Hüseyin:--Haklısın! Burada hergün çocuklar Rusların uçaklardan attıkları oyuncak bombalarla paramparça oluyor. Maalesef elimiz kolumuz bağlı seyrediyoruz. Allah’ın (cc) dediği olur. İnşallah Ruslara hak ettikleri dersi veririz.
    Cesim:--Hiç endişelenme, onlara öyle bir ders vereceğiz ki, tarihleri boyunca unutamayacaklar.
    Mir Hüseyin:--İnşaallah! Hem böyle bir derse ihtiyaçları da var.
    Bir köşeyi dönmüşlerdi ki…


    YÜZ ON ÜÇÜNCÜ BÖLÜMÜN SONU


  2. ahmet meydani

    ahmet meydani Üyeliği İptal Edildi Banned

    YÜZ ON DÖRDÜNCÜ BÖLÜM




    Mir Hüseyin, bir evin önünde durdu. Kapı açıldı, kapıyı açan kişi
    ile kısa bir konuşma yaptıktan sonra Cesim:
    --İki kişi burada kalsın.
    Cesim:--Tamam, diyerek arkadan gelen iki mücahide işarette bulundu. Mücahidler seri bir şekilde eve girdi. Mir Hüseyin ve diğerleri yoluna devam etti. Dört evin daha önünde durarak Alarahman ve diğer mücahidleri ikişer ikişer evlere taksim etti. En son Cesim ve beraber kalacağı arkadaşı kalmıştı. Mir Hüseyin bir evin daha önünde durarak kapıyı çaldı ve kısa bir konuşmadan sonra üçü birlikte içeri girdi.
    Cesim:--Bu işi de Allah’ın (cc) izniyle hallettik. Allah (cc) senden razı olsun Mir Hüseyin. Doğrusu bu konularda çok ustasın.
    Mir Hüseyin:--Estağfurullah Cesim kardeşim. Görevimiz bu. Bu kadarcık bir işi de yapamayacaksak burada bulunmanın ne anlamı kalır.
    Cesim:--Aramızdaki irtibatı kim sağlayacak Mir Hüseyin?
    Mir Hüseyin:--Aranızdaki irtibatı ev sahibiniz Selman sağlayacak, diyerek Selman’a diğer mücahidlerin bulunduğu evlerin bilgilerini verdi ve:
    --Ne zaman operasyona başlıyorsunuz?
    Cesim:--Bir iki gün beklemeliyiz. Meryem İslam’ı riske atamayız. Sahi sana onun da bizimle geldiğini söylemeyi unuttum.
    Mir Hüseyin:--Meryem İslam nerede?
    Cesim:--Karargahta! Herhangi bir şey olursa seninle irtibata geçecek. Biz de Rusların gece dışarı çıkmalarını engelleyeceğiz inşallah. Caharkale, bundan böyle geceleri bizim hakimiyetimiz altına girecek.
    Mir Hüseyin:--Ondan şüphem yok. Allah (cc) yardımcınız olsun. Bu arada benim yapabileceğim bir şey var mı? İsterseniz ben de operasyonlara katılabilirim.
    Cesim:--Allah (cc) razı olsun. Sen irtibatı sağla yeter. Senin deşifre olmaman lazım.
    Mir Hüseyin:--Peki anladım. O halde ben müsaadeleriniz isteyeyim. Birilerini şüphelendirmeyelim.
    Cesim:--Elbette! Bundan sonrasını Selman kardeşimizle hallederiz.
    Mir Hüseyin:--Allah’a (cc) emanet olun.
    Cesim:--Uğurlar olsun!
    Mir Hüseyin etrafa dikkatle bakınarak dışarı çıktı ve gözden kayboldu.
    Cesim:--Selman kardeşim bize kalacak yerimizi göster.
    Selman:--Buyrun, sanırım sizi sığınağa götüreceğim.
    Cesim:--Elbette ki sığınağa gireceğiz. Sığınağa şimdiden
    alışmalıyız. Operasyonlara başladıktan sonra Ruslar her yerde bizi arayacak, bulamayacakları tek yer sığınaktır.
    Selman:--Buyrun gidelim.
    Selman önde Cesim ve Musa arkada sığınağa gittiler. Sığınakta her şey düşünülmüş, bir insanın günlerce kalabileceği şekilde düzenlenmiş. Tuvalet dahil her şeyi vardı.
    Cesim:--Burada insan günlerce kalabilir.
    Selman:--Tabi ki kalabilir. Bu sığınakları bu günler için hazırladık. Bu fikri bize Şehid Komutanımız Şamil Basayev verdi. Çok da kullanışlı. Çok faydasını gördük bu sığınakların.
    Cesim:--Allah (cc) rahmet etsin onu bize şefaatçi kılsın. Gerçekten efsane komutandı. Her şeyi çok güzel planlıyordu.
    Selman yukarıdan yemek getirdi. Yemeklerini yedikten sonra, yatsı namazlarını cemaatle kıldılar.
    Selman:--Allah (cc) rahatlık versin. Bir isteğiniz olursa bu ipi çekmeniz yeter.
    Cesim:--Allah (cc) razı olsun. Şimdilik bir isteğimiz yok. Allah’a (cc) emanet olasınız.
    Selman yukarı çıktı. Cesim ve Musa uykuya daldı. İyice dinlenmeliydiler. Yarın ya da öbür gün operasyona başlayacaklardı.

    Rus Karargâhında

    Komutan odasında toplantı yapıyordu. Toplantıda Meryem İslam da vardı.
    Komutan:--Arkadaşlar Olga çok iyi bir iş başardı. Önümüzdeki hafta Moskova’dan silah yüklü bir konvoy gelecek. Silahlar gelince asilerin karargahına bir operasyon düzenlemeyi düşünüyorum. Hepiniz hazır olun.
    Meryem İslam:--Komutanım, gelen konvoyun güvenliği nasıl sağlanacak?
    Komutan:--Beş araçlık bir konvoy geliyor. Önde ve arkadaki araçlarda askerler olacak, ortadaki üç araçta ise silahlar bulunacak. Bu bilgiler gizli olduğundan herhangi bir asi tehlikesi yok.
    Meryem İslam:--Komutanım yine de tedbirli olmakta fayda var.
    Komutan:--Sen bu asileri gözünde çok büyütüyorsun Olga! Silahlar geldiğinde onların kökünü nasıl kazıyacağımızı göreceksin.
    Meryem İslam:--Gelen konvoyla ilgili bizim almamız gereken bir tedbir yok mu komutanım?
    Komutan:--Merak etme dedim ya Olga. Endişelenecek bir şey yok. Bu arada buraya tim gönderileceğini söylemiştin.
    Meryem İslam:--Evet komutanım!
    Komutan:--Kaç kişi peki?
    Meryem İslam:--Tam emin değilim ama sanırım on kişi kadar.
    Komutan:--Hah hah ha! On kişi ha? Bunlar kendilerini ne sanıyor? Gelsinler bakalım. Gelecekleri varsa görecekleri de var. Hiç güleceğim yoktu on kişi ha!
    Komutanın bu kibirli hali, Meryem İslam’ın hoşuna gitmişti. İyi ki burada böyle ahmak bir komutan vardı.
    Meryem İslam:--Komutanım! Benim yarın geri dönmem lazım. Daha fazla kalırsam şüphelenebilirler.
    Komutan:--Evet evet ben de aynı fikirdeyim. Yarın sabah yola çık.
    Meryem İslam:--Komutanım yanıma yine biraz ilaç almalıyım. Asileri kandırmak için ilaçların çok faydası olmuştu geçen seferde.
    Komutan:--Elbette! İstediğin kadar ilaç al yanına.
    Meryem İslam:--Komutanım toplantı bittiyse ben gidip doktordan ilaçları alıp hazırlayayım.
    Komutan:--Tamam sen çıkabilirsin. Bu arada çok dikkatli ol. Sana ihtiyacımızın olduğunu unutma.
    Meryem İslam:--Merak etmeyin komutanım. Ülkeme daha yapacağım çok hizmet var. İyi akşamlar.
    Komutan:--İyi akşamlar Olga!
    Meryem İslam dışarı çıkınca doğru doktorun yanına gitti. Komutanın emri olduğunu ve kendisine ilaç vermesini söyledi. Doktor istediği kadar ilaç alabileceğin söyleyerek, eczanenin kapısını açtı. Meryem İslam, Dr. Levent’in istediği ilaçları bir kutuya doldurdu ve dışarı çıktı.
    Meryem İslam, dışarı çıktığında…

    YÜZ ON DÖRDÜNCÜ BÖLÜMÜN SONU
  3. ahmet meydani

    ahmet meydani Üyeliği İptal Edildi Banned

    YÜZ ON BEŞİNCİ BÖLÜM


    …oyalanmadan doğruca odasına gitti. Abdestini aldı ve düşünerek namazını kıldı. Daha sonra da uykuya daldı. Sabah ezanı vaktinde kalkarak abdestini alıp namazını kıldı. Kahvaltıya kadar oyalandı. Kahvaltısını yaptıktan sonra komutanın odasına giderek vedalaştı. Karargâhtan tek başına dışarı çıktı. Mir Hüseyin’in evine doğru yürümeye başladı. Mir Hüseyin’e karargâhtan ayrılacağını bildirmeli ve olaylar hakkında ona kısa bilgiler vermeliydi. Mir Hüseyin’in evine yaklaştığında, sokakta oynayan bir çocuğa Mir Hüseyin’i çağırmasını söyleyip, kendisi
    kuytu bir yerde beklemeye başladı. Çocuk Mir Hüseyin’in kapısını çaldı, bir süre Mir Hüseyin kapıda belirdi. Çocukla bir şeyler konuştuktan sonra Meryem İslam’ın beklemekte olduğu yöne hareket etti. Kuytuda bekleyen Meryem İslam’ı gördü.
    Mir Hüseyin:--Hayırdır Meryem İslam, burada ne arıyorsun?
    Meryem İslam:--Karargâha dönüyorum. Sanırım bir daha buraya gelmeyeceğim. Ruslar karargâha bir operasyon düzenleme düşüncesindedirler. Ayrıca önümüzdeki hafta Moskova’dan silah yüklü bir konvoy gelecek. Bundan sizlerin de haberi olsun istedim. Ben, dikkat çekmeden gideyim. Diğer kardeşlerimize selam söyle.
    Mir Hüseyin:--Allah (cc) senden razı olsun. Bunlar çok önemli bilgiler. Selamını ileteceğim inşallah. Allah’a (cc) emanet olasın. Yolun açık olsun. Sen de karargâhtakilere selamlarımı söyle.
    Meryem İslam:--Velaeykum selam ve rahmetullah. Allah (cc) razı olsun. Allah’a (cc) emanet olasınız.
    Meryem İslam etrafına bakınarak yola koyuldu. İki Rus devriyesi ile karşılaştı. Ruslar Meryem İslam’ı tanıyorlardı. Usulen onu bir sorguladılar. Güya onun kimliğini gizliyorlardı. Meryem İslam, Rusların bu durumuna kıs kıs gülüyordu ve içinden de “iyi ki benim gerçek kimliğimi bilmiyorlar” diye geçirdi. Şehri terk eden Meryem İslam, herhangi bir problemle karşılaşmadan karargâha vardı. Karargâhtakiler Meryem İslam’ın gelmekte olduğunu görmüşlerdi.
    Meryem İslam:--Selamun aleykum ve rahmetullah!
    Mus’ab:--Vealeykum selam ve rahmetullahi ve berekatuhu. Hoş geldin Meryem İslam. Hayırdır, erken döndün?
    Meryem İslam:--Evet komutanım, çok önemli haberlerim var. Bu yüzden beklemeyi uygun bulmadım.
    Mus’ab:--Ya öyle mi! Nedir peki bu önemli haberler?
    Meryem İslam:--Birinci haber, Moskova’dan silah yüklü bir konvoy geliyor. İkinci haber ise, Ruslar buraya operasyon yapmayı düşünüyorlar. Konvoy gelecek hafta içerisinde gelecek ama operasyonun ne zaman yapılacağını bilmiyorum. Her an olabilir.
    Mus’ab:--Bunlar gerçekten de çok önemli haberler. Allah (cc) senden razı olsun. Konvoy için daha vakit erken. Ama bir tim oluşturmamız lazım. Operasyona karşı tedbirimizi alacağız inşallah.
    Meryem İslam:--Beraberimde ilaç getirdim. Buyur Doktor!
    Dr. Levent:--Bakalım neler getirmişsin? Ağrı kesiciler ve pansuman ilaçları. Bunlara ihtiyacımız vardı. Şayet operasyon yapılacaksa bunlara daha çok ihtiyacımız olacak galiba. Allah (cc) razı olsun.
    Mus’ab:--Temenni etmem ama, ben de aynı kanaatteyim. Her ihtimale hazır olmalıyız. Kardeşlerim, bu andan itibaren teyakkuz
    durumuna geçiyoruz. Nöbetçilerin sayısı iki katına çıkarılsın. Siperleri gözden geçirelim. Operasyonda helikopter de kullanabilirler. Ona karşı da tedbirimizi almalıyız.
    Komutanın talimatı üzerine mücahidler hemen faaliyete geçtiler. Gerekli tüm tedbirler alınmıştı. Bundan sonar Rusların gelmesini beklemekten başka yapılacak bir şey yoktu.
    Mus’ab:--Gerekli tüm tedbirler alındı mı?
    Dr. Levent:--Evet komutanım! Hazırız gelecekleri varsa görecekleri de var!
    Mus’ab:--Öyleyse Rusları beklemekten başka yapacak bir şey yok. Operasyon her an yapılabilir. Bu nedenle uyanık olmalıyız. Mademki beklemekten başka çare yok, o halde biz de bu zamanımızı değerlendirelim. Şimdi size islam’da savaşa hazır olma konusunda bilgi vereceğim inşallah.
    Dr. Levent:--Çok iyi olur komutanım. Hem bu konuda bilgi sahibi oluruz, hem de bize moral kaynağı olur.
    Mus’ab:--Savaşı kazanabilmenin en önemli unsuru savaşa hazır olmaktır.Savaşa hazır olan çok az sayıdaki bir topluluk, savaşa hazır olmayan çok daha fazla sayıdaki bir topluluktan daha avantajlıdır. Şimdi gelelim İslam’ın bu konudaki hükümlerinden bir kısmına:
    Savaş, bir takım ön hazırlıkları, tedbirleri gerekli kılar. "İhtiyatlı olunuz!" (Nisa suresi, 71) ayeti, bu noktada bize yol gösterir. Hamdi Yazır, ayetin açıklamasında şöyle der: Uyanık, ihtiyatlı bulununuz.

    Düşmandan sakınacak maddi manevi sebeplerinizi ittihaz ediniz. Silahınızı alınız.

    Şu ayet, müslümanları kuvvetli olmaya çağırır:
    "Onlar (düşmanlar) için, gücünüzün yettiğince kuvvet ve savaş atları hazırlayın. Bununla Allah düşmanını, sizin düşmanınızı ve Allah'ın bilip de, sizin bilmediğiniz düşmanlarınızı korkutursunuz. Allah yolunda ne harcarsanız size eksiksiz ödenir, asla haksızlığa uğratılmazsınız." (Enfal suresi, 60)

    Hz. Peygamber (asm.), ayetteki "kuvvet" ifadesini, "kuvvet, atmaktır" şeklinde açıklar. Şüphesiz bu açıklama, kuvvetin büyük ölçüde atmaya dayanması noktasındandır. Resulullah devrindeki ok-mızrak, mancınık atmak, bugün yerini bombalara, füzelere bırakmıştır. Bugünün savaşlarında da, daha iyi atan savaşı kazanmaktadır.


    Resulullah, "atmak" hususunda ümmetini teşvik etmiştir. Mesela, şöyle buyurur: "Şüphesiz Allah, bir tek okla, üç kişiyi cennete alır:
    1- Oku yapan
    2- Onu atan
    3- Atan kişiye uzatan.

    Resulullah, kendi devrinin şartlarına göre ok-mızrak atımını teşvik etmiştir. Resulullah'ın medhine mazhar olan Fatih Sultan Mehmed, O'nun "kuvvet, atmaktır" sözünden ilhamla devrinin en ileri silahı olan "Şahi topları" döktürmüş, İstanbul'un aşılmaz sanılan surlarını bunlarla aşmıştır. Günümüzde, hedefe kilitlenmiş füzeleri, bir anda bir beldeyi mahvedebilen bombaları yapan ve kullanan Batı, Resulullah'ın hadisini ve ayette emredilen "kuvvet hazırlamayı" müslümanlardan daha iyi anlamış görülüyorlar!?

    Üstteki ayet, savaş atları hazırlamamızı da emreder. Àdiyat suresinin baş kısmında, savaş atlarına kasem vardır.

    Resulullah, atı şöyle medheder: "Kıyamete kadar atın alnında hayır düğümlenmiştir. Yani, atta devamlı hayır vardır). Ayette geçen savaş atları, günümüz şartlarında mekanik savaş atlarını da içine alır. Tank, uçak gibi vasıtaların hepsi, ayetin şümulünde dahildir.

    Ayette "ok-mızrak hazırlayın" denilmeyip, "kuvvet hazırlayın !" denilmesi, fikri-bedeni, ilmi, maddi ve manevi her türlü kuvveti ifade eder ve her türlü silahı içine alır(6). Böyle bir kuvvet, caydırıcı bir rol oynayacaktır. Ayette, "bu kuvvetle onları imha edersiniz" denilmeyip, "bununla düşmanlarınızı korkutursunuz" denilmesi, bu noktaya işaret eder.

    Böyle bir kuvvet, düşmanlarımızı sindirecek, zalimleri zulmünden vazgeçirecek, Allah'ın dinini her tarafa ulaştırmamızda ve yer yüzünden her türlü fitneyi kaldırmamızda önemli rol oynayacaktır

    Kur'an-ı Kerim'de Hz. Davud'a demirin yumuşatıldığı anlatılır. (Sebe suresi, 10) Hz. Davud, bir mu'cize olarak demire istediği şekli vermekte, bununla silah, zırh yapmaktadır. Kur'an'ın 114 suresinden birinin "demir" anlamındaki "Hadid" olması da düşündürücüdür. Bu surede, demirle ilgili şu ayet vardır:
    "Demiri indirdik. Onda kuvvetli bir sertlik ve insanlara bir takım menfaatler vardır." (Hadid suresi, 25) Dikkat edilirse, günümüz savaş sanayii demir üzerine kuruludur. Kur'an-ı Kerim'de böyle talimatlar ve böyle işaretler varken, müslümanların bu
    hakikatlerden gafil kalması; gayr-i müslimlerin ise bu hakikatlere sahip çıkması, ibretle düşünülmesi gereken bir olaydır. "Ben müslümanım" diyenler, okudukları Kur'an'da yer alan emirleri iyi bilmek ve ona göre yaşamak zorundadırlar. Yoksa, ehl-i hak iken, şu dünyada ehl-i batıla mağlub olmaları kaçınılmaz olacaktır. Son ikiyüz yıllık dönem, söylediklerimizin ispatıdır.
    Buradan da anlaşılacağı üzere, bizim her zaman savaşa hazır olmamız gerekmektdedir.



    YÜZ ON BEŞİNCİ BÖLÜMÜN SONU
  4. ahmet meydani

    ahmet meydani Üyeliği İptal Edildi Banned

    YÜZ ON ALTINCI BÖLÜM


    Mus’ab sohbeti bitirmişti. Mücahidler yine mest olmuştu. Namaz vakti girmek üzereydi. Ayrıca bugün çok önemli bir günün arefesiydi. Yarın ramazan başlıyordu. Mücahidlerde tatlı bir telaş vardı. Ramazana hazırlık yapılıyprdu. Özlemgül’ün öncülüğünde, ilk sahur için hummalı bir çalışma vardı. Mevcut imkanlar dahilinde yemeklerin ve tatlıların en iyisi hazırlanıyordu.
    Mücahidler böyle kısıtlı imkanlar içerisinde, imnkansızı başarmaya çalışırken, dünyanın diğer yerlerinde, sözümona bazı Müslüman ülke liderleri ve zengin Müslümanların sofraları Karun Sofrasının aratmıyordu. Hatta daha da öte sofralar kuruluyordu. Ayrıca, bazıları tatil yapmak için Avrupa ülkelerinde cirit atıyorlardı. Her türlü melaneti işliyorlardı tüm bunlara rağmen onlardan daha Müslüman da yoktu. Yarın Allah’ın (cc) huzurunda, mücahidler de cenneti isteyecekti, bu Karun takımı da, Lübnan’da, Filistin’de, Afganistan’da, Çeçenistan’da, Irak’ta ve dünyanın diğer mazlum ülkelerinde, kâfir kurşunları ile şehid edilen, çocuklar, yaşlılar ve kadınlar da cenneti isteyecek, bunlar da. Ve fakat Allah (cc) adildir ve kimseye kıl kadar haksızlık yapmaz.
    Mus’ab:--Ne o Özlemgül, akşama ziyafet var galiba?
    Özlemgül:--Evet komutanım, malumunuz yarın Ramazan başlıyor. Ramazanı en iyi şekilde karşılamamız gerekiyor.
    Mus’ab:--Elinize sağlık, elbette ki Ramazan’ı en iyi şekilde karşılamalıyız. Ramazanı öyle bir karşılayalım ki bizden memnun kalsın.
    Özlemgül:--İnşaallah, Ramazan’ı layık olduğu şekilde karşılar ve yine öyle uğurlarız. Ramazan için programınız vardır herhalde komutanım.
    Mus’ab:--Ruslardan fırsat bulursak, tabi ki var.
    Özlemgül:--İnşaallah buluruz komutanım. Allah’ın (cc) dediği olur.
    Mus’ab:--Amenna ve sadekna! Hadi bakalım, Allah (cc) kolaylık versin.
    Özlemgül:--Allah (cc) razı olsun komutanım.
    O akşam, kendlerine bir güzel ziyafet çekmişlerdi. Yatsı namazından sonra Mus’ab yine sohbet etmeye başlamıştı.
    --Kardeşlerim, malumunuz yarın ramazan, ve yine malumunuz bugünlerde, her an Rusların bir saldırısı olabilir. Bu nedenle, zamanımızı en iyi şekilde değerlendirmeliyiz. Bu sohbetimizde inşallah, size Ramazan Orucu hakkında bilgi vermeye çalışacağım. Peygamber Efendimiz (sav) nasıl oruç tutardı, şimdi ona bakalım:
    RESULULLAH (S.A.V.)’İN ORUCU
    Hamd, Alemlerin Rabbi Allah’a mahsustur. Salâtü Selâm Resûlullah’a, A’line, Ashabına ve de kıyamete kadar O’nun yolunu takip edenlerin üzerine olsun.
    Risâlemizde Allah Resûlü (S.A.V.)’in orucunun keyfiyetine yer verecek;orucun farzları, şartları, edebi, duâları, kimlerin oruçla mükellef olduğu, orucu bozan şeylere ve de yararlarına değineceğiz İnşâallah. Allahu Teâla’dan dileğimiz odur ki; Müslümanları, Resûlullah (S.A.V.)’in Sünneti’ni hayatlarının her alanında yaşamaya muvaffak kılsın. (Amin).
    Oruç nedir?: Güneşin doğmasından batışına kadar, Allahu Teâla’ya ibadet niyetiyle, hiç bir şey yememek, içmemek, cinsi mübâşerette bulunmamak ve orucu bozan diğer şeylerden uzak durmaktır.
    Ramazan orucu: İslâm’ın şartlarından biridir. Allah Resûlü (S.A.V.) şöyle buyurmuştur, “İslam beş şey üzerine bina olunmuştur. Bunlar, Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in O’nun Resûlü olduğuna şehâdet etmek, namaz kılmak, zekat vermek, Ramazan Orucunu tutmak, Beyt’i (kâbeyi) haccetmektir” (Buhari, Müslim).
    Ramazan orucunun başı ve sonu: İbadetler, her zaman her yerde ve herkes için kolaylıkla tespit edilecek bir takım ölçü ve alâmetlere bağlı kılınmıştır. Ramazan orucu da bunlardan biridir. Kur’an-ı Kerim ve Peygamber (S.A.V.) bu ibâdete Ramazan hilâlinin görülmesi ile başlamayı ve Şevval hilâlinin görülmesi ile bitirmeyi şart kılmıştır;
    Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğrunun× Øeğriden ayırmanın açık delilleri olarak kendisinde Kur’ân indirilen aydır... (Bakara, 185)
    Resûlullah (S.A.V.)’de bu âyet-i kerimede geçen Ramazan orucuna erişmeyi hadisi şeriflerinde açıklamıştır. Bunların bazılarını sağlam
    hadis kaynaklarından aktaralım:
    İbn Ömer Radıyallahu anhümâ Resûlullah (S.A.V.)’den şöyle buyurduğunu nakletmiştir: “Hilâli görmedikçe oruca başlamayın ve hilâli görmedikçe de oruç açmayınız. Eğer buluttan dolayı hilali göremezseniz bu takdirde ayın günlerini otuza tamamlayınız. (Buhari, Müslim, Ebu Dâvud, Nesâi).
    Tirmizi’nin rivâyeti şöyledir, “Ramazandan önce oruç tutmayınız, hilâlle oruca başlayın; (Şevval) hilalini görmekle de oruç açınız. Eğer bir bulut hilâli görmenizi engellerse o vakitte onu (Ramazanı) otuz güne tamamlayınız”.
    Buhari’de şöyle yer alır, “Bulut olursa, Şaban’ın sayısını otuza tamamlayınız”. Yine bir diğer rivayette (Ramazan ayının 29. günü) bulutlu olur da (Şevval hilâlini) göremezseniz bu taktirde otuz gün oruç tutunuz” şeklindedir.
    İbni Ömer, Peygamber (S.A.V.)’den şöyle buyurduğunu rivâyet eder, “Biz ümmî bir ümmetiz, ne yazar, ne de hesap biliriz. Ay şöyle ve şöyledir” Yani kimi zaman 29, kimi zaman otuz çeker. (Buhari, Müslim, Ebu Dâvud, Nesâi).
    Peki orucun ahkamı nedir? Şimdi de ona bakalım inşallah: Orucun ahkâmı
    1) Niyet: Farz olan oruçlarda şafak sökmeden niyet etmek farzdır. Allah Resulü (S.A.V.) “Fecirden önce oruca niyetlenmiyenin orucu yoktur” buyurmaktadır (Sahihtir, Ebu Dâvud). Yine “Oruca geceden niyetlenmeyen kimsenin orucu yoktur” buyurmaktadır (Sahihtir, Nesâî).
    Niyetin yeri kalptir. Allah Rasulü (S.A.V.) ve Ashab’ından oruca dil ile niyetlendikleri nakledilmemiştir.
    ... Sabahın beyaz ipliği (aydınlığı),×2) Orucun vakti: siyah ipliğinden ayırt edilinceye kadar yiyin, için sonra geceye kadar orucu (Bakara, 187).Øtamamlayın...
    Fecir iki türlüdür;
    Fecri Kâzib: Bu fecirde sabah namazının vakti girmiş olmaz. Oruç tutacak olan bir kimsenin bu vakitte yemek yemesi haram değildir. Bu fecrin alâmeti; ufukta dimdik duran, kurt kuyruğu şeklindeki uzun bir aydınlıktır.
    Fecri Sâdık: Sabah namazı vakti girmiş olur. Bundan sonra yemek yenmez. Fecri sâdık, ufuk boyunca dağların ve tepelerin üzerindeki yaygın bir beyazlıktır.
    İftar vakti ise; doğu tarafından karanlığın başladığı, batı tarafından da gündüz sona erip güneşin yuvarlaklığını yitirdiği vakittir. Zira; Allah Resûlü (S.A.V.) “Gece buradan yayılmaya başlar, gündüz buradan sona erer ve güneş de batarsa oruçlu iftarı açar” buyurmuştur (Buhari, Müslim). Bu, güneşin tümüyle batması
    demektir, aydınlığı kalsa bile hüküm aynıdır.
    3) Sahur: Allah Rasulü (S.A.V.) “Bizimle ehli Kitabın orucu arasındaki fark Sahur yemeğidir” (Müslim) ve “Bereket üç şeydedir. Cemâat, tirid ve sahur” buyurmuştur (Sahihtir, Taberâni/Mu’cemu’l-Kebir)
    Resûlullah (S.A.V.)’in bereket olarak nitelendirdiği sahuru terk etmek sünnete aykırıdır. Çünkü sahur yemeği sünnete uymaktır. İnsanlar için oruçta elbette güçlük vardır. Ancak sahur, hadiste buyrulduğu gibi bereketlidir. Resûlullah (S.A.V.) “Haydi bereketli gıdaya” sözüyle buna işaret etmiştir (Ebu Dâvud).
    Allah Resûlü (S.A.V.) “Sahur bereket yemeğidir, biriniz bir şey bulamayıp bir yudum su içse bile onu terk etmeyiniz. Çünkü Allah ve Melekleri sahur yemeği yiyenlere duâ ve mağfiret eder” (sahihtir, Ahmed) ve “Mü’minin sahur yemeğinin en bereketlisi ve makbul olanı hurmadır” buyurmuştur. Allah Resulü (S.A.V.)’in sünneti, sahuru fecre kadar uzatmaktı.
    4) Oruçlu neleri terk edecek?: “Kavli zûr” denilen, fitne ve fesad yayan yalan söz terk edilecektir. Resûlullah (S.A.V.) “Kavli zûr’u terk etmeyen Allah azze ve celle’nin, onun yeme ve içmesini terketmesine ihtiyacı yoktur” buyurur (Buhari).
    Hayırsız ve fâhiş söz de terk edilecektir. Resûlullah (S.A.V.), “Oruç, yememek ve içmemek değildir. Ancak oruç, hayırsız ve fâhiş sözden oruç tutmaktır. Biri sana sövdüğü veya cahilce davrandığı zaman ‘ben oruçluyum, ben oruçluyum’ de” buyurmuştur (Sahihtir, İbni Huzeyme).
    5) Oruçluya mubah olanlar:
    4Cünüp olarak sabahlama konusunda A’işe validemiz Radıyallahu anhâ şöye diyor, “Allah Resûlü (S.A.V.) cünüp olduğu halde fecir sökerdi. Sonra gusleder ve orucunu tutardı” (Buhari, Müslim).
    4Misvak Kullanmak: Resûlullah (S.A.V.) “Eğer ümmetime zorluk vereceğinden korkmasaydım onlara, her abdest alışlarında misvak kullanmalarını emrederdim” buyurmaktadır (Buhari, Müslim).
    Allah Resulü (S.A.V.) misvak kullanmada oruçlu olanla olmayan arasında bir fark görmemiştir. Bunda, oruçlu olsun veya olmasın genel olarak herkesin abdest alırken misvak kullanabileceğine ve öğle namazından önce veya sonra kullanmasında da herhangi bir fark olmadığına dair işaret vardır.
    4Mazmaza ve istinşâk’ı oruçluların sıkça ve mübâlağalı bir şekilde yapmaları sakındırılmıştır. Resûlullah (S.A.V.) “... istinşak’ı oruçlu olmadığın sürece sertçe yap” buyurmuştur (Ebu Dâvud).
    4Kucaklaşmak ve öpmek: A’işe validemiz Radıyallahu anhâ şöyle der, “Resûlullah (S.A.V.), oruçlu iken hanımlarını kucaklar ve öperdi. Fakat O, içinizde şehvetine en çok hakim olanınız idi”
    (Buhari, Müslim). Ancak bu yaşlılar için değilse de gençler için mekruhtur. Çünkü, Allah Resulü (S.A.V.)’e bunun sebebi sorulduğunda, “Yaşlı kimse nefsine hakim olur” buyurmuştur (Sahihtir, Ahmed/Müsned).
    4Kan tahlili yaptırmak: Herhangi bir gıda içermedikçe, ilaç niyetiyle iğne vurulmak câizdir, orucu bozmaz. Çünkü bunlar mideye gitmez. Ancak kuvvet iğneleri ve serum orucu bozar, zarûret dışında câiz değildir.
    4Kan aldırmak (Hacamat) orucu bozmaz. İbni Abbas Radıyallahu anhümâ, “NebÎ (S.A.V.),oruçlu olduğu halde kan aldırdı (hacamat yaptı)” demiştir (Buhari). Aynı şekilde diş çektirmek de orucu bozmaz.
    4Yemeklerin tadına bakmak, yemek gırtlağa gitmemek şartıyla câizdir. Diş macunu için de hüküm aynıdır.
    İbni Abbâs Radıyallahu anhümâ’dan rivayet edildiğine göre Allah Resulü (S.A.V.), Şöyle buyurmaktadır, “Oruçlu iken sirkenin tadına bakmasında, gırtlağa gitmemesi şartıyla sakınca yoktur” (Buhari)
    4Sürme, damla ve göze damlatılan diğer şeyler de, orucu bozmaz. Bunların tadı boğazda hissedilse bile oruç bozulmaz. İmam Buhari Sahihi’nde şöyle der, “Enes, Hasan ve İbrahim, oruçlu iken sürme çekilmesinde bir beis görmediler

    Nakletiğimiz bu hadisler konu ile ilgili pek çok hadisler arasından sadece örnek teşkil etmek üzere seçilen az bir bölümüdür. Bu meâldeki hadisler pek çoktur.
    Bu bakımdan alimlerin büyük bir çoğunluğu ru’yet ile yani Ramazan hilâlini görmekle oruca başlayıp ru’yet ile yine Şevvâl’in hilâlini görmekle orucu bitirmenin gereğini özellikle belirtmişlerdir. Müslümanların bu ibadete de diğer ibadetlere de gereken hassasiyeti göstererek yalnız belirtilen ölçüleri göz önünde bulundurmaları ve bu ölçüler çerçevesinde ibâdetlerini yapmaya gayret etmeleri, buna dikkat göstermeleri gerekmektedir


    YÜZ ON ALTINCI BÖLÜMÜN SONU
  5. ahmet meydani

    ahmet meydani Üyeliği İptal Edildi Banned

    YÜZ ON YEDİNCİ BÖLÜM

    Caharkale’de

    Cesim, Selman’ı çağırdı, Selman gelince,
    --Selman kardeşim, diğer kardeşlerimize haber ver bu gece ilk operasyonumuza çıkacağız. Herkes bulunduğu yere en yakın
    yerden başlasın, fazla dışarıda beklemesinler. En fazla bir saat kalsınlar dışarıda.
    Selman:--Anladım, hemen haber vermeye gidiyorum.
    Selman gitti, heyecanlı bir bekleyiş başlamıştı. Böyle bir operasyona ilk defa çıkıyorlardı.
    Musa:--Cesim kardeş, nasıl olur diyorsun, bu operasyon. Başarılı olabilecek miyiz?
    Cesim:--Bundan hiç şüphen olmasın. Hem Ruslar kendilerinden çok eminler. Bu nedenle, işi sıkı tutmuyorlar ve bu da onlara çok pahalıya patlayacak. Onlar üzerlerindeki şoku atlatamadan biz işimizi bitiririz.
    Musa:--İnşaallah!
    Vakit gece yarısına doğru gelmişti.
    Cesim:--Ya Allah! Haydi Musa operasyon zamanı.
    Evden dışarı çıktılar. Bulundukları yerde kimseler yoktu. Aşağıya doğru yürümeye başladılar.
    Musa:--İleride iki kişi görünüyor. Ruslar olabilir mi?
    Cesim:--Ben de gördüm. Ruslardan başka kim olacak bu saate. Dikkatli ol.
    Musa:--Peki!
    Evlerin gölgesinde aşağıda görünen iki kişiye doğru yaklaştılar. Yanılmıyorlardı iki tane Rus askeri devriye geziyordu.
    Cesim:--Sağdaki benim, soldaki senin. Sakın ıskalama ha!
    Musa:--Merak etme tek kurşun sektirmem! Hadi Bismillah!
    Nişan alıp ikisi aynı anda ateş etti. Ruslar gıklarını çıkaramadan cehennemi boylamışlardı. Yanlarına yaklaşıp kontrol ettiklerinde ikisinin de öldüğünü gördüler. Silahlarını alıp yollarına devam ettiler.
    Diğer yanda Alarahman, yanındaki mücahidle sokağa çıkmıştı. İki Rus askerini de onlar hakladılar. Diğer dört ekip de gerekeni yapmışlardı. Tüm ekipler şehrin merkezine doğru gidiyorlardı. Hepsi de aynı istikamete doğru yürüyorlardı. Merkeze ilk varan Cesim ile Musa olmuştu.
    Cesim:--Burada pusu kuralım Musa!
    Musa:--Evet bence de burası çok uygun.
    Pusuya yatıp beklemeye başladılar. Yanlarında gece görüş dürbünü de vardı. Ayrıca silahlarında susturucu olması da bir avantajdı onlar için. Bir süre sonra iki karaltı onlara doğru gelmeye başlamıştı.
    Cesim:--İki kişi buraya doğru geliyor, dikkatli ol. Bunlar bizimkiler de olabilir.
    Cesim dürbünle bakınca gelenlerin Alarahman ve yanındaki mücahid olduğunu gördü. Biraz daha yaklaşınca, Cesim 315
    Alarahman’a seslendi. Alarahman hızla onlara doğru koştu.
    Alarahman:--Ne yaptınız?
    Cesim:--İki Rusu hakladık.
    Alarahman:--İki tane de biz hakladık.
    Cesim:--Sanırım yakında devriyeleri değiştirmek için araçla buradan geçecekler. Siz karşıda pusuya yatın. Diğer kardeşlerimiz gelirse onlarda çeşitli yerlerde pusuya yatsınlar. Aracı eli boş göndermemiz lazım.
    Alarahman:--Hiç merak etme, bir tanesi sağ çıkamayacak inşallah. Ben vakit geçirmeden karşıya geçeyim. Her an gelebilirler.
    Cesim:--Tamam, çok dikkatli olun. Kayıpsız dönmemiz lazım.
    Alarahman:--Merak etme, inşallah sağ salim geri döneceğiz. Daha yapacak çok işimiz var.
    Alarahman karşıya gidip yanındaki mücahidle beraber pusuya yattı. Bir süre sonra diğer dört ekip de geldi. Onlar da uygun yerlerde pusuya yatıp beklemeye başladılar. Takriben bir saat sonra uzaktan bir aracın farları gözüktü. Araç uygun bir hızla onlara doğru geliyordu. Araç pusu yerine gelmişti ki Cesim’in komutu ile çapraz ateşe başladılar. İlk ateş esnasında aracın şoförü vurulmuştu. Kontrolü kaybedilen araç yol kenarındaki bir binaya çarpıp durmuştu. Ruslar da karşı ateşe başlamışlardı ama Ruslar açık hedef halindeydiler. Silah sesleri Caharkale sokaklarında yankılanmaya başlamıştı. İşlerini kısa sürede bitirmeliydiler. Çatışma fazla sürmemişti. Bir süre sonra beklenmedik bir olay meydana geldi…

    YÜZ ON YEDİNCİ BÖLÜMÜN SONU
  6. ahmet meydani

    ahmet meydani Üyeliği İptal Edildi Banned

    YÜZ ON SEKİZİNCİ BÖLÜM

    … araç büyük bir patlama ile infilak etti. Rus askerleri paramparça olarak sokaklara dağıldı.
    Cesim:--Yaralı ya da şehid olan var mı?
    Alarahman:--Bizde bir şey yok.
    Arda arda diğer mücahidler de kendilerinde herhangi bir şeyin olmadığını söylediler.
    Cesim:--Çabuk olun, derhal burayı terk ediyoruz. Bugünlük bu kadar şamata yeter. Çok dikkatli olmayı unutmayın.
    Alarahman:--Merak etme, siz de dikkatli olun.
    Cesim:--Allah’a (cc) emanet olun.
    Patlama Caharkale’nin her yerinden duyulmuştu. Rus askerleri korkuyla yataklarından fırladılar. Komutan da uyanmış, korku ve şaşkınlıktan ağzında bir şeyler gevelemeye başlamıştı. Neden
    sonra kendine geldiğinde Yarbay Dimitri’ye:
    --Ne oluyor, kahrolası Dimitri?
    Dimitri:--Bimiyorum komutanım!
    Komutan:--Daha ne duruyorsun kahrolası, çabuk olay yerine askerleri gönder. Dikkat edin siz de gebermeyin.
    Dimitri:--Başüstüne komutanım.
    Dimitri de hırsını diğerlerinden almaya başlamıştı. Kısa bir süre sonra Caharkale sokaklarını, Rus askerleri doldurmuştu. Patlamanın olduğu yere vardıklarında, şaşkınlıktan küçük dillerini yutacaklardı neredeyse. Araç çok ufak parçalara ayrılmıştı ve her bir parçası bir yere savrulmuştu.
    Dimitri:--Atom bombası mı atılmış buraya nedir? Her yere bakın, şüphelileri görürseniz gözlerinin yaşına bakmayın.
    Caharkale sokaklarına dağılan Rus askerleri, diğer cesetlerle karşılaştılar, korkuları daha da artmıştı. O esnada sokağın sağında bir çatırtı duyuldu, Rus askerleri silahlarını çatırtının olduğu yere boşalttılar. Karşıdan herhangi bir karşılık gelmeyince ateşi kesip sesin geldiği yere vardıklarında bir köpek ölüsü ile karşılaştılar. Köpeğin kuyruğundaki mermi deliği yirmiden fazlaydı.
    Cesetleri alan Ruslar, patlamanın olduğu yere geldiler.
    Dimitri:--Neydi o çatışma sesleri?
    Teğmen Yuşin:--Sormayın komutanım, bir köpeğe ateş etmiş askerler.
    Dimitri:--Bu cesetler ne peki?
    Yuşin:--Sanırım devriye gezen askerler. Hepsini öldürmüşler.
    Dimitri:--Komutan küplere binecek. Bakalım bunu nasıl anlatacağız. Sabaha kadar aramalara devam edin ve çok dikkatli olun. Bugün için başka ceset görmek istemiyorum.
    Yuşin:--Başüstüne komutanım!
    Dimitri:--Birkaç kişi cesetleri alıp benimle gelsin.
    Cesetleri bir araca doldurup karargâha doğru hareket ettiler.
    Karargâhta komutan, korku ve sinirden kendi kendini yiyordu. O sırada araç nizamiyeden içeri girdi. Dimitri doğruca komutanın yanına gitti.
    Komutan:--Ne haberler getirdin Dimitri?
    Dimitri:--Maalesef kötü haberlerim var komutanım.
    Komutam:--Anlatsana be adam, beni çıldırtmak mı istiyorsun?
    Dimitri:--Devriye gezen tüm askerlerimiz öldürülmüş. Nöbetçileri değiştirmeye giden araç da infilak etmiş ve araçtaki tüm askerler paramparça olmuş.
    Komutan:--Kahretsin! Olga bizi uyarmıştı, ama biz işi hafife aldık. Kimseyi bulamadınız mı?
    Dimitri:--Hayır komutanım! Ama aramalar devam ediyor.
    Komutan:--Yer yarılıp içine mi girdiler? Onları bulursanız iyi edersiniz.
    Dimitri:--Başüstüne komutanım!
    Komutan:--Yarın, tüm evleri didik didik edeceksiniz. Bunların şehirden ayrıldıklarını sanmıyorum. Ölen askerlerin intikamını mutlaka almalıyız. Bu işi hal eder etmez, asilerin karargâhına saldıracağız. Silahların gelmesini bekleyecek sabrım kalmadı.
    Dimitri:--Başüstüne komutanım!

    Diğer yandan, mücahidler olay yerinden hızla uzaklaştılar. Diğer ekipler saklandıkalrı evlere problemsiz girdiler. Cesim ile Musa kaldıkları eve yaklaşmışlardı ki uzaktan


    YÜZ ON SEKİZİNCİ BÖLÜMÜN SONU
  7. ahmet meydani

    ahmet meydani Üyeliği İptal Edildi Banned

    YÜZ ON DOKUZUNCU BÖLÜM


    …bir aracın kendilerine doğru hızla gelmekte olduğunu gördüler.
    Cesim:--Musa derhal saklan!
    Cesim’le Musa bir evin duvarının arkasına saklandılar. Onlara doğru gelen araç, hiç durmadan hızla geçip gitti.
    Cesim:--Anlaşılan bu araç patlamanın olduğu yere gidiyor. Haydi Musa içeri girelim.
    Kapıyı çaldılar. Selman gelenleri tanıyınca derhal kapıyı açtı. Onlar da hızla içeri girdiler.
    Selman:-Neler oldu, Cesim?
    Cesim:--Gördüğümüz tüm Rusları hakladık. Bir araç da havaya uçtu. Rusların hepsi sokağa döküldü. Sanırım yarın tüm evleri aramaya başlayacaklar. İnşallah halka zulmetmezler.
    Selman:--Kafanı yorma. Buna benzer olaylar olsa da olmasa da onlar zaten bize zulmediyorlar. Varsın bir de bunun için zulmetsinler. Nasıl olsa bu sefer intikamımız peşin alındı.
    Cesim:--Siz gene de dikkatli olun. Bu arada buraya gelirlerse birkaç kişinin koşarak şehir dışına kaçtıklarını söylersin.
    Selman:--Merak etme! Hadi siz içeri girin. Sığınakta yiyecek var. Malumunuz yarın ramazan.
    Cesim:--Sahi ya, bu telaştan ramazanı unuttuk. Haydi Musa sahurumuzu yiyelim. Belki son sahurumuz olur.


    Musa:--Peki, hemen gidelim.
    Cesim ve Musa sığınağa girdiler. Selman sığınağın kapısını kapattı. Ruslar daha önce birkaç kez evi aramış ancak sığınağı bulamamışlardı. Sığınak öyle ustaca yapılmıştı ki bilmeyen birisinin bulması mümkün değildi.
    Sabah olmuştu. Ruslar Caharkale’yi adeta ablukaya alımşlardı. Tüm evlere girip içerisini didik didik ediyorlardı. Bu aramalar esnasında kendilerine tepki gösteren yaşlı bir adam ile beş tane kadını hunharca katletmişlerdi. Üç tane çocuk da öldürülenler arasındaydı. Ruslar Selman’ın evinin kapısını da çaldılar.
    Selman:--Kim o?
    Rus askeri:--Aç kapıyı içerisini arayacağız.
    Selman kapıyı açtı ve:--Kimi arıyorsunuz?
    Rus askeri:--Olanlardan haberin yok mu?
    Selman:-- Ne var ne oldu ki?
    Rus askeri:--Geceki patlamayı da mı duymadın?
    Selman:--Evet bir patlama oldu ama nedenini bilmiyorum. Bu arada patlamadan sonra pencereden dışarı baktığımda birkaç kişinin şehrin dışına doğru hızla kaçmakta olduklarını gördüm.
    Rus askeri:--Ne dışarı mı kaçtılar? Emin misin?
    Selman:--Evet gözlerimle gördüm.
    Rus askeri:--Bunu üstlerimize bildirelim. Sen de bizimle beraber gel.
    Selman:--Peki gidelim!
    Beraber dışarı çıktılar. Ruslar Selman’ın anlattıklarını yutmuşlardı. Zaten kimseyi de bulamamışlardı. Birlikte Yarbay Dimitri’nin yanına gittiler.
    Rus askeri:--Komutanım, bu adam birkaç kişinin şehrin dışına kaçtığını söylüyor.
    Dimitri:--Ya demek öyle!
    Selman:--Evet! Patlamadan sonraydı. Neler oluyor diye dışarı baktığımda, birkaç kişinin şehrin dışına doğru kaçtığını gördüm.
    O esnada Mir Hüseyin de gelmişti oraya.
    Mir Hüseyin:--Evet ben de gördüm. On kişiden fazlaydılar sanırım. Komutanım bunları engelleyin, bunların size olduğu kadar bize de zararları oluyor.
    Dimitri:--Kahretsin, olayın olduğu esnada bunu bilseydik onları yakalaya bilirdik. Tamam siz gidebilirsiniz. Bundan sonra öyle bir şey görürseniz derhal bize haber verin.
    Mir Hüseyin:--Bundan hiç şüpheniz olmasın.
    Dimitri:--Devriyeler kalsın, diğerleri toplansın, karargâha gidiyoruz.
    Askerler toplanıp karargâha doğru yola koyuldular. Mir Hüseyin
    ve Selman da evlerinin yolunu tuttular.
    Karargâha giden Dimitri, doğruca komutanın yanına girdi.
    Komutan:--Ne oldu Dimitri, asileri yakalayabildiniz mi?
    Dimitri:--Maalesef komutanım! Şehri terk etmişler.
    Komutan:--Şehri terk mi etmişler?
    Dimitri:--Evet komutanım, patlamanın ardından on kişinin koşarak şehri terk ettiğini gören bir çok kişi var.
    Komutan:--Çok dikkatli olun. Bu gece de saldırabilirler. Şayet bu gece de böyle bir saldırı olursa, silahların gelmesini beklemeden asilerin karargâhına saldıracağız.
    Dimitri:--Başüstüne komutanım!
    O gün akşama kadar, kayda değer bir olay yaşanmadı. Rus askerler arasında tedirginlik had safhadaydı. Onlara kalsa gece devriye ye çıkmayacaklardı ama emre itaat etmek zorundaydılar. Emirlere uymadıkları takdirde üstleri tarafından bertaraf ediliyorlardı. Aslında Çeçenistan’da hiç bulunmak istemiyorlardı ama ellerinden bir şey gelmiyordu. Akşam olduğunda Ruslar arasında tedirginlik daha da artmıştı. Gece yine saldırıya uğramaktan korkuyorlardı.
    Mücahidler de heyecanlıydı. Bu gece yine operasyona çıkacaklardı. Bir önceki gece sözleşmişlerdi. Selman ya da başka birinin dışarı çıkması çok sakıncalıydı.
    Gece yarısına doğru etrafı süzerek dışarı çıktılar. Tüm mücahidler sokaktaydı. Cesimle Musa bir köşeyi dönmüşlerdi ki…

    YÜZ ON DOKUZUNCU BÖLÜMÜN SONU
  8. ahmet meydani

    ahmet meydani Üyeliği İptal Edildi Banned

    YÜZ YİRMİNCİ BÖLÜM


    …Dört Rus Askeri ile karşılaştılar. Ruslar devriyeleri arttırmıştı. Aralarında şiddetli bir çatışma çıktı. Açılan ilk ateşte iki Rus askeri yere yuvarlandı. Diğerleri ateşle karşılık verdiler bir süre sonra bir Rus askeri daha vuruldu. O esnada Musa “Allah-u Ekber” diye bağırdı. Cesim Musa’ya döndüğünde onun sırt üstü yere düştüğünü gördü.
    --Musa, Musa!
    Musa:--Eşhedu en lâ ilâhe illellah ve eşhedu enne Muhammedun Resulullah.
    Cesim hışımla döndü ve geriye kalan Rus askerini de cehenneme gönderdi. Hemen Musa’yı sırtlayarak Selman’ın evine götürdü. Selman aceleyle kapıyı açtı ve Musa’yı içeri taşıdılar.
    Selman:--Ne oldu?


    Cesim:--Dört Rus askeri ile karşılaştık. İlk ateşte iki Rus askerini öldürdük, daha sonra aramızda şiddetli bir çatışma çıktı. Bir Rus askerini daha öldürmeyi başardık. O esnada Musa vurulmuş. Kalan Rus askerini de cehenneme yolladıktan sonra Musa’yı sırtlayıp getirdim.
    Selman:--Kontrol edelim hele yaralı mı şehid mi olmuş?
    Cesim, Musa’nın nabzını yokladı, nabız atmıyordu.
    Cesim:--İnna lillahi ve inna ileyhi raciun.
    Selman:--İnna lillahi ve inna ileyhi raciun. Ne yapacağız şimdi?
    Cesim:--Bu gece sığınakta kalacak. Yarın bir çıkar yoluna bakarız inşallah.
    Selman:--Tamam, hemen aşağıya taşıyalım.
    Selman ve Cesim birlikte Musa’nın cesedini sığınağa taşıdılar.
    Cesim:--Bana bir Kur’an-ı Kerim ver Selman kardeşim. Kur’an okuyacağım Musa için.
    Selman:--Ben de gelip okuyacağım.
    Cesim:--Hayır sen yukarıda oku. Her ihtimale karşı senin yukarıda olman lazım.
    Selman:--Evet haklısın!
    Selman Cesim’e bir Kur’an-ı Kerim getirdi. Cesim aşağıda Selman ise yukarıda okumaya başladılar.
    O gece Şehid olan sadece Musa değildi. Ruslar Caharkale’deki devriye sayısını arttırmışlardı. Alarahman’la birlikte kalan, Abdullah da şehid olmuştu. Onun dışında iki mücahid de hafif şekilde yaralanmıştı. Tüm bunlara rağmen, o gece de devriyeye çıkan Rus askerlerinin hepsi bertaraf edilmişti.
    Alarahman da şehid olan Abdullah’ı sırtında taşıyarak, kaldığı eve götürmüştü. O da Cesim gibi düşünmüştü. Hem ekibin sorumlusu Cesim’di kendi kafasından karar verme yetkisine sahip değildi.
    Rus karargâhından da çatışma sesleri duyulmuştu. Komutan küplere binmişti gene. Dimitri’yi çağırarak, derhal şehre gitmesini ve neticenin kendisine bildirilmesini emretmişti.
    Dimitri derhal askerleri araçlara doldurarak Caharkale sokaklarına daldı. Netice tam bir felaketti onlar için. Tüm Rus askerleri öldürülmüştü. Bakalım komutana nasıl hesap verecekti bu sefer.
    Dimitri öldürülen Rus askerlerini araçlara taşıttı. Yükleme işi bittikten sonra askerlerle birlikte karargâhın yolunu tuttular. Komutan sabırsızlıkla bekliyordu. Araçların geri döndüğünü görünce dışarı çıktı. Araçtan inen Dimitri hemen komutanın yanına koştu, selam verdi ve esas duruşta durdu.
    Komutan:--Ne oldu Dimitri, son durum ne?
    Dimitri:--Şey komutanım! Maalesef bu sefer de kurtulan olmamış. Yalnız bu sefer asilerden biri de vurulmuş. Şehir dışına kaçtıkları söylendi. Bir süre şehrin etrafına baktık ama kimseyi göremedik.
    Komutan:--Kahretsin! Nasıl oluyor da bir avuç asiyle başa çıkamıyoruz? Boşuna mı ekmek veriyoruz bunlara. Derhal odama
    gel.
    Dimitri:-- Baş üstüne komutanım!
    Komutan önde, Dimitri arkada, komutanın odasına girdiler.
    Komutan:--Bundan böyle gece devriye çıkartma. Bu gidişle elimizde asker kalmayacak. Yarın gece sabaha doğru asilerin karargâhını basacağız. Bu yapılanların intikamını muhakkak almalıyız. Moskova duyarsa derimizi yüzer ve içine saman basar.
    Dimitri:--Başüstüne komutanım! Bence de en uygunu bu. Çok iyi düşündünüz komutanım.
    Komutan:--Şimdi hemen git ve hazırlıklara başla. Yola çıkmaya hazır hale gelmeliyiz.
    Dimitri:--Baş üstüne komutanım!
    Dimitri derhal dışarı çıktı. Bu sefer çok ucuz atlatmıştı. “Komutanın eceli gelmiş herhalde” diye geçirdi içinden. Dışarıda beklemekte olan subayları alarak odasına gitti. Dimitri odasında, subaylara gerekli talimatları verdi ve yarın gece sabaha doğru operasyona gideceklerini, gerekli tüm hazırlıkların derhal yapılmasını emretti. Subaylar gerekli hazırlığı yapmak üzere dışarı çıkıp tüm birimlere hazırlık yapma emrini verdiler. Rus karargâhında hummalı bir çalışma başlamıştı.

    Bu arada Selman’ın evinde sabaha kadar Kur’an okundu. O gün de Rusların arama yapmalarını beklediler ama vakit hayli ilerlemesine rağmen kimse gelmedi. Bu işte bir iş vardı ama ne?
    Selman durumu Cesim’e bildirip şehre gideceğini ve bilgi toplamaya çalışacağını söyledi. Cesim, Mir Hüseyin’e de uğramasını ve diğer mücahidlerden haber alabilirse almasını istedi. Selman dışarı çıktı. Sokaklarda hiç Rus askeri yoktu. Geceki operasyondan sonra şehre gelen tüm Rusların, devriye bırakmadan karargâha geri döndüğünü öğrendi. Karargâh yakınlarına geldiğinde ise içeride hummalı bir çalışmanın olduğunu gördü. Göze çarpmadan geri döndü ve Mir Hüseyin’e uğradı.
    Selman:--Mir Hüseyin, ne var neler oluyor? Rus karargâhında hummalı bir çalışma var.
    Mir Hüseyin:--Evet benim de haberim var. Sanırım bizim karargâhımıza saldıracaklar.
    Selman:--Öyleyse hemen haber v ermemiz lazım.
    Mir Hüseyin:--Gerek yok Selman. Daha önce haber gönderildi. Bu arada dünkü çatışmadaki son durum ne?
    Selman:--Maalesef Musa şehid edildi.
    Mir Hüseyin:--Allah (cc) rahmet eylesin. Diğer kardeşlerimizin durumu nasıl acaba?
    Selman:--Ben hepisini gezeceğim inşallah.
    Mir Hüseyin:--Beni de haberdar et.
    Selman:--Tamam inşallah.
    Mir Hüseyin’in yanından ayrılan Selman, Alarahman’ın ekibinin kaldığı eve doğru yürümeye başlamıştı ki…


    YÜZ YİRMİNCİ BÖLÜMÜN SONU
  9. ahmet meydani

    ahmet meydani Üyeliği İptal Edildi Banned

    YÜZ YİRMİ BİRİNCİ BÖLÜM

    …Alarahman’ın kaldığı evin sahibi Selman’a doğru geliyordu. Etraflarına bakınarak müsait bir yerde bir araya geldiler.
    Selman:--Selamun aleykum Süleyman!
    Süleyman:--Vealeykum selam ve rahmetullah!
    Selman:--Misafirlerinden ne haber var?
    Süleyman:--Ben de onun için gelecektim sana, Bir mücahid kardeşimiz şehid oldu.
    Selman:--Alarahman mı?
    Süleyman:--Hayır diğeri, Abdullah!
    Selman:--İnna lillahi ve inna ileyhi raciun! Musa da şehid oldu.
    Süleyman:--Allah (cc) şehadetini kabul etsin. Alarahman haber bekliyor, ne yapacağı konusunda.
    Selman:--Alarahman’a selam söyle ve bu konuda kendisine haber getireceğimi ilet. Sanırım bu gece gidecekler.
    Süleyman:--Anladım!
    Selman:--Ben gidiyorum. Daha fazla burada bulunmamız dikkat çekebilir. Kardeşlerimizin hayatını tehlikeye atmayalım. Zaten iki şehidimiz var. Bu arada ben diğer kardeşlerimizden haber almaya çalışacağım. İnşallah onlarda herhangi bir şey yoktur.
    Süleyman:--Allah’a emanet olasın. Selam söyle kardeşlerimize.
    Selman:--Vealeykum selam ve rahmetullah. Sen de selam söyle.
    Selman, Süleyman’ın yanından ayrılıp, diğer mücahidlerin bulunduğu evlere giderek onlar hakkında bilgi aldıktan sonra, evine doğru yürümeye başladı. Bu bilgileri bir an önce Cesim’e ulaştırmalıydı. Eve gelen Selman, sığınağa girdi.
    Selman:--Selamun aleykum!
    Cesim:--Vealeykum selam ve rahmetullah. Ne haberler getirdin Selman!
    Selman:--Pek iyi haberler getiremedim.
    Cesim:--Neymiş iyi olmayan haberler?
    Selman:--Evvela, Alarahman’ın yanındaki kardeşimiz Abdullah da şehadet şerbetini içmiş.
    Cesim:--Allah (cc) şehadetini kabul etsin ve şefaatine nail eylesin.
    Selman:--Diğer yandan iki kardeşimiz hafif şekilde yaralı, ama merak edilecek bir şey yok. İkisini de sıyırmış kurşun.
    Cesim:--Bu sevindirici bir haber. Demek ki getirdiğin haberlerin hepsi de kötü değilmiş. Başka neler var?
    Selman:--Sanırım en kötüsü de bu. Ruslar hummalı bir çalışma içerisinde. Mir Hüseyin’in söylediğine göre, Karargâhımıza saldıracaklar. Ben, haber vermemiz gerektiğini söyledim ama Mir

    Hüseyin, mücahidlerin durumdan haberdar olduklarını söyledi.
    Cesim:--Sanırım Meryem İslam haberi götürmüş. Rusların gelecekleri varsa görecekleri de var. Biz her zaman onları karşılamaya hazırız.
    Selman:--Başka bir haberim daha var. Bu haberimin ise iyi olduğunu düşünüyorum.
    Cesim:--Doğrusu ben de merak ettim şimdi. Bu haber ne peki?
    Selman:--Ruslar gece devriyelerini kaldırmışlar. Bugün gündüz bile Caharkale’de Rus askeri yok.
    Cesim:--Evet bu çok güzel bir haber. Öyleyse bizim bu gece buradan gitmemiz gerekiyor. Selman kardeşim, bizim için son bir defa bir şey daha yap.
    Selman:--Emrindeyim Cesim kardeşim. Ne demek son bir defa. Bizim görevimiz size yardımcı olmak. Bunun için varız ve buradayız.
    Cesim:--Allah (cc) razı olsun Selman kardeşim. Diğer kardeşlerimize ve Mir Hüseyin’e haber ver. Yatsı namazından sonra Caharkale’nin batısından şehri terkedeceğiz. Şehidlerimizi de şehrin dışında gömeriz inşaallah. Alarahman’a söyle sedye gibi bir şey hazırlayıp Abdullah’ı getirsin. Bu arada sen de sedye benzeri bir şey hazırlarsan iyi olur. Musa kardeşimi rahatsız etmeden taşıyabileyim.
    Selman:--Merak etme. Dışarıda iki tane uzun değnek var. Onun üzerine bir bez serip sedye yaparım. Ben hemen gidip diğer kardeşlerimize durumu haber vereyim. Hadi Allah’a emanet olasın.
    Selman hiç vakit kaybetmeden dışarı çıktı. Tek tek evleri dolaşıp Cesim’in mesajını onlara iletti. En son da Mir Hüseyin’e durumu bildirdi ve eve döndü. Durumu Cesim’e bildirdi. İkisi de kaldıkları yerden Kur’an okumaya devam ettiler.
    Akşam namazı vakti olmuştu. İftar yaptıktan sonra akşam namazını kılmışlardı. Yatsıya yakın bir zamanda Selman:
    --Cesim kardeşim ben çıkıp etrafa bir göz atayım. Ruslar devriye çıkarmayacaklarını söylemişler ama bundan emin olmalıyız.
    Cesim:--İyi olur. Ama dikkatli ol. Olur ki seni görürlerse evde hasta olduğunu ve ilaç aramaya gittiğini söylersin.
    Selman:--Merak etme! Endişen olmasın gerekeni yaparım.
    Selman dışarı çıktı etrafına bakına bakına sokaklarda dolaşmaya başladı. Sokaklarda tek bir tane Rus askeri yoktu. Bir süre daha dolaştıktan sonra eve döndü.
    Cesim:--Durum nasıl?
    Selman:--Durum iyi! Bir tek Rus askeri bile yok.
    Cesim:--Bu iyi haber. Namazdan sonra hemen çıkalım o zaman.
    Selman:--Evet iyi olur. Rusların işi belli olmaz.
    Cesim:--Endişelenme, bu korku onlara yeter. Epeyce bir süre devriye çıkaramazlar.
    Selman:--Namaz vakti geldi. Namazımızı kılıp yola çıkalım.
    Yatsı namazının ardından, Musa’yı sığınaktan çıkarıp sedyeye
    koydular ve dışarısını gözetledikten sonra, herhangi bir tehlikeli durumun olmadığını görünce dışarı çıktılar. Seri adımlarla Caharkale sokaklarından geçip şehri terk ettiler. Şehrin, takriben iki kilometre dışına çıkmışlardı.
    Cesim:--Burası iyi. Burada bekleyelim. Bu arada sen bekleme istersen.
    Selman:--Seni bu durumda bırakıp ta gidemem.
    Cesim:--Allah (cc) razı olsun. Bu yaptığınız fedakârlığı nasıl ödeyeceğiz bilmem.
    Selman:--Ne fedakârlığı. Asıl biz sizin hakkınızı nasıl ödeyeceğiz? Cephede olan sizsiniz. Sürekli olarak ölümle burun buruna olan yine siz.
    Cesim ve Selman arasındaki konuşma bu minval üzere devam ederken birden…


    YÜZ YİRMİ BİRİNCİ BÖLÜMÜN SONU
  10. ahmet meydani

    ahmet meydani Üyeliği İptal Edildi Banned

    YÜZ YİRMİ İKİNCİ BÖLÜM

    …bazı karaltıların kendilerine doğru gelmekte olduğunu gördüler. Her ihtimale karşı bir tepeciğin arkasına saklanıp tetikte beklemeye başladılar. Bir süre sonra, gelenlerin mücahidler olduğu ortaya çıktı. Bunun üzerine Cesim ve Selman yola çıktılar ve gelenlere işaret verdiler.
    Mir Hüseyin:--Selamun aleykum, sizi beklettik biraz ama dikkatli olmak zorundaydık. Hem şehid cenazesi de vardı yanımızda.
    Cesim:--Estağfurullah! Elbette ki dikkatli olacaktınız. Zaten biz de biraz önce geldik.
    Mir Hüseyin:--Şehidleri müsait bir yere defnedelim. Daha fazla bekletmeyelim onları. Hem siz de bir an önce gitseniz iyi olur. Karargâhtakilerin size ihtiyaçları olabilir.
    Cesim:--Haklısın Mir Hüseyin. Bir an önce kabirleri kazmaya başlasak iyi olur. Bu arada kazma, kürek getirmeniz de isabet oldu.
    Mir Hüseyin:--Telaştan son anda hatırlayabildik. Hadi kazmaya başlayalım.
    Takriben bir saat sonra her iki şehidi defnettiler.Mücahidler hem onlarla ve hem de Selman ve Mir Hüseyin’le vedalaşıp karanlıkta kayboldular. Dağın batı cihetinden tırmanacaklardı. Diğer yönden gittikleri takdirde Ruslarla karşılaşma riski vardı. Gece karanlıktı ay yoktu ama yıldızlar sanki bir başka parlıyorlardı bu gece. Yıldızların ışığı altında yürümeye devam ettiler. Dağın eteğine geldiklerinde Cesim:
    --Bu gece burada dinlenelim. Kardeşlerimiz de gergin bir bekleyiş olabilir. Yanlışlıkla bizi Rus sanıp vurmasınlar.
    Alarahman:--Haklısın! Bizim dinlenmemiz daha uygun olur, ama benim başka bir fikrim var.
    Cesim:--Nedir?
    Alarahman:--Rusların yarın sabah karargâha saldırmaları kesin gibi. Ben diyorum ki dağın, her zaman gidip geldiğimiz tarafına gidip oraya yakın bir yerde pusu kuralım. Ruslar saldırıya geçerlerse arkadan onları vuralım.
    Cesim:--Evet, bak bunu çok iyi düşünmüşsün. Hem kardeşlerimizin intikamını almış ve hem de Ruslara zaiyat verdirmiş oluruz. Hadi gidelim hemen, orada dinleniriz.
    Alarahman:--Evet, gidip orada dinlenelim.
    Hemen doğuya doğru yürümeye başladılar. Epeyce gittikten sonra, karargâha giden yola yakın bir yerde çok uygun bir yer bulup pusuya yattılar.
    Cesim:--Kardeşlerim, birimiz nöbet tutalım diğerlerimiz dinlenelim. Sabaha dinç çıkmalıyız. İlk nöbeti ben tutuyorum. Siz yatın.
    Alarahman:--İlk nöbeti ben tutmak istiyorum.
    Cesim:--Hayır sen de uyumaya çalış. İkinci nöbet senin.
    Alarahman:--Peki, Allah (cc) kolaylık versin.
    Diğer mücahidler yere uzandılar, epeyce yorgun olduklarından kısa bir süre sonra uykuya daldılar. Sahur vaktine kadar nöbeti Cesim tuttu, sahur vaktinde onları uyandırdı.
    Alarahman:--Ne oldu, sıra bana mı geldi?
    Cesim:--Sahur vaktidir, sahurumuzu yiyelim. Sonra da nöbeti sen tutarsın.
    İtirazın faydası yoktu artık. Yanlarında bulunan yiyeceklerle sahuru yediler. Teheccüd namazı kıldıktan sonra, Alarahman nöbetçi olarak kaldı diğerleri bir süre uyuduktan sonra, sabah namazı vakti girdiğinden uyandılar namazın ardından Cesim uykusuz olduğu için yattı diğerleri ise etrafı gözetlemeye başladılar. Güneşin doğmasına yakın, motor sesleri duyulmaya başladı. Sesleri Cesim de duymuş uykudan fırlamıştı.
    Cesim:--Geldiler mi?
    Alarahman:--Evet, gerçi şu an biraz uzaktalar ama altlarında araçlar var buraya gelmeleri çok sürmez.
    Cesim:--Çok dikkatli olun, bizi fark etmemeleri lazım. Sakın hissi davranmaya kalkışmayın.
    Mücahidler merak etmemesini söylediler. Bir süre sonra Ruslar onların olduğu yerin tam hizasından geçmeye başladılar. Onları takriben bir kilometre geçtikten sonra araçlardan indiler. Bundan sonrasını yaya olarak gideceklerdi. Araçların dağa tırmanması imkansızdı.
    En geride duran büyük bir araç Cesim’in dikkatini çekmişti. Bu cephane yüklü bir araçtı. Askerler bu araçtan cephane almaya başladılar. Araçta her türlü cephane vardı. Cephaneyi alan askerler orada iki nöbetçi bırakıp dağa tırmanmaya başladılar. Cesim’in aklına müthiş bir fikir geldi. Gidip araçtan roketatar alacak ve daha sonra uygun bir zamanda aracı havaya uçuracaktı. Şimdi yapılacakilk iş gidip araçtan roketatarları almaktı.
    Cesim:--Beni dinleyin, aklıma müthiş bir fikir geldi. Gidip araçtan biraz silah ve mühimmat alalım ve uygun bir zamanda da aracı havaya uçuralım. Bana bir gönüllü lazım.
    Alarahman:--Bu görev ikimize düşer. İkimiz gidelim.
    Cesim:--Evet haklısın! Hadi o zaman!
    Diğer mücahidler hernekadar itiraz etmeye kalkıştılarsa da itirazları kabul görmedi.
    Cesim:--Biz gidiyoruz. Şayet bir aksilik çıkarsa siz hemen burayı terk edip karargâha gidin.
    Mücahidler:--Peki!
    Cesim:--Hadi Alarahman, dikkatli ol. Sessiz olmalıyız. Bu iş çok önemli.
    Alarahman:--Hiç endişen olmasın! İnşallah bu görevi başarıyla yerine getireceğiz merak etme.
    Cesim:--İnşaallah!
    Cesim ve Alarahman bir gölge gibi süzüldüler. Sessizce araca yaklaşıp nöbetçileri etkisiz hâle getireceklerdi. Bunu da sessizce yapmaları gerekiyordu. Aksi takdirde tüm planları suya düşecekti. Rus askerlerinden biri aracın ön tarafında diğeri arka tarafında nöbet tutuyordu. Arazi engebeli ve ağaçlıklı olduğundan bu mücahidlerin işini çok kolaylaştırıyordu. Onlarla araç arasında küçük bir tepe kalmıştı. Rus askerlerinin diğer tarafa bakmalarını beklemeye başladılar. Bir süre sonra askerler yan yana gelip sohbet etmeye başladılar. Bu en müsait zamandı. Hemen tepenin ardından sessizce fırlayıp araca doğru koşmaya başladılar. Tam aracın yanına yaklaşmışlardı ki…

    YÜZ YİRMİ İKİNCİ BÖLÜMÜN SONU
  11. ahmet meydani

    ahmet meydani Üyeliği İptal Edildi Banned

    YÜZ YİRMİ ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

    …askerler onları gördüler. Ateş etmeden onları etkisiz hale getirmeliydiler. Şimşek gibi fırladılar. Ruslar ne olduğunu anlayamadan kendilerini altta buldular. Cesim birini Alarahman da diğerini bertaraf etti. Vakit kaybetmeden cesetleri geriye çekip bir yere sakladıktan sonra, etrafı gözetleyip araca yaklaştılar. Cesim aracın içine girip iki tane roketatar ve birkaç tane de roket mermisi alıp Alarahman’a verdi. Ayrıva iki tane de kannas suikast silahı ve bolca mermisin aldıktan sonra aracı terk etti. Yine geldikleri gibi hızla pusuya yattıkları yere gittiler.
    Pusu yerine varınca Cesim:
    --Kardeşlerim burası Ruslara çok yakın, daha uzak bir yere gidelim. Roketatar menzili dahilinde, daha uygun bir yer olsun.
    Alarahman:--Haklısın, burası çok yakın. Hadi gidelim o zaman, vakit kaybetmeden.
    Hemen toparlandılar ve geriye çekildiler. Menzil dahilinde uygun
    bir yer bulup beklemeye başladılar.
    Alarahman:--Ne zaman saldıracağız Cesim?
    Cesim:--Öyle bir anda saldırmalıyız ki, hem aracı havaya uçuralım ve hem de epeyce Rus askerini bertaraf edebilelim. Şimdi saldırmanın fazla bir faydası yok.
    Alarahman:--Evet haklısın! En uygun zamanı bekleyelim.

    Bu Esnada Çeçen Karargâhında

    Kuzey yönünde, Emrullah ve Abdulaziz nöbet tutuyorlardı. Rusların geldiği yer sık ağaçlarla ka plı olduğu için, herhangibir şey fark edemediler. Mus’ab ve diğer mücahidler de kalkmış, aralarında sohbet ediyorlardı
    Birden iki el silah sesi ve ardından ALLAHU EKBER diye tekbir sesi duyuldu.Tüm mücahidler hep beraber yerlerinden fırlayarak neler olduğuna bakmaya gittiler.Nöbet yerine vardıklarında Emrullah ve Abdulaziz’in kanlar içerisinde yerde tattıklarını gördüler. Mücahidler bir an afalladılar. Ne olduğunu anlamaya çalılşırlarken tepeden aşağıya bakan Musab, Rusların gelmekte olduğunu gördü ve:--Ruslar geliyor herkes siper e girsin talimatı üzerine, tüm mücahidler silahlarını alarak siperlere koştular.
    Mus’ab:--Çok dikkatli olun ve emrimi bekleyin. İki kardeşimiz suikast silahı ile şehid edildi. Ruslar menzile
    Girdikten sonra ateş edeceğiz. Doktor sen de hazır ol ve kendini koru. Sana çok iş düşebilir. Kadınlar, siz de dikkatli olun.
    Dr. Levent:--Başüstüne komutanım. Merak etmeyin.
    Bir süre sonra Ruslar atış menziline girdiler.
    Mus’ab:--Ateş serbest!
    Musab'ın talimatı üzerine, mücahidler ALLAHU EKBER nidasıyla Rusların üzerine mermi yağdırmaya başladılar.Hiç beklemedikleri bu ateş karşısında neye uğradıklarını şaşıran Ruslar perişan bir halde geriye kaçmaya başladılar.İlk ateşle beraber yukarı çıkan Rusların epeycesi telef edilmiş,geriye kalanlarsa geldikleri istikamette aşağı doğru kaçmaya başlamışlardı. İlk hücum başarıyla atlatılmıştı. Müslümanlardan iki şehid vardı.
    Mus’ab:--Dürbünle aşağıyı gözetlemeye başlamıştı. Ruslar bu sefer çok kalabalıktı. Muhakkak yine saldıracaklardı. Aşağıya bakan Mus’ab cephane aracını gördü. Ah dedi ah! Keşke ona ulaşabilseydik.
    Dr. Levent:--Komutanım Ruslar kaçtılar. Bundan sonra neler olabilir.
    Mus’ab:--Çok kalabalık gelmişler. Toparlanıp yeniden hücuma geçeceklerdir. Muhakkak bir önlem almalıyız. Ama ne? Biraz düşünen Mus’ab: Buldum! diye haykırdı.
    Dr. Levent:--Ne buldunuz komutanım?
    Mus’ab:--Bu sefer Rusları biraz daha geride karşılayacağız. Hemen harekete geçin bu alana patlayıcılar döşeyeceğiz.
    Dr. Levent:--Efendimiz’in Hendek Gazvesin’de, Medine’nin etrafına hendek kazdırması gibi bir şey.
    Mus’ab:--Evet aynen öyle!
    Mücahidler, derhal bulundukları yere patlayıcıları döşemeye başladılar.
    Mus’ab, hem yapılanları kontrol ediyor hem de aşağıyı dürbünle gözetlemeye devam ediyordu. Birden Mus’ab’ın gözüne bir şey çarptı. Bu müthiş bir şeydi…

    YÜZ YİRMİ ÜÇÜNCÜ BÖLÜMÜN SONU
  12. ahmet meydani

    ahmet meydani Üyeliği İptal Edildi Banned

    YÜZ YİRMİ DÖRDÜNCÜ BÖLÜM


    …Cesim ve Alarahman, ellerinde birer roket atar, cephane aracına nişan almışlar, uygun zamanı bekliyorlardı.
    Mus’ab:--Aslanlarım benim! Allah (cc) size hiçbir sıkıntı göstermesin.
    Mus’ab geri çekildi ve:
    --Kardeşlerim! size iyi bir haberim var. Cesim ve ekibi ellerinde roket atarlar Rus aracına nişan almış bekliyorlar. Biz burada gerekeni yapınca, geriye kaçan Rusların epeyce bir kısmını da onlar telef edecekler inşaallah.
    Dr. Levent:--Komutanım size hayranım doğrusu. Buradaki tüm mücahidleri çok iyi yetiştirmişsiniz. Doğrusu Cesim ve ekibinin böyle bir şeyi düşünmeleri takdire şayan.
    Mus’ab:--Estağfurullah! Bu onların kendi kabiliyetleri. B uradaki tüm mücahidlerin maşallahı var. Hepsi birbirinden zeki. Allah (cc) onların yokluğunu vermesin.
    Dr. Levent:--Amin, komutanım amin!
    Bu esnada Ahmet geldi ve:
    --Komutanım, patlayıcıları yerleştirdik. Emirlerinizi bekliyoruz.
    Mus’ab:--Ellerinize sağlık. Allah (cc) sizlerden razı olsun. Çok dikkatli olmalıyız. Ruslar helikopter kullanacaklardır. Burada iki nöbetçi kalsın, diğerleri geri çekilsinler.
    Mus’ab’ın bu talimatı üzerine, iki mücahid derhal nöbet yerine gittiler. Mus’ab onlara bir müddet ateş açtıktan sonra geri çekilmeleri talimatı verdi. Bu da kurulan tuzağın bir parçasıydı.
    Tüm mücahidler, geri çekilmiş, bu arada açılan ilk ateş esnasında şehid olan, Abdulaziz ve Emrullah’ın naaşları da buraya taşınmış, bu konuda Mus’ab’ın vereceği talimat beklenmekteydi. Mus’ab geldiğinde durum kendisine bildirildi.
    Mus’ab:--Derhal bu kardeşlerimizi defnedelim. Onları daha fazla bekletmeyelim. Sanırım daha vaktimiz var.
    Mücahidler, bu emirle birlikte derhal iki mezar kazıp bu mücahidleri defnettiler.
    Şehidlerden her ikisi de 22-23 yaşlarındaydı. İkisi de iri cüsseli vesakallıydı. Sakal onlara heybet veriyordu. Bu da düşmanların yüreğine korku salıyordu.
    Abdulaziz savaştan önce, bilgisayar işleri ile uğraşıyordu. Emrullah ise üniversitede okuyordu. Savaş başlayınca her ikisi de cepheye koşmuştu.
    Şehidler defnedildikten sonra Mus’ab’ın dudaklarından: “Mü'minlerden, özür olmaksızın oturanlar ile, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cehd edenler (çaba sarf edenler) eşit değildir. Allah, mallarıyla ve canlarıyla cehd edenleri (çaba sarf edenleri) oturanlara göre derece olarak üstün kılmıştır. Tümüne güzelliği (cenneti) va'detmiştir; ancak Allah, cehd edenleri (çaba sarf edenleri) oturanlara göre büyük bir ecirle üstün kılmıştır. (Nisa Suresi, 95), ayeti dökülmüştü.
    Şehidlerin defnedilmesi mücahidleri duygulandırmıştı. Kimisi sessiz sessiz ağlıyor kimisi ise kur’an okuyordu. Mücahidlerin bu durumu, sahabelerin durumuna benziyordu. Onlarda tıpkı sahabeler gibi, kardeşini kendi nefsine tercih ediyordu. Zaten başarılı olmalarının nedenlerinin en önemlilerinden birisi buydu. Defin işi bittikten sonra herkes sipere çekilip beklemeye başlamıştı. Bir süre sonra helikopter sesi gelmeye başladı.
    Mus’ab:--Dikkatli olun, mümkün olduğu kadar görünmemeye çalışın. Roketatarlarla helikopterleri vurmaya çalışın.
    Roketatarların birisini Ahmet kullanıyordu. Bir süre sonra helikopterler ağaçları bombalamaya başladı. Tam üzerlerinden geçerken Ahmet nişan aldı ve roketatarı ateşledi. Helikopter isabet almıştı. Dumanlar çıkararak alçalmaya başlayan helikopter dağın arka kısmına düşüp infilak etti. Mücahidler hep bir ağızdan tekbir getirmeye başladılar.
    --Allah-u Ekber! Allah-u Ekber!
    Bu arada, nöbet tutan iki mücahid bir süre ateş ettikten sonra geri çekilmeye başladılar. Onlar geri çekilirken, ikinci helikopter onları gördü. Helikopterdeki makinelı tüfeği kullanan Rus askeri onlara doğru nişan aldı ve…

    YÜZ YİRMİ DÖRDÜNCÜ BÖLÜMÜN SONU
  13. ahmet meydani

    ahmet meydani Üyeliği İptal Edildi Banned

    YÜZ YİRMİ BEŞİNCİ BÖLÜM

    …tetiğe bastı. Mücahidler ALLAH-U EKBER diyerek yere düştü. Mücahidler iki şehid daha kazanmışlardı. Helikopter mücahidlerin üzerinde dönüp duruyordu. İki mücahidin daha şehid olması üzerine, roketatarı kullanan Ahmet ortaya fırladı ve helikoptere nişan aldı. Ahmet’in açık alana çıktığını gören Rus askeri de Ahmet’e nişan aldı. İkisi bir an göz göze geldiler. Ahmet tetiğe daha erken bastı ve yana doğru sıçradı, sıçradığı esnada da kolunda bir sıcaklık hissetti. Rus askeri de tetiğe basmış ancak
    birkaç saniye geç kalmıştı. Tam bu esnada şiddetli bir patlama sesi duyuldu. Helikopter isabet almış büyük bir gürültü ile patlamıştı. Helikopterin parçaları dağınık bir alana savrulmuş, içindeki Ruslar da paramparça olmuşlardı.
    Diğer yandan dağa tırmanan Ruslar da yukarı çıkmış temkinli adımlarla patlayıcıların döşendiği alana girmeye başlamışlardı. Ahmet roketatarı alarak geriye doğru kaçmıştı. Ahmet’in yardımına Dr. Levent koşmuştu.
    Dr. Levent:--Geçmiş olsun Ahmet! Şu yarana bir bakayım.
    Ahmet:--Allah (cc) razı olsun. Pek önemli bir şey değil. Şehadet teğet geçti maalesef.
    Dr. Levent:--İnşaallah o da olacak. Ama henüz erken. Daha yapacak çok işimiz var. Hım! Kurşun sadece sıyırmış. Bu güzel. Bir süre silah kullanma ve diğer işleri öbür elinle yaparsın.
    Dr. Levent, Ahmet’in yarasını sardı. Komutan Mus’ab mücahidlere talimat veriyordu:
    --Kardeşlerim, dikkatli olun. Ben talimat verinceye kadar kimse ateş etmesin.
    Patlayıcıları harekete geçirecek olan mücahid de görevinin başındaydı ve komutanın vereceği emri bekliyordu. Rusların ekseriyeti patlayıcıların olduğu alana girmişti. Biraz daha yürümeleri halinde, alandan çıkma ihtimalleri vardı. Komutan Mus’ab, mücahide baktı ve:
    --Şimdi!
    Mücahid düzeneği harekete geçirdi. Ard arda patlama sesleri duyuldu. Rus askerlerinin cesetleri havada gezmeye başlamıştı.
    Mus’ab:--Ateş! Hiç biri buradan sağ çıkmamalı. Esir almak da yok.
    Mücahidler bu talimat üzerine Rusları yaylım ateşine tutmuşlardı. En gerideki Ruslar şoka girmişlerdi, gördükleri manzara karşısında. Neden sonra kendilerine gelir gibi oldular ve kargaşa başladı. Gerisin geriye kaçmaya başladılar. Birkaç Rus askeri bu kaçma esnasında dağdan aşağıya yuvarlanıp parçalandılar.
    Mücahidler, gizlendikleri yerden çıkıp Rus ölülerini kontrol etmeye başladılar. Sağ kalan olmamıştı. Çatışma esnasında beş mücahid de çeşitli yerlerinden yaralanmıştı. Yaralananların içinde Özlemgül de vardı. Meryem İslam ve diğer mücahideler Dr. Levent’e yardım etmeye koştular. Diğer mücahidler de Mus’ab ile birlikte Rusları takibe başladı. Yamacın başına geldiklerinde Mus’ab:
    --Tamam! Buraya kadar. Şimdi Rusları seyretmeye başlayalım. Biraz sonra bir patlama da aşağıda yaşanacak inşallah. Ruslar buraya geldiklerine bin pişman olacak. Bazıları ise pişman olmaya fırsat bile bulamayacaklar.
    O esnada aşağıda mücahidler beklemekteydi.
    Alarahman:--Neler oluyor acaba yukarıda?
    Cesim:--Ne olacak, bizimkiler Ruslara misafirperverliklerini gösteriyorlar. Hiç merak etmeyin. Ruslar geldiklerine pişman
    olacakalar. Tabi bizim de onları layık oldukları şekilde uğurlamamız lazım. Dikkatli olun, yüzümüzü kara çıkarmayalım.
    Alarahman:--O konuda endişen olmasın. Onları öyle bir uğurlayacağız ki tadı damaklarında kalacak.
    Mücahidler aralarında sohbet ederken, Rusların aşağıya doğru hızla kaçtıklarını gördüler.
    Cesim:--Evet kardeşlerim! Ben size dememiş miydim, bakın nasıl da memnun dönüyorlar. Dikkatli olun, biz de görevimizi tam yapalım.
    Alarahman:--Evet çok memnun dönüyorlar. Hatta memnuniyetlerinden uçuyorlar.
    Mücahidler gülüşmeye başladılar. Ruslar hızla aşağıya doğru kaçıyorlardı. Birkaç Rus araçların olduğu yere varmıştı bile.
    Cesim:--Alarahman nişan ala ama doğru zamanı bekle. İkimiz birlikte ateş edeceğiz. Uğurlama muhteşem olmalı.
    Alarahman:--Merak etme, tabi ki uğurlama muhteşem olacak.
    Araçların yanına gelen Ruslar, araçların arkasına saklanarak soluklanmaya başlıyor ve diğerlerinin gelmesini bekliyorlardı. Korkuları yüzlerinden okunuyordu. Buraya geldiklerine, onları buraya gönderene lanet ettikleri her hallerinden belli oluyordu. Bir süre sonra diğre Ruslar da araçların yanına varmıştı ki…

    YÜZ YİRMİ BEŞİNCİ BÖLÜMÜN SONU
  14. ahmet meydani

    ahmet meydani Üyeliği İptal Edildi Banned

    YÜZ YİRMİ ALTINCI BÖLÜM


    Cesim:--Ateş!
    Cesim ve Alarahman birlikte roketatarları ateşlediler. Cephane yüklü araç büyük bir gürültü ile infilak etti. Rus askerleri sağa sola savruldular. Maksat hasıl olmuştu.
    Cesim:--Tamam kardeşlerim! Haydi hemen gidiyoruz. Burada daha fazla beklemenin gereği yok. Bir an önce karargaha gidelim. Yukarıda neler oldu onu öğrenmeliyiz. Şehidlerimizin intikamını aldık.
    Ekip hemen yola çıktı. Ruslara gelince, hemen hemen ayakta kalan Rus yoktu. Kimisi ölmüş kimisi yaralanmıştı. Diğerlerinin ise korkudan ayakta duracak mecalleri kalmamıştı.
    Bu arada Mus’ab ve diğer mücahidler olayı yukarıdan seyrediyorlardı. Patlamanın ardından hep birlikte tekbir getirmişlerdi.
    Allah-u Ekber! Allah-u Ekber!
    Doğrusu bu patlama çok iyi olmuştu. Rusların beli kırılmıştı. Şimdi vakit kaybetmeden Moskova’dan gelecek cephane yüklü araçların yolunu kesmek gerekiyordu.
    Cesim ve diğer mücahidler de karargâha varmışlardı.
    Cesim:--Selamun aleykum! Şenliği kaçırdık mı?
    Mus’ab:--Vealeykum selam ve rahmetullah! Ne kaçırması, şenliğe noktayı siz koydunuz. Allah (cc) sizlerden razı olsun. Bunu çok iyi düşünmüşsünüz.
    Cesim:--Bizi siz yetiştirdiniz komutanım. Bu arada, burada son durum ne komutanım?
    Mus’ab:--Dötr tane şehidimiz var, beş tane de yaralımız var, ama endişe edecek bir şey yok.
    Cesim:--Alllah (cc) şehidlerimize rahmet etsin ve onları bize şefaatçi kılsın.
    Mus’ab:--Şimdi daha önemli bir işimiz var.
    Cesim:--Nedir komutanım?
    Mus’ab:--Hani daha önce Metyem islam’ın bize getirdiği bir haber vardı ya.
    Cesim:--Şu gelecek olan cephane mi?
    Mus’ab:--Evet o cephane. Malumunuz bizim cephanemiz azaldı. Diğer yandan bu cephane Rusların eline geçerse, bu onları güçlendirir ve moral verir. Bu nedenle, cephaneyi ele geçirmemiz lazım.
    Cesim:--Ben göreve hazırım komutanım.
    Mus’ab:--Hayır Cesim! Senin ekibin yorgun. Başka kardeşlerimiz gitsin.
    Cesim:--Komutanım buradakiler de en az bizim kadar yorgun. Hem çatışmadan daha yeni çıktınız.
    Mus’ab:--Allah (cc) senden razı olsun Cesim. Ama diğer kardeşlerimizin de sevaba ihtiyacı var. Bu nedenle sıra onlarda.
    Dr. Levent:--Bu sefer sıra bende komutanım.
    Mus’ab:--Sana ne kadar ihtiyacımızın olduğunu gördün Doktor. Sen bize başka konularda lazımsın.
    Ahmet:--Ben hazırım komutanım.
    Ali:--Ben de hazırım komutanım. Ne de olsa eski bir Rus askeriyim.
    Mus’ab:--Allah (cc) hepinizden razı olsun. Bu işi için Ahmet kardeşimi tim komutanı olarak görevlendiriyorum. Ali, sen de komutan yardımcısısın. Gönüllülerden sekiz kişi daha seçin. Bu arada aracı ya da araçları sürecek birileri de lazım.
    Ahmet:--Ben araç sürebilirim.
    Ali:--Ben de sürebilirim komutanım.
    Mus’ab:--Tamam o halde! Kendinize sekiz tane gönüllü seçin. Yalnız gönüllüler keskin nişancılardan olsun. Cephane yüklü araçların isabet almaması lazım. O cephane bize lazım, ona zarar gelmemeli.
    Ahmet:--Hiç merak etme komutanım. İnşallah o cephaneyi salimen buraya ulaştıracağız.
    Mus’ab:--Size güveniyorum kardeşlerim. Dikkatli olmayı da unutmayın. Cephaneden çok size ihtiyacımız var, bunu unutmayın.
    Ahmet:--Unutmayız komutanım. Ne zaman yola çıkıyoruz?
    Mus’ab:--Ne kadar erken giderseniz o kadar iyi olur. Çünkü cephanenin ne zaman geleceğini tam olarak bilemiyoruz. Cephaneyi kaçırmayalım.
    Ahmet:--Haklısınız komutanım! Ne kadar erken gidersek o kadar iyi olur. Şu halde biz hemen yola çıkalım.
    Mus’ab:--Evet! Hemen hazırlığınızı yapın.
    Ahmet ve Ali, sekiz mücahidi seçtiler ve ardından vakit kaybetmeden hazırlıklarını yapmaya başladılar. Yanlarına birkaç gün yetecek yiyecek, silah ve mühimmat ile uyku tulumlarını aldılar. Hazırlıklarını tamamladıktan sonra, komutana hazır olduklarını söylediler.
    Mus’ab ve diğer mücahidler dualarla onları yolcu ettiler. Onlar gözden kayboluncaya kadar da arkalarından baktılar.
    Dr. Levent:--Komutanım ben de böyle görevlere gitmek istiyorum. Suçluluk duymaya başladım.
    Mus’ab:--Sen, yaptığın işin ehemmiyetinin farkında değil misin?
    Senden önce sağlık problemlerini biz tabiri caizse kaba kuvvetle yapmaya çalışıyorduk. Senin buraya gelmen, Allah’ın (cc) bize büyük bir lutfu. Sakın böyle düşünme. Senin görevin başka. Ve daha önemli.
    Dr. Levent:--İçimi rahatlattınız komutanım. Nerdeyse aşağılık kompleksine kapılacaktım.
    Mus’ab:--Hayır, sakın böyle düşünme. Çünkü senin yaptığın görev çok çok önemli.

    Bu arada kafile yoluna devam ediyordu. Dağın batı tarafından inişe geçmişlerdi. Tam sarp bir yere gelmişlerdi ki birden…

    YÜZ YİRMİ ALTINCI BÖLÜMÜN SONU
  15. ahmet meydani

    ahmet meydani Üyeliği İptal Edildi Banned

    YÜZ YİRMİ YEDİNCİ BÖLÜM

    …bir mücahidin ayağı kaydı. Ali çevik bir hareketle mücahidin elinden tuttu ve aşağıya düşmesini engelledi.
    Ahmet:--Allah (cc) razı olsun, Ali. Doğrusu bu kadar çevik olduğunu bilmiyordum.
    Ali:--Ecmain. Biz bugünler için varız. Bu arada komnado eğitimi gördüm. Şunu unutma ki bir zamanlar bir Rus subayıydım.
    Ahmet:--Evet biliyorum. Sana ve senin gibi kardeşlerime hidayet veren Allah’a (cc) hamdolsun.
    Ali:--Elhamdulillah!
    Ahmet:--Kardeşlerim, çok dikkatli olun. Oraya sağ salim gidip o silah ve cephaneyi getirmemiz lazım, biiznillah.
    Ali:--İnşaallah sağ salim getiririz. İçimde bu yönde bir his var.
    Ahmet:--İnşaallah!
    Mücahidler dikkatli bir şekilde inmeye devam ettiler.


    Rus Karargâhında

    Çeçen karargâhına yapılan baskının fiyasko ile sonuçlanması, Rus komutanı çılgına çevirmişti. Şimdi bunun hesabını Moskova’ya nasıl verecekti. Derisini yüzmezlerse iyiydi.
    Komutan:--Kahrolası beceriksizler. Onların en az iki katıydınız. Üstelik helikopterler de vardı. Nasıl oldu da mağlup oldunuz?
    Teğmen Alexi:--Komutanım nasıl oldu biz de anlayamadık? Aslında her şey gayet iyi gidiyordu. Helikopterler yukarıdan bombalıyorlardı. Biz de aşağıdan dağa tırmanıyorduk. Sanırım bizim saldıracağımızdan haberdardılar.
    Komutan:--Ne haberedar mıydılar?
    Teğmen Alexi:--Evet komutanım! Nöbetçileri haklamıştık. Tam tepeye varmak üzereydik ki, birden çok şiddetli bir ateşle karşılaştık. Açılan ateş sonucu bir çok arkadaşımız öldü veya yaralandı. Askerler paniğe kapılmışlardı, hızla geri çekilirken bazı askerler de dağdan aşağıya yuvarlanıp öldü. Aşağıda toparlanıp yeniden hücuma geçtik. Kıyamet de o zaman koptu.
    Komutan:--Neler oldu?
    Teğmen Alexi:--Önce helikopterlerden birisini düşürdüler. Biz yukarı çıkana kadar ikinci helikopteri de düşürdüler. Asıl kıyamet yukarı çıktığımızda koptu. Meğerse yere patlayıcı döşemişler. Patlayıcıların döşendiği alana vardığımızda şiddetli patlamalar ard arda duyuldu. Geride kalanlar canlarını zor kurtardılar. Ama bizi bekleyen bir tehlike daha vardı.
    Komutan:--Ne tehlikesi? Bana bak sen bir avuç asiden mi bahsediyorsun, yoksa süper bir güçten mi ahmak adam?
    Teğmen Alexsi:--Doğrusu ne olduğunu ben de anlayamadım. Savaş esnasında sanki süper bir güçle çatışıyorduk. Sanırım bunların gizli güçleri var.
    Komutan:--Ne gizli gücü ahmak herif, sonra ne oldu onu anlat?
    Teğmen Alexi:--Tam cephane yüklü aracın yanına varmıştık ki, şiddetli patlamalar duyduk. Cephane yüklü araç infilak etti. Geriye kalan askerlerin bir çoğu da orada öldü. Meğerse aşağıda pusuda bekleyenler varmış. Biz bir avuç asker canımızı zor kurtardık.
    Komutan:--Keşke siz de orada geberseydiniz. Hiç biriniz beş para etmezsiniz. Sizin gibi bin tane adamım olacağına, keşke asilerden on tane adamım olsaydı. Bakalım yukarıdakilere bunu nasıl anlatacağım. Defol şimdi karşımdan, seni gebertmeden!
    Teğmen Alexi, hemen çıktı komutanın odasından. Ölmediğine için için seviniyordu ama gene de korkusu geçmiş değildi. Bu komutanın ne yapacağı belli olmazdı.
    Komutan Moskova’yı aradı ve durumu onlara bildirdi. Yukarıdan duyduğu hakaretler yenilir yutulur cinsten değildi. Ne ahmaklığını bırakmışlar, ne hainliğini ne de alçaklığını. Derhal Moskova’ya gelmesini emretmişlerdi. Anlaşılan onun sonu da önceki
    komutanların sonu gibi olacaktı. Tasını tarağını toplayıpi askeri bir uçakla Moskova’nın yolunu tuttu.
    Bu arada Rusların başına gelenler kısa sürede Caharkale’de duyulmuş, başta Mir Hüseyin ve Selman olmak üzere, tüm Müslümanlar bayram yapıyordu. Mir Hüseyin kısa bir araştırma yapınca, Rus Komutanının görevden alındığını öğrenmişti. Bunu karargâha iletmeliydi. Selman’la görüşüp durumu ona anlattı ve karargâha gideceğini belirterek Caharkale’den ayrıldı.

    Ahmet’in komutasındaki mücahidler dağdan sağ salim aşağıya inmeyi başarmışlardı. Daha yürüyecek epeyce yolları vardı. Bir an önce yola varmalıydılar. Konvoyun ne zaman geleceği belli değildi. Konvoyu kaçırmaları tüm planları alt üst edebilirdi. Epeyce bir yürüyüşten sonra yola varmışlardı ki…

    YÜZ YİRMİ YEDİNCİ BÖLÜMÜN SONU
  16. müzekkir

    müzekkir Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    hyrlı olsun kardeş
  17. ahmet meydani

    ahmet meydani Üyeliği İptal Edildi Banned

    YÜZ YİRMİ SEKİZİNCİ BÖLÜM


    …bir araç sesi duyuldu. Ahmet:
    --Herkes saklansın!
    Tüm mücahidler ağaçların arkasına saklanıp sesin geldiği yöne doğru bakmaya başladılar. Ahmet’le Ali dürbünlerle yolu kontrol ediyorlardı. Bir süre sonra, bir askeri jeep göründü.
    Ali:--Ne yapacağız?
    Ahmet:--Hiç bir şey! Bu aldatmaca olabilir.
    Ali:--Evet, böyle yemleri gönderirler, genellikle.
    Ahmet:--Bu tek başına bir araç da olabilir, yem de. En iyisi beklemek.
    Ali:--Şayet yemse bir süre sonra geri döner. Yolu kolaçan ediyor. Herhangi bir saldırı olursa, diğerleri gelmeyecek.
    Ahmet:--Akıllıca bir taktik, ama biz onlardan daha akıllıyız.
    Onlar kendi aralarında konuşurlarken, araç hızla yanlarından geçti ve gözden kayboldu. Ali aracın gittiği yönü, Ahmet ise geldiği yönü gözetlemeye başladı. Bir süre sonra, jeep geri döndü. Yolun güvenli olduğuna kanaat getirmiş olacaklardı anlaşılan.
    Ahmet:--Dikkatli olun! Sanırım bir süre sonra konvoy görünür. İki gruba ayrılalım. Ali sen dört kişi ile yolun karşısına geç, çapraz ateşe tutalım. Bu arada sen onları daha iyi tanırsın. Hangi araçlarda cephane olduğunu bilirsin.
    Ali:--Evet, genellikle cephane yüklü araçlar arada olur. On ve arkadaki araçlarda askerler olur. Yine de işeretleşelim. Ben hangi araçlarda askerlerin olduğunu işaret ederim. İlk araç bizim, sondaki de sizin olsun.
    Ahmet:--Tamam, siz hemen karşıya geçin. Dikkatli olun. Bu cephane bizim için çok önemli.

    Ali ve dört mücahid seri adımlarla yolun karşısına geçtiler. Yola en yakın ve en uygun bir yerde, belirli aralıklarla pusuya yattılar. Hepsi de çok heyecanlıydı. Çünkü kendileri için çok önemli olan epeyce yüklü miktarda bir cephaneyi ele geçirmek üzereydiler. Bu cephane iki yönlü önemliydi. Birincisi mücahidlerin, epeyce bir süre ihtiyaçlarını karşılayacak, diğer yandan da Rusların da silahsız kalmasına yol açacaktı. Bu cephaneyi ele geçrince Rus karargâhına saldırıda bulunacaklar, bu saldırı da Rusların kayıplarının artmasına neden olacaktı. Mücahidler bu düşüncelere dalmışlardı ki, uzaktan motor sesleri gelmeye başladı. Bu sefer gürültü fazlaydı. Anlaşılan konvoy geliyordu. Ahmet ve Ali gözgöze gelip işaretleştiler.
    Motor gürültüleri artmaya başladı. Derken uzaktan araçlar görünmeye başladı. En önde keşif gezisi için daha önce gelen jeep vardı. Araçlar ağır ağır mücahidlere doğru yaklaşmaya başladı. Heyecan son haddine varmıştı. Bu tarafta Ahmet, yolun karşısında ise Ali mücahidlere, heyecanlanmamalarını ve kendileri talimat vermeden en ufak bir harekette bulunmamalarını istedi. Çünkü zamanından önce yapılacak bir hareket operasyonu başırısız kılabilirdi. Mücahidler çatışmalar konusunda deneyimliydiler ama bu tür operasyonlar fazla yapılmıyordu. Çünkü Ruslar mühimmat sevkiyatını daha çok uçaklarla yapıyordu. Ve fakat bazen de kara yoluyla sevkiyat yapmak zorunda kalıyorlardı. Bugüne kadar gönderilen araçların büyük çoğunluğu yerlerine vardığı için bu tür sevkiyatlardan endişe duymuyorlardı. Ama bu seferki sevkiyat zamanlama açısından çok önemliydi. Çünkü mücahidlerin şiddetle silah ve mühimmata ihtiyacı vardı. Diğer yandan Ruslar daha dün büyük bir yenilgi tatmışlardı. Ruslara baskın yapmanın tam zamanıydı. Rus karargâhında, hem komutan yoktu hem de asker sayısı oldukça azalmıştı.
    Araçlar mücahidlere doğru giderek yaklaşıyordu. Mücahidlere bir kilometre kala…

    YÜZ YİRMİ SEKİZİNCİ BÖLÜMÜN SONU
  18. ahmet meydani

    ahmet meydani Üyeliği İptal Edildi Banned

    YÜZ YİRMİ DOKUZUNCU BÖLÜM


    …öndeki jeep birden durdu. Ne olmuştu, yoksa bir şeyden mi şüphelenmişlerdi? Mücahidler heyecandan nefeslerini tutmuşlardı. Çok geçmeden neden durdukları anlaşıldı. Jeepin tekerleklerinden birinde problem vardı. Hemen tekerleği değiştirmeye başladılar. Mücahidler rahat bir nefes aldı. Aslında tekerleği değiştirmeye gerek de yoktu, nasıl olsa biraz sonra tüm tekerlekler delik deşik olacaktı. Ama Ruslar bunu bilmiyorlardı tabii ki. Bir süre sonra tekerlek takılmış, araçlar tekrar harekete geçmişti.
    Ali, yanındaki mücahidlere:

    --Jeep sizin, arkadaki araç benim. Sakın ola ki jeepi kaçırmayın.
    Mücahidler, Ali’ye merak etmemesini, kuş olsa ellerinden kurtulamayacağını belirttiler.
    Ali ve Ahmet son defa göz göze gelip işaretleştiler. Bu arada araçlar iyice yaklaştılar. Kamyonlar büyük bir homurtu ile ağır ağır ilerliyorlardı. Jeep, mücahidlerin olduğu yeri geçmişti ki, mücahidler jeeptekileri yaylım ateşine tuttular. Aynı anda Ali öndeki, Ahmet ise en arkadaki araca nişan alıp roketatarı ateşlediler. Jeeptekilerden kurtulan olmamıştı. Roket atılan araçlarda ise ard arda müthiş iki patlama meydana geldi. Araçtan yaralı olarak kurtulmaya çalşıan Ruslar ise açılan yaylım ateşten nasiplerini alıp cehennemi boyladılar. Cephane yüklü diğer iki araç da patlama esnasında oldukları yerde durdular. Araçları süren ve şoför mahallinde bulunan Ruslar donakaldılar. Mücahidler yerlerinden fırlayıp onları da bertaraf etmeyi başardılar. Çok temiz bir iş çıkarmışlardı. Mücahidlerden şehid ve yaralı yoktu. Bu da ayrıca sevinilecek bir durumdu.
    Ahmet:--Allah (cc) sizden razı olsun! Çok güzel bir operasyon oldu.
    Ali:--Evet! Doğrusunu isterseniz bu kadar kolay olacağına ihtimal vermiyordum.
    Ahmet:--Bu bizim hünerimiz değil, Allah’ın (cc) yardımıdır.
    Ali:--Kesinlikle haklısın. Şayet bu operasyonu yapanlar Ruslar olsaydı, bu kadar kolay netice alamazlardı. Bana hidayet veren Rabbime hamdolsun.
    Ahmet:--Elhamdulillah! Hadi bakalım! Her an her şey olabilir. Bu patlama sesleri Caharkale’den de duyulmuştur. Gerçi Rusların buraya geleceğine ihtimal vermiyorum ama gene de her türlü ihtimali düşünmek durumundayız. Bir an önce bu ana yolda çıkalım. Gerekirse ileride bir yerde dinlenebiliriz.
    Ali:--Evet evet! Heme burayı terk edelim. Ben arkadaki aracı alıyorum. Siz önden gidin. Bu arada yolu iyi bilenler öne otursunlar.
    Ahmet:--Tamam ben önden gidiyorum. Hemen şu ilerideki yoldan sağa dönüyoruz. Dağın arkasındaki yoldan gideceğiz. Dağın arkasına kadar araç yolu var. Oraya kadar gidebilirsek cephaneyi başka şekilde karargâha naklederiz inşallah.
    Ali:--Hadi Bismillah!
    Ahmet ve iki mücahid öndeki aracın şoför mahalline, diğer iki mücahid arkaya bindiler. Ali ve diğer mücahidler de arkadaki araca aynı şekilde bindiler. Şükürler olsun ki araçlarda herhangibir hasar yoktu. Araçlar ağır ağır yol almaya başladılar. Ahmet’in belirttiği yere gelince sağa döndüler. Bu yol ana yoldan çok daha bozuktu. Yer yer çukurlarla dolu olan bir yoldu. Bu yolda hızları daha da düşmüştü. Çok dikkatli gitmek zorundaydılar. Çünkü arkada ne tür silah ve mühimmat olduğunu bile bilmiyorlardı. Pekâla hassas mühimmat da olabilirdi. Şu an tek düşündükleri şey bir an önce

    ana yoldan uzaklaşmaktı. Bir süre sonra ana yoldan uzaklaşıp ormanlık alanda gözden kayboldular. Artık herhangibir tehlike kalmamıştı. Şimdi daha da rahattılar. Mücahidlerin karargâhının bulunduğu dağa yaklaşmışlardı ki birden arkadaki araçtan bir patlama sesi geldi. Ahmet hemen frene bastı, araç durdu. Araçtan inip arkaya gittiğinde…

    YÜZ YİRMİ DOKUZUNCU BÖLÜMÜN SONU
  19. ahmet meydani

    ahmet meydani Üyeliği İptal Edildi Banned

    YÜZ OTUZUNCU BÖLÜM


    ..arkadaki aracın sol arka tekerleklerinin patladığını gördü. Çatışma esnasında tekerlekler isabet almıştı. Buraya kadar aracın gelmesi, Allah’ın (cc) bir lütfuydu.
    Ahmet:--Geçmiş olsun! Herhangibir olumsuzluk var mı?
    Ali:--Hayır yok biz iyiyiz de bu kamyon burdan öteye böyle gitmez. İşin kötüsü yedek lastik almayı unutmuş Ruslar.
    Ahmet:--Niye başarısız oldukları anlaşılıyor. Her işlerini yarım yapar bunlar. Yarım yapılan işi adamı yarı yolda bırakır.
    Ali:--Ne yapacağız şimdi?
    Ahmet:--Sen öndeki araca bin. O araçtaki silahları götürüp boşaltın ve tekrar buraya gelin.
    Ali:--Ben kalmak istiyorum. Siz gidin.
    Ahmet:--Bu ekibin sorumlusu benim. Dolayısıyla burada beklemek benim görevim.
    Ali:--Şayet senin yerinde bir Rus Subayı olsaydı, kesinlikle böyle şahsiyetli bir tavır sergilemez, hatta onun aracında böyle bir durum vuku bulsaydı onu bize bırakır, kendisi diğer araçla giderdi. Yine Allah’a (cc) hamdediyorum ki bana hidayeti nasib etti.
    Ahmet:--Daha fazla beklemeyin. Karargâhtakiler de sanırım bizi izliyorlardır. Onları merakta bırakmayalım.
    Ali:--Benimle bir mücahid gelirse yeterli. Diğer kardeşlerimiz burada kalsın. Burada daha faydalı olurlar kanaatindeyim.
    Ahmet:--Peki öyle olsun. Yanına bir kişi al ve siz gidin.
    Ali:--Anlaşıldı! Allah’a (cc) emanet olun.
    Ahmet:--Uğurlar olsun. Selam söyleyin bizden.
    Ali:--Allah (cc) razı olsun. Vealeykum selam ve rahmetullah.
    Ali yanına bir mücahidi alarak araca bindi ve aracı çalıştırarak hareket etti. Bir süre sonra da ormanlık alanda gözden kayboldu.
    Bu arada karargâhtaki nöbetçi iki aracın gelmekte olduğunu görünce, durumu Komutan’a bildirdi. Komutan nöbet mahalline gelerek dürbünle gelemket olan araçları gözetlemeye başladı.
    Mus’ab:--Aslanlarım benim. Görevi alınlarının akıyla yerine getirmişler anlaşılan. İnşaallah kayıpsız bir şekilde dönüyorlardır.


    İki aracın gelmekte olduğunu haber alan diğer mücahidler de nöbet mahalline gelmişlerdi.
    Dr. Levent:--Komutanım gelenler bizimkiler mi?
    Mus’ab:--Evet! Gerçi tam seçilmiyorlar ama onların dışında bu yolu kullanan kimse yok. Ruslar buraya gelecek kadar ahmak değil. Durun bakalım, sanırım bir şeyler oldu.
    Dr. Levent:--Hayrıdır komutanım, neler oluyor?
    Mus’ab:--Araçlar aniden durdu. Araçtakiler aşağıya indi.
    Dr. Levent:--İnşaallah kötü bir şeyler yoktur.
    Mus’ab:--Duruma bakılırsa arkadaki aracın lastiği patladı sanırım.
    Bir süre sonra öndeki araç hareket edince, Mus’ab:
    --Evet, tahmin ettiğim gibi. Öndeki araç hareket etti buraya geliyor. Diğeri beklemeye devam ediyor. Hadi bakalım, birkaç kişi aşağıya inip gelen kardeşlerimizi karşılayın.
    Dr. Levent:--Komutanım, ben de gitmek istiyorum.
    Mus’ab:--Gelen araçtan silah ve mühimmat indirilecek Doktor. İstiyorsan gidebilirsin.
    Dr. Levent:--Ben de biraz iş yapmak istiyorum.
    Mus’ab:--Tamam ama dikkatli ol. Silahlar ağır, sakatlanmanı istemiyorum.
    Dr. Levent:--Merak etmeyin komutanım, dikat ederim. Bu arada kaderde ne varsa o olur.
    Mus’ab:--Elbette ki kaderde ne varsa o olur. Ama cüz’i iradeyi de sonuna kadar kullanmak lazım.
    Dr. Levent:--Haklısınız komutanım. İnşallah sağ salim döneriz.
    Dr. Levent ve yirmi mücahid aşağıya inmeye başladı. Onlar aşağıya indiklerinde Ali’nin kullandığı araç ta gelmişti.
    Ali aracı kenara çekip durdurdu ve aşağıya indi.
    Ali:--Selamun aleykum!
    Mücahidler:--Vealeykum selam ve rahmetullah. Hoş geldiniz!
    Ali:--Hoş bulduk!
    Dr. Levent:--Ali kardeşim, durumunuz nedir?
    Ali:--Allah’a (cc) hamdolsun ki hepimiz hayattayız. Silahları da kayıpsız olarak getirdik. Ama diğer aracın arka tekerlekleri patladığından orada bırakmak zorunda kaldık. Bu aracı boşaltıp geri gitmem lazım. Vakit geçirmeden boşaltma işlemini yapmamız lazım. Hava kararmadan diğer araçtaki silahları getirmeliyiz.
    Dr. Levent:--Haklısın! Hadi bakalım kardeşlerim, iş başına.
    Aracın arka kapağını açtıklarında gözlerine inanamadılar. Aracın içinde…


    YÜZ OTUZUNCU BÖLÜMÜN SONU
  20. ahmet meydani

    ahmet meydani Üyeliği İptal Edildi Banned

    YÜZ OTUZ BİRİNCİ BÖLÜM


    …her türlü silah ve mühimmat vardı. Karadan karaya, karadan havaya atılan füzeye varana kadar her türlü silah. Bu silahlar onların çok işine yarayacaktı. Rus karargâhını yerle bir etmeleri işten bile değildi.
    Dr. Levent:--Allah-u Ekber! Silahın her türlüsü var burada.
    Ali:--Evet, bugüne kadar böyle silah görmedim. Bu bize Allah’ın (cc) bir lutfu.
    Dr. Levent:--Hadi kardeşlerim, daha diğer araçtaki silahlar gelecek. Bunları hemen boşaltmalıyız.
    Mücahidler dikkatli ve seri bir şekilde silahları boşaltmaya başladılar. Bir saat içerisinde araçtaki silahları boşalttılar.
    Dr. Levent:--Kardeşlerim siz bu silahları yukarı taşımaya başlayın. Bu arada komutana haber verin de diğer mücahitler yardıma gelsin. Bu kadar silahı onlar da beklemiyordu. Beş kişi benimle gelsin, gidip diğer araçtaki silahları getirelim.
    Ali:--Ben de geleyim Doktor.
    Dr. Levent:--Hayır sen burada kal, aracı ben sürerim. Buradaki silahların özelliklerini sen daha iyi biliyorsun. Taşırken dikkatli olun.
    Ali:--Peki! Buyurun anahtarı.
    Dr. Levent, aracın anahtarını aldı, mücahidlerle birlikte araca binerek hareket etti. Geride kalan mücahidler silahları taşımaya başladılar. Bu arada komutana haber vermeye de gerek kalmamıştı. Yukarıdan silahların miktarını gören Mus’ab diğer mücahidlere emir vererek kendisi de içlerinde olarak aşağıya indi.
    Dr.Levent, Ahmet’in yanına varmıştı.
    Dr. Levent:--Selamun aleykum!
    Ahmet:--Vealeykum selam ve rahmetullah. Hoş geldin Doktor.
    Dr. Levent:--Hoş bulduk Ahmet! Allah (cc) razı olsun, çok iyi bir iş çıkardınız. Silahları gördünüz mü?
    Ahmet:--Allah’ın (cc) bir lutfuydu bu bize. Bu araçtaki silahlar genellikle sıradan silahlar.
    Dr. Levent:--Diğer araçtaki silahlar müthiş.
    Ahmet:--Deme ya! Sahi mi?
    Dr. Levent:--Evet, füze bile var içlerinde.
    Ahmet:--Bu, gerçekten müthiş.
    Dr. Levent:--Hadi bakalım, silahları nakledelim.
    Ahmet:--Evet, iyi olur. Çünkü karagâhtakileri çok özledim.
    Dr. Levent:--Onlar da sizi çok özlediler.
    Silah transferi bittikten sonra, mücahidler de araca bindiler. Şoför mahalline ise Dr. Levent ve Ahmet bindiler ve araç hareket etti. Dağın eteğine geldiklerinde daha önce araçtan indirilen silahların yukarıya taşınması sona ermek üzereydi. Komutan Mus’ab da oradaydı. Araç durdu ve mücahidler araçtan indiler.
    Ahmet:--Selamun aleykum!
    Mus’ab:--Vealeykum selam ve rahmetullah! Hoş geldiniz!
    Ahmet:--Hoş bulduk komutanım!
    Mus’ab:--Allah (cc) sizden razı olsun. Çok büyük bir hizmette
    bulundunuz. Bu silahlar ilaç gibi geldi. Hadi bakalım siz yukarı çıkın, biz de silahları taşımaya devam edelim.
    Ahmet:--Komutanım, biz de taşıyalım.
    Mus’ab:--Hayır biz taşırız. Siz gidin ve dinlenin. Doktor!
    Dr. Levent:--Buyrun komutanım!
    Mus’ab:--Hanım kardeşlerimize söyle bir ziyafet hazırlasınlar.
    Dr. Levent:--Başüstüne komutanım! Hadi bakalım Ahmet biz gidelim.
    Dr. Levent, Ahmet ve operasyona katılan mücahidler karargâha doğru giderken, diğer mücahidler de silahları taşımaya devam ediyorlardı.
    Karargâha varan mücahidler dinlenmeye çekildiler. Dr. Levent mücahidelere gerekli talimatları verdi. Akşam için ziyafet hazırlamalarını söyledi.
    Akşam namazına bir saat kala silahların nakliyatı tamamlanmıştı. Tüm mücahidler karargâhta toplanmışlardı.
    Mus’ab:--Kardeşlerim! Allah’ın (cc) yardımını bir kere daha bizzat gördük. İnşallah Ruslara öyle bir darbe indireceğiz ki, analarından emdikleri süt burunlarından gelecek. Buraya geldiklerine pişman olma fırsatını bile bulamayacaklar. Bize yaptıkları baskının karşılığını vermemiz lazım.
    Dr. Levent:--Komutanım, ne zaman harekete geçeceğiz.
    Mus’ab:--En kısa zamanda. Daha fazla beklersek Ruslara takviye güç gelecek. Ayrıca silahların elimize geçtiğini öğrenmeleri de yeni bir plan yapmalarına neden olacaktır.
    Dr. Levent:--Haklısınız komutanım! Daha fazla beklemek riskli olur.
    Mus’ab:--Evet esaslı bir plan yapıp harekete geçeriz inşallah.
    Mus’ab konuaşmasını bitirmişti ki…



    YÜZ OTUZ BİRİNCİ BÖLÜMÜN SONU
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş