الْمُنَافِقُونَ وَالْمُنَافِقَاتُ بَعْضُهُم مِّن بَعْضٍ يَأْمُرُونَ بِالْمُنكَرِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمَعْرُوفِ وَيَقْبِضُونَ أَيْدِيَهُمْ نَسُواْ اللّهَ فَنَسِيَهُمْ إِنَّ الْمُنَافِقِينَ هُمُ الْفَاسِقُونَ

‘Münafık erkekler ve münafık kadınlar birbirlerindendir. Onlar kötülüğü emreder, iyilikten alıkoyar ve cimrilik ederler. Onlar Allah'ı unuttular. Allah da onları unuttu! Çünkü münafıklar fasıkların ta kendileridir.’ (Tevbe/67)

مَّا يَوَدُّ الَّذِينَ كَفَرُواْ مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ وَلاَ الْمُشْرِكِينَ أَن يُنَزَّلَ عَلَيْكُم مِّنْ خَيْرٍ مِّن رَّبِّكُمْ وَاللّهُ يَخْتَصُّ بِرَحْمَتِهِ مَن يَشَاءُ وَاللّهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظِيمِ

‘Ehl-i Kitaptan kâfirler ve müşrikler, Rabbinizden size bir hayır indirilmesini istemezler. Halbuki Allah rahmetini dilediğine verir. Allah büyük lütuf sahibidir.’ (Bakara/105)

Ey Müslümanlar bilin ki! İyilikten alıkoymak ve hayra engel olmak münafıkların ve kafirlerin en bariz özelliklerinden bir özelliktir. Maalesef bu haslet birçok cemaat ve bu cemaatlere mensup olan kişilerde de baş göstermiştir.

Ne yazık ki kendilerini ümmetin bir parçası olarak gören birçok cemaat, hased ve çekememezlik hastalığına mübtela olmuş ve bu hastalık oldukça ilerlemiş, ümmetin ıslahını sağlayacak damarları felce uğratmıştır. Islahı sağlayacak damarlar ise hiç şüphesiz hayırlı amellerdir. Hased ise; hayırlı amellerin yapılmasında en büyük engeldir.

Birçok cemaat ve grupçuk, başka cemaatlerin faaliyet göstermesini istememiş ve başka cemaatlerin yapmış olduğu hayırlı faaliyetleri sekteye uğratmaya ve engellemeye çalışmışlardır. Bu engellemeler öyle bir hal almıştır ki, iftira, alay, internet ve köşe yazılarında birbirlerine reddiye vermekten tut, tehdit ve öldürmeye kadar varmıştır! Tebbet yedaa aleykum bima san’etum (Yaptıklarınızdan dolayı elleriniz kurusun).

Ey Müslümanlar! Cemaatçi olarak değil ümmetçi olarak düşünmemiz lazım! Müslümanlar gücünü bundan alır ve ancak başarıya böyle ulaşılır.

Ey Müslüman fertler! Sizin için en fasit ve batıl partilerde bile bir ders vardır! Mesela; A partisini ele alalım… Bu partinin her şehirde bir şubesi vardır… Ayrı ayrı şehirlerde olan ve birbirlerini tanımayan bu kişiler A partisinin iktidara gelmesi için birbirlerini teşvik eder ve bu uğurda çok çaba sarf edip çalışırlar. A partisinin iktidara gelme zaferini kendi zaferleriymiş gibi telakki eder ve bunu kutlarlar. Onlar kendi partilerine bağlı kişilerin herhangi bir zaferini kendi zaferiymiş gibi algılarlar. Bunların iktidara gelmelerinin en büyük sebeplerinden biri partisel (ümmetsel) düşündüklerinden ve çalışıp birbirlerinin işlerine engel olmadıklarından dolayıdır. Bugün en fasit ve batıl partiler bu kuralı uyguladıklarından dolayı başarıya ulaşmışlardır.

Ümmetin başarıya ulaşamamasının sebebi kafirlerin engel olmaya çalışmaları değil! Aksine kendini ümmetin bir parçası olarak gören cemaatlerin birbirleriyle uğraşmaları ve yapmış olduğu faaliyetleri -ki bu hayırlı faaliyetler bile olsa bunu- baltalamalarıdır. Hased, kıskançlık ve çekememezlik hastalığı bunların ümmetçi düşünmesine engel olmuştur.

İhtilafın en büyük sebebi hasettir;

وَمَا تَفَرَّقُوا إِلَّا مِن بَعْدِ مَا جَاءهُمُ الْعِلْمُ بَغْياً بَيْنَهُمْ

‘Onlar kendilerine ilim geldikten sonra sadece aralarındaki çekememezlik (hased) yüzünden ayrılığa düştüler…’ (Şura/14)

Ümmetçi düşünen bir topluluk, farklı grup ve grupçukların hayırlı bir ameli işlemelerine ve çalışılmalarına engel olmazlar. Hayırlı olan amellere engel olanların Allah’ın c.c şu ayetinde belirttiği gibi münafıkların bir özelliği olduğunu bilirler;

وَلَا يَحُضُّ عَلَى طَعَامِ الْمِسْكِينِ... وَيَمْنَعُونَ الْمَاعُونَ

‘Yoksulu doyurmaya teşvik etmezler.’ (Maun/3)

‘Ve hayra da engel olurlar.’ (Maun/7)

Ne yazık ki, nice kişiler amel işlemezler ama amel işleyenlere engel olurlar.

Böyle davrananlar münafıklık özelliklerinden bir özellik taşıdıklarını bilmelidirler.

Münafıklar, yüklü miktarda sadaka veren birini gördüklerinde, ‘Bu adam riyakardır’ derler. Diğer taraftan az miktarda sadaka veren başka birini gördüklerinde ise, ‘Allah’ın buna ihtiyacı yok’ diyerek onun bu iyiliğini alaya alıp o amelden engellemeye çalışırlardı.

Bazı cemaatler Cihad etmezler! Ama buna engel olur ‘bu bir fitnedir’ derler!

Bazı cemaatler davet etmezler! Davet edenlere ‘çok sertsiniz’ ‘insanları nefret ettiriyorsunuz’ diyerek engel olurlar!

Bazı cemaatler infak etmezler! Tıpkı şeytanın fakirlikle korkuttuğu gibi ‘çoluk çocuğunun rızkını vermen doğru değildir’ diyerek buna engel olurlar!

Bazı cemaatler tağutlara kafa kaldırmazlar! Ancak kafa kaldıranlara baği derler!

Bazı cemaatler ‘En büyük şeytan Amerika’ derler, ancak onlarla savaşanlara ya terörist veya harici derler!

Bazı cemaatler hakkı haykırmazlar! Hakkı haykıranlara ‘maslahat-mefsedeti ve siyaseti’ hiç bilmiyor diyerek ayıplarlar!

وَلَا تُطِعْ كُلَّ حَلَّافٍ مَّهِينٍ... هَمَّازٍ مَّشَّاء بِنَمِيمٍ... مَنَّاعٍ لِّلْخَيْرِ مُعْتَدٍ أَثِيمٍ

‘İtaat etme! Çokça yemin eden her değersize… Daima ayıplayan ve laf getirip götürene… Hayra engel olana, haddi aşana ve çok günahkara.’ (Kalem/12)

قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ... وَمِن شَرِّ حَاسِدٍ إِذَا حَسَدَ

‘Ve kıskandığı vakit kıskanç kişinin şerrinden sabahın Rabbine sığınırım!’ (Felak/5)

Ey Müslümanlar! Eyvahlar olsun, Eyvahlar olsun! Ümmetin başına umemi-kadim hastalığı sirayet etti… Umemi-kadimin ne olduğunu bilir misiniz? Resulullah s.a.v şöyle buyurdu;
‘Size umemi-kadim hastalığı sirayet etti; Bu, hased ve buğzdur. Bu kazıyıcıdır. Bilesiniz, kazıyıcı derken saçı kazır demiyorum. O dini kazıyıcıdır…’ (Tirmizi)

Bunu Resulullah s.a.v kendi ashabına söyledi… Onlara bu hastalık sirayet etmişse eğer, şimdiki ümmetimizin durumunu siz düşünün! Günümüz Müslümanlarına bakılırsa eğer ‘dinleri ne kadar kazınmıştır, dinden ne kadar yoksun kalınmışlardır, rahatlıkla görülecektir.

Hased, iyilikleri yer bitirir ve kıyamet gününde iyilikleri tarumar olur… Geriye boş bir yorgunluktan başka bir şey kalmaz;
‘Hasetten sakının! Çünkü haset, ateşin odunu yemesi gibi iyilikleri yer bitirir.’ (Ebu Davud)

هَلْ أَتَاكَ حَدِيثُ الْغَاشِيَةِ ... وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ خَاشِعَةٌ ... عَامِلَةٌ نَّاصِبَةٌ

‘Kıyametin haberi sana geldi mi? O gün birtakım yüzler zillete düşmüştür. Çalışmış yorulmuştur.’ (Ğaşiye/1-3)

Hasetten arınmak Müslümanların vasıflarındandır. Bu sıfatı taşıyanlar geceyi ibadet, gündüzü oruçla geçirmeseler de bu özellikleri sayesinde cennete gireceklerdir. İmam Ahmed ve Nesai, Enes b. Malik’ten r.a rivayet ettiler. Enes dedi ki: ‘Resulullah sav ile oturuyorduk. Buyurdu ki:
‘Şimdi size Cennet ehlinden biri gelecektir.’
Ensardan biri çıkageldi. Sakalından abdest suyu damlıyordu. Ayakkabılarını sol eline almıştı. Ertesi gün Nebi sav, aynı şeyi söyledi ve o adam aynı halde çıktı. Üçüncü gün yine Nebi sav, önceki sözünü söyledi. O adam yine aynı halde çıktı. Nebi sav kalkınca Abdullah b. Amr b. As onu takip etti ve dedi ki:
-Babamla tartıştım ve üç gün eve giremeyeceğime yemin ettim. Eğer beni bu müddet geçirinceye kadar evine alırsan seninle geleyim. O, ‘peki!’ dedi.
Abdullah daha sonra, onunla üç gece kaldığını bu müddet boyunca adamın geceyi ibadetle geçirmek için kalkmadığını sadece uyanınca, sabah namazı için kalkıncaya kadar, Allah azze ve celle’nin ismini zikredip tekbir getirdiğinden bahsetti ve şöyle dedi: ‘Şu kadar var ki, ağzından sadece hayır söz çıkardı. Üç gece geçtikten sonra neredeyse onun durumunu hakir görecektim.’ Ona dedim ki:
-Ya Abdullah! Babam ile aramda bir dargınlık olmadı. Fakat Resulullah sav i üç defa, ‘Şimdi size cennet ehlinden biri gelecek’ dediğinde üçünde de senin çıkıp geldiğini gördüm. Ve senin yanında kalıp yaptığını görmek ve senin yaptığını yapmak istedim. Senin büyük bir amel işlediğini görmedim. Seni Resulullah sav in söylediği mertebeye ulaştıran nedir?
-Gördüğünden başka bir şey yok’ dedi. Fakat ondan ayrılmak üzereyken bana dua etti ve şöyle söyledi:
-Gördüğünden başka bir şey yok. Ancak ben Müslümanların hiçbirini aldatmayı düşünmem. Allah’ın verdiği bir iyilik için hiç kimseye haset etmem, dedi. Abdullah dedi ki:
-Seni o dereceye ulaştıran işte bunlar. Bizim yapamadığımız şeyler.’

Rabbimizden dileğimiz; ümmetimizin biran önce bu hastalıktan kurtulmaları, hayırlı işlerde birbirlerine engel değil, hayırlı işlerde birbirleriyle yarışmaları, hayırlı işlerde birbirlerine Hased gözüyle değil, gıpta gözüyle bakmalarıdır. Allahumme amin…