1. This site uses cookies. By continuing to use this site, you are agreeing to our use of cookies. Learn More.

Çeçenistan'da Asrın Direnişi

Konu, 'Edebiyat' kısmında ahmetmeydani tarafından paylaşıldı.

  1. ahmet meydani

    ahmet meydani Üyeliği İptal Edildi Banned

      

    YÜZ OTUZ İKİNCİ BÖLÜM


    …akşam namazı vakti girdi. Ezan okundu. Akşam namazı kılındı. Namazın ardından ziyafet afiyetle yendi. Ziyafetin ardından çaylar içildi. Çayın ardından Mus’ab:
    --Doktor, Ahmet, Cesim, Alarahman benimle gelin!
    Mus’ab şura meclisini topladı. Rus karargâhına yapılacak olan baskının ayrıntılarını görüşeceklerdi.
    Mus’ab:--Ne zaman baskın yapalım? Önce bu konuyu netleştirelim.
    Dr. Levent:--En uygun zaman en yakın zamandır. Silahları ele geçirdik. Ruslara takviye gelmeden baskını yapalım diyorum.

    Ahmet:--Doktora tamamen katılıyorum. Hemen hazırlıklara başlamalıyız.
    Alarahman:--Evet komutanım. Bu işi uzatmaya gelmez. Ruslar silahları aldığımızı duymuşlardır. Bunun verdiği bir moral bozukluğu da var.
    Cesim:--Ben de aynı kanaatteyim.
    Mus’ab:--Yarın değil öbür gün Cuma. Baskını Cuma günü yapalım diyorum. Yarın hazırlıklarımızı yaparız. Gece, sabaha karşı Rus karargâhına girecek şekilde buradan hareket ederiz.
    Dr. Levent:--Uygundur komutanım.
    Mus’ab:--Baskın gününü netleştirdiğimize göre şimdi de diğer ayrıntılara geçebiliriz. Bu arada Meryem İslam’ı da çağırın. Rus karargahı hakkında ondan detaylı bilgi alalım.
    Cesim dışarı çıktı ve biraz sonra Meryem islam’la birlikte Komutan’ın çadırından içeri girdi.
    Meryem İslam:--Buyurun komutanım!
    Mus’ab:--Gel bakalım Meryem İslam. Cuma günü Rus karargâhına saldıracağız inşallah. Karargâh hakkında bize detaylı bilgi lazım.
    Meryem İslam:--Çok büyük bir haber bu komutanım.
    Mus’ab:--Sen bize karargâh hakkında bilgi ver. Sanırım karargâhı iyiyce gezmişsindir.
    Meryem İslam:--Evet komutanım. Malumunuz daha önce size bu konuda bir plan sunmuştum. O plan üzerinde daha ayrıntılı bilgi verebilirim.
    Mus’ab:--Ha evet! Dur bakalım nereye koymuştum o planı. Hah işte burada!
    Meryem İslam:--Evet komutanım! Burada da görüldüğü gibi, karargâhın iki kapısı var. Batı tarafındaki kapı giriş kapısı. Diğer kapı ise doğu tarafında. Bu kapı acil durumlarda kullanılan bir kapı. Bir de karargâhın ortasında kanalizasyon var. Kanalizasyon güney tarafındaki dereye akıyor. Bir insan buradan rahatlıkla girer. Ama kanalizasyonun içinde herhangi bir engel var mı bilmiyorum. Her türlü ihtimalin düşünülerek ona göre ekipman alınması gerekir.
    Mus’ab:--Anladım. Peki nöbetçilerin durumu hakkında ne biliyorsun?
    Meryem İslam:--Karargâhın dört tarafında kuleler var. Her kulede iki nöbetçi bulunuyor. Ayrıca gece etrafı tarayan bir aydınlatma lambası var.
    Mus’ab:--O konuda anlaşıldı. Karargâhın en zayıf n oktası neresi.
    Meryem İslam:--En zayıf noktası doğu ciheti. Orası hem kulelere biraz uzak ve hem de koğuş, yemekhane ve benzeri yerlere uzak. Orası ardiye olarak kullanılmakta. Hurdalık gibi bir şey.
    Mus’ab:--Karargâhın etrafı ne durumda?
    Meryem İslam:--Genellikle açık alan. Yalnız doğu tarafında birkaç ağaç var. Onlardan yararlanabiliriz. Tabi ki çok dikkatli olmak şartıyla.

    Mus’ab:--Merak etme, gereken dikkat gösterilecektir. Başka eklemek istyediğin bir şey var mı?
    Meryem İslam:--Ruslar votkayı çok sever. Ama onları votka içmeye sevkedecek bir bahanenin olması lazım. Onları sarhoş edebilirsek işimiz daha da kolaylaşır.
    Mus’ab:--Haklısın! Rusları en çok ne sevindirir?
    Alarahman:--Müslüman bir komutanın şehadeti elbette ki.
    Mus’ab:--Evet! O halde onlara bu yönde bir haberin gitmesi lazım. Ama fazla vaktimiz yok. Yarın erkenden birinin Caharkale’ye gitmesi gerekiyor.
    Ahmet:--Komutanım izin verirseniz sabah erkenden yola çıkayım. Bir saatte Caharkale’ye varır Rusları galeyana getiririm.
    Mus’ab:--Senin operasyona katılman lazım. Şehre birkaç koldan girmeliyiz.
    Ahmet:--Komutanım onun da kolayı var. Ben şehre gidip Rusları galeyana getirdikten sonra….


    YÜZ OTUZ İKİNCİ BÖLÜMÜN SONU
  2. ahmet meydani

    ahmet meydani Üyeliği İptal Edildi Banned

    YÜZ OTUZ ÜÇÜNCÜ BÖLÜM


    …size katılırım.
    Mus’ab:--Peki, ama elini çabuk tutman lazım.
    Ahmet:--Merak etme komutanım, zaten söylentiyi çıkarmam yeterli.
    Mus’ab:--Tamam, bu meseleyi de halletiğimize göre, şimdi görev taksimine geçebiliriz. Dört gruba ayrılacağız. Birinci grubun komutası bende olacak. İkinci grubun komutanı Doktor. Ahmet ve Cesim diğer grupların komutanı olacaklar. Alarahman ise Ahmet gelene kadar onun takımına komuta edecek.
    Dr. Levent:--Ben önden gitmek istiyorum komutanım.
    Mus’ab:--Hayır Doktor. Sen en son geliyorsun. Senin takımın yardımcı kuvvet olarak görev yapacak. Seni kolayca feda edemeyiz. Öyle sanıyorum ki sana büyük iş düşecek.
    Dr. Levent:--Başüstüne komutanım. Nasıl isterseniz.
    Cesim:--Komutanım, izin verirseniz ben kalanizasyondan girmek istiyorum.
    Mus’ab:--Tamam, sen takımınla oradan gir. İçeride parmaklık olabilir ona göre ekipmanlarınızı alın.
    Cesim:--Merak etmeyin komutanım.
    Mus’ab:--Ahmet sen takımınla doğu kapısından gireceksin. Yanına bir keskin nişancı al. Kulelerdeki nöbetçileri bertaraf edin önce.
    Ahmet:--Anlaşıldı komutanım.

    Mus’ab:--Cesim, siz içeri girdiğinizde karargâhın giriş kapısını açmaya çalışın. Biz de ana kapıdan gireceğiz inşaallah.
    Cesim:--Tamam komutanım. Elimizden geleni yapacağız inşallah.
    Mus’ab:--Meryem İslam da senin takımında olacak. Kanalizasyonun yerini o biliyor. Gece fark etmek zor olabilir.
    Meryem İslam:--Başüstüne komutanım. O konuda endişeniz olmasın. Elimizle koymuş gibi bulacağız inşaallah.
    Mus’ab:--Allah (cc) hepinizden razı olsun. Bir şey sormak isteyen ya da değişik bir fikri olan var mı?
    Cesim:--Komutanım herhangi bir olumsuz durumla karşılaşırsak ne yapacağız?
    Mus’ab:--Operasyonu en kısa zamanda bitirmeliyiz. Şayet çatışma uzarsa Rusya’dan uçaklar gelebilir. O zaman süratle geri çekileceğiz. Sakın ola ki kimse riske girmesin. Operasyondan amacımız şehid olmak değil, Ruslara darbe indirmek. Şehadet daha sonra inşaallah.
    Dr. Levent:--Komutanım, benim takımım bir nev’i kurtarma görevi görecek sanırım. Sıhhiye takımı gibi bir şey yani?
    Mus’ab:--Evet Doktor, aynen öyle. Bizden arta kalan Ruslar olursa onları bertaraf etmekle beraber, şehid ya da yaralı olursa, onları oradan çıkaracaksınız. Tabi biz de size yardımcı olacağız. Siz de gerekli ilk yardım malzemelerini alın yanınıza.
    Doktor:--Anladım komutanım. Gereken yapılacak inşallah.
    Alarahman:--Komutanım, istişhadi eylem yapmaya gerek var mı?
    Mus’ab:--Hayır Alarahman! Bu aşamada buna gerek yok. Bizim yapacağımız eylemin amacı, mümkün olan en az zaiyatla en büyük darbeyi vurmak olacak inşaallah.
    Alarahman:--Anlaşıldı komutanım!
    Mus’ab:--Mesele anlaşıldığına göre toplantıyı bitirebiliriz. Yarın hazırlık yapacağız inşaallah. Bu arada Ahmet de Caharkale’ye gidecek. Hadi bakalım herkes dinlenmeye çekilsin.
    Bunun üzerine…



    YÜZ OTUZ ÜÇÜNCÜ BÖLÜMÜN SONU
  3. ahmet meydani

    ahmet meydani Üyeliği İptal Edildi Banned

    YÜZ OTUZ DÖRDÜNCÜ BÖLÜM


    …herkes dinlenmeye çekildi. Yarın yapılacak çok iş vardı. Hele de ertesi gün. Tabi bu heyecanla yat yatabilirsen. Ama dinlenmeleri de gerekiyordu. Yatakta epeyce bir kıvranmadan sonra nihayet Ahmet uykuya daldı. Bir rüya gördü Ahmet. Rüyasında Rus karargâhına saldırıyorlardı. Çok şiddetli çarpişmalar yaşanıyordu. Ortalık ana baba gününe dönüyordu. Bu arada onlarla birlikte çarpışan insanlar görüyordu. İlk defa görüyordu onları. Kim olduklarını, nereden geldiklerini soruyor ama onlar sanki onu görmüyordu. Diğer yandan bazı mücahidler şehid oluyor ama onların yüzlerini seçemiyordu. Ortada tuhaf bir durum vardı. Bu yeni gelenlerin hiç birine hiçbir şey olmuyordu. Onlara doğru gelen kurşunlar sanki sert bir cisme çarpıyor gibi ya gaeriye gidiyor ya da sağa sola doğru yön değiştiriyordu. Rüyasında başka bir tuhaflık daha vardı. Bir kuş ağzından çıkıyor havaya uçuyor ve gökyüzünde kayboluyordu.
    Sabah namazına kadar bu minval üzere rüyalar görmeye devam etti. Müezzinin ezanı ile birlikte yataktan fırladı Ahmet. Hâlâ gördüğü rüyanın etkisindeydi. Neden sonra kendine geldi. Gidip abdestini aldı ve cemaatla birlikte namazını eda etti. Hergünkü rutin işlerden sonra kahvaltıyı yaptılar. Kahvaltıdan sonra Ahmet, gördüğü rüyayı Komutan Mus’ab’a anlattı.
    Mus’ab:--Allah (cc) hayırlara tebdil etsin. Bu rüyana göre Allah’ın (cc) yardımı bizimledir inşaallah.
    Mus’ab, rüyanın bir bölümünü yorumlamayı uygun bulmadı. Ama Ahmet’e bakışları değişmişti. Sanki şimdiden onu özlüyor gibiydi.
    Ahmet:--Komutanım, yolcu yolunda gerek. Ben hemen yola çıkayım müsaadenizle.
    Mus’ab:--Estağfurullah! Müsaade Allah’tan (cc). Mir Hüseyin’le görüşüp durumu ona bildir. Belki bize yardım etmesi gerekebilir.
    Ahmet:--Başüstüne komutanım! Allah’a (cc) emanet olasınız.
    Mus’ab:--Sen de Allah’a (cc) emanet ol.
    Ahmet:--Hakkını helal et Doktor.
    Dr. Levent:--Estağfurullah! Ne hakkı? Varsa da helaldir. Sen de hakkını helal et.
    Ahmet:--Helal olsun Doktor, helal olsun.
    Ahmet, önce Mus’ab’le sonra da başta Doktor olmak üzere tüm mücahidlerle kucaklaştı. Herkes bir tuhaf olmuştu. Sanki bir daha birbirlerini görmeyecekler gibi bir hisse kapılmışlardı. Herkes duygulanmıştı. Bazı mücahidlerin gözlerinden yaşlar akmaya başlamıştı. Ahmet, onları bu ruh hali içerisinde bırakıp yola koyuldu. İki saatlik bir yolculuktan sonra Caharkale’ye varmıştı. Kendinden emin bir tavırla şehre girdi. Etrafına bakına bakına Mir Hüseyin’in evine doğru yoluna devam etti. Bir köşeyi dönmüştü ki…



    YÜZ OTUZ DÖRDÜNCÜ BÖLÜMÜN SONU
  4. ahmet meydani

    ahmet meydani Üyeliği İptal Edildi Banned

    YÜZ OTUZ BEŞİNCİ BÖLÜM

    …Ahmet:--Komutanım, izin verirseniz ben bir an önce gidip arkadaşları arayayım.
    Mus’ab:--Bu tehlikeli olmaz mı? Ya sen gittiğinde İgor gelirse.
    Ahmet:--Merak etmeyin komutanım. İstersem, biiznillah Rus karargâhına bile girerim. Onların ruhu bile duymaz. Hem Selman ve diğer müslümanları da ikaz etmek lazım.
    Mus’ab:--Gerçi Mir Hüseyin ikaz etmiştir ama, yine de tekrar ikaz etmekte fayda var. Peki git, oradaki kardeşlerimize selamlarımızı ilet ve İgor geldikten sonra, birkaç gün evlerin içindeki sığınaklardan sakın dışarı çıkmasınlar. Çünkü bu zalimin katliam yapmasından endişe ediyorum. Bu arada Mir Hüseyin’in hanımına söylesinler, o da bir mücahidin evine gidip saklansın.
    Ahmet:--Anladım komutanım.
    Mus’ab:--Sen de çok dikkatli ol ve telefonların dinlendiğini sakın unutma.
    Ahmet:--Merak etme komutanım, telefonların dinlendiğini biliyorum. Ülkemde de bu tür olaylar oluyor. Alışkınım.
    Mus’ab:--Pekala, o zaman hemen yola çık. İnşaallah İgor’dan önce varırsın Caharkale’ye. Şayet İgor gelmişse ve durum sıkıysa çok dikkatli ol.
    Ahmet:--Başüstüne komutanım. Ben yola çıkayım.
    Dr. Levent:--Ahmet, gene yol göründü ha!
    Ahmet:--Evet Doktor, unutma ki biz buraya yatmaya gelmedik.
    Dr. Levent:--Biliyorum. Keşke mümkün olsaydı da seninle gelseydim.
    Ahmet:--Senin gelmen çok riskli Doktor. Rusça bilememen, senin yabancı olduğunu ortaya çıkarır. Hem sen burada daha çok lazımsın.
    Mus’ab:--Seni anlıyorum Doktor ama senin işin daha önemli. Burada senden başka Doktor yok. Hem unutma Rus karargâhına yapacağımız operasyonda sen de yer alacaksın inşaallah.
    Dr. Levent:--Anladım komutanım. Ara sıra böyle şeyleri dile getiriyorum ama bu şehadet arzusundan kaynaklanıyor.
    Mus’ab:--İnşaallah, buradaki görevini yerine getirince çok arzuladığın şehadete kavuşursun.
    Dr. Levent:--İnşaallah komutanım!
    Ahmet vedalaşıp ayrıldı. Her zamanki yolu takip etti. Yol ayrımına gelince, köyden tarafa baktı uzun uzun. Epeyce yorulmuştu da. Orada oturup dinlendi biraz. Köy yolunu gözetledi ama gelen giden yoktu. Bir müddet sonra yola koyuldu. Caharkale’ye vardığında öğle namazı vakti girmişti. Sokakta yürüken, iki Rus askeri onu durdurup kimlik sordu.
    Ahmet:--Şöyle kuytu bir yere gelin. Ben Rus İstihbarat subayıyım.
    Asker:--Tamam şu duvarın dibine gidelim. Sakın yanlış bir şey yapmaya kalkışma.
    Ahmet:--Merak etme. Gelin bakalım şöyle. İşte kimliğim.
    Asker:--Af edersiniz komutanım. Ama bu kontrolleri yapmak zorundayız. Malumunuz ortalık asi kaynıyor.


    347
    Ahmet:--İyi yapıyorsunuz. Şayet benden kimlik sormasaydınız hakkınızda tutanak tutardım. Bu arada yeni komutan geldi mi? Moskova’dan ayrılması lazımdı.
    Asker:--Hayır komutanım, henüz gelmedi. Siz tanıyor musunuz, gelecek olan yeni komutanı?
    Ahmet:--Evet tanıyorum. Çok disiplinli ve sert birisi. Dikkatli olmalısınız. Hiç acıması yoktur.
    Asker:--Yandık desenize komutanım.
    Ahmet:--Dediklerini yaparsanız korkulacak bir şey yok. Mağlubiyetten nefret eder.
    Asker:--Şimdiye kadar gelenlerin hepsi mağlup oldular komutanım. Benim anlayamadığım bir şey var. Asiler bir avuç ve biz onlarla başa çıkamıyoruz. Bunun nedeni nedir komutanım sizce?
    Ahmet, askerin bu sorusu üzerine, çaktırmadan onların ödünü koparmak istedi.
    Ahmet:--Birincisi, asiler bizim onların vatanını işgal ettiğimizi düşünüyor. Diğer yandan onların yaşantıları ile bizim yaşantımız arasında çok fark var. Mesela onlar öldükleri zaman şehid, yaralandıkları zaman gazi olduklarını düşünüyor.
    Asker:--O nasıl bir şey komutanım?
    Ahmet:--Onlar öldükleri zaman, başka bir dünya olduğunu düşünüyor ve bu dünyada Cennet ve Cehennem diye iki yerin olduğunu, kendilerinin Cennet denilen yere, Müslüman olmayanların ise Cehenneme gideceğini söylüyorlar. Ve dediklerine göre Cennet çok güzel bir yer Cehennem ise içinde ateşin olduğu ve içine atılacak olanların sürekli yandığı bir yerdir.
    Asker:--Yani biz öldüğümüzde, o içinde ateş olan yere mi gideceğiz? Bu çok korkunç bir şey.
    Ahmet:--O kadarını bilemem. Onu da asilere sorun. Neyse benim gitmem lazım. Sizinle sohbet ettiğimi görürlerse benden şüphelenirler.
    Asker:--Başüstüne komutanım!
    Ahmet ayrıldığında askerlerin kafaları allak bullak olmuştu. Ahmet ile konuşan asker diğerine:
    --Ne diyorsun, komutanın anlattıkları doğru olabilir mi Joseph?
    Joseph:--Doğrusunu istersen ben de bilmiyorum ama bence birisine soralım. Hem bıktım burada bulunmaktan. Her an bir kör kurşuna kurban olmaktan korkuyorum. Diğer yandan, bizim komutanlarımızın bize nasıl davrandıklarını görüyorsun Alex.
    Alex:--Haklısın! Hadi bakalım çaktırmadan gidip bir Çeçen’e bu işin aslını soralım.
    Joseph:--Peki, bu anlatılanlar doğruysa ne yapacağız?
    Alex:--Ona o zaman karar veririz. Hadi bakalım.
    Alex ve Joseph sokaklarda hem geziyor ve hem de soru sorabilecekleri bir Çeçen’i aramaya başladılar. Şehir merkezindekilere sormaları riskli olabilirdi. Bu nedenle onlar da 348

    kenar semtlere doğru yürümeye başladılar. Kuzey tarafındaki bir sokakta yürüyorlardı ki…


    YÜZ OTUZ BEŞİNCİ BÖLÜMÜN SONU
  5. ahmet meydani

    ahmet meydani Üyeliği İptal Edildi Banned

    YÜZ OTUZ ALTINCI BÖLÜM


    …yaşlı bir Çeçen’e rastladılar.
    Alex:--Dur bakalım ihtiyar!
    İhtiyar:--Ne var ne oluyor?
    Alex:--Endişelenmene gerek yok. Sana bazı sorularımız olacak.
    İhtiyar:--Sorun bakalım.
    Alex:--Burada olmaz, müsait bir yere gitmemiz lazım. Şöyle gözden uzak bir yer.
    İhtiyar:--En müsait yer benim evim. İsterseniz oraya gidelim.
    Alex:--Peki, oraya gidelim.
    İhtiyar endişelenmişti, ama yapacak bir şey de yoktu. Tevekkeltu Âlallah, deyip girdi kapıdan içeri. Alex ve Joseph de etraflarına bakındıktan sonra arkasından içeri girdiler.
    İhtiyar onları buyur etti, onlar da oturdular.
    İhtiyar:--Evet, nedir derdiniz?
    Joseph:--Bize İslam hakkında biraz bilgi verir misin?
    İhtiyar:--Ne öğrenmek istiyorsunuz?
    Alex:--Mesela, önce bize öbür dünyadan bahset. Öbür dünya diye bir şey var mı? Bu arada adını da bize söyle.
    İhtiyar:--Adım Seyfullah! Şimdi sorunuza gelelim. Öbür dünya elbette vardır. Bizim dinimiz bize bu konuda bilgi verdiği gibi, şöyle etrafımızda cereyan eden olaylara bir göz attığımızda da öbür dünyanın olduğunu bilebiliriz ki biz öbür dünyaya ahiret diyoruz.
    Joseph:--Önce etrafımızda cereyan eden olaylardan nasıl ahretin varlığını anlarız, onu bize anlat.
    Seyfullah:--Elbette! Mesela siz Ruslar yıllardır ülkemizi işgal ettiniz ve yüz elli bin insanımızı şehid ettiniz. Diyelim ki, sizin başkanınızı ele geçirdik. Biz buna en fazla ne yapabiliriz.
    Alex:--En fazla biraz işkence yaptıktan sonra öldürürsünüz.
    Seyfullah:--Bizler, en acımasız düşmanımızı bile ele geçirsek, ona asla işkence yapmayız.
    Joseph:--Neden ama, biz ele geçirirsek işkence yaparız?
    Seyfullah:--İşte sizin ile bizim aramızdaki en belirgin farklardan biri bu. Bizim dinimiz işkenceye asla izin vermez. Düşmanımızı ele geçirdiğimizde onu en az acı çektirmek suretiyle öldürmeyi emreder dinimiz.
    Alex:--Vay canına! Demek siz bizden birisini ele geçirirseniz işkence yapmazsınız ha?
    Seyfullah:--Evet aynen öyle! Siz hiç şimdiye kadar, yaşanan savaşlarda, Müslümanların, gayri Müslimlere işkence yaptığına rastladınız mı?
    Alex:--Ben öyle bir şey duymadım.
    Joseph:--Ben de şahit olmadım.
    Seyfullah:--Ama yeryüzünde ne kadar Müslüman olmayan topluluk varsa, şayet Müslümanlarla savaşmışlarsa, muhakkak onlara işkence etmişlerdir. Örnek istiyorsanız: İşte Çeçenistan, İşte Filistin, İşte Irak, İşte Lübnan, Bosna_Hersek, Afrika ve diğer yerler.
    Alex:--Haklısın!
    Seyfullah:--Gelelim sorunun cevabına: Şayet Başkanınızı ele geçirsek ve onu öldürsek, bu yüz elli bin insanın intikamını almak için yeterli bir ceza mıdır?
    Joseph:--Değildir!
    Seyfullah:--İşte, böylesi zalimlere öyle bir ceza verilmeli ki işlemiş olduğu suçun karşılığı olsun. Bu suçun cezası da içinde ateş olan Cehennem’de sonsuza kadar yanmak.
    Joseph ve Alex’in tüyleri diken diken olmuştu.
    Alex:--Bu Cehennem nasıl bir yer?
    Seyfullah:--Cehennem öyle bir yer ki, onun içindeki ateş bu ateşten kırk ya da yetmiş kat daha yakıcıdır.
    Joseph:--Nasıl, bu ateşten kırk ya da yetmiş kat daha mı yakıcı?
    Seyfullah:--Evet aynen öyle!
    Alex:--Peki bu Cehennem’e girenler, bu ateşte yanınca ölmezler mi?
    Seyfullah:--Hayır ölmezler! Ölüm bu dünyaya mahsus. Onlar öbür dünyada yok olmayı isteyecekler ama bu da onların eline geçmeyecek.
    Joseph:--Desene Cehennem çok korkunç bir yer. Peki şimdi biz ölürsek, biz de mi Cehennem’e gireceğiz.
    Seyfullah:--Elbette!
    Alex:--Peki insanlar ölüyorlar ve toprağın altına gömülüyorlar. Bir süre sonra da cesetleri çürüyor. Bu çürüyen cesetler mi yanacak?
    Seyfullah:--Hayır! İnsanlar tekrar diriltilecekler.
    Joseph:--Bu nasıl oluyor?
    Seyfullah:--Kış mevsiminde bitkiler yapraklarını dökmezler mi?
    Alex:--Evet!
    Seyfullah:--İlkbaharda yeniden canlanmazlar mı?
    Joseph:--Evet!
    Seyfullah:--İşte bu öldükten sonra tekrar dirilmeye bir örnektir.
    Alex:--Peki Müslümanlar öldüklerinde nereye giderler?
    Seyfullah:--Allah (cc) Müslüman ile kâfiri aynı yere koymaz. Elbette ki Müslümanlar Cennete girecekler.
    Joseph:--Cennet nasıl bir yer?
    Seyfullah:--Bu konuda, kendisine soru sorulan Efendimiz (sav):--“Ne gözler görmüş ne kulaklar işitmiş”. Diye buyurmaktadır. Kısaca, Cennet o kadar muhteşem bir yer ki onu anlatmaya kelimeler kifayetsiz kalır.
    Alex:--Bu anlattıklarının doğru olduğunu nerden bilelim?
    Seyfullah:--Bu konuda, İslam Büyüklerinden Hz. Ali’nin bir kıssasını anlatayım: Hz. Ali bir kavmin liderine gider. Ona islamı anlatır, anlatır, anlatır. Ama, adam anlamaz. En sonunda adam:--Sen onu bunu boşver de Müslüman olursam kârım, olmazsam zararım ne olur.
    Hz. Ali:--Bak, farzedelim ki…



    YÜZ OTUZ ALTINCI BÖLÜMÜN SONU
  6. ahmet meydani

    ahmet meydani Üyeliği İptal Edildi Banned

    YÜZ OTUZ YEDİNCİ BÖLÜM



    …hâşâ Allah yok. Fakat sen var olduğunu kabul ettin ve tertemiz bir hayat yaşadın. İnsanlara faydalı oldun, zararlı ve kötü şeylerden uzak durdun. Öldüğün zaman bu senin yanına kâr kalmaz mı?
    Adam:--Evet!
    Hz. Ali:--Bir de öbür türlüsünü düşünelim. Allah (cc) var olduğu halde, sen dedin ki yok. Ve her türlü kötülüğü yaptın. Öldüğünde ya Allah (cc) varsa-ki vardır-, ya cennet, cehennem varsa ne yaparsın? Yoksasını düşünme, yoksa kaybedecek bir şeyin yok. Varsasını düşün.
    Adam:--Eşhedu en lâ ilâhe illellah, ve eşhedu enne Muhammedun Rasulullah.
    Alex:--Evet, bu anlatılanlar gayet mantıklı.
    Joseph:--Bence de mantıklı.
    Alex:--Peki şimdi Müslüman olursak, biz de cennete girer miyiz?
    Seyfullah:--Elbette!
    Joseph:--İyi ama, yıllardır müslümanklara karşı savaşıyoruz. Hem de Müslüman olmaktan başka suçları olmadığı halde.
    Seyfullah:--İslâm, Müslüman olan bir gayri müslimin geçmiş günahlarını affeder. O kişi hayata yeniden başlar.
    Alex:--Yani geçmişte işlediğimiz tüm hatalarımız af edilir ha?
    Seyfullah:--Evet, aynen öyle olur.
    Joseph:--Seyfullah be! Bu İslam dini gerçekten çok güzel bir dinmiş.
    Seyfullah:--Evet İslam öyle güzel ve yüce bir dindir ki, şu an düşmanım olan sizler, Müslüman olursanız benim kardeşim olursunuz.

    Alex:--Demek biz Müslüman olursak, bizi kardeşliğe kabul edersin ha?
    Seyfullah:--Evet!
    Joseph:--Peki bize hiç kin beslemez misin? Ve diğer Müslümanlar bize nasıl davranırlar?
    Seyfullah:--Size kin duymayacağım gibi, sizi Allah (cc) için çok seveceğim. Yeter ki siz Müslüman olun. Ayrıca diğer tüm Müslümanlar da benimle aynı duyguları paylaşırlar.
    Alex:--Müslüman olmak için ne yapmak lazım?
    Seyfullah:--Benim dediklerimi tekrarlayın. EŞHEDU EN LÂ İLÂHE İLLELLAH VE EŞHEDU ENNE MUHAMMEDUN RASULULLAH.
    Alex ve Joseph:-- EŞHEDU EN LÂ İLÂHE İLLELLAH VE EŞHEDU ENNE MUHAMMEDUN RASULULLAH.
    Seyfullah:--Allah-u Ekber! Allah-u Ekber! Allah (cc) Müslümanlığınızı mübarek kılsın.
    Alex:--Sağolasın Seyfullah. Kuş gibi hafifledim.
    Seyfullah:--Size birer de isim bulalım şimdi. Bu arada biz Müslümanlar, büyüklerimize hitap ederken, şayet onlar bizden yaşlıysa, sadece isimleriyle hitap etmeyiz. Amca, dayı gibi sıfatlar ekleriz isimlerinin sonuna. Mesela: Seyfullah Amca gibi.
    Alex:--Evet hakılısın Seyfullah Amca! Ama diğer dinlerde böyle şeyler yoktur biliyorsun. Bundan sonra sana bu şekilde hitap edeceğiz. Bize hangi isimleri buldun.
    Seyfullah:--Biliyorum. Sana Yasir, Jopseph’e de Ammar ismini teklif ediyorum. Ne diyorsunuz?
    Yasir:--Kabulumdür. Çok güzel bir isim.
    Ammar:--Benimki de öyle. Sana çok minnettarız Seyfullah Amca.
    Seyfullah:--Sizin hidayetinize beni vesile eden Allah’a (cc) hamd olsun. Bu arada, sizin burada kalmanız sakıncalı olur. Müslüman olduğunuzu öğrenirlerse sizi yaşatmazlar. Şu yeni komutan gelmeden Caharkale’yi terk edin.
    Yasir:--Doğpru söylüyorsun, ama nereye gidebiliriz ki?
    Seyfullah:--Mücahidlerin yanına gidin. Sanırım nerede olduklarını biliyorsunuz.
    Ammar:--Biliyoruz ama, bizi görünce ateş etmezler mi?
    Seyfullah:--Müslümanlar durup dururken kimseye ateş etmezler. Hem insanları öldürme taraftarı da değil Müslümanlar. Onların yanına vardığınız zaman, Selamun Aleykum deyin. Sizi bağırlarına basacaklardır.
    Yasir:--Anladım. Biz yola çıksak iyi olur. Caharkale’yi de çok dikkatli terk etmeliyiz. Mücahidlere katılmadan ölmek istemiyorum.
    Ammar:--Ben de öyle. Şimdiye kadar zalimlere hizmet ettik. İslama hizmet etmeden Allah (cc) canımızı almasın.
    Seyfullah:--Hiç endişe etmeyin. İnşallah sağ salim varırsınız oraya. Hem size bir kıssa anlatayım da öyle gidin. Peygamber Efendimiz’in (sav) de içinde olduğu bir savaşta, düşman

    saflarından biri gelir ve Efendimiz’e (sav):--Önce Müslüman mı olayım yoksa cihad mı edeyim?
    Efendimiz (sav):--Önce Müslüman ol, buyurur.
    Bunun üzerine adam kelime-i şehadet getirir, bir gusül abdesti alır ve düşmanın üzerine saldırır. Kısa bir süre sonra da şehid olur.
    Efendimiz (sav):--Az çalıştı, çok kazandı, buyurur.
    Ammar:--İyi ki Müslüman olmuşuz. Artık ölsem de gam yemem. Neyse Seyfullah Amca, bize müsaade. Bir an önce burayı terk etmeliyiz.
    Seyfullah:--Evet, evet! Öyle yapın. Yolunuz açık olsun. Benden mücahidlere selam söyleyin.
    Yasir:--Ne söyleyeceğiz?
    Seyfullah:--Mücahidlerin yanına vardığınızda, Seyfullah Amca size selam söyledi deyin.
    Yasir:--Tamam, söyleriz.
    Ammar:--Onları görünce ne söyleyecektik? Unuttum.
    Seyfullah:--Selamun aleykum! Diyeceksiniz.
    Ammar:--En iyisi bunu yazalım, gidene kadar ezberleriz.
    Seyfullah:--Tamam yazın.
    Ammar ve Yasir, bir kağıda selamun aleykum yazdıktan sonra, Seyfullah Amca ile kucaklaşıp vedalaştılar ve etrafı gözetledikten sonra dışarı çıktılar. İçi içlerine sığmıyordu. Çok heyecanlı ve bir o kadar da sevinçliydiler. İçlerinde tarif edilmez duygular vardı. Bu duygular içerisinde Caharkale’nin kenar mahallelerinde doğru yollarına devam ettiler.
    Bu arada Ahmet, postanenin yolunu tutmuştu. Gidip Musa’ya telefon edecekti. Ama çok dikkatli olmak zorundaydı. Çünkü tüm telefonlar dinleniyordu. En ufak bir dikkatsizlik onu deşifre edebilirdi. Postaneye vardı. İçeride Rusların bir adamı görev yapıyordu. Postaneye pek iş düşmediğinden bir kişi yetiyordu bu iş için. Görevli memura yaklaştı ve kimliğini göstererek:
    --Moskova’ya bir telefon edeceğim. Asilerin burayı dinleme ihtimali var mı?
    Memur:--Hayır komutanım! Endişe etmenize gerek yok. Buyurun telefon edin.
    Ahmet:--Bugünlerde yeni komutan gelecek, onun güvenliğini sağlamak için özel timde görevli bazı arkadaşlarımı çağıracağım. Gizli görevli olduğumdan karargâhtan telefon edemiyorum.
    Memur:--Anlıyorum komutanım.
    Ahmet:--Kulübeye gidip ahizeyi aldı ve Musa’nın numarasını çevirdi. Telefon çalmaya başlamıştı. Bir müddet sonra…



    YÜZ OTUZ YEDİNCİ BÖLÜMÜN SONU
  7. ahmet meydani

    ahmet meydani Üyeliği İptal Edildi Banned

    YÜZ OTUZ SEKİZİNCİ BÖLÜM


    …nihayet Musa telefonu açtı.
    Musa:--Alo!
    Ahmet:--Beni iyi dinle. Şu anda Grozni’deyim. Ve yakında buradaki karargâha İgor geliyor, komutan olarak. Onun güvenliğini sağlamamız lazım. Sen Özel Tim’dekilere haber ver ve onları alıp tez zamanda gel. Fazla konuşamayacağım, çünkü asiler bizi dinliyor olabilirler.
    Musa:--Anladım! Hemen arkadaşları toplayıp geliyorum. Bu arada hangi yol daha güvenli?
    Ahmet:--Kuzey yolunu takip edin.
    Musa:--Anladım. En kısa zamanda görüşmek üzere.
    Neredeyse birbirlerine selam vereceklerdi. Neyse ki ucuz atlatmışlardı. Konuşmanın ardından Ahmet memura yöneldi.
    Ahmet:--Ücret ne kadar?
    Memur:--Ne ücreti efendim? Komutan duyarsa derimi yüzer. Ne haddime bir Rus subayından ücret almak. Her zaman emrinize amadeyim.
    Ahmet:--Peki, teşekkür ediyorum. Ama sakın ola ki kimseye benim kimliğimden bahsetmeyesin. Aksi takdirde buradaki görevim tehlikeye girer.
    Memur:--Siz hiç merak etmeyin. Ben sizi hiç görmedim.
    Ahmet:--Aferin! Sen işini biliyorsun. Komutana bahsedeceğim senden.
    Memur:--Teşekkür ediyorum efendim.
    Ahmet:--Benim çıkmam lazım, hoşça kal.
    Memur:--Güle güle efendim, tekrar beklerim.
    Ahmet, postaneden ayrıldı. Şimdi yapması gereken bir iş daha vardı, Selman’ı bulup onu uyarmak ve daha sonra da hızla burayı terk etmek. Etrafına bakına bakına Selman’ın evine doğru yürümeye başladı. Allah’ın (cc) yardımını bugün her zamankinden daha çok hissediyordu. Selman da karşıdan geliyordu. Ahmet’i gören Selman’ın gözlerinin içi gülmeye başladı. Ayakkabısının içine yabancı bir cisim girmiş gibi yere eğildi ve ayakkabısını çıkarıp salladı. O esnada Ahmet onun yanına varmıştı. Beni takp et Selman kardeşim, sana söyleyeceklerim var.
    Selman:--Tamam!
    Selman Ahmet’i takip etmeye başladı ama onları görenler birbirleri ile irtibatlarının olduğunu anlayamıyordu.
    Ahmet:--Yakında buraya zalim İgor’un geleceğini biliyorsun.
    Selman:--Evet biliyorum.
    Ahmet:--Diğer kardeşlerimize de söyle, çok dikkatli olun. İgor geldikten sonra bir süre sığınaklardan çıkmayın. Katliam yapmasından endişe ediyoruz.
    Selman:--Tamam, anladım!
    Ahmet:--Unutmayın, bir süreliğine hiçbir müslüman sığınaktan çıkmayacak. Ona göte tedbirlerinizi alın. Biz daha sonra sizinle irtibata geçeceğiz inşaallah.
    Selman:--İnşaallah!
    Ahmet:--Benim Caharkale’yi terk etmem lazım. Allah’a emanet olun. Diğer kardeşlerimize selamlarımı söyle.
    Selman:--Vealeykum selam ve rahmetullah! Sen de Allah’a (cc) emanet ol. Mücahidlere selamlarımızı ilet.
    Ahmet:--Vealeykum selam ve rahmetullah!
    Ahmet, Selman’dan ayrıldı ve hızla şehri terk etti.
    Bu arada, Yasri ve Ammar da mücahidlere katılmak üzere Caharkale’yi terk etmişlerdi. Herhangi bir problemle karşılaşmadan şehrin dışına çıkmayı başarmışlardı.
    Ammar:--Yasir buraya kadar kazasız belasız geldik. Umarım mücahidlerin yanına da varırız.
    Yasir:--Merak etme varacağız.
    Onlar böyle konuşurken, tam o esnada…



    YÜZ OTUZ SEKİZİNCİ BÖLÜMÜN SONU
  8. ahmet meydani

    ahmet meydani Üyeliği İptal Edildi Banned

    YÜZ OTUZ DOKUZUNCU BÖLÜM


    …birisinin onlara doğru geldiğini gördüler.
    Ammar:--Bu tarafa doğru birisi geliyor. Hemen saklanalım. Bakalım kimmiş gelen.
    Yasir:--Evet, hemen saklanalım. Umarım başımızı derde sokacak biri değildir.
    Bir kenara saklanıp geleni gözetlemeye başladılar. Bir süre sonra gözlerine inanamadılar. Gelen, onların hidayetine vesile olan, Rus İstihbarat subayından başkası değildi.
    Yasir:--Bu adam burada ne arıyor? Sakın bu mücahidlerden biri olmasın?
    Ammar:--Aslında anlattıklarına bakılırsa, ben de bundan şüpheleniyorum. Bu nedenle, çok dikkatli olmalıyız. Şayet öyleyse, ne o bizden zarar görmeli, ne de biz ondan.
    Yasir:--Evet, evet!
    Evet, gelen Ahmet’ti. Ahmet de onları görmüş ve iki askerin burada bulunmalarına bir mânâ verememişti. Bu yüzden, onları esir alıp konuşturmalıydı. Epeyce yaklaşıp bir virajı dönerken hemen yolun sağına kaydı ve hızla onlara doğru koşmaya başladı. Ammar ve Yasir ise Ahmet’in virajdan çıkmasını bekliyorlardı. Ama Ahmet bir türlü görünmüyordu.
    Ammar:--Yasir, yoksa bu gelen, bizi gördü mü?
    Yasir:--Bilmiyorum ama, çok dikkatli olmalıyız.
    Tam o esnada, Ahmet onların yanına varmıştı. Silahı elindeydi, onlara doğrulttu ve:
    --Kıpırdamayın!
    Ammar ve Yasir gafil avlanmıştı.
    Ahmet:--Silahlarınızı atın! Sakın yanlış bir hareket yapmaya kalkışmayın, acımam vururum.
    Ammar:--Tamam, tamam! Ateş etme! İşte silahlarımızı atıyoruz.
    Ahmet:--Burada ne arıyorsunuz?
    Yasir:--Neye mal olursa olsun, doğruyu anlatacağım.
    Ahmet:--İyi olur! Anlat bakalım!
    Yasir:--Hani ilk karşılaştığımızda bize bir takım şeyler söylemiştin ya.
    Ahmet:--İslamla ilgili olanlar mı?
    Yasir:--Evet!
    Ahmet:--Eee!
    Yasir:--Anlattıkların bizi çok etkiledi. Ve biz de yaşlı bir adamla görüştük. Seyfullah Amca.
    Ahmet:--Sonra?
    Yasir:--Anlattıkları bizce çok mantıklıydı ve biz de müslüman olduk.
    Ahmet:--Allah-u Ekber! Allah-u Ekber!
    Ammar:--Ne! Sen de mi Müslümansın?
    Ahmet:--Evet! Adım da Ahmet. Beni, sizin Müslüman olmanıza vesile kılan Allah’a (cc) hamdolsun.
    Ammar ve Yasir derin bir oh çektiler.
    Yasir, mücahidlere kavuşamadan öleceğiz diye çok korktuk. Bu arada, seni de tebrik ederiz. Konunun uzmanıymışsın. İyi ki seninle karşılaştık.
    Ahmet:--Rabbim neyi ne zaman yapacağını yine kendisi bilir. Sahi daha tanışamadık. Ben adımı söylemiştim. Sayfullah Amca, herhalde size birer isim de vermiştir.
    Ammar:--Evet verdi. Benimki Ammar, bu da Yasir.
    Ahmet:--Bravo Seyfullah Amca’ya çok güzel isimler seçmiş sizin için. Hadi bakalım, bu kadar muhabbet yeter. Alın silahlarınız da yola çıkalım.
    Yasir:--İyi olur! Zaten epeyce heyecan yaşadık. E artık, gidene kadar bize sohbet edersin.
    Ahmet:--Elbette ki sohbet edeceğiz. Yoksa bu yol biter mi?
    Üçü birlikte yola koyuldu ve koyu bir sohbete daldılar.


    Özel Timde Son Durum

    Musa, Ahmet’le konuştuktan sonra önce Orhan’ı aradı.
    Musa:--Selamun aleykum Orhan!
    Orhan:--Vealeykum selam ve rahmetullah. Nasılsın Musa Abi?
    Musa:--Eyvallah Orhan!
    Orhan:--Abi hayırdır, bu saatte pek aramazdın?
    Musa:--Hayırdır, hayır! Ahmet Abi aradı.
    Orhan:--Ne Ahmet Abi mi?
    Musa:--Evet!
    Orhan:--Herhalde, hâl hatır sormak için aramadı?
    Musa:--Tabi ki hayır! Sıkı dur, sana bomba gibi bir haberim var.
    Orhan:--E hadi be abi! Söyleyene kadar adamı çatlatırsın.
    Musa:--Sabır, sabır! Ahmet Abi, özel timi al gel dedi.
    Orhan:--Ne, özel timi al gel mi dedi?
    Musa:--Aynen öyle dedi. Ne diyorsun, geliyor musun?
    Orhan:--…



    YÜZ OTUZ DOKUZUNCU BÖLÜMÜN SONU
  9. Kuşçu

    Kuşçu Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Allah razı olsun. Bu yazının devamı yok mu?
  10. Kafkasyali

    Kafkasyali Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Selamun aleykum ahi senden bir şey soormak istiyorum ama lütfen rica ediyorum doğruyu söyle.Bu romanı senmi yazmısın?Benim bildiğim roman Azeri yazar Çingiz Abdullayeva ait.Allah rizası için doğruyu söyle.
  11. farkındayız

    farkındayız Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Güncel

    90. Bolume kadar geldim. Ancak kitabin tamami konmamis buraya . 139. Bolumden sonrasi yokmu:(Hepsini okumak isterdim.
  12. Said El Ensariyy

    Said El Ensariyy Islam-TR Üyesi Kullanıcı

  13. farkındayız

    farkındayız Islam-TR Üyesi Kullanıcı



    ALLAH (swt)razı olsun
    Ahki kitabın tamamını da ekleyebilirdin.
    Ama yok yok. Kitabı satın alalım da yazan ahkiye katkımız olsun
  14. Said El Ensariyy

    Said El Ensariyy Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Allahumme Amin Ecmain; malesef kitabın tamamını bulamadım kardeşim..
  15. farkındayız

    farkındayız Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Bu kitap yayinlandi mi. Olmadi boyle. Buraya kadar olan kismini okudum. Yarim kaldi :D
  16. Kuşçu

    Kuşçu Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Bi de en heyecanlı yerinde yarım bırakmışlar..
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş