Tağuti rejimlerin çocuklara bu denli musallat olduğu başka bir zaman dilimi olmamıştır. Nesli ifsad etmeyi görev edinmiş olan tağutlar okullar, televizyonlar ve sokaklarda yaydıkları kültürle çocukluktan itibaren insanları köleleştirmenin peşindedirler.

13 Ekim 2013 Pazar 17:32


İnsanoğlu var olduğu günden bu yana daha iyi olmanın araştırması içinde olagelmiştir. Her dönemin insanı elinde bulunan imkânlarla en iyi olana ulaşmaya ve kendine kalanı daha iyiye taşımaya çalışmıştır. İnsanların bunu yapmadığı zamanlarda Allah subhanehu ve teâlâ Peygamberler göndermiş ve insanların unuttukları bu hakikati onlara hatırlatmıştır. Daha iyi arayışının temel taşlarından biri de eğitim olmuştur. Çünkü zaman ve şartlar değişse de eğitimin insanın hayatındaki yeri ve önemi hiç değişmemiştir. Günümüzde de eğitim, daha iyiye ulaşmak için insanların ilk tercihleri arasındadır.



Buna bağlı olarak her ebeveyn çocuğu için iyi bir eğitim istiyor. Ancak bu durum cahiliyenin aşılması zor, sarp yokuşlarından biri olan okul sorununu ebeveynlerin önüne çıkarıyor. Tağutlar eğitim kurumlarını kendi tekellerine alarak cahiliyeyi çocuklara küçük yaştan itibaren empoze ediyorlar. İslam ile cahiliyenin, tevhid ile şirkin bir arada yaşamayacağının bilincinde olan aileler ise bu durumun sıkıntısını yaşıyorlar.



Tağuti rejimlerin çocuklara bu denli musallat olduğu başka bir zaman dilimi olmamıştır. Nesli ifsad etmeyi görev edinmiş olan tağutlar okullar, televizyonlar ve sokaklarda yaydıkları kültürle çocukluktan itibaren insanları köleleştirmenin peşindedirler.



Müslüman ebeveynler çocuklarını zamanın ortak kabulü olan okullara gönderemiyorlar. Okullarda putperestlik de dahil şirkin her çeşidi çocuklar üzerinde uygulanıyor. Çocuklara öğretim diye sunulan müfredat dahi çocuklarımızı müşrikleştirmek için hazırlanmış. Çocuklarımızın eğlenmesi için var olan masum etkinlikler dahi balın içine gizlenmiş zehir misali adeta. Bu durum müfredat ve etkinlikleri hazırlayan kurumun itirafıyla sabittir.



"Milli Eğitim Temel Kanunu



1. Kanunun kapsamı:

Madde 1 - Bu kanun, Türk milli eğitiminin düzenlenmesinde esas olan amaç ve ilkeler, eğitim sisteminin genel yapısı, öğretmenlik mesleği, okul bina ve tesisleri, eğitim araç ve gereçleri ve devletin eğitim ve öğretim alanındaki görev ve sorumluluğu ile ilgili temel hükümleri bir sistem bütünlüğü içinde kapsar.



Birinci Kısım

Türk Milli Eğitim Sistemini Düzenleyen Genel Esaslar



Birinci Bölüm

Türk Milli Eğitiminin Amaçları

I. Genel amaçlar:

Madde 2 - Türk Milli Eğitiminin genel amacı, Türk Milletinin bütün fertlerini,

1. (Değişik: 16/6/1983 - 2842/1 md.) Atatürk inkılap ve ilkelerine ve Anayasada ifadesini bulan Atatürk milliyetçiliğine bağlı; Türk Milletinin milli, ahlaki, insani, manevi ve kültürel değerlerini benimseyen, koruyan ve geliştiren; ailesini, vatanını, milletini seven ve daima yüceltmeye çalışan, insan haklarına ve Anayasanın başlangıcındaki temel ilkelere dayanan demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devleti olan Türkiye Cumhuriyetine karşı görev ve sorumluluklarını bilen ve bunları davranış haline getirmiş yurttaşlar olarak yetiştirmek;



VII - Atatürk İnkılap ve İlkeleri ve Atatürk Milliyetçiliği:

Madde 10 – (Değişik: 16/6/1983 - 2842/2 md.)

Eğitim sistemimizin her derece ve türü ile ilgili ders programlarının hazırlanıp uygulanmasında ve her türlü eğitim faaliyetlerinde Atatürk inkılap ve ilkeleri ve Anayasada ifadesini bulmuş olan Atatürk milliyetçiliği temel olarak alınır. Milli ahlak ve milli kültürün bozulup yozlaşmadan kendimize has şekli ile evrensel kültür içinde korunup geliştirilmesine ve öğretilmesine önem verilir.



Milli birlik ve bütünlüğün temel unsurlarından biri olarak Türk dilinin, eğitimin her kademesinde, özellikleri bozulmadan ve aşırılığa kaçılmadan öğretilmesine önem verilir; çağdaş eğitim ve bilim dili halinde zenginleşmesine çalışılır ve bu maksatla Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu ile işbirliği yapılarak Mili Eğitim Bakanlığınca gereken tedbirler alınır.



VIII - Demokrasi eğitimi:

Madde 11 - (Değişik: 16/6/1983 - 2842/3 md.)

Güçlü ve istikrarlı, hür ve demokratik bir toplum düzeninin gerçekleşmesi ve devamı için yurttaşların sahip olmaları gereken demokrasi bilincinin, yurt yönetimine ait bilgi, anlayış ve davranışlarla sorumluluk duygusunun ve manevi değerlere saygının, her türlü eğitim çalışmalarında öğrencilere kazandırılıp geliştirilmesine çalışılır; ancak, eğitim kurumlarında Anayasada ifadesini bulan Atatürk milliyetçiliğine aykırı siyasi ve ideolojik telkinler yapılmasına ve bu nitelikteki günlük siyasi olay ve tartışmalara karışılmasına hiçbir şekilde meydan verilmez.



IX - Laiklik :

Madde 12 - (Değişik: 16/6/1983 - 2842/4 md.)

Türk milli eğitiminde laiklik esastır. Din kültürü ve ahlak öğretimi ilköğretim okulları ile lise ve dengi okullarda okutulan zorunlu dersler arasında yer alır."



Buraya kadar 'Milli Eğitim Temel Kanunu'ndan alıntılar yaptık. Bu alıntıladığımız maddeler sistemlerin eğitim konusundaki hassasiyetlerinin hiç de masum olmadığını göstermek için yeterlidir. İnsanları köleleştirmek ve onları sömürmek üzerinden var olan tağutların, çocuklarımız konusunda bunca yoğun çaba içerisinde olması aslen düşündürücüdür. İnsanların en temel ihtiyacı olan gıda ve barınma sorunuyla ilgilenmeyen, milyonların açlık sınırında yaşamasına kayıtsız kalan yönetimler, çocukların eğitim ihtiyacı hususunda bu denli hassas kılan şeyi anlamamız gereklidir. Bu hassasiyet çocuklarımızı düşündüklerinden değil, halkları Allah'a karşı inkarcı kılma politikalarının bir parçası olmasındandır. Her tağuti sistemin temel ilkelerinden biridir bu. İnsanları kendilerine ve sistemlerine kullaştırarak Allah'a kulluktan uzaklaştırmak... Bunun için her yol ve yönteme başvururlar. Allah subhanehu ve teâlâ onların bu politikalarını kıyamet sahnelerinden biri üzerinden bizlere anlatmıştır.



"İnkâr edenler dedi ki: 'Biz kesin olarak, ne bu Kur'an'a inanırız, ne ondan önceki (indirile) ne.' Sen o zulmedenleri, Rabbleri huzurunda tutuklanmış olarak görsen; sözü (suçlamaları) birbirlerine karşı evirip çevirir (birbirlerine yöneltirler). Za'fa uğratılan (müstaz'af)lar, büyüklük taslayanlara(müstekbirlere) derler ki: 'Eğer sizler olmasaydınız, gerçekten bizler mümin(kimse)ler olurduk. Müstekbirler, za'fa uğratılan (müstaz'af) lara dediler ki: 'Size hidayet geldikten sonra, sizi biz mi ondan alıkoyduk? Hayır, siz (zaten) suçlu, günahkârlardınız'. Za'fa uğratılanlar da büyüklük taslayanlara: 'Hayır, ve gece gündüz hileli düzenler (kurup) bizim Allah'ı inkar etmemizi ve O'na eşler koşmamızı bize emrediyordunuz' dediler. Azabı gördüklerinde pişmanlıklarını saklarlar; biz de inkâr edenlerin boyunlarına halkalar geçirdik. Onlar, yaptıklarından başkasıyla mı cezalandırılacaklardı." (34/Sebe, 31-33)

Evet bu bir kıyamet sahnesidir. Düzen ve sulta sahibi olan müstekbirler ve onlara kerhen tabi olmuş mustazafların gerçeğidir aynı zamanda. Onlar dünyada masumane tabi oldukları bu zevatın, kıyamet gününde onları düşürdüğü durumu anlayınca vaveyla koparırlar. Ancak bu artık fayda vermez. Günümüz insanın masumane gerekçelerle çocuklarını teslim ettikleri ve onları kafirleştirmek için hileli tuzaklar kuran tağutların misali de böyledir.



Tam burada ne yapmalı sorusu karşımızda beliriyor. Eğitim temel bir ihtiyaç! Ve mevcut eğitim kurumları tağutların elinde. Kendi ikrarlarıyla, bu okulları eğitimden ziyade çocukları İslam dışı sistemlerin kulu yapmak için kullanıyorlar. Ve onların eğitim dediği şey de bu amaç için tasarlanmış.



Allah bize Musa Peygamberi hatırlatıyor. O da zamanımıza benzer bir dönemde yaşamıştı. Firavun düzeni insanlara tam anlamıyla hakimiyet kurmak üzere inşa edilmişti. Yüce Allah onun zamanını şöyle tasvir ediyordu Müslümanlara;

"Doğrusu Firavun (bulunduğu) yerde büyüklenmiş ve oranın ahalisini gruplara ayırmıştı. Onlardan bir kitleyi zayıf düşürüyor (eziyor), onların oğullarını öldürüp kadınlarını sağ bırakıyordu. Çünkü o bozgunculardandı." (28/Kasas, 4)



Günümüz Firavunlarının insanları;

Kürt, Türk, Göçmen, Çingene vb. isimlerle adlandırması,

Memur, işçi, esnaf diye sınıflandırması,

Okuyan, kültürlü ve cahil diye insanlara değer biçmesi gibi,

Firavun da insanları ayırmıştı. Günümüz tağutlarının insanları ve bölgeleri ayırıp diledikleri gibi yönettikleri gibi, dilediği kesimleri yüceltiyor, dilediklerini eziyordu. Musa da aleyhisselam tam böyle bir zamanda gelmişti. Ve o da her Peygamber gibi tabilerini eğitmek ve onları iyi birer kul yapmak istiyordu. Yaşadıkları dönemin her ayrıntısına hükmeden Firavun, sihir adı altında dönemin eğitimini kendi tekeline almıştı... Allah subhanehu ve teâlâ Musa'ya aleyhisselam ve ashabına şu tavsiyede bulundu;

"Musa'ya soydaşlarının sadece bir bölüm gençleri inanmıştı. Bunlar da hem Firavun'dan ve hem de ileri gelen soydaşlarından kaynaklanan işkence korkularına rağmen inanmışlardı. Çünkü Firavun yeryüzünde koyu bir diktatörlük kurmuş, iyice azıtmıştı. Musa dedi ki: 'Ey soydaşlarım eğer Allah'a inandıysanız, eğer O'na teslim olmuşsanız, O'na dayanınız.' Onlar da dediler ki: 'Biz Allah'a dayandık ey Rabbimiz, zalimler güruhunun bizi sapıklıklarına gerekçe göstermelerine meydan verme. Rahmetinle bizi kâfirler güruhundan kurtar.' Biz Musa ile kardeşine vahyettik ki: 'Soydaşlarınıza Mısır'da evler hazırlayınız, evlerinizi namazgâh haline getiriniz, namaz kılınız ve mü'minleri müjdeleyiniz.' " (10/Yunus, 83-87)



'Dün bugüne ne kadar da benziyor' dedirten bir manzara. Tağutların eziyet ve işkence korkularına rağmen iman eden bir avuç genç… Sadece Allah'a dayanan ve zalim olan kavimden kurtulacakları gün için sözlü ve fiili duada bulanan Müslümanlar… Allah subhanehu ve teâlâ bu Müslümanlara evlerini hatırlatıyor. Ne olursa olsun cahiliyeden sıyrılacakları ve Allah'ın subhanehu ve teâlâ istediği şekilde O'nun dinini öğrenip, O'na kulluk edecekleri kıblegâh olabilecek evlerini hatırlatıyor. Allah kendisine rahmet etsin Seyyid Kutub bu ayetler için şöyle diyordu:

'...Yüce Allah'ın örnek alsınlar diye mümin topluluğa sunmuş olduğu bu deneyim, sırf İsrailoğulları'na has değildir. İman kafilesinin elde ettiği pürüzsüz iman deneylerinden biridir. Bir gün başka mü'minler de cahili toplumda kendilerini dışlanmış bulabilirler. Başlarına gelen musibet yaygınlık kazanabilir ve içinde bulundukları çevre kokuşabilir. Zaten bu dönemde Firavun'un iktidarı sırasında durum bundan ibaretti. İşte böyle bir durumla karşılaşan mümin topluluğa yüce Allah, şu şekilde yol göstermektedir:

1. Mümkün olduğu kadar bütün pislikleriyle, bozukluklarıyla ve kötülükleriyle cahiliyeden ayrılmak. Bu tür pisliklerden tertemiz olan seçkin mümin grubun oluşturduğu kitleye katılmak. Böylece kendisini arındırıp tezkiye etmek ve eğitip düzene koymak, Allah'ın va'di gelip çatıncaya kadar sistemli bir düzene girmek.



2. Cahiliyenin ibadethanelerini terk etmek, Müslüman topluluğun evlerini mescid (cami) edinmek. Böylece orada cahiliye toplumundan ayrı olduğunu bütün atmosferi ile hissetmek ve orada sağlıklı bir şekilde kendi Rabbine ibadet etmek. Bu tertemiz ibadet atmosferi içinde bizzat bu ibadetle bir tür örgütlenmeyi gerçekleştirmek...'



Ne olursa olsun Müslüman, cahiliyenin eğitim sistemi içerisinde bulunamaz. Onlar insanları müşrikleştirmek için gece gündüz tuzak kurarlar. Bu çetin tuzaklardan kurtulmanın tek yolu onlardan ve kendisiyle var oldukları sistemlerinden teberri etmektir. Müslüman ebeveynler bu şuurla bir arayış içerisine girdiklerinde önlerinde iki seçenek olduğunu görürler;

- Musa aleyhisselam misali evlerini kıblegâh haline getirip kendi çocuklarının eğitim görevini üstlenmek.

- Bu işi profesyonel olarak yapan Müslüman kardeşlerinden yardım almak.



Her ebeveyn çocuğu için en iyisini ister. Buralarda eğitim veren Müslümanların bu işte uzmanlaşmış olması ve çocuklara İslamî bir sosyal zemin sunulması ebeveynlerin bu kurumları tercih etmesinde etkili oluyor. Cahiliyenin baskıları altında bu sorunu aşmaya çalışan Müslümanlar türlü imtihanlarla karşılaşıyorlar. Bunların başında çocukların düşmanı olan tağutların bu konuda gösterdikleri eğitim hassasiyetleri ve buna bağlı olarak ilgili kurumların sürekli tacizleri geliyor. Bu vahyin dikkat çektiği üzere onların halkları kafirleştirme politikalarının bir parçasıdır.



İkinci sırada ise insanların baskısı geliyor. Bu kabule teslim olmuş ve çocuklarını bu kurumlara teslim etmiş sözde Müslümanların pervasız eleştirileri ve kınamaları buna örnek verilebilir. Bu tavır Medine münafıklarının ve ehli kitabın Müslümanlara yönelik eleştirilerini hatırlatıyor. Aslında yaptıkları eleştiriler ıslah amaçlı değildir. Kendi içlerinde bulundukları halin gizlenmesi için insanları aynı batağa çekme amaçlıdır.

"Kendileri gibi sizin de inkar etmenizi ve onlarla eşit olmanızı istediler." (4/Nisa, 89)



Kendi dağınık olan insanın, düzene karşı olması gibidir bu. Aslında düzenin gerekli olduğunu o da bilir. Ancak düzenli insanların varlığı onun dağınıklığını açığa çıkardığı için düzene karşıdır. Günümüz insanları da şirk ve cahiliye hususunda İslamî tavrın ne olması gerektiğini çok iyi biliyorlar. Bu durum kitabın ve onun pratik tefsiri olan sünnetin en esas meselesidir. Ancak bu tavrın hakkını veren insanlar, onların sapkınlıklarını açığa çıkardıklarından bu tavrı ve sahiplerini eleştiriyorlar.



Allah'ın yardımıyla bu iki sorunu aşan ebeveynleri başka bir sorun beklemektedir. Çocuklarını bu duruma hazırlama meselesi. Hepimiz biliyoruz ki çocuk ya fıtratında var olanla veya ebeveynin yönlendirmesiyle hareket eder.



Fıtratı ilme ve eğitime müsait olan çocukların kurumsal eğitime uyum sağlamaları kolaydır. Ancak insanlar arasında bu sınıf çok azdır. Birçok ebeveyn çocukları için istedikleri bu hayra çocukları yönlendirmek durumundadırlar. Çocuğumuza uygun bir İslamî eğitim kurumu bulmak yeterli değildir. Özellikle yatılı tabir ettiğimiz ve yıllara dayanan eğitim sistemine çocuğumuzun hazırlanması ve uyumlu hale gelmesi de gereklidir.



Bugün Allah'ın subhanehu ve teâlâ yardımıyla tevhidi eğitim kurumlarının sayısında gözle görülür bir artış vardır. Ancak çocukların hazırlanması ve şuurlu ebeveynlerin varlığıyla alakalı aynı şeyi söylemek mümkün değildir. Bu imtihanı paylaştığımız Müslüman ebeveynlere yardımcı olacağına inandığımız bazı maddeleri onlarla paylaşmayı uygun gördük. Çocukları için en iyiye talip olan ve onların ilim ehli, dava adamı, hizmet erbabı olmasını isteyen, bunun için de uzun yıllar onlardan ayrı kalmayı göze alan ebeveynler bu sıkıntıların meyvesini alabilmek için şunlara dikkat etmelidir:



1. Çocuğu istemediği şeye zorlamama



Fıtraten eğitime müsait olmayan çocuklar bazen yanlış yönlendirilebiliyorlar. İstemedikleri bir eğitim sürecine mahkûm ediliyorlar. Bazı çocuklar ailesinden uzak kalamaz. Yaşları veya karakterleri evden uzak kalmaya müsait değildir. Bunun birçok nedeni olabilir.



Kimi çocuk korumacı bir aile yapısı içerisinde büyümüştür. Sorumluluk almasına müsaade edilmemiş her işi onun adına ebeveynler tarafından yapılmıştır. Yabancı bir ortamda ve sorunlarıyla baş başa kalan çocuğa, bu çok ağır gelir.



Kimi çocuk yanlış eğitim neticesinde kıskançlığa itilmiştir. Evden uzaklaştığı takdirde ebeveynin kardeşlerle daha fazla ilgileneceğini ve kendini unutacağını düşünür.



Kimi çocuk çok hareketlidir. Kapalı bir alanda uzun süre sabır ile bir şeyle meşgul olmak ona göre değildir.



Daha sayabileceğimiz birçok nedenden dolayı çocuk böyle bir eğitime sıcak bakmayabilir. Bu durumlarda ailenin çocuğu zorlaması, istemediği bir şeye yıllarca onu mahkûm etmesi onanmaz yaralara neden olur. Çocuğun İslam'dan ve Müslümanlardan nefret etmesine sebebiyet verir. Daha kötüsü çocuk kendi hayatında söz sahibi olacağı günü bekler. Hayatıyla ilgili kararlar alma yaşında ebeveynin anlam veremediği şeyler yapmaya başlar. Nice ebeveyn çocuklarını yıllarca İslam üzere yetiştirdikleri halde, nasıl böyle bozulduklarını anlayamaz.



Aslında sorunun cevabı basittir. Çocuk istemediği bir hayata yıllarca mahkûm edilmiştir. Ve o yıllar içerisinde o hayata kin beslemiş ve kendiyle beraber içinde bir nefret büyümüştür. İlk fırsatta yıların kinini ailenin istemediği bir hayatı tercih etmekle kusmuş olur.



Zorlamanın en tehlikeli olanı ise psikolojik şiddettir. Birçok aile çocuğunu istemediği şeye zorlamadığını, seçimi ona bıraktığını iddia ediyor. Ancak çocukla konuşmama, gerekli ilgiyi göstermeme, aksi bir seçenek halinde çok üzülecekleri vb söylemlerle çocuk yıpratılıyor. Çocuk tamam demeye zorlanıyor. Netice olarak da çocuk kendi rızasıyla ilmi eğitim almayı kabul etmiş oluyor. Maalesef ailenin vicdanlarını susturdukları bu yöntem de, çocukların hayatı için ciddi sorunlara neden oluyor.



Müslüman ebeveynler iyi bir eğitim hayatının sadece yönlendirmeyle olmayacağını, buna yönelik çocukta istek olması gerektiğini unutmamalıdır. Eğitimsiz, ümmi ancak samimi bir Müslüman, İslam'dan ve Müslümanlardan nefret eden eğitimli bir münafıktan çok daha hayırlıdır.



2. Anne ve babalar çocuklarda görmek istedikleri neticeyi onlara kendi yaşamlarıyla göstermelidirler.



Çocuğunun okumasını isteyen ebeveynler kendileri okumayı ve eğitimi sevmelidir. Çocuk eğitimin önemini evinde öğrenir. Evinde kitap okuma kültürü olmayan, haftalık derslerine özen göstermeyen, sudan bahanelerle eğitim faaliyetlerine katılmayan anne-baba, çocukların eğitime bakışını olumsuz şekillendirir. Takdir ederiz ki çocuklarımız bizlerin aynasıdır. Bizim önceliklerimiz onların önceliği, bizim önemsemediklerimiz de onların önemsemedikleri arasındadır. Eğitim hususunda evde yeterli hassasiyet oluşturmayan ebeveynlerin çocuklarından okumalarını beklemeleri haksızlıktır. Ve aile yapısı buna müsait olmayan gençlerin uzun yıllar süren uğraşları genelde neticesiz kalıyor. Ya yarıda bırakmak durumunda kalıyorlar ya da eğitimlerini tamamladıktan sonra farklı alanlara yöneliyorlar.

Hiçbir gün elinde kitap görmediği babasından eğitimin faziletlerini dinlemek çocuğa hiçbir şey katmaz. Annesinin öğlene kadar uyuduğu, eğitim faaliyetleri olan haftalık derslere baş ağrısı, ev işi, misafir kabul etme gibi nedenlerle katılmadığı bir çocuk için eğitim, öncelikler arasında yer almaz.



3. Ortak yaşam kültürüne alıştırmamak.



Çocuk insanlarla yaşamayı ve bunun ahlakını ailesinden öğrenir. Özellikle akraba ve komşuluk ilişkileri çocuğun diğer insanlarla yaşama ahlakını belirler. Her konuda olduğu gibi bu konuda da çocuğun ölçüsü ebeveyndir. Yatılı eğitimin olabilmesi için temel mesele, çocuğun uyum ahlakını öğrenmiş olmasıdır. Çünkü aynı ortamı kendi gibi birçok farklı insanla paylaşır. Ve bu insanlar eğitimin ayrılmaz parçasıdır. Bu alanda sorun yaşayan çocuk için eğitim hayatı çekilmez bir çile oluverir. Çocuk ortamdan sıkılmaya başlar.



Akrabalarıyla sorunlu, komşularıyla anlaşamayan, kendi sosyal ortamlarında uyumsuz olan ailelerin çocukları da böyledir. Bu tip çocuklar okumak istiyor olsa bile çevrelerine rahatsızlık verdiklerinden dolayı bir ortamda barınamazlar.



Çocuk ilişkilerinde ailenin tutumu da çok önemlidir. Bir çocuğun diğer çocuklarla sorun yaşaması gayet normaldir. Ancak ailenin sürekli kendi çocuğunu haklı gördüğü ve başkalarını suçladığı çocuklar ortak yaşam ahlakından uzaktırlar. Sürekli ayrıcalık beklerler. Toplu yaşam alanlarında bu mümkün olamayınca, çocuklar kendilerine haksızlık yapıldığına inanırlar. Çocuk için böyle inandığı bir ortamda yaşaması çok zordur.



4. Programsız bir yaşama sahip olmak.



Düzen, disiplin ve program eğitimin olmazsa olmazıdır. Çocuk bunu evinde öğrenir. Evinde düzen olmayan çocukların eğitim kurumlarındaki düzene ayak uydurması mümkün olmuyor.

Örneğin öğlene kadar uyuyan bir annenin çocuklarından sabah erken saatte kalkıp eğitime başlamalarını beklemek haksızlık olur. Evinde yemek saatlerinin, ev işi ve çocukların oyun saatinin belli olmadığı annelerin çocukları da düzensiz oluyor. Bu da düzen üzere kurulu eğitim hayatını olumsuz etkiliyor. İyi bir eğitim hayatına talip olan aileler düzenli yaşamayı ev ahlakı haline getirmelidirler.



5. Evlerde cahiliye kalıntılarının olması.



Tağutlar sadece okullar aracılığıyla çocuklarımıza cahiliye empoze etmiyorlar. Televizyonlar, çocuk programları, çizgi filmler, bilgisayar oyunları vb. şeylerle onların beyinlerini esir alıyorlar. Ailelerin kendi sorumluluklarından kurtulmak için çocuklarını teslim etikleri bu cahiliye araçları çocukların fıtratını tahrip ediyor. Bazı aileler çocuklarının saatlerce bir çizgi film karşısında usluca oturduğuyla övünüyor. Oysa bir çocuğun saatlerce bir şeyin karşısında oturması onun fıtratının bozulduğunu gösterir.



Bu aletlere ve renkli dünyaya alışan çocuk, tevhidi eğitim kurumlarına tahammül edemiyor. İlginç resim karelerinin ve yüksek seslerin beynini işgal ettiği bir çocuğa kitap sayfaları karanlık ve izbe harabeleri hatırlatıyor.



Çocuğumuzu bir cahiliyeden kurtaralım derken daha tehlikelisine teslim etmemeliyiz. Özellikle de çocuğu için iyi bir eğitime talip olan aileler.

Hayatlarının en ciddi imtihanında sabırla ve ecirlerini Allah'tan subhanehu ve teâlâ bekleyerek direnen ailelere tavsiyelerde bulunmak istedik. İyi bir eğitim hayatı, iyi bir aile yapısından geçer. Bu konuda tecrübe sahibi eğitimcilerin ortak vurgu yaptığı nokta; aile yapısı İslam'a uygun olan çocukların eğitimde başarılı olduğudur. Aile yapısında dini veya ahlaki olarak cahiliye kalıntıları bulunan ailelerin çocukları ise eğitim sürecinde başarısız oluyorlar.



Bu zorlu imtihanda hakka teslim olmuş kardeşlerimiz için Allah'tan subhanehu ve teâlâ yardım ve basiret talep ediyoruz. İlk adım olan cahliyeden teberri konusunda muvaffak olan kardeşlerimizin, ikinci adım olan İslamî bir eğitime muvaffak olmalarını diliyoruz.



Tevhid Dergisi (21. sayı)