gözlerim-ömer-abdurrahmanı-gördü-yerküre-1200x545_c.jpg
Aylık yayınlanan YERKÜRE Dergisi, ABD Hapishanesinde hayatını kaybeden Mısırlı ilim adamı Ömer Abdurrahman hakkında bir makale yayınladı. Yazıyı okurlarımız için alıntıladık:

“Müslümanların nüfusu 1.6 milyarın üzerinde ve araştırma şirketlerine göre şu an dünya nüfusunun yüzde 23’lük bölümünü oluşturan Müslümanlar 2050 yılına kadar dünyanın en kalabalık popülasyonu olan Hristiyanları yakalayacak ve 2070 yılına gelinmeden dünyanın en çok üyesi bulunan dini inancı olacak.

Miladi 610 yılında Hz Muhammed’e Hira’da gelen ilk vahi ile başlayan İslam Ümmetinin tarihi 1300 yıl boyunca olanca görkemiyle kaydedilmişken Osmanlı’nın son dönemi ve yıkılışıyla beraber dünyanın daha önce tanık olmadığı kadar geriye gidebilmiş görünüyor.

Kendi varlık süresince dünyada saltanat sürüyor olan en güçlü devletleri ortadan kaldıran İslam’ın Bizans, Kisra, Sovyetler Birliği ve ABD gibi eşi benzeri görülmemiş kuvvetleri yenilgiye uğratıp tarihe gömmesinin insan zihninde oluşturduğu özgüven ile neredeyse tamamı Batılı devletlerin kontrolündeki dikta rejimleri tarafından yönetilen ülke vatandaşlarının zihin dünyasının aynı olması tabi ki beklenemez.

Artık bir devleti bile bulunmayan, Halifesi gayri Müslimlerin topraklarına sürülerek hilafet makamı ortadan kaldırılan İslam’ın geriye ne orduları, ne aydınları ne de tüccarları kalmadı. Gözünü böylesi bir dünyaya açan Müslümanların ise ne özgüveni, ne cesareti ne de hakikat doğrultusunda işleyen bir zihni olmadı. Bu süreçte ne zaman bir Müslüman aydın çıksa şüpheyle yaklaşılmış, ne zaman bir kahraman öne doğru bir adım atsa ajan yaftasıyla yaftalanmıştır.

Şeyh Ömer Abdurrahman, Raşid Halefeler döneminde yaşasa adından yüzyıllarca söz edilecek, Osmanlı döneminde dünyaya gelse belki de hala dünyanın bir yerlerinde adına hutbe okunuyor olacak özellikleriyle tanınıyor. Ahmed Bin Hanbel’in bildiği doğrulardaki kararlılığını, İbn Teymiyye’nin esir tutulduğu hücresindeki yalnızlığı taşır Ömer Abdurrahman. Gözleri İslam Ümmetinin ne denli sefil halde olduğunu hiç görmeyen Ömer Abdurrahman’ın hayatı sanki tarih öncesindeki özgüveni taşıyan kalbinin yönlendirmesiyle miadını tamamlamış gibi.

Günümüz dünyasında İslam Ümmetinin çıkardığı az sayıdaki kahramanlar ya kendileri gibi kahraman olanlar tarafından ya da düşmanları tarafından görülüyor. Müslümanların kendi kahramanlarını bir takım yakıştırmalarla görmezden gelmesi belki de insanlık tarihinde ilk defa yaşanan bir garabet. Kurulduğu günden bu yana insanlığa kastettiği bilinen ABD’yi hedef alan ve onun kalbini vuran bir kahramanın düşmanları tarafından dört gözle her yerde aranırken kendi Ümmeti tarafından görmezden gelinmesi ne kadar tuhaf! Sadece bir tek Müslümanı bile olsa teslim etmeyip saltanatından alaşağı edilmiş diğer bir kahramanın kendi Ümmeti tarafından tanınmaması ne kadar garip! Ya da bunca tutarsızlığa göz yumulurken ‘kör’ diye anılanın Ömer Abdurrahman olması ne kadar acı!

Şeyh Ömer Abdurrahman’ın ünlü kitabı Cihad Müdafaasında beraber yargılandığı arkadaşlarından biri anlatıyor: Bütün gözler onun üzerindeydi. O ise yavaş yavaş ve ağır adımlarla yürüyerek Devlet Güvenlik Yüksek Mahkemesi Savcılığı’na karşı müdafaasını yapmak üzere yerini aldı. Herkeste bir ölüm sessizliği vardı, hiç bir yerde çıt yoktu. Bu çok kısa zaman süresi salondakilere sanki çok uzun yıllarmış gibi geldi. Sonra dudaklarından savunmasının kuvvetli, güven dolu, tutarlı ve cesaret dolu sözleri dökülmeye başladı. Sözleri çok etkileyici ve sarsıcı idi. Onun konuşmasını dinlerken sanki her yer sarsılıyordu. Sesinin Hak adına yükselişi mahkeme duvarlarında yankısını buluyor, sonra dönüyor ve demir kafesleri titretiyordu. Her tarafı kuşatan demir kafesler ve yüksek duvarlara rağmen onun sesi bütün engelleri aşıp ümmetin kalbindeki yerine ulaşıyor, ümmeti içinde bulunduğu döküklük, tembellik ve gaflet uykusundan uyandırıyor, ezeli ve ebedi gerçeğe dönmelerini haykırıyordu.

Hiçbir gözün görmediği fakat Kendisi tüm gözleri kuşatan Allah’ın kimseyi görmeyen fakat herkesin gözünü ona diktiği yalnız kuludur Ömer Abdurrahman. Keskin sözleri düşmanlarının gözlerini kamaştıran kılıç gibi görülmüş onun. Benliği İngilizin, İsviçrenin, sosyalizmin veya demokrasinin öngördüğü sistemi reddetmiş bir kadim adam olarak tarihe geçti Ömer Abdurrahman.

Ömer Abdurrahman’ı görenlerden biri olan Usame Bin Ladin onun için ‘Şeyh Ömer Abdurrahman Allah’ın kendisine lütufta bulunduğu eğilip, bükülmeyen büyük bir alimdir. Kardeşimizi (Ömer Abdurrahmanı) kurtarmak için tüm gücümüzle çalışacağımıza söz veriyoruz’ demiş onu ABD’deki hapishaneden kurtarabilmek için Amerika’ya saldırı düzenlemeyi planlamıştı.

Ömer Abdurrahman’ı görenlerden bir diğeri de Dr. Eymen Zevahiri olmuştu. Zevahiri, Ömer Abdurrahman için şöyle der: “Amerika Ümmetimizden birçok kişiyi tutukluyor, onları Ömer Abdurrahman’dan başlayarak derhal serbest bırakmalı; bunu ya isteyerek yapar ya da zorla. Hak üzere duruş gösteren ve sarsılmaz bir lider olan bu adam için bugün hangimiz kendini feda etmez ki? Hiçbir zaman hak üzere duruşunu terk etmeyen Dr. Ömer Abdurrahman’a karşı bir vazifemiz var. Biz ona destek olmayı ve onu taltif etmeyi mi terk edeceğiz?”

Birçok konuşmasında Müslümanların öldürüldüğünden ve kadınlara tecavüz edildiğinden söz eden Şeyh Ömer Abdurrahman’a göre İslam Ümmeti küçük fıkhi tartışmalarla zaman kaybetmek yerine cihat etmeliydi. İslam’ın eski şanlı günlerine dönmesi ancak cihat ile olabilirdi. Ve kendisi de bu cihadın en ön safında yer almalıydı. Fiziksek engeli eline kılıç almasını engelleyen Ömer Abdurrahman’ın herkesten daha cesur olduğu gözlenen kalbiyle engeli arasında ne fırtınaların koptuğunu ise kendisinden başka kim bilebilir?!

Fiziksel engeli nedeniyle kılıç tutamayan Ömer Abdurrahman’ın çok arzuladığı şehit olma isteğine hem de İslam inancına göre en üstün şehitliğe ulaşabileceği diğer bir yolu daha vardı: Zalim yöneticiye hakkı söylemek ve bu yolda öldürülmek!

Mısır mahkemelerinin en büyük cihat davası olarak anılan duruşmada konuşan Şeyh Ömer Abdurrahman’ın kullandığı şu ifadeler onun şehitliği arayan girişimlerinden biri olduğu söylenebilir: “Akidem ve vicdanım önünde zulme karşı koymak tağuti ceberrutluğu reddedip zalimlerin sapıklığına, yolsuzluğuna ve sahtekârlığına insanların zihnine ektikleri şüphelere karşı cihad edip bunu insanların gözleri önüne sermekle kendimi görevli hissediyorum. Velev ki bu hayatıma ve bütün sahip olduklarıma mal olsa bile… Askeri Savcılık beni idamla yargılıyorsa, bilsinler ki bu asla beni korkutamaz ve buna kesinlikle de üzülmem! Belki o zaman ‘Kâbe’nin Rabbine yemin olsun ki cennete kavuştum’ der ve şu sözleri söylerim: ‘Müslüman olarak öldürülürsem gam yemem. Ne şekilde olursa olsun Allah yolunda şehid olmaktır dileğim.”

İsteğine kavuştuğu düşünülen Şeyh Ömer Abdurrahman’ın Müslümanlara bıraktığı bir de vasiyeti var. Onu gören gözler arasında onun gibi kahramanların yanı sıra düşmanlarının da olduğu unutulmamalı. Şeyh Ömer Abdurrahman’ın ABD zindanlarından gönderdiği ve ‘Ey değerli kardeşlerim’ diye başladığı vasiyette yer alan ifadeler İslam medeniyeti ile Batı kültürü arasındaki çatışmanın doğasını ortaya koyar nitelikte:

“Şüphesiz ki Amerikan devleti beni hapishanede görmek istediği için eline geçiren ilk fırsatı değerlendirerek beni hapishaneye koydu. Bu fırsatı ganimet bilerek şerefli yüce Müslümanları ve İslam dinini lekelemek ve kötülemek için böyle davrandılar, onlar beni aslında maddi olarak değil manevi yönden muhasara altına aldılar. Benim yanıma tercüman vermiyorlar, Arapça bilen birini yanıma sokmuyorlar, radyo teyp dinlememi yasaklıyorlar. Hiç bir şeyden haberim yoktur. Yıllarca, aylarca, haftalarca ne bir kişi benimle konuşuyor nede beni konuşturuyorlar eğer hafızamdaki Kuranı Kerim de olmasa onu ezbere okumasam deli olacağım.

Beni zindana atıp hapishaneyle kuşatmakla kalmadılar, hapishanenin içinde de gece gündüz her yerde her zaman kameralarla subaylar sürekli beni gözetliyorlar. Banyoda yıkanırken tuvalette defi hacet giderirken avret yerlerim açıkken bile sürekli kameralarla gözetleniyorum. Gözlerimin görmemesini fırsat bilerek bu şekilde alçakça isteklerini gerçekleştiriyorlar. Beni yıpratmak ve ümitsizliğe düşürmek için her ziyaretçim öncesi ve sonrası anadan doğma çırıl çıplak soyuyorlar önümden ve arkamdan avret yerlerime bakarak üzerimde uyuşturucu arıyorlar. Keşke yer yarılsa ben içine girsem de bana bunu yapmasalar.

Ama dediğim gibi ellerine geçen her fırsatı değerlendiriyorlar. Beni Cuma, cemaat ve bayram namazlarından mahrum ediyorlar. Herhangi bir Müslümanla olacak irtibatımı engelliyorlar ve devamlı batıl yalanlarıyla mazeretler uyduruyorlar. Bazen bir şey istediğimde, bir ihtiyacımı iletmek istediğimde kapıyı çalıyorum ama cevap alamıyorum öyle ki altı saat uğraştığım oluyor bazen bana kimse seslenip ihtiyaçlarımı karşılamıyorlar. Diğer mahkumlar bir şey istediklerinde onlara ‘buyurun’ diyerek onların isteklerini yerine getiriyorlar. Özel ihtiyaçlarım oluyor, tırnaklarımı kesmem ve tıraş olmam gibi, Aylarca beni ihmal edip bu özel ihtiyaçlarımı gidermiyorlar. Beni iç çamaşırlarımı yıkamaya zorluyorlar. Ben kör bir adamım nasıl sabunu çamaşıra sürer, onu ovalar, sıkar, asar ve kurutabilirim?

Ben iyice hissediyorum ki bunlar beni bu durumlarla tehlikeli bir doruğa doğru sürüklüyorlar, beni bu dünyadan ve müminlerden ayrılmak için kolay bir ölümle öldürmek istiyorlar, Çünkü yediğim yemekleri ve içtiğim içecekleri nasıl yapıp nereden getiriyorlar bilmiyorum. Ve yavaş yavaş ölüme götürüldüğümü hissediyorum. Belki yemeğime zehir katacaklar, belki bozuk ilaçlar verecekler, belki iğne ile veya öldürücü bir uyuşturucu ile veya beni delirterek öldürecekler. Özellikle bulunduğum katta bazen havalandırmadan çok kötü iğrenç garip kokular salıyorlar, Bununla beraber bazı kalabalık gurupların gece ve gündüz devamlı yüksek sesle bağrıştıklarını feryat ettiklerini kapıların şiddetle vurulup kaçılıp kapandığını duyuyorum.

Ama onlar her zaman batıl mazeretlerle ve uydurdukları batıl sebeplerle işin içinden sıyrılıyorlar. Kötü tabiatlarıyla beni de buradan kötü bir suretle çıkaracakları aşikar. Bunlardan da beklenen burdur zaten. Amerikan devleti her yerde hakkı konuşan âlimleri tasfiye etmek istiyor.

Aslında bize Kuranı Kerimde Yahudiler ve Hristiyanlar hakkında gerekli bilgi gelmiştir, ancak biz unuttuk veya unutturulduk, Allahu Teala şöyle buyuruyor:

‘’Eğer onların güçleri yeterse sizi dininizden döndürünceye kadar sizinle savaşa devam ederler.” [Bakara Suresi 217]

‘’Sen onların dinine uyuncaya kadar ne Yahudiler ne de Hristiyanlar senden razı olurlar.” [bakara 120]

“Onların nasıl ahdi olabilir, zira onlar galip gelselerdi, sizin hakkınızda ne ahit, nede bir anlaşma gözetmezlerdi, onlar ağızlarıyla sizi razı ediyorlar, halbuki kalpleri (buna) karşı çıkıyor çünkü onların çoğu fasıktırlar.’’ [Tevbe 8]

‘’Allah’ın ayetlerine karşılık az bir değere satın aldılar da ‘onun yolundan alıkoydular. Gerçekten yapmakta oldukları şeyler ne kötüdür’’ [Tevbe 9]

‘’Onlar bir mümin hakkında ne ahit tanırlar ne de anlaşma çünkü onlar saldırganların kendileridir’’ [Tevbe 190]

‘’Ehli kitaptan çoğu hak ve doğru olan kendilerine apaçık belli olduktan sonra sırf içlerindeki kıskançlıktan ötürü sizi imanınızdan vaz geçirip küfre döndürmek isterler. [Bakara 109]

‘’Kafirler de putperestler de Rabbinizden size bir hayır indirilmesini istemezler.” [Bakara 105]



İşte onlar dünyanın her tarafında her sahada Müslümanlarla savaşıyorlar. Onlar yeryüzüne faizi, zinayı, sarhoşluğu, her çeşit fesadı yayıyorlar bunların hepsi aynıdır. Ey Müslümanlar onlarla mücadelenizi her zeminde sürdürün. Havada karada denizde onlara saldırın. Ekonomilerine saldırın. Onları nerde bulursanız onlarla savaşın.

Allahu Tela buyurdu ki;

‘’ ….Müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün, onları yakalayın onları hapsedin ve onları her gözetleme yerinde oturup bekleyin.’’ [Tevbe 5]

“ …Onlar sizde bir sertlik bulsunlar” [Tevbe 103]

“Onlarla savaşın ki Allah, sizin ellerinizle onlara azap etsin, onları rezil etsin. Sizi onlara galip kılsın ve mümin toplumların kalbini ferahlatsın.” [Tevbe 14]

Barıştan bahsettim ama barışı ve selameti bulamadım, kanlarını dökmek istedim ama etkili silah bulamadım, minberler onların mesajını yerine getirdi. Silah sesiyle onun rolünü oynaya bilmek için diyor ki: Kim haklarımı ararsa kılıçtan başka rehber bulamaz.

Ey kardeşlerim:

Eğer beni öldürdülerse ki er ya da geç bunu yapacaklar, cenazemi kaldırın, cesedimi alıp aileme gönderin, kanımı da yerde bırakmayın. Onlardan şiddetli bir şekilde öcümü alın burunlarını yerlerde sürtün. Ve beni hakkı söyleyen ve Allah yolunda öldürülen bir kardeşiniz olarak hatırlayın.

Bunlar benim vasiyetim olarak söylemek istediğim sözlerimdir. Allah’ın selamı bereketi ve rahmeti üzerinize olsun.”

Kaynak: Yerküre Dergisi