Devamlı Korku İle Ümit Arasında Olmak


Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

"Muhakkak ki Allah’ın rahmetini umanlar; iman eden, hicret eden ve Allah yolunda cihad edenlerdir." (Bakara: 218)

"Rablerinin korkusundan titreyenler; muhakkak ki onlar, Rab’lerinin ayetlerine iman edenlerdir." (Mu’minun: 57-58)



Mü’min her zaman Allah’tan korkar ve O’ndan ümidini kesmez.

Korku ile ümit, bir kuşun iki kanadı gibidir. Kanatlardan birisi olmazsa kuş uçamaz. Kuş, ancak iki kanadı sağlam olduğunda uçabilir.

Kalbinde Allah-u Teâlâ korkusu bulunmayan kimse, Allah-u Teâlâ'nın yasaklarını umursamaz. Ancak kalbinde Allah-u Teâlâ korkusu bulunanlar haram ameller işlemekten uzak dururlar.

Korku ve ümit, mü’minin kalbinde her zaman var olması gerekir.

Fakat sağlıklı zengin, sıkıntısız ve kimseye muhtaç olunmadığı anlarda Allah-u Teâlâ korkusu daha da fazlalaşmalıdır.

Ölüm anında iken de Allah-u Teâlâ'ya olan ümit fazlalaşmalıdır.

Çünkü bu, mü’minin kalbindeki imanın kuvvetini ve Allah-u Teâlâ'ya olan sevgisinin derecesini gösterir. Böyle kimselerin kalbindeki Allah sevgisi artar ve bir an önce Allah-u Teâlâ'ya kavuşmayı arzular.

Kalpte sadece korku olursa, kişi amellerini hep korku sebebiyle yapmaya başlar ve bu, kalpteki Allah-u Teâlâ sevgisini kaldırır. Fakat kalpte Allah-u Teâlâ korkusuyla birlikte ümit de bulunursa işte o zaman ameller, sevgiyle yapılır ve böylece Allah-u Teâlâ'ya olan sevgi daha da artar.

Devamlı korku, yani; ümit olmaksızın duyulan korku, insanı ümitsizliğe ve daha çok günah işlemeye iter. Korku olmadan devamlı ümit etmek de kişinin yaptığı ibadetlere güvenerek yavaş yavaş günah işlemeye başlamasına sebep olur.

İşte bu iki hal, yani; sürekli Allah-u Teâlâ’tan korkmak, fakat O’ndan ümidini kesmek veya devamlı ümit edip O’ndan korkmamak mü’minlerin değil, kafirlerin özelliğidir. Zira mü’min, her zaman Allah-u Teâlâ’tan korkar ve O’ndan ümit eder. Mü’minlerde bulunması gereken özellik, işte budur!


İnsanı Allah-u Teâlâ'nın rahmetinden ümit kesmeye sevk eden iki sebeb vardır:

1 - İnsan nefsine uyarak Allah-u Teâlâ'nın haram kıldığı şeyleri yapması ve yaptı bu haram fiillerde ısrar etmesi sonucu içinde bulunduğu halden dolayı artık Allah-u Teâlâ'nın kendisini affetmeyeceğini düşünerek O’nun rahmetinden ümit kesebilir. Hatta haram işlemeye devam ederek, artık Allah-u Teâlâ'nın kendisini affetmeyeceği düşüncesini kafasında sabitleştirir. Zaten, şeytanın istediği de budur. Bu durumdaki kişilerin hidayetleri her geçen an daha da zorlaşır.

2 - Kişi işlediği haramlardan dolayı aşırı korkarak Allah-u Teâlâ'nın af ve merhametinin çok geniş olduğunu bilmemesi veya unutması sonucu Allah-u Teâlâ'nın rahmetinden ümit kesebilir. "Benim işlediğim günah o kadar büyüktür ki tevbe etsem bile Allah-u Teâlâ beni affetmez" diye düşünür. Onu bu derin ümitsizliğe sevkeden yegane faktör cahil oluşu ve Rabbini iyice tanımamasıdır. Eğer Rabbini iyice tanımış olsaydı, tembellik etmez ve Allah-u Teâlâ'ya yaklaşmak için yapacağı en küçük şeyin bile, O’nun katında kaybolmayacağını, mutlaka karşılık göreceğini bilir ve O’nun rızasını kazanmak için bütün gücüyle çalışırdı.


İnsanı Allah-u Teâlâ'nın azabından emin olmaya sevk eden iki sebeb vardır:

1 - Allah-u Teâlâ'nın kulları üzerindeki hakkını, kulların Allah-u Teâlâ'ya karşı olan vazifelerini ve İslam dinini öğrenmek için bir çaba göstermeyip dini meseleleri hafife almak Allah-u Teâlâ'nın emirlerini terke ve yasaklarını işlemeye sebeb olur. Allah korkusu azala azala nihayet kalpte iman kalmaz. Çünkü iman, kişiyi Allah-u Teâlâ’dan ve O’nun dünya ve ahirette vereceği azabından korkmaya sevk eder.

İsmail b. Rafii radiyallahu anh şöyle diyor:

"Allah'ın azabından emin olmak kulun haram işlediği halde Allah’dan mağfiret ummasıdır."(İbni Ebi Hatim)

2 - Cahil fakat çok ibadet eden bir kişi sonunda şeytanın vesveselerine aldanıp yaptığı ibadetleri çok görerek:

"Ben Allah-u Teâlâ'ya yaklaşmak için diğer insanlardan daha çok ibadet ediyorum. Allah-u Teâlâ bana muhakkak ki azab etmez. Çünkü yaptığım ibadetlerden dolayı Allah katında yüksek bir derecem vardır" diye düşünmeye başlar ve bu düşünce kalbindeki Allah korkusunu yavaş yavaş azaltır. Nihayet Allah-u Teâlâ'nın azabından emin olur ve derin bir sapıklığa düşer.