Kafkaslarda başlayan hareket, yüzlerce yıla dayanmaktadır. Çünkü Ruslar yüzlerce yıldır Çeçenistan dahil, Kafkasya’nın her yerinde zulüm ve katliam yapmıştır. Tarih sayfalarına göz gezdirdiğimizde Ruslar 1556’da Astrahan’ı işgal etmesi, mezalim yapması üzerine Çeçenler dahil, Kafkas halkı direnişe geçer. Emir İmam Mansur öncülüğünde başlayan bu kıyam, 1834 iman Şamil öncülüğünde şanlı direniş ile devam etmiştir.
1991 Yılında Çeçenlilerin bağımsızlık ilanından sonra, Ruslar saldırıya geçtiler. 1994’de Çeçenlilerle Ruslar arasındaki savaş başladı. 1996’ya kadar devam eden sıcak savaş, 1996’da imzalanan ateşkes antlaşmasıyla birlikte, Ruslar Çeçenistan’dan fiilen çekildiler. Ülkede sürekli kaos oluşturmaya çalışan Ruslar, her zamanki gibi antlaşmaya uymadılar. Ülkedeki istikrarsızlıktan Çeçenlileri sorumlu tutan Ruslar bir çok bahaneyi gerekçe göstererek, 1999’ da yine mazlum Çeçen halkına saldırdılar. Böylelikle ikinci Çeçen cihad’ı başlamış oldu. Bu savaş hala devam etmekte.
Şuan 20. Yılını dolduran bu savaşta çok canlar yitirildi çok kanlar akıtıldı o kadar ki, Kafkasya müslüman kanlarıyla sulandı adeta. Bu adil olmayan savaşta 400 bin Çeçen öldü. 25 binin üzerinde Kafkasya’lı Rusyanın kontrolündeki hapishanelerde işkence görmekte. 500 bin Çeçen hicrete zorlandı. 17 bin km2’lik Çeçen toprağına 500 bin mayın döşendi. Buna rağmen Kafkas halkı umuda dair inancını hiçbir zaman yitirmedi.
Şuan Çeçenistan başta olmak üzere Kafkaslar’da çığ gibi büyüyen İslami hareket Dokko Umorow emirliğinde tek bayrak, tek mücadele altında devam etmekte elhamdulillah. Gaye tevhid dininin yücelmesi, müslümanların yaşadığı toprakların, Rus hakimiyetinden ve işbirlikçilerinden temizlenmesi ve şeriat hükümlerinin yeniden ihyası. Bu doğrultuda birleşen mücahidler, işbirlikçilere karşı sayıca az, imkanlarının fazlaca yetersiz olmasına rağmen, mücadeleye kaldıkları yerden devam etmekteler. Kadirovun yalan yanlış yönlendirmesiyle, bazı yazar çizerin kaleme aldığı gibi “ Çeçenistan’da savaş yoktur, burası artık problemsiz bir ülkedir.” Safsata ve aldatmacaların aksine cihad devam etmektedir. Bundan sonrada bu mücadele devam edecektir insaAllah.
Bu savaşta ciddi anlamda zarar gören kadınlar ve çocuklar oldular. Göçe zorlanan Kafkas halkı kısa zamanda, Anadolu başta olmak üzere Dünya’nın farklı ülkelerine dağıldılar. Fakat hiçbir zaman sürgünü ve yenilgiyi kabul etmediler. Kafkasya’daki inanmış, imanlı muvahhidlerin verdiği mücadeleyi desteklediler. Ruslar ise bu birlik beraberliği hala anlamış değil. Hayallerini bağımsızlık üzerine kuran bu yiğit halk, özgür iradeleriyle yaşayabilecekleri bağımsız, hür ve şeriatle yönetilen adil muamelenin hakim olduğu bir devlette yaşamayı arzuladılar.
Tarih tekerrürden ibaretti. Savaşın adil yüzü yoktu. İhanetin öncüsü çiyanlar geçmişten günümüze her zaman olduğu gibi iş başındaydılar. Bölünemeyen, etten kemik ören bir bütün olarak hareket eden nice toplumlar, ihanetin parçalanmışlığına kurban gitmişlerdi. Bu tarih boyu en fazla devam eden şeydi. Bazanda hainler, caniler, çiyanlar halk kahramanı olarak lanse edilmişlerdi efendileri tarafından. Oysa her kukla yok olmak için vardi. İhanet ise kahramanlıkla affedilemezdi. Bu durum tarihe karartı tutacak utanç vesikalarından biriydi. Irak’da Nurul Malik, Afganistan’da Karzai, Filipinde Nur Misvari (bir zamanlar faaldi) Filistin’de Mahmud Abbas, Çeçenistan’da kukla Ramazan Kadirov. Bunlar İslam ülkelerinin başına bel’am olan yöneticilerden sadece birkaçı. Hepsi işbirlikçi, hepsi kukla. Hepsi ortalıkta Müslüman olarak geçinen İslami söylemleri kimselere bırakmayan münafıklar. Ortak özellikleri hepsinin boynunda Müslümanların kanlarından halkalar var. Vebal var, beddua var, gözyaşı var, kin ve nefret var. Bu zalim despot canilere karşı söylenecek çok söz var. Biz bunlardan sadece birinden bahsedeceğiz. Kukla, hilekar, yalancı Kadirov’dan.
Ramazan kadirov, Babası Müftü Ahmed Kadirov’la birlikte Birinci Çeçen savaşında Ruslara karşı halkı bilinçlendirmiş, savaşa teşvik etmişti. Ruslara karşı kendide direnmişti. Ama ikinci Çeçen savaşında safını değiştirmiş Rusların yanında yerini almıştı. Putin’in gözüne girmek için öyle yoğun gayret gösteriyordu ki, sonunda Putin, Ramazan Kadirov’un işletmiş olduğu suikastlerin, zulümlerin, işkencelerin ve bütün bu yapmış olduğu cürümlerin mukabilinde, kendisine Rus federasyonu kahramanlığı madalyası vermişti. Etrafa dindar bir kişilikmiş gibi anlatılmakta, oysa her türlü ahlaksız iş bu adamın hayatında var. Putin’in desteğiyle Çeçenistan devlet başkanlığına getirilen Ramazan Kadirov “Putin’i eleştiren benim düşmanımdır” demek suretiyle kafirlere duyduğu dostluğu ve yakınlığı dile getirmiştir. Oysa Rabbimiz ayetinde onlar hakkında şöyle buyurmakta:
“Ey iman edenler, benimde düşmanım sizinde düşmanınız, olanları veliler edinmeyin. Siz Allah’a karşı sevgi yöneltiyorsunuz; oysa onlar haktan size geleni inkar etmişler, Rabbiniz olan Allah’a inanmanızdan dolayı elçiyide, sizide yurtlarınızdan sürüp çıkarmışlardır. Eğer siz benim yolunda cihad etmek ve benim rızamı aralamak amacıyla çıkmışsanız (nasıl) onlara karşı hala sevgi gizliyorsunuz. Ben, sizin gizlediklerinizi, ve açığa vurduklarınızı bilirim. Kim sizden bunu yaparsa, artık o elbette yolun ortasından şaşırıp sapmış olur. (Mümtehine-1)
Kafirlerin dostu, mü’minlerin düşmanı olan Ramazan Kadirov, Putin’in gözüne girmek için mücahid’lere hertürlü işkenceyi, zulmü yapmıştır, yapmaktadırda. Arkasına Rusyayı alan bu gözü dönmüş cani, Üç kuruşluk Dünya metaı karşılığında dinini, vicdanını, haysiyetini, milletini, Ruslara satmıştır. Çeçenistan’da verilen mücadelenin büyümesiyle Kadirovcuların, mücahidlerin aileleri üzerindeki baskılarıda artıyor. Kadirov’un askerleri sık sık köyleri, kasabaları, evleri basıyor, arama bahanesiyle evlerin altı üstüne getiriliyor. Birçok ev, içinde aileler olduğu halde ateşe veriliyor, yada bombalanarak yerle bir ediliyor. Evlerden gençler kaçırılıyor, nereye götürüldüğü bilinmeyen yerlerde işkenceye tabi tutuluyorlar. Hatta o kadar ki, aileler evlatlarından yıllar sonra haberdar olabiliyor, karşılığında ise asla ödemeleri mümkün olmayan paralar isteniyor serbest bırakılmaları için. Bunlar nisbeten şanslı olanlar. Çünkü, bir çoğu işkence altında öldürülüyorlar. Her mücahid’in istisnasız ailelerinden en az bir yada birkaç kişi bu şekilde şehid edilmiş. Hiçbir hak arama girişimi sonuç vermiyor. Aksine direnenler, ya tehdit ediliyor, yada aynı akibete kurban gidiyorlar. Şayet basına yansıyan bir olay olduysa, herzamanki gibi bilindik uslupla “Sorumlulardan hesap sorulacaktır” açıklaması maalesef göstermelik birkaç boş sözden ibaret kalıyor. Hiçbir zaman sorumlular yakalanıp yargı karşısına çıkmadı,yargılanmadı, yargılanmayacakta. Aksine devlet tarafından örtbas edilmekte.
İşte bunlar bugünkü Çeçenistan’da yaşananlardan sadece bir kaçı. Ve bunları yapan sözde namazında, abdestinde, zikrinde olan Kadirov’un askerleri. Bu yıl 35’inci yaş gününü kutlayan Ramazan Kadirov içki içiyor, kadınlarla dans ediyor, kameraların karşısında çekinmeden kadınları taciz ediyor. Oysa İslam dini bu yaptıklarının tümünü reddetmiştir. İnanmış bir mü’min’in bunları yapması mümkün olamaz. Kadirov’un 35.inci yaş gününe katılan ABD’li aktris Hilary Swank dahi bu adamın yaptıklarından utanarak, bu kutlamaya katıldığı için çok pişman olduğunu söylemiştir. 11 Temmuz 2010’da Suudi Arabistan’a yapmış olduğu ziyaret öncesi, uçakta kendi TV kanallarından birine vermiş oldupu demeçte şöyle söylemekte: “Allah’ın lanetlediği yolda daha çok çalışma niyetiyle ülke dışına çıktım” ifadeleri niyetini açıkça ortaya koymakta. Dostu Rusya’ya yaranmak için ağzından çıkanı kulağı duymayacak kadar gaflet sarhoşluğuna düşen bu zavallı acizin palavralarına inandığını söyleyenleride anlamak mümkün değil doğrusu. Sanki Çeçenistan’da bunların hiçbiri yaşanmıyor, savaş bitmiş herşey yolunda, ortalık güllük gülistanlıkmış da, birileri bunun aksini ilan ediyormuş gibi bir manzara ile karşıkarşıya kaldıklarını beyan ederek, bunu Dünya’ya anlatmaya çalışan Kadirov, Türkiye’den yazar çizer ve televizyonculardan bir grubu davet ederek kanıtlamaya çalıştı. Ne yazık ki, üzülerek ifade ediyorum, bu yazar çizer kesim içerisinde bazı isimler var ki, Müslümanların yakından tanıdığı, yıllardır İslam’a hizmet eden İsimler. Çeçenistan’a giden bu 9 kişilik heyeti Ramazan Kadirov boynunda 99’luk tesbihi ile karşıladı. Onlarla birlikte birde namaz kıldı bu riyakar adam. İslami yazar, çizer kesimin içinde TRT Anadolu Ajansı, Sabah gazetesinden v.s Muhabirlerde vardı.
Kadirov misafirlerine göstermelik birkaç camii ve inşaat gezisinden sonra verdiği demeçte, ülkesinde hiçbir problemin olmadığını, halkın huzur ve sukün içinde yaşadığını, sorun çıkaranların küçük bir azınlık muhalif çete olduğundan bahsediyordu. Gerçekleri göremeyecek kadar kör olan bu insanlar, sırf Kadirov’un palavralarına itimat etmek suretiyle, Türkiye’ye döndüklerinde, dergi gazete ve bazı sitelerin köşelerinde Kadirov’u destekleyici yazılar yazmaya başladılar. O kadar ki, Çeçenistan’daki savaş ve zulüm, onların bahsiyle ütopikti. İslami kesimin dışındakiler için söyleyecek çok fazla birşeyin olduğunu söyleyemem. Çünkü onların safları belli. İslamı savunan, bir zamanlar dergilerinde zulmü, mazlumu anlatan sözde İslami yazarlara ne denmeliydi. Söyleyecek tek sözüm olabilir, münafık, müşrik birinin sözüne ne çabuk itibar ettiniz, safınızı ondan yana değiştirdiniz. Kıyamet gününde kalemlerinizin ve mürekkebinizin aleyhinizde şahitlik edeceğini hiç mi düşünmediniz ?Rusya’nın kontrolündeki hapishanelerde, gençkız, kadın, erkek 25 bin Çeçen işkence görürken, nasıl kadirovu haklı çıkarmaya çalıştınız. 5 çocuğunun annesi olan eşine dahi, evinin mahzenindeki işkencehanede günlerce işkence gören genc’e sırf merhamet duyguları kabardı diye zulmeden, sadist bir adamı haklı çıkarmaya çalıştınız. Kadirov’un emri ile hergün öldürülen gençlerin yere akan haksız kanındanda mı utanmadınız? Ne çabuk söylemlerinizden değerlerinizden uzaklaştınız. Bunu ancak Allah’a halis bir niyetle tevbe etmeniz ve bundan sonrası için hakkı hakikati yazarak halka biz bu hatadan döndük, gerçekler bunlardan ve şunlardan ibaret demenizle Allah’ın merhametine mazhar olabilirsiniz, zira Allah gazabı en şedid olandır.
Yıllardır Rus askerleriyle işbirliği yapan, ülkesinin başına kanser hastalığı gibi bela olan bu adam yargısız infaz, adam kaçırma, suikast düzenleme işlerine emir verme, yönetmede ustalaştı artık. Şimdide ülkesinden Rusların ve Kadirov’un askerlerinin zulümlerinden kaçan, Dünya’nın farklı ülkelerine sığınan binlerce mazlum savunmasız sivilin peşine düştü. General Machaev’in imzasının bulunduğu 19 Mart 2003 Tarihli belgede, Rus hükümetine muhalefet eden şahısların tasviyesi için özel timlerim kurulması açıklanıyor. Özel eğitimli Rus timleri Dünya’nın farklı ülkelerine sığınan muhacirleri avlamakta. Şuana kadar sadece Türkiye’de 8 Çeçen direnişçi Şehid edildi. İnfaz edilen direnişçilerin listeleri, Kadirov tarafından hazırlandı. KGB’ye teslim edilen listedeki isimlerdeki şahıslar birbir infaz edilmekte. Bu listede 500 direnişçi mücahid’in de ismi olduğu söylenmekte.
Bulundukları ülkede, uluslararası ihanete, yalnız bırakılmaya, komplolara karşı var olma mücadelesi vermeye çalışan bu insanlar, birlik ve vahdet adına kenetlenmiş durumdalar elhamdulillah. Ayrılmaz bütünlüğü koruyan mücahidlerin başarısını yüksek morallerini bozamayan kafirler, işbirlikçi müşrik münafıklar çaresizlik içinde bu şekilde ürettikleri yeni komplolarla direnişin gücünü kırmak istemektedirler.
Enson 16 Eylül 2011’de Zeytinburnu’ndaki evlerinin öninde şehid edilen üç Çeçenli mücahidin ardından bir suikast girişimide son anda farkedildi ve engellendi. Tüm bu olanlara rağmen iman kaynağından beslenen bu mazlumlar, dimdik, onurluca direnmekteler. Üzerlerindeki hertürlü baskı ve zulme rağmen. Türkiyede’ki muhacirlerin çoğu oturum izni alamamakta. Ya başka ülkelere hicret etmek zorunda kalıyorlar veya Rusya’ya teslim edilmekle yüzyüzeler. En son geçtiğimiz ay Atatürk havalimanında üç gün boyunca Rusya’ya teslim edilmek üzere bekletilen, Mikail Bogatyrev adlı Çeçen kardeşimiz, imkander’in yoğun girişimleri sonucu araya giren milletvekillerinin’de desteği ile serbest bırakıldı.
İnsanın bile bile ölüme teslim edileceğini bilmesi ne zor bir durum olsa gerek. İnsanlığın gözü önünde Ruslar’a teslim ediliyordu. Fakat herzaman olduğu gibi Dünya bu olaya susmuş seyrediyordu. Üstelik işkence ile öldürüleceğini bildikleri halde. Bu duruma susmak ve göz yummak hangi insanlık anlayışıydı? Aklımıza hemen İmkander’in düzenlediği basın toplantısında Zeytinburnu’nda şehid edilen üç Çeçenli mücahidin eşlerinin ,müslüman Türk halkına ve devletine seslenişleri geldi. “23 yaşındayım, 6 aylık bir kızım var. Sizden kendinizi benim yerime koyup düşünmenizi istiyorum. Sizin ülkenizde savaş çıksa ve bizim ülkemize gelseniz, güpegündüz insanların öldürüldüğü bir ülkede kendinizi nasıl hissederdiniz?... Umarım bizim ne hissettiğimizi anlıyabiliyorsunuzdur? Benim istediğim bu katiller cezasız kalmasın. Eşimle buraya gelirken müslüman bir ülkeye gidiyoruz diyerek büyük ümidlerle geldik. Türk devletinin bizi koruyacağını düşünmüştük ama kimse bize sahip çıkmadı” diyordu.
Mikail Bogatyrev gibi, Komutan İmran Abdulazimov’da Rusya’ya teslim edilmek üzereyken, son anda Allah’ın yardımıyla pasaportunu yırtmış, teslim edilmekten yine Allah’ın izniyle kurtulmuştu. Oda bir demecinde “Buraya gelirken özgür bir ülkede yaşayacağımızı zannediyorduk ama, Şuan öldürülme şüphesi ile yaşıyoruz” diyordu.
Ecevit’in kendi döneminde yayınladığı gizli genelgede, 1500 dolardan az parası olan Çeçenlilerin Havalimanından ülkelerine geri gönderilmesiydi. Cebinde yeteri miktarda parası olan, ticaret amaçlı geldiğini ispatlayabilenler, ülkeye giriş yapabileceklerdi. Aksi takdirde evraklarında hiçbir sorun olmasa dahi içinde bulunduğu duruma bakılmaksızın, gayri kanuni bir şekilde sınırdışı edileceklerdi. Bu uygulamaya birçok Çeçenle birlikte Cevher Dudayev’in oğlu Begi Dudayev’de maruz kaldı. Çeçen dayanışma komitesinin bir milyon dolarlık parasına el konulmasıda ayrı bir keyfilikti. Bu iki genelgeden sonra, Rusya bakanının Türkiye ziyaretinde, yeni bir protokol imzalandı. Rusya kendi halkını koruma adına, artık Türkiye’ye polis gücü gönderebilecek. Ayrıca kırmızı bültenle aranan kişiler içinde operasyon düzenleyebilecek. Türkiye’nin Rusya’yı kendi iç meselelerine bu denli karıştırması akıl almaz bir durum. Çünkü; her bağımsız ülke kendi ülkesine gelen misafirleri korumak durumunda. Başka bir ülke bağımsız olduğunu söyleyen diğer bir ülkenin güvenliğinden kendisini sorumlu görüyorsa bu o ülkenin acziyetini gösterir. Ancak güçsüz, çaresiz, iç güvenliği istikrarı sağlayamayan zayıf ülkelerde bu gibi durum sözkonusu olabilir. Her defasında güçlediğini söyleyen bir ülke için bu anormal bir durum. Malesef Türkiye gibi ileriye adım atmış bir ülkede olması düşündürücü. Neden Rus güvenlik birimlerinin ülkemizde suikastler düzenlediği ve sorumlularının yakalanmadığı şimdi daha net ortada.
Bugün inanan kesimin oyları ile iktidara gelenleri hakkı görmeye davet ediyoruz. Ülkemize sığınmış,çaresiz, mağdur, muhacirlere sahip çıkmaya davet ediyoruz. Sizler ülkenize sığınmış muhacirlere sahip çıkmak durumundasınız. Onların her türlü ihtiyaçlarını karşılamak, mal ve can güvenliğini sağlamak sizin üzerinize bir vebaldir. Allah subhanehu ve teala şöyle buyuruyor: “İman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda cihad edenler ile (Hicret edenleri) barındıranlar ve yardım edenler, işte gerçek mü’min olanlar bunlardır. Onlar için bağışlanma ve üstün bir rızık vardır.” (Enfal- 74)
Hal böyle iken sizin sunduğunuz hiçbir güvenceden emin olmayan bu insanların vebalinden korkmanız gerekir. Dünya hayatı çok kısa, ahiret yurdu ise baki. Gelin baki hayatınızda perişan, rezil rusvay olunmuşların arasına girmeyin. Bu insanların kanları sizin kafirlerle aynı masaya oturup işbirliği yapmanızdan dolayı akmakta. Parmaklarınızın da şahitlik edeceği çetin günden korkun. Dilerseniz bu protokolleri fesedebilirsiniz. Halis bir tövbe ile Rabbinize dönmeniz sizin için en doğru olan yoldur. Bu insanlar muhacir sıfatı ile sizin ülkenize hicret ettiklerinde, bu ülkenin kendileri için daha güvenilir olacağını düşünüyorlardı. Çünkü sizleri müslüman insanlar olarak görüyorlardı. Ensar olabileceğinizi düşünmüşlerdi. Geldikten sonra onlarda diğer muhacirler gibi, hiçbir beldenin bu bir avuç mazlum için emniyetli olmadığını anladılar. Şimdi neden bu insanların şeriatla yönetilen bir devlet istediklerini anladınızmı?... Çünkü şer’i hükümkerle yönetilen bir ülkede can, mal emniyeti var. Hak var, adalet var. Tabi bunun için Ku’an’daki hüküm ayetlerini iyi bilmek lazım. Daha doğrusu dini iyi tanımak lazım. 600 küsür yıl tasavvufa dayalı şeriatla yönetilen Osmanlı’da, senede sadece üç hırsızlık vakıası olurdu. Yedi kıtaya hükmeden bir devlette, sulh nasıl sağlanıyordu sizce. Allah rasulünün halifelik dönemine bir bakın. Asr-ı saadet diye tarihe geçen bu yıllar, sizce nasıl muhteşem yıllardı. Geceleri sabaha kadar fakir fukaranın kapısına sırtında erzak taşıyan, halkının hal ve durumundan haberdar olmak için, uykularından fedakarlık yapan Hz. Ömer’in adaleti neden hala dillerde sizce. Örnek bir şahsiyet arıyorsanız size Hz. Peygamber yeter, rehber arıyorsanız Kur’an yeter.
Çeçenli muhacirlerinde dediği gibi “müslümanın dostu, yine müslümandır” Çünkü bu zamana kadar onları ve diğer muhacirleri gözetenler, iman ve merhamet meş’alesini gönüllerinde yakanlar ensar kardeşlıgi oldu. Allah subhanehu ve teala herbirinin mukafatını ziyadesiyle ihsan eylesin inşaAllah. Ülkemizdeki hakları ellerinden alınmış, itilmiş, terörist ilan edilmiş bir avuç samimi dava adamıydı Kafkasyalı kardeşlerimiz. Ülkelerindeki komplolardan, entrika, zulümden ülkemize sığınmış, savaşçı, fedai gurabaydılar. Hain komplolar sonucu suikastle öldürülmeler, günlük yaşamlarının bir parçası adeta. Her hicretin sonunda ağır koşullarla karşılaşan Kafkaslar için, açlık, kötü muamele onları yıldırmayacaktır ve herşeye rağmen, bağımsızlıklarına düşkün bu halk, Rus’lara asla boyun eğmeyeceklerdir. Rusların boyundurluğu altında yaşamaktansa, ölmeyi tercih eden kahraman bir toplum onlar. Ruslar Tarih boyunca bu aslanlarla baş etmesini öğrenemedi. Bundan sonrada öğrenemeyecekler inşaAllah. Kendilerini İslam davasının kalkınmasına, hak ve adalete, özgürlüğe kilitlemiş inanmış mü’minlerdi. Hayatları Rasulüllah (s.a.v)’in ve arkadaşlarının hayatlarına ne kadar çok benziyordu. O günkü muhacirlerin yesripte, hicret yolunda, çölde kumlar üzerindeki ayak izlerini takip edenlerdiler. Onlarda o gün mekkeli müşrikler tarafından yurtlarından çıkarılmışlar, hicrete zorlanmışlardı, bunlarda. Onlarda sevdiklerinden koparılmış, ve zindanlarda aç suzuz, işkence odalarında zulmü görmüştü, bunlarda. Onlarda aileleriyle aşk pazarında canlarını satmıştı, bunlarda. Giderken arkalarına bakmadan, ibrahimce bir kıyamın, İsmailce teslimiyetini göstererek. Herbiri bir yıldızdı. Yıldızlar kaydıklarında mü’minlerin hissettiği acı hep aynıydı. Onların hissettiğini, kafirler, münafıklar, müşrikler hissedemezlerdi. İşte o sebeble mü’minin dostu yine mü’mindi. Sahibimiz Allahdır. Hayatlarını Tevhid üzere yaşayan mü’minler hep bir avuçtu ve yine bir avuç olarak devam edecekler. Bir avuç gurabanın yitik sevdasını, bir avuç guraba anlar. Allah bize yeter. O ne güzel dost ve sahiptir. Selam hidayete tabi olanların üzerine olsun. Selam ardına bakmadan yol alan gurabaya olsun. Tüm Tevhid erlerinede selam...
Ayşe Şimşek