1. This site uses cookies. By continuing to use this site, you are agreeing to our use of cookies. Learn More.
  2. Duyuruyu Kapat

Çözüldü Dünya Düz Ve Dönmüyor Olduğunu Iddia Edenler

Konu, 'Kur'an ve Sünnetten Delillerle Soru - Cevab' kısmında abdullah11 tarafından paylaşıldı.

  1. abdullah11

    abdullah11 Misafir

      
    Bunu internette buldum . Dünyanın düz olduguna dair deliller sıralamış . ancak uzaydan bakılınca dünyanın düz değil yuvarlak oldugu görülüyor . ne dersiniz bu konu hakkında ?



    http://selefiyye.free.fr/pdf/DunyaVeKubbesi.pdf
  2. ferdiosman

    ferdiosman Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Yine Günümüz fen ilmine rağmen Abdulaziz b. Baz, Salih el-Fevzan, Bekr Ebu Zeyd, İbn Kuud, Abdurrazzak Afifi, İbn Gudeyyan ve Abdulaziz Alu’ş-şeyh’in Fetava’l-Lecneti’d-Daime kararı olarak, dünyanın dönmediğine dair yayınladıkları fetvaları (fetva no: 9129) yine Muhammed Emin eş-Şankıtî gibi ''Dünyanın düz olduğunu'' görüşleri vardır.
  3. Abdulmuizz Fida

    Abdulmuizz Fida فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ Yetkili Kişi Site Admin

    Dünya Düz Olamaz!
    "Nihayet güneşin battığı yere vardığı zaman, güneşi, (sanki) kara bir balçıkta batıyor buldu. Bir de bunun yanında bir kavim buldu. Biz ona dedik ki: "Ey Zulkarneyn! Onları ya cezalandırırsın veya onların hakkında iyi davranırsın" (Kehf 86)

    Ayette geçen ve "Kara bir balçık" diye tercüme edilen "aynin hamietin" tamlaması farklı iki okunuşa göre "siyah balçıklı göze, sıcak göze" anlamlarına gelir. Her iki kıraat da güneşin batışı esnasında okyanusta meydana gelen manzarayı tasvir eder. Okyanusta, güneşin battığı yerde ya siyah balçıklı bir göze veya buharlaşmakta olan bir sıcak su gözesi görünümü meydana gelmektedir. Bu iki mânayı birleştire*rek, "güneşi siyah balçıklı bir sıcak su gözesine batıyor gibi gördü" şeklinde bir mâna vermek de mümkündür.

    Allah (c.c.), Zulkarneyn'i yeryüzünde güç, kuvvet, ilim, irfan ve her türlü maddî ve manevî imkâna sahip bir lider kıldı. Bu imkânlar sayesinde dilediğini el*de edebiliyor ve dilediğini yapabiliyordu. O, bu imkânları Allah yolunda kullan*mak üzere cihad ve futuhata çıktı. Tefsirlerde nakledildiğine göre Zulkarneyn, ba*tıda Atlas Okyanusu'na veya Karadeniz'e kadar gitti. Orada güneşin deniz ufkun*da batışını seyretti. Güneş, sislerle kaplı deniz ufkunda, sanki balçıklı bir su gözesine veya sıcak su gözesine gömülür gibi batıyordu. Kur'an burada coğrafî ve kozmografik bilgi vermemiş, bakanın ufukta gördüğünü tasvir etmiştir.

    Tefsircilerin kanaatine göre Zulkarneyn'in sahilde karşılaştığı kavim inkarcı bir topluluk idi. O yüzden Allah Teâlâ ; O'nu, bu kavmi cezalandırmak veya eğitmek ve böylece iyilikle yola getirmek arasında serbest bıraktı.

    Zulkarneyn batıda işlerini bitirdikten sonra doğunun yolunu tuttu. Neticede, muhtemelen Afrika'nın veya Asya'nın doğu kıyılarına, Hint Okyanusu'ııa, yahut Hazar denizine ulaştı. Âyetlerin akışından anlaşıldığına göre burada mede*nî hayat gelişmemişti. Zulkameyn'in karşılaştığı insanlar, medeniyetten uzak ol*duklarından, güneşin sıcağına ve yağmura karşı korunmak için ne elbise dikip giy*mesini biliyorlardı ne de barınabilecekleri evleri vardı, topraklarında güneşe karşı koruyabilecek bitki örtüsü de bulunmuyordu.

    Bu ayetlerden de anlaşılacağı üzere dünyanın düz olduğu gibi bir ifade olmadığı gibi böyle bir mana da çıkarılamamaktadır. Aksine Kur'an-ı Kerim'de dünyanın yuvarlak olduğu ifade edilmiştir.

    Yine Aynı ayetetin tefsirini İmam Kurtubi şöyle vermiştir:
    "Nihayet güneşin doğduğu yere vardığı zaman" buyruğunda geçen;” "Doğduğu yer" kelimesini Mucahid ve İbn Muhaysin "mim" ile "lam" harfini üstün ile okumuşlardır, "Güneş ve yıldızlar doğdu, doğmak, doğuş" denilir.
    "Lam" harfinin üstün ve esreli okunuşu aynı zamanda güneşin doğuş yeri anlamına da gelir. Bu açıklamaları el-Cevherî yapmıştır.
    Yani o, sonunda kendileri ile güneşin doğuş yeri arasında insan diye kimselerin bulunmadığı bir kavmin bulunduğu yere vardı. Güneş ise bunun ötesinde oldukça uzak bir yerde doğuyordu. İşte yüce Allah'ın: "...Bir kavmin üzerine doğduğunu gördü" buyruğunun anlamı budur.


    Güneşin battığı yerde bulunanlar ise Cabers ahalisidir. Bu iki şehirden her birisinin onbin kapısı ve her bir kapısı arasında bir fersahlık mesafe vardır. Cabelk'in ötesinde başka ummetler de vardır. Bunlar ise Tâfîl ve Târis'dirler.
    (İmam Kurtubi, el-Camiu li-Ahkami’l-Kur’an, Buruc Yayınları: 11/111-120 Kehf 85 tefsiri)


    Fahruddin Er-Râzi ; Ra'd 3 ayetinin tefsirinden:

    "Yeryüzünü enine boyuna yayıp döşeyen, onda oturaklı dağlar ve ırmaklar meydana getiren ve yeryüzünde meyvelerin hepsinden iki çift yapan O'dur. Sürekli olarak gece ile gündüzü birbirine dolamaktadır. Düşünecek olan bir kavim için bunda muhakkak ki, ibretler vardır." (Ra'd 3)

    Yerin Küre Şeklinde Olması

    3) Bazı kimseler şöyle demişlerdir. "Yer yuvarlaktı. Onun uzayıp yayılması. Mekke'den, Kabe'nin affından itibaren olmuştur. Böylece dünya şöyle şöyle yayılmıştır."
    Diğer bazı kimseler de, "Yeryüzü Beyt-i Makdis'de toplanmıştı. Cenâb-ı Hak ona, "şöyle şöyle git, uza!" dedi" demişlerdir.
    Bil ki bu görüş, ancak biz yeryüzünün küre şeklinde değil de dümdüz olduğunu kabul ettiğimiz takdirde geçerli olur. Bu görüşü benimseyenler, görüşlerine Cenâb-ı Hakk'ın, "Bundan sonra da yeri yayıp döşedi" ayetini delil getirmişlerdir. Bu görüş şu iki bakımdan muşkillik arzeder:


    a) Yerin küre şeklinde olduğu, delillerle sabit olmuştur. O halde bu hususta, diretmek nasıl mümkün olur? Buna göre onlar, "Ayetteki, "yeri uzattı (meddetti)" ifadesi, yerin küre şeklinde olmasına ters düşer.
    Öyle ise, daha onun uzaması nasıl mümkün olur?" derlerse, biz deriz ki: "Hayır, biz bunu kabul etmiyoruz. Çünkü yeryüzü büyük bir cisimdir. Küre, son derece büyük olduğunda, onun her bölgesi ve parçası, dümdüz imiş gibi görünür. Bunun ile aslında dümdüz arasındaki farkı ancak Allah bilir. Baksana Cenâb-ı Hak, "Dağları kazıklar yapmadık mı?" buyurmuş ve o dağları, bazı insanlar onların üzerinde meskun oldukları halde, "kazık" olarak nitelendirmiştir. İşte burada da böyledir."


    b) Bu ayet, sayesinde bir yaratıcının varlığına istidlal edilsin diye getirilmiştir. İstidlalin şartı ise, bir yaratıcının varlığına istidlal edilecek şeyin, görünen ve bilinen birşey olmasıdır. Halbuki "yeryüzünün Kabe'nin altında toplanmış olup, (oradan yayılması) görülmemiş ve muşahede edilmemiş bir şeydir. Binâenaleyh bununla, bir yaratıcının varlığına nasıl istidlal edilebilir? Böylece ayetin gerçek tevil ve tefsirinin, bizim söylediğimiz şekilde olduğu sabit olur.
    (Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb, Akçağ Yayınları: 13/ 382-383 . Ra'd d suresi 3. ayet tefsiri)

    Yeryüzünün Küre Şeklînde Yaratılışı

    "Yere bakmıyorlar mı, nasıl yayılmış?" (Gâşiye, 20).


    "O yere (bakmazlar mı) nasıl yayılıp, döşenmiştir o" (Gâşiye, 20).
    Yani, yer de, üzerinde hareket eden canlılar için bir döşek, bir mekandır. Bazı kimseler bu ayet ile, yeryüzünün küre olmadığına istidlal etmişlerdir ki bu zayıftır. Çünkü küre, çok büyük olduğunda, her bir parçası bir satıh (düzlük) gibi olur. Hz. Ali (r.a) ayetleri malum sigası ve mütekellim zamiriyle “Keyfe halaktu, rafe’tu, nesabtu” ve “setahtu” "Nasıl yarattım, yükselttim, diktim ve yayıp döşedim" şeklinde okumuştur ki hepsi, "Bunları nasıl yaptım, bakmaz mısınız?" takdirindedir. Buna göre, mef'ûl zamiri hazfedilmiştir
    (Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb, Akçağ Yayınları: 23/106 . ğaşiye suresi 20. ayetin tefsiri)

    İmam Gazali'nin Tehafut-ul Felasife kitabından:

    [​IMG]

    "Malûm olsun ki, filozoflar ile halk arasında olan ihtilaf üç kısımdır ki: Bir kısımda munakaşa, mucerret söze dayanır. Meselâ: Filozoflar, alemin yaratıcısına cevher deyip; cevheri, mekândan munezzeh, zatıyle kâim varlık ile tefsir eyledikleri gibi. İkinci kısımdaki çekişmeler, dinden bir esasa ilişkin olmayan işlerdedir. O halde onlarla münakaşa etmek, peygamberleri tasdik zaruretinden değildir.
    Yani o işleri kabul, onları yalanlamayı veya aksini gerektirmez.
    Meselâ: Ay tutulması, yerkürenin güneş ile ay arasına girmesiyle ayın ışığının görünmemesinden ibarettir. Zira ki ay, ışığını güneşten alır. Yer ise küredir ve gök her taraftan yeri kuşatmıştır.
    Ne zaman ay, yerin gölgesinde kalsa, güneşin ışığı ondan kesilir, dedikleri gibi. Ve dahi güneşin tutulmasının mânâsı, yerden güneşe bakan şahıs ile güneşin arasında ayın bulunması ve gölge olmasıdır. Bu durum güneşle ayın baş ve kuyruk düğümlerinde bir anda birleştikleri vakitte olur dedikleri gibi. Bu görüşleri dahi munakaşa ile çürütmekle durumu değiştirmek mümkün değildir. Bu durumda, o kimse ki, söylenmiş bu işleri çürütmekte munazarayı, dinin gereklerinden zanneder; o kimse dine zarar vermiş olur.
    Zira ki, bu işlerin olmasına geometrik ve matematiksel deliller delalet eder. Bir kimse ki, ona muttali olup, tahkikine gücü yeter, sebebinden ve vaktinden, miktarından ve süresinden haber verir; ona denilse ki: "Bu şeriata aykırıdır."

    Buna rağmen o kimse kesinlikle bildiği bu işte şüphe etmez, belki şeriatta şüphe eder ki: "Kesin bilgiye aykırı şeriat nasıl olur?" diye tereddüde başlar. İmdi, şeriata, yoluyla tan edenlerin zararından, yolsuz yardım edenlerin zararı daha çoktur. Nitekim "akıllı düşman akılsız dosttan iyidir,"

    Bundan sonra İmam Gazali , güneş ve ay tutulmaları hususundaki Hadîs-i Şerifi nakledip, diyor ki: "Hadîs-i Şerifin sonunda buyurulduğu üzere: "Ay tutulması İlahî tecelli sebebiyle saygıdır," bu fazlalığın nakli sahih değildir. Sahih olduğu takdirce dahi kesin işlerde, iddialaşmaktansa te'vili ehvender. Çok açık deliller, kesinlikle bu noktaya ulaşmayan kati işler karşısında te'vil olunmuştur; nerede kaldı ki nakli sahih olmayan...

    Filozoflarla İslâm âlimleri arasında tartışılan konu:
    Alemin sonradan olduğu ve sonradan olmadığı meselesidir. Alemin sonradan olduğu sâbit olduktan sonra; yuvarlak olsun, düz olsun; felekleri ve unsurları buldukları gibi, onüç tabaka olsun, daha az veya çok olsun, dine zarar vermez. Alem her nice olursa olsun, kastolunan şey, onun Allah'ın kudretiyle vücuda geldiğidir.
    Üçüncü kısım odur ki, onda tartışma, din esaslarından birine ilişkin ola:
    Alemin sonradan yaratılması, Allah'ın sıfatları, cesetlerin haşri gibi. Bu maddelerde onlarla gerektiğince tartışmak ve sözlerini çürütmek lazımdır. Meselâ: Onlar derler ki: "Alem sonradan yaratılmamıştır, kadimdir. Zira ki kadime dayanır ve her kadime dayanan kadimdir. O halde âlem kadimdir."

    Biz bu sözleri çürütüp, deriz ki: "Alem sonradan yaratılmıştır, hâdistir, çünkü değişicidir. Her değişikliğe uğrayan hâdistir."
    (İmam Gazali'nin Tehafut-ul Felasife kitabı)

    "Dağları görürsün de, donmuş sanırsın; oysa onlar bulutların sürüklenmesi gibi sürüklenirler. Herşeyi 'sapasağlam ve yerli yerinde yapan' Allah'ın sanatıdır (yapısı bu). Şubhesiz O, işlediklerinizden haberdardır." (Neml, 88)

    Neml Suresi'ndeki ayette Dünya'nın sadece döndüğü değil, dönüş yönü de vurgulanmaktadır. 3.500-4.000 metre yükseklikteki ana bulut kümelerinin hareket yönü daima batıdan doğuya doğrudur. Hava durumu tahminleri için çoğunlukla batıdaki duruma bakılmasının sebebi de budur.

    Bulutların, batıdan doğuya doğru sürüklenmesinin asıl sebebi Dünya’nın dönüş yönüdür. Günümüzde bilindiği gibi, Dünyamız da batıdan doğuya doğru dönmektedir. Bilimin yakın tarihlerde tesbit ettiği bu bilimsel gerçek, Kur'an-da yüzyıllar öncesinden -Dünya'nın bir düzlem olduğu, bir öküzün başının üstünde sabit durduğu sanılan 14. yüzyılda- haber verilmiştir.

    Dünyanın yuvarlak olduğunu haber veren diğer ayetler:

    1 —Ey cin ve insan topluluğu! Göklerin ve yerin kuturlarından geçmeye gücünüz yetiyorsa haydi çıkın. Çıkamazsınız, ancak bir imkan ile çıkabilirsiniz.”(Rahman: 33)

    Ayetteki ‘kuturlar’ tabiri bilindiği gibi "çaplar" demektir. Çap, yuvarlak bir şekil olduğuna göre, hem göklerin, hem dünyanın yuvarlak olduğu anlaşılır.
    2 —Bundan sonra da yeryüzünü yapıp döşedi; , ondan suyunu ve otlağını çıkardı.” (Nâziât: 30-31)
    Allah geceyi gündüze dolar, gündüzü de geceye dolar” (Zumer: 5).

    Ayetlerindeki "dehaa" 'fiili yapıp düzenlemek’ anlamına geldiği gibi ‘deve kuşunun yumurtlama yeri, udhiyye, uhuvve, yuvarlak taş ve ceviz atmak’ anlamına gelen dahu’ mastarıyla da alakalıdır.
    Arapça’da bir fiilin iki değişik anlama gelebilmesi özelliğinden faydalanılarak, Dünya’nın yuvarlak olduğu anlatılmaktadır.
    İkinci ayette “dolamak” diye tercüme edilen Arapça ‘tekvir’ kelimesi, yuvarlak şekilde sarmak manasına gelir.
    Bu ayette de, gece ve gündüzün oluşmasına, Dünya’nın yuvarlak olması ve dönmesinin sebeb olduğu kastedilmektedir.


    3 —Gece de bir alamettir onlara. Ondan gündüzü soyar çıkarırız”(Yâsîn: 37.)
    Soyup çıkarmak” fiilinin Arabca’sı olan ’sehl’ kelimesinin “yuvarlak bir şeyi soymak”tır.
    Türkçe’de de hayvanların derilerinin soyulduğu yere ’salhane’ (selhhane) denir.


    4 — Kur’an-ı Kerim, kıyametin ansızın, bir anda kopacağını, “Onlar hiç bilmedikleri bir zamanda aniden kıyametin gelmesini mi gözlüyorlar?” (Zuhruf: 66.)
    ayetiyle ifade ederken, A’raf Suresinin 97. ve 98. ayetleri şöyle demektedir:
    Kasabaların halkı, geceleri uyurken onlara gelecek baskınımızdan güvende midirler? Yahut kasabaların halkı, kuşluk vakti eğlenirken, baskınımızın kendilerine gelmesinden güvende midirler?


    Kıyamet aniden gelecek ve geldiği zaman Dünya’nın bir tarafında gündüz, öbür tarafında gece olacaktır. Bu da küre şeklinden başka bir şey değildir.

    Dünyayı Düz Zannedenlerin, Aldanmasına Sebeb Olan Hadis-i Şerifin İzâhatı

    وعن أبى ذرّ رَضِىَ اللّهُ عَنْهُ قال: ]كُنْتُ مَعَ النَّبىِّ # في الْمَسْجِدِ عِنْدَ غُرُوبِ الشَّمْسِ فَقَالَ: يَاأبَا ذَرٍّ أتَدْرِى أيْنَ تَذْهَبُ الشَّمْسُ؟ قُلْتُ: اللّهُ وَرَسُولُهُ أعْلَمُ، قَالَ: تَذْهَبُ تَسْجُدُ تَحْتَ الْعَرْشِ فَتَسْتَأذِنُ فَيُؤذنَ لَها، وَيُوشَكُ أنْ تَسْجُدَ فََ يُقْبَلُ مِنْهَا، وَتَسْتَأذِنُ فََ يُؤذن لَها فَيُقَالُ لَهَا، اِرْجِعِى مِنْ حَيْثُ جِئْتِ فَتَطْلُعُ مِنْ مَغْرِبِهَا. فذَلِكَ قَولُهُ تعالى: وَالشَّمْسُ تَجْرِى لِمُسْتَقَرٍّ لَهَا اŒية. قالَ: أتَدْرُونَ مَتَى ذلِكُمْ؟ ذلِكَ حِينَ َ يَنْفَعُ نَفْساً إيمَانُهَا لَمْ تَكُنْ آمنتْ مِنْ قَبْلُ[. أخرجه الشيخان والترمذى .
    Ebu Zerr (radıyallahu anh) anlatıyor: "Ben Rasûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ile birlikte, mescidde idim, o sırada güneş batıyordu.
    Bana:
    "- Ey Ebu Zerr, biliyor musun güneş nereye gidiyor?" diye sordu.
    "- Allah ve Rasûlu, daha iyi bilir" dedim.
    "- Arşın altında secde etmeye gidiyor. (Secde için önce) izin ister. Kendisine izin verilir. Secde ettiği halde kendisinden bunun kabul edilmeyeceği zaman yakındır. O zaman izin ister fakat verilmez, kendisine: "Geldiğin yere dön ve battığın yerden doğ" denir. İşte bunu şu ayet ifade etmektedir: "Güneş de (ilâhî bir âyettir ki) mustekarrına (duracağı zamana) kadar cereyan etmektedir..." (Yâ-Sîn, 38). Rasûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ilâve etti:
    "- Bu (durma hadisesi) ne zamandır, bilir misin? Bu, kişiye imânının fayda vermeyeceği, artık inançsız hâle geldiği zamandır."
    (Buhârî, Tefsir, Yâsin, 1, Bab 251, Hadis no : 324, Bed'u'l halk 4, Tevhid 22, 23; Fethu'l Bâri, Kur'an Tefsiri, Yasin suresi, Bab 1, Hadis no : 4802; Muslim, İmân 250 (159); Tirmizî, Tefsir, Yâsin, (3225)

    Burada Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) gaybî ve mustakbel hakikatleri bazı teşbihlerle muhatabın anlayıp merâkını tatmin edeceği bir uslubla izah etmiş bulunmaktadır. Şöyle ki:
    Güneşin izin istemesini, güneşe muvekkel meleklerin izin istemesinden mecâz olarak anlamışlardır. İnancımıza göre, herşeyin müvekkel melâikesi vardır, tâbi olduğu kanun dairesinde vazife-i fıtriyesini ifâya nezâretcidir, gökten inen her yağmur damlası bile bir muvekkel melâikeye sahibse, elbette güneş gibi pekçok vazifelerle muvazzaf büyük ve muhim mahlûkatın da muvekkel melekleri vardır. Hem fıtrat kanununa uygun şekilde hizmetinin devamını ve hem de bu fıtri vazifenin ifasıyla husule gelen ibâdetinin Hâlık-i Zulcelâl'e takdimini sağlar.
    İbnu Battal (rahimehullah), bizim anlamıyacağımız bir şekilde güneşin Cenab-ı Hakk'tan tekellumen izin isteyebileceğini, zira cemâdata bile hayat vermenin Cenab-ı Hakk'ın kudretinden olduğunu söylemiştir.


    Güneşin secde etmeye gitmesi, mecâzdır. Bu mecâzı da şöyle açıklayan âlimler olmuştur :
    "Mahlukâtın ibâdeti nasıldır?" sualine:
    "Fıtri amelleridir, yani hangi iş ve vazife için yaratılmışsa o şeyi yaptı mı ibadet etmiş olur.” demişlerdir.
    Şu halde, güneş her an ışık neşretme vazifesini yerine getirmekle ibadetini yapmakta, secdede bulunmaktadır. Bize nisbetle batması, ışık neşri vazifesini bizden kesmesi demektir. Ama dünyanın başka kıtalarında aynı vazifeyi yapmaya (secde etmeye) gidiyor demektir.

    Arş'ın altına gitmesi de şöyle anlaşılabilir:
    Arş bütün semavâtı kuşattığına göre, zaten onun altında çıkması diye bir şey söz konusu olamaz. Gündüzleyin, kendimize nisbetle tepemizde, ufukta gördüğümüz güneş, gece görünmez olunca, bizden nisbi bir uzaklığı ve gaybıyeti mevzubahistir.


    Abdurrazzak İbn Hemmam, Vehb ve Câbir kanalıyla Abdullah ibn Amr'ın bu ayet hakkında şöyle dediğini nakletmemiştir:
    Güneşin mustekarrından maksad şudur : Doğması ve insanların günahlarının onu geri döndürmesidir. Güneş batıdan selam verir ve secde eder. Yeniden doğmak için izin ister. Kendisine izin verilmez. İşte o zaman "İlerlemek uzak bir ihtimal oldu, şayet bana izin verilmezse, artık ulaşamam/doğamam" der.
    Allah'ın dilediği bir süre alıkonulur. Sonra kendisine: "Haydi battığın yerden doğ" denir. İşte o günden kıyamete kadar hiç kimseye, edeceği iman fayda vermez."
    Güneşin Arş'ın altına gelmesi, onun hizasında olması şeklinde izah edilmiştir.

    "Nihayet güneşin battığı yere varınca, onu kara bir balçıkta batar buldu." (Kehf 86) ayeti ile çelişmez. Çünkü burada güneşin batışı sırasında gözden uzaklaşması kastedilmiştir. Onun Arş'ın altında secde etmesi ise batışından sonra gerçekleşmektedir.
    Bu hadiste mustekar kelimesi ile güneşin çıkacağı en yüksek noktanın kastedildiğini söyleyenlere bir red söz konusudur. Güneşin en yüksek noktaya çıkması, yılın en uzun gününde olur. Mustekar kelimesi dünyanın sonu gelince güneşin varacağı nokta olarak da açıklanmıştır.

    Hadisten ilk başta akla gelen manaya göre; güneşin karar kılması, secde etmesi sırasında her gün ve her gece meydana gelmektedir. Karar kılmanın zıddı ise جْرِى akmak kelimesi ile anlatılan sürekli hareket etmektedir.
    Doğrusunu en iyi Allah bilir.
    (Fethu'l Bâri, Kur'an Tefsiri, Yasin suresi, Bab 1, Hadis no : 4802)

    Ebû Zerr (r.anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir:
    “Güneş battığı bir sırada mescide girdim. Rasûlullah (s.a.v.), oturuyordu, "Ey Ebû Zerr" buyurdu: "Şu güneş nereye gidiyor biliyor musun?"
    Ben de: Allah ve Rasûlu en iyisini bilir dedim.
    Bunun üzerine buyurdular ki: Secde etmek için izin almaya gidiyor ve kendisine izin veriliyor, ve sanki günlerden bir gün geldiğin yerden doğ denilecek bunun üzerine güneş battığı yerden doğacaktır.
    Sonra Rasûlullah (s.a.v.), Yasin sûresinin 38. ayetini okudu:
    “… O da kendine ait bir yörüngede akıp gider…
    Bu okuyuş şekli Abdullah b. Mes’ûd’un okuyuş şeklidir.

    (Tirmizi, Fiten, Bab 22, Hadis no : 2186; Muslim, Fiten: 13; İbn Mâce, Fiten: 32)
    ž Tirmizî: Bu konuda Safvân b. Assâl, Huzeyfe b. Esîd, Enes ve Ebû Musa’dan da hadis rivâyet edilmiştir. Bu hadis hasen sahihtir.

    Eski Alimlerin Dünya Düzdür Demeleri:
    Eski alimlerden dünyanın düz olduğunu kabul edenler mevcuttu. Çünkü böyle bir kânıya sahibtiler ayrıca ayet ve hadisler tevillerle bu şekilde yorumlanabilmekteydi.
    Bu durum (anlayış) Kur'andaki tatlı suyla tuzlu suyun birbirine karışmadığı ayetinin izahatında da mevcuttur. Eski alimlerin açıklamalarına baktığımızda tatlı suyla tuzlu suyun karışmaması, aralarında perde olma meselesini "nehirlerin , denizlere yüksekten dökülmesinden dolayı tatlı su olan nehir/ırmak sularının tuzlu su olan deniz suyuna karışmamaktadır" diye anlamış ve açıklamışlardır.
    Bugün tatlı suyla tuzlu suyun karışmaması meselesi denilince dünyadaki denizlerin çeşitli bölgelerinde tatlı ve tuzlu deniz suyunun birbirine karışmadığı tesbit edilmiş ve bu anlayış bugün kabullenilmiştir.

    "Birinin suyu tatlı ve içimli, diğerininki tuzlu ve acı olan iki denizi birbirine salıveren, aralarına da, karışmalarına engel bir perde ve mani koyan O'dur." (Furkan 53)
    Allah Teala bu âyet-i kerimede, biri tatlı diğeri tuzlu olmak üzere iki çeşit su yarattığını beyan ediyor. Bunlardan biri, nehir, pınar ve kuyu sulan gibi, insanların içmelerine müsait olun tatlı sulardır. Diğeri ise denizlerdeki tuzlu ve acı sulardır.

    Âyette zikredilen "İki deniz"den maksat, ırmaklar ve denizlerdir. Bunların ikisine de deniz denmesinin sebebi, denizin suyunun çok ve büyük olmasıdır. Böylece "deniz" ifadesi diğer suları da içine almıştır.
    (Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 6/189-190)
    Eski mufessirlerin (Allah kendilerinden razı olsun) ellerindeki imkan ve delillerle bu konuları bu şekilde açıklamaları gayet doğaldır. Çünkü vahy almıyorlardı. Fakat bugün dünyanın şekli hem fenni delillerle kesinleşmiş, hem buna (yuvarlaklığına) mevcut ayet ve hadislerin yorumlanması hem de akl uygunluk arzetmektedir. Tüm bunlara rağmen aksini iddia etmek, yel değirmenlerine saldıran kişinin durumuna düşmekten başka bir şey değildir.

    KUR'AN MUCİZELERİ - DÜNYA YUVARLAK
    Allah, gökleri ve yeri hak ile yarattı. Geceyi gündüzün üzerine örtüyor, gündüzü de gecenin üzerine sarıyor. Güneşi ve ayı emri altına almıştır. Her biri belli bir süreye kadar akıp gider. Dikkat et, o azizdir ve çok bağışlayandır. (Zumer 5)

    Yüce Allah'ın: "Geceyi gündüze dolar, gündüzü de geceye dolar" buyruğu hakkında ed-Dahhak şöyle demiştir:
    Yani O, bunu ötekinin, ötekisini de bunun üzerine bırakır. Bu da "tekvin = dolamak" kelimesinin sözlükteki anlamına göre yapılmış bir açıklamadır. Bu kelime bir şeyin, bir kısmını öbür kısmının üzerine atmak demektir. Mesela: "Eşyanın bir kısmını, bir kısmının üzerine bıraktı anlamında: denilir. "Sarığı sardı, doladı" tabiri de buradan gelmektedir. (Kurtubi , Zumer 5 tefsiri)
    *****

    "Göklerin ve yerin çarkına, gece ve gündüz olayına, güneş ve ayın dizgin altına alınışına dikkat çeken bu ayet, insanın fıtratına, vicdanına; kendisine ne bir evlat ve ne de bir ortak yakışmayan ilahlık gerçeğini aşılamaktadır. Bu varlığı yaratan ve onu yoktan var eden yüce Allah, evlada ihtiyaç duymaz. O'nunla birlikte bir ortak da söz konusu olamaz.
    Allah'ın birliğine ilişkin deliller ise, göklerin ve yerin yaratılışında izlenen metod olayında ve bu evrene hükmeden genel yasada açıkça gözlenmektedir. Göklere ve yere yalın bir bakış dahi yaratan ve idare eden iradenin birliğini ortaya koymaktadır. İnsanların bugüne kadar evrende keşfettikleri birliğin delilleri de aslında yeterlidir. İnsanların bugüne kadar -Allah'ın birliğini ortaya koyan keşfettikleri deliller de yeterlidir. Bu keşiflerin ışığında ortaya çıkmıştır ki, insanların bildiği evrenin tamamı, yapıları aynı olan atomlardan meydana gelmiştir. Bu atomların hepsi de aynı karaktere, aynı özelliğe sahip olan ışınlardan meydana gelmektedir. Yine bu keşiflerle açıklık kazanmıştır ki, bütün atomlar ve bunlardan meydana gelen bütün kütleler sürekli bir hareket içindedirler. Bu konuda üzerinde yaşadığımız ve gezegenlerin anası dünya ile diğer yıldızların arasında hiçbir fark yoktur. Her şeyi kuşatan bu hareket, değişmeyen bir yasadır. Ne küçücük atomda, ne de kocaman yıldızlarda bu hareket bir değişiklik göstermektedir.
    Ayrıca bu hareketin bir de değişmeyen bir düzeni olduğu da açıklık kazanmıştır. Bu da ayrıca yaratma ve idare etmedeki birliği göstermektedir... Her gün insanlar, bu varlığın özünde bulunan birliğin delillerinden yeni birini keşfetmektedirler. Yine bu özde gizli olan değişmez gerçeğin bir kısmını ortaya çıkarmaktadırlar. Bu gerçek, insanın şeytani arzularına göre değişmez. Eğilimlerine göre sapma göstermez. Bir an dahi geri kalmaz ve yönünü değiştirmez.

    "Allah, gökleri ve yeri hak ile yarattı."
    Kitab'ı da hak ile indiren O'dur. İşte bu, evren kitabında ve Kur'an-ı Kerim'de bir olan hakkın, gerçeğin kendisidir. Hem evren, hem de Kur'an, bu tek kaynaktan gelmiştir. Her ikisi de, yoktan var eden, üstün güç sahibi ve her şeyi yerli yerince düzenleyen Allah'ın birliğini gösteren birer belgedir.

    "Geceyi gündüzün üzerine örtüyor; gündüzü de gecenin üzerine sarıyor."

    Bu ifade hayret vericidir. Bu söze dikkat edenleri, son zamanlarda keşfedilen, dünyanın yuvarlaklığına ilişkin görüşü kabul etmeye zorlamaktadır. Ben, bu "Fi-zilâl" kitabında insanların keşfettikleri, ileri sürdükleri teorilerle Kur'an-ı Kerim'i açıklamamaya özen gösteriyorum. Zira insanların ileri sürdükleri teoriler yanlış da olabilir, doğru da. Bugün isbatı, yarın çürütülmesi mümkündür bunların. Kur'an ise değişmeyen bir gerçektir. Doğruluğunun belgesini bizzat kendi bünyesinde taşımaktadır. Basit ve zayıf insanların keşfettikleri şeylerin O'na uygun düşmesi veya aykırı düşmesi Kur'an'ın bu gerçekliğini değiştiremez.
    Evet, ben bu konuda onca özen göstermeme rağmen Kur'an'ın bu ifadesi beni dünyanın yuvarlaklığı konusuna eğilmeye mecbur etmiştir. Bu ifade, yeryüzünde gözler önünde bulunan somut bir gerçeği tasvir etmektedir:
    Yuvarlak olan dünya kendi ekseni etrafında dönmekte ve güneşe bakan yüzü sürekli değişmektedir. Dünyanın güneşe bakan yüzeyini sürekli ışık kaplamakta ve orası gündüz olmaktadır. Yalnız, gündüz olan bu bölüm sürekli yerinde kalmamaktadır. Çünkü dünya dönmektedir. Dünya döndükçe, gece, daha önce gündüz olan yerlerin üzerini kaplamaya başlar. Dünyanın yüzeyi yuvarlak olduğu için onun üzerindeki gündüz gecenin üzerine yuvarlak bir aydınlık halinde düşer. İşte bu şekilde hareket sürekli devam eder.
    "Geceyi gündüzün üzerine örtüyor; gündüzü de gecenin üzerine sarıyor."
    Bu cümle, hareketin şeklini belirlemekte, konumunu sınırlandırmakta, dünyanın yapısını ve hareketinin türünü tayin etmektedir. Dünyanın yuvarlaklığı ve kendi ekseni etrafında dönüşü ile ilgili teori, Kur'an'daki ifadeyi, bu teoriyi benimsemeyen diğer açıklamalardan daha sağlıklı biçimde açıklamaktadır.

    "Her biri belli bir süreye kadar yörüngelerinde akıp giden güneş ve ayı buyruk altında tutar."
    Güneş kendi yörüngesinde, ay da kendi yörüngesinde akıp gidiyor. Her ikisi de yüce Allah'ın emrine bağlıdır. Hiç kimse onların ikisine hükmettiğini iddia edemez. Sağlıklı bir mantık bu ikisinin, harekete geçiren bir güç olmadığı halde hareket ettiklerini de kabul edemez. Milyonlarca senede bir zerre kadar dahi şaşmayan böyle dakik bir düzenin sahipsiz olması mümkün değildir. Güneş akıp gidecek, ay da akıp gitmeye devam edecektir.
    "Belli bir süreye kadar." Bu sürenin ne zaman sona ereceğini Allah'dan başka kimse bilemez.
    (Seyyid Kutub; Fi Zilal , Zumer suresi 5. ayet tefsiri)

    *****

    «Yukevviru» fiili dolamak mânâsını ifade eden tekvir masta*rından gelmektedir. Katade'den gelen rivayete göre bu ayette Ce*nab-ı Hak gündüzü geceye, geceyi de gündüze dolar. Yani birisi gider, diğeri gelerek onun yerini alır. Adeta ona bir elbise olur. Önce nurlu ve bembeyaz iken sonra karanlık ve simsiyah olur. Karanlık ve simsiyah iken de nurlu ve bembeyaz olur. Bu «örtme» mekânın örtülmesidir. Bu örtme hakikatte güneşin ve ayın değil mekânlarının örtülmesidir.

    KUR'AN MUCİZELERİ - DÜNYA YUVARLAK
    [GULYARASI]7663[/GULYARASI]

    KUR'AN MUCİZELERİ - DÜNYA DÖNÜYOR
    [GULYARASI]7662[/GULYARASI]
    **********

    Sapkın Bir Fetva :

    Dünya Yuvarlaktır" Diyenin, Tekfir Edilmesi
    İnternette dolaşan bir iddiada aşağıdakiler yazmakta. Bu iddianın hakikatini, burada dünya düz diye savunanların cevab vermesi gerekmektedir :
    Tarih: 1975
    Kaynak:Dünya’nın Sakin (dönmediği), Güneş’in Hareketli Olduğuna ve Gezegenlere Çıkmanın İmkansızlığına Dair Akli ve Hissi Deliller” kitabı
    Yazan : Şeyh Abdul Aziz Bin Baz

    Fetva: "Kim dünyanın yuvarlak olduğunu iddia ederse küfür ve delalete düşmüş olur. Çünkü bu iddia hem Allah’ın, hem Kuran’ın, hem Peygamber’in reddidir. Bunu iddia eden kişi tövbeye davet edilir. Ederse ne ala! Aksi takdirde kafir ve dinden dönmüş bir kişi olarak öldürülür ve malı da Müslümanlar’ın hazinesine katılır.
    Eğer ileri sürdükleri gibi Dünya dönüyor olsaydı ülkeler, dağlar, ağaçlar, nehirler, denizler bir kararda kalmazdı. İnsanlar batıdaki ülkelerin doğuya, doğudaki ülkelerin batıya kaydığını görürlerdi. Kıble’nin yeri değişir, insanlar kıbleyi tayin edemezlerdi. Velhasıl bu iddia sayması uzun sürecek birçok nedenden dolayı batıldır.”

    *****

    Dünya Düz Diyen Kral Ailesinden Prens Sultan bin Salman'ın Uzaya Çıkışı!
    Bazı mail gruplarında son günlerin favorisi. Dünya’nın düz olduğunu ileri sürüp tersini iddia edenlere sapık damgası vuran Suudi Şeyh Abdulaziz bin Baz da bol bol anılıyor. Ama bir de şu var ki, uzaya giden ilk Müslüman bir Suud. Hem de kraliyet ailesinden. Prens Sultan bin Salman, 1985 yılında yanına Kuran’ını da alıp Amerikan mekiğiyle uzaya gittiğinde hem Suudi haberleşme uydusunun yörüngeye girişini yakın mesafeden izlemiş, hem bilimsel deneyler yapmış, hem de hilali o kadar yakından görüp fotoğrafını çeken ilk Müslüman olmuştu. Amcası, Kral Fahd bin Abdulaziz ile de uzaydan telefonda konuşmuştu.

    Güneş’in hareket halinde olduğuna, Dünya’nın dönmediğine ve gezegenlere gitmenin mümkün olmadığına dair nakli ve ilmi kanıtlar.
    Bu bir risale başlığı.
    Yazarı da Medine İslam Üniversitesi’nden Şeyh Abulaziz bin Baz.
    Suudi Krallığı Bilimsel Araştırmalar Kurulu Başkanlığı yapmış bulunan Bin Baz’a göre, Dünya dönmüyor, sabit duruyor, Güneş ise sürekli yer değiştiriyor.
    Bunun tersine inanmak ise küfür ve sapıklık anlamına geliyor. Bu kişiler tövbe etmedikleri takdirde katledilmeleri vacip oluyor, mal ve mülklerinin de kamu hazinesine devredilmesi gerekiyor.


    Şeyh Bin Baz, iddiasını şu argümana dayandırıyor:
    Güneş mutemadiyen bir yerden doğuyor, bir yerden batıyor. Eğer dünya dönüyor olsaydı dağlar, ağaçlar, nehirler ve denizler sürekli yer değiştirirdi. Ama gelin görün ki, ne Mekke’deki Nur Dağı, ne de Medine’deki Uhud Dağı yer değiştirmiştir. Demek ki, "Dünya dönüyor ama, güneş sabit duruyor" diyenler bir sapıklık içindedir.


    Bu arada, gözleme dayalı bilimsel iddialar ortaya atan ve 1999 yılında 90 yaşında hayata veda eden Şeyh Bin Baz’ın görme engelli olduğunu belirtmem gerekiyor.

    Şeyh, hem Başmüftü ve Ulema Kurulu Direktörü hem de Bilimsel Araştırmalar Kurulu Başkanı olduğu için, ibadet ve uzay bağlamında akla takılan her soruyu ona yöneltmek gerekiyor.

    Nitekim Prens Sultan bin Salman da öyle yapıyor.

    1985 yılında Discovery mekiği ile uzaya çıkmadan önce, orada kıbleyi nasıl bulurum, nasıl abdest alır, yatsıyı ikindiyi nereden anlar, yerçekimsiz ortamda nasıl secdeye varırım sorularının cevabını almak üzere şeyhin huzuruna çıkıyor.

    Şeyh işi yokuşa sürmüyor. "Uzayda namaz sorunu olmaz, çünkü hiçbir şey yeryüzünü terk edemez" diye kestirip atıyor.

    Bununla birlikte Prens Sultan, uzaya sefere çıkan ilk Müslüman, ilk Arap ve ilk kraliyet mensubu olarak Discovery ekibine katılıyor. Suudi televizyonu, şeyhin dünyadan ayrılamayacağını iddia ettiği prensin yörüngedeki görüntülerini yayınlıyor. Prens, amcası Kral Fahd bin Abdülaziz ile telefonda konuşuyor. Tur rehberi gibi, mekiğin iç mekanlarını Suudi izleyicilere anlatıyor, Kuran okuyor. Prensi namaz kılarken gören olmuyor ama, bütün Suudi Arabistan, kralın yeğeninin uzayda olduğunu biliyor.

    YÖRÜNGEDEKİ PRENS

    Mekik yörüngeye girdikten sonra NASA üniformaları çıkarılıyor, kıyafet serbest. Ancak prensin, yerçekimsiz ortamda munasip olmayacağı için entari giymediği dikkat çekiyor.

    Discovery’nin seferi sırasında yörüngeye üç uydu yerleştiriliyor. Bunlardan biri Arabsat’a ait haberleşme uydusu. Dünya dönmüyor diyen Şeyh bin Baz’a inat, Suudi’nin sadece prensi değil, uydusu da yörüngede turlamaya başlıyor.

    O dönemde 28 yaşında olan Prens Sultan, deneyimli bir pilot. Ancak uzaydaki görevi başka. Suudi bilimadamları tarafından hazırlanan üç ayrı deneyi gerçekleştiriyor. Bunların içinde en karmaşık olanı, Kraliyet ailesinden Prens Türki’nin Stanford Üniversitesi’ndeki doktora tezi için hazırladığı iyonlanmış gaz deneyi.

    Prens Sultan ayrıca, petrol ve suyun yerçekimsiz ortamdaki bileşiminin hangi davranış sürecini gösterdiğine dair bir deney de yapıyor. Petrol sızıntısıyla mücadelede yol gösteren bu deneyde Kuveyt ve Cezayir petrolü kullanılıyor. Diğer deneyde ise yerçekimsiz ortamın insan vücudu üzerindeki etkileri araştırılıyor.

    Prens, hilali uzayda gözleyip fotoğrafını çeken ilk Müslüman olarak da tarihe geçiyor. Bu gözlem, ramazan ayının sona erdiğini gösteren anın tespit edilmesi açısından Suudiler için önemli.

    İşte böyle ilimle dolu uzay seferinden dönüşünde Prens Sultan, Taif’te "prensler" gibi karşılanıyor. Amca Fahd, astronot yeğenine, Kral Abdulaziz nişanı takıyor ve Hava Kuvvetleri’nde binbaşılık rütbesine yükseltiyor. Caddelerde geçit resmi düzenleniyor, şiirler okunuyor ve uzay seferinin anısına, mekikli-uydulu-minareli, NASA ve Suudi amblemli pul serisi çıkarılıyor.

    Prens beyanatlar veriyor: "Arab dünyası bir dönüm noktasına gelmiş bulunuyor. Petrol, para ve teknolojik gelişmenin ilk evresini geçtik. Yeni kuşak artık ileriye bakıyor, fırsat eşitliği ve eğitim hamlesiyle dünya topluluğuna katılmaya hazırlanıyor. Bunlar geleceğin anahtarı. Ben uzayda 1 milyar Müslümanı temsil ettim. Onları, Amerikan gemisiyle uzaya götürdüm."

    O uzay seferinin üzerinden 21 yıl geçti. Prensin geniş ufuklu tahminlerinin aksine dünyada uyum değil, zıtlaşma yaşanıyor. O 21 yıl içinde uzaya giden başka Müslüman çıkmıyor.

    Geçen eylül ayında İran kökenli Amerikan vatandaşı Anuşeh Ensari, Rus Soyuz aracıyla Uluslararası Uzay İstasyonu’na ayak bastığında, uzaya giden ilk Müslüman kadın ve ilk İranlı unvanını kazanıyor. Ancak uzay turisti olarak.

    Şimdi Malezyalılar, uzaya gidecek üçüncü Müslümanı hazırlıyor. Ruslarla gidilecek ve deneyler yapılacak. Şu anda Malezya’da Dünya düzdür diyen bir şeyh yok, ancak hararetli bir şekilde uzayda ibadet sorununu tartışıyorlar. Mesela en önemli sorunlardan biri şu: Uzay istasyonu 24 saat içinde dünya çevresinde 16 kez dönüyor. Her 90 dakikada bir güneş doğup batıyor. Bu durumda namaz vakitlerini günde 80’e mi çıkarmak gerekiyor? Çözümü, Mekke saatini esas almak.

    Peki kıble nasıl bulunacak? Kıbleyi bulan döner astronot koltuğuyla.

    İstasyonda su kısıtlaması var, abdest nasıl alınacak? Kuran’a göre toprak ve külle de olur. Ama, uzayda toprak ve kül yok.

    **********
    DÜNYANIN DÜZ VE DÖNMEDİĞİNİ İDDİA EDENLERİN CEVAP VERMESİ GEREKEN SORULAR

    Bak ferbay ; Kralcıların (ebu Muaz vs) dünanın düz oluşuyla ilgili tevilleri hem pekçok ayete, mufessirlere ve gerçeklere (video-resim) aykırıdr.
    İmam Gazali'nin de dediği gibi; yapmaları gereken, tevillerini gerçeklere- kesin bilgiye göre düzeltmeleridir. Şeriat, kesin bilgiye nasıl aykırı olur? hiç düşünmüyorlar mı? Bunu kendine nasıl izah edebiliyorsun?
    Ayet ve hadisleri delil arayarak önceden karar vermiş olduğun neticeye göre nasıl yorumlanabilir? Hadi yorumluyorlar, kendisi gibi düşünmeyen , hatta yorumları hakikatlede uyum sağlamışsa nasıl suçlayabilirsiniz?


    İnsanoğlunun aya çıktığını da kabul etmiyor musunuz?

    Gördüğünüz Dünya resimlerine fotomontaj mı diyorsunuz? Yoksa nasıl bir yorum yapıyorsunuz?

    Dünyanın düz olduğunu kabul ederken dikdörtken, kare nasıl bir düzlem-satıh diyorsunuz?

    Kutubları nereye koyuyorsunuz?

    Dünya düz olursa, bir bölgede gece iken, bir başka bölgede nasıl gündüz olabiliyor?

    Dünya düz olsaydı, uzaktan gelen gemi nasıl görünürdü?

    Dünya düz olsaydı, "gün doğumu" ve "gün batımı" saatlerinin dünya'nın her yerinde aynı olması gerekmez miydi?

    Dünya yuvarlak olsaydı; ufuk çizgisi olmayacağına göre yerine ne olurdu?
    Dünyanın Düz Olduğuna İnanan Yerli Kralcılar; T.C. nin okullarındaki çeşitli derslerdeki Dünyanın Yuvarlaklığıyla ilgili mudahaleleri nelerdir?
    Dünya düz iddiasında bulunanlar, Dünya yuvarlaktır diye işleyen "Google Earth" programını kullanmayı Haram mı görüyorlar?
    [​IMG] [​IMG] [​IMG]

    vs vs bitmez...

    Ay'dan Dünya'ya Bakış
    [​IMG]
  4. ferbay1

    ferbay1 Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Ebu Zerr radıyallahu anh’den: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bir gün: “[FONT=Arial,Arial][FONT=Arial,Arial]Bu güneş nereye gider biliyor musunuz?” buyurdu. Sahabeler:
    “Allah ve Rasulü bilir” dediler. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: 78
    “[FONT=Arial,Arial][FONT=Arial,Arial]O, arşın altındaki karargâhına varıncaya kadar gider ve orada secdeye kapanır. Kendisine: “Kalk, geldiğin yere dön!” denilinceye kadar o halde kalır. Bunun üzerine geri döner ve sabahleyin doğduğu yerden tekrar doğar. Sonra yine Arş'ın altındaki karargâhına varıncaya kadar akıp gider ve (yine) secdeye kapanır. Kendisine: “Kalk, geldiğin yere dön!” deninceye kadar o halde kalır. Ve tekrar dönerek sabahleyin doğduğu yerden doğar. Daha sonra artık insanlar onun hiç bir halini yadırgamaz olarak Arş'ın altındaki o karargâhına varıncaya kadar akıp gider. Nihayet kendisine: “Kalk, yarın sabah battığın yerden doğ!” denilir; o da battığı yerden doğar.” buyurdu ve sözüne Ģöyle devam etti:
    “[FONT=Arial,Arial][FONT=Arial,Arial]Bu ne zaman olacak biliyor musunuz? Bu: daha önce iman etmeyen yahut imanında bir hayır kazanmayan hiç bir kimseye, o günkü imanının fayda vermeyeceği zamandır.”89
    89 Müslim (159) lafız onundur. Buhari iki yerde muhtasar olarak: (4525, 6996)
    ReĢit Rıza, Tefsirul Menar’da, ġeyhi Muhammed Abduh’tan aldığı; eksik akılla idrak edilemeyen gaybî meselelerde akıl ile hükmederek tevil veya inkar usulüyle, bu rivayetin isnadını ve metnini, delil ve açıklama ortaya koymadan, akla muhalif olması iddiası ile eleĢtirmiĢtir. Bu metod, mutezileyi Sahabe ve 79
    tabiinden olan selefi salihin menhecinden ayıran esastır.
    Ġsnadındaki eleĢtirisine gelince; Ebu Zerr radıyallahu anh’den rivayet eden ravi; Ġbrahim b. Yezid b. ġüreyk et-Teymî’nin güvenilir olmakla birlikte müdellis olmasıdır. Nitekim bunu Ebu Zerr radıyallahu anh’den - iddiasına göre - tedlis sigası olan an’ane ile nakletmiĢtir. Halbuki bu apaçık hatadır. Müslim’in uzunca rivayeti âlî isnaddır. Yine Buhari’nin muhtasar iki rivayetinden birinin isnadında: Ġbrahim et- Teymî – babası – Ebu Zerr yoluyla gelmiĢtir. Ġbrahim’in babasından iĢitmesinin ispatı Müslim’in rivayetinde gelmiĢtir.
    Metnine karĢı çıkmasına gelince, bu da merduttur. Zira güneĢin ArĢ altında secdesinin ademoğullarının secdesi gibi olması gerekmez. Her mahluk ister istemez Rab Azze ve Celle’ye yalnızca Allah’ın bildiği, yaratılıĢ sıfatına uygun Ģekilde secde eder. Bu her mahlukatın Allah’ı bilinmeyen değiĢik Ģekillerde tesbih etmesi gibidir. nitekim Allah Azze ve Celle Ģöyle buyurur:
    “[FONT=Arial,Arial][FONT=Arial,Arial]Yedi gök, yer ve bunlarda bulunan herkes O'nu tesbih eder. O'nu övgü ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur. Ne var ki siz, onların tesbihini anlamazsınız.”(Ġsra 44)
    GüneĢin ArĢın altında bulunan karargahına akıp gitmesi ile kastedilen Ģey hakkında iki görüĢ vardır. Bunları Ġbn Kesir, Yasin suresinin tefsirinde (3/741) zikreder: 80
    “Birincisi, mekânda karar kılınan yerin kastedilmiĢ olmasıdır ki bu ArĢ'ın altında o yönden dünyadan sonra gelen kısımdır. O nerede bulunursa orası ve bütün yaratıklar ArĢ'ın altında yer alırlar. Çünkü o, dünyanın tavanıdır. Felekiyat ilminin mensuplarından bir çoğunun iddia ettiği gibi, o küre biçiminde değildir. Meleklerin taĢıdığı ayakların üzerine konulmuĢ bir kubbedir. Bu, insanların baĢ tarafına gelen tarafta âlemin üst kısmında olandır. Öyleyse gün dönümü vaktinde felek kubbesinde bulunduğu zaman ArĢa en yakın noktada bulunmaktadır. Bu durağın karĢısında yer alan dördüncü yörüngesinde döndüğü zaman ise gece yarısı vaktidir. Ve o zaman, ArĢ'a en uzak noktada bulunur. ĠĢte bu vakitte secdeye kapanarak doğmak için izin ister. Nitekim bu konuda pek çok hadis-i Ģerif vârid olmuĢtur…” sonra Ģöyle devam eder:
    “Ġkinci kavle gelince; “yörüngesinden” maksat; onun fiilinin son bulduğu zamandır ki bu da kıyamet günüdür. O gün güneĢin seyri bozulur, hareketi durur ve bu âlem artık sona erer ki iĢte güneĢin zaman bakımından karar kıldığı yer burasıdır.”
    Derim ki; ayet iki görüĢe muhtemeldir: “Karargahı” ifadesi umumî olup zaman olarak ve mekan olarak anlamını kapsar. Allah sana rahmet etsin, Sahabe’nin yolundan giden Salih seleften âlimlerin istinbatını ve fıkhını görüyor musun? Onlar bir adamın Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’den rivayet ederek Allah’tan geldiği sabit olan, gözlerinin görmediği ve 81
    akıllarının idrak edemediği gaybî haber naslarını akıllarıyla inatlaĢarak karĢılamıyorlar ve sahih iman ve düzgün akıl ile kabul ediyorlar!
    Gaybî naslara karĢı künhünü idrakten aciz akıllarıyla harp açan akılcılar buna muhalefet ederler. Allah’tan utanıp da cahilliklerini veya Allah’ın kendisine has kıldığı gaybı tamamen bilme heveslerini engellemezler. Bilmiyorum Ģunu neden akledemiyorlar; muhakkak ki gaybe iman: Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’den gelen haberlere teslim olmaktır. Bu Allah’ın sadık ile yalancıyı ayırt ettiği, imanın en önemli özelliklerindendir. Allamul guyub olan Allah Subhan’dır! (Ebu muaz dünyanın düz oluşu)
  5. Abdulmuizz Fida

    Abdulmuizz Fida فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ Yetkili Kişi Site Admin

    DÜNYANIN DÜZ VE DÖNMEDİĞİNİ İDDİA EDENLERİN CEVAP VERMESİ GEREKEN SORULAR

    Bak ferbay ; Kralcıların (ebu Muaz vs) dünanın düz oluşuyla ilgili tevilleri hem pekçok ayete, mufessirlere ve gerçeklere (video-resim) aykırıdr.
    İmam Gazali'nin de dediği gibi; yapmaları gereken, tevillerini gerçeklere- kesin bilgiye göre düzeltmeleridir. Şeriat, kesin bilgiye nasıl aykırı olur? hiç düşünmüyorlar mı? Bunu kendine nasıl izah edebiliyorsun?
    Ayet ve hadisleri delil arayarak önceden karar vermiş olduğun neticeye göre nasıl yorumlanabilir? Hadi yorumluyorlar, kendisi gibi düşünmeyen , hatta yorumları hakikatlede uyum sağlamışsa nasıl suçlayabilirsiniz?

    İnsanoğlunun aya çıktığını da kabul etmiyor musunuz?

    Gördüğünüz Dünya resimlerine fotomontaj mı diyorsunuz? Yoksa nasıl bir yorum yapıyorsunuz?

    Dünyanın düz olduğunu kabul ederken dikdörtken, kare nasıl bir düzlem-satıh diyorsunuz?

    Kutubları nereye koyuyorsunuz?

    Dünya düz olursa, bir bölgede gece iken, bir başka bölgede nasıl gündüz olabiliyor?

    Dünya düz olsaydı, uzaktan gelen gemi nasıl görünürdü?

    Dünya düz olsaydı, "gün doğumu" ve "gün batımı" saatlerinin dünya'nın her yerinde aynı olması gerekmez miydi?

    Dünya yuvarlak olsaydı; ufuk çizgisi olmayacağına göre yerine ne olurdu?
    Dünyanın Düz Olduğuna İnanan Yerli Kralcılar; T.C. nin okullarındaki çeşitli derslerdeki Dünyanın Yuvarlaklığıyla ilgili mudahaleleri nelerdir?
    Dünya düz iddiasında bulunanlar, Dünya yuvarlaktır diye işleyen "Google Earth" programını kullanmayı Haram mı görüyorlar?

    [​IMG] [​IMG] [​IMG]

    vs vs bitmez...
  6. Abdulmuizz Fida

    Abdulmuizz Fida فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ Yetkili Kişi Site Admin

    Dünya Dönmüyor Savunması (Komedi)

    7647



    Güneş Dünyayı Isıtmaz (Komedi)

    8371
  7. ferbay1

    ferbay1 Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Madem biz tevil ediyoruz sizler bu hadisleri nasıl anlıyosunuz? bir açıklayında biz de bilelim. olay sizin dediğiniz gibide değil
    tevil edenler sizlersiniz üstelik tevil edip bunu karşı tarafa yapıyorsunuz demek ne kadar hak yarın kıyamet gününde hesap vereceğimizi unutmayalım. bizler aşağıdaki hadisler gibi iman ediyoruz. bizler imanla mükellefiz bugün ki müşrikler bu şekilde dedi diye yarın tersini söylemeyeceğine dair elinizde delil var mı? gece ve gündüzün olmasıda dünyanın dönmesi ile değil güneş ve ayın yörengelerinde hareket etmesi ile oluşur varsa delililiniz ispatlayın. artı dünyanın düz olduğuna dair düz dünya cemiyeti var amerikanın aya çıkmasıda palavra 46 yıl önce çıkan mahluklar bugün ki teknoloji ile çıkıpta yayın yapsalar ya?
    benim için kişiler kıstas değildir deliller kıstasdır imam gazali, ebu muaz hiç farketmez getirdiği delile bakarım.


    iyas b. Muaviye şöyle demiştir: ・Sema, yeryüzü üzerinde kubbe gibidir.・60
    60 Sahih maktu. Taberi (16/325) Ġbn Hazm el-Fasl Fi’l-Milel ve’l-Ehva ve’n-Nahl

    Vehb şöyle demiştir: ・Yerleri ve denizleri çevreleyen semanın etrafında çadır gibi bir şey vardır・61

    ibn Ebi Hatim, es-Suddî’den “[FONT=Arial,Arial][FONT=Arial,Arial]Sema’yı bina kıldık” ayeti hakkında şöyle dediğini rivayet etmiştir: “Sema, yeryüzü üzerine kubbe gibi bina edilmiştir ve o yeryüzü üzerinde bir tavandır.”63
    63 Sahih maktu. ibn Ebi Hatim Tefsir (1/56)

    ・[FONT=Arial,Arial][FONT=Arial,Arial]Görmüyor musun, Allah, yeryüzündeki her şeyi ve kendi emriyle denizde yüzen gemileri size boyun eğdirmiştir. Keza izni olmaksızın yer üzerine düşmemesi için göğü de tutmaktadır. Şüphesiz Allah, insanlara karşı çok şefkatlidir; çok merhametlidir.・ (Hac 65)
    ibn Kesir şöyle demiĢtir: ・Buyruğu olmadıkça, göğü yerin üzerine düşmemesi için O tutar.・ şayet dileyip göğe izin vermiş olsaydı, yeryüzüne düşer ve ondakileri helak ederdi. Fakat lutfu, rahmeti ve kudretinden olarak göğü buyruğu olmadıkça yeryüzüne düşmemesi için O tutar.・66
    66 Ġbn Kesir (5/451) 52
    Dünya küre şeklinde olsa idi, onun üzerinde kubbemsi tavan olan sema’nın onun üzerine düşmesinden bahsedilmezdi.


    Hama Camii müderris ve hatibi, aynı zamanda Ġbn. RüĢd Lisesi Din dersi öğretmeni olan Allame [FONT=Arial,Arial][FONT=Arial,Arial]Muhammed el-Hâmid, [FONT=Arial,Arial][FONT=Arial,Arial]«Safsatalara reddiye ve bazı gerçeklerin billurlaştırılması» adlı kitabının 334’üncü sayfasında [FONT=Arial,Arial][FONT=Arial,Arial]«Bilimsel teoriler karşısında Müslümanların tutumu» baĢlığı altında aynen Ģunları kaydetmektedir:
    «Modern bilim, gün be gün bize yepyeni bir Ģey sunmakta, teorilerinin iç yüzünden bizi haberdar etmekte, birçok tabiat olayı üzerinde bulunan perdeyi kaldırmakta ve onu büyük bir takdirle karĢıladığımız yardım ellerini bize uzatmaktadır. Ġslam dini gerçek ilmin kardeĢidir, onun yandaĢıdır. Kur’an-ı Kerim’e dikkat nazarı ile bakan ve onu basiretle tefekkürle ve aydınlanmak için okuyan kimseyi, öğretisiyle ve birçok nassıyla buna davet eder.»
    ġu noktada hiç kuĢku yoktur ki kâinat olaylarını derinlemesine inceleyip araĢtırmak insanı imana davet eder; akideyi pekiĢtirir; onu ilmin kazıklarıyla tespit eder; ona öyle bir doyumluluk verir ki o imanın sahibi inancın bütün serinliğini içinde hisseder ve bilir ki Allah Teâlâ’dan baĢka (ibadete layık) bir ilah yoktur; yaratan, dizayn eden, takdir buyuran ve hidayete erdiren yalnızca O’dur. O, bütün gönüllerin kendisine yönelmeye ve ibadet etmeye layık olduğu Allah’tır. Ancak sahipleri tarafından zaman zaman bize açıklanmaya çalıĢılan Ģu 92
    teoriler, aslında ispatlanma bakımından farklıdırlar. Bazıları gerçekten inkâr edilemeyecek derecede kesindirler; bazıları henüz inceleme ve araĢtırma safhasındadırlar; bazıları ise yanlıĢ oldukları için onlardan yüz çevrilmiĢtir. Halbuki bunlar vaktiyle sahiplerinin nazarında gerçeklerden sayılıyorlardı. Bu teorilerden bazılarına, Kur’an-ı Kerim red veya kabul babında dokunduğu için, Müslümanların bunlara, akide ve imana uygunluk perspektifinden yaklaĢması gerekir. Batılın, ne önünden ne de arkasından kendisine asla yaklaĢmadığı Kur’an-ı Kerim’in gösterdiği hidayet doğrultusunda bunları ele almak lazımdır. Onun için Müslümanlar Kur’an-ı Kerim’in (bu teorilerden) tastik ettiğini doğrulamalı, olumsuz karĢıladığını da ret etmelidirler. Kur’an-ı Kerim’in kabul veya ret etmediği hususları da ilmi araĢtırmaya bırakmalıdırlar. Çünkü yalnızca o kendisi, onu ret veya kabul etmenin töhmetini yüklenir. Öyle ise insanlar, heveslerine yenilmekten ve duygusal tahakkümlerinden kaçınsınlar. Ta ki kanıtlandığını müsellem kılan bir delil ortada yokken ve henüz dengesiz dururken yeni bir düĢüncenin seviyesine asla Kur’an-ı Kerim’i indirmiĢ olmasınlar. Yok eğer onlar böyle yaparlar da daha sonra batıl olduğu ortaya çıkacak bir teoriyi, (acele ederek) ayet-i kerimelerle teyit etmeye kalkıĢırlarsa, bu suretle dinlerine çok büyük kötülük yapmıĢ, ve Ġslam düĢmanlarının ona dil uzatmalarına imkan vermiĢ olurlar. Ġslam düĢmanları bu durumda «bakınız Kur’an batıldır, çünkü ayetleri batıl bir görüĢü desteklemektedir» diyeceklerdir. Eğer bilgisizce konuĢmanın bize neye mal olacağını 93
    Kur’an-ı Kerim’den heybetlenerek kestirirebilirsek, onun tehditlerini hesaba katarak bunu aklımıza yerleĢtirirsek, düĢünmede dengeli bir yol izleyecek olursak Allah’ın izniyle bu suretle (dinimize iyilik yapalım derken) ona karĢı iĢleyebileceğimiz cinayetten korunmuĢ oluruz.
    ġimdi de bir tek örnek alalım ve yalnızca bir konuda bile teorilerin nasıl değiĢtiğini, onun üzerindeki görüĢlerin nasıl yön değiĢtirdiğini önce görelim; sonra da Kur’an-ı Kerim’in kararlaĢtırdığı Ģekilde gerçeği ortaya koyalım ve bâtılı da duvarın yüzüne çalalım; zanları da bir kenara atalım.
    Eski astronomlar, dünyanın durgun olduğunu, GüneĢ’in ise onun etrafında döndüğünü ileri sürüyorlardı. Daha sonra dünyanın döndüğünü, GüneĢ’in ise sabit olduğunu ileri süren astronomlar zuhur etti. Bu düĢünce geniĢ biçimde tutundu. Birçok insan bu düĢünceye hiç tereddüt etmeyecek Ģekilde inandı. Sonra bazı akıllara bu konuda Ģüphe sızdı. Hatta yeni astronomlar arasında ilk görüĢe tekrar dönüĢ oldu. Sonra Allame [FONT=Arial,Arial][FONT=Arial,Arial]Ferid Vecdi’nin [FONT=Arial,Arial][FONT=Arial,Arial]«İlim Çağında İslâm» adlı kitabından bazı nakiller burada zikredildi. Adı geçen kitaptan sana biraz önce anlattık. Ondan sonra da adı geçen Allame ġeyh Muhammed el-Hâmid aynen Ģöyle diyor:
    [FONT=Arial,Arial][FONT=Arial,Arial]«1926 yılında “Dünya dönmemektedir” adı altında Fransa’da bir kitap yayınlandı. Bu kitabın yazarı [FONT=Arial,Arial][FONT=Arial,Arial]Rayau Fitche[FONT=Arial,Arial][FONT=Arial,Arial]’dir. Yazar bu eserinde, dünyanın durgun olduğuna ilişkin bilimsel 94
    [FONT=Arial,Arial][FONT=Arial,Arial]kanıtları anlatmakta, kitabı şöyle sonuçlandırmaktadır:»
    «“Bütün bu deliller Güneş’in ve ayın dünya etrafında döndüklerini, yerin ise hareket etmediğini kanıtlamaktadır.” Bundan da anlaşılmaktadır ki dünyanın, sözde döndüğü düşüncesi, henüz üzerinde ittifak edilmiş bir kanaat değildir. Asla batılın bulaşmadığı Allah’ın ayet-i kerimeleriyle, doğrulanmamış bir şeyi doğru göstermek bir cürettir (küstahlıktır). Biz aslında bu astronomları bir kenara bırakalım. Onlar birbirlerini yalanlaya dursunlar. Biz inanarak ayet-i kerimeleri okuyalım; bilelim ki onlar haktır, onlarda şüphe yoktur. Allah Teâlâ, -kendisini suçladıkları konularda- insanlarla geçinmek için gerçek dışı bir şeyi haber vermez. Aralarında uzlaşamayan o kimseler kâinatın yaradılışını görmüş, seyretmiş değillerdi ki sözleri kanıt diye ileri sürülebilecek bir hüccet sayılsın. Ya da ışığında yol alınsın.... Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: [FONT=Arial,Arial][FONT=Arial,Arial]«Ben onlara ne göklerin ve yerin yaradılışını, ne de kendilerinin nasıl yaratıldığını göstermedim. Sapıkları kendime yardımcı da yapmadım.»[FONT=Arial,Arial][FONT=Arial,Arial]92
    92 Kehf/51
    [FONT=Arial,Arial][FONT=Arial,Arial]
    «Biz, içinde Allah Teâlâ’nın, dünya’dan, Güneş’ten, Ay’dan ve yıldızlardan söz ettiği ayetlere baktığımızda, gerek Hz. Peygamber’in, (s)’in, gerekse ashabının (r) anladığı biçimde onları anlamalıyız; ki haşa onlar bu ayetleri nasıl olur da yanlış anlamış; onların dışındakiler de
    95
    [FONT=Arial,Arial][FONT=Arial,Arial]nasıl olur da bu ayetleri doğru anlamış olabilirler?!! Fakat bazı küstah insanlar Allah’a karşı baş kaldırmış, diyorlar ki: “Allah’ın –mealen- buyurduğu [FONT=Arial,Arial][FONT=Arial,Arial]“Dağları görürsün, onları donuk sanırsın; oysa onlar bulutlar gibi geçip giderler” [FONT=Arial,Arial][FONT=Arial,Arial]ayet-i kerimesi dünyanın döndüğüne ve hareket ettiğine delalet etmektedir.” Halbuki bu kanıtlama yanlıştır ve makbul bir tefsir değildir. İşte sana gerçek açıklaması:»
    «Dünyanın döndüğüne ilişkin olarak bu ayet-i kerimeleri kanıt gösterebilmek, onlardaki siyak ve sibakın, kanıtlayıcının anlamadığı biçimde olmamasına bağlıdır. Bununla birlikte, onunla çatışan bir nass da bulunmamalıdır. Her iki nokta da burada mevcuttur. O zaman kanıtlama yolu doğru değildir; görüş de isabetli değildir.»
    «Birinci noktaya gelince [FONT=Arial,Arial][FONT=Arial,Arial]sibak[FONT=Arial,Arial][FONT=Arial,Arial], ki sözün başlangıcıdır ve [FONT=Arial,Arial][FONT=Arial,Arial]siyak [FONT=Arial,Arial][FONT=Arial,Arial]ki o da sözün sonudur; ikisi de dağların aynen bulutlar gibi yürüdüğünü ifade etmektedirler; ancak bu kıyamet gününde olacaktır. Çünkü ayet o günü nitelemektedir. Nitekim Allah Teâlâ (bu ayetin –sibakında- yani başlangıcında) buyuruyor ki: “Sura üfleneceği gün, göklerde ve yerde kimler varsa hepsi korkar ürperirler -Allah’ın diledikleri hariç-; herkes O’nun huzuruna ezik (çekingen, korkulu ve küçülmüş) olarak gelir. O gün dağları görürsün, onları donuk (durmuş) sanırsın; oysa onlar aynen bulutlar gibi geçip giderler. Bu, her şeyi yerli yerinde yaratan Allah’ın sanatıdır. Gerçek şu ki O, işlediklerinizden haberdardır. (O gün amel olarak) Kim bir iyilik getirecek olursa ona, (ödül
    96
    [FONT=Arial,Arial][FONT=Arial,Arial]olarak) ondan daha hayırlısı vardır ve o günün dehşetinden emindirler. Ancak her kim ki (amel olarak) bir kötülük getirecek olursa onlar da ateşe yüz üstü atılacaklardır. Elbette ki işlediklerinizin karşılığından başkasıyla ceza (ya da mükâfat) görmeyeceksiniz.”»
    «Açıkça görüldüğü üzere bu ayetler kıyamette olacaklardır, dünyada değil. Ayrıca nice ayetler vardır ki başlangıç ve sonlarından anlaşıldığı gibi Allah’ın, kıyamette ancak dağların yürüyeceğini, -yüce kitabının birçok yerinde- zikrettiğine ilişkin anlam vermektedir. Bunları başka türlü anlamak imkansızdır.»
    Allah Teâlâ Kehf Sure-i Şerif’inde şöyle buyurmaktadır: [FONT=Arial,Arial][FONT=Arial,Arial]“O öyle bir gündür ki dağları yürütürüz, ve yer yüzünü dümdüz görürsün; onları bir araya toplarız, onlardan birini bile atlamayız.”[FONT=Arial,Arial][FONT=Arial,Arial]. Tekwîr Suresi’nde de şöyle buyurmaktadır: [FONT=Arial,Arial][FONT=Arial,Arial]“Güneş dürüldüğünde, yıldızlar matlaştığında, dağlar yürütüldüğünde, hayvanlar bir araya getirildiğinde”»
    [FONT=Arial,Arial][FONT=Arial,Arial]«Bu beyanla anlaşılmaktadır ki, dünyanın hareket ettiğini ayetlerle kanıtlamak batıldır.»
    «İkinci noktaya gelince o da, itiraz eden bir nassın bulunmamasıdır. Oysa biz bu düşünceye sırf şerî bir meseledir diye baktığımızda, Kur’an naslarının onu engelleyici hükümlerinden başka bir sonuca varamayız. Şöyle ki: Kur’an, yer yüzünün sabit olduğunu ifade etmektedir ki Allah Teâlâ’nın bu konuda şu sözünden daha açık bir
    97
    [FONT=Arial,Arial][FONT=Arial,Arial]şey bulunmamaktadır. Allah, «Yer yüzüne rawasîler serpiştirmiştir ki sizi sarsmasın», buyuruyor. Başka bir yerde de şöyle buyurmaktadır: «Yer yüzüne rawâsîler koyduk ki onları sarsmasın». Bu ayette geçen «Meyd» kelimesi, hareketlenmek, sallanmak demektir. Arapça dil kuralları da bunu teyit etmektedir. Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: «Biz yer yüzünü bir beşik ve dağları da kazıklar haline getirmedik mi?». Bu ayetler, Allah Teâlâ’nın, yer yüzünü –hareket etmesin ve sallanmasın diye- dağlarla tesbit ettiğini açıkça kanıtlamaktadır. “Tıpkı geminin dengesini korumak için ona ağır şeyler yüklemek gibi- yer yüzünün de –sallanmasın diye- dağlarla tespit edilmiş olması onun dönmesine engel değildir”, bir tekellüftür, soğuk bir zorlanmadır ve İslâmî zevke uymamaktadır. Kur’an’a özgü belagat da bunu kabul etmemektedir. Çünkü bu, yorumlama ile bir çıkmaz sokağa girilmekte ve nassı, gereksiz yere akla gelenin dışına çekmektedir. Bu ise hakikatte sıhhatli temellere dayanan bir yorum değil, oyun oynamaktır. Çünkü Kur’an-ı Kerim, dünyanın durgun olduğunu kesin biçimde ifade ettiği gibi Güneş’in ve Ay’ın da hareket halinde olduklarını ve onun etrafında döndüklerini kesin şekilde ifade etmektedir. Allah Teâlâ, bu konuda şöyle buyurmaktadır:»
    «Geceyi ve gündüzü, Güneş’i ve Ay’ı yaratan O’dur. Hepsi bir felekte yüzerler.». Bu ayette “Kul’lun” kelimesi üzerinde bulunan tenwin, iwaz’dır. Bu ise “Kul’lun minhuma”, (yani o ikisinden her biri) demektir. Bundan Güneş ve Ay kastedilmektedir. Dünya ile ilgili bir ifade
    98
    [FONT=Arial,Arial][FONT=Arial,Arial]yoktur. Güneş’e ve Ay’a ait (Huma) zamirinin burada çoğul olarak geçmesi, onların doğuş noktalarının çok olması itibariyledir. Esasen bu zamirin çoğul olarak gelmesi, bundan önceki ve sonraki ayet fasıllarına uymak bakımından güzeldir. Çünkü hepsi de [FONT=Arial,Arial][FONT=Arial,Arial]waw [FONT=Arial,Arial][FONT=Arial,Arial]ve [FONT=Arial,Arial][FONT=Arial,Arial]nun[FONT=Arial,Arial][FONT=Arial,Arial]’la bitmiş bulunmuktadır. Allah Teâlâ,şöyle buyuruyor:
    [FONT=Arial,Arial][FONT=Arial,Arial]«“Güneş, kendisi için belirlenmiş olan bir durağa doğru akmaktadır. Bu, Azîz ve Alîm olan Allah’ın takdiri iledir. Ay için de menziller tayin buyurmuşuzdur; ta ki o eğilmiş bir hurma dalı gibi size gözükünceye kadar. Ne Güneş’in Ay’ı idrak etmesi, ne de gecenin gündüzü geçmesi gerekir. Hepsi bir felekte yüzerler”»
    [FONT=Arial,Arial][FONT=Arial,Arial]«Burada Güneş için bir cereyan tespit edilmiştir. Bu, intikalî bir harekettir. Onun değirmensel hareketine gelince (yani astronomların iddiasına göre onun eksen etrafındaki dönüşüne gelince), buna Arap dilinde cereyan değil, deveran denir. Halbuki Kuran’ın nassı bunu cereyan diye ifade etmektedir.»
    «Bunun özeti şudur: Bu fasılda zikrettiklerimizin toplamından şöyle bir sonuç meydana çıkmaktadır: Bilimsel kanıt, dünyanın hareket ettiğini desteklememektedir. Bilakis onun durgun olduğunu, hareketin ise Güneş’e ve Ay’a ait bulunduğunu belirlemektedir. Eğer ayet-i kerimelerden bazıları, astronomların aleyhinde ve onları ret eder mahiyette olan ayetlerin çoğunun verdiği anlam dışında yorumlanır ise bu, Kur’an-ı Kerim’e karşı bilgisizce açık bir
    99
    [FONT=Arial,Arial][FONT=Arial,Arial]küstahlık olur. Efendimiz Hz. Rasulullah –Allah’ın selamı O’nun, Âl ve ashabının üzerine olsun- buyuruyorlar ki “Her kim ki Kur’an-ı Kerim’i aklına estiği gibi yorumlamaya kalkışırsa, cehennemde yerini hazırlasın!”. Hz. Ebubekr’den, “we fâkihe’ten we ebb’en” ayet-i kerimesindeki “Ebb” kelimesinin anlımı sorulduğunda, cevap vermedi ve şu sözleri söyledi: “Eğer ben Allah’ın kitabını aklımın estiği gibi yorumlamaya kalkışırsam acaba hangi gök beni gölgesine alacak ve hangi yer beni sırtında taşıyacaktır!!!”. Onun için Müslüman kişi, Allah’a karşı heybet duymalıdır; Allah’ın koymuş olduğu sınırlarda titizlikle durmalıdır. Gerçek şu ki sıratı mustakım’a (doğru yola) istediğini erdiren Allah Teâlâ’dır.». Allame Muhammed Hamid’in sözleri burada bitiyor.







  8. Abdulmuizz Fida

    Abdulmuizz Fida فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ Yetkili Kişi Site Admin

    Kardeşim aktardığın yazıdaki hadislerin kaynakları numara verilmiş fakat numaraların cevabı yok. Hadislerin ravi, senet sıhhati ve şerhlerini buraya aktarın.
    Ayrıca aktardıklarının hiç birinde dünya düzdür demiyor, sema yeryüzüne kubbe gibi diyor. Biz semanın farklı bir şey olduğunu söylemedik ki? Sema dünyayı her tarafatan kubbe gibi kuşatmıştır.

    Mantığa bakınız. Dünya küre şeklinde diye kabul edenler semanın direkleri olduğuna mı iman ediyor. Üstelik Rahman bunu direksiz olduğunu buyurduğu halde. Hiç bir şey Allaha zor değildir. Dünya düz olunca sema gökte oluyorda , küre olunca mı göğü yere düşürüyorsun? Subhanallah

    Kardeşim, sen bırak bunları da, yukarıdaki sorduğum; seninde cevap veriyormuş gibi alıntıladığın fakat hiç birinden bahsetmediğin sorulara bu sefer değin bari.
  9. ferbay1

    ferbay1 Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    “[FONT=Arial,Arial][FONT=Arial,Arial]Bundan sonra da yeryüzünü yayıp döşedi.” (Naziat 30)
    [FONT=Arial,Arial][FONT=Arial,Arial]Tefsirler
    Taberi, ibn Abbas radıyallahu anhuma’dan rivayet ediyor: “Kabe, dünya yaratılmadan iki bin sene önce su üzerinde dört direk üzerine kuruldu. Sonra yeryüzü kabenin altından yayıldı”1

    1 Hasen. Taberi (3/61, 24/208) Ebu’ş-şeyh el-Azamet (4/1381)

    hadislerin nerde geçtiği altlarında yazıyor arkadaşın verdiği linktede var zaten hadislerin sıhhati ve kaynağı sizde daha sahihi varsa alalım.
    mesele direk mirek olayı değil ama bu hadistede direk geçiyor galiba sizin mantığınıza göre kabe dört direk üzerinde durmamış dimi siz akılcısınız ya!
    dünya yayılmış diyor hangi hadiste dünya yuvarlandı diyor varsa siz getirin hadisleri ben size bana delil getirin dedim akıl yürütün demedim ben sizin soruları cevaplasam bile Allah katında hak olmayacağı için heva hevesimden konuşmuş olacağımdan ben delille konuşma tarafım. Allah doğru yolu hepimize göstersin.
    Allahın gökte olduğuna iman ediyormusunuz peki yoksa onuda mı tevil ediyorsunuz?


  10. Abdulmuizz Fida

    Abdulmuizz Fida فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ Yetkili Kişi Site Admin

    Sapıkça konuşup sorulara cevap veremeyip , aksine çamurlaşarak soru sorduğun için siteden 3 gün uzaklaştın.

    Allahın nerede olduğunu tevhid bölümüne bakıp öğren, budan sonra da abes sorular ile konuyu sabote etme. .

    *******

    İnternette dolaşan bir iddiada aşağıdakiler yazmakta. Bu iddianın hakikatini, burada dünya düz diye savunanların cevap vermesi gerekmektedir :

    Tarih: 1975
    Kaynak:Dünya’nın Sakin(dönmediği), Güneş’in Hareketli Olduğuna ve Gezegenlere Çıkmanın İmkansızlığına Dair Akli ve Hissi Deliller” kitabı
    Yazan : Şeyh Abdul Aziz Bin Baz

    Fetva: "Kim dünyanın yuvarlak olduğunu iddia ederse küfür ve delalete düşmüş olur. Çünkü bu iddia hem Allah’ın, hem Kuran’ın, hem Peygamber’in reddidir. Bunu iddia eden kişi tövbeye davet edilir. Ederse ne ala! Aksi takdirde kafir ve dinden dönmüş bir kişi olarak öldürülür ve malı da Müslümanlar’ın hazinesine katılır.
    Eğer ileri sürdükleri gibi Dünya dönüyor olsaydı ülkeler, dağlar, ağaçlar, nehirler, denizler bir kararda kalmazdı. İnsanlar batıdaki ülkelerin doğuya, doğudaki ülkelerin batıya kaydığını görürlerdi. Kıble’nin yeri değişir, insanlar kıbleyi tayin edemezlerdi. Velhasıl bu iddia sayması uzun sürecek birçok nedenden dolayı batıldır.”

    *****

    Bazı mail gruplarında son günlerin favorisi. Dünya’nın düz olduğunu ileri sürüp tersini iddia edenlere sapık damgası vuran Suudi Şeyh Abdülaziz bin Baz da bol bol anılıyor. Ama bir de şu var ki, uzaya giden ilk Müslüman bir Suud. Hem de kraliyet ailesinden. Prens Sultan bin Salman, 1985 yılında yanına Kuran’ını da alıp Amerikan mekiğiyle uzaya gittiğinde hem Suudi haberleşme uydusunun yörüngeye girişini yakın mesafeden izlemiş, hem bilimsel deneyler yapmış, hem de hilali o kadar yakından görüp fotoğrafını çeken ilk Müslüman olmuştu. Amcası, Kral Fahd bin Abdülaziz ile de uzaydan telefonda konuşmuştu.

    Güneş’in hareket halinde olduğuna, Dünya’nın dönmediğine ve gezegenlere gitmenin mümkün olmadığına dair nakli ve ilmi kanıtlar.
    Bu bir risale başlığı.
    Yazarı da Medine İslam Üniversitesi’nden Şeyh Abulaziz bin Baz.
    Suudi Krallığı Bilimsel Araştırmalar Kurulu Başkanlığı yapmış bulunan Bin Baz’a göre, Dünya dönmüyor, sabit duruyor, Güneş ise sürekli yer değiştiriyor.
    Bunun tersine inanmak ise küfür ve sapıklık anlamına geliyor. Bu kişiler tövbe etmedikleri takdirde katledilmeleri vacip oluyor, mal ve mülklerinin de kamu hazinesine devredilmesi gerekiyor.


    Şeyh Bin Baz, iddiasını şu argümana dayandırıyor:
    Güneş mutemadiyen bir yerden doğuyor, bir yerden batıyor. Eğer dünya dönüyor olsaydı dağlar, ağaçlar, nehirler ve denizler sürekli yer değiştirirdi. Ama gelin görün ki, ne Mekke’deki Nur Dağı, ne de Medine’deki Uhud Dağı yer değiştirmiştir. Demek ki, "Dünya dönüyor ama, güneş sabit duruyor" diyenler bir sapıklık içindedir.


    Bu arada, gözleme dayalı bilimsel iddialar ortaya atan ve 1999 yılında 90 yaşında hayata veda eden Şeyh Bin Baz’ın görme engelli olduğunu belirtmem gerekiyor.

    Şeyh, hem Başmüftü ve Ulema Kurulu Direktörü hem de Bilimsel Araştırmalar Kurulu Başkanı olduğu için, ibadet ve uzay bağlamında akla takılan her soruyu ona yöneltmek gerekiyor.

    Nitekim Prens Sultan bin Salman da öyle yapıyor.

    1985 yılında Discovery mekiği ile uzaya çıkmadan önce, orada kıbleyi nasıl bulurum, nasıl abdest alır, yatsıyı ikindiyi nereden anlar, yerçekimsiz ortamda nasıl secdeye varırım sorularının cevabını almak üzere şeyhin huzuruna çıkıyor.

    Şeyh işi yokuşa sürmüyor. "Uzayda namaz sorunu olmaz, çünkü hiçbir şey yeryüzünü terk edemez" diye kestirip atıyor.

    Bununla birlikte Prens Sultan, uzaya sefere çıkan ilk Müslüman, ilk Arap ve ilk kraliyet mensubu olarak Discovery ekibine katılıyor. Suudi televizyonu, şeyhin dünyadan ayrılamayacağını iddia ettiği prensin yörüngedeki görüntülerini yayınlıyor. Prens, amcası Kral Fahd bin Abdülaziz ile telefonda konuşuyor. Tur rehberi gibi, mekiğin iç mekanlarını Suudi izleyicilere anlatıyor, Kuran okuyor. Prensi namaz kılarken gören olmuyor ama, bütün Suudi Arabistan, kralın yeğeninin uzayda olduğunu biliyor.

    YÖRÜNGEDEKİ PRENS

    Mekik yörüngeye girdikten sonra NASA üniformaları çıkarılıyor, kıyafet serbest. Ancak prensin, yerçekimsiz ortamda munasip olmayacağı için entari giymediği dikkat çekiyor.

    Discovery’nin seferi sırasında yörüngeye üç uydu yerleştiriliyor. Bunlardan biri Arabsat’a ait haberleşme uydusu. Dünya dönmüyor diyen Şeyh bin Baz’a inat, Suudi’nin sadece prensi değil, uydusu da yörüngede turlamaya başlıyor.

    O dönemde 28 yaşında olan Prens Sultan, deneyimli bir pilot. Ancak uzaydaki görevi başka. Suudi bilimadamları tarafından hazırlanan üç ayrı deneyi gerçekleştiriyor. Bunların içinde en karmaşık olanı, Kraliyet ailesinden Prens Türki’nin Stanford Üniversitesi’ndeki doktora tezi için hazırladığı iyonlanmış gaz deneyi.

    Prens Sultan ayrıca, petrol ve suyun yerçekimsiz ortamdaki bileşiminin hangi davranış sürecini gösterdiğine dair bir deney de yapıyor. Petrol sızıntısıyla mücadelede yol gösteren bu deneyde Kuveyt ve Cezayir petrolü kullanılıyor. Diğer deneyde ise yerçekimsiz ortamın insan vücudu üzerindeki etkileri araştırılıyor.

    Prens, hilali uzayda gözleyip fotoğrafını çeken ilk Müslüman olarak da tarihe geçiyor. Bu gözlem, ramazan ayının sona erdiğini gösteren anın tespit edilmesi açısından Suudiler için önemli.

    İşte böyle ilimle dolu uzay seferinden dönüşünde Prens Sultan, Taif’te "prensler" gibi karşılanıyor. Amca Fahd, astronot yeğenine, Kral Abdulaziz nişanı takıyor ve Hava Kuvvetleri’nde binbaşılık rütbesine yükseltiyor. Caddelerde geçit resmi düzenleniyor, şiirler okunuyor ve uzay seferinin anısına, mekikli-uydulu-minareli, NASA ve Suudi amblemli pul serisi çıkarılıyor.

    Prens beyanatlar veriyor: "Arab dünyası bir dönüm noktasına gelmiş bulunuyor. Petrol, para ve teknolojik gelişmenin ilk evresini geçtik. Yeni kuşak artık ileriye bakıyor, fırsat eşitliği ve eğitim hamlesiyle dünya topluluğuna katılmaya hazırlanıyor. Bunlar geleceğin anahtarı. Ben uzayda 1 milyar Müslümanı temsil ettim. Onları, Amerikan gemisiyle uzaya götürdüm."

    O uzay seferinin üzerinden 21 yıl geçti. Prensin geniş ufuklu tahminlerinin aksine dünyada uyum değil, zıtlaşma yaşanıyor. O 21 yıl içinde uzaya giden başka Müslüman çıkmıyor.

    Geçen eylül ayında İran kökenli Amerikan vatandaşı Anuşeh Ensari, Rus Soyuz aracıyla Uluslararası Uzay İstasyonu’na ayak bastığında, uzaya giden ilk Müslüman kadın ve ilk İranlı unvanını kazanıyor. Ancak uzay turisti olarak.

    Şimdi Malezyalılar, uzaya gidecek üçüncü Müslümanı hazırlıyor. Ruslarla gidilecek ve deneyler yapılacak. Şu anda Malezya’da Dünya düzdür diyen bir şeyh yok, ancak hararetli bir şekilde uzayda ibadet sorununu tartışıyorlar. Mesela en önemli sorunlardan biri şu: Uzay istasyonu 24 saat içinde dünya çevresinde 16 kez dönüyor. Her 90 dakikada bir güneş doğup batıyor. Bu durumda namaz vakitlerini günde 80’e mi çıkarmak gerekiyor? Çözümü, Mekke saatini esas almak.

    Peki kıble nasıl bulunacak? Kıbleyi bulan döner astronot koltuğuyla.

    İstasyonda su kısıtlaması var, abdest nasıl alınacak? Kuran’a göre toprak ve külle de olur. Ama, uzayda toprak ve kül yok.
  11. Habibullah

    Habibullah Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    ahim nerden buldun bu videoyu ya gülmekten kırıldımresmen bu adam eskiyunandan fırlamış gibi sanki hala böyle geri zekalı insanlar yaşıyormu ya gerçekten çok ilginç..
  12. ferbay1

    ferbay1 Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    kulların vermiş olduğu 3 günlük cezadan sonra öncelikle sapıkça konuştun diye yanlış beyan yazanları Allaha havale ediyorum. Daha ağır ifade ederimde maalesef sitede demoklesin kılıcı almış modlar kendi fikrine delille karşı çıktın mı bi asabi oluyorlar.

    Dünyanın düz ve Küre olması birer teoridir. Dünyanın düz olmasını biz nasların delalet ettği anlam ile çıkarıyoruz. sizler farklı düşüncede olabilirsiniz bize getireceğiniz delillerde genel olarak bilimsel deliller olacaktır. Flat earth teorisi vardır çok kişi bilmesede dünya düz teorisi eğer ingilizceniz varsa şayet bilimsel
    makaleleri var ve bu teorinin savunucularıda yine bilim adamlarıdır. Her iki teoride bilimsel anlamda ispatlanmış değildir. Onların uzaydan aldığı fotoğraflarda nasanın aldığı fotoğraflar farklıdır. Bazı kişiler hislerine kapılarak nasların delalet etmediği anlamı tevil etme girişimine girmiş olabilirler saygı duyarım ama maalesef dünya düz dedik diye 3 gün ceza gibi saçma sapan bir şeyle karşılaşmak ne kadar adil.
    Dünya düz teorisinin sitesi: The Flat Earth Society incelemek isteyenler inceleyebilir. sormuş olduğunuz çoğu sorunun cevabıda orda var yalnız benim ingilizcem iyi olmadığından çevirisini yapamıyorum. Şunu da belirtmem lazım beni bilimin görüşü ilgilendirmez ben nassın delalet ettiği anlam ile mükellefim. aya çıkma palavrası ile insanlığı kandıran bilimin her şeyi yapacağı malumdür.

    Not: Müslümanlar arasında dünyanın küre olma fikri Hicri 3. yüzyılda çıkmıştır.
  13. Yavuz_Selim

    Yavuz_Selim Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Dünya düz olsa ne olur , yuvarlak olsa ne olur ?

    Dünyanın düz veya yuvarlak olması inanılması şart olan itikadi bir konu değildir ki...
  14. abdullah11

    abdullah11 Misafir

    hadi düzdür diyelim de yahu bu fotoğraflar da sahte mi peki ?
  15. soru işareti

    soru işareti Üyeliği İptal Edildi Banned

    Peki ya Kur'an bu konuda bir bilgi vermiş ise? "düzdür" ya da "küredir" demiş ise ne olacak? Sence bu itikadi bir mesele değil midir?
  16. samanpan

    samanpan . Yetkili Kişi Site Admin

    vakıa büyük bir delildir. hangi gerçekle çelişmiş ki kuran şimdi çelişsin ?
    zahiren çelişiyo gibi duruyosa da yanlış anlıyosun bi yeri demektir. kuran yanlış ve ya öyle bi gerçek yok demek değildir bu.
  17. Habibullah

    Habibullah Islam-TR Üyesi Kullanıcı


    istanbul dan singapura hava yolu ile gidersen kendi gözlerin ile kimse seni kandırmadan uçağın penceresinden görebilirsin dünyayın düzmü olduğunu yuvarlakmı olduğunu .........
  18. Abdulmuizz Fida

    Abdulmuizz Fida فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ Yetkili Kişi Site Admin

    Dünya düz diye iddia edenler nedense yukarıdaki sorulara cevap yazamamaktadırlar. Madem cevap yazamayacksın ne diye önceki terennumlerini kopyalayarak aynı şeyleri sayıklıyorsun.
    Bu sorulara cevap vermeden ; Dünya düz diye ortalığa düşenler; sitedeki sorulara cevap vermeden bir daha konuya yazmasınlar!

    İnsanoğlunun aya çıktığını da kabul etmiyor musunuz?

    Gördüğünüz Dünya resimlerine fotomontaj mı diyorsunuz? Yoksa nasıl bir yorum yapıyorsunuz?

    Dünyanın düz olduğunu kabul ederken dikdörtken, kare nasıl bir düzlem-satıh diyorsunuz?

    Kutubları nereye koyuyorsunuz?

    Dünya düz olursa, bir bölgede gece iken, bir başka bölgede nasıl gündüz olabiliyor?

    Dünya düz olsaydı, uzaktan gelen gemi nasıl görünürdü?

    Dünya düz olsaydı, "gün doğumu" ve "gün batımı" saatlerinin dünya'nın her yerinde aynı olması gerekmez miydi?

    Dünya yuvarlak olsaydı; ufuk çizgisi olmayacağına göre yerine ne olurdu?

    Dünyanın Düz Olduğuna İnanan Yerli Kralcılar; T.C. nin okullarındaki çeşitli derslerdeki Dünyanın Yuvarlaklığıyla ilgili mudahaleleri nelerdir?

    Dünya düz iddiasında bulunanlar, Dünya yuvarlaktır diye işleyen "Google Earth" programını kullanmayı Haram mı görüyorlar?

    [​IMG] [​IMG] [​IMG]

    vs vs bitmez...
  19. Abdulmuizz Fida

    Abdulmuizz Fida فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ Yetkili Kişi Site Admin

    İnternette dolaşan haberlere göre Dünyanın döndüğüne de inanmıyorlar!

    Bunlar niye böyle oldular ya?:acpsnr:
  20. Abdulmuizz Fida

    Abdulmuizz Fida فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ Yetkili Kişi Site Admin

    KUR'AN MUCİZELERİ - DÜNYA YUVARLAK
    Allah, gökleri ve yeri hak ile yarattı. Geceyi gündüzün üzerine örtüyor, gündüzü de gecenin üzerine sarıyor. Güneşi ve ayı emri altına almıştır. Her biri belli bir süreye kadar akıp gider. Dikkat et, o azizdir ve çok bağışlayandır.(Zumer 5)

    Yüce Allah'ın: "Geceyi gündüze dolar, gündüzü de geceye dolar" buyruğu hakkında ed-Dahhak şöyle demiştir:
    Yani O, bunu ötekinin, ötekisini de bunun üzerine bırakır. Bu da "tekvin = dolamak" kelimesinin sözlükteki anlamına göre yapılmış bir açıklamadır. Bu kelime bir şeyin, bir kısmını öbür kısmının üzerine atmak demektir. Mesela: "Eşyanın bir kısmını, bir kısmının üzerine bıraktı anlamında: denilir. "Sarığı sardı, doladı" tabiri de buradan gelmektedir. (Kurtubi , Zumer 5 tefsiri)
    *****

    "Göklerin ve yerin çarkına, gece ve gündüz olayına, güneş ve ayın dizgin altına alınışına dikkat çeken bu ayet, insanın fıtratına, vicdanına; kendisine ne bir evlat ve ne de bir ortak yakışmayan ilahlık gerçeğini aşılamaktadır. Bu varlığı yaratan ve onu yoktan var eden yüce Allah, evlada ihtiyaç duymaz. O'nunla birlikte bir ortak da söz konusu olamaz.
    Allah'ın birliğine ilişkin deliller ise, göklerin ve yerin yaratılışında izlenen metod olayında ve bu evrene hükmeden genel yasada açıkça gözlenmektedir. Göklere ve yere yalın bir bakış dahi yaratan ve idare eden iradenin birliğini ortaya koymaktadır. İnsanların bugüne kadar evrende keşfettikleri birliğin delilleri de aslında yeterlidir. İnsanların bugüne kadar -Allah'ın birliğini ortaya koyan keşfettikleri deliller de yeterlidir. Bu keşiflerin ışığında ortaya çıkmıştır ki, insanların bildiği evrenin tamamı, yapıları aynı olan atomlardan meydana gelmiştir. Bu atomların hepsi de aynı karaktere, aynı özelliğe sahip olan ışınlardan meydana gelmektedir. Yine bu keşiflerle açıklık kazanmıştır ki, bütün atomlar ve bunlardan meydana gelen bütün kütleler sürekli bir hareket içindedirler. Bu konuda üzerinde yaşadığımız ve gezegenlerin anası dünya ile diğer yıldızların arasında hiçbir fark yoktur. Her şeyi kuşatan bu hareket, değişmeyen bir yasadır. Ne küçücük atomda, ne de kocaman yıldızlarda bu hareket bir değişiklik göstermektedir.
    Ayrıca bu hareketin bir de değişmeyen bir düzeni olduğu da açıklık kazanmıştır. Bu da ayrıca yaratma ve idare etmedeki birliği göstermektedir... Her gün insanlar, bu varlığın özünde bulunan birliğin delillerinden yeni birini keşfetmektedirler. Yine bu özde gizli olan değişmez gerçeğin bir kısmını ortaya çıkarmaktadırlar. Bu gerçek, insanın şeytani arzularına göre değişmez. Eğilimlerine göre sapma göstermez. Bir an dahi geri kalmaz ve yönünü değiştirmez.
    "Allah, gökleri ve yeri hak ile yarattı."
    Kitab'ı da hak ile indiren O'dur. İşte bu, evren kitabında ve Kur'an-ı Kerim'de bir olan hakkın, gerçeğin kendisidir. Hem evren, hem de Kur'an, bu tek kaynaktan gelmiştir. Her ikisi de, yoktan var eden, üstün güç sahibi ve her şeyi yerli yerince düzenleyen Allah'ın birliğini gösteren birer belgedir.
    "Geceyi gündüzün üzerine örtüyor; gündüzü de gecenin üzerine sarıyor."
    Bu ifade hayret vericidir. Bu söze dikkat edenleri, son zamanlarda keşfedilen, dünyanın yuvarlaklığına ilişkin görüşü kabul etmeye zorlamaktadır. Ben, bu "Fi-zilâl" kitabında insanların keşfettikleri, ileri sürdükleri teorilerle Kur'an-ı Kerim'i açıklamamaya özen gösteriyorum. Zira insanların ileri sürdükleri teoriler yanlış da olabilir, doğru da. Bugün isbatı, yarın çürütülmesi mümkündür bunların. Kur'an ise değişmeyen bir gerçektir. Doğruluğunun belgesini bizzat kendi bünyesinde taşımaktadır. Basit ve zayıf insanların keşfettikleri şeylerin O'na uygun düşmesi veya aykırı düşmesi Kur'an'ın bu gerçekliğini değiştiremez.
    Evet, ben bu konuda onca özen göstermeme rağmen Kur'an'ın bu ifadesi beni dünyanın yuvarlaklığı konusuna eğilmeye mecbur etmiştir. Bu ifade, yeryüzünde gözler önünde bulunan somut bir gerçeği tasvir etmektedir:
    Yuvarlak olan dünya kendi ekseni etrafında dönmekte ve güneşe bakan yüzü sürekli değişmektedir. Dünyanın güneşe bakan yüzeyini sürekli ışık kaplamakta ve orası gündüz olmaktadır. Yalnız, gündüz olan bu bölüm sürekli yerinde kalmamaktadır. Çünkü dünya dönmektedir. Dünya döndükçe, gece, daha önce gündüz olan yerlerin üzerini kaplamaya başlar. Dünyanın yüzeyi yuvarlak olduğu için onun üzerindeki gündüz gecenin üzerine yuvarlak bir aydınlık halinde düşer. İşte bu şekilde hareket sürekli devam eder.
    "Geceyi gündüzün üzerine örtüyor; gündüzü de gecenin üzerine sarıyor."
    Bu cümle, hareketin şeklini belirlemekte, konumunu sınırlandırmakta, dünyanın yapısını ve hareketinin türünü tayin etmektedir. Dünyanın yuvarlaklığı ve kendi ekseni etrafında dönüşü ile ilgili teori, Kur'an'daki ifadeyi, bu teoriyi benimsemeyen diğer açıklamalardan daha sağlıklı biçimde açıklamaktadır.
    "Her biri belli bir süreye kadar yörüngelerinde akıp giden güneş ve ayı buyruk altında tutar."
    Güneş kendi yörüngesinde, ay da kendi yörüngesinde akıp gidiyor. Her ikisi de yüce Allah'ın emrine bağlıdır. Hiç kimse onların ikisine hükmettiğini iddia edemez. Sağlıklı bir mantık bu ikisinin, harekete geçiren bir güç olmadığı halde hareket ettiklerini de kabul edemez. Milyonlarca senede bir zerre kadar dahi şaşmayan böyle dakik bir düzenin sahipsiz olması mümkün değildir. Güneş akıp gidecek, ay da akıp gitmeye devam edecektir.
    "Belli bir süreye kadar." Bu sürenin ne zaman sona ereceğini Allah'dan başka kimse bilemez.
    (Seyyid Kutub; Fi Zilal , Zumer suresi 5. ayet tefsiri)
    *****


    «Yukevviru» fiili dolamak mânâsını ifade eden tekvir mastarından gelmektedir. Katade'den gelen rivayete göre bu ayette Cenab-ı Hak gündüzü geceye, geceyi de gündüze dolar. Yani birisi gider, diğeri gelerek onun yerini alır. Adeta ona bir elbise olur. Önce nurlu ve bembeyaz iken sonra karanlık ve simsiyah olur. Karanlık ve simsiyah iken de nurlu ve bembeyaz olur. Bu «örtme» mekânın örtülmesidir. Bu örtme hakikatte güneşin ve ayın değil mekânlarının örtülmesidir.

    KUR'AN MUCİZELERİ - DÜNYA YUVARLAK
    [GULYARASI]7663[/GULYARASI]

    KUR'AN MUCİZELERİ - DÜNYA DÖNÜYOR
    [GULYARASI]7662[/GULYARASI]
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş