1. This site uses cookies. By continuing to use this site, you are agreeing to our use of cookies. Learn More.

Dünyaya Olan Bağlilik

Konu, 'Kalb Amelleri' kısmında hamza01 tarafından paylaşıldı.

  1. hamza01

    hamza01 Islam-TR Üyesi Kullanıcı

      
    İşte mü’minin hedefi.. Ne dünya ne de dünyanın güzellikleri... Hedef ancak ve ancak ahiret mutluluğu... Dünya ise mü’min için bir araç veya geçmesi gereken bir yol hükmünde... Fakat kesinlikle amaç değil… Mü’min böyle düşünmelidir. Sadece böyle düşünmelidir ki, şu çok kısa dünya hayatını ahiretine göre düzenleyebilsin, gençlik, sağlık, gibi nimetlerin değerini bilip Allah yolunda kullanabilsin, hayatının her anını ve malının her kuruşunu bu din yoluna sarfedebilsin veya bu dinin hakimiyeti için canını ortaya koyabilsin. Hem her mümin bilir ki akşama erişse bile sabaha erişemeyebilir ve sabaha erişse bile akşamı göremeyebilir. Mü’min bilir ki ölüm kendisine her an yakındır. Her mü’min inanır ki Allah için kullanılmadıkça bu dünya da bu dünyanın güzellikleri de boştur, bomboştur.
  2. hamza01

    hamza01 Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    İnsanlar dünya hayatının büyük bir hızla geçip tükendiğini bilmektedirler ama buna rağmen, sanki bu dünyadan hiç ayrılmayacakmış gibi bir tavır gösterirler. Sanki dünyada ölüm yokmuş gibi davranırlar. İşte bu da nesilden nesile aktarılan bir nevi "büyüdür". Hatta bunun öyle şiddetli bir etkisi vardır ki, bir kişi ölümden bahsetse, insanlar üzerlerindeki büyünün bozulmasından ve gerçeklerle yüzyüze gelmekten son derece korkarak bu konuyu hemen kapattırırlar. Bütün hayatlarını iyi bir ev, yazlık ve araba almak, çocuklarını kolejde okutmak için harcamış olan insanlar, bir gün gelip de öleceklerini ve yanlarında ne arabalarını, ne evlerini, ne de çocuklarını götüremeyeceklerini düşünmek istemezler. Çözüm olarak ise, ölümden sonraki asıl hayat için birşeyler yapmaya başlamak yerine, düşünmemeyi seçerler.

    Oysa her insan er ya da geç, mutlaka ölecektir. Ve öldükten sonra, her insan için, -iman eden veya etmeyen- sonsuz bir hayat başlayacaktır. Bu sonsuz hayatın cennette mi yoksa cehennemde mi sürdürüleceği ise bu kısa dünya hayatında yaptıklarına bağlıdır. Bu kadar açık bir gerçek varken, insanların sanki ölüm yokmuş gibi davranmalarının tek nedeni düşünmemelerinden dolayı üzerlerini bürüyen gaflettir.

    Ancak dünya hayatında düşünerek kendini şeytanın vesvesesinden, diğer bir deyişle gaflet halinden kurtaramayan kişiler, öldükten sonra gerçekleri gözleri ile görerek anlayacaklardır. Allah bu gerçeği Kuran'da şöyle haber verir:

    Andolsun, sen bundan gaflet içindeydin; işte Biz de senin üzerindeki örtüyü açıp-kaldırdık. Artık bugün görüş-gücün keskindir. (Kaf Suresi, 22)

    Sonsuzluk kavramını hemen herkes bilir, ancak siz hiç sonsuzluğun üzerinde düşünmüş müydünüz? Allah'a iman eden bir insanın tefekkür ettiği konulardan biri de budur.

    Allah'ın cennet ve cehennem hayatını sonsuz yaratmış olması her insanın, üzerinde düşünmesi gereken çok önemli bir konudur. Bunu düşünen kişinin aklına şunlar gelir: Cennetin sonsuz olması, ölümden sonraki hayatta verilmiş en büyük nimet ve ödüllerden biridir. Çünkü cennetteki ihtişamlı yaşam, asla son bulmayacaktır. İnsan dünyada en fazla 100 sene kadar yaşayabilir. Ama cennetteki yaşam asla tükenmeden devam edecektir.


    İnsanın aynı şekilde cehennemin de inkarcılar için sonsuza kadar kalınacak bir mekan olduğunu düşünmesi gerekir. Cehennemde türlü türlü azaplar, işkenceler ve zorlu bir hayat vardır. Cehennemdeki inkarcılar kesintisiz olarak fiziksel ve manevi işkenceye tabi tutulurlar. Bu işkencelerin arkası sonsuza kadar hiç kesilmez, uyku veya dinlenme hiçbir zaman olmaz. Eğer cehennemdeki hayatın bir sonu olsaydı, bu katrilyonlarca sene sonra bile olsa, cehennem ehli için bir ümit olurdu. Ancak dünya hayatında işledikleri günahların karşılığı sonsuz bir azaptır:

    Ayetlerimizi yalanlayanlar ve onlara karşı büyüklenenler, işte onlar ateşin arkadaşlarıdır; onda sonsuzca kalacaklardır.(Araf Suresi, 36)

    Bu nedenle ahireti düşünerek, ahiret için çalışmak her insan için son derece önemlidir. Bu insanın ahiret için çabasını artırır, korkusunu ve ümidini güçlendirir. Sonsuz azaptan şiddetle korkup sakınırken, sonsuz cennete kavuşmanın ümidini taşır.

    Etrafınıza bir bakın; çocuklar, gençler, erkekler, kadınlar, yaşlı insanlar... Çoğu sanki ölümle ve hesap günüyle hiç karşılaşmayacakmış gibi günlük işlerine koşuşturup duruyorlar. Biri okul servisine yetişmeye çalışıyor; biri işyerine geç kalmamak için hızlı adımlarla arabasına doğru yürüyor; bir diğeri akşam gelecek misafirleri için alışveriş telaşına kapılmış; bir başkası ise birkaç hafta sonra dünyaya gelecek olan torunu için hazırlık yapıyor? Kuşkusuz bunlar her insanın günlük hayatın doğal akışı içinde yaşadığı detaylardır. Bu sayılanlar elbette son derece meşru davranışlardır. Bu noktada yanlış olan, insanların tüm bunları gafil bir ruh hali içinde yaşamaları ve Allah'ın kendilerini kuşatmış olduğunu, ölümün hızla geldiğini, Allah'ın huzurunda Rabbimizi unutarak geçirdikleri yılların hesabını vereceklerini hiç düşünmemeleridir.


    Günlük yaşamları içinde insanlar pek çok işe rahatlıkla zaman ayırırlar. Özellikle bir çıkarları söz konusu olduğunda, gerekirse başka isteklerinden fedakarlık eder, ama yine de o iş için gereken zamanı ayarlarlar. Ayrıca bulundukları şartlar o işi yapmalarını engelliyorsa, bu engelleri kaldıracak çözümleri de çok çabuk düşünüp bulurlar. Ancak insanların geneline bakıldığında ibadetler konusunda aynı kararlılığı göstermedikleri görülür.

    "Namaz kılmak istiyorum, ama hiç zaman bulamıyorum", "çalışıyorum, nasıl oruç tutabilirim", "okula gidiyorum, ders çalışmam lazım, ibadete vakit ayıramam", "burası yazlık, burada oruç tutamam" gibi mazeretler öne süren insanlara çevrenizde sık sık rastlamışsınızdır. Aynı şekilde "sabırlı bir insan olmak istiyorum, ama olaylar çok üst üste geliyor", "öfkelenmek istemiyorum, ama ortam çok stresli" benzeri bahanelerle çirkin bir ahlak gösteren insanları çokça görmüşsünüzdür.

    Bu insanlar aslında Allah'ın dinine karşı samimiyetsiz bir yaklaşım içindedirler. Çünkü biraz önce de belirttiğimiz gibi, insanlar dünyaya yönelik bir çıkar umduklarında, zamanı ve şartları göz ardı ederek, gerektiğinde her türlü çözümü bularak istedikleri şeyi yaparlar. Ama konu kendilerini yaratan ve yaşatan Allah'a karşı yerine getirilmesi gereken bir sorumluluk olduğu zaman, hemen imkansızlıklardan şikayet etmeye başlarlar.

    Bu konunun daha somut bir şekilde anlaşılabilmesi için şöyle bir örnek verelim. Bir insana, günde 1 saatini ayırarak bir iş yapması karşılığında çok yüklü bir miktarda para teklif edilse (örneğin, aylık kazandığı maaşın 10 mislinin ödeneceği söylense), bu kişi içinde bulunduğu şartlar ne olursa olsun, hemen teklifi kabul eder. Üstelik bu insan bir yandan üniversite sınavına hazırlanıyor olabilir veya aynı zamanda bir işte çalışması gerekebilir. Her ne olursa olsun, gerekirse uykusundan fedakarlık yapar, gerekirse kendine ayırdığı vakitten kısar, ama zaman gibi bir konuyu problem olarak öne sürmez. Aynı şekilde tüm şartlarını da hemen bu işe uygun hale getirir. Bu, dünya üzerindeki insanların çoğu için geçerli olan, inkar edilemez bir gerçektir.

    İşte bu yüzden, eğer insan aynı kararlılığı Allah'ın rızası için göstermezse, bu, büyük bir samimiyetsizlik ve vicdansızlık olur. Üstelik insan yaptığı ibadetler karşılığında üç beş kuruş para ile kıyaslanmayacak kadar değerli bir kazanca kavuşacak, sonsuza kadar Allah'ın rahmetini ve cennetini kazanacaktır.

    Ama insanların çoğu sahip olmaya çalıştıkları malların, paraların, taşıdıkları kredi kartlarının, biriktirdikleri dolarların, hoşlarına giden evlerin, arabaların, güzel giysilerin büyüsüyle dinlerini bir kenara bırakır, ahireti unutur ve dünyaya yönelirler. "Vaktim kısıtlı", "çok meşgulüm", "yetiştirmem gereken işler var", "işim var", "ideallerim var", "ileride yapacağım" benzeri sözlerle kendilerini kandırır, ahirette kazanç sağlayacakları ibadetlere yönelmezler. Allah'ın emrettiği güzel ahlakı yaşamaz, namaz kılmaz, oruç tutmaz, Allah'ın kendilerine verdiklerinden ihtiyacı olanlara vermez, yalnızca dünyada kazanç sağlamaya çalışarak ömürlerini tüketirler.

    Allah dünyada kendilerini kandırarak, öne sürdükleri mazeretlerin kabul edileceğini zanneden ve bu yüzden ibadetlerini yerine getirmeyen veya sürekli erteleyen insanların ahirette karşılaşacağı durumu bize şöyle bildirmiştir:

    İnsana o gün, önceden takdim ettikleri ve erteledikleri şeylerle haber verilir. Hayır; insan, kendi nefsine karşı bir basirettir. Kendi mazeretlerini ortaya atsa bile. (Kıyamet Suresi, 13-15)

    İşte bu yüzden siz de dikkat edin, sakın bu insanlar gibi ahirette geçerli olmayacak mazeretleri dünyada öne sürerek kendinizi kandırmayın. Ayette bildirildiği gibi, her ne mazeret ortaya atarsanız atın, siz aslında bunun geçerli olmadığını kavrayabilecek bir "basirete" sahipsiniz. Eğer nefsinize uyarsanız, bunun hesabını Rabbimiz olan Allah'a veremezsiniz. Sizin zaten şu an dünya üzerinde varoluş amacınız Allah'a kulluk etmektir. Yapmanız gereken diğer işlerin hiçbiri bundan daha öncelikli ve önemli değildir. Çünkü ebedi kurtuluşunuz, ancak Allah'ın rahmetini kazanmakla mümkündür.
  3. hamza01

    hamza01 Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    537478_365688403488684_1849929931_n.jpg
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş