1. This site uses cookies. By continuing to use this site, you are agreeing to our use of cookies. Learn More.

GENÇ KIZIN İMANI...!

Konu, 'Edebiyat' kısmında Duaa tarafından paylaşıldı.

  1. Duaa

    Duaa Islam-TR Üyesi Kullanıcı

      
    Selamün aleyküm...
    Bir yerde okuduğum ibretli bu makaleyi sizlerle paylaşmak istedim, umarım hepimiz bundan ibret alırız...

    Amerika'da üniversite son sınıf öğrencisiyim. Sınıf arkadaşım Mozambik'li müslüman bir genç vardı. Simsiyah çehresinde, bembeyaz göz akları ve pırıl pırıl dişleri o kadar tipik parlıyordu ki insan elinde olmadan suratına bakıyor bir müddet. Adi Ziyad'di.Fakültede okuyan, Amerikali, soylu bir ailenin kızıyla konuşurken nasıl oluyorsa, İslamiyetten bahsediyor. Ailesi koyu Hiristiyan Ziyad'in da yardımıyla İslamiyeti araştırıyor Elhamdülillah! Genç kız, Ziyad ve benim huzurumda müslüman oldu. Müslüman olan bu hanım kız, hemen olmasa da, dinin emirlerini yavaş yavaş öğrendikce, namaz kılmaya ve kılık kıyafetini dinin emrine göre degiştirmeye başlıyor.

    Ailesi, kendi öz evladına öyle bir baski uyguluyor ki, hayatı bir anda karariyor. Annesine, babasına kac defa anlayışlı olmalarini soylüyorsa da ikna edemiyor "görmek istemiyoruz." diyorlar kıza. Diana bu baskı altında ne kadar yasayacagını düşünüyor. Dininden vazgeçmesi hiç mümkün degil. Tek çare kalıyor. Kendine yeni bir hayat aramak. Derken, bir gün okul çıkışında yanıma yaklaşti. Yüzü alev alev yanıyor gibiydi. Kipkirmizi. Boynunu büküp dedi ki: Durumum böyle, böyle. Müslüman bir hanım olarak, hem bu anlayışsız ailenin yanında kalamam, hem kendimi koruyamam. Sakın yanlış anlama! Allah'ın ve Sevgili Peygamberin hatırına yemin ederim ki, başka bir maksatla degil, sadece bu güzel dinimi yaşayabilmem için söylüyorum. Beni koruman altına alır mısın? Hanım olarak kabul eder misin?..."Beynimden vurulmuşa döndüm. Ailem geldi gözümün önüne. İşin garip tarafı nışanlım geldi. Şasırdım kaldım. Diana ise, yıkılmış benden cevap bekliyordu."Allah'ım ne yapsam? Sırf dinini koruyabilmek için, benimle guzel bir Amerikali kiza ne cevap verebilirdim?" Kekeledim haliyle: Şey. Aslında, yani ben memlekette evliyim. Olabilir. Ben başka bir istekte bulunmuyorum., beni hanımlığa al yeter! Ben size ve hanımına hizmetci olayım. Yeter ki dinimden kopmayayım. Uuffff. Kafam allak bullak. Ne yapsam? Dudaklarım kurudu. Boncuk boncuk terlemeye başladım. Benim bu halime öyle kahroldu ki Diana, inanin yerin dibine girdim."Bana 1-2 gün müsade et! Memleketime telefon açıp, birşeyler sorayım..." gibi kaçamak cevaplar verdim. O gece gözüme uyku girmedi. Nihayet söz verilen zamanda, Diana'ya yalan söyleyerek (Bunu ifade ederken kahroluyorum) dedim ki: "Kusura bakma. Ailem izin vermiyor..."İnanin, o genç müslüman kızın gözlerinden, yanaklarına akan damlalar, beni vicdan denizinde boğuyordu.O iffet misali Diana, son çare olarak Mozambik'li Ziyad'a gidip diyor ki: Ne olur, durumum böyle böyle. Dinimi koruyabilmem için, ailemin ağır baskısından kurtulabilmem için, beni himayene al! Hanımlığa kabul et. Sana ve hanımına hizmetçi olayım ne olur?...Aldıgı cevap enteresan. "Ne demek hizmetçi olmak. Ben onun hizmetçisi olayım."Nikah kıyılıp, Diana isim degiştirerek Zaynep adıyla, Ziyad'in ikinci hanımı oluyor. Dini uğruna, hem de evli bir adama hizmetci olmaya razı olacak sekilde evlilik teklifi yapan Zeyneb'i, fedakarlıgının karşılığında Ziyad'ın hanımı el üstünde tutuyor. Ne diyeyim, onlar kazandılar, BEN İSE KAYBETTİM... :(:(:(
  2. hümam

    hümam Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    S.A.
    gerçekten de kardeşim çok ibret verici bir hikaye.İslamı sonradan öğrenenler daha dikkatli davranıyorlar dini yaşama konusunda.Böyle bir durumda Ziyad'ın yaptığı çok doğru ve müthiş bir şey.Müslüman bir erkeğe de bu yakışır zaten.Rabbim cümlemize dinimizi en güzel şekilde yaşamayı nasip etsin inşallah.
    Bir zamanlar 'Yalnız Değilsiniz' diye bir film vardı izleyen var mı bilmem ama hemen hemen konular aynı.
  3. omer.hattap

    omer.hattap Üyeliği İptal Edildi Banned

    bizim memleketteki bacılar evini işini arabasını soyunu sopunu arıyolar müslümanlık artık ikinci planda
  4. Ummu Ubeida

    Ummu Ubeida Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    SubhanAllah..!
  5. eL_Muhacir

    eL_Muhacir İlimsiz mücahid katil,cihadsız alim belam olur. Yetkili Kişi Forum Yöneticisi

    Ziyad kardeş bu teklifi geri çevirseydi beddua ederdim ona.İslam kardeşine yardım etmeyen bir müslüman ne için yaşar ki gayesi nedir amacı ne olur ki başka bir müslümanın
  6. Ummu Ubeida

    Ummu Ubeida Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Biz ne yapıyoruz ki.. baskalarını elestirelim.. her gün milyonlarca Müslüman bacı kafirler tarafından tecavüze ugruyor..

    biz ne yapabiliyoruz? sizce onlarda bize beddua ediyor mudur? nasıl musluman bunlar diyor mudur?

    SubhanAllah..!
  7. ibnikayyim

    ibnikayyim Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Aklımızdan bile geçiremiyoruz değil mi ikinci, üçüncü, dördüncü hanımı....Bize çok yazık akhiler.... Subhanallah... o kardeşin de tek suçu türk olmak... o da onun elinde olan birşey değil tabiki...
  8. ibnikayyim

    ibnikayyim Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    imtihan zaten bu değilmidir; nefsi duygulara karşı galebe çalmak onları sünnetin ve vahyin önüne geçirmemek.....Birde ayette onları himaye etmek niyeti ile alabilrsiniz diye bir parantez yok... muamelede adaletli davranacağına güveniyorsan al deniyor ... eve kendime güveniyorum eee adaletli davranamadım ? onun hesabını Allah c.c soracaktır zaten... Ben ümmetimin çokluğu ile övünürüm hadisinı sadece çocuk olurken hatırlamayalım ne kadar çok eş o kadar çocuk :) inş
  9. ABDULLAH9

    ABDULLAH9 Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Allah mücahideleri çoğaltsın
  10. ehl-i iman

    ehl-i iman Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Ne kadar isteseniz; yine de kadınlar arasında adalet yapamazsınız. Bari bir tarafa tamamen meyletmeyin ki; öbürünü askıdaymış gibi bırakmayasınız. Eğer arayı düzeltir ve haksızlıktan sakınırsanız; şüphesiz ki Allah; Gafur, Rahim olandır. nisa 129

    Durum açıktır ahiy
  11. ibnikayyim

    ibnikayyim Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    evet akhi ama aynı ölçüde sevmemk mümkünmü anne baba bile evlatları arasında eşit bir bağ ile sevemiyor...ama bunu diğerine hissettirmemek için azami gayreti göstermeli ve alışverişinde, ikramında adaletli olmalı...ve diğerini kıskançlığa , kibire , kötü düşüncelere sevk edip günaha girmesine zemin oluşturmamalı....Rabbim islamın şuuru ile şuurlanmayı nasip etsin....Amiiin
  12. nevfel

    nevfel Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    ...
    Bu durumda olan kadınlar muhsin davranır, hayatlarını Allah için yaşarlarsa onların mükafatı cennettir. Ama Allah’ın yasalarını görmezden gelerek, ben bir kocaya sahiptim, şimdi ikinci bir ortağa asla razı olamam. Ben bana ait olan kocamı asla bir başkasıyla paylaşamam. Ben buna dayanamam. Allah da dese ben bunu reddederim. Olmaz böyle şey. Ben bunu kesinlikle hazmedemem gibi tamamen cahili düşüncelerle hareket ederse imanını bile kaybeder Allah korusun kadın. Bu tür cahili düşüncelerden vazgeçip Allah rızası için hayatını bir Müslüman kardeşiyle paylaşmadan yana, yıllardır toplum içinde kendisi gibi kocaya muhtaç yaratılmış, ama helâl bir şekilde nikâhla bir kocaya ulaşıp ondan istifade edememiş, Allah’ın helâl kıldığı bir nîmetten mahrum kalmış, bunun için de fıtratına ters bir hayata mahkûm olmuş, bunalımlar geçiren bir kardeşinin de kocasından istifade etmesine razı olursa ve onun üzerine kuma olarak gelen, böylece helâl yoldan cinsel ihtiyacını giderme mutluluğuna ulaşmış ikinci hanım da, kocasını kendisiyle paylaşma fedâkârlığını gösteren kocasının birinci hanımına, canciğer kardeşine karşı muhsin davranabilirse, güzellik yapabilirse bilesiniz ki Allah yaptıklarınızdan haberdardır ve sizi onlarla mükafatlandıracaktır. (Nisâ 128. /Ali Küçük, Besairü'l Kur'an Tefsiri)
  13. ehl-i iman

    ehl-i iman Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Erkeğin Bayana Davet etmesi hakkında konu açmıştım. Çoğunluk bana karşı gelmişti Erkek ancak eşi yada kız kardeşi vasıtası ile davet edebilir diye. Bu hikayede ki davet sünnet metoduna uygun mudur?
  14. portalkal

    portalkal Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Mecburiyet mi sunnetin gerekliligimi? Asil konu bu ya o bacimiz gidipte aileinin sozune uyup geri donse dahami iyi olurdu? Hasa
  15. nevfel

    nevfel Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Hz. Urve, Hz. Aişe (radıyallahu anhâ)'den naklediyor: Hz. Aişe buyurmuştur ki: "Havle Bintu Hakim (radıyallahu anhâ), Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a kendisi gelip evlenme teklif edenlerdendir." Aişe (radıyallahu anhâ) devamla dedi ki: "Ben (kıskançlığın sevkiyle): "Kadın kısmı bir erkeğe evlenme teklifi yapmaktan sıkılmaz mı?" (diyerek bu şekilde Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'e teklifte bulunanları kınardım). Ne zaman ki: "Onlardan kimi dilersen (nevbetinden) geri bırakır, kimi de dilersen yanına alabilirsin. (Nevbetinden) geri bıraktıklarından kimi istersen (nezdine almak)da da sana güçlük yoktur..." (Ahzab, 51) meâlindeki âyet nazil oldu, (kendimi tutamayarak): "Ey Allah'ın Resûlü, görüyorum ki, Rabbin seni memnun kılmada gecikmiyor" dedim. (KÜTÜB-I SİTTE /746)
  16. nevfel

    nevfel Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    ÇOKEŞLİLİK İBRÂHİMÎDİR

    İslam çok eşliliği de tek eşlilik gibi bir seçenek olarak tanımıştır. Çok eşlilik İslam’dan (Hz. Muhammed’in şeriatından) evvel de mevcuttu. Fakat bu geleneğin Araplara özgü söylemek mümkün değildir. Çok eşlilik Eski Çin’de, Babil’de, Antik Mısır’da vs. bilinen en eski tarihi uygarlıklarda bile mevcuttur. Bu da hükmün tarihin her döneminde gönderilmiş olan peygamberler ve ilahi dinlerden gelmiş olabileceğini göstermektedir.

    Çok eşlilik Araplara özgü bir gelenek değil, Şeriat’ın Arap toplumunda koruduğu pek çok gelenekte olduğu gibi, İbrahimi bir gelenektir. Hz. İbrahim’in iki eşli olduğu bilinmektedir. Hz. Yakup’un dört hanımı olduğu malumdur. Hz. Davut ile Hz. Süleyman’ın çok eşli oldukları bilinmektedir. Şeriat’ın ilk defa teşekkül ettiği İsrailoğulları içinde de çok eşlilik mevcuttur. Tevrat’ta çok eşliliği tanıyan ifadeler bulunmaktadır. Halbuki İbrahim’in ve İsmail’in süregelen çizgisi istisna edilirse Arap geleneğinin Yahudi geleneği ile bir ilgisi yoktur.

    İslam, şeriatı vazederken fıtri olan ve daha önce peygamberler vasıtasıyla oluşanlar hariç, toplumun hiçbir değer yargısını tanımamış, hepsini “cahiliye” olarak kabul etmiştir. Böylece Şeriat’ın bazı Arap geleneklerine musamaha gösterdiği ve zımmen tanıdığı iddiası doğru değildir.

    İslam şeriatı bütünüyle fıtri değerlere ve vahiy yoluyla şekillendirilmiş olan evrensel hükümlere göre şekillenmiştir.

    “Allah; Nuh'a tavsiye buyurduğu şeyi, sana vahyettiğimizi, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya tavsiye buyurduğumuzu size dinden bir şeriat kıldı. Dini doğru tutun ve onda ayrılığa düşmeyin. Senin kendilerini davet ettiğin şey, müşriklere ağır geldi. Allah dilediğini seçer ve kendisine yöneleni de doğru yola iletir.” (Fussilet 13)

    Böylece şeriatın dayanaklarının belirli bir toplumun adet ve gelenekleri değil, Hz. Muhammed’e (sa) ve önceki peygamberlere indirilen vahiy olduğu yukarıdaki ayette açıkça görülmektedir.

    İslam eğer çok eşliliği benimsemeseydi onu kaldırması hiç de zor olmayacaktı. Bundan çok daha zor şeyleri yıkmıştır. (İçki, faiz, kan davası vs. gibi…)

    Hayatı boyunca içki müptelası olarak yaşayan birisinin içkiyi bırakması; tek geçimi faiz ve tefecilik olan birinin tüm faiz haklarından vazgeçmesi; kan davasından dolayı acı çeken birisinin intikam hakkından vazgeçmesi vs. mi, yoksa evli bir erkeğin yeni bir hanım almaması mı daha zor? Konunun inançları uğrunda nefsani takıntılarını aşmış olan peygamber ve sahabe toplumu için hiç de ağır olmadığı açıktır.

    Sanılmasın ki İslam geldiğinde herkesin onlarca karısı vardı. Onlarca karısı olanlar mevcut olmakla birlikte bir çok kimse de tek eşli idi. İlk dönemde peygamberin kendisi de sahabelerin çoğu da tek eşlidir. Eğer dileselerdi tek eşliliği kolayca sürdürebilirlerdi. Bu yüzden çok eşlilik ruhsatını Araplar’daki kadının durumunun kötülüğüne bağlamak akla, mantığa ve İslam’ın ruhuna uygun değildir.

    İslam şu ayette de açıkça görüldüğü gibi kadınlarla birden fazla evlenmeyi meşru saymıştır:

    “Eğer öksüzlere karşı adaletli davranmak hususunda korkuyorsanız o halde hoşunuza giden kadınlardan ikişer, üçer ve dörder evleniniz. Eğer adaleti gözetmemekten korkarsanız, o zaman bir tane ile veya elinizin altındakiyle (sahip olduğunuz cariye ile) yetinin. Doğruluktan ayrılmamak için bu daha elverişlidir.” (Nisa 3)

    Yani kadınları nikahlama için gerekli olan adalet kriteri yetimler hakkında adil davranabilmektir. Yetimin malını yemeyecek kadar bir adalet duygusuna sahipseniz o halde birden fazla hanım alın, yok eğer yetimin malını yemekten uzak duramayacak kadar nefsani bir zaaf taşıyorsanız o halde tek eşle yetinin. Ne kadar açık ve muazzam bir hüküm...

    Böylece İslam, iyilik ve adalet duygusu yüksek olanların daha fazla evlenmesini, çoğalmasını yeğlemektedir. Büyük sahabelerin birbirlerinden kız alıp vermesi bu yüzdendir. Yoksa Hz. Ali henüz ergenliğe girmiş olan kızını (Ümmü Gülsüm) dedesi yaşındaki Hz. Ömer’e ne diye versin?

    Nisa süresi 129 ayetinde duygunun ön planda olduğu kadınlar ile ilgili olarak gerçek adaletin peygamber tarafından dahi sağlanamayacağı belirtilir. Talep edilense bu düzeyde bir adalet değildir. Bunu ayetin devamından anlıyoruz.

    “Kadınlarınız arasında her yönden adaletli davranmaya ne kadar uğraşsanız buna güç yetiremezsiniz. Bari birisine tamamen kapılıp da diğerini askıya alınmış gibi bırakmayın. Eğer arayı düzeltir ve haksızlıktan korunursanız, şüphesiz Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.” (Nisa 129)

    Mutlak adalet çok eşliliğin şartı olsaydı ne peygamber ne de sahabelerin hiçbiri bunu gerçekleştiremeyecekleri için hiçbir zaman uygulanamayacaktı. Halbuki durum tam tersinedir.

    Batı yaşam, kültür ve düşünüş biçimi anlamına gelen ve hayatımızı sarmış olan Modernizm çok eşliliği reddetmiş, bu konuyu çözmüştür ama nasıl çözmüştür?

    Zina, namus ve aile gibi değerleri yıkarak çözmüştür. Modernizm nikaha dayalı olmayan ilişkiyi zina olarak kabul etmemektedir. Karşılıklı rıza olduktan sonra bir erkeğin istediği kadar kadınla ve bir kadının da istediği kadar erkekle ilişkiye girmesinde bir sakınca görülmemekte buna bağlı olarak evlilikler ve aile kurumu hızla yok olmaktadır. Modernizm fiili olarak çok eşliliği kaldırmamıştır. Batıda ortalama bir erkek yada ortalama bir kadın, yaşamları boyunca onlarca kişiyle ilişkiye girebilmektedir. Fakat yasaklanan şey nikaha bağlı çok eşliliktir.

    Türk Medeni Kanunu da modern değerleri benimsemiştir. Bu yüzden modernizm sadece bir düşünüş biçimi ve tercih değil, aynı zamanda Müslüman toplumu şeri ruhsatları içinde esir alan bir baskı aracıdır da...

    Medeni kanunun çok eşliliği tanımaması kadının aleyhinde bir durumdur. Çok eşliliğin resmi olarak tanınmamasının kadınların mağduriyetini engellemek amacıyla olduğu iddia edilse de durum tam tersidir. Çünkü devlet erki bu nikahı geçersiz saymakla erkeğe bir zarar vermemekte; kadınsa miras, nafaka vs. hiçbir hak iddiasında bulunamamaktadır. Mağdur olan sadece kadındır. Burada kadının korunması gibi bir amaç söz konusu değildir. Böyle bir amaç olsaydı kadınların çok daha fazla mağdur edildiği ve hukuki bakımdan hiçbir bağlayıcılığı olmayan evlilik dışı birlikteliklere de yasak getirilecekti.

    Bununla birlikte resmi nikahın da kadının mağduriyetini gidereceği garanti değildir. Tek eş olan pek çok kadın boşanma durumunda herhangi bir miras ve nafaka alamamaktadır. Çoğu kez de kadının yada erkeğin aleyhinde bir zulüm aygıtına dönüşmektedir. Hiçbir kanun sevgi, saygı ve adalet duygusunun yerini tutamaz.

    Modernizm ‘tek eşlilik sınırlaması’nı pek çok değer ve hükümde olduğu gibi Katolik kültürden almıştır. Kişiler kendilerini evlendiremez ve boşayamaz. Nikah yada boşama önceleri Tanrı adına Kilise tarafından gerçekleştirilirken (sizleri Tanrı adına karı koca ilan ediyorum) bu kez devlet ve kanun adına yetkili icra merci (belediye başkanı gibi) uygulamaktadır (sizleri kanun adına karı-koca ilan ediyorum). Modern değerlerde evlilik ve aile kurumu ile ilgili katı kurallar uygulanmasına rağmen evlilik dışı ilişkilere alabildiğine özgürlük verilmiştir.

    Halbuki İslam evlilik dışı ilişkilere yer vermez. İster bekar olsun, ister evli olsun bir Müslüman için nikah/evlilik dışı bir ilişki mutlak anlamda zinadır. Zina ise çirkin bir yoldur. “Zinaya yaklaşmayın, çünkü o pek çirkindir ve kötü bir yoldur.” (İsra 32) Öyle ise Müslümanlar için şeriatın vazettiği değerlere karşı modern değer yargıları bir model olamazlar.

    Modernizmin ‘tek eşlilik’ ya da ‘nikah dışı ilişki’ modeline karşı, İslam ‘tek eşlilik’ yada ‘çok eşlilik’ hükmünü benimsemiştir. Tek eşlilikten yada çok eşlilikten hangisinin kendisine daha uygun olduğu, kişinin bizzat belirlediği kendi şartlarına bağlı bir tercihtir.

    Müslüman bir topluma modern değer yargılarını dayatmak meşruiyet alanlarını dayatmaktan yahut dinin meşru olarak görmediği alanlara kaymasını sağlamaktan başka işe yaramamaktadır. Böylece Müslüman bir toplumda evlilik dışı ilişkilerin ve zinanın artmasında müteselsil olarak moderniteyi dayatanların suç ve sorumluluğu bulunmaktadır.

    Tek eşlilik sınırlaması her bakımdan evliliği zorlaştırmıştır. Buna bağlı olarak boşanmayı da aşırı derecede zorlaştırmıştır. Birçok çift vardır ki mizaç ve karakteri çatıştığı halde ömürlerinin sonuna kadar hırlı yaşamak zorunda kalmaktadırlar. İnsanlar, hayatlarının sonuna kadar yaşayacakları eşleri seçmekte tereddüt edebiliyorlar. Evlendikten sonra da boşta kalacakları endişesi ile bir daha boşanamıyorlar. Boşanan kimselerin -özellikle kadınların- kendine denk yeni bir eş bulması neredeyse imkansızlaşmaktadır. Halbuki İslam evliliği ve bazı koşullarda boşanmayı kolaylaştırmış ve rahmet saymıştır. Çok eşlilik ruhsatı da evlenmeyi fiilen kolaylaştırmaktadır. Boşanmış kadın ve erkeğin yeniden evlenebilmesi zor değildir. Kadın, kişiliğiyle çatıştığı erkekten boşanma talep edebilir ve kendisi için daha hayırlı bir erkekle ikinci eş olarak evlenebilir.

    Bir kadın için güçlü, adil ve salih bir erkeğin ikinci, üçüncü hanımı olmak mı, yoksa silik, iktidarsız ve kişiliksiz bir erkeğin tek eşi olmak mı daha iyi? Çok eşlilik kadınlara daha iyisini seçebilme özgürlüğünü sağlayacağı gibi kadınlara yönelik talebi de artıracaktır. Bu durumda erkekler kadınları hak edebilmek için daha fazla çalışmak ve rekabete girmek zorundadır.

    Diğer yandan çok eşliliğin ikinci eş için iyi olmakla birlikte birinci eşi mağdur ettiği söylenmektedir. Fakat bu da pratik bir durumdur. Çok eşlilik tek eşlilik gibi bir tercihtir. İlla yapılacak diye bir kayıt yoktur. Eğer bir karı koca her bakımdan birbirini tatmin ediyorsa, kocanın yeni bir eş almasına gerek yoktur. Hz. Resulullah (sa) Hz. Hatice ile evli iken başka bir hanım alma ihtiyacı hissetmemiştir. Hz. Hatice’den sonra çok evlilik yapmıştır. Aynı şekilde Hz. Ali, Hz. Fatıma ile yaşadıkça başka bir hanımla evlenmemiştir. Hz. Fatıma’nın vefatından sonra Hz. Ali çok evlilik yapmıştır.

    Genelde sorun erkeğin eşinden maddi ve manevi bakımdan yeterince tatmin olmamasıdır. Kadın farklı olarak erkek, sahip olduğu eşini sevdiği ve beğendiği halde başka bir kadına ilgi duyabilir. Çok eşliliğin mümkün olmadığı modern toplumlarda erkeğin zihni başka bir kadına kayacak olsa çözüm olarak boşanmak isteyecektir. Boşanamaması durumunda da ya gayri meşru yollara düşecek (gizli eş, metres, zina vs.) yada eşine karşı ilgisini kaybedecektir. Kadının kocası tarafından terk edilmesi yahut ihmal edilmesi; kadını çok eşlilikten daha fazla mağdur edebilmektedir. Öyle ise çözüm çok eşliliği yasaklamak değildir.

    Çok eşliliğin zengin işi olduğu iddia edilir. Fakat kanaatimce mal ve gelir bakımından fakir bir erkek için daha uygun olabilir. Günümüzün ağır ekonomik koşullarında erkeğin tek başına çalışması yetmeyebilir. Asgari ücretle ve ihtiyaç sınırının çok altında bir gelirle çalışan milyonlarca insan var. Bu durumda kadın da uygun bir ortamda çalışarak evin geçimine katkıda bulunmaktadır. Kadının da çalışması ise başka sorunlara sebep olmaktadır. Ev işleri ve çocuklar ihmal edilmekte, çocuk yuvalarına, kreşlere, hizmetçiye, bakıcıya vs. daha fazla masraf yapılmaktadır. Halbuki birbiriyle uyumlu iki eşli bir ailede kadınlık ve analık sorumluluğu hanımlar arasında paylaşabilir.

    Çok eşlilik hususunda Müslüman kadın ve erkek şiddetli bir biçimde baskı altına alınmıştır. O kadar ki Müslüman bir kadın, kocasının başka bir kadın daha almasını zina etmesinden daha kötü görür. Keza evli bir erkekle nikahlanmayı kabul eden bir kızın mutlaka kusurlu olduğu vehmedilir. Bir erkeğin ikinci bir eşten söz etmesi “uçkur düşkünlüğü” olarak töhmet edilir. Baskıların ardı arkası gelmez. Fakat gayri meşru ilişkiler daha hoş görülü karşılanır. Erkeğin zina etmesi hızlı olmak, çapkın olmak diye tabir edilir. Namusluluk ve takva kıskançlık olarak adlandırılır. Kocası zina eden bir kadın için “her kadının başına gelebilecek bir aldatma” denilerek durum hafifletilir. Müslüman bir erkek ve kadın toplumdaki bu cahili zanlara aldırmamalı, kendisini haramdan korumalı ve yalnızca meşru alanda hareket etmelidir.

    Bazı Müslüman aydınların çok eşlilik ile ilgili “uçkur” tabirini kullanması esef vericidir. Tek eşlilikte de, çok eşlilikte de nikah nikahtır. Eğer mesele “uçkur” kriteri ile değerlendirilecekse evliliğin her türlüsü uçkurdan uzak değildir. Bu yaklaşım biçimi en hafif tabir ile son derece cahilcedir. Gizli eş, metres, zina vb. gibi hileli ve gayri meşru ilişkiler kınanabilir ama dinin meşru gördüğü bir nikah ilişkisi nasıl kınanabilir. Allah açık bir şekilde bunu kınayamazsınız demektedir.

    “Ve onlar ki, iffetlerini korurlar, ancak eşleri ve ellerinin sahip olduğu (cariyeleri) hariç. (Bunlardan dolayı) onlara kınama yoktur. Şu halde, kim bunun ötesine gitmeyi isterse, işte bunlar, haddi aşan kimselerdir.” (Müminun 5-7)

    “Rabbinin sözü hem doğrulukça, hem de adaletçe tamamlanmıştır. O'nun sözlerini değiştirebilecek hiç kimse yoktur. O, işitendir, bilendir.” (Enam 115)

    Öyle ise bir Müslümanı yaptığı herhangi bir evlilik ilişkisinden dolayı örf (töre) adına kınamak caiz değildir.

    Her Müslüman yalnızca helal olan şeyi yapmalıdır. Yine de helal olan her şeyi herkesin yapması gerekmeyebilir. Fakat Allah’ın helal kıldığı bir şeyi haram kılmak büyük bir zulüm ve günahtır.

    Çok eşliliğin toplum tarafından benimsenmesi bozulmakta olan toplumsal dokuyu ve aile kurumunu hızla onaracak, erkekleri daha sorumlu davranmaya zorlayacak, zinayı ve fuhşu ortadan kaldıracak neslin sağlıklı, güzel ve salih olmasını sağlayacaktır.

    Maruf Çetin - Alıntı
  17. farkındayız

    farkındayız Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Aaaah ah. Bizde şans yok.
    Yok evin varmı, yok araban var mı.......
  18. Ebu & Dücane

    Ebu & Dücane Misafir

    "Şans" kelimesinin kullanımı

    Selamün aleyküm Hocam. Benim size sorum, ihtiyari veya gayr-i ihtiyari olarak hemen hemen herkes tarafından kullanılmakta olan -ki, bunların içlerinde dinî hassasiyete sahip olduğunu bildiğim birçok tanıdığım da var- "şans" kelimesi hakkında olacak. TDK sözlüğünde "Mantıkla açıklanamayan birtakım rastlantısal olayların nedeni olan güç" olarak tanımlanan bu kelimeyi konuşmalarımızda/yazılarımızda kullanmak fıkhen ne kadar doğrudur acaba? Cevaplandırırsanız müteşekkir olurum. Hayırlı çalışmalar inşaallah...

    *******

    Ve aleyküm selam kardeşim;

    “Şans” tesadüf, rast gelme, bir şey kendiliğinden olma, tedbirsiz meydana gelme gibi anlamlara gelmektedir. Bunlar, Hâlık-ı zû’l-Celâl’i (asıl Yaradan Yüce Mevlâ’yı) inkâr ederek kendiliğinden olma manasında kullanılırsa elbette şirk olur.

    Ancak İslâmi camialarda Müslümanların kullandığı manada asla şirk olmaz. Mü’minler bunu; habersiz, düşünmeden, akıl etmeden karşılaştım anlamında kullanıyor. Yani Allah Teala’nın bilmesine aykırı olarak değil, kişilerin anlaşma ve düşünce alanına göre tesadüf denildiğinden şirk değildir. Bununla beraber yanlış anlamaya meydan vermemek için uygun düştü, denk geldi… gibi kavramla kullanmak daha iyi olur.

    Şans dediğimiz şeyler de; birbirine uygunluk, muvafık oluş, nizamlanmış biçimde birbirine uygun olmak demektir.

    Günlük hayatta tesadüf kelimesini çok kullanmamıza rağmen, gerçekte tesadüf yoktur, tabir caizse tevafuk vardır. Yaratılışta ve devam eden hadiselerde pek çok noktadaki benzerlikler tesadüf değil, tevafuktur, yani uygunluktur, denk düşmedir.

    Cenâb-ı Hak şu muazzam kâinatı yaratırken, hem yaratanın tek olduğunu göstermek, hem de kâinattan daha iyi istifade edebilmemiz temin için bir çok tevafuklarla yaratmıştır. Bu bir…

    ***

    İkincisi, halk arasında “Şansım yâver gitti”, “Şans bana güldü”, “Şansım yardım etti”, “Şanslı olarak dünyaya gelmişim” gibi tâbirler genelde müsbet mânâda, işi yolunda olan, aksiliklerle karşılaşmayan kimseler tarafından söylenir... “Bizde şans mı var”, “Şanssızın biriyim”, “Şansım olsaydı bu hale düşmezdim” gibi sözler de, menfi mânâda sık-sık tersliklerle karşılaşan, hayatını tesadüflere bağlayan kimselerce kullanılır.

    İslâmi hassasiyetlerden uzak toplumlarda ise “şans” kelimesi daha çok kumar, piyango, toto, loto gibi çevre ve kuruluşlarca tekrar edilir. “Şansınızı deneyin”, “İyi şanslar”, “Size de çıkabilir” sözleri bunun için tekrarlanır.

    “Şans” müsbete kullanıldığı halde, daha çok “menfî” durumlar için dile getirilir. “Şans”a güvenen, ona ümit bağlayan kişinin nasıl bir düşünce ve psikoloji içinde bulunduğu, şans mefhumunun mahiyetini anlatmaya kâfidir. “Şans”la iş görmeye başlayan insan kendisini boşlukta hisseder, tesadüflere inanır, sabah-akşam kalbini, ruhunu, hatta hayatını bir stres, bir heyecan, bir telaş içinde bırakır. İstediği olmaz, arzu ettiği netice çıkmazsa huzursuz olur, sıkıntıya kapılır, morali bozulur, günlerce o hâlin ezikliğinden kendisini kurtaramaz.

    Peki bu durumdaki bir insan kendisini neden bu derece “şans”a kaptırmıştır?

    Sebebi gayet açıktır.

    Anne sütünden mahrum olan çocuk nasıl yalancı sunî memeye sarılırsa; bu kişi de “kader, tevekkül, kısmete rıza” gibi gerçek dayanak noktalarını bilemediği, göremediği için “şans” gibi mevhum (vehim ve hayâlden ibaret, hakikatte olmayan), belirsiz, boş bir yere dayanmıştır.

    Halbuki İslâmiyet insanları hiç boşlukta bırakmamış… Onların boş şeylere, mahiyeti meçhul düşüncelere kapılmasına müsaade etmemiş, meydan vermemiştir.

    İslâmda “şans, talih” gibi sözlerin yeri yoktur. Dinimizde “kader vardır, tevekkül vardır, Allah’tan gelene rıza vardır…” Bunun da kaynağı imandır. Mü’min, Allah’a iman eder, kadere boyun eğer, hâdiseler karşısında bocalamaktan kurtulur, ne ile karşılaşırsa karşılaşsın imanın kuvveti ve nuru ile onları aşar.

    Kısacası iman tevhidi, tevhid itaati, itaat teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül rızâyı, rızâ da dâreynde saadeti getirir. Dolayısiyle iman eden insan tek güç ve kudret sahibi olarak Allah Teala’yı bilir. Ona inanır, Ona teslim olur, Ona tevekkül eder, sırtını o yüce kudretin sahibine dayar… Neticede hem dünya hem ahiret saadetine birlikte kavuşur.
  19. farkındayız

    farkındayız Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    @ Narsu
    Aaah ah. İnşallah bize de böyle imanlı biri denk gelir.
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş