Sevgiden, muhabbetten yoksun şu asırda direniş; merhametle dolu bedenlerin göbek ismi adeta. Gözler her daim sıcakkanlı bir dost aramakta. Yitirdiğimiz değerlerin ardından ağlayacak omuzlara muhtacız hepimiz. Kaybettiğimiz her ne varsa, onu aramaktayız sağda solda... ''Dost kara günde belli olur'' deyimi hiç olmadığı kadar kullanılmakta belki de. Düşman kelimesinin anlamını dost bildiklerimizden öğrenmek büyük bir darbe sırtımıza. Bu kadar aciz miydik biz? Bu kadar yalnız mıydık? Gülerken, gezerken, yeyip-içerken ne kadar kalabalıktık oysa! Gözyaşlarını uğurlarken nereye kayboldu o koca kalabalık? İnsanlık sıfatından bu kadar mı mahrum kaldık? İnsansızlığın getirdiği etkiyle edeplerimiz, şerefimiz, haysiyetimiz serilmiş yerlere. Peygamber emaneti olan şerefimizi değersiz mi bulduk acaba? Edeplerimizi satılığa çıkaracak kadar düşüşe mi geçtik? Bu sorular fırtına koparmalı akıllarda. Herkes kendi benliğini sorgulamalı. Sevgi, şefkat, merhamet gibi yüce değerlerimizi, bu değerleri ifade eden cümlelerimizi rafa kaldırmak neden? Bu ve benzeri sorulara cevap veremeyecek kadar fakiriz, kıtlıkta yüzmekteyiz. ''Kendi düşen ağlamaz'' mı diyoruz yoksa? Belki de vicdanlarımıza sunulan tek bahane; sahte sevgilerin, timsah gözyaşlarıyla süslenmiş merhametin gerçek olduğuna dair kurmacalarımızdır. Kim bilir...

Ümmü Erva