“Allah yolunda öldürülenlere "ölüler" demeyin. Bilakis onlar diridirler, lâkin siz anlayamazsınız.”

Bu öyle bir şehadettir ki üniversitelerin fakültelerinde elde edilmiyor. Okul masalarında da öğrenilmiyor. Bu, savaş meydanlarında, erkeklerin erkeklerle, kahramanların kahramanlarla karşılaştığı meydanlarda kılıçların gölgesi altında elde edilir. İşte oralarda cennetin kapıları çalınır.

Oralarda ahiret nimetlerinden önce insan en mutlu günlerini yaşar. İnsanlar onu korkar zanneder oysa o en güvende olandır. İnsanlar onu fakir zanneder o ise insanların en zenginlerindendir. İnsanlar onu sıkıntılı görürler oysa o insanların en mutlusudur. Çünkü onun damarlarında, içerisine imanın karıştığı bir kan dolaşıyor. Çünkü onun kalbi cennetleri hatırladıkça ritim değiştiriyor. Çünkü onun ruhu Allah’a kavuşacağı günü arzuladıkça pır pır oluyor.

İnsanlar dünya için koşturur dururlar. Nimetleri ve ziynetleri için birbirleri ile yarışırlar. Geçici ve hakikatte değersiz olan çekiciliğine üşüşürler. Nefislerini Allah’a satanlar ise Allah Rasûlü (sallallahu aleyhi ve sellem)’in şu sözlerini duyunca yücelere gözlerini diktiler:

“Cennette Allah’ın mücahidler için hazırlamış olduğu yüz derece vardır. Her bir derecenin arasındaki mesafe gökyüzü ile yeryüzü arasındaki mesafe gibidir. Allah’tan isteyeceğiniz zaman firdevsi isteyin. Çünkü o; cennetin en yüksek ve en orta yeridir. Onun üzerinde Rahman'ın arşı vardır. Ve cennetin pınarları ondan patlar.”

Onlar bunu duyunca cennetteki dereceler için yarışmaya başladılar. Onlar bu hâldeyken lisan-ı hâlleriyle dünya ehline şöyle der gibiydiler: “Ey Kavim! Siz nerdesiniz, ben nerdeyim!”

Azimle ve himmet ile dalınana daldılar

Ruhları ise ebedi cennetlerde geziyordu

İşte bu yüzden onu satmak bu kadar kolaylaştı

Çünkü Rablerinin rızası daha değerli ve kazançlıydı

Ebu Hureyre (radiyallahu anhu) Allah Rasûlü (sallallahu aleyhi ve sellem)’in şöyle dediğini rivayet etti:

“İnsanların yaşam bakımından en hayırlısı; atının yularından Allah yolunda tutar ve atın sırtında uçuverir. Dizginine sıkıca tutunup nerede bir feryat veya bir tehlike sesi duysa atını oraya doğru uçuverir. Ölümü ve öldürmeyi yerinde arar.”

İyi okudunuz mu? “Ölümü ve öldürmeyi yerinde arar.” Varsın şu saatten sonra insanlar onun hakkında istediklerini söylesinler; Delirdi… Geleceğini harap etti… Beyni yıkandı… Aşırıya kaçtı… Allah’ın Nebisi onun hayatı için en hayırlı hayat diyor.

Ve sen, ey Allah yolunda cihad eden mücahid! Âlemlerin Rabbi olan Allah’ın, peygamberinin senin için tezkiye ettiği hayatta mutlu ol!

Evet! O, insanların yaşam bakımından en hayırlısıdır. Varsın dinarın ve dirhemin kulları onun yaşadığı hayatı, mültecilik, korku dolu, kaçak ve gençliğin çürütüldüğü bir hayat olarak nitelendirsin. O, insanların yaşam bakımından en hayırlısıdır. Çünkü o bu yolculuğunun başından itibaren ruhu ve cesedi ile Allah’a doğru yol alıyor. O, bu yolculuğun sonunda imanı ve ihlası sebebiyle “Cennetlerde ve nehir çevresindedirler. Çok kudretli, mülkünün sonu olmayan (Allah)’ın yanında doğruluk makamındadırlar.”

Ebu Hureyre (radiyallahu anhu) Allah Rasûlü (sallallahu aleyhi ve sellem)’in şöyle dediğini rivayet ediyor:

“Allah (azze ve celle), yalnızca Kendisi yolunda cihad etmek için ve kelamını tasdik etmek için Allah yolunda evinden çıkan kişiye cennete girmek ve onu elde ettiği ecir ve ganimet ile evine döndürme konusunda kefil olmuştur.”

O, insanların yaşam bakımından en hayırlısıdır. Çünkü onun sükûneti ve hareketi itaat ile mamur olmuştur. Peki, bu dünyada Allah’a itaatten daha hayırlı ne vardır?

Allah Rasûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Allah yolunda cihad eden bir mücahidin misali, mücahid evine dönene kadar orucundan ve kıyamından feragat etmeden Allah’ın ayetleri ile ibadet eden bir kulun misali gibidir.”

O, insanların yaşam bakımından en hayırlısıdır. Çünkü onun zamanından sadece bir saat vakit, dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır. Enes (radiyallahu anhu) Allah Rasûlü (sallallahu aleyhi ve sellem)’in şöyle söylediğini rivayet ediyor: “Sabahtan öğlene veya öğlenden akşama kadar olan vakitlerde Allah yolunda olmak dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır.”

O, insanların yaşam bakımından en hayırlısıdır. Çünkü bu yol günahların döküldüğü, bağışlandığı, hataların silindiği ve kulun kendisi ile elem verici azaptan kurtulduğu bir yoldur:

“Ey iman edenler! Sizi acı bir azaptan kurtaracak ticareti size göstereyim mi? Allah'a ve Rasûlü’ne inanır, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihad edersiniz. Eğer bilirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır. İşte bu takdirde O, sizin günahlarınızı bağışlar, sizi zemininden ırmaklar akan cennetlere, Adn cennetlerindeki güzel meskenlere koyar. İşte en büyük kurtuluş budur.”

Ebu Hureyre Allah Rasûlü (sallallahu aleyhi ve sellem)’in şöyle dediğini rivayet etti; “Sizden birinizin Allah yolunda kıyama durması, evinde kıldığı 70 yıllık namazdan daha hayırlıdır. Sizler Allah’ın sizi bağışlamasını istemiyor musunuz? Allah yolunda savaşın! Kim Allah yolunda deve sağımlığı kadar savaşırsa cennete girmesi vacip olmuştur.”

O, insanların yaşam bakımından en hayırlısıdır. Çünkü o, kendisi ile nefislerin rahatladığı, kederin yok olduğu, sıkıntının giderildiği, cennet kapılarından bir kapının önünde duruyor. Allah Rasûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmaktadır: “Allah yolunda cihad edin! Cihad, cennetin kapılarından bir kapıdır. Allah onunla sıkıntıyı ve kederi giderir.”

O, insanların yaşam bakımından en hayırlısıdır. Çünkü onun elindeki kılıç cennetin anahtarıdır. Nitekim hadiste şöyle varid olmuştur: “Muhakkak ki kılıçlar cennetin anahtarlarıdır.” 13 Aynı zamanda cennetin kapıları da bu kılıçların gölgesi altındadır. Ve bu kılıçların parıltıları ondan fitneyi def eder ve ona emanı temin eder. Nesai’nin Sünen’inde şöyle rivayet edilir: “Bir adam Allah Rasûlü’ne geldi ve şöyle söyledi: ‘Ey Allah’ın Rasûlü! Mü’minlerin kabirlerinde fitneye düşürülürken şehidlerin bundan müstesna tutulması da ne demek oluyor?’ Allah Rasûlü, ‘Onların başlarındaki kılıçların parıltısı onlara fitne olarak yeter.’”

Ey nefsini ucuz bir şekilde peşin olarak satan!

Ne yaptığını bilmiyor gibisin, hayır! Sonra bileceksin!

Eğer gerçekten bilmiyorsan bu bir musibettir

Eğer bile bile bunu yapıyorsan musibet çok çok daha vahimdir

Allah Rasûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle söylememiş miydi: “Nefsimi elinde bulundurana yemin ederim ki, ben Allah yolunda öldürülmeyi, sonra diriltilip sonra tekrar öldürülmeyi sonra yine diriltilip sonra tekrar öldürülmeyi sonra yine diriltilip sonra tekrar öldürülmeyi isterdim.”

Allah Rasûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle söylememiş miydi: “Allah yolunda öldürülmem, bana bütün evlerde ve çadırda yaşayanların benim olmasından daha sevgilidir.”

Allah Rasûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) Uhud ashabını hatırladığı zaman şöyle söylerdi: “Hayır vallahi! Ben de ashabım Uhud Dağı’nın eteklerinde arkadan vurulurken onlarla beraber olmak isterdim.”

Bizlere ne oluyor da gelmiş ve geçmiş tüm günahları bağışlanmış olan peygamberin temenni ettiği bir ölümden çekiniyoruz. Hayır! Ne oluyor da hikmet elbisesini kuşandığını zannedenler nefislerini Allah’a satmış olan yiğitleri sefihlikle suçluyor. Nitekim olan malı sahibine sattılar, sözlerini tuttular, bu ticaretle müjdelendiler ve Allah’ın yanındakilerinin daha kalıcı ve daha hayırlı olduğu konusunda yakine ulaştılar.

Rablerinin şu sözleri onlara tehlikeleri süsledi, sıkıntıları hafifletti ve onların kalplerini harekete geçirdi: “Hiç şüphesiz Allah, mü'minlerden cennet karşılığında canlarını ve mallarını satın almıştır. Onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler. Bu Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'an'da O'nun üzerine gerçek olan bir vaaddir. Allah'tan daha çok ahdine vefa gösterecek olan kimdir? Şu hâlde yaptığınız bu alışverişten dolayı sevinip-müjdeleşiniz. İşte 'büyük kurtuluş ve mutluluk' budur.”

Mahlûkatın hepsi geri kaldılar ve habibin etbası sebat gösterdi ve tabi oldular. Sonra iddia ettikleri şeyde sadakat sahibi olduklarının ispatı istendi: “Allah yolunda cihad ederler ve kınayanların kınamasından korkmazlar”. Kendilerinden bu tezkiye istenince tabilerin ekseriyeti geri durdular ve mücahidler ayaklandı. Sonra onlara denildi ki: “Bakın, sevenlerin canları ve malları onlara ait değildir. Gelin cennet karşılığında bu ticarete girin.” Sevenler satın alacak kişinin yüceliğini, karşılığında verecekleri şeyin değerini ve ticarete referans olanların celaletini görünce anladılar ki ticaretin sonunda alacakları malın değeri çok başka, böylece ellerindeki malı ucuz bir fiyata başka piyasalarda satmayı sefahet olarak gördüler ve razı olarak ve kendileri için hiçbir olası seçenek sunmadan Rıdvan bey’atını gerçekleştirdiler. Ve şöyle söylediler: “Vallahi! Bu ticareti ne bozarız ne de bozdururuz.” Ne zaman ki ticaret bitti, mallar sahibine teslim edildi, sevenlere şöyle söylendi: “Mallarınızı size çok daha değerli ve yanında kat kat değerli şeylerle beraber geri iade edeceğiz.”



Sehit inşaallah Seyh ebu yahya el libi