1. This site uses cookies. By continuing to use this site, you are agreeing to our use of cookies. Learn More.
  2. Duyuruyu Kapat

Çözüldü Darul Harpte Korku Yüzünden Daveti Terk Etmek Günah Mı?

Konu, 'Cihad / Dar'ul Harb - Dar'ul İslam' kısmında Ebu Alihan eş-Şafii tarafından paylaşıldı.

  1. Ebu Alihan eş-Şafii

    Ebu Alihan eş-Şafii Islam-TR Üyesi Kullanıcı

      
    Esselemu aleykum va rahmetullah!

    Ben Türkiye dışı darul kufr`da yaşıyan tevhid ehli, sünni müslümanım. Bu ülkede tevhid ehli az, tağut çok güçlü, hatta bizim ülke dünyada en güçlü güvenlik güçlerine sahip ülkeler sırasında. Şöyle ki, telefonda yazdığınız mesaja kadar izleye biliyorlar. Halkın da ekserisi cahil-kafirdir. Kelime-i tevhidi bilmeyenler binlerce. Ama ülke İslam coğrafyasında bulunuyor. Kaç kardeşimiz hakkı tebliğ ettikleri için tağutun polisleri tarafından zindanlara atıldı. Ülkenin sınırları da çok güçlü, şöyle ki, kaçmağa imkan bulamıyoruz. Kaçmaya çalışan bir kardeşimizin telefon yazılarını görüp engellediler. Tebliğ etmeye korkuyoruz, yalnız bazen akrabalarımıza tebliğ etmemiz mümkün.

    Universitede okuyorum. Şurada ben 7-8 tane kardeş buldum. Alakalarımız iyi. Bir-birimize manevi destek oluyoruz. Ama, biz tebliği kendi aramızda yapıyoruz. Nasihatleşiyoruz. Öte yandan, dinden yüz çeviren cahilleri davet etmeye korkuyoruz ve etmiyoruz (mesela, üniversitede). Her bir mühim sosyal grupta güvenlik güçlerinin gizli ajanları var diye bilirim. Hapis, ebeveynlerimizin işten atılma korkusuyla tebliği çok az yapıyoruz cahillere

    1) günaha giriyor muyuz?

    Bir kere kardeşlerden biri cahillere cihattan bahs eden hadis mesaj attı. Ben de dedim ki, böğle tehlikeli konuları cahillere mesaj atma. Çok tehlikeli. Hatta ona kızdım bu ameline göre.

    2) Şimdi ben davetin önünü engellediğim, ya da hakka kızdığım için küfre giriyor muyum?

    - Vallahi kafir olmak istemiyorum. Bu ülkede hemen hemen her yerde Nisa 140 ayetinin hükmüne girmenin mümkün olacağı ortamlar var. Çok korkuyorum.

    Ülkemizde güvenli ilim ehli bulamadığımızdan sorumu cevaplamanızı rica ediyorum. Aksi halde, eğer şu konuda ilmi biliyorsanız ve sebepsiz cevap vermezseniz Allah katında sorumlu olacağınızı zann ediyorum.

    Allah sizden razı olsun!
  2. Abdulmuizz Fida

    Abdulmuizz Fida فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ Yetkili Kişi Site Admin

    Aleykum selam we rahmetullah;

    Kardeşim, davet terk edilmez. Fakat davetin çeşitli dönem ve aşamaları vardır. Rasulullah (s.a.v.), küfür diyarında risaletle görevlendirildikten sonra 3 yıl kadar süren gizli davet / tebliğ dönemi yaşamıştır. Bu dönemde davet ve İslam devletinin temeli atılacak merkez kılınan üs gizli kalmıştır. Daha sonra davet açıktan olması ayetle sabit kılınmıştır.

    "(Ey Muhammed!) Artık sana emredilen şeyi açıktan tebliğ et. Muşriklere aldırış etme." -
    "Biz seni alay edib eğlenenlere karşı koruyacağız."(Hicr: 94 - 95)

    Bize vahiy gelmediğine göre Allah-u Teala’nın bizi koruyacağına dair vermiş olduğu sözün ne zaman gerçekleşeceğini ve dolayısı ile gizli davet merhalesinden açık davet devresine geçme vaktinin ne zaman olacağını nasıl bileceğiz?
    İşte bu soruyla birlikte İslami hareket liderinin fonksiyonu da devreye girmektedir. Birbirlerine organik bir bağ ile bağlı olan cemaat fertlerinin, tek tek hangi seviyede ve hangi yeteneklere sahip olduğunu bilen dava lideri, hareket içerisinde bulunan fertlerin, cahiliyyenin güç organları tarafından gelebilecek işkencelere, eziyetlere karşı koyabilme gücünün, sabretme derecesinin en ince noktalarına kadar dakik bir hesabını yaparak o an için yürürlükte olan gizli davet devresinden, açık davet devresine geçilmesine dair karar verme işlevini yerine getirir.
    İslam davasının lideri, dava erlerinin, İslam’ın karşısına dikilecek, cahili güçlere karşı koyabilecek maddi ve manevi yapıya ulaşmış olduklarına dair bir çıkarım yapmışsa, o zaman bir merhaleden, diğer merhaleye geçilmesine; fakat henüz bu yapının teşkil edilmediğine, cemaat içerisinde ki üyelerin istenilen seviyeye ulaşmadığına dair veriler elde edilmişse o zaman aynı merhalede kalıb olgunlaşma sürecinin tamamlanmasına dair karar verecektir.

    İslam'a Davet Edilecek Kişiler Seçilerek Saptanır
    Kendisine Tevhid Akidesi anlatılacak kişilerin, önceden belirli şartlar göz önünde tutularak tanınması ve bunlara göre seçilmesi bu gizli davet döneminin bir özelliğidir.
    Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem insanlara Tevhid Akidesini anlatırken onlarda belli bir sıra, belli bir özellik gözeterek hareket etmekteydi.

    İslam’a çağrısını bu hareket seyrine göre biçimlendirmekteydi. Bunu İslam’a ilk giren kişilerin özelliklerine göz attığımızda apaçık anlamaktayız.
    Örneğin; Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in hanımı olan Hatice Radıyallahu Anha Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in insanlar içerisinde en çok tanıma imkanına sahip olup güvendiği en yakını idi. Ebu Bekr Radıyallahu Anhu de en yakın arkadaşı olub devamlı beraber oldukları için tanıma fırsatı bulduğu ve güvendiği bir diğer yakını idi.

    Rasullullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in terbiyesinde büyüyen Ali Radıyallahu Anhu’ye gelince; onu da diğerleri gibi yakından tanımakta ve güvenmekte idi. Önceden oğulluğu olan azadlısı Zeyd b. Harise’de devamlı Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in yanında kaldığı için tanıdığı ve güvendiği bir kişi idi.

    İşte budur Rasûlullah’ın takib ettiği metod!...
    Ve ona tabi olan sahabelerin de takib ettiği metod!...
    Ebu Bekr Radıyallahu Anhu büyük bir tuccar olmasına ve herkesin kendisine akıl danışmasına rağmen genel bir tebliğ yapmayıb bizzat İslam’ı, güvenib seçtiği kişilere tebliğ etmiştir. İşte başarının sırrı!...

    Şurası tarihi bir gerçektir ki;
    Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Mekke muşrik toplumuna elçi olarak gönderildiğinde ilk etapta ne bir konferans, ne de açık hava toplantısı düzenleyerek onlara Tevhid Akidesini anlattı.
    Direkt olarak hareket metodunu da Allah’tan aldığı için, ona nasıl hareket etmesi gerektiği vahiyle bildirilmekteydi.
    Yoksa bugün yapıla gelen konferans, panel ve açık hava toplantıları ile ulaşılmak istenen gayeyi ve yapılan çağrıyı düşünürsek, kişileri tanımadan, hayra gönüllü erleri tesbit etmeden, bütün insanları aynı seviyede görmek, daha harekete başlamadan hezimete uğramaktan başka bir şey getirmez.

    Beldeleri birer ahtapot gibi saran müşrik eller, bu beldelere hükmeden tağutlaşmış beyinler ve putlar var oldukça böyle bir ön seçimsiz yapılacak genel bir davetin başarıya ulaşması imkansız olacaktır.

    Hele şahısların doğruya yönelme eğilimleri, küfrün kültür eğitiminden ve onun nefse hoş gelen şeytani görüntülerinden dolayı köreltilmişse!...
    İşte ilk etapta İslam davetçisinin davayı anlatarak İslam’a hidayet etmesine vesile olacağı kişilerin, yakinen tanıdığı, bildiği ve güvendiği kişiler olması gerekmektedir.


    Müslümanların Muşriklerle Bir Arada Yaşamaları
    Bu gizli devrede yeni oluşan İslâm toplumu ile cahiliye toplumu arasında herhangi bir çatışma meydana gelmemiştir.
    İslâm toplumunun bireyleri gizlilik döneminin gerektirdiği, davayı gizleme, teşkilatı gizleme, kâfirlerin ilahlarına, yaşantı düzenlerine dil ve elle karşı gelmeme direktiflerine uydukları için böyle bir çatışma olmamıştı.

    İslâm davetçileri, davaya katılacak kişileri de özenle seçtikleri ve belirttiğimiz gibi gizlilik devresinin metodlarına harfiyyen uydukları için muşriklerin bu yapılaşmadan haberleri yoktu. Bu sebeblerden dolayı, muşrikler Müslümanlara herhangi bir düşmanlık göstermiyorlardı.

    Müslümanlar akidelerinden hiçbir taviz vermeden, muşriklerle bir arada yaşamakta olub hem muşriklerden hem de onların itaat ettikleri tağutlardan beri idiler.

    Onlar muşrikleri bütün inançlarıyla birlikte tanımakta, muşrikler ise onları inanç yönünden tanımamakta idiler. Normal günlük ilişkileri aynen devam etmekte idi. Müslümanlar kendi akidelerini yaşıyorlardı. Ama kâfirler bunu fark etmiyorlardı. Onları hâlâ kendilerinden zannediyorlardı.

    İslam Cemaatının Sağlam Bir Bünye ve Yapıya Kavuşması Sonunda Gizlilik Döneminin Sona Ermesi ve İkinci Bir Merhaleye Geçilmesi
    Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in İslâm cemaati bu gizlilik devresini tamamladıktan sonra artık insanlar topluluklar halinde İslâm'a girmeye başladı.
    İslâm cemaati sağlam bir çekirdek yapı oluşturmuştu. Artık bir merhaleden diğerine rahatlıkla geçilebilinirdi. Çünkü, sağlam bir temel, açık devrede zorba kâfirlerin yapacakları en ağır çıkışları karşılayabilecek, onlara gerekli dersi verebilecekti. Ve bu gaye için çektikleri sıkıntı, eziyet onlara ağır gelmeyecek ve yollarını terk ettirmeyecekti. Zira onlar güçlü akide silahı ile donanmış, techizlenmişlerdi.


    DAVETİ AÇIĞA VURMA

    İkinci merhale iki ayrı dönemin birleşimi ile teşekkul etmiştir:

    A - Birinci dönem; Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in açık tebliği.
    B - İkinci dönem; Müslümanların açık tebliği.

    Bu iki dönemin ikinci merhale adı altında tek merhale olarak değerlendirilmesinin esas sebebi, bu dönemler arasındaki sürenin iki seneden az olması ve özellik itibariyle, birbirlerine uygunluk arz etmelerindendir.

    İkinci merhalenin başlangıcı Yüce Allah'ın:
    "(Ey Muhammed)! Önce en yakın akrabalarını uyar." (Şuara: 214) ve

    "(Ey Muhammed)! Artık sana emredilen şeyi açıkça tebliğ et. Muşriklere aldırış etme." (Hicr: 94)
    Buyrukları ile başlayıb Hüzün Yılı ve Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in civardaki toplumlara İslâmı tebliğ etmesine kadar toplam yedi sene sürdü.
    ***

    Görüldüğü gibi kişinin bulunduğu ortam ve şartların yapısına göre gizli davet veya açık davet dönemlerinden hangisi en uygun ise davetçi hareket eder. Kendini tehlikeye atacak girişmlere karşı teyakkuzda olur. Fakat daveti terk edemez, gerekirse bulunduğu ortamı değiştirerek İslami hareketin rahatça hareket edib yayılabileceği, davet ortamlarıyla yeni muslumanlar edinerek davayı güçlendirebileceği uygun beldeler araştırılmalıdır. Aksi taktirde kişi günahkar olur.
    Bugün Müslüman olan ya da kendini İslam'a nisbet eden birçok topluluk, gizli davet dönemi ayrımını kendilerine ölçü alıp bazı davranışlarda bulunmaktadırlar. İmanlarını gizlemekte, daveti çok az bir kitleye ulaştırmakta ya da böyle bir çabaya hiç girmemekte, küfür toplumunda fark edilmemek için İslam'ın şiarlarını üzerlerinde taşımamaktadırlar.
    Elbette doğru bir yöntemle belirlenmemiş bu menhec sonucunda ortaya çıkan böylesi davranışlar, tabilerini sonraki aşama olarak gördükleri açık davete değil, küfre ya da küfre rıdaya götürmektedir. Halbuki onlardan beklenen şey 'gizli' davet döneminde ashabı taklit ettiklerini iddia ettikleri gibi diğer aşamalarda da taklidi sürdürmeleri idi.

    Bu ayrımı sahiplenib de bir türlü açık davet aşamasına geçemeyenlerin kendilerine şu soruyu sormalıdırlar:

    Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem 'gizli' daveti ne zaman bitirdi? Hangi şartlar altında daveti açıktan yapmaya başladı?

    Gizli davetin varlığına delil buldukları siyer kitaplarının çoğu "yakın akrabanı uyar" (Şuara, 214) ayeti ve Ömer'in radıyallahu anh İslam'a girişi ile açık davetin başladığını söylüyor. Yine aynı kitablar Ömer'in radıyallahu anh 40. Müslüman olduğunu belirtiyor elbette. Biz bu bilgileri mutlak olarak doğru gördüğümüz için zikretmiyoruz. Sadece gizli davet kavramını kendi gevşekliklerine kılıf olarak kullananların samimiyetsizliklerini ortaya koymak için onların delil aldıkları kaynaklardan bilgi aktarıyoruz ve soruyoruz:

    Acaba Allah Rasûlü'nün kırk müslümanla en adi muşriklerin olduğu Mekke gibi bir toplumda açıktan davete başladığını gören sizler, hakiki manada insanları hakka çağırmak için ne bekliyorsunuz?
    Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem Medine'de yedi yüz-bin kişi ile dünyaya kafa tutuyordu! Mesele eğer sayı ise, bugün meydanları, konferans salonlarını dolduranlar nasıl oluyor da kendilerini mustadaf olarak adlandırıb İslam'ın bazı hakikatlerini gizli davet bahanesiyle saklayabiliyorlar?

    Evet! Siyere baktığımızda zayıflık hâlinin imanı gizlemek için bir sebeb olduğunu görmekteyiz. Buna itirazımız yok. Ancak bunu ayrım yapmadan bütün bir topluluk için kabul edip menhec hâline getirmek ve açık daveti sadece siyer kitapları okurken hatırlamak, reddedilmesi elzem olan bir düşüncedir. Hemen hemen bütün peygamberlerin kıssaları da buna işaret etmektedir. Onlar etraflarındaki bir avuç Müslüman ile davetlerini en gür seda ile haykırmışlardır. Nuh aleyhisselam bunlardan sadece birisidir. Acaba dokuz yüz elli sene boyunca şu şekilde davet yaparken etrafında kaç destekçisi vardır?

    Nûh şöyle dedi: "Ey Rabbim! Gerçekten ben kavmimi gece gündüz (imana) davet ettim. Fakat benim davetim ancak onların kaçışını artırdı. Kuşkusuz sen onları bağışlayasın diye kendilerini her davet edişimde parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, inanmamakta direndiler ve büyük bir kibir gösterdiler. Sonra ben onları açık açık davet ettim. Sonra, onlarla hem açıktan açığa, hem de gizli gizli konuştum." (Nuh, 5-9)

    Son olarak mevzumuz ile alakalı bir hatırlatmada bulunub konumuzu tamamlayalım. Bugün gizli davet döneminin varlığını menhec olarak kabul etmiş olanlar kuruldukları andan itibaren hemen gizli davet dönemi ile davetlerine başlamaktadırlar. Halbuki onların davette yeni başladıkları bir sahada daha önceden birçok camia hakkı haykırmış ve artık davetin gizliliği diye bir şey kalmamış olabilir. Her yapı, süreci en baştan yaşamak zorunda değildir. Bir toplumda davet artık apaçık bir şekilde ortaya konmuş ise, yeni oluşumların İslami Hareket'e o aşamadan eklemlenmeleri hem kendileri hem de davanın maslahatı için daha faydalı olacaktır.
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş