1. This site uses cookies. By continuing to use this site, you are agreeing to our use of cookies. Learn More.
  2. Duyuruyu Kapat
  3. Duyuruyu Kapat

Çözüldü Hac Ibadeti Nasıl Yapılır?

Konu, 'Hac - Umre' kısmında AbdulFettah tarafından paylaşıldı.

  1. AbdulFettah

    AbdulFettah 94.7 - Öyleyse, bir işi bitirince diğerine koyul. Forum Yöneticisi

      
    Selamun aleykum we rahmetullah hocam

    Kuran ve Sünnete uygun hac ibadeti nasıl yapılır?
  2. Abdulmuizz Fida

    Abdulmuizz Fida فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ Yetkili Kişi Site Admin

    Âleykum selam we rahmetullahi we berakatuh;

    PEYGAMBER'İN (s.a.v.) HACCI

    1- Peygamber'in (s.a.v.) Haccı:


    Peygamber'in (s.a.v.) Medine'ye hicretten sonra bir tek Veda haccı dışında hac yapmadığı konusu tartışmasızdır. Yine bu haccını hicretin onuncu senesinde yaptığı da tartışmasızdır.


    Hicretten önce hac yapıp yapmadığı konusu ise tartışmalıdır. Tirmizî, Câbir b. Abdullah'ın (r.a.): "Peygamber (s.a.v.) üç kere hac yaptı: îkisi hicretten önce, biri de hicretten sonra umre ile birlikte yapmış olduğu hacdır" dediğini rivayet eder[260] ve ekler: "Bu hadisin, Sufyân'dan rivayeti garîbtir. Muhammed'e yani Buharî'ye bu hadisi sordum, (Sufyân) es-Sevrî'nin hadisi olarak tanımadı." Bir rivayette de: "Bu hadis, sağlam sayılmaz" demiştir.


    Hacan farz kılındığım belirten âyet inince Allah Rasûlti (s.a.v.) geciktirmeden derhal hacca koştu. Haccın farz kılınışı hicretin dokuzuncu veya onuncu senesine kadar gecikmişti. Her ne kadar "Haccı ve umreyi Allah için tamamlayın" âyeti[261] hicretin altıncı yılında Hudeybiye senesi inmişse de bu âyette haccın farz kılındığı belirtilmemektedir. Bu âyette yalnızca başlanılan hac ve umrenin tamamlanılmasi emredilmektedir. Yoksa bu âyet hac ve umreye başlamanın farz olmasını icab ettirmez.


    Soru: Haccın, hicretin dokuzuncu veya onuncu senesine kadar farzkılınmayıp farziyetin geciktirildiğini neye dayanarak söylüyorsunuz?


    Cevap: Çünkü Âl-i İmrân sûresinin baş tarafındaki âyetler (civar ülkelerden ve kabilelerden Medine'ye temsilcilerin geldiği) "âmü7-vüfûd = elçiler senesi"nde inmiştir. O sene, Necran heyeti Allah Rasûlü'ne (s.a.v.) geldi. Peygamber (s.a.v.) onlarla cizye ödemeleri şartıyla anlaşma yaptı. Cizye (âyeti) ise Tebük seferinin yapıldığı hicretin dokuzuncu senesi inmiştir. Bu sene içinde Âl-i İmrân sûresinin ilk kısım âyetleri inmiş ve Allah Rasûlü (s.a.v.) ehl-i kitapla munazara yapmış, onları tevhide ve karşılıklı lânetleş-meye (yani yalancı ve haksız olanın lanete uğraması için Allah'a dua etmeye) çağırmıştır. Şu olay buna delildir. "Ey iman edenler! Puta tapanlar pistirler. Bundan dolayı bu yıldan sonra onlar Mescid-i Haram 'a yaklaşmasınlar." âyeti[262] inince Mekkeliler, putperestlerle olan ticaretlerini kaçırmış olmalarından dolayı içlerinde bir üzüntü duydular. Allah buna bedel onlara cizye verdi. Bu âyetlerin inişi ve ilân edilişi hicretin dokuzuncu senesine rastlamaktadır. Peygamber (s.a.v.) Ebu Bekir (r.anh) es-Sıddîk'ı bunları ilân etmesi için hac mevsiminde Mekke'ye yolladı. [263]Arkasından da Ali'yi (r.a.) gönderdi. Bizim söylediğimiz bu şeyi seleften pek çok kimse de söylemiştir. En doğrusunu Allah bilir. [264]



    2— Peygamber'in (s.a.v.) Hac Yolculuğu:

    Allah Rasûlü (s.a.v.) hac yapmaya karar verince, insanlara hac yapacağını ilân etti. Halk da O'nunla birlikte yola çıkmak üzere teçhizatlarını hazırladı. Bu durumu haber alan Medine civarında yaşayanlar da Allah Rasûlü (s.a.v.) ile beraber hac yapmak üzere geldiler. Yolda sayısız insan çıkagelip O'nun kervanına katıldı. Önünde, arkasında, sağında ve solunda göz alabildiğince insan kaynıyordu. Medine'den Zilkade ayının bitimine altı gün kala öğleden sonra gündüzün yola çıkmıştı. Yola çıkmadan önce öğle namazını dört rekât kıldırmıştı. Daha önce de ihram hakkında, ihramın farzları ve sünnetleri hakkında insanlara bilgi vermek üzere bir konuşma yapmıştı. [265]



    3— Yola Çıkış Tarihi Hakkında Bir Tartışma:


    İbn Hazm: "Peygamber (s.a.v.) perşembe günü yola çıktı." demiştir. Ben derim ki: Açık olan, Peygamber'in (s.a.v.) cumartesi günü yola çıkmasıdır. İbn Hazm görüşünü üç öncül ile destekledi. 1) Peygamber'in (s.a.v.) yola çıkışı Zilkâde'nin bitimine altı gün kalaya rastlar. 2) Zilhicce ayının hilâli perşembe günü görülmüştür. 3) Arafe günü, cuma gününe rastlamıştır. İbn Hazm, Peygamber'in (s.a.v.) yola çıkışının Zilkâde'-nin bitimine altı gün kalaya rastladığına delil olarak Buharî'nin İbn Ab-bas'tan rivayet ettiği: "Peygamber (s.a.v.) saçlarını tarayıp güzel kokular süründükten sonra Medine'den ayrıldı..." şeklinde başlayan hadisi[266] göstermiştir ki bu hadisin içinde îbn Abbas "Bu iş Zilkâde'nin bitimine altı gün kalaya rastlamaktadır." demiştir.


    îbn Hazm der ki: îbn Ömer, arafe gününün cumaya rastladığını açıkça ifade etmiştir ki bugün (Zilhicce'nin) dokuzuncu günüdür. Zilhicce ayının hilâli ise kuşkusuz perşembe gecesi görülmüştü. O halde Zilkade ayının son günü çarşambaya rastlamaktadır. Peygamber'in (s.a.v.) yola çıkışı Zilkade ayının bitimine altı gün kala olduğuna göre o gün perşembe demektir. Zira ondan sonra onun dışında altı gece kalmaktadır.


    Görüşümüzü tercih sebebimiz şudur: Hadis, Hz,-Peygamber'in (s.a.v.) beş gün kala yola çıktığı konusunu açık bir şekilde ifade etmektedir ki, o günler de şunlardırî Cumartesi, pazar, pazartesi, salı ve çarşamba. İşte toplam beştir. Onun görüşüne göre yedi gün kala çıkmış olması gerekir. Çıkma günü sayılmazsa, altı gün kala çıkmış olması gerekir. Hangisi olursa olsun hadise aykırıdır. Şayet geceler ^özönüne alınırsa yola çıkışı beş değil, altı gece kalaya rastlar. Şu halde perşembe günü çıktığı düşüncesiyle aydan beş gün kalması meselesinin arasını herhangi bir şekilde uzlaştırmak asla mümkün değildir. Ama yola çıkış cumartesi günü olarak ele alındığında çıkış günüyle birlikte kalan gün sayısı şüphesiz beştir. Peygamber'in (s.a.v.) minber üzerinde yaptığı konuşmada halka ihramın durumu ve ih-ramlı kimsenin giyebileceği şeyler hakkında Medine'de bilgi vermiş olması da buna delildir. Görünen o ki, bu konuşma cuma günüydü. Çünkü Peygamber'in (s.a.v.) konuşmada hazır bulunmaları için halkı topladığı ve sokaklarda ilân ettirdiği naklolunmamıştır. Oysa İbn Ömer (r.a.) Peyğamber'in (s.a.v.) minberi üzerinde Medine'de yaptığı bu konuşmada hazır bulunmuştu. Her vakit, insanlara ihtiyaç duydukları bilgileri iş ortaya geldiğinde vermek Peygamberin (s.a.v.) âdetiydi. Hac hakkında verilecek bilgiler için en uygun zaman ise hemen ardından yola çıkılacak olan cumadır. Açıkçası halk başına toplanmış ve kendisi de halka dini öğretme arzusunu içinde en çok duyan insan iken, bu muazzam kalabalık tam toplanmış ve halka hem dini hem de haccı bir arada —herhangi birini bırakmadan— anlatması mümkün iken zaruret olmadığı halde Pey-gamber'in (s.a.v.), bir günden daha az bir zaman kalmışken, konuşmasını cumadan başka bir vakte ertelemesi düşünülemez. En doğrusunu Allah bilir.


    Ebu Muhammed İbn Hazm, tbn Abbas (r.a.) ile Âişe'nin (r.a.): "Peygamber (s.a.v.) Zilkâde'nin bitimine beş gün kala yola çıktı." sözleriyle kendi görüşünün uyuşmayacağını anlayınca şöyle bir yoruma baş vurdu: Yani Peygamber (s.a.v.) Zulhuleyfe'den ayın bitimine beş gün kala ayrılmıştır... Zulhuleyfe ile Medine arasında sadece dört millik bir mesafe vardır. Az bir mesafe olduğu için bu yakın konak hesaba katılmamıştır. Böylece bütün hadisler uzlaşmış olur... Şayet Medine'den Zilkade ayının bitimine beş gün kala yola çıkmış olsaydı o vakit şüphe yok ki yola çıkışı cuma gününe rastlamış olurdu. Bu ise hatadır. Çünkü cuma namazı dört rekat kılınmaz. Oysa Enes, Peygamber (s.a.v.) ile birlikte Medine'de dört rekât öğle kıldıklarını söylemiştir...[267]


    İbn Hazm "Bunu daha çok açığa kavuşturur" deyip Buharî yoluyla Kâ'b b. Mâlik'den şu hadisi rivayet eder: "Allah Rasûlü (s.a.v.) yolculuğa çıkacağı zaman nadir haller dışında hep perşembe günü yola çıkardı." Hadisin bir diğer metninde ise "Allah Rasûlü (s.a.v.) perşembe günü yola çıkmayı severdi." denilmektedir.[268] İbn Hazm devamla der ki: Şu halde zikrettiğimiz Enes hadisinden dolayı cuma günü yola çıkmış olması düşünülemez. Aynı zamanda cumartesi günü yola çıkmış olması da hükümsüz olur. Çünkü bu takdirde Medine'den Zilkâde'nin bitimine dört gün kala ayrılmış olur. Bunu da hiç kimse dememiştir.


    îbn Hazm sözlerini şöyle sürdürür: Hem Peygamber'in (s.a.v.) Medine'den çıktığı günün gecesini Zulhuleyfe'de geçirdiği sahihtir. Öyle olsaydı —yani cumartesi günü yola çıkmış olsaydı— Zulhuleyfe'den ayrılışı pazar gününe rastlamış olurdu. Mekke'ye girmeden önceki geceyi Zîtuvâ'dageçirdiği sahihtir. Aynı zamanda Mekke'ye Zilhicce'nin dördüncü günü sabah vakti girdiği de sahihtir. Buna göre Medine-Mekke arasında geçirdiği yolculuğun süresi yedi gün olur. Çünkü böyle"ölmuş olsaydı Medine'den Zilkâde'nin bitimine dört gün kala çıkmış olur, Mekke'ye ise Zilhicce'nin üçünde, bu ayın dördüncü gecesini karşılarken girmiş olur. Bu da toplam yedi gece eder, daha fazla değil. Bu ise icmâ ile yanlıştır, hiç kimse böyle bir şey dememiştir. Öyleyse Peygamber'in (s.a.v.) Zilkade ayının bitimine altı gün kala yola çıktığı doğrudur. Böylece bütün rivayetler uzîaşmış ve aralarında görülen çelişki ortadan kalkmıştır. Hamdolsun Allah'a...


    Ben derim ki: Bu rivayetler, Peygamber'in (s.a,) cumartesi çıkmış olmasıyla birbirleriyle uyuşur, uzlaşırlar; aralarında bir çelişki de kalmaz. Hem böylece İbn Hazm'm aktardığımız yorumlarındaki çirkinlik de ortadan kalkmış olur. Ebu Muhammed İbn Hazm'm "Şayet Medine'den Zilkade ayının bitimine beş gün kala çıkmış olsaydı, o vakit yola çıkışı cuma gününe rastlamış olurdu." sözü bağlayıcı değildir. Aksine beş gün kala yola çıkıp da çıkışının cumartesine rastlaması doğrudur. Râvînin, ancak sayısı belirtilen şey dişi olduğunda hazf edilebilen "tâ" harfini sayıdan hazfetmiş olduğunu (yani Arapça aslında hams diye geçen beş rakamının ham-setün şeklinde olmadığını) gören Ebu Muhammed'i bu durum yanıltmış ve beş gece kala diye anlamasına sebeb olmuştur.[269] Dolayısıyla ona göre, böyle bir şey ise ancak yola çıkış cuma günü olursa olur, cumartesi günü olsa o zaman dört gece kala yola çıkılmış olur. İbn Hazm'ın bu görüşü aynen aleyhine^çevrilir. Çünkü perşembe günü yola çıkmış olsa o vakit yola çıkış beş gece kala olmaz, altı gece kala olur. Bu yüzden adı geçen beş tarihiyle kayıt düşülmüş ve yola çıkışı, Zulhuleyfe'den ayrılışa yorumlamak zorunda kalmıştır. Oysa buna hiç gerek yoktu. Zira mümkündür ki, Zilkade ayı (normal süreden) eksik (yani 30 çekeceğine 29) çekmiştir. Bu yüzden de yola çıkış tarihi, ayın mutad süresine dayanılarak bitimine beş gün kala diye verilmiştir. Arapların ve diğer milletlerin tarih verecekleri zaman, ayın tam süresini gözönüne alarak ayın geri kalan süresine göre tarih vermeleri, sonra ay bitip noksanlığı anlaşıldıktan sonra da tarihte ihtilâfa düşmemeleri için aynı şekilde tarih belirtmeleri onların âdet-lericjir. Herhangi bir kimsenin yirmi dokuz çeken bir ayın yirmi beşincigünü yazılmış bir şey hakkında "Ayın bitimine beş gün kala yazdı." si doğrudur.


    Hem çıkış günüyle birlikte geri kalan gün sayısı kuşkusuz beştir. Araplar, tarih verilirken geceler ve gündüzler bir arada bulunduğu zaman geceler kelimesini (tağlîb metoduyla) üstün sayarlar. Çünkü gece, ayın başlangıcıdır, günden daha öncedir. Onlar geceleri söyleyip günleri kastederler. Şu halde günleri gözönüne alarak "beş kala" demek ve geceleri gözönüne alarak da sayıyı ifade eden kelimeyi erkekler için kullanılan tarzda (müzek-ker) getirmek doğrudur. İşte o zaman Peygamber'in (s.a.v.) yola çıkışı ayın bitimine beş kalaya rastladığı halde cuma gününe rastlamış olmaz,


    Kâ'b hadisinde Peygamber'in (s.a.v.) perşembe günü dışında asla yola çıkmadığı ifade edilmemekte, yalnızca çoğunlukla o gün yola çıktığı belirtilmektedir. Kuşkusuz Peygamber (s.a.v.) gazalara çıkışlarında perşembe günü ile sınırlı ve bağımlı kalmamıştır.


    İbn Hazm'm "Cumartesi günü çıkmış olsaydı, dört gün kala çıkmış olurdu." sözüne gelince ne geceler, ne de günler gözönüne alındığında böyle bir durumun ortaya çıkmayacağı artık anlaşılmıştır.


    "Peygamber (s.a.v.) Medine'den çıktığı günün gecesini Zulhuleyfe'-de geçirdi..." sözüne gelince; cumartesi günü yola çıkmış olmasında yolculuk müddetinin yedi gün olması lâzım gelmez. Tuhaf doğrusu! Çünkü Peygamber (s.a.v.) ayın bitimine beş gün kala yola çıksa ve Zilhicce'nin dördünde Mekke'ye girse Medine'den yola çıkışıyla Mekke'ye girişi arasında dokuz gün geçmiş olur. Bu hiçbir yönden problem değildir. Zira Mekke'ye gitmek için takip ettiği Medine-Mekke arasındaki yol o kadardır. Devamlı seyahat yapan Arabın yol alışı seyahat edemeyen şehir sakinlerinin yol alışlarından genellikle çok daha hızlıdır. Özellikle tahterevanlar, develerin yanlarına yüklenmiş sandıklar ve ağır yükler bulunmadığında. En iyi bilen Allah'tır. [270]



    4— Yol Hazırlığı ve Yola Çıkışı:


    Yeniden haccını anlatmaya dönelim. Öğle namazını Medine'de dört rekât kıldırdı. Sonra saçlarını tarayıp güzel kokular süründü. İzârım (belden aşağı giyilen elbise) ve ridâsını (üstten giyilen elbise) giydi.


    Öğle ile ikindi arasında yola çıktı. Zulhuleyfe'de konakladı. Oradaikindi namazını iki rekât kıldırdı. Sonra geceyi orada geçirdi.[271] Orada akşam, yatsı, sabah ve öğle namazlarını kıldırdı.'[272] Böylece toplam beş vakit namaz kıldırmış oldu. Hanımlarının hepsi de beraberinde idi. o gece hepsini dolaştı.[273]


    İhrama girmek isteyince ilk olarak cinsel ilişkiden dolayı yapmış olduğu gusülden ayrı olarak ihram için ikinci kere gusletti. îbn Hazm, cunûb-lükten dolayı yapmış olduğu ilk gusülden başka guslettiğini zikretmemiştir. Yine bazıları da bundan sözetmemişlerdir. İbn Hazm bundan kendince sabit görmediği için kasden, ya da unuttuğundan sözetmemiştir. Oysa Zeyd b. Sabit, Peygamber'in (s.a.v.) ihram giymek için soyunup guslettiğini gördüğünü söylemiştir.'[274] Tirmizî bu hadisin hasen-garîb olduğunu söyler.


    Dârakutnî, Âişe'nin: "Allah Rasülü (s.a.v.) ihrama girmek isteyince başını hanım çiçeği ve çöven otu ile yıkadı." dediğini kaydeder.'[275] Sonra Âişe eliyle, Peygamber'in (s.a.v.) bedenine ve başına Zerîre denilen göz otu (yahud Hindistan'dan getirilen bir tür güzel koku) ve içinde misk bulunan bir güzel koku sürdü. O kadar sürmüştü ki, miskin parıldayışı, Peygamberimizin (s.a.v.) saçının ayrım yerlerinde ve sakalında çabucak far-kedilmekteydi.[276] Sonra da bu halin devamına müsaade edip kokuyu yıkamadı.


    Sonra izârım ve ridâsını giyindi. İki rekât öğle namazı kıldırdı. Ardından namaz kıldığı yerde hac ve umreye birlikte niyetlenib ihram giydi, tel-biyeye başladı. Öğleniif farzından başka, ihram için bir namaz kıldığı aktarılmamıştır.'[277]


    İhrama girmeden önce develerinin boyunlarına ikişer nal parçası taktı ve kurbanlık alâmeti olmak üzere hörgüçlerinin sağ yanlarını yarıp kan akıttı.'[278]



    5— Peygamber'in (s.a.v.) Kıran Haccı Yapmış Olduğunun Delilleri:


    Biz, Peygamber'in (s.a.v.) kıran haccı yapmış olduğunu bu konudaki sahih ve sarih (açık) yirmiyi aşkın hadise dayanarak söylüyoruz. Bunlar:


    1- Buharı ve Muslim, Sahih'lennâe İbn Ömer'den rivayet ederler ki: Allah Rasûlü (s.a.v.) Veda haccında umreyi hacca eklemek suretiyle temettu' etti. Zülhuieyfe'den beraberinde sürüp getirdiği develeri kurban etti. Allah Rasûlü (s.a.v.) ihrama girerken önce umreye niyetlenib telbiyeye başladı. Sonra hacca niyetlenib telbiye etti...[279]


    2- Yine Buharı ve Muslim, SaA/A'lerinde Urve yoluyla Âişe'nin Allah Rasûlü'nden (s.a.v.) aktardığı, İbn Ömer hadisiyle aynı anlamda benzer bir hadisi rivayet ederler.[280]


    3- Muslim, Sahih'nâe Kuteybe —Leys— Nâfi senediyle rivayet eder ki, İbn Ömer haccı umreye bitiştirdi ve her ikisi için bir tek tavaf yapıp "Allah Rasûlü (s.a.v.) de aynen böyle yaptı." dedi.[281]


    4- Ebu Davud, es-Sa'lebi — en-Nüfeylî — Züheyr b. Muâviye — İshak — Mucâhid senediyle rivayet etmektedir ki, îbn Ömer'e: "Allah Rasûlü (s.a.v.) kaç umre yaptı?" diye sordular, "iki defa" cevabım verdi. Bu cevap kulağına gelince Âişe: "îbn Ömer elbet biliyor ki, Allah Rasûlü (s.a.v.) haccıyla birlikte yaptığı dışında üç umre yapmıştır." dedi.[282]


    Bu, îbn Ömer'in: "Peygamber (s.a.v.) hac ile umreyi bitiştirdi." sözüyle çelişmez. Zira İbn Ömer burada tam ve hacdan ayrı olarak yapılan umreyi kasdetmiştir. Kuşku yoktur kî, bunlar da kaza umresi ve Cirâne umresi olmak üzere ikidir. Âişe ise hem müstakil iki umreyi ve hem de kıran haccıyla birlikte yapılan umreyi, Peygamber'in (s.a.v.) yapmasına engel olunan (Hudeybiye) umresini kasdetmiştir. Kuşkusuz bunlar dörttür.


    5- Sufyân es-Sevrî, Cafer b. Muhammed —babası Muhammed— Câbir b. Abdullah yoluyla rivayet eder ki, Allah Rasûlü (s.a.v.) üç kere hac yaptı: İkisi hicretten önce, biri de hicretten sonra umre ile birlikte yapmış olduğu hacdır. Bu hadisi Tirmizî vs. rivayet etmiştir.[283]


    6- Ebu Davud, en-Nüfeylî ve Kuteybe'den Davud b. Abdurrahman el-Attâr — Amr b. Dinar — İkrime senediyle İbn Abbas'ın şöyle dediğini rivayet eder: Allah Rasûlü (s.a.v.) dört umre yaptı: 1) Hudeybiye umresi, 2) Ertesi sene yapılması konusunda (muşriklerle) anlaştıkları umre, 3) Cirâne'den (ihrama girerek) yaptığı umre, 4) Haccıyla birlikte yaptığı umre.[284]


    7- Buharî, Sahih'inde Ömer'in (r.anh) şöyle dediğim kaydeder: Ben, el-Akîk vadisinde Allah Rasûlü'nden (s.a.v.) işittim, diyordu ki: "Bana bu gece Rabbim'den (c.c.) birisi (Cebrail) gelip dedi ki; Bu mübarek vadide namaz kıl ve: 'Hac içinde umreye niyetlendim’ der[285]


    8- Ebu Davud'un rivayetine göre Berâ b. Âzib anlatıyor: Allah Rasûlü (s.a.v.), Ali'yi (r.a.) Yemen’e vali tayin ettiğinde ben de onunla beraberdim. Onun yanında iken birkaç okka altınım oldu. Ali, Yemen'den Allah Rasûlü'ne (s.a.v.) döndüğünde karşılaştığı durumu şöyle anlattı: (Hanımım) Fâtıma'yı (r.anha) renkli elbiseler giyinmiş ve eve güzel ve hoş sıvı kokular serpmiş bir halde buldum. Bana: "Sana ne oluyor? Allah Rasûlü (s.a.v.) sahabîlerine emretti, onlar da ihramdan çıktılar." dedi. Ben de ona: "Ben, Peygamber (s.a.v.) gibi niyet edip ihrama girdim." dedim. Sonra Peygamber'e (s.a.v.) geldim. Bana: "Ne yaptın?" diye sordu. Ben de: "Peygamber (s.a.v.) gibi niyet edip ihrama girdim." dedim. O da: "Ben, kurbanlık develeri sürüp getirdim ve (hac ile umreyi) birleştirdim." buyurdu..[286]


    9- Nesâî'nin, İmrân b. Yezîd ed-Dımeşkî — İsa b. Yunus — el-A'meş, — Muslim el-Batîn — Ali b. Huseyn senediyle rivayetine göre Mervan b. el-Hâkem anlatıyor: Osman'ın yanında oturuyordum. Ali'nin (r.anh) umre ve hacca birlikte telbiye getirdiğini işitti. Bunun üzerine: "Bundan yasaklanmış değil miydin?" dedi. Ali de cevab olarak dedi ki: 'Evet, öyle. Ama ben Allah Rasûlü'nün (s.a.v.) ikisine birlikte telbiye getirdiğini kulağımla işittim. Allah Rasûlü'nün (s.a.v.) sözünü, senin sözün için bırakmam."[287]


    10- Muslim, Sahih'inde Şu'be aracılığıyla Humeyd b. HiIâTin Mutar-rif'ten şöyle işittiğini rivayet eder: İmrân b. Husayn bana dedi ki: Sana bir söz. söyleyeceğim. Umulur ki Allah onun sayesinde seni faydalandırır: "Allah Rasûlü (s.a.v.) hac ile umreyi birleştirdi. Sonra bunu yasaklamadan vefat etti. Ayrıca bunu haram kılan bir âyet de inmedi."[288]


    11- Yahya b. Saîd el-Kattân ile Sufyân b. Uyeyne, İsmail b. Ebu Hâ-lid — Abdullah b. Ebî Katâde senediyle Abdullah'ın babası, Ebu Katâde'-nin şöyle dediğini rivayet ederler: "Allah Rasûlü (s.a.v.) hac ile umreyi birleştirdi. Zira bir daha hac yapmayacağını biliyordu." Bu hadisin Yahya b. Saîd ile Sufyân b. Uyeyne'ye varan sahih senedleri vardır.[289]


    12- İmam Ahmed, Surâka b. Mâlik'den rivayet ediyor: Allah Rasûlü'nün (s.a.v.): "Umre kıyamete kadar haccın içine "girmiştir." buyurduğunu işittim. Peygamber'in (s.a.v.) kendisi Veda haccında kıran haccı yapmıştır (yani umre ile haccı birleştirmiştir).[290] Bu hadisin senedindeki râviler sikadır.


    13- İmam Ahmed ve îbn Mâce'nin Ebu Talha el-Ensârf den rivayetlerine göre Allah Rasûlü (s.a.v.) hac ile umreyi bir arada yaptı.[291] Bu hadisi aynı zamanda Dârakutnî de rivayet etmiştir. Hadisin senedinde (zayıf kabul edilen) Haccâc b. Ertât vardır.


    14- İmam Ahmed'in el-Hirmâs b. Ziyâd el-Bâhilî'den rivayet ettiği bir hadise göre Allah Rasûlü (s.a.v.) Veda haccında hac ile umreyi birleştirdi.[292]


    15- Bezzâr, sahih bir senedle îbn Ebî Evfâ'nın: "Allah Rasûlü (s.a.v.) hac ile umreyi birleştirdi. Çünkü o seneden sonra haccederneyeceğini biliyordu." dediğim rivayet eder.[293] Bu hadisin senedindeki Yezîd b. Ata adlı râvinin, hadisin senedinde hata yaptığı söylenmiştir. Diğerleri ise delil bulunmadan onun hata ettiğini söylemeye yol bulunmadığını belirtmişlerdir.


    16- İmam Ahmed'in Câbir b. Abdullah'tan rivayetine göre Allah Rasûlü (s.a.v.) hac ile umreyi birleştirdi ve her ikisi için bir tek tavaf yaptı.[294] Hadisi, Tirmizî de rivayet etmiştir. Senedinde Haccâc b. Ertât vardır. Tek kalmadıkça ya da sika râvilere muhalefet etmedikçe bu zâtın rivayet ettiği hadis hasen derecesinden aşağı düşmez.


    17- İmam Ahmed'in rivayetine göre Ummu Seleme: Allah Rasûlü'nün (s.a.v.): "Ey Muhammed ailesi! Hac içinde umre yapmaya niyetlenib ihrama girin!" buyurduğunu işittim, demiştir.[295]


    18- Buharî ve Muslim'in, Sahihlerinde rivayetlerine göre —Metin Muslim'e aittir.— Hafsa anlatıyor: Peygamber'e (s.a.v.): "İnsanların bu hali ne? Sen umre ihramından çıkmadığın halde onlar ihramdan çıktılar?" diye sordum. Bana şu cevabı verdi: "Ben kurbanıma gerdanlık taktım ve saçlarımı toplayıp yapıştırdım. Artık ben, bütün yapılacak şeyleri yapıp hac ihramından çıkmadan ihramdan çıkamam. "[296] Bu hadis de gösterir ki, Peygamber (s.a.v.) umre ile beraber hac yapmaktaydı. Çünkü hac ihramından çıkmadan umre ihramından da çıkamamaktaydı. Bu, Mâlik ve Şafiî'nin usûlüne göre tamamen bağlayıcıdır. Zira onlara göre kurbanı (hedy), sırf umre yapan kimsenin (mufrid bi'l-umre) ihramdan çıkmasını engellemez; kurbanı olan kimsenin ihramdan çıkmasını, yalnızca hacla birlikte yaptığı kıran umresi engeller. Şu halde hadis, bu iki imamın usûlüne göre (uyulması gereken) bir nas demektir.


    19,20- Nesaî ile Tirmizî, Muhammed b. Abdullah b. Haris b. Nevfel b. Haris b. Abdulmuttalib'in, Muâviye b. Ebu Sufyân'ın haccettiği sene Sa'd b. Ebî Vakkâs'la Dahhâk b. Kays'm umreyi hacca eklemek suretiyle temettu' etme konusunu görüştüklerini ve aralarında şöyle bir konuşma geçtiğini işitti. Dahhâk: "Bunu ancak Allah'ın emrini bilmeyen yapar." dedi. Bunun üzerine Sa'd: "Ne kötü dedin, yeğenim!" dedi. Dahhâk: "Çünkü Ömer İbnu’l-Hattâb bunu yasakladı." karşılığını verince Sa'd: "Bunu Allah Rasûlü (s.a.v.) yaptı. Biz de beraberinde yaptık." cevabını verdi.[297] Tirmizî: "Bu hadis hasen-sahihtir" diyor. Buradaki umreyi hacca ekleyerek temettu' etmeden maksadı (temettu'un) iki türünden biri olan kıran temettu'udur. Çünkü Kur'an dilinde böyledir. Kur'an'ın inişinde ve yo-rumlamşında hazır bulunan sahabîler buna tanıktırlar. Bundan dolayı îbn Ömer: "Allah Rasûlü (s.a.v.) umreyi hacca ekleyerek temettu yaptı. Önce umreden başlayarak umre için niyetlenib ihrama girdi, sonra hacca niyetlenib ihrama girdi" demiştir. Âişe de aynısını söylemiştir. Hem Allah Rasûlü'nün (s.a.v.) yaptığı —îmam Ahmed'in de kesin gözüyle baktığı gibi— kuşkusuz kıran temettu'u idi. İmrân b. Husayn'ın "Allah Rasûlü (s.a.v.) temettu' etti. Biz de O'nunla birlikte temettu' ettik." sözü de bunu gösterir. Hadis, Buharı ve Muslim tarafından rivayet edilmiştir.[298]


    Mutarrif e: "Sana bir söz söyleyeceğim. Umulur ki Allah onun sayesinde seni faydalandırır: Allah Rasûlü (s.a.v.) hac ile umreyi birleştirdi. Sonra bunu yasaklamadan vefat etti." diyen İmrân b. Husayn'm kendisidir. Bu hadis Muslim'in Sahihimde rivayet edilmiştir.[299] Görüldüğü üzere İmrân, Peygamber'in (s.a.v.) yaptığı kıran haccını haber verirken "temettu etti" ve "hac ile umreyi birleştirdi" sözlerini kullanmaktadır.


    Ayrıca Sahihayrfdz. Saîd b. Museyyeb'den rivayet edilmiş olan şu hadis de buna delildir: Ali ile Osman, Usfan'da bir araya geldiler. Osman, temettu' haccından yahud umreden nehyederdi. Ali, ona: "Allah Rasûlü'nün (s.a.v.) yaptığı bir şeyi yasaklamakla neyi amaçlıyorsun?" dedi. Osman: "Bırak, sen bizim işimize karışma." dedi. Bunun üzerine Ali: "Doğrusu ben seni bırakamam." dedi ve bu durumu görünce (hac ve umrenin) her ikisine birden niyetlenib ihrama girdi ve telbiyeye başladı.[300] Bu, Muslim'in metnidir. Buharî'deki metin ise şöyledir: Ali ile Osman Usfan mevkiinde temettu' hakkında ihtilâfa düştüler. Ali: "Sen, başka değil; ancak Allah Rasûlü'nün (s.a.v.) yapmış olduğu bir şeyi yasaklamak istiyorsun." dedi. Ali, Osman'ın bu yasaklama işini görünce (hac ile umrenin) her ikisine birden niyetlenib ihrama girdi ve telbiyeye başladı.


    Buharî'nin tek başına rivayet ettiği bir hadise göre Mervân b. el-Hakem anlatıyor: Osman ile Ali'ye şahid oldum. Osman, temettu' haccını ve hac ile umreyi birleştirmeyi yasaklıyordu. Ali bunu görünce


    her ikisine birden niyetlenib ihrama girip "Lebbeyke bi-umratin ye haccetin"diye telbiyede bulundu ve: "Hiç kimsenin sözü için Allah Rasûlü'nün (s.a.v.) bir sünnetini bırakmam." dedi.[301]


    Artık bu da açıkça ortaya koymaktadır ki, onlara (sahabîlere) göre hac ile umreyi birleştiren kimse temettu' yapan kimse demektir ve Allah Rasûlü'nün (s.a.v.) yaptığı hac çeşidi de bu hacdır. Osman da, Allah Rasûlü'nün (s.a.v.) böyle yaptığı konusunda Ali'ye muvafakat göstermiştir. Zira Ali, kendisine: "Allah Rasûlü'nün (s.a.v.) yaptığı bir şeyi yasaklamakla neyi amaçlıyorsun?" dediğinde ona: "Allah Rasûlü bunu yapmamıştır" dememiştir. Şayet Osman, bu konuda Ali'ye muvafakat göstermeseydi şüphesiz ona karşı gelirdi. Sonra Ali, Peygamber'e (s.a.v.) muvafakat göstermeye, bu konuda O'na uymaya ve Peygamber'in (s.a.v.) fiilinin nesholunmadığını açıklamaya azmedip kıran konusunda Peygamber'e (s.a.v.) uymayı ve O'nun yolunu izlemeyi yerleştirmek ve Osman'ın yoruma dayalı olarak yasakladığı bir sünneti ortaya çıkarmak amacıyla hac ve umreye birlikte niyetlenib ihrama girdi ve telbiyeye başladı. O vakit bu, yirminci delili oluşturan başlı basma bir delildir.[302]


    21- Mâlik'in Muvatta'da İbn Şihâb-Urve senediyle rivayetine göre Âişe anlatıyor: Veda haccı senesi Allah Rasûlü (s.a.v.) ile birlikte çıktık. Umre için niyetlenib ihrama girerek telbiyeye başladık. Sonra Allah Rasûlü (s.a.v.) "Kimin yanında kurbanlık bir hayvan varsa, hacca umreyle birlikte niyetlenib ihrama girsin. Böyle yapan kimse her ikisinin de yapılması gerekli fiillerini tamamen yerine getirinceye kadar ihramdan çıkamaz." buyurdu.[303]


    Malumdur ki, Peygamber'in (s.a.v.) yanında kurbanlık hayvan vardır. Kendisi emrettiği bir şeyi, herkesten daha çok yapmaya özen gösterir. Zikrettiğimiz ve daha zikredeceğimiz diğer hadisler de bunu göstermektedir.


    İçlerinde Abdullah İbn Abbas'm ve bir cemaatın da bulunduğu bir grup selef ve halef uleması beraberinde kurbanlık hayvan getiren kimsenin kıran haccı yapmasını ve kurbanlık getirmeyen kimsenin de ayrı bir umre ile temettu' etmesini farz saymışlardır. Onlara göre Allah Rasûlü'nün (s.a.v.) yaptığı ve ashabına emrettiği şeyden başkasını yapmak caiz olmaz. Peygamber (s.a.v.) kıran haccı yapmış ve yanında kurbanlık bulunmayan herkesin (haccı) başlı başına ayrı bir umreye çevirmelerini emretmiştir. O halde O'nun yaptığı yahud emrettiği şekilde yapmamız farzdır. Bu görüş, inşallah yakında zikredeceğimiz pek çok yönden, haccı umreye çevirmeyi haram sayanların görüşlerinden daha doğrudur.


    22- Buharî ve Muslim'in, SffA/A'lerinde Ebu Kılâbe'den rivayetlerine göre Enes b. Mâlik anlatıyor: Biz de beraberinde iken Allah Rasûlü (s.a.v.) Medine'de bize öğleyi dört, Zulhuleyfe'de ikindiyi iki rekât kıldırdı. Gece sabaha kadar Zulhuleyfe'de kaldı. Sonra devesine bindi, deve onu Beydâ tepesine çıkarınca Allah'a hamdedip tesbîh etti ve tekbir getirdi. Sonra hacca ve umreye niyetlenib ihrama girerek telbiyeye başladı. Beraberindeki insanlar da hacca ve umreye niyetlenib ihrama girerek telbiyeye başladılar. Mekke'ye geldiğimizde Peygamber (s.a.v.) insanlara emretti, ihramdan çıktılar. Nihayet terviye (arafeden önceki gün olan Zilhicce'nin sekizinci) günü olunca insanlar hacca niyetlenib ihrama girdiler.[304]


    Yine Sahihayn'da kaydedilen bir rivayete göre Bekir b. Abdullah el-Muzenî anlatıyor: Enes: "Allah Rasûlü'nün (s.a.v.) hac ye umreye birlikte telbiye getirdiğini işittim." dedi. Bunu Ibn Ömer'e söyledim. O da: "Peygamber (s.a.v.) yalnızca hacca telbiye getirdi." dedi. Enes'le karşılaştım, İbn Ömer'in sözünü ona aktardım. Bunun üzerine Enes: "Herhalde siz, bizi çocuk sanıyorsunuz! Ben Allah Rasûlü'nün (s.a.v.): Lebbeyke umraten ve haccen =Allah'ım! Senin hac ve umre davetine icabet ettim, dediğini işittim." Dedi.[305] Enes'le İbn Ömer arasında yaş bakımından bir yıl veya bir yıldan biraz fazla zaman farkı vardır.


    Sahih-i Muslim'deki bir rivayete göre Yahya b. Ebu İshak, Abdulaziz b. Suheyb ve Humeyd, Enes'in şöyle dediğini işittiklerini söylemişlerdir: Allah Rasûlü'nü (s.a.v.) işittim, hac ile umreye birlikte telbiye getirerek: "Lebbeyke umreten ve haccen-Allah'ım! Senin umre ve hac davetine icabet ettim!" diyordu.[306]


    Kadı Ebu Yusuf, Yahya b. Saîd el-Ensârî aracılığıyla Enes'in şöyle dediğini rivayet eder: Peygamber'in (s.a.v.) "Lebbeyke bihaccin ve um\retin mean- Allah'ım! Senin hac ve umre davetine birlikte icabet ettim!" dediğini işittim.


    Nesâî'nin rivayet ettiği Ebu Esma hadisinde Enes diyor ki: " Peygamber'in (s.a.v.) hac ve umreye birlikte telbiye getirdiğini işittim."[307]


    Yine Nesâî'nin Hasan el-Basrî aracılığıyla Enes'ten rivayet ettiği bir | hadise göre Peygamber (s.a.v.) öğle namazını kıldırınca hacj ve umreye niyetlenib ihrama girerek telbiyeye başladı.[308]


    Bezzâr'ın, Ömer'in azatlı kölesi Zeyd b. Eşlem aracılığıyla Enes'ten rivayet ettiği bir hadise göre Peygamber (s.a.v.) hac ve umreye birlikte niyetlenib telbiye getirmiştir. Bezzâr aynı hadisi Süleyman et-Teymî aracılığıyla Enes'ten rivayet eder; Ebu Kudâme yoluyla da Enes'ten benzerini rivayet eder. Vekî, Mus'ab b. Süleym'in Enes'ten buna benzer bir hadis işittiğini kaydeder ve İbn Ebî Leylâ — Sabit el-Bünânî aracılığıyla yine Enes'ten benzer'bir hadis rivayet eder. el-Huşenî ise buna benzer bir hadisi Muhammed b. Beşşâr — Muhammed b. Cafer — Şu'be — Ebu Kazaa — Enes senediyle kaydeder.


    Sahih-i BuharFde Katâde aracılığıyla rivayet edilen bir hadiste Enes: "Allah Rasûlü (s.a.v.) dört umre yaptı." deyip onları sayar ve onlar arasında "haccıyla birlikte yaptığı umre"yi de kaydeder. Bu hadis yukarıda geçti.


    Abdürrezzak, Ma'mer-Eyyûb-Ebu Kılâbe ve Humeyd b. Hilâl-Enes senediyle benzer bir hadis rivayet eder.


    îşte toplam on altı sika râvi! Hepsi de Enes'ten ittifakla Peygamber'in (s.a.v.) telbiye getirirken hac ve umreye birlikte telbiye getirdiğini, bunu ifade eden telbiye sözü söylediğini aktarmaktadırlar. Bu râviler: 1-Hasan el-Basrî, 2- Ebu Kılâbe, 3- Humeyd b. Hilâl, 4- Humeyd b. Abdur-rahman et-TavîI, 5- Katâde, 6- Yahya b. Saîd el-Ensârî, 7- Sabit el-Bünânî, 8- Bekir b. Abdullah el-Müzenî, 9- Abdulaziz b. Suheyb, 10- Süleyman et-Teymî, 11- Yahya b. Ebu İshak, 12- Zeyd b. Eşlem, 13- Mus'ab b. Süleym, 14- Ebu Esma, 15- Ebu Kudâme Âsim b. Hüseyn, 16- Ebu Kazaa Süveyd b. Hacer el-Bâhilî.


    İşte Enes'in, Peygamber'den (s.a.v.) işitmiş olduğu telbiye sözünü aktaran haberler! İşte Ali ile Berâ'nın, Peygamber'in (s.a.v.) kendisinin kıran haccı yaptığını haber verdiğini ifade eden rivayetleri! İşte yine Ali, Allah Rasûlü'nün (s.a.v.) bunu yaptığını haber veriyor! İşte Ömer İbnü'I-Hattâb (r.a.) haber veriyor: Rabbi, Allah Rasûlüne (s.a.v.) böyle yapmasını emretmiş ve O'na ihram giyerken söyleyeceği sözü öğretmiştir... İşte yine Ali haber veriyor ki, kendisi Allah Rasûlü'nün (s.a.v.) hac ve umreye birlikte telbiye getirdiğini işitmiştir... İşte adlarını andığımız geri kalan diğer sahabîler, hepsi de Peygamber'in (s.a.v.) böyle yaptığını haber veriyor... Peygamber (s.a.v.), ailesine ve beraberinde kurbanlık getirenlere böyle yapmalarım emrediyor.


    Apaçık bir şekilde Peygamber'in (s.a.v.) kıran haccı yaptığını rivayet eden sahabîler: 1- Mü'minlerin annesi Âişe, 2- Abdullah b. Ömer, 3- Câbir b. Abdullah, 4- Abdullah b. Abbas, 5- Ömer İbnü'I-Hattâb, 6-Ali b. Ebî Tâlib, 7-Osman b. Affan: Ali'nin sözünü ikrar etmesi ve Ali'nin ona bu durumu takrir etmiş olmasıyla ( Osman'ın da bu görüşte olduğu anlaşılıyor), 8- îmrân b. Husayn, 9- Berâ b. Âzib, 10- Mü'minlerin annesi Hafsa, 11- Ebu Katâde, 12- İbn Ebî Evfâ, 13- Ebu Talha, 14- Hirmâs b. Ziyâd, 15- Ummu Seleme, 16- Enes b. Mâlik, 17- Sa'd b. Ebî Vakkâs. Toplam on yedi sahabî etmektedir. —Allah hepsinden razı olsun.— Bunlardan kimileri Peygamber'in (s.a.v.) fiilini, kimileri ihram giyerken söylediği lafzı, kimileri kendisi hakkında verdiği haberi ve kimileri de emrettiği şeyi rivayet etmektedirler.


    Soru: İbn Ömer, Câbir, Âişe ve îbn Abbas'ı nasıl bunlar arasında sayıyorsunuz? Oysa Âişe: "Allah Rasûlü (s.a.v.) ifrâd eden olarak hacca niyetlenib ihrama girdi." diyor; bir başka metinde ise: "İfrâd eden (müf-rid) olarak hacca niyetlenib ihrama girdi." diyor. Birinci metin Sahihayrf-dadır.[309] İkincisi ise Muslim'de iki ayrı tarzda rivayet edilmiştir; biri bu metindir ve diğeri de; "İfrâd haccı yapmak üzere hac için niyetlenib ihrama girdi."[310]şeklindedir. Buharî'nin kaydettiğine göre, İbn Ömer: "Peygamber (s.a.v.) yalnızca hac için telbiye getirdi." demiştir.[311] Öte yandan Muslim'in rivayetine göre, İbn Abbas; "Allah Rasûlü (s.a.v.) hacca niyetlenib ihrama girdi, telbiye getirdi." Demiştir.[312] İbn Mâce'nin rivayetine göre ise Câbir: "Peygamber (s.a.v.) ifrâd haccı yaptı." Demektedir.[313]


    Cevap: Şayet bu sahabîlerden gelen hadisler birbiriyle çelişiyorlar ve birbirlerini düsürüyorlarsa geri kalanların hadisleri birbirleriyle çelişmemektedirler. Haydi diyelim ki, sözünü ettiğiniz kimselerin hadisleri birbirleriyle çeliştikleri için ne kıran, ne de ifrâd haccı konusunda delil olamazlar. Peki, geri kalan sahabîlerin açık ve sahih olan hadislerinden yüz çevirmeyi gerektiren sebeb ne?! Hele onların hadisleri birbirini doğruluyor ve aralarında da bir çelişki bulunmuyorsa? Arada çelişki var sananlar, sahabîlerin kullandıkları sözlerle neyi kasdettiklerini idrak edemedikleri için böyle sanmışlar ve onların sözlerini, onlardan sonra ortaya çıkan ıstılahlara (terimlere) yüklemişlerdir.


    Şeyhülislâm (İbn Teymiye)'nin, sahabîlerin bu konudaki hadislerini uzlaştırmak için yazmış olduğu güzel bir faslı gördüm. Buraya olduğu gibi alıyoruz. Diyor ki: Doğrusu bu konudaki hadisler birbirleriyle uyum içindedirler; basit bir ihtilaf dışında aralarında bir ihtilâf yoktur. Bu kadarı başkalarında da bulunur. Şöyle ki, sahabeden, Peygamber'in (s.a.v.) temettu' ettiği rivayeti sabit olmuştur. Onlara göre temettu', kırân'ı da içine almaktadır. Kendilerinden Peygamber'in (s.a.v.) ifrâd haccı yaptığı rivayeti aktarılan aynı sahabîlerden O'nun temettu' haccı yaptığı rivayeti de aktarılmıştır. Birincisi Sahihayn'dz Saîd b. Müseyyeb'den şöylece aktarılır: Ali ile Osman, Usfan'da bir araya geldiler. Osman, temettu' haccından yahud umreden nehyederdi. Ali, ona: "Allah Rasûlü'nün (s.a.v.) yaptığı bir şeyi yasaklamakla neyi amaçlıyorsun?" dedi. Osman: "Bırak,"Sen bizim işimize karışma." dedi. Bunun üzerine Ali: "Doğrusu ben, seni bırakamam" dedi ve bu durumu ( Osman'ın yasaklayışmı) görünce (hac ve umrenin) her ikisine birden niyetlenib ihrama girdi ve telbiyeye başladı. Bu açıkça ortaya koymaktadır ki, onlara göre hac ile umreyi birleştiren kimse, temettu' yapan kimse demektir ve Allah Rasûlü'nün (s.a.v.) yaptığı hac çeşidi de budur. Osman, Allah Rasûlü'nün (s.a.v.) böyle yaptığı konusunda Ali'ye muvafakat göstermiştir. Ancak ikisi arasındaki tartışma tıpkı fakihlerin tartışmalarında olduğu gibi şu iki konuda cereyan etmiştir: Bizim için daha faziletli olan bu mu, değil mi? Haccı umreye çevirme bizim için meşru mu? Ama Ali ile, Osman, Peygamber'in (s.a.v.) temettu' yaptığında görüş birliğindedirler ve onlara göre temettu'dan maksat kirân'dır. Sahihayn'da, Mutarrif'ten gelen rivayete göre İmrân b. Husayn: "Allah Rasûlü (s.a.v.) hac ile umreyi birleştirdi. Sonra bunu yasaklamadan vefat etti. Ayrıca bunu haram kılan bir âyet de inmedi." demiştir. Yine aynı sahabî bir başka rivayette: "Allah Rasûlü (s.a.v.) temettu' etti. Biz de O'nunla birlikte temettu'ettik." demiştir. İşte ilk müslümanlann ileri gelenlerinden olan Imrân, Peygamber'in (s.a.v.) temettu' yaptığım ve O'nun hac ile umreyi birleştirdiğini haber veriyor. Sahabeye göre kıran haccı yapan (kârin), temettu' yapan (mutemetti) demektir. Bu yüzden onlar bu kimsenin kurban kesmesini vâcib görmüşlerdir. Ve bu kimse (yani kıran haccı yapan): "Umreyi hacca ilâve etmek suretiyle temettu' yapan (faydalanan) kimse, kolayına gelen bir kurban kessin." âyetinin'[314]' kapsamına girmiştir. Ömer, Peygamber'in (s.a.v.) şöyle dediğini aktarır: "Bana, Rabbim'den birisi (Cebrail) gelip dedi ki: Bu mübarek vadide namaz kıl ve 'Hac içinde umreye niyetlendim' de!.."


    İşte râşid halifeler Ömer, Osman ve Ali ile îmrân b. Husayn'dan en sahih senedlerle Allah Rasûlü'nün (s.a.v.) umre ile hac arasını bitiştirdiği (kıran yaptığı) rivayet edilmiştir ki, onlar bunu temettu' diye adlandırmaktaydılar. Öte yandan Enes, Peygamber'in (s.a.v.) hac ve umreye birlikte telbiye getirdiğini işitmiş olduğunu söylemektedir.


    Bekir b. Abdulah el-Müzenî'nin, îbn Ömer'den Peygamber'in (s.a.v.) yalnızca hacca telbiye getirdiği yolunda naklettiği rivayete verilecek cevap şudur: îbn Ömer'den rivayette bulunan oğlu Salim, Nâfi' gibi ondan gelen rivayetler konusunda Bekir'den daha sağlam olan sika râviler, îbn Ömer'in: "Allah Rasûlü (s.a.v.) umreyi hacca eklemek suretiyle temettu' etti." dediğim rivayet ederler ki, bunlar İbn Ömer konusunda Bekir'den daha sağlamdırlar. Öyleyse Bekir'in, İbn Ömer'den yaptığı rivayeti yanlış saymak, hem Salim ve Nâfi'in ondan yaptığı rivayeti yanlış saymaktan ve hem de İbn Ömer'in Peygamber (s.a.v.) üzerinde yanlış bir şey söylediğini kabul etmekten daha iyi, daha munasibtir. Muhtemel ki îbn Ömer, ona "Peygamber (s.a.v.) ifrâd haccı yaptı." dedi; o da onun "Peygamber (s.a.v.) hacca telbiye getirdi." dediğini sandı. Çünkü sahabîler, "haccı ifrâd etme" sözünü kullandıklarında hac amellerini birer kere yapma anlamım kastediyorlardı. Onlar böylece hem "Peygamber (s.a.v.) kıran haccı yaptı ve bu hac sırasında iki tavaf, iki sa'y yaptı." diyenleri ve hem de "ihramından çıktı." diyenleri reddetmiş oluyorlardı. O halde Peygamber'in (s.a.v.) haccı ifrâd yaptığını rivayet eden sahabîlerin rivayetleri bu görüş sahiplerini reddetmektedir. Muslim'in, Sahih'inâe rivayet ettiği şu hadis de bunu ortaya koyar: İbn Ömer, "Allah Rasûlü (s.a.v.) ile birlikte hacca ifrâd eden olarak, niyetlenib ihrama girdik." ve bir diğer metinde ise: "Peygamber (s.a.v.) ifrâd eden olarak niyetlenib ihrama girdi." diyor.[315]


    Şayet "Bu rivayetten maksat, Peygamber'in (s.a.v.) ifrâd haccı yapmak için niyetlenib ihrama girdiğini belirtmektir" denilecek olursa, buna şöyle cevajD verilir: Bu senedden daha sahih bir senedle îbn Ömer'in: "Peygamber (s.a.v.) umreyi hacca eklemek suretiyle temettu' yaptı. Önce umreden başlayarak, umre için niyetlenib ihrama girdi. Sonra hacca niyetlenib ihrama girdi." dediği rivayet edilmiştir. Bu hadis (İbn Şihâb) ez-Zührî — Salim — îbn Ömer senediyle aktarılmıştır. İbn Ömer'den, buna aykırı gelen bir rivayet, ya onun üzerinde yapılan bir yanlışlık demektir, ya da îbn Ömer'in o hadisteki maksadı buna muvafıktır, yahud da îbn Ömer, Peygamber'in (s.a.v.) ihramdan çıkmadığını öğrenince tıpkı "Peygamber (s.a.v.) Receb ayında umre yaptı." sözünde yanılgıya düştüğü gibi burada da Peygamber'in (s.a.v.) ifrâd haccı yaptığını sandı ve bir unutkanlık eseri olarak bu durum ondan sadır oldu. Peygamber (s.a.v.), ihramdan çıkmayınca —ki ifrâd haccı yapan kişi böyle yapar— O'nun ifrâd haccı yaptığını sandı.


    Sonra (İbn Teymiye) Zührî'nin Sâlim'den, onun da babası (îbn Ömer)'den rivayet ettiği "Peygamber (s.a.v.) temettu' yaptı..." hadisini ve Zührî'nin "Urve, bana Âişe'den rivayet etti ki..." sözüyle rivayet ettiği aynen Sâlim'in babasından aktardığı hadis gibi bir hadisi verdikten sonra diyor ki: Bu, yeryüzündeki en sahih hadislerdendir. Zira bu hadisi devrinde sünneti en iyi bilen kişi olan Zührî, Sâlim'den, o da babasından rivayet etmiş olub hadis, İbn Ömer ve Aişe hadislerinden daha sahihtir.


    Sahihayn'da Âişe'den (r.anha) g'elen rivayete göre Peygamber (s.a.v.) dört umre yapmış, dördüncüsünü haccıyla birlikte ifâ etmiştir. Hacdan sonra umre yapmadığı konusunda ise âlimler görüş birliğindedirler. O halde kıran temettu'u yahud hususî bir temettu' yaptığı ortaya çıkmaktadır.


    Sahih bir rivayete göre İbn Ömer, hacla umreyi birleştirmiş ve: "Allah Rasûlü (s.a.v.) de böyle yaptı." demiştir. Bunu Buharı, Sahih'tz rivayet etmektedir.[316]


    Kendilerinden haccın ifrâdı (tek yapılması) rivayet edilen sahabî sayısı üçtür: Âişe, İbn Ömer ve Câbir. Her üçünden temettu' da rivayet edilmiştir. Âişe ve İbn Ömer'in, "Peygamber (s.a.v.) umreyi hacca ekleyerek temettu' yaptı" hadisleri onların (diğer) hadislerinden daha sahihtir. Bu konuda (yani Peygamber'in ifrâd yaptığı konusunda) bu iki sahabîden sahih olarak aktarılan sözler ya hac fiillerini tek tek yapmak anlamındadır, ya da diğer örneklerinde olduğu gibi bu da İbn Ömer'den (r.a.) ileri gelen bir yanlışlıktır. Zira temetu' hadisleri mutevâtirdir. Ömer, Osman, Ali, İmrân b. Husayn gibi ileri gelen sahabîler tarafından rivayet edilmişlerdir. Aynı şekilde onları Âişe, îbn Ömer ve Câbir de rivayet etmişlerdir. Hatta Peygamber'den (s.a.v.) temettu' hadislerini onu aşkın sahabî rivayet etmiştir (İbn Teymiye'nin sözleri burada bitti).


    Ben derim ki: Enes, Âişe, İbn Ömer ve İbn Abbas Peygamber'in (s.a.v.) dört umre yaptığında görüş birliğindedirler. Yalnız îbn Ömer, bunlardan birinin Receb ayında yapılmış olması konusunda yanılmıştır. İbn Abbas dışında bu sahabîlerin hepsi de "Dördüncü umre, haccıyla birlikte yaptığı umredir.'* demişlerdir. Enes dışında kalanlar ise: "Peygamber (s.a.v.) haccı ifrâd yaptı." demişlerdir. Bu sahabîler "Peygamber (s.a.v.) temettu' yaptı." da demişlerdir. Bunu da, bunu da, bunu da, yani üçünü de demişlerdir. Onların sözleri arasında bir çelişki yoktur. Çünkü Peygamber (s.a.v.) kıran temettu'u yaptı, hac fiillerini tek tek ifa etti ve iki ibadeti (hac ve umreyi) birleştirdi. İki ibadeti birleştirmesi açısından kıran; iki tavaf ve iki sa'y yerine yalnız bir tavaf ve bir sa'y yapması açısından ifrâd ve hac ile umre için yapacağı ayrı ayrı iki yolculuktan birini yapmamak suretiyle rahat etmesi açısından temettu' haccı yapmış oldu.


    Sahabenin kullandığı sözleri düşünen, hadisleri birbirleriyle uzlaştıran ve onları birbirine göre ele alan, sahabenin kullandığı dili anlayan kimseye doğrunun sabahı parıldar, onun zihnindeki ihtilâf ve sallantıların karanlığı açılır. Doğru yola eriştiren, hak yola ulaştıran yalnız Allah'tır.


    Artık kim "Peygamber (s.a.v.) haccı ifrâd etti." der, fakat bu sözle, pek çok insanın sandığı gibi, Peygamber'in (s.a.v.) ifrâd haccı yaptığını (yani tek olarak hac yaptığını), sonra haccı bitirince Ten'îm'den veya başka yerden (ihrama girip) umre yaptığını ifade etmek isterse bu yanlıştır; ne sahabeden, ne tabiînden, ne dört imamdan ve ne de hadis imamlarından herhangi biri böyle bir şey demiştir. Şayet bu sözle, selef ve haleften bir grubun da söyledikleri üzere, Peygamber'in (s.a.v.) yalnız bir hac yaptığı ve beraberinde umre yapmadığını ifade etmek isterse bu da bir yanılgıdır. Yukarıda da açıklığa kavuştuğu üzere sahih ve açık hadisler bu görüşü


    reddeder. Şayet bu sözle Peygamber'in (s.a.v.) yalnızca hac fiillerini yaptığını ve ayrıca umre için ameller yapmadığını ifade etmek isterse, işte ozaman isabet eder. Onun görüşüne bütün hadisler delil olur,


    Kim de "Peygamber (s.a.v.) kıran haccı yaptı." der, ama bu sözle O'nun hac için ayrı bir tavaf, umre için ayrı bir tavaf, hac için bir sa'y I ve umre için bir sa'y yaptığım anlatmak isterse sabit hadisler onun bu görüşünü reddeder. Şayet bu sözle Peygamber'in (s.a.v.) iki ibadeti birleş- i tirdiğini ve her ikisi için bir tek tavaf ve bir tek sa'y yaptığım ifade etmek i isterse işte onun bu görüşüne sahih hadisler tanıklık eder.-Onun görüşü j doğrudur.


    Kim de "Peygamber (s.a.v.) temettu' yaptı." der; ancak bu sözle Peygamber'in (s.a.v.) umre ihramından çıkıp yeni baştan hac için ihrama girerek temettu' haccı yapmış olduğunu söylemek isterse onun bu sözünü hadisler reddeder. Görüşü yanlıştır. Şayet Peygamber'in (s.a.v.) ih- ! ramdan çıkmayıp kurban şevki için ihramlı kalarak temettu' yaptığını söylemek isterse pek çok hadis yine onun görüşünü reddeder. Ancak bunun j yanlışlığı daha azdır. Şayet Peygamber (s.a.v.) kıran temettu'u yapmıştır demek isterse işte bu doğrudur, bütün sabit hadisler buna delildir ve hadis-lerdeki dağınıklık böylece toplanır; bir problem, bir ihtilâf kalmaz. [317]



    6— Peygamber'in (s.a.v.) Umreleri, Haccı ve İhramı Konusunda Yanılanlar:


    Peygamber'in (s.a.v.) umreleri konusuda şu beş grup yanılmıştır:


    1- Receb ayında umre yaptı diyenler»- Bu yanlıştır. Çünkü Peygamber'in (s.a.v.) umreleri zabıtlara geçmiş olub iyi bilinmektedir. Asla bunlardan herhangi birine Receb ayında çıkmamıştır.


    2- Şevval ayında umre yaptı diyenler: Bu da bir yanılgıdır. Görünen o ki —Allah daha iyi bilir ya— râvilerden biri yanlışlıkla burada " j Peygamber (s.a.v.) Şevval'de itikâf yaptı" diyeceğine "Peygamber (s.a.v.) j Şevval'de umre yaptı" dedi. Ancak hadisin gelişi ve "Allah Rasûlü (s.a.v.) / biri Şevval'de, ikisi Zilkâde'de olmak üzere üç umre yaptı." sözü Âi-j şe'nin yahud ondan sonrakilerin umreyi kasdettiklerini gösterir.


    3- Hacdan sonra Ten'îm'den (ihrama girerek) umre yaptı diyenler: Bunu} söyleyen hiçbir ilim adamı mevcut değildir. Yalnızca avam ve hadis bilgisi bulunmayanlar böyle sanmaktadırlar.


    4- Hac sırasında hiç umre yapmadı diyenler: Reddi mümkün olmayan yaygm (müstefîz) sahih sünnet bu görüşü ibtal eder.


    5- Önce bir umre yapıp ihramdan çıktı, sonra Mekke'de hac için ihrama girdi diyenler: Sahih hadisler bu görüşü ibtal edip reddeder.


    Haccı konusunda beş grup yanıldı:


    1- Bir tek hac yaptı, beraberinde umre yapmadı diyenler.


    2- Temettu' haccı yaptı; önce (umre) ihramınden çıktı, sonra hac için ihrama girdi diyenler. Nitekim Kadı Ebu Ya'lâ ve başka âlimler bu görüşü savunmuşlardır.


    3- Temettu' haccı yaptığından kurban sevketmesi sebebiyle ihramdan çıkmadı ve kıran haccı yapmadı diyenler. el-Muğnî sahibi Ebu Muhammed İbn Kudâme ve başka âlimler bu görüştedirler.


    4- İki tavaf ve iki sa'y yapmak suretiyle kıran haccı yaptı diyenler.


    5- İfrâd haccı yaptı, sonra Ten'îm'den (ihrama girerek) umre yaptı diyenler.


    İhramı konusunda beş grup yanıldı:


    1- Yalnızca umre için telbiye etti ve bunu böylece sürdürdü diyenler.


    2- Yalnızca hac için telbiye etti ve bunu böylece sürdürdü diyenler.


    3- Hacca, ifrâd haccı yapmak için telbiye getirdi, sonra buna umreyi de kattı deyip bunun O'na mahsus olduğunu sananlar.


    4- Yalnız umre için telbiye getirdiğini, sonra ikinci durumda buna haccı da kattığını söyleyenler.


    5- Hangi ibadet için olduğunu tayin etmediği serbest bir ihram giydi; ihram giydikten sonra bunu belirledi, diyenler.


    Doğrusu Peygamber (s.a.v.) ilk başta ihrama girdiğinde hac ve umre için birlikte ihrama girdi ve her ikisinin de yapılması gerekli vazifelerini yerine getirmeden ihramdan çıkmadı. Her ikisi için bir tavaf, bir sa'y yaptı ve kurban kesti. Nitekim hadisçilerin bildikleri bir tevatür derecesinde mü-tevâtir olan yaygın naslar da bunu göstermektedir. En doğrusunu bilen Allah'tır. [318]



    7— Bu Görüşleri Savunanların Gerekçeleri ve Hatalarının Açıklanması:

    I— Peygamber'in (s.a.v.) Umreleri Konusunda Vurulanlar: a) Receb Ayında Umre Yapiı Diyenler:


    Receb ayında umre yaptı diyenlerin gerekçeleri Buharı ve Muslim tarafından İbn Ömer'den (r.a.) rivayet edilen "Peygamber (s.a.v.) Receb ayında umre yaptı." hadisidir. Oysa Âişe ve başka sahabîler onun yanlışlık yaptığını belirtmişlerdir. Nitekim Sahihayn'âak'ı bir rivayete göre Mucâhid anlatıyor: Ben, Urve b. Zubeyr ile beraber Mescide girdim. Abdullah b. Ömer'i, Âişe'nin hücresine dayanıp oturmuş halde bulduk. Baktık, bazı insanlar kuşluk namazı kılıyorlardı. Kıldıkları namazın durumunu İbn Ömer'e sorduk "Bid'attir" dedi. Sonra ona: "Allah Rasûlü (s.a.v.) kaç umre yaptı?" diye sorduk, o da: "Biri Receb ayında olmak üzere dört umre." diye cevap verdi. Onu reddetmeyi istemedik. Mü'minlerin annesi Âişe'nin kendi odasında dişlerini misvaklamasından çıkan sesi işittik. (İzin alıp yanma girdik). Urve (teyzesi Âişe'ye): "Anneciğim! —yahud ey mü'minlerin annesi!— Ebu Abdurrahman ibn Ömer'in ne dediğini duydun mu?" diye sordu. Âişe: "Ne diyor?'''diyerek ona soru yöneltti. Urve: "İbn Ömer, Allah Rasûlü, biri Receb ayında olmak üzere dört umre yaptı diyor." dedi. Bunun üzerine Âişe: "Allah, Ebu Abdurrahman'a rahmet etsin! Allah Rasûlü'nün (s.a.v.) yaptığı her umrede muhakkak kendisi hazır bulunmuştur. Oysa Peygamber (s.a.v.) Receb ayında katiyen umre yapmamıştır." dedi.[319] Enes ve İbn Abbas da aynı şekilde, Peygamber'in (s.a.v.) bütün umrelerini Zilkade ayında yaptığım söylemektedirler. Doğrusu da budur. [320]



    b) Şevval Ayında Umre Yaptı Diyenler:


    Şevval ayında umre yaptı diyenlerin gerekçeleri, MâlİkMn Muvatta*da. Hişam b." Urve yoluyla onun babası Urve'den rivayet ettiği: "Peygamber (s.a.v.) biri Şevval'de, ikisi Zilkade ayında olmak üzere yaptığı üç umre dışında umre yapmamıştır." hadisidir.[321] Ancak bu hadis mürseldir ve yine yanlıştır. Ya Hişâm'ın ya da Urve'nin başına İbn Ömer'in başına gelen hal gelmiştir. Bu hadisi, Ebu Davud Âişe'den merfû olarak rivayet etmiştir. Ancak bu da yanlıştır; merfû olarak rivayeti sahih değildir. İbn Abdilberr: "Hadisin müsned olarak rivayeti, Mâlik'den sahih yolla aktarılan şeylerden değildir." demektedir.


    Ben derim ki: Âişe'den böyle bir rivayetin asılsızlığını şu rivayet de ortaya koyar: Âişe, îbn Abbas ve Enes b. Mâlik: "Allah Rasûlü (s.a.v.) Zilkade ayı dışında umre yapmadı." demişlerdir. Doğrusu da budur. Çünkü Hudeybiye ve kaza umreleri Zilkade ayında yapılmıştı. Kıran hac-cında yapılan umre de şüphesiz Zilkade ayında idi. Cirâne umresi de Zilkade ayının başında yapılmıştı. Yalnız tereddüt şurada ortaya çıktı: Peygamber (s.a.v.) Şevval ayında düşmanla karşılaşmak için Mekke'den çıktı. Düşmanın işini bitirdi. Ganimetleri paylaştırdı. Cirâne'den (ihrama girip) geceleyin umre yapmak üzere Mekke'ye girdi ve oradan gece çıktı. Bu sebeble bu umresi pek çok kişiye gizli kalmıştı. Muharriş el-Ka'bî aynen böyle demektedir. En doğrusunu Allah bilir. [322]



    c) Ten'îm'den İhrama Girip Umre Yaptı Diyenler:


    Hacdan sonra Ten'îm'den ihrama girip umre yaptığını sananların bir gerekçelerini bilmiyorum. Çünkü bu, Peygamber'in (s.a.v.) haccı konusunda yaygın olarak bilinen gerçeğe ters düşmektedir. Katiyen hiç kimse böyle bir şey naklet memiştir ve hiçbir imam da böyle bir söz söylememiştir. Herhalde böyle sanan kişi, Peygamber'in (s.a.v.) haccı ifrâd yaptığını işitmiş olacak ve Mekke dışından gelip de ifrâd haccı yapan herkesin hacdan sonra Ten'îm'e gidip orada ihrama girmesi gerektiğini görmüş olacak ki, Allah Rasûlü'nün (s.a.v.) haccını da bunun yerine koymuştur. Bu, yanlışın ta kendisidir. [323]



    d) Hac Sırasında Hiç Umre Yapmadı Diyenler:


    Hac sırasında hiç umre yapmadı diyenlerin gerekçeleri: Bu kimseler Peygamber'in (s.a.v.) ifrâd haccı yaptığını işittikleri ve O'nun hacdan sonra umre yapmadığını kesin bildikleri için, daha önce yaptığı umre ile yetinerek bu hac sırasında umre yapmamıştır dediler. Sahih ve meşhur hadisler, —daha önce de geçtiği üzere yirmiyi aşkın sebebten ötürü— onların bu görüşlerini reddeder. Peygamber (s.a.v.): "Bu, kendisiyle faydalandığımız (temettu* yaptığımız) bir umredir." buyurmuş; Hafsa: "İnsanların bu hali ne? Sen umre ihramından çıkmadığın halde onlar ihramdan çıktılar." demiş; Sürâka b. Mâlik: "Allah Rasûlü (s.a.v.) temettu* yaptı." demiştir. Aynı şeyi İbn Ömer, Âişe, İmrân b. Husayn ve İbn Abbas da söylemiş; Enes, îbn Abbas ve Âişe Peygamber'in (s.a.v.) yaptığı umrelerden birini haca sırasında yaptığını açıkça belirtmişlerdir. [324]



    e) Umre İhramından Çıkıp Hac İçin İhrama Girdi Diyenler:


    Kadı Ebu Ya'lâ ve ona muvafakat edenlerin savundukları, Peygamber'in (s.a.v.) bir umre yapıp onun ihramından çıktığı görüşünün gerekçesi; İbn Ömer, Âişe, İmrân b. Husayn ve başka sahabîlerden sahih olarak aktarılan "Peygamber (s.a.v.) temettu' yaptı." hadisidir. Bu hadisin, Peygamber'in (s.a.v.) ihramdan çıkıp temettu' yapmış olmasına da, ihramdan çıkmamış olmasına da ihtimali vardır. Sahihayn'da rivayet edilmiş olub Muâviye'nin, kendisinin Peygamber'in (s.a.v.) saçını Merve tepesinde enli bir okia (veya bıçakla) kısalttığını ifade eden haberi,[325] Peygamber'in (s.a.v.) ihramdan çıkmadığını gösterir. Bu işin Veda haccı dışında olması mümkün değildir. Çünkü Muâviye, Mekke Fethinden sonra müslü-man olmuştur ve Peygamber (s.a.v.) de Fetih zamanında ihramlı değildi. Yine bu saç kısaltma işinin Cirâne umresinde olması da iki yönden mümkün değildir:


    1) Bu sahih hadisin metinlerinden birinde: "Bu, o haccı sırasında idi" kaydı vardır.


    2) Nesâî'nin sahih senedle rivayetinde ise: "Bu (Zilhicce ayının ilk) on günü içinde idi." kaydı vardır. [326]Muâviye'nin Peygamber'in (s.a.v.) saçını kısaltması ancak Veda haccı esnasında idi. Bunlar, temettu'un yalnızca Peygamber'e (s.a.v.) has olduğunu aktaranların rivayetlerini, özellikle onlardan bir grubun, kurban sevketmekle ihramdan çıkma hakkına, sahabeden kurban sevkedenlerin dışındaki kimselerin sahip oldukları şeklinde yorumlamışlardır. İçlerinde, üstadımız Ebu'l-Abbas (İbn Teymiyye)'m bulunduğu diğer bir grup onlara karşı gelmiş ve "Kim meşhur sahih hadisler üzerinde düşünürse, ne Peygamberin (s.a.v.) ve ne de kurban sevke-den hiçbir kimsenin ihramdan çıkmadığım anlar." demişlerdir. [327]



    II— Peygamber'in (s.a.v.) Haccı Konusunda Yanılanlar:

    a) Bir Tek Hac Yaptı, Beraberinde Umre Yapmadı Diyenler:


    Bir tek hac yaptı, beraberinde umre yapmadı diyenlerin gerekçeleri Sahihayrfda bulunan şu hadistir: Âîşe anlatıyor: "Veda haccı senesi Allah Rasûlü (s.a.v.) ile beraber çıktık. Kimimiz umreye, kimimiz hac ve umreye ve kimimiz de hacca niyetlenib ihrama girdi, telbiyeye başladı. Allah Rasûlü (s.a.v.) ise hacca niyetlenib ihrama girdi, telbiyeye başladı."[328] Diyorlar ki: Bu taksim ve türlere ayırma, Peygamber'in (s.a.v.) yalnızca hacca niyetlenib irrrama girdiği ve telbiyeye başladığı konusunda açık bir ifadedir.


    Muslim'in, Âişe'den rivayet ettiği bir hadiste ise: "Allah Rasûlü (s.a.v.) ifrâd yapan kişi olarak hacca niyetlenib ihrama girdi ve telbiyeye başladı.[329]' denilmiştir.


    Sahih-i Buhari’de İbn Ömer'den rivayet edildiğine göre; Allah Rasûlü (s.a.v.) yalnızca hacca telbiye getirdi.[330]


    Sahih-i Muslim'de îbn Abbas'tan gelen bir rivayete göre; Allah Rasûlü (s.a.v.) hacca niyetlenib ihrama girdi ve telbiye getirdi.[331]


    Sünen-i îbn Mâce'de Câbir'den rivayet edildiğine göre; Allah Rasûlü (s.a.v.) haccı ifrâd etti.[332]


    Sahih-i Muslim'de, yine Câbir'den şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Allah Rasûlü (s.a.v.) ile birlikte yola çıktık. Yanlız hacca niyet ediyorduk. Umre yapmayı düşünmüyorduk."[333]


    Sahih-i Buhari’de rivayet edildiğine göre Urve b. Zubeyr anlatıyor: Allah Rasûlü (s.a.v.) hac yaptı. (Teyzem) Âişe'nin bana haber verdiğine göre Peygamber (s.a.v.) Mekke'ye geldiğinde ilk olarak abdest aldı, sonra Beytullah'ı tavaf etti. Sonra bu (yapmış olduğu tavaf) umre sayılmadı. Sonra Ebu Bekir (r.a.) hac yaptı. O ilk olarak Beytullah'ı tavaf etti. Sonra bu umre sayılmadı. Ebu Bekir'den sonra Ömer de böyle yaptı. Ömer'den sonra Osman hac yaptı. Onun ilk olarak Beytullah'ı tavaf ettiğini gördüm. Sonra bu umre sayılmadı. Sonra Muâviye ve Abdullah b. Ömer hac yaptı. Sonra ben, babam Zubeyr b. Avvam ile birlikte hac yaptım. Babam ilk olarak Beytullah'ı .tavaf etti. Sonra bu umre sayılmadı. Sonra İbn Ömer'in böyle yaptığını gördüm. Sonra o da haccı bozup umreye çevirmedi. İşte İbn Ömer onların yanındadır.[334] öyleyken neden ona sormuyorlar? Ne o, ne de geçmişlerden herhangi biri haccı umreye çevirmemiştir. Onlar Mescid-i Haram'a ayak bastıklarında ilk olarak Beytullah'ı tavaf ederler, sonra ihramdan çıkmazlardı. Ben, annem Esma ile teyzem Âişe'yi gördüm, onlar Mekke'ye geldikleri zaman ilk olarak Beytullah'tan başlayıp onu tavaf ettiler. Sonra da ihramlarından çıkmadılar. Annem bana haber verdi ki, kendisi, kız kardeşi Âişe, (babam) Zubeyr, falan ve falan şahıslar umre niyetiyle ihrama girip telbiye getirmişler; Rükn'e ellerini sürdükleri vakit ihramdan çıkmışlardır. [335]


    Sünen-i Ebu Davud'da, Musa b. İsmail — Hammad b. Seleme ve Vuheyb b. Hâlid — Hişam b. Urve — babası Urve senediyle Âişe'nin şöyle dediği rivayet edilir: Biz Allah Rasûlü'nün (s.a.v.) beraberinde Zilhicce ayına doğru Medine'den yola çıktık. Peygamber (s.a.v.) Zulhuleyfe'ye vardığımızda bizlere: "Kim hac niyetiyle ihrama girip telbiye etmek isterse öylece yapsın ve kim de umre niyetiyle ihrama girip telbiye etmek isterse umreye niyetlenib ihrama girsin, telbiye getirsin." buyurdu. Rivayetin bundan sonraki kısmında Vuheyb (Hammad'dan) ayrılarak Peygamber'in (s.a.v.): "Ben de eğer kurbanlık sevketmemiş olaydım muhakkak umreye niyetlenir, ihrama girer ve telbiye getirirdim." buyurduğunu, diğeri ise:"Ben kendim hacca niyetlenib ihrama giriyorum." buyurduğunu rivayet etmektedir.[336] Şu halde her iki rivayetin toplamından Peygamber'in (s.a.v.) ifrâd haccı yaptığı sahih olduğu neticesi çıkar.


    Görüldüğü gibi bu görüş sahiplerinin gerekçeleri açıktır. Ancak onların bu gerekçeleri, Peygamber'in (s.a.v.) verdiği hükmün; yapmaya karar verip de kendi yaptığı şeyi "Ben kurbanı şevkettim ve kıran haccı yaptım" şeklinde bildirdiği haberin; devesinin yanıbaşında bulunub, o vakit başkalarından O'na daha yakın ve en güvenilir insanlardan olub da O'nun "Allah'ım! Senin hac ve umre davetine icabet ettim" diye telbiye getirdiğini işiten kimsenin (Enes'in) aktardığı haberin; Peygamber'den (s.a.v.) en çok ilim öğrenen insan Aİi b. Ebî Tâlib'in (r.a.) Peygamber'in hac ve umreye birlikte niyetlenib ihrama girdiği ve yine her ikisine birlikte telbiye getirdiği şeklinde verdiği haberin; Peygamber'in (s.a.v.) kendisinin _ umre yapıp ihramdan çıkmaması konusunda hanımı Hafsa'mn sözlerini kabullenip bu konuda ona karşı çıkmaması, aksine onu doğrulaması ve bununla birlikte kendisinin hacı olduğunu söyleyerek ona cevap vermesi yolunda —ki Peygamber (s.a.v.) duyduğu bâtıl bir şeye asla hoşnutluk gösterip ses çıkarmamazlık etmez, hemen uyanda bulunur— Hafsa'nın kendisinin aktardığı haberin karşısında bir mazeret teşkil etmez. Peygamber'in (s.a.v.), Rabbinden gelen ve kendisine umre içinde hacca niyetlenib ihrama girerek telbiye getirmesini emreden vahyi haber verişine karşılık bir mazeretleri yoktur. Yine Peygamber'in (s.a.v.) bir daha hac yapmayacağını bildiği için kıran haccı yaptığını söyleyen sahabîlerin ve Peygamber'in (s.a.v.) hacla birlikte umre yaptığım haber veren sahabîlerin haberleri karşısında onların ileri sürebilecekleri bir mazeretleri, bir gerekçeleri yoktur. "Peygamber (s.a.v.) haccı, ifrâd yaptı." diyenlerin de asla böyle bir mazeretleri yoktur. Hiçbir şahabı ne Peygamber'in (s.a.v.) "ben ifrâd haccı yaptım." ve "Rabbimden bana bir elçi geldi, ifrâd haccı yapmamı emrediyor." dediğini rivayet etmiştir; ne Peygamber'e (s.a.v.): "Bu insanlara ne oluyor ki, ihramdan çıktılar? Onlar umre ihramından çıktıkları halde sen hac ihramından çıkmadın!" demiştir, ne de hiç kimseye O'nun: "Allah'ım! Yalnız umre davetine icabet ettim." ve "Allah'ım! Yalnız hac davetine icabet ettim." diye telbiye getirdiğini işittiğini söylemiştir ve ne de hiçbir kimse; "Peygamber (s.a.v.) sonunucusu haccından sonra olmak üzere dört umre yaptı." demiştir.


    Oysa dört sahabî, Peygamber'in (s.a.v.) bizzat kendisinin kıran haccı yaptığını söylediğini işittiklerine şahitlik etmektedirler. "Onlar, Pey-gamber'i (s.a.v.) işitmediler" demekten başka bu şahitliği reddetmenin yolu yoktur.


    Katiyetle malumdur ki, Peygamber'den (s.a.v.) gördükleri davranışı kendi anladıkları şekilde öyle zannederek haber verenlerin yanlışlık yaptıklarını ve yanılgıya düştüklerini hesaba katmak, işitmediği halde " Peygamber'in (s.a.v.) şöyle şöyle dediğini işittim." şeklinde haber verdi diye yalanlamaya kalkışmaktan daha iyidir. Çünkü burada ancak yalanlamaya kalkışılabilir/Yalanlayarak Peygamber'den (s.a.v.) gördüğü davranışı haber veren kişinin haberi yalandır denemez. Allah, Ali'yi, Enes'i, Berâ'yı ve Hafsa'yı, işitmedikleri halde " Peygamber'in (s.a.v.) şöyle dediğini işittik." demekten tenzih etmiştir. Rabbi Allah Teâlâ, Peygamber'e (s.a.v.) şöyle şöyle yap diye vahiy gönderip de O'nun bunu yapmaması söz konusu değildir; Allah, O'nu böyle durumlardan tenzih etmiştir. Böyle bir şey en imkânsız ve en olmayacak şeylerdendir. Hele Peygamber'in (s.a.v.) ifrâd haccı yaptığını söyleyenler, bunların maksatlarına muhalefet etmemişler ve bunlarla çelişkiye düşmemişler, yalnızca Peygamber'in (s.a.v.) hac amellerini birer kere yaptığını ve ifrâd haccı yapan kişinin yaptığı amellerle yetindiğini kasdetmişlerse? Zira Peygamber'in (s.a.v.) yaptığı şeyler arasında ifrâd haccı yapan kişinin yaptığı şeylere bir ilâve yoktur. Onlardan bunun aksini ortaya koyar görünümünde bir şey rivayet eden kimse, anladığı şekilde söylemiş demektir. Meselâ, Bekir b. Abdullah, Ibn Ömer'in; " Peygamber^(s.a.v.) haccı, ifrâd yaptı." dediğini işitiyor ve kelimenin ıstılahtaki anlamına yükleyerek "Peygamber (s.a.v.) yalnızca hacca telbiye getirdi." diyor. Oysa İbn Ömer'in oğlu Salim ve azadlı kölesi Nâfi' ondan "Peygamber (s.a.v.) temettu' yaptı. Önce umreye niyetlenib ihrama girdi, telbiye getirdi. Sonra hacca niyetlenib ihrama girdi, telbiye getirdi." hadisini rivayet ediyorlar. İşte Salim, Bekir'in verdiği haberin aksini haber vermektedir. Bu hadisi, Peygamber (s.a.v.) böyle yapılmasını emretti şeklinde yorumlamak doğru olmaz. Çünkü râvi "Önce umreye niyetlenib ihrama girdi, telbiye getirdi. Sonra hacca niyetlenib ihrama girdi, telbiye getirdi" demek suretiyle sözünün anlamını iyice açmıştır. Aynı şekilde Âişe'den (r.anha) Peygamber'in (s.a.v.) ifrâd haccı yaptığını rivayet edenler Urve ile Kâsım'dır. Yine Âişe'den, kıran haccı yaptığını Urve ve Mucâhid rivayet etmektedir. Urve'den, Ebu'l-Esved Peygamber'in (s.a.v.) ifrâd yaptığını; Zuhri ise yine ondan kıran yaptığını rivayet ediyor. Şayet bu iki rivayetin birbirini düşürdüklerim düşünsek, Mucahid'in rivayeti sapasağlam kalır. Eğer Peygamber'in (s.a.v.) ifrâd yaptığı rivayeti, hac amellerini tek tek yaptı, şeklinde yorumlansa rivayetlerinhepsi de doğruyu söylemiş ve birbirlerini doğrulamış olur. Kuşku yok ki, Âişe ve îbn Ömer'in "Peygamber (s.a.v.) haccı, ifrâd yaptı" sözünün üç şekilde anlaşılması muhtemeldir:


    1- Yanlız hacca niyetlenib ihrama girmek.


    2- Hac amellerini tek tek yapmak.


    3- Peygamber (s.a.v.) bir tek hac yaptı, onun yanında başka bir şey yapmadı. Ama umrede durum böyle değildir. Zira umreyi, dört defa yapmıştır.


    Bu iki şahabının: "Peygamber (s.a.v.) umreyi hacca ekleyerek temettu' yaptı. Önce umreye niyetlenib ihrama girdi, telbiye getirdi. Sonra hacca'niyetlenib ihrama girdi, telbiye getirdi." şeklinde Peygamber'in (s.a.v.) yaptığı şeyi hikâye etmelerine gelince; bu söz açıktır, bir tek anlam dışında başka bir anlama gelmesi ihtimali yoktur. Bu sözü mücmel (kapalı) saymak caiz olmaz. Esved b. Yezîd ve Amra'nın Âişe'den naklettikleri, Peygamber'in (s.a.v.) hacca niyetlenib ihrama girdiğini ifade eden rivayette, Mucâhid ve Urve'nin yine ondan aktardıkları Peygamber'in (s.a.v.) kıran yaptığı rivayetiyle çelişen bir durum yoktur. Çünkü kıran haccı yapan kimse kesinlikle hacca niyetlenib ihrama giren hacı demektir. Umresi haccmın bir parçasıdır. Artık kim, Âişe'den, Peygamber'in (s.a.v.) (yalnız) hacca niyetlenib ihrama girdiğini rivayet ederse o kimse doğru biri değildir. Mucâhid'in rivayeti Amra ve Esved'in rivayetine eklenir ve sonra bu iki rivayet, Urve'nin rivayetiyle birleştirilirse rivayetlerin toplamından Peygamber'in (s.a.v.) kıran haccı yaptığı sonucu çıkar ve rivayetler birbirlerini doğrulamış olur. Hatta Âişe ve îbn Ömer'in sözleri Peygamber'in (s.a.v.) ifrâd haccma niyetlenib ihrama girmiş olmasından başka türlü anlaşılmaya muhtemel olmasa o vakit kesinlikle buna denecek söz, İbn Ömer'in "Peygamber (s.a.v.) Receb ayında umre yaptı." sözü ile Âişe yahud Urve'nin "Peygamber (s.a.v.) Şevval ayında umre yaptı." sözüne verilen cevap olması gerekir. Ancak bu sahih ve açık hadislerin râvilerini yalanlamaya, delâlet ettikleri anlamın dışında yorumlamaya ve anlamlarını başka yerlere çekmeye yol yoktur. Aynı şekilde râvilerinde muztariblik bulunan, bu râvilerinden rivayet edilişinde ihtilâf edilen ve onlara bu hususta kendilerinden daha güvenilir yahud kendilerine denk olanların muhalefet ettikleri böyle mücmel bir rivayeti esas almaya da yol yoktur.


    Câbir'in, "Peygamber (s.a.v.) haccı, ifrâd etti." sözüne gelince; bu sahabînin hadisinde, bunu ( Peygamber'in (s.a.v.) umre yapmadığını) ifade eden açık bir şey yoktur. Burada yalnızca kendilerinin sırf hacca niyet ettiklerini haber vermektedir. Bu hadiste Allah Rasûlü'nün (s.a.v.) yalnızca hacca (ifrâd haccına) telbiye getirdiğini gösteren şey nerede?


    İbn Mâce'nin yine ondan rivayet ettiği "Allah Rasûlü (s.a.v.) haccı, ifrâd etti." şeklindeki öteki hadisin ise üç senedi vardır:


    1- En ceyyid olanı: ed-Derâverdî — Cafer b. Muhammed — babası Muhammed. Bu kesinlikle Haccetu’l-Vedâ'daki uzun hadisinin bir özeti olub manası aktarılmıştır. Râviler burada ed-Derâverdî'ye muhalefet ederek: "Peygamber (s.a.v.) hacca niyetlenib telbiye getirdi ve yüksek sesle (lâ ilahe illallah) tevhid kelimesini söyledi." demişlerdir.


    2- İkinci sened şöyledir: Mutarrif b. Mus'ab — Abdulaziz b. Ebu Hâzim — Cafer. îbn Hazm, Mutarrif'in meçhul olduğunu söylemişse de ben derim ki: O, meçhul bir şahıs değildir, İmam Mâlik'in kızkardeşinin oğludur. Buhari, Bişr b. Musa ve bir grup muhaddis ondan rivayette bulunmuştur. Onun hakkında Ebu Hatim: "Doğru ( = sadûk) biridir, hadisi muztaribtir. O, bana İsmail b. Ebu Uveys'ten daha sevimlidir." diyor; İbn Adiy ise: "Munker hadisler rivayet eder" demektedir. Herhalde Ebu Muhammed İbn Hazm, ismini bir nüshada Mutarrif b. Mus'ab şeklinde gördü ve bu isimde bir şahsı tanıyamadı. Oysa oradaki isim Mutarrif Ebu Mus'ab olmalıdır. Bu şahsın uzun ismi şöyledir: Mutarrif b. Abdullah b. Mutarrif b. Süleyman b. Yesar. Bu şahsm ismi konusunda yanılgıya düşenlerden biri de Muhammed b. Osman ez-Zehebî'dir. Zehebî, "ez-Zuafâ" adlı eserinde: "İbn Ebî Zi'b'den rivayette bulunan Mutarrif b. Mus'ab el-Medenî'nin hadisi Munkerdir." der. Ben derim ki: îbn Ebî Zi'b, ed-Derâverdî ve Mâlik'den rivayette bulunan, Mutarrif Ebu Mus'ab el-Medenî'dir ve hadisi de Munker değildir. Onu İbn Adiy'nin, "Munker hadisler rivayet eder" sözü yanıltmıştır. Bu sözü söyleyen İbn Adiy sonra onun rivayet ettiği bir grup Munker hadisi sıralar. Ancak bunları ondan Ahmed b. Da-vud b. Salih rivayet etmiştir. Dârakutnî bu şahsın yalancı olduğunu söylemiştir ve bu hadislerdeki problem de ondan kaynaklanmaktadır.


    3- Câbir hadisinin üçüncü senedi. Bu senedde Muhammed b. Muslim'den rivayette bulunan Muhammed b. Abdulvehhab kimdir ve nasıldır, araştırılır. Şayet Taifli Muhammed b. Abdulvehhab ise bu şahıs İbn Ma-în'e göre sika, İmam Ahmed'e göre zayıftır. îbn Hazm onun hakkında "Kesinlikle sakıttır" demişse de bu râvi hakkında bu sözü söyleyen ondan başkasını görmedim. Oysa Muslim onun rivayetini şahid olarak kullanmıştır. İbn Hazm "Şayet ondan (Taifli'den) başkası İse kimdir bilmiyorum" diyor. Ben derim ki: Başkası değildir, kesinlikle Taifli olandır.


    Her ne olursa olsun bu hadis Câbir'den sahih senedle rivayet edilmiş bile olsa, bu hadisin hükmü Âişe ve İbn Ömer'den rivayet edilmiş hadisin hükmünü alır. Diğer sika râviler "Peygamber (s.a.v.) hacca niyetlenib ihrama girdi." dedikleri halde herhalde bunlar aynı anlama yükleyip hadisi "Haccı, ifrâd yaptı." diye rivayet ettiler. Malumdur ki, umre hacca katıldığı zaman artık "Peygamber (s.a.v.) hacca niyetlenib ihrama girdi," diyenin sözü, <(Peygamber (s.a.v.) hac ve umreye niyetlenib ihrama girdi." diyenin sözüyle çatışmaz. Aksine bu, tafsilatım söylemiş; öteki ise genel bir ifade ile ayrıntıya girmeden haber vermiştir. "Peygamber (s.a.v.) haccı, ifrâd yaptı." diyenin sözü, yukarıda zikrettiğimiz üç yöne muhtemeldir. Ancak asla Peygamberdin (s.a.v.) "Allah'ım! îfrad haccına davetine icabet ettim." diye telbiye getirdiğini işitmiş midir? İşte buna hiç yol yoktur. Hatta bulunsa bile zikrettiğimiz ve reddedilmelerine asla bir yol bulunmayan bu temel direklerin önüne geçirilmez; bunun yanlış olduğu söylenir, yahud ihramın evveline yorumlanır ve hac esnasında Peygamber'in (s.a.v.) kıran haccı yaptığı ortaya çıkar. Oysa böyle bir şey sabit değildir. Yukarıda Süfyan es-Sevrî — Cafer b. Muhammed — babası Muham-med — Câbir (r.a.) senediyle Allah Rasûlü'nün (s.a.v.) Veda haccında kıran yaptığı rivayetini vermiştik. Bunu Zekeriyya es-Sâcî, Abdullah b. Ebu Ziyâd el-Katavânî — Zeyd b. el-Hubâb — Sufyan... senediyle rivayet eder. Yukarıda da geçtiği üzere bu hadisle gerek "Peygamber (s.a.v.) hacca niyetlenib ihrama girdi." gerek "Haccı, ifrâd yaptı." ve gerekse "Hacca telbiye getirdi." hadisleri arasında bir çelişki yoktur.


    Böylece kıran râvilerinin rivayeti on sebebten dolayı tercihe hak kazanmıştır:


    1- Yukarıda da geçtiği üzere bu râviler daha çoktur.


    2- Kıran rivayetinin haber veriliş yolları türlü türlüdür. Nitekim yukarıda açıkladık.


    3- Bu râviler arasında Peygamberin (s.a.v.) ağzından çıktığını işittiği açık metni aktaranlar, O'nun şöyle yaptım diye kendi yaptığını anlattığı hadisi rivayet edenler ve Rabbinin O'na böyle yapmasını emrettiği haberleri verenler vardır. İfrâd konusunda bu şekil rivayet edilen hiçbir hadis gelmemiştir.


    4- Peygamber'in (s.a.v.) dört umre yaptığını rivayet edenlerin rivayetlerinin, kıran rivayetini tasdik etmesi.


    5- İfrâd rivayetlerinin aksine, kıran rivayetlerinin açık olub yorumamüsait olmamaları.


    6- Kıran rivayetleri, ifrâdcılann sükut edip geçtikleri yahud olmadığını söyledikleri bir ilâve ( = ziyâde) içermektedirler. Ziyadeyi söyleyen, söy-lemeyene; isbat eden nefyedene tercih edilir.


    7- İfrâd râvileri dörttür: Âişe, İbn Ömer, Câbİr ve İbn Abbas. Bu dörtlü aynı zamanda kıranı rivayet etmiştir. Şayet onların rivayetlerini birbirleriyle düşürme yoluna gidersek o zaman onlar dışında kalan, kıran râvilerinin rivayeti, karşı rivayetten kurtulmuş olur. Eğer tercih yoluna gidersek bu durumda Berâ, Enes, Ömer Îbnu'l-Hattâb, İmrân b. Husayn, Haf-sa ve bunların yanında yer alan yukarıda isimleri sıralanan kendilerinden muztarib ve ihtilaflı şekilde rivayet gelmeyen râvilerin rivayetini almak vâcib olur.


    8- Kıran, Rabbi tarafından Peygamber'e (s.a.v.) emredilen hac şeklidir. Ondan başkasını yapmış olamaz.


    9- Kurban sevkeden herkese emredilen hac şeklidir. Peygamber (s.a.v.) kurban sevkedenlere emredib sonra kendisi de kurban sevkettiği halde bu emrine aykırı davranacak değildir.


    10- Ailesine, ehl~i beytine yapmalarını emrettiği ve onlar için tercihte bulunduğu hac şeklidir. Onlar için de, kendisi için tercih ettiğini tercih edecektir, başka türlü yapacak değildir.


    11- Bir başka tercih sebebi daha vardır, bu da, Peygamber'in (s.a.v.): "Umre, kıyamet gününe kadar haccın içine girmiştir." hadisi. Bu hadis, umre ile haccın araları ayrılmayacak şekilde umrenin, haccın bir parçası yahud onun içine girmiş bir parça gibi olmasını ve umrenin hacla beraber tıpkı bir şeyin içinde bulunan şeyin, onunla birlikteliği gibi olmasını ica-bettirir.


    12- Ömer İbnu’l-Hattâb'm (r.a.), hac ve umreye birlikte niyetlenib ihrama giren ve bu yüzden kendisine Zeyd b. Sûhân yahud Selmân b. Rabîa tarafından tenkid gelen Subey b. Ma'bed'e söylediği "Peygamberin Mu-hammed'in (s.a.v.) sünnetine uymuşsun." sözü.[337] Bu söz, Ömer'in, Peygamber'den (s.a.v.) rivayet ettiği "Allah'tan kendisine hac ve umreye birlikte, niyetlenib ihram giymesi için vahiy geldiği" yolundaki hadisemuvafakat etmektedir. Bu da gösterir ki; kıran, PeygamberMn (s.a.v.) yaptığı ve o yolla Allah'ın kendisine buyurduğu emri yerine getirdiği bir sünnetidir.


    13- Kıran yapan kimsenin yaptığı ameller her iki ibadet için yapılmış demektir. Böylece ihramı, tavafı ve sa'yı her iki ibadete birlikte sayılmaktadır. Bu da ikisinden birine sayılmasından ve her amelin ayrı ayrı yapılmasından daha iyidir.


    14- Kurban şevkini içeren ibadet kuşkusuz, kurban bulunmayan bir ibadetten daha faziletlidir. Kişi kıran yaptığı zaman kurbanı her iki ibadeti için sayılır. Böylece ibadetlerden biri kurbansız olmamış olur. Bu yüzden —Allah daha iyi bilir ya— Allah Rasûlü (s.a.v.) kurban sevkeden kimsenin hac ve umreye birlikte niyetlenib ihrama girerek telbiyede bulunmasını emretmiş ve buna Buharî ve Muslim'de Berâ'dan rivayet edilen "Ben, kurban şevkettim ve kıran yaptım (hac ile umreyi birleştirdim)" hadisiyle işarette bulunmuştur.


    15- Temettu' haccının pek çok yönden ifrâddan daha faziletli olduğu sabit olmuştur. Bazıları: a) Peygamber (s.a.v.) sahabîlere haccı, temettu' şekline çevirmelerini emretmiştir. O'nun faziletli bir şeyden, daha az faziletli bir şeye sahabîleri intikal ettirmesi mümkün değildir, b) Peygamber (s.a.v.) "Bu yapmakta olduğum hacca yeniden başlıyor olsaydım,[338] kesinlikle kurban sevk etmez, haccı umreye çevirirdim." sözüyle böyle yapmadığına üzüldüğünü belirtmiştir, c) Kurban sevketmeyen herkese böyle yapmasını emretmiştir, d) Peygamber (s.a.v.) ve ashabının yaptığı hac, kurban sevkeden kimse için kıran, kurban sevketmeyen için temettu'dur. Bunlardan başka daha pek çok sebeb vardır. Kurban sevkedip temettu' haccı yapan kimse kurbanını Mekke'den alıp temettu' yapan kimseden daha faziletlidir. Hatta iki görüşten birine göre kendisinde Hıll ve Harem'-de[339] bulunmak özelliği bir arada bulunan hayvan kurban olabilir. Bu sabit olduğu zaman artık kurban sevkedip kıran yapan kimse —ister kurban şevketsin, isterse etmesin— temettu' yapan kimseden faziletli demektir. Çünkü ihrama girişinden bu yana kurban sevketmiştir. Temettu' yapan ise Hıll bölgesinin Harem'e en yakın yerinden bu yana kurban sevketmiştir. O halde kurban sevketmeyip ifrâd haccı yapan en yakın Hıll sınırından bu yanakurban sevkedip temettu' yapandan nasıl daha faziletli sayılabilir? Ya bir de mîkattan bu yana kurban sevkedip kıran yapandan daha faziletli sayıldığında durum nice olur? Bu, Allah'a hamdolsun, apaçık ortadadır. [340]



    b) Umre İhramından Çıkıp Hac İçin İhrama Girdi Diyenler:


    Temettu' haccı yaptı; önce (umre) ihramından çıktı, sonra terviye günü (arafe gününden bir gün önce, Zilhicce'nin 8. günü) kurban şevkiyle birlikte hac için ihrama girdi, diyenlerin gerekçeleri, yukarıda geçen Muâ-viye'nin Allah Rasûlü'nün (s.a.v.) saçım enli bir okla (yahud bıçakla) Zilhicce ayının ilk on günü içinde kısalttığı yolunda ondan rivayet edilen hadis. Bu hadisin bir metninde "Bu, haccındaydı" cümlesi yer almaktadır. İnsanlar bu konuda Muâviye'ye karşı gelmişler ve onun yanıldığını söylemişlerdir. Onun basma da "Peygamber (s.a.v.) Receb ayında umre yaptı." diye rivayette bulunan îbn Ömer'in, bu rivayetten dolayı başına gelenler gelmiştir. Zira pek çok yoldan yaygın (müstefîz) bir şekilde rivayet edilen diğer sahih hadislerin hepsi de Peygamber'in (s.a.v.) ihramından kurban bayramının birinci günü çıktığını göstermektedir. Bundan dolayı kendisinin yaptığı şeyi şu sözlerle anlatmıştır: "Şayet yanımda kurbanlık bulunmasaydı kesinlikle ihramdan çıkardım", "Ben kurban şevkettim ve kıran yaptım. Kurbanı kesinceye kadar ihramdan çıkamam." İşte bu, Peygamber'in (s.a.v.) kendisinden verdiği bir haberdir. Başkalarının O'ndan aktardığı haberin —özellikle de kendisinin yaptığını haber verdiği bir şeye aykırı olan haberin— aksine burada yanılma ve yanlışlık yapma payı yoktur. Büyük bir kalabalık Peygamber'in (s.a.v.) ister kısaltma isterse tıraş etme şeklinde olsun saçından hiç aldırmadığım, kurban (bayramının birinci) günü tıraş oluncaya kadar ihramlı kaldığını haber vermiştir. Herhalde Muâviye, Peygamber'in (s.a.v.) saçını Cirâne umresi sırasında kısaltmış-tır. —Çünkü o vakit, Muâviye müslüman olmuştu.— Sonra unutup bunun (Zilhicce'nin ilk) onu içinde olduğunu sanmıştır. Nitekim İbn Ömer de bütün umrelerinde Peygamber'in (s.a.v.) yanında bulunduğu halde, O'nun bütün umrelerini Zilkade ayında yapmış olduğunu unutmuş ve "Umrelerden biri Receb ayında idi." demiştir. Peygamber (s.a.v.) haricindeki insanlar için yanılgı caizdir. Şayet kişilerin yanıldıklarına delil bulunursa o delile göre hareket vâcib olur.


    Denilmiştir ki: Muâviye herhalde Peygamber'in (s.a.v.) saçının, kurban bayramının birinci günü berberin tamamen tıraş etmediği arta kalan kısmını kısaîtmıştır. İşte Merve tepesinde bu kısmı kesmiştir. Bunu söyleyen, Ebu Muhammed İbn Hazm'dır. Bu da onun bir yanılgısıdır. Zira berber kısalttığı bir saçın unutarak bir kısmını bırakıp da kısaltma işi bittikten sonra kurban gününün geri kalan vaktinde onu öylece bırakmaz. Oysa Peygamber (s.a.v.) saçım sahabe arasında paylaştırmış; Ebu Talha'ya iki yarıdan biri düşmüş ve geri kalan sahabîler diğer yarıyı birer, ikişer, üçer... saç teli olarak paylaşmışlardır.[341] Hem Peygamber (s.a.v.) Safa ile Merve arasında bir tek sa'y yapmıştır. O da ilk sa'ydır. îfâza tavafının ardından sa'y ve hacdan sonra da katiyen umre yapmamıştır. O halde bu sadece yanılgıdır. Denildi ki: Hadisin Muâviye'ye kadar olan senedinde yanlışlık ve hata vardır. Hasan b. Ali senedde hata etmiş ve senedi Ma'mer yoluyla İbn Tâvûs'a çıkarmıştır.[342] Oysa sened Hişâm b. Huceyr yoluyla İbn Tâ-vûs'a çıkmaktadır. Hişâm ise zayıftır.


    Ben derim ki: Buharî'nin Muâviye'den rivayet ettiği hadis, "Allah Rasûlü'nün (s.a.v.) başındaki saçından enli okla kısalttım." şeklinde olub Buharı buna başka bir şey eklemiyor. Muslim'deki hadiste ise: "Allah Rasû-lü'nün (s.a.v.) başındaki saçından Merve tepesinde enli okla kısalttım." deniyor. Sahihayn'da bunun dışında bir şey yoktur.


    "Zilhicce'nin ilk on günü içinde" diye rivayette bulunanların bu rivayetleri Sahih'de mevcut değildir. Bu rivayet illetlidir veya Muâviye'nin bir yanılgısıdır. Râvisi Kays b. Sa'd bunu Atâ — İbn Abbas — Muâviye senediyle aktarıyor ve: "İnsanlar, Muâviye'nin bu sözüne karşı geliyorlar." diyor.[343] Kays, doğru söylüyor. Artık biz Allah'a yemin ederiz ki, bu kesinlikle Zilhicce'nin onu içinde değildi.


    Muâviye'nin, Ebu Davud'un Katâde yoluyla Ebu Şeyh el-Hünâî'den rivayet ettiği hadisteki şu yanılgısı da buna benzemektedir: Muâviye, Peygamber'in (s.a.v.) ashabına: " Peygamber'in (s.a.v.) şuna ve kaplan derilerine (yani kaplan derisinden mamul eğerlere) binmeyi yasakladığını biliyor musunuz?" diye sordu. "Evet" cevabını verdiler. Muâviye; 'Peki, O'nun hacla umreyi birleştirmeyi (kıran yapmayı) yasakladığını da biliyor musunuz?" diye sorunca onlar: "Ama böyle bir şey yok." diye karşılık verdi. O da: "Bu (yasak) da diğeri ile birliktedir. Fakat siz unuttunuz." dedi.[344] Biz, Allah'ı şahit tutarız ki, bu Muâviye'nin bir yanılgısıdır yada ona atfedilmiş bir yalandır. Allah Rasûlü (s.a.v.) bunu katiyen yasaklamamıştır. Senedde adı geçen Ebu Şeyh'in büyük, hafız, sika râvilerden öne geçirilmesini bırak, onun rivayeti delil bile olmaz. İsterse ondan Katâde ve Yahya b. Ebu Kesîr rivayette bulunmuş olsun. Bu râvinin ismi Haye-vân (baştaki harf hı harfidir) b. Halde olub bu isimde bir şahıs meçhuldür.[345]



    c) Kurban Sevkettiği İçin İhramdan Çıkmadı Diyenler:


    Peygamber (s.a.v.) temettu' haccı yaptı, kurban sevkettiği için (umre) ihramından çıkmadı, diyen el-Muğnî yazan ile bir grup âlimin gerekçeleri: a) Âişe ile İbn Ömer'in: "Allah Rasûlü (s.a.v.) temettu' yaptı" demeleri,


    b) Hafsa'nm Peygamber'e (s.a.v.) "İnsanların bu hali ne? Sen umre ihramından çıkmadığın halde onlar ihramdan çıktı!" demesi, c) Sa'-d'ın temettu' haccı konusunda "Allah Rasûlü (s.a.v.) bunu yaptı, biz de beraberinde yaptık" demesi, d) İbn Ömer'in, kendisine temettu' haccını soran kimseye bunun helâl olduğunu söylemesi. İbn Ömer'den bu cevabı alan kişi "Baban ( Ömer) bunu yasaklamıştı" der. O da bu söze karşılık "Babam bunu yasaklamış ve Allah Rasûlü (s.a.v.) de yapmışsa acaba sen babamın emrine mi, yoksa Allah Rasûlü'nün (s.a.v.) emrine mi uyarsın?" sorusunu yöneltir. Adam "Elbet, Allah Rasûlü'nün (s.a.v.) emrine" cevabını verir. Bunun üzerine İbn Ömer: "Yemin olsun ki, Allah Rasûlü (s.a.v.) bunu yapmıştır." der.[346]


    Bunlar diyorlar ki: Şayet Peygamber'in (s.a.v.) yanında kurbanlık bulunmasaydı kesinlikle, yanında kurbanhk bulunmayıp temettu' yapan kimsenin ihramdan çıktığı gibi o da ihramdan-çıkardı. Bu yüzden "Şayet yanımda kurbanlık bulunmasaydı kesinlikle*ihramdan çıkardım." buyurarak, ihramdan çıkmasına kurban şevkinin engel olduğunu haber vermiştir. Kıran yapan kimsenin ihramdan çıkmasını, kurbanlık değil, kıran haccı yapıyor olması engeller.


    Bu görüş sahipleri umre ihramından çıkmadan hac ihramına girdiğinden ötürü "temettu' yapan" kimseye, "kıran yapan" adını veriyorlar. Ancak bilinen kıran şekli, hac ve umre ihramına birlikte girmek veya önce umre ihramına girip sonra tavaf etmeden önce bu umreye haccı da katmaktır. Kıran yapanla kurban sevkedip temettu* yapan arasında iki yönden fark vardır:


    1- İhram yönünden. Zira kıran yapan kimse ya ihramın başlangıcında ya da ihramlı iken tavaf yapmadan önce hac ihramına giren kimse demektir.


    2- Kıran yapan kimsenin yalnızca bir tek sa'y yapması gerekir. Bunu da ya ilk olarak yapar; ilk olarak yapamazsa ifâza tavafının ardından sa'y1 eder. Cumhura göre temettu' yapanın ikinci bir sa'y daha yapması gerekir. [347]Ahmed'den gelen diğer bir rivayete göre ise kıran yapan kimsede olduğu gibi onun da bir tek sa'y yapması yeterli olur. Peygamber (s.a.v.) ifâza tavafının ardından ikinci bir sa'y yapmadı. O halde bu görüşe göre Peygamber (s.a.v.) nasıl temettu' yapmış olabilir?


    Soru: (Ahmed'den gelen) diğer rivayete göre temettu' yapmış olabilir ve böyle bir itiraz yöneltilemez. Bu rivayetin sahih hadisten güçlü bir daya-1 nağı vardır. Muslim'in Sahih'inde rivayetine göre Câbir diyor ki: "Gerek Peygamber (s.a.v.) ve gerekse ashabı, Safa-Merve arasında yalnız bir tek sa'y —ilk sa'yı— yaptılar."[348] Ashabın çoğunluğu temettu' yaptığı halde böyle yapmışlardır. Süfyan es-Sevrî, Seleme b. Küheyl'in şöyle dediğini rivayet eder: "Tavus, Allah Rasûlü'nün (s.a.v.) ashabından hiçbirinin hac ve umre için bir tek tavaftan başka tavaf yapmadıklarına yemin ederdi."


    Cevap: Peygamber'in (s.a.v.) hususi bir temettu' yaptığını söyleyenler böyle demiyorlar. Onlar temettu' yapanın iki sa'y yapmasının gerekli (vâcib) olduğunu söylüyorlar. Peygamber'in (s.a.v.) bilinen sünneti, O'-nun bir tek sa'y dışında sa'y yapmadığıdır. Nitekim Sahih'de kayıtlı bir rivayete göre Ibn Ömer, kırana niyetlenib Mekke'ye geldi. Beytullah'ı tavaf etti, Safa-Merve arasında sa'y yaptı. Buna bir ilâvede bulunmadı. Saçını ne tıraş ettirdi, ne kısalttırdı ve ne de ihramdan dolayı kendisine haram olan fiillerden herhangi birini işledi. Nihayet kurban bayramının birinci günü olunca kurbanım kesti, başım tıraş ettirdi. Bu ilk tavafıyla hac ve umre tavafını yerine getirmiş olduğu görüşüne vardı ve: "Allah Rasûlü (s.a.v.) de böyle yaptı." dedi.[349] "Hac ve umre tavafını yerine getirmiş olduğu bu ilk tavafı" sözüyle râvî, kuşku yok ki Safa-Merve arasında yaptığı tavafı (sa'yı) kasdetmektedir.


    Dârakutnî, Atâ ve Nâfi' yoluyla îbn Ömer ve Câbir'in: "Peygamber (s.a.v.) haccı ve umresi için yalnız bir tavaf ve bir sa'y yaptı. Sonra Mekke'ye geldi. Sader (dönüş, veda) tavafından sonra Safa-Merve arasında sa'y yapmadı." dediğini rivayet eder.[350] Bu da kesinlikle şu iki halden birini gösterir: 1) Ya Peygamber (s.a.v.) kıran yapmaktaydı —ki temettu' yapanın iki sa'y yapmasının vâcib olduğunu ileri sürenlerin başka türlü söylemeleri mümkün değildir—, 2) Ya da temettu' yapanın bir tek sa'y yapması yeterli olur. Ancak Peygamber'in (s.a.v.) kıran yaptığını ortaya koyan yukarıdaki hadisler bu konuda açıktır, onlardan geçilemez.


    Soru: Şu'be'nin Humeyd b. Hilâl — Mutarrif — îmrân b. Husayn senediyle rivayetine göre Peygamber (s.a.v.) iki tavaf , iki sa'y yapmıştır.[351] Dârakutnî bu hadisi İbn Saîd — Muhammed b. Yahya el-Ezdî — Abdullah b. Davud yoluyla Şu'be'den rivayet etmiştir.


    Cevap: Bu ma'lûl bir haberdir ve hatadır. Dârakutnî diyor ki: Muhammed b. Yahya bu hadisi ezberinden aktardı ve metninde yanıldı, denilmektedir. Bu senedle gelen rivayetin doğrusu, " Peygamber (s.a,) hacla umreyi birleştirdi", şeklinde olacaktır. En iyi bilen Allah'tır. İnşallah aşağıda bu hadisin hata olduğunu ortaya koyan deliller aktarılacaktır.


    Sanırım, Üstad^Ebu Muhammed İbn Kudâme'nin 'Allah Rasûlü (s.a.v.) temettu' yaptı' görüşünü benimsemesinin sebebi şu olacaktır: İmam Ah-med'in temettu', kırandan daha faziletlidir demiş olduğu; Allah Teâlâ'mn, Peygamberi için ancak en faziletli olanı tercih etmiş olacağını; O'nun temettu' yaptığı yolunda hadisler geldiğini ve bu hadislerin aynı zamanda Peygamber'in (s.a.v.) ihramdan çıkmadığı konusunda net olduğunu görünce, bu dört ön bilgiden hareketle Peygamber'in (s.a.v.) ihramdan çıkmadığı hususî bir temettu' yaptığı sonucuna varmıştır. Ancak Ahmed, Peygamber (s.a.v.) temettu' haccı yaptığı için temettu' haccmı tercih etmiş değildir. "Allah Rasûlü'nün (s.a.v.) kıran yaptığında şüphe etmiyorum." diyen odur! O, Allah Rasûlü'nden (s.a.v.) gelen iki şeklin sonuncusu olduğu içintemettu' haccını tercih etmiştir. Peygamber (s.a.v.) sahabeye, haclarını temettu' şekline çevirmelerini emretmiş ve kendisi bunu kaçırdığı için üzülmüştür.


    Fakat el-Mervezî'nin İmam Ahmed'den rivayetine göre hacı, kurban sevketmişse kıran daha faziletlidir. Takipçilerinden kimileri bunu ikinci bir rivayet sayarken kimileri de meseleyi bir tek rivayet sayıyor ve kurban sev-kedenin kıran, sevketmeyenin ise temettu' yapmasını daha faziletli buluyorlar. Bu (ikincisi) üstadımızın yoludur. İmam Ahmed'in usûlüne uygun olan da budur. Peygamber (s.a.v.) kurbanlık şevkiyle birlikte haccı umreye çevirmeyi temenni etmemiş, aksine kurbanlık sevketmemiş olsaydı, haccı umreye çevirmeyi arzu etmişti.


    Şöyle demek kaldı: O halde kurban sevkedip kıran yapmak mı, yoksa kurban sevketmeyip Peygamber'in (s.a.v.) yapmayı arzuladığı gibi temettu' yapmak mı daha faziletlidir?


    Cevap: Bu meselede iki şey birbiriyle çelişmektedir:


    1- Peygamber (s.a.v.) kıran yaptı, kurbanlık şevketti. Allah Teâlâ, O'nun için işlerin —özellikle kendisine Rabbinden vahiy gelen konuda— en faziletlisinden başka bir şeyi tercih edecek değildir. En hayırlı yol, Peygamber'in (s.a.v.) yoludur.


    2- Peygamber'in (s.a.v.) "Bu yapmakta olduğum hacca yeniden başlıyor olsaydım, kesinlikle kurban sevketmez, haccı umreye çevirirdim." sözü, şayet bu sözü söylediği vakitte ihramlı olmasaydı umre ihramına girecek ve kurbanlık sevketmeyecekti anlamını icab ettirir. Çünkü tercih ettiği şey, kendisinin yapmış olduğu geçip giden şeydir. Artık o, arkada kalmıştır. Şimdi başlıyor olmayı temenni ettiği şey ise henüz yapmadığı, bununla beraber önünde olan şeydir. O halde Peygamber (s.a.v.), kurban sevket-meksizin umre ihramına girmesi mümkün olsaydı şimdiki yaptığını yapmayacağını açıklamıştır. Malumdur ki, Peygamber (s.a.v.) daha faziletli olandan fazileti nisbeten az olana dönmeyi tercih etmez; aksine ancak en faziletli olanı tercih eder. Bu da O'ndan gelen iki şekilden sonuncusunun temettu' haccının tercihi olduğunu gösterir.


    Kurbanlık sevkedip kıran yapmayı tercih edenler şöyle diyebilirler: Peygamber (s.a.v.) bunu, kendisinin yaptığı şey nisbeten az faziletli ve başkası ona tercih edilir olduğu için söylememiştir. Aksine Peygamber (s.a.v.) ihramlı kaldığı halde kendilerinin ihramdan çıkmaları sahabîlerin güçlerine gitmişti. Peygamberimiz (s.a.v.), sahabîlerin gönül huzuruyla, severekve isteyerek kendilerine emredileni yapmaları için onlara muvafakat göstermeyi tercih ederdi. Bazan muvafakat gösterme ve kalbleri birleştirme söz konusu olduğunda daha faziletlisi varken nisbeten az faziletli olanı da tercihte bulunurdu. Nitekim Âişe'ye: "Eğer kavmin cahiliyet devrine yakın olmasaydı, Kabe'yi yıkar iki kapılı yapardım." buyurmuştur.[352] İşte bu, muvafakat gösterme ve gönülleri birleştirme sebebiyle daha uygun olanı terketmedir. O durumda daha uygun olan bu olmuştur. Kurban sevket-meden temettu' yapmayı tercih etmesi de aynen bunun gibidir. Bu yolla Peygamber'in (s.a.v.) yaptığı ile arzu ve temennî ettiği uzlaştınlmış ve Allah Teâlâ, O'nun için iki şeyi birleştirmiş olur: 1) Yaptığını, 2) Temenni ve arzu ettiğini. Böylece Allah, O'na hem yaptığının ve hem de muvafakat gösterme niyetinde olub temenni ettiğinin sevabını vermiştir. Araya ihramdan çıkma giren ve kurbanlık sevkedilmeyen bir hac ibadeti, araya ihramdan çıkma girmeyen ve yüz kurbanlık deve sevkedilen bir hac ibadetinden nasıl daha faziletli olabilir? Bir hac ibadeti, O'nun hakkında, kendisi için Allah'ın tercihte bulunduğu ve Rabbinden kendisine bu konuda vahiy gelen bir hac ibadetinden nasıl daha faziletli olabilir?


    Soru: Her ne kadar temettu' haccının arasında bir ihramdan çıkma sözkonusu ise de, burada ihrama girme tekerrür etmektedir ve yeni baştan ihrama girme de Rab katında sevilen bir ibadettir. Kıranda ise ihram tekerrür etmemektedir.


    Cevap: Kurban şevkiyle Allah'ın sembollerine saygı gösterme ve bu yolla O'na yakınlaşmada, sırf ihramın tekerrür etmesinde bulunmayan bir fazilet vardır. Hem sonra ihramlıhk halinin devam ettirilmesi, tekerrürü yerine geçer. Kurban şevkinin yerini tutacak bir karşılığı yoktur.


    Soru: Peşinden umre yapılan ifrâd haccı mı, yoksa önce umre yaparak ihramdan çıkıp ardından hac için ihrama girmek suretiyle yapılan temettu' haccı mı daha faziletlidir?


    Cevap: Herhangi bir hac ibadetinin, Allah'ın, yaratılmışların en faziletlisi ( Muhammed s.a.) ve ümmetin efendileri (sahabe) için tercih ettiği bir hac ibadetinden daha faziletli olduğunu sanmaktan; hem Allah Ra-sûlü'nün (s.a.v.), hem de O'nunla birlikte hacceden sahabeden herhangi birinin ve hatta ashabından diğer kimselerin yapmadıkları bir hac ibadetinin,O'nun emriyle yaptıkları hac ibadetinden daha faziletli olduğunu söylemekten Allah'a sığınırız. Yeryüzündeki herhangi bir hac, Peygamber'-in (s.a.v.) yaptığı hacdan, yaratılmışların en faziletlisine emredilenden ve O'nun da sahabîler için tercih ettiği ve onlara yaptıkları diğer hac şekillerini o şekle çevirmelerini emrettiği ve kendisinin de yapmayı arzu ettiği bir hacdan nasıl daha faziletli olabilir? Katiyen bundan daha mükemmel bir hac yoktur. Bu, şayet Peygamber'in (s.a.v.) kurban sevkedene kıran, sevket-meyene temettu' yapmalarım emrettiği sahih olarak rivayet edilmişse böyledir. Bunun aksinin caizliğine şüphe ile bakılır. Bunun vâcib olduğunu söyleyenlerin azlığı seni ürkütmesin. Çünkü bunlar arasında suyu tükenmeyen deniz (ilim denizi) Abdullah Ibn Abbas ve zahirîlerden bir grup vardır. İnsanlar arasında hakem, sünnettir. Kendisinden yardım dilenen yalnız Allah'tır. [353]



    d) İki Tavaf ve İki Sa'y ile Kıran Haccı Yaptı Diyenler:


    Küfe fukahasının pek çoğunun görüşü de olduğu üzere Peygamber (s.a.v.) kıran haccı yaptı, ve bu hac esnasında iki tavaf, iki sa'y yaptı diyenlerin gerekçeleri:


    1- Dârakutnî'nin Mucâhid'den rivayetine göre İbn Ömer hac ile umreyi, birleştirerek beraber yaptı ve "İkisinin yolu birdir" dedi. Hac ve umre için iki sa'y, iki tavaf yaptı ve "Allah Rasûlü (s.a.v.) de benim yaptığım gibi yaptı." Dedi.[354]


    2- Rivayete göre Ali b. Ebî Tâlib hacla umreyi birleştirip ikisi için iki tavaf, iki sa'y yaptı ve "Allah Rasûlü (s.a.v.) de benim yaptığım gibi yaptı." Dedi.[355]


    3- Yine Ali'den rivayet edildiğine göre Peygamber (s.a.v.) kıran haccı yaptı; iki tavaf ve iki sa'y yaptı.[356]


    4- Alkame'nin rivayetine göre Abdullah İbn Mes'ûd demiştir ki: "Allah Rasûlü (s.a.v.), haccı ve umresi için iki tavaf, iki sa'y yaptı. Ebu Bekir, Ömer, Ali ve İbn Mes'ûd da böyle yaptı."[357]


    5- İmran b. Husayn'dan rivayet edildiğine göre Peygamber (s.a.v.) iki tavaf, iki sa'y yaptı.[358]


    Şayet bu hadisler sahih olsalardı, hatta bunlardan bir tek harf sahih olsaydı bu gerekçe ne kadar güzeldi. Ama İbn Ömer hadisinin senedinde Hasan b. Umâre vardır. Dârakutnî diyor ki: Bu hadisi Hakem'den Hasan b. Umâre dışında hiç kimse rivayet etmemiştir. Onun da rivayet ettiği hadis bırakılır (metrûku'l-hadis).


    Ali'nin (r.a.) birinci hadisini Hafs b. Ebu Davud rivayet ediyor. İmam Ahmed ve Muslim: "Hafs'ın rivayet ettiği hadis bırakılır." diyorlar. İbn Hırâş ise "O, yalancıdır, hadis uydurur." diyor. Ayrıca hadisin senedinde zayıf bir râvi olan Muhammed b. Abdurrahman b. Ebî Leylâ vardır.


    Ali'nin (r.a.) ikinci hadisini ise İsa b. Abdullah b. Muhammed b. Ömer b. Ali, babasından, o da kendi babasından, o da dedesinden rivayet ediyor. Dârakutnî diyor ki: İsa b. Abdullah'a "Mübarek" denilir; bu şahsın rivayet ettiği hadis bırakılır.


    Alkame'nin Abdullah'tan rivayet ettiği hadisin senedi şöyledir: Ebu Bürde Amr b. Yezîd,— Hammad — İbrahim — Alkame. Dârakutnî diyor ki: "Ebu Bürde zayıftır. Senedde adları geçen ondan sonraki kimseler de zayıftırlar." Ayrıca bu hadisin senedinde Abdulaziz b. Eban vardır. Onun hakkında Yahya: "O yalancıdır, pistir'*, er-Râzî ve Nesâî: "Onun rivayet ettiği hadis bırakılır." diyorlar.


    İmrân b.^Husayn hadisine gelince; bu hadis Muhammed b. Yahya el-Ezdî'nin yanılgıya düştüğü hadislerdendir. Ezberinden rivayet etmiş ve yanılmıştır. Oysa defalarca doğru şekilde rivayette bulunmuştu. Denilir ki: Tavaf ve sa'yi söylemekten vazgeçmiştir.


    İmam Ahmed, Tirmizî ve Sahih'inde İbn Hibbân, ed-Derâverdî — Ubey-dullah b. Ömer — Nâfi' — İbn Ömer senediyle Allah Rasûlü'nün (s.a.v.) şöyle buyurduğunu rivayet ederler: "Kim hacla umresini birleştirirse bu ikisi için bir tek tavaf yapması yeterli olur." Tirmizî'nin metni ise şöyledir: "Kim hac ve umre için ihrama girerse, her ikisinin ihramından çıkıncaya kadar ikisi için bir tavaf, bir sa'y yapması yeterli olur."[359]


    Sahihayn'âa. rivayet edilen bir hadise göre, Âişe (r.a.) anlatıyor: Veda haccında Allah Rasûiü'nün (s.a.v.) beraberinde hac için yolculuğa çıktık. Umreye niyetlenib ihrama girdik, teibiye getirdik. Sonra Peygamber (s.a.v.): "Yanında kurbanlık bulunan kişi hac ve umreye niyetlenib ihrama girsin, teibiye getirsin. Sonra her ikisinin de yapılması gereken vazifelerini bitirmeden ihramdan çıkmasın." buyurdu. Umreye niyetlenenler tavaf edip ihramdan çıktılar. Sonra Mina'dan dönünce bir başka tavaf daha yaptılar. Hac ve umreyi birleştirenler ise yalnız bir tavaf yaptılar.[360]


    Sahih bir rivayete göre Allah Rasûlü (s.a.v.), Âişe'ye: "Beytullah'ı tavafın ve Safa-Merve arasındaki sa'yuı haccın ve umren için yeterli olur." Buyurmuştur.[361]


    Abdulmelik b. Ebu Süleyman'ın Atâ yoluyla İbn Abbas'tan rivayetine göre Allah Rasûlü (s.a.v.) haccı ve umresi için bir tek tavaf yapmıştır.[362] Abdulmelik, meşhur sika râvilerden biridir. Muslim ve Sünen sahipleri onun rivayetini delil olarak kullanmışlardır. Ona "Mîzan = mihenktaşı, terazi" denirdi. Onun ne zayıf olduğu söylenmiştir, ne de cerh edilmiştir. Yalnızca rivayet ettiği şuf'a hadisi Munker bulunmuştur. Bu ise kusurlu yönü belirgin bir şikâyettir.


    Tirmizî'nin Câbir'den (r.a.) rivayetine göre Peygamber (s.a.v.) hac ile umreyi birleştirip ikisi için bir tek tavaf yaptı.[363]' Her ne kadar bu hadisin senedinde Haccac b. Ertât varsa da Süfyan, Şu'be, İbn Nümeyr (veya Nemîr), Abdürrezzak ve daha bir grup muhaddis ondan rivayette bulunmuştur. es-Sevrî, onun hakkında diyor ki: "Kafasından çıkanı, ondan daha iyi bilen kimse kalmadı. Tedlîs yaptığı gerekçesiyle ayıplanmıştir; bundan kurtulan kimse nâdirdir." Onun hakkında Ahmed: "Hafızlardandı.", İbn Maîn: "Güçlü değildir. Doğru biridir (sadûk), tedlîs yapar." ve Ebu Hatim: "O 'Haddesenâ = Bize falan hadis rivayet etti' dediği zaman doğrudur; onun doğruluğunda ve hıfzında şüphe etmeyiz." demiştir.


    Dârakutnî, Leys b. Ebu Süleym — Atâ, Tavus ve Mucâhid — Câbir, ibn Ömer ve İbn Abbas senediyle rivayet eder ki: "Gerek Peygamber (s.a.v.) ve gerekse ashabı hacları ve umreleri için Safa-Merve arasında yalnızbir sa'y yapmışlardır."[364] Leys b. Ebu Süleym'in rivayetini dört sünen sahibi (Ebu Davud, Tirmizî, Nesâî ve İbn Mâce) delil olarak, Muslim ise şâhid olarak kullanmıştır. Onun hakkında İbn Maîn: "Bir sakıncası yok", Dârakutnî: "Sünneti bilen biriydi. Yalnızca rivayetinde Atâ, Tavus ve Mü-câhid'i bir arada söylemesini Munker saymışlardır, o kadar.", Abdulvâris: "İlim kaplarındandı" ve Ahmed: "Hadisi muztariptir. Ancak insanlar ondan hadis rivayet etmiştir." demektedir. Nesâî ve bir rivayete göre de Yahya (İbn Maîn) bu zatı zayıf saymıştır. Böyle birinin rivayet ettiği hadis, sahihlik derecesine ulaşmazsa da hasen sayılır.[365]


    SahihayrCdaki bir rivayette Câbir anlatıyor: Allah Rasûlü (s.a.v.), Âişe'nin yanına girdi, onu ağlar buldu. "Niçin ağlıyorsun?" diye sordu. Âişe: "Hayız oldum. İnsanlar ihramdan çıktılar, ben çıkamadım ve Beytullah'ı tavaf edemedim." diye karşılık verince, "Gusül abdesti al, sonra niyetlenib ihrama gir." buyurdu. Âişe, Peygamber'in (s.a.v.) dediğini yaptı. Sonra vakfe yerlerinde bulundu. Hayızdan temizlenince de Kabe'yi tavaf etti ve Safa-Merve arasında sa'y yaptı. Sonra Peygamber (s.a.v.) ona: "Hac ve umre ihramından birlikte çıkmış oldun." dedi.[366]


    Bu hadis üç şeye delâlet eder:. 1) Âişe kıran yapmıştır. 2) Kıran yapan kimsenin yalnız bir tavaf ve bir sa'y yapması yeterlidir. 3) Yaparken hayız olduğu ve haccını da üzerine kattığı o umreyi kaza etmesi Âişe'ye vâcib olmamış ve umre ihramını hayız olmakla bozmamış, yalnızca umre amellerini ve-^ırf onları yapmayı bir kenara bırakmıştır. Âişe evvelâ kudüm tavafını yapmadı. Ancak Arafat'ta vakfe yaptıktan sonra tavaf ve beraberinde sa'y yaptı. İfâza ( = ziyaret) tavafı ve peşinden sa'y yapma, kıran yapan kimse için yeterli olursa ifâza tavafıyla beraber kudüm tavafı ve bu ikisinden biriyle beraber bir tek sa'y yapma o kimse için haydi hay-diye yeterli olur. Fakat Âişe'nin ilk tavafı yapması mümkün olmadı. Böylece onun başından geçen olay bir delil teşkil etti. Artık ilk tavafı yapma imkânına sahip olamayan bir kadın, Âişe'nin yaptığı gibi yapar; haccı umreye katar, kıran yapar ve her ikisi için bir ifâza tavafı ve ardından bir sa'y yapması yeterli olur.


    Şeyhülislâm İbn Teymiye der ki: Peygamber'in (s.a.v.) iki tavaf, iki sa'y yapmadığım ortaya koyan delillerden bazıları şunlardır: a) Âişe'nin (r.a.): "Hac ve umreyi birleştirenler ise yalnız bir tavaf yaptılar." sözü. Bunu Buharı ile Muslim birlikte rivayet etmişlerdir, b) Câbir'in: "Gerek Peygamber (s.a.v.), gerekse ashabı Safa-Merve arasında bir tek sa'y — ilk sa'yı— yapmışlardır." sözü. Bunu Muslim rivayet etmiştir, c) Peygamber'in (s.a.v.) Âişe'ye: "Safa-Merve arasında yaptığın sa'y, hac ve umren için yeterlidir." buyurması. Bu hadisi Muslim rivayet etmiştir, d) Ebu Davud'un rivayet ettiği bir hadiste yine Âişe'ye: "Beytullah'ı tavafın ve Safa-Merve arasındaki sa'y'ın, yaptığın hac ve umrenin her ikisi için de yeterli olur." buyurması, e) Buharı ve Muslim'in birlikte rivayet ettikleri bir hadiste Peygamber'in (s.a.v.), Kabe'yi tavaf eden, Safa-Merve arasında sa'y eden Âişe'ye: "Hac ve umre ihramından birlikte çıkmış oldun." buyurması. (İbn Teymiye devamla) der ki: Allah Rasûlü'nün (s.a.v.) haccını aktaran bütün sahabîler, kendileri Beytullah'ı tavaf edfp Safa-Merve arasında sa'y ettiklerinde Peygamber'in (s.a.v.) onlara, kurbanlık sevke-denler hariç, ihramdan çıkmalarını emrettiğini, kendisinin ise ancak kurban bayramının ilk günü ihramdan çıktığını aktarmışlardır. Onlardan hiçbiri kendilerinden herhangi bir kimsenin tavaf edip sa'y ettikten sonra yeniden tavaf edip sa'y ettiğini aktarmamıştır. Malumdur ki, böyle şeyleri aktarmayı, insanların tabiatındaki merak ve sürükleyici unsurlar kaçırmak istemezler. Öyleyse hiçbir sahabî bunu aktarmadığına göre böyle bir şeyin olmadığı anlaşılmış olur.


    İki tavaf, iki sa'y görüşünü savunanların dayanakları Küfelilerin, Ali'den (r.a.) ve bir de îbn Mes'ûd'dan (r.a.) rivayet ettikleri eserlerdir.


    Oysa Cafer b. Muhammed, babası yoluyla Ali'den (r.a.) — Küfelilerin rivayetlerinin aksine— kıran yapan kimsenin bir tek tavaf ve bir tek sa'y yapmasının yeterli olacağını rivayet etmiştir. Iraklılarca rivayet edilenlerin bir kısmı munkatı', bir kısmının ise râvileri ya meçhul, ya da cerhedilmiş kimselerdir. Bu yüzden nakil uleması bunları kusurlu bulmuştur. Hatta İbn Hazm: "Bu konuda sahabeden gelen rivayetlerin hepsi, hatta bir kelime bile sahih değildir." demiştir. Bu konuda Peygamber'den (s.a.v.) uydurma olduğunda kuşku olmayan rivayetler de aktarılmıştır. Tavus, Allah Rasûlü'nün (s.a.v.) ashabından hiç kimsenin haccı ve umresi için bir tek tavaftan başka tavaf yapmadığına yemin ederdi. İbn Ömer, İbn Abbas, Câbir ve başka sahabîlerden —Allah onlardan hoşnud olsun— böylesi rivayetler sabittir. Onlar, Allah Rasûlü'nün (s.a.v.) yaptığı haccı en iyi bilen insanlardır; buna aykırı hac yapacak değillerdir. Hatta bu eserler, sahabenin Safa-Merve arasında bir defadan başka tavaf (sa'y) yapmadıkları konusunda açık ifadelerdir.


    Âlimler, kıran ve temettu' yapan kimselerin iki sa'y mı, yoksa bir sa'y mı yapmaları gerektiği konusunda tartışmışlar ve böylece gerek İmam Ahmed mezhebinde, gerekse diğer mezheplerde üç görüş ortaya çıkmıştır:


    1- Herbirinin bir tek sa'y yapması gerekir. Nitekim oğlu Abdullah'ın rivayetine göre Ahmed böyle söylemiştir. Abdullah diyor ki: Babama: "Temettu1 yapan kimse Safa-Merve arasında kaç sa'y yapar?" diye sordum. O da: "İki tavaf yaparsa daha iyi; bir tavaf yaparsa bir sakıncası yok" diye karşılık verdi... Üstadımız (İbn Teymiye) "Bu, seleften birçok kişiden aktarılmıştır." dedi.


    2- Temettu' yapanın iki sa'y, kıran yapanın bir tek sa'y yapması gerekir. Bu, İmam Ahmed mezhebinde ikinci görüştür.[367] Mâlik ve Şafiî'nin —Allah onlara rahmet etsin— talebelerinden bir kısmı da bu görüştedirler.


    3- Her ikisinin de iki sa'y yapması gerekir. Ebu Hanife'nin (r.a.) mezhebi böyledir. Bu görüş Ahmed (r.h.) mezhebinde de bir görüş olarak zikredilir. En iyi bilen Allah'tır. Yukarıdan beri anlatılan bu ifadeler üstadımızın sözünün genişçe aktarımı ve bir açıklamasıdır. En iyi bilen Allah'tır. [368]



    e) ifrâd Haccı Yaptı Diyenler:


    Peygamber (s.a.v.) ifrâd haccı yaptı, peşinden de Ten'îm'den (ihrama girip) umre yaptı, diyenlerin katiyen bir gerekçeleri bilinmiyor. Ancak yukarıda geçtiği üzere "Peygamber (s.a.v.) haccı, ifrâd yaptı." hadisini işitip, ifrâd yapanların Ten'îm'den umre yapmayı âdet edindiklerini görüp Peygamber'in (s.a.v.) de böyle yaptığ* yanılgısına düştüler. [369]



    III- Peygamber'in (s.a.v.) İhramı Konusunda Yamlanlar:

    a) Yalnız Umre İçin Telbiye Getirdi Diyenler:


    Yalnız umre için telbiye getirdi ve bunu sürdürdü, diyenlerin gerekçeleri: Bu kimseler Allah Rasûlü'nün (s.a.v.) temettu' yaptığını işittiler. Onlara göre temuttu' yapan, bütün şartlarını gözeterek tek umreye niyetlenib ihrama girerek telbiye getiren kimse demektir. Hafsa (r.a.), Peygamber'e (s.a.v.): "İnsanların ne bu hali? Sen umre ihramından çıkmadan onlar çıktılar" demişti. Bütün bunlar Peygamber'in (s.a.v.) "Lebbeyke bi-umratin müfredetin = Allah'ım! Senin tek umre davetine icabet ettim" diye telbiye-de bulunduğunu göstermez. Hiç kimse Peygamber'in (s.a.v.) böyle dediğini asla nakletmemiştir. O halde bu sırf bir yanılgıdır. Peygamber'in (s.a.v.) telbiye getirirken söylediği sözleri aktaran meşhur sahih hadisler bunu ibtal eder. [370]



    b) Yalnız Hac İçin Telbiye Getirdi Diyenler:


    Yalnız hac için telbiye getirdi ve bunu sürdürdü diyenlerin gerekçeleri; yukarıda kaydettiğimiz "Haccı, ifrâd yaptı." ve "Hacca telbiye getirdi" diyenlerin sözleridir. Bu konuda söylenecek, şeyler yukarıda geçti. Orada da belirtildiği gibi katiyen hiç kimse Peygamber'in (s.a.v.) "Allah'ım! Senin tek umre davetine icabet ettim." diye telbiyede bulunduğunu söylememiştir. O'nun telbiyede söylediği sözleri aktaranlar bunun aksini açıkça belirtmişlerdir. [371]



    c) Yalnız Hac îçin Telbiye Getirdi, Sonra Umreyi Ekledi Diyenler:


    Yalnız hacca telbiye getirdi; sonra ona umreyi de ekledi deyip böylece hadislerin uzlaşacağını sananların gerekçeleri: Bunlar Peygamber'in (s.a.v.) haccı, ifrâd yaptığını ifade eden hadislerin sahih olduğunu görünce bu hadisleri ihramının başlangıcına yorumladılar. Sonra Peygamber'e (s.a.v.) Rabbinden bir elçi gelip "Hac içinde umreye niyetlendim, de" demiştir. İşte o zaman umreyi hacca ilâve etmiş ve böylece kıran yapan durumuna gelmiştir. Bu yüzden Berâ b. Âzib'e: "Ben, kurban şevkettim ve kıran yaptım." demiştir. İhramın başlangıcında ifrâd, ihram esnasında ise kıran yapan durumunda idi. Hem hiç kimse O'nun ne umreye niyetlenib ihrama girdiğini, ne umre için telbiye getirdiğini, ne yalnız umre yaptığını söylemiş ve ne de "Yola çıkarken biz, umre dışında bir şeye niyetlenmedik." demiştir. Aksine, "Peygamber (s.a.v.) hacca niyetlenib ihrama girdi.", "Hac için telbiye getirdi.", "Haccı, ifrâd yaptı." ve "Biz yola çıkarken hac dışında bir şeye niyetlenmedik." demişlerdir. Bu da gösterir ki, önce hac için ihrama girdi, sonra Rabbinden kıran yapması için vahiy geldi ve bunun üzerine her ikisine birden telbiye getirdi. İşte Enes ikisine birden telbiye getirdiğini işitip doğru söylemiş; Âişe, İbn Ömer ve Câbir önce, yalnız hacca telbiye getirdiğini işitmişler ve doğru söylemişlerdir. Bu görüşü savunanlar "Böylece hadisler uziaşmış ve onlardaki muztariblik ortadan kalkmış olur." diyorlar.


    Bu görüş sahipleri umrenin hacca ilâve edilmesini caiz bulmuyorlar; lağv (hükümsüz) görüyor ve diyorlar ki: Bu Peygamber'e (s.a.v.) hastır. O'nun dışındakiler yapamaz... İbn Ömer'in "Peygamber (s.a.v.) yalnızca hacca telbiye getirdi." sözü ile Enes'in "Her ikisine birlikte niyetlenib ihrama girdi, telbiye getirdi." sözü bunu gösterir. Her iki sahabî de doğru söylemektedir. Kırana niyetlenib ihrama girerek telbiye getirmesinin, yalnız hacca niyetlenib ihrama girerek teîbiye getirmesinden önce olduğunu söyleme imkânı yoktur. Çünkü kıran için ihrama girdiği vakit, bundan sonra ifrâd haccı için ihrama girmesi, ihramın ifrâda aktarılması imkânı kalmaz. O halde anlaşılmıştır ki, ifrâd haccı için ihrama girdi telbiye getirdi; İbn Ömer, Âişe ve Câbir bunu işittiler ve işittiklerini aktardılar. Sonra Rabbinden kendisine vahiy gelince hacca umreyi de ilâve etti ve her ikisine birden niyetlenib ihrama girdi, telbiye getirdi. Enes, her ikisine birden telbiye getirdiğini işitip duyduğunu aktardı". Sonra Peygamber (s.a.v.) kendisinin kıran yaptığını haber verdi. Yukarıda adı geçen sahabîler de O'nun kıran yaptığını naklettiler. Böylece sahabîlerden aktarılan hadisler uziaşmış, onlardaki muztariblik ve çelişkili durum ortadan kalkmış olur.


    Diyorlar ki: Âişe'nin şu anlatımı da bunu gösterir: Allah Rasûlü (s.a.v.) ile beraber hac yolculuğuna çıktık. "İçinizden kim hac ve umreye niyetlenib ihrama girmeyi, telbiye getirmeyi isterse öyle yapsın. Kim hacca niyetlenib ihrama^ girmeyi, telbiye getirmeyi isterse öyle yapsın. Kim de umreye niyetlenib ihrama girmeyi, telbiye getirmeyi isterse o da öyle yapsın." buyurdu. Bunun üzerine Allah Rasûlü (s.a.v.) ve O'nunla birlikte bazı insanlar hacca niyetlenib ihrama girdiler, telbiye getirdiler... Bu rivayet de gösterir ki, Peygamber (s.a.v.) ihramın "başında ifrâd haccına niyetlenmişti. Artık kırana niyetlenmesinin bundan sonra olduğu anlaşılmış demektir.


    Kuşkusuz bu görüş yukarıda geçen hadislere aykırı düşmektedir. Ümmet için sahih olmayan bir ihramla Peygamber'in (s.a.v.) tahsis edilmesi davasını red ve ibtal eden deliller vardır. Enes'in: "Allah Rasûlü (s.a.v.) öğleyi Beydâ'da kıldı; sonra devesine bindi. Beydâ dağına tırmandı. Öğleyi kıldığı vakit hac ve umreye niyetlenib ihrama girerek telbiye getirdi." sözü[372] t,unu reddeden delillerdendir.


    Ömer'in rivayet ettiği hadiste Peygamber'e (s.a.v.) Rabbİnden bit elçi gelip: "Bu mübarek vadide namaz kıl ve: Hac içinde umreye niyetlendim, de." diye söylediği belirtilmektedir ki, Allah Rasûiü (s.a.v.) aynen öyle yapmıştır. Ömer, O'na emredileni; Enes ise O'nun yaptığı şeyi rivayet ediyor ki, rivayetler birbirinin aynıdır. Peygamber (s.a.v.) Zulhuleyfe'de öğleyi kıldı, sonra "Lebbeyke haccen ve umraten — Allah'ım! Hac ve umre davetine icabet ettim." diye telbiyede bulundu.


    Âlimler umrenin hacca iiâve edilmesi konusunda farklı iki görüş ileri sürmüşlerdir. Bu her iki görüş de İmam Ahmed'den rivayet edilmiştir; bunların en meşhur olanına göre böyle bir şey sahih olmaz. Ebu Hanîfe ve talebeleri —Allah onlara rahmet etsin— gibi sahih olduğunu söyleyenler bu meseleyi şu temel üzerine oturtuyorlar: Kıran yapan kimse iki tavaf, iki sa'y yapar. Umreyi hacca ilâve ettiği vakit yalnız hacca niyetlenib ihram giyme üzerine ek fazla bir ameli kendisine gerekli kılmış olur. Bir tavaf, bir sa'y yapmasının yeterli olacağını söyleyenler ise diyorlar ki: Bu ilâve işinden kişi yalnızca iki yolculuktan birine çıkmama gibi bir fayda eîde eder. Ek bir ameli kendisine gerekli kılmış olmaz, aksine noksan yapmış olur. Bu da caiz değildir. Bu, cumhurun görüşüdür. [373]



    d) Yalnız Umre İçin Telbiye Getirdi, Sonra Hacci Ekledi Diyenler:


    Umre ihramına girdi, sonra ona haccı da ekledi diyenlerin gerekçeleri Buhâri ve Muslim'in rivayet ettikleri şu İbn Ömer hadisidir: "Allah Rasûiü (s.a.v.) Veda Haccmda umreyi hacca eklemek suretiyle temettu' yaptı ve kurbanlık şevketti. Kurbanlığını Zulhuleyfe'den beraberinde götürdü. Allah Rasûiü (s.a.v.) önce umreden başlayıp umreye niyetlendi, ihrama girdi ve telbiye getirdi. Sonra hacca niyetlenib ihrama girdi, telbiye getirdi."


    Bu hadis, Peygamber'in (s.a.v.) önce umre ihramına girdiğini, sonra ona haccı da eklediğini açık bir şekilde ifade etmektedir. Yine şu rivayet de bunu ortaya koyar: İbn Ömer, İbn Zubeyr devrinde hacca çıktığında umreye niyetlenib ihrama girdi, telbiye getirdi. Sonra "sizi şahit tutuyorum, ben umremle beraber hac yapmayı kendime vâcib kıldım." dedi ve Kudeyd mevkiinde (Mekke yakınında bir yer) satın aldığı kurbanı hedy olarak şevketti. Sonra hac ve umreye birlikte telbiye getirerek yola koyuldu. Mekke'ye gelince Beytullah'ı tavaf etti, Safa-Merve arasında sa'y yaptı; ve bunun üzerine bir ilâvede bulunmadı. Kurban kesmedi, saçını tıraş ettirmedi ve kısalttırmadı; ihramdan çıkacak (veya ihramlı iken yapmamasıgereken) hiçbir şey yapmadı. Kurban bayramının birinci günü olunca kurbanım kesti, saçını tıraş ettirdi. Yaptığı ilk tavafla hac ve umre tavafım yerine getirmiş olduğu görüşünde bulundu ve: "Allah Rasûiü (s.a.v.) de böyle yaptı." dedi. [374]


    Bunlara göre Peygamber (sa..) ihramın başında temettu' ihram esnasında ise kıran yapmıştır. Bunlar öncekilere göre daha mazurdur. Hac-cın umreye ilâvesi caizdir, bunda bilindiği kadarıyla bir tartışma yoktur. Peygamber (s.a.v.) Âişe'ye (r.a.), haccı umreye ilâve etmesini emretmiş ve o da böylece kıran yapmıştır. Ancak sahih hadislerin siyakı, bu görüş sahiplerini reddeder. Zira Enes, Peygamber'in (s.a.v.) öğleyi kılınca hac ve umreye birlikte niyetlenib telbiye getirdiğini haber vermiştir. Sa-A/A'deki bir hadiste de Âişe şöyle anlatıyor: Zilhicce ayının girmesine yakın Allah Rasûiü (s.a.v.) ile birlikte Veda haccına çıktık. Allah Rasûiü (s.a.v.) "İçinizden kim umreye niyetlenib ihrama girmek, telbiye getirmek isterse öyle yapsın. Şayet ben kurbanlık sevketmeseydim kesinlikle umreye niyetlenib ihrama girer, telbiye getirirdim." buyurdu. Bunun üzerine kimileri umreye ve kimileri de hacca niyetlenib ihrama girdi, telbiye getirdi. Ben ise umreye niyetlenib ihrama giren, telbiye getirenlerden idim... Bu hadisi Muslim rivayet etmiştir.[375] Bu hadis açıkça ifade etmektedir ki, Peygamber (s.a.v.) daha o vakit umreye niyetlenmemişti. O halde Âişe'nin bu sözü ile Sahih'deki "Allah Rasûiü (s.a.v.) Veda haccında temettu' yaptı." sözünü ve "Allah Rasûiü (s.a.v.) hacca niyetlenib ihrama girdi, telbiye getirdi." sözünü —kî bunların hepsi Sahihedir— birleştirirsen anlarsın ki, Âişe, Peygamber'in (s.a.v.) tek olarak ayrı bir umre yapmadığını söylüyor, kıran haccıyla birlikte umre yapmadığını söylemiyor; yukarıda da geçtiği üzere sahabîler, kırana temettu' adı da veriyorlar; bu durum Peygamber'in (s.a.v.) hacca niyetlenib ihrama girmesiyle de çatışmaz. Çünkü kıran umresi onun içindedir, ondan bir parçadır. Aynı zamanda Âişe'nin "Peygamber (s.a.v.) haccı, ifrâd yaptı." sözüyle de çatışmaz. Zira umre amelleri, hac amellerine girip de hac amelleri birer kere yapılınca bu, ameli ifrâd ( = birer kere yapma) demek olur.


    Hacca ifrâd yaparak telbiye getirmek ise, sözü ifrâd yapmak (tek söylemek) demektir. Denilmiştir ki, İbn Ömer'in rivayet ettiği "Allah Rasûiü (s.a.v.) Veda haccında umreyi hacca ekleyerek temettu' yaptı. Allah Rasûiü


    (s.a.v.) önce umreye niyetlenib ihrama girdi, telbiye getirdi. Sonra hacca niyetlenib ihrama girdi, telbiye getirdi." hadisi, yine onun rivayet ettiği bir başka hadiste anlam bakımından rivayet edilmiştir: İbn Ömer, bunu İbn Zubeyr fitnesi sırasında yaptığı hac senesinde yapmış; önce umreye niyetlenib ihrama girmiş, telbiye getirmiş ve sonra da: "Hac ile umrenin hali birdir. Sizi şahit tutuyorum, ben umremle beraber hac yapmayı kendime vâcib kıldım." deyip hac ve umreye birlikte niyetlenib ihrama girmiş ve telbiye getirmişti. Bu hadisin sonunda da "Allah Rasûlü (s.a.v.) de böyle yaptı." demiştir. Burada îbn Ömer, Peygamber'in (s.a.v.) bir tek tavaf ve bir tek sa'y yapmakla yetindiğini söylemek istemiş ve onun bu sözleri, (yaptığı şey) anlamına alınmış ve o şekil rivayet edilerek "Allah Rasûlü (s.a.v.) önce umreye niyetlenib ihrama girdi, telbiye getirdi. Sonra hacca niyetlenib ihrama girdi, telbiye getirdi." denmiştir. Bunu yapan ancak İbn Ömer'dir. Bu ihtimal uzak değil, hatta ortada olan budur. Çünkü Âişe, Peygamber'in (s.a.v.): "Yanımda kurbanlık bulunmasaydı umreye niyetlenib ihrama girer, telbiye getirirdim." dediğini; Enes, Peygamber'in (s.a.v.) öğleyi kılınca hac ve umreyi kendisine vâcib kıldığını ve Ömer (r.a.), Rabbinden O'na vahiy geldiğini ve bu şekilde yapmasını emrettiğini haber veriyor.


    Soru: Peki Zührî'nin Urve'nin kendisine Âişe'den, Sâlim'in (babası) İbn Ömer'den aktardığı hadisin benzeri bir hadis aktardığını söylemesini ne yapacaksınız?


    Cevap: Âişe'nin haber verdiği, Peygamber'in (s.a.v.) haccı ve umresi için bir tek tavaf yaptığıdır. Bu da Urve'nin ondan aktardığı Sahi-hayn'daki rivayete uygundur: "Umreye niyetlenenler Beytullah'ı tavaf edip Safa-Merve arasında sa'y yaptılar, sonra ihramdan çıktılar. Mina'dan döndükten sonra da hacları için bir başka tavaf daha yaptılar. Hac ve umreyi birleştirenler ise bir tek tavaf yaptılar." İşte bu hadis, Sâlim'in babasından rivayet ettiği hadisle tıpatıp aynıdır. "Allah Rasûlü (s.a.v.): Yanımda kurbanlık bulunmasaydı umreye niyetlenib ihrama girer, telbiye getirirdim, buyurdu." ve "Allah Rasûlü (s.a.v.) hacca niyetlenib ihrama girdi, telbiye getirdi." diyen Âişe, nasıl: "Allah Rasûlü (s.a.v.) önce umreye, sonra da hacca niyetlenib ihrama girdi, telbiye getirdi." demiş olabilir? Artık Peygamber'in (s.a.v.) ihramın başlangıcında tek umreye niyetlenmediği anlaşılmıştır. En doğrusunu Allah bilir. [376]



    e) Hangi İbadet İçin Olduğunu Belirlemeden İhrama Girdi Diyenler:


    Peygamber (s.a.v.) mutlak ihrama girdi, herhangi bir hac türünübelirlemedi; daha sonra Safa-Merve arasında iken kendisine hüküm bildiren âyet geldiği vakit yaptığı haccın türünü belirledi, diyenlere gelince: İmam Şafiî'nin (r.h.) görüşlerinden biri de budur. Şafiî, ihtilâfu'l-Hadis adlı kitabında buna parmak basmış ve demiştir ki: Sabit bir rivayete göre Peygamber (s.a.v.) hükmü beklemek için çıktı. Safa-Merve arasında iken kendisine hüküm indi. Bunun üzerine ashabına, yanında kurbanlık bulunmadığı halde ihrama girenlerin bu ihramlarını umreye saymalarını emretti... Peygamber'in (s.a.v.) hükmü bekleyiş özelliğindendir ki, hac ve umre konusunda Allah'ın tanıdığı kolaylığı tercih etmek isteyerek haccı farz kılan âyetin inmesinden (hemen) sonra Medine'den hac yapmak için çıkmadı. Böylesi daha garantili olmalıdır. Çünkü kendisine mülâanede bulunan iki kişi getirildiği zaman da hükmü bekledi. Aynı şekilde hac konusunda da hükmü beklediği bilinmektedir.


    Bu görüş sahiplerinin gerekçeleri: Sahihayn'dâ rivayet edildiğine göre Âişe (r.a.) diyor ki: "Allah Rasûlü (s.a.v.) ile beraber yola çıktık; hac ve umrenin sözünü etmiyorduk." Bu metinde ise şöyle diyor: "Peygamber (s.a.v.) telbiye getiriyordu. Ne haccı, ne umreyi söylüyordu...".Ondan gelen bir rivayette de şöyle diyor: "Hacdan başka bir niyetimiz olmaksızın Allah Rasûlü'nün beraberinde yola çıktık. Mekke'ye yaklaştığımız vakit Allah Rasûlü (s.a.v.) yanında kurbanlık bulunmayanların Beytullah'ı tavaf edip, Safa-Merve arasında sa'y yaptıktan sonra ihramdan çıkmalarını emretti."[377] Tavas diyor ki: Allah Rasûlü (s.a.v.) hükmü bekler bir halde hac ve umrenin adım anmaksızm Medine'den yola çıktı. Safa-Merve arasında iken O'na hüküm indi. Bunun üzerine ashabına, yanında kurbanlık bulunmadığı halde hacca niyetlenib ihrama girenlerin haclarını umreye çevirmelerini emretti...


    Peygamber'in (s.a.v.) haccını anlattığı uzunca bir hadiste Câbir diyor ki: ...Allah Rasûlü (s.a.v.) mescidde namazı kıldı. Sonra devesi Kasvâ'ya bindi. Devesi O'nu Beydâ tepesine çıkarınca gözüm alabildiğince uzaklara baktım, Peygamberimizin önü süvari-yaya insan kaynıyordu. Bir o kadar sağında, bir o kadar solunda ve bir o kadar da arkasında kalabalık vardı. Allah Rasûlü (s.a.v.) ise ortamızda idi. O'na Kur'an âyetleri iniyor ve kendisi yorumunu biliyordu. O ne yaparsa biz de onu yapıyorduk. O şöylecetevhidle telbiyede bulundu:


    "Buyur, Allah'ım, buyur! Buyur, Senin hiç bir ortağın yok, buyur! Hamd Senin, nimet Senin, mülk Senin. Ortağın yok Senin." İnsanlar da bu şekilde telbiye getirdiler. Allah RasûTü (s.a.v.) telbiye getirmeyi sürdürdü. [378]Görüldüğü gibi Câbir, Peygaber'in (s.a.v.) bu telbiyeye bir ilâvede bulunmadığım haber vermiş ve getirdiği telbiyeyi ne hacca, ne umreye ve ne de kırana izafe ettiğini söylemiştir.


    Bu gerekçelerden hiçbirinde, Peygamber'in (s.a.v.) başlangıçta hac-cın türünü belirleyerek ihrama girdiğini ve kıran yaptığını ifade eden hadislerle çelişen bir taraf yoktur. Tavus hadisi mürseldir, bununla müsned olan temel hadislere muhalefet edilemez. Bu hadisin sahih veya hasen yolla muttasıl olarak rivayet edildiği bilinmemektedir. Sahih olsa bile Peygamber'in (s.a.v.) hükmü beklemesi mîkata varıncaya kadar geçen zaman zarfındadır. O vadide iken kendisine hüküm geldi. Rabbinden bir elçi gelip: "Bu mübarek vadide namaz kıl ve: Hac içinde umreye niyetlendim, de." demiştir. İşte beklediği bu hüküm kendisine ihramdan önce gelmiş ve kıran yapmasını belirlemiştir. Tâvus'un: "Safa-Merve arasında iken O'na hüküm indi." sözünde geçen hüküm, ihramı konusunda inen hükmün dışında bir başka hükümdür. Zira yukarıdaki hüküm Akîk vadisinde inmişti. Peygamber (s.a.v.) Safa-Merve arasında iken inen hüküm ise sahabeye, haccı umreye çevirmelerini emrettiği hükümdür. İşte o vakit yanında kurbanlık hayvanı bulunmayanlara haclarını umreye çevirmelerini emretmiş ve: "Bu yapmakta olduğum hacca yeniden başlıyor olsaydım kurbanlık sevketmez, haccı umreye çevirirdim." demişti. Bu vahiyle gelen kesin emirdir. Zira sahabîler bu konuda çekimser davranınca "Size emrettiğimi yapmaya bakın." diye buyurdu.


    Âişe'nin: "Biz yola çıktığımızda hac ve umrenin sözünü etmiyorduk." sözünü, şayet ondan sağlam bir şekilde aktarılmışsa ihramdan önceye yüklemek vâcib olur. Aksi halde ondan gelen ve sahabîîerin kimilerininmîkatta hacca, kimilerinin umreye niyetlenib ihrama girerek telbiye getirdiklerini ve kendisinin de umreye niyetlenib ihrama girenlerden olduğunu ifade eden diğer sahih rivayetlerle çatışır. "Telbiye getiriyor; ne haccı, ne umreyi söylüyorduk." sözüne geiince; bu durum ihramın başında idi. Âişe, kendilerinin Mekke'ye kadar bu şekilde devam ettiklerini söylememiştir. Bu kesinlikle asılsızdır. Zira Allah Rasûlü'nün (s.a.v.) ihrama girişini ve ne şekil telbiye getirdiğini işitenler buna şahitlik etmişler ve böylece haber vermişlerdir. Onların rivayetlerini reddetmeye yol yoktur. Bu, Âi-şe'den (s.a.v.) sahih yolla aktanlsa bile neticede Âişe, mîkatta sahabîîerin getirdikleri telbiyeyi hafızasında iyi tutamamış ve böyle bir şeyin olmadığını söylemiş; onun dışındaki sahabîler ise hafızalarında iyi tutmuş ve böyle bir şeyin varlığını söylemiş olurlar. Erkekler bunu kadınlardan daha iyi bilirler.


    Câbir'in (r.a.); "Allah Rasûlü (s.a.v.) tevhidle telbiyede bulundu." sözünde ise yalnızca Peygamber'in (s.a.v.) ne şekil telbiye getirdiği haber verilmiştir. Hem bu sözde Hz, Peygamber'in (s.a.v.) hiçbir şekilde ve herha-lükârda ihrama girdiği hac ibadetinin türünü belirlemediğini ifade eden bir şey de yoktur. Bu hadisler hac türünün belirlenmediği konusunda açık olsalar bile belirlendiğini söyleyenlerin rivayet ettikleri hadisleri almak daha uygundur. Çünkü bu hadisler çoktur, sahihtir, muttasıldır ve de belirlenmediğini söyleyenlere gizli kalan fazla bir bilgiyi içermekte, ortaya koymakta ve ispat etmektedirler. Bu, Allah'a hamdolsun apaçıktır. Başarı yalnız Allah'tandnv[379]



    8— Peygamber'in (s.a.v.) Mekke'den Çıkışı:


    Peygamber'in (s.a.v.) haccını anlatmaya dönelim:


    Allah Rasûlü (s.a.v.) başının saçlarını "gısl" ile birbirine tutturdu.[380] —Gısl, hanım otu gibi (sabun, losyon görevi gören) kendisiyle baş yıkanan ve dağılmaması için saçlar birbirine tutturulan şeye verilen addır.— Namazgahında niyetlenib telbiye getirdi. Sonra devesine bindi, yine telbiye getirdi. Devesi üzerinde Beydâ tepesine çıkınca da telbiye getirdi. İbn Ab-bas diyor ki: "Allah'a yemin ederim.Peygamber (s.a.v.) namazgahındaniyetini yaptı. Devesine binince ve Beydâ tepesi doruğuna çıkınca telbiyegetirdi. "[381]


    Kâh hac ile umreye, kâh hacca telbiye getiriyordu. Çünkü umre, hac-cın bir parçasıdır. Bu yüzden Peygamber'in (s.a.v.) kıran yaptığı da, temettu' yaptığı da, ifrâd yaptığı da söylenmiştir. İbn Hazm: " Peygamber'in (s.a.v.) telbiye getirişi öğleden az önce idi." demişse de bu onun bir yamlgısıdır. Bilinen o ki, Peygamber (s.a.v.) öğle namazından sonra ihram giyip telbiye getirmiştir. Katiyen hiç kimse öğleden önce ihrama girdiğini söylememiştir. İbn Hazm, bunu neye dayanarak söyledi bilmiyorum. Oysa İbn Ömer: "Allah Rasûlü (s.a.v.) ancak devesi ayağa kalktığı vakit Şecere yanında devesi üzerinde telbiye getirdi." demiştir.[382] Enes ise "Öğleyi kıldı, sonra devesine bindi." demiştir.[383] Her iki hadis de Sahih'de rivayet edilmiştir.


    Bu iki hadisi birleştirirsen Peygamber'in (s.a.v.) ancak öğle namazından sonra telbiye getirdiği ortaya çıkar. Sonra Peygamber (s.a.v.) şu şekilde telbiyede bulundu:


    Bu telbiyeyi yüksek sesle getirdi, ashabı da işitti ve Allah'ın kendisine emretmesiyle, o da onlara telbiye getirirken seslerini yükseltmelerini emretti.[384]


    Mahfe, hevdec ve ammâriye içinde değil, deve palanı üzerinde hac yapmıştır. Yükü altında idi. İhramh kimsenin mahfe, hevdec ve ammâriye gibi bir şey içine binmesinin caiz olub olmadığı tartışılmış, bu konuda ortaya iki farklı görüş çıkmıştır. Her ikisi de İmam Ahmed'den rivayet edilmiştir: 1) Caizdir. Şafiî ve Ebu Hanife'nin görüşü de böyledir. 2) Yasaktır. Mâlik de bu görüştedir.


    Peygamber (s.a.v.), sahabîleri ihrama girerken hac ibadetinin üç türü arasında serbest bıraktı. Sonra Mekke'ye yaklaştıklarında yanlarında kurban bulunmayanların hac ve kıranı umreye çevirmelerinin iyi olacağını söyledi. Daha sonra da Merve'de bunu onlara vâcib kıldı.


    Ebu Bekir (r.anh)'in karısı Esma bt. Umeys —Allah her ikisinden de razı olsun— Zulhuleyfe'de Muhammed b. Ebu Bekir'i doğurdu. Allah Rasûlü (s.a.v.), Esmâ'ya gusletmesini, kan akmasını engellemek için önüne pamuk tıkayıp bir bezle kuşak gibi bağlamasını ve ihrama girip telbiye getirmesini emretti.[385] Bu olayda üç sünnet vardır: 1) İhramlının gusledebileceği, 2) Hayızlı kadının ihram için gusledeceği, 3) Hayızlınm ihrama girmesinin sahih olacağı.


    Sonra Allah Rasûlü (s.a.v.) yukarıda zikredilen telbiyeyi söyleye söyleye yoluna devam etti. Yanındaki insanlar telbiye getirirlerken kâh ilâveler kâh çıkarmalar yapıyorlardı. O ise bunları işittiği halde ses çıkarmıyor, karşı


    gelmiyordu.[386]


    Telbiyesini sürdürdü. Ravhâ'ya vardıklarında yaralı bir yaban eşejğigördü. "Bırakın onu. Sahibi (yani yaralayan avcı) hemen hemen gelmek üzeredir." buyurdu. Sahibi, Allah Rasûlü'ne (s.a.v.) geldi ve: "Ey Allah'ın Rasûlü! Buyrun, bu eşeği ne yaparsanız yapın." dedi. Bunun üzerine Allah Rasûlü (s.a.v.) Ebu Bekir (r.anh)'e, bu hayvanı yoldaşlar arasında paylaştırmasını emretti, o da gerekeni yaptı.[387] Bu olay, şu hususlara delil teşkil eder:


    1- İhramlı kimsenin, ihramlı olmayan birinin avladığı bir avdan — şayet ihramhnın kendisi için avlanmamışsa— yemesi caizdir. Buradaki av sahibinin ihramlı olmamasına gelince, herhalde bu zat Zulhuleyfe'ye uğramamıştır; Ebu Katâde kıssasındaki Ebu Katâde'nin durumundadır.


    2- Hibe akdinin geçerli olabilmesi için "hibe ettim" demeye gerek yoktur. Hibeye delâlet eden herhangi bir şeyle hibe akdi sahih olur.


    3- İşe yarayacak şekilde seçip ayırarak eti kemikli olarak paylaştırmıştır.


    4- Mecalsiz bırakacak şekilde yaralamak ve kaçamaz hale getirmekle ava sahip olunur. Av, yakalayanın değil, yaralayanındır.


    5- Yaban eşeğinin etini yemek helâldir.


    6- Paylaştırma ( = kısmet) için vekil tayin edilebilir.


    7- Paylaştırmayı yapan, bir kişi olabilir. [388]



    9— Peygamber (s.a.v.) Üsfiye'de:


    Sonra yola koyuldu. Ruveyse ve Arc denilen yerler arasında kalan Üsâye'ye varınca başını ön ayakları ile arka ayakları araşma eğmiş, yere kıvrılmış vaziyette bir gölgede yatmakta olan, vücuduna ok saplanmış bir ceylana rastladı. Hiç kimsenin onu endişelendirmemesi için herkes geçip gidinceye kadar başında bekleyecek bir adam görevlendirdi.[389] Ceylan kıssası ile eşek kıssası arasındaki fark, eşeği avlayan kişi ihramlı değildi. Bu yüzden onu yemeyi yasaklamadı. Ceylanı avlayanın ise ihramsız olub olmadığı bilinmiyordu. Kendileri ihramlıydı. Bundan dolayı yemelerine izin vermedi; hiç kimsenin o ceylanı almaması için de herkes geçip gidinceye kadar onun yanında bekleyecek bir vekil görevlendirdi.


    Bu kıssa göstermektedir ki, ihramhmn avı öldürmesi, helâl olmama konusunda avı, lâşe yerine geçirmektedir. Çünkü helâl olsaydı, mal oluşu zayi olmazdı. [390]



    10— Peygamber Arc'da:


    Sonra yola devam etti. Arc'da konakladı. O'nun yükü ile Ebu Bekir (r.anh)'in yükü birdi ve Ebu Bekir (r.anh)'in uşağının yanında idi. Allah Rasûlü (s.a.v.) oturdu. Ebu Bekir (r.anh) bir yanma, Âişe diğer yanına ve (Ebu Bekir (r.anh)'in) karısı Esma kocasının yanına oturdu. Ebu Bekir (r.anh) uşağı ve yükü bekliyordu. Uşak çıkageîdi. Yanında deve yoktu. Ebu Bekir: "Deven nerede?" diye sordu. "Bu gece yitirdim." dedi. Bunun üzerine Ebu Bekir: "Bir tek deveyi yitiriyorsun ha!" diye öfkelenip uşağı dövmeye başladı. Allah Rasûlü (s.a.v.) ise tebessüm ediyor ve "Bakın şu ihramlıya, ne yapıyor?" diyordu. Allah Rasûlü (s.a.v.) bundan başka bir şey söylemiyor, tebessüm ediyordu. Ebu Davud bu kıssayı "İhramhnın uşağını terbiye için cezalandırması bölümü" başlığı altında vermiştir.[391]



    11— Peygamber (s.a.v.) Ebvâ'da:


    Sonra Allah Rasûlü (s.a.v.) yola koyuldu. Ebvâ'ya varınca Sa'b b. Ces-sâme, O'na bir yaban eşeğinin budunu hediye etti. Peygamber (s.a.v.) hediyeyi geri verdi ve: "İhramlı olmasaydık reddetmezdik, geri verme sebebimiz yalnız budur." dedi. SahihayrCdaki bir rivayette Peygamber'e (s.a.v.) bir yaban eşeği hediye edildi denilmektedir. Muslim'deki bir metinde ise "yaban eşeği eti" diye geçmektedir.[392]


    Humeydî diyor ki: Süfyan bu hadisin rivayetinde "Allah Rasûlü'ne (s.a.v.) yaban eşeği eti hediye edildi." derdi. Süfyan bazan "ucundan kan damlayan" der, bazan da bunu söylemezdi. Geçen zaman içerisinde Süf-yan'ın "yaban eşeği" dediği de olmuştur. Sonra "et" dedi ve bunu ölünceye kadar sürdürdü.[393] Bir rivayette "yaban eşeği yarısı" ve bir diğer rivayette de "yaban eşeği bacağı" geçmektedir.


    Yahya b. Saîd'in Cafer — Amr b. Ümeyye ed-Damrî — babası (Ümeyye ed-Damrî) — Sa'b senediyle rivayetine göre Cuhfe'de iken Peygam-ber'e (s.a.v.) yaban eşeğinin budu hediye edildi. Hem kendisi, hem de yanındaki insanlar ondan yediler. Beyhakî, "Bu hadisin senedi sahihtir." diyor.[394] Şayet bu rivayet sağlamsa Peygamber (s.a.v.) diri olanını geri çevirmiş, eti kabul etmiş demektir.


    Şafiî (r.h.) diyor ki: Şayet Sa'b b. Cessâme Peygamber'e (s.a.v.) eşeği diri olarak hediye etmişse ihramlı kişi yaban eşeği kesemez. Eğer eşeğin etini hediye etmişse, muhtemeldir ki, Peygamber (s.a.v.) bu eşeğin kendisi için avlanmış olduğunu bildiğinden onu Sa'b'a geri vermiştir. Bunun izahı Câbir hadisindedir... Mâlik'in rivayet ettiği " Peygamber'e (s.a.v.) bir eşek hediye etti." hadisi, başkalarının rivayet ettiği " Peygamber'e (s.a.v.) eşek eti hediye etti." hadisinden daha sabittir.


    Ben derim ki: Yahya b. Saîd'in Cafer'den rivayet ettiği hadis, kuşkusuz bir hatadır. Çünkü olay birdir. Bu şâz ve Munker rivayet istisna edilecek olursa râviler Peygamber'in ondan yemediğinde ittifak etmişlerdir.


    Sa'b'ın Peygamber'e (s.a.v.) hediye ettiği diri mi idi, yoksa et mi idi ihtilâfına gelince, et olduğunu rivayet edenlerin rivayeti üç yönden kabule daha elverişlidir:


    1- Bunun râvisi iyi bellemiş ve olayı iyi zabtetmiştir. Öyle ki ucundan kan damlamakta olduğunu bile zabtetmiştir. Bu da olayı, bu önemsiz hâdiseye varıncaya kadar iyi bellediğini, hafızasında tuttuğunu gösterir.


    2- Bu rivayet hediye edilenin, eşeğin bir bölümü ve ondan bir et olduğu konusunda açıktır; " Peygamber'e (s.a.v.) bir eşek hediye etti." sözüyle çelişmez. Hatta "et" rivayetini, ete hayvanın adı verilmiştir diye yorumlamak mümkündür. Bu da dil yönünden olmayacak şey değildir.


    3- Diğer rivayetler hediye edilenin hayvanın bir kısmı olduğu konusunda birleşmekte, yalnızca o kısmın hangi kışımı olduğunda birbirlerinden ayrılmaktadırlar. Bu kısım eşeğin budu mu, yarısı mı, bacağı mı yoksa bir parça eti mi idi? Bu rivayetler arasında bir çelişki yoktur. Çünkü hediye edilenin, budun ve bacağın bulunduğu yarı olması mümkündür ve bunu öyle de böyle de söylemek doğrudur. Hem İbn Uyeyne "bir eşek" sözünden vazgeçip ölünceye kadar "eşek eti" sözünde sebat etmiştir. Bu da gösterir ki, Peygamber'e (s.a.v.) Sa'b'm hayvan değil, et hediye etmiş olduğu onun tarafından anlaşılmıştır. Bununla Ebu Katâde'nin avladığından yemesi arasında bir çelişki yoktur. Zira Ebu Katâde hâdisesi hicretin altıncı yılı Hudeybiye senesi meydana gelmişti. Sa'b hâdisesi ise ya birçok kimsenin söylediği üzere Veda hacci sırasında —ki Hacceîüi-Vedâ adlı eserinde Muhib et-Taberî de böyle demektedir—; ya da Peygamber'in (s.a.v.) yaptığı umrelerden biri esnasında meydana gelmiştir. Bu sonuncusu şüphelidir. Ceylan hâdisesi ile Yezîd b. Kâ'b es-Sülemî el-Behzî'nin eşeği olayı Veda haccı sırasında mı, yoksa Peygamber'in (s.a.v.) umrelerinden biri sırasında mı meydana gelmiştir? Allah daha iyi bilir. Şayet Ebu Katâde hadisi, "Ebu Katâde avı Peygamber (s.a.v.) için avlamamıştı" şeklinde ve Sa'b hadisi, "Sa'b avı Peygamber (s.a.v.) için avlamıştı" şeklinde yorumlanırsa problem ortadan kalkar. Câbir'in Peygamberden (s.a.v.) aktardığı şu (merfû) hadis de buna şahitlik eder: "Kara hayvanlarının avı, hayvanı siz avlamadıkça yahud hayvan sizin için avlanmadıkça size helâldir."[395] Ancak İdadisi, Câbir'den rivayet eden Muttalib b. Hantab'ın Câ-bir'den hadis işittiği bilinmemektedir denilerek hadisin illetli olduğu söylenmiştir. Bunu söyleyen Nesâî'dir. Taberî, Hacceîü'l-Vedâ adlı eserinde diyor ki:"Biraz yol alınca Ebu Katâde bir yaban eşeği avladı. Kendisi ihramlı değildi. Peygamber (s.a.v.): He/hangi biriniz Ebu Katâde'ye bir şey emretti yahud ona avı gösterdi mi? diye sorduktan sonra ashabına o avdan yemelerini helâl kıldı." Bu, merhumun bir yanılgısıdır. Çünkü Ebu Katâde hâdisesi Hudeybiye senesi meydana gelmişti. Sahihayn'da bu şekilde rivayet edilmiştir: Oğlu Abdullah, onun şöyle dediğini aktarır: "Biz Hudeybiye senesi, Peygamber'in (s.a.v.) beraberinde yola çıktık. Ashabı ihrama girdi, ben girmedim..." Hadisin devamında Ebu Katâde, yabaneşeği hâdisesini anlatmaktadır.[396]



    12— Peygamber (s.a.v.) Usfan'da:


    Usfan vadisinden geçerken "Ey Ebu Bekir! Bu, hangi vadidir?" diye sordu. Ebu Bekir (r.anh) "Usfan vadisidir." dedi. Peygamber (s.a.v.): " Hûd ve Salih, yularları hurma lifinden yapılmış iki kızıl genç deve üzerinde (kendilerine inananlarla birlikte) belden aşağılarına aba, belden yukarılarına alacalı kumaş bürümüş oldukları halde Beyt-i Atîk'i ziyaret için buradan telbiye getirerek geçmişlerdi." buyurdu. Bu hadisi İmam Ah-med, Müsned'de rivayet etmiştir.[397]



    13— Âişe'nin Hayız Olması:


    Peygamber (s.a.v.) Şerife varınca Âişe (r.a.) hayız oldu. Oysa umreye niyetlenib ihrama girmişti. Peygamber (s.a.v.) yanma girdi; o ağlıyordu. "Niçin ağlıyorsun? Herhalde hayız gördün?" dedi. O da "Evet" diye karşılık verdi. Peygamber (s.a.v.) buyurdu: "Bu, Allah'ın, Âdem kızlarına yazdığı bir şeydir. Sen, hacıların yaptığını yap. Ancak Beytullah'i tavaf etme."[398]


    Âlimler Âişe'nin başına gelen olayda ihtilâf ettiler: Bu esnada o, temettu' haccı mı, yoksa ifrâd hacci mı yapmaktaydı? Şayet temettu' haccı yapmakta idiyse umresini bırakıp ifrâd haccına mı intikal etti, yoksa umreyi hacca katarak kıran mı yaptı? Ten'îm'den yaptığı umre vâcib miydi, değil miydi? Vâcib değilse bu umre İslâm umresinin (umretu'I-İslâm) yerini tutar mı, tutmaz mı? Âlimler yine Âişe'nin nerede hayız görmeye başladığı ve nerede temizlendiği konularında da ihtilâf etmişlerdir. Biz, şimdi Allah'ın yardımı ve tevfikiyle bu konuyu yeterince açıklayacağız. [399]



    a) Bu Konuda Âlimlerin İhtilâfı:


    Fakihler, Âişe kıssasına dayalı şu meselede ihtilâf etmişlerdir: Birkadın umre ihramına girdikten sonra hayız olsa ve Arafat'ta vakfe yapmadan önce tavaf yapması mümkün olmasa umre ihramını çıkarıp ifrâd haccına niyetlenerek ihram mı giyer, yoksa haccı umreye katıp kıran mı yapar? Birinci görüşü aralarında Ebu Hanife ve öğrencilerinin bulunduğu Küfe fakihleri; ikincisini ise aralarında Şafiî ve Mâlik'in de bulunduğ Hicaz fakihleri benimsemişlerdir. Bu son görüş İmam Ahmed ve tabileri gibi hadis ekolü mensuplarının da görüşüdür.


    Kûfeliler diyorlar ki: Sahihayn'da. Urve'den rivayet edildiğine göre Âişe anlatıyor: Ben umreye niyetlenib ihrama girdim, telbiyeye başladım. Mekke'ye hayizlı olarak girdim. Ne Beytullah'ı tavaf ettim, ne de Safa-Merve arasında sa'y yaptım. Bu durumdan Allah Rasûlü'ne (s.a.v.) yakındım. O da bana: "Başını çöz, saçlarını tara, hacca niyetlen ve umreyi bırak." buyurdu. Buyurduğunu yaptım. Hac vazifesini bitirince Allah Rasû-lü (s.a.v.) beni (kardeşim) Abdurrahman b. Ebu Bekir ile birlikte Ten'îm'e gönderdi. Oradan ihrama girip umre yaptım. Peygamber (s.a.v.): "İşte bu, senin umrenin yerinedir."[400] Bu hadis göstermektedir ki, Âişe temettu' haccı yapmaktaydı ve umresini bırakıp hac için ihrama girmişti. Çünkü Peygamber (s.a.v.) "umreni bırak" ve "başım çöz, saçlarını tara" diye buyurmuştur. Şayet ihramı üzere kalmış olsaydı saçlarını taraması caiz olmazdı. Bir de Peygamber (s.a.v.), Âişe'nin Ten'îm'den yaptığı umre için "İşte bu, senin umrenin yerinedir." buyurmuştur. Şayet birinci umre aynen kalmış olsaydı bu, onun yerine olmaz; başlı başına müstakil bir umre olurdu.


    Cumhur diyor ki: Âişe kıssasını hakkıyla düşünürseniz, çeşitli tarîklerini ve olayın parçalarını bir araya getirirseniz, Âişe'nin kıran haccı yaptığını ve umreyi bırakmadığını anlarsınfz. Sahih-i Muslim'de rivayet edildiğine göre Câbir (r.a.) anlatıyor: Âişe, umreye niyetlenib ihrama girdi, telbiye getirdi. Şerife varınca hayız gördü. Sonra Allah Rasûlü (s.a.v.), Âişe'nin yanına girdi. Onu ağlar bir halde buldu. "Bu halin ne?" diye sordu. O da: "Hayızh bir haldeyim. İnsanlar (umre için girdikleri) ihramdan çıktılar, ben çıkmadım. Beytullah'ı tavaf etmedim. İnsanlar şimdi hacca gidiyorlar." dedi. Peygamber (s.a.v.): "Bu, Allah'ın Âdem kızlarına yazdığı bir şeydir. Gusül abdesti al, sonra hacca niyetlenib ihrama gir, telbiye getir." buyurdu. Âişe de denileni yaptı. Bütün vakfe yerlerinde bulundu.


    Temizlenince de Kabe'yi tavaf etti, Safa-Merve arasında sa'y yaptı. Sonra Peygamber (s.a.v.) ona: "Yaptığın haccın ve umrenin ihramından çıkmış oldun." dedi. Âişe: "Ey Allah'ın Rasûlü! Ben, Beytullah'ı tavaf etmeden hac yapmış olmaktan dolayı içimde bir hüzün duyuyorum." dedi. Peygamber (s.a.v.) de (Âişe'nin kardeşine): "Ey Abdurrahman! Onu götür, Ten'îm'den umre yaptır." buyurdu.[401]


    Sahih-i Muslim'de Tâvus'tan rivayet edildiğine göre Âişe diyor ki: "Umreye niyetlenib ihrama girdim, telbiye getirdim. (Mekke'ye) geldim. Hayız olduğum için tavaf yapmadım. (Geri kalan) bütün hac vazifelerimi yerine getirdim." Peygamber (s.a.v.) hacıların Mina'dan Mekke'ye akın ettikleri "nefer günü" Âişe'ye: "Yaptığın tavaf, haccın ve umren için yeterlidir." buyurdu. [402]


    İşte bunlar Âişe'nin ifrâd haccı içinde olmayıp hac ve umre içinde bulunduğu konusunda açık naslardır. Bu naslar açıkça göstermektedir ki, kıran yapan kimsenin bir tavaf, bir sa'y yapması yeterlidir. Âişe de umre ihramını çıkarmamış, aksine ihramı içinde kalmış, ihramdan çıkmamıştır. Hadisin metinlerinden birinde "Umre niyetinde sebat et. Olur ki, Allah sana onu da nasib eder." sözü geçmektedir.[403] Bu söz, Peygamber'in (s.a.v.) "Umreni bırak" sözüyle çelişmez. Şayet bu sözden maksadı umreden vazgeçmek, onu bırakmak olsaydı "Yaptığın tavaf, haccın ve umren için yeterlidir." buyurmazdı. O halde anlaşıldı ki, bu sözle "umre amellerini bırak" denilmek istenmiştir. Yoksa maksat ihramından vazgeçmesini istemek değildir.


    "Başını çöz, saçlarını tara" sözüne gelince; bu insanlara pek müşkil gelen şeylerdendir. Âlimler bu konuda dört yol tutmuşlardır:


    Birinci yol: Bu söz, umrenin bırakıldığının delilidir. Nitekim hanefîler böyle demektedirler.


    İkinci yol: İhramlı kimsenin saçlarını taramasının caiz olduğuna delildir. Bunu meneden, haram sayan ne Kur'an'da, ne sünnette ve ne de icmâ'da bir delil vardır. Bu da İbn Hazm ve başkalarının görüşüdür.


    Üçüncü yol: Bu metnin illetli olduğunu söyleyip "Urve bu metni tek başına, rivayet edip diğer râvilere muhalefet etti. Oysa Âişe hadisini Tavus, Kasım, Esved ve başka muhaddisler de rivayet ettikleri halde bunlardan hiçbiri bu metni zikretmemiştir." diyerek reddetme. Diyorlar ki: Hammad b. Zeyd, Hişam b. Urve — babası Urve — Âişe senediyle, Âişe'nin hac esnasında hayız olması olayını rivayet ederken: Birçok kişi bana, Allah Rasûlü'nün (s.a.v.) Âişe'ye: "Umreni bırak, başını çöz, saçlarını tara." buyurduğunu rivayet etmiştir, deyip hadisin devamını kaydeder. Diyorlar ki: İşte bu, Urve'nin bu ilâveyi Âişe'den işitmediğinin delilidir.


    Dördüncü yol: "Umreyi bırak" sözü onu olduğu hal üzere bırak, ondan çıkma anlamındadır. Yoksa maksat onun terkedilmesi değildir. Bu görüşü savunanlar diyorlar ki: Şu iki husus bunu gösterir:


    1. Peygamber'în (s.a.v.) "Yaptığın tavaf, haccın ve umren için yeterlidir." buyurması.


    2. "Umre niyetinde sebat et" hadisi. Diyorlar ki: Bu, çelişkiden selâmette olduğu için hadisi, umreyi bırakmaya yorumlamaktan daha iyidir. "...İşte bu, senin umrenin yerinedir." hadisine gelince; Âişe ayrı bir umre yapmak istedi. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.) ona, yaptığı tavafın haccı ve umresi için yeterli ve umresinin haccına dahil olduğunu; böylece kıran haccı yapmış olduğunu haber verdi. Âişe ise daha evvel niyetlendiği gibi başlı başına ayrı bir umre yapmakta diretti. Bunu elde edince de Peygamber (s.a.v.) ona: "İşte bu, senin umrenin yerinedir." buyurdu.


    Esrem'in Sünen'inde yer alan bir rivayette Esved anlatıyor: Âişe'ye: "Hacdan sonra umre yaptın mı?" dedim. O da: "Vallahi, umre değildi. Yalnızca ziyaretti. Beytullah'ı ziyaret ettim." dedi.


    İmam Ahmed diyor ki: Peygamber (s.a.v.), ısrar edince Âişe'ye umre yaptırdı. Âişe "İnsanlar iki ibadet (hac ve umre) yaparak dönüyorlar. Ben ise bir ibadetle (hacla) dönüyorum" dedi. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.): "Ey Abdurrahman! Ona umre yaptır." dedi. Hıll bölgesinin en yakın yerini gözetti; Âişe'ye oradan umre yaptırdı. [404]



    b) Âişe İlk Önce Hangi İhrama Girmişti?


    Âlimler Âişe'nin ilk önce hangi ihrama girdiği konusunda iki görüş ortaya atmışlardır:


    Birinci görüş: Tek umre ihramına girmiştir. Yukarıda kaydettiği!hadislerden dolayı doğru olan budur. Sahih'de Âişe'nin şöyle dediği kaydedilmektedir: Veda haccında Allah Rasûlti (s.a.v.) ile birlikte Zilhicce ayının başlarına doğru yola çıktık. Allah Rasûlü (s.a.v.): "Sizlerden kim umreye niyetlenib ihrama girmek, telbiye getirmek isterse öyle yapsın. Şayet ben kurban sevketmemiş olsaydım umreye niyet edip ihrama girer, telbiye getirirdim." buyurdu. Ben de umreye niyetlenib ihrama girenlerdendim... Bir hadiste Peygamber (s.a.v.) Âişe'ye: "Umreyi bırak, hacca niyetlenib ihrama gir" buyurmuştur. Bu sözü Peygamber (s.a.v.) Âişe'ye, Mekke yakınlarındaki Şerifte söylemişti. Bu ifade Âişe'nin umre ihramına girdiğini açık bir şekilde göstermektedir.


    İkinci görüş: Önce ifrâd haccı yapmak üzere hacca niyetlenib ihrama girmiştir. İbn Abdilber diyor ki: Kasım b. Muhammed, Esved b. Yezîd ve Amra, hepsi de Âişe'den, onun umre değil hac ihramına girmiş olduğunu gösteren rivayetlerde bulunmuşlardır. Amra'nın rivayetinde şöyle diyor: "Allah Rasûlü (s.a.v.) ile birlikte yola çıktık. Bu yolculuğu yalnız hac yolculuğu olarak görüyorduk." Esved b. Yezîd de benzerini rivayet etmiştir. Kâsım'ın rivayetinde ise "Allah Rasûlü (s.a.v.) ile birlikte hac için telbiye getirdik" demektedir. İbn Abdilber sözüne devamla diyor ki: Âişe'den "Ben umreye niyetlenib ihrama girenler arasmdaydım." sözünü aktaran Urve'nin hata ettiğini söylemişlerdir. İsmail b. İshak: "Bunlar yani Esved, Kasım ve Amra kaydettiğimiz rivayetler üzerinde birleşmektedirler. Bundan da anladık ki, Urve'den aktarılan rivayetler yanlıştır." demektedir, îbn Abdilber sözünü şöyle sürdürüyor: Yanlış olması muhtemel görünmektedir. Âişe'nin Beytullah'ı tavaf etmesinin mümkün olmaması, kurban sevketmemiş olanların yaptıkları gibi onun da umre ihramından çıkması ve Peygamber'in (s.a.v.) ona tavafı terkedip hacca devam etmesini emretmesi bu yanlışlığa düşmesine sebeb olmuştur. Böylece buradan Âişe'nin umreci olduğu, umresini terkedip hacca başladığı anlamım çıkarmakla yanılgıya düşmüşlerdir. Ebu Ömer (İbn Abdilber) sözüne devam ederek diyor ki: Câbir b. Abdullah, Urve'nin Âişe'den rivayet ettiği gibi, Âişe'nin umreye niyetlenib ihrama girdiğini rivayet etmiştir.


    Bu ikinci görüşü savunanlar diyorlar ki: Urvenin yanlış anlaması Peygamber'in (s.a.v.) şu sözünden kaynaklanmıştır: "Başını çöz, saçlarını tara, umreyi bırak ve hacca niyetlenib ihrama gir, telbiye getir." Hammad b. Zeyd, Urve'nin oğlu Hişam'dan babası Urve'nin şöyle dediğini rivayet eder: Birçok kimse bana, Allah Rasûlü'nün (s.a.v.) Âişe'ye "Umreni bırak, başını çöz, saçlarını tara ve hac yapan kimsenin yaptığım yap!" buyurduğunu aktarmıştır. Görüldüğü üzere Hammad, Urve'nin bu sözü Âişe'den işitmediğini ortaya koymuştur.


    Ben derim ki: Reddedilmeleri için bir sebeb, bir kusur bulunmayan ve asla yoruma açık olmayan bu sahih ve sarih naslann, Âişe'nin ifrad haccı yaptığı konusunda açık (zahir) olmayan mucmel (kapalı) bir ifade ile reddedilmeleri ne kadar hayreti mûcib! Zira onun ifrâd haccı yaptığını iddia edenlerin ileri sürdükleri delil neticede onun "Allah Rasûlü (s.a.v.) ile birlikte yola çıktık. Bu yolculuğu yalnız hac yolculuğu olarak görüyorduk." sözüdür. Aman Yarabbi, ne kadar tuhaf! Temettu' yapan kimsenin hacdan başka birşey için yola çıktığı düşünülür mü? Elbette temettu' yapan olarak hacca çıkmıştır. Nitekim, cunûb olduğu için gusleden bir kimse önce abdest alsa "Cunûblükten dolayı gusletmek için çıktım" demesi olmayacak bir şey değildir. Mu'minlerin annesi (r.a.) de doğru söylemiştir. Çünkü Peygamber'in (s.a.v.) emriyle umre ihramına girinceye kadar yolculuğu, yalnız hac yolculuğu olarak görüyordu. Sözleri birbirini doğrulamaktadır.


    Âişe'nin "Allah Rasûlü (s.a.v.) ile birlikte hac için telbiye getirdik." sözüne gelince: Sahi hay n'daki bir rivayete göre Câbir onun umreye niyetlenib ihrama girdiğini, telbiye getirdiğim söylemiştir. Sahih-i Muslim'deki bir rivayete göre de Tavus onun böyle yaptığını söylemiştir. Mucâhid de ondan aynısını aktarmıştır. Âişe'den gelen rivayetler çelişse bile sahabenin ondan yaptığı rivayet, tabiînin rivayetine göre alınmaya daha lâyıktır. Oysa burada hiç çelişki yoktur. Çünkü "Şöyle yaptık" diyen kimsenin bu sözü hem kendisinin ve hem de arkadaşlarının yapmış olmalarıyla doğrulanır.


    Ne tuhaf! İbn Ömer'in: "Allah Rasûlü (s.a.v.) umreyi hacca ilâve etmek suretiyle temettu' yaptı." sözünün " Peygamber'in (s.a.v.) ashabı temettu' yaptı" anlamına geldiğini ve İbn Ömer'in fiili, emretmiş olmasından dolayı Peygamber'e (s.a.v.) izafe ettiğini söylüyorlar! O zaman Âişe'nin "Hac için telbiye getirdik." sözüyle de hac için telbiye getiren sahabe grubu kastedilmiştir, deseniz ya! Yine onun "Allah Rasûlü (s.a.v.) ile birlikte yola çıktık, O'nunla birlikte yolculuk yaptık." vb. sözlerinde olduğu gibi "yaptık" sözü hakkında da aynısını söylemeli değil misiniz?!.. Şayet bu rivayet yanlış değilse sahih ve sarih hadislerden dolayı kesinlikle bunu bu şekilde yorumlayıp Âişe'nin umre ihramına girdiğini söylemek düşer. Âişe'nin hadislerini en iyi bilen insanın, ondan aracısız şifahî olarak duyup işiten Urve'nin bu konuda yanlışlık yaptığı nasıl söylenebilir?!..


    Hammad'ın rivayetindeki "Birçok kimse bana, Allah Rasûlü'nün (s.a.v.) Âişe'ye: Umreni bırak buyurduğunu aktarmıştır." sözüne gelince; bu rivayet, Âişe'den gelen sahih rivayetlere aykırı düşerse bunu illetli sayıp reddetme gereği ortaya çıkar. Ama o rivayetlere uygun düşer ve onları doğrular, Âişe'nin umre ihramına girdiği konusunda onlara şahitlik yaparsa, bu durum kendisinin doğru olarak aktarıldığına, aktaran kimsenin iyi zaptedip bellediğine delil olur. Maamafih Hammad b. Zeyd, bu illetli rivayeti —birçok kimse bana... aktardı, sözünü— tek başına aktarmış ve bir grup muhaddis ona muhalefet ederek bunu Urve yoluyla Âişe'den muttasıl senedle rivayet etmişlerdir. Şu halde çelişki düşünülse bile çoğunluğun rivayeti doğruya daha yakındır. Aman Yarabbi! Ne kadar tuhaf! Âişe'nin hadislerini en iyi bilen insan Urve'nin, onun söylediği "Ben de umreye "niyetlenib ihrama girenlerdendim." sözünü rivayet ederken, çeşitli ihtimaller taşıyan mücmel bir söze dayanarak, yanlışlık yaptığını söylemek nasıl caiz olur ve bu sözle kıssanın —bir kısmı yukarıda sıralanan yön ve açılardan— akışının da lehinde şahitlikte bulunduğu sahih ve sarîh bir nas aleyhine nasıl hüküm verilebilir?! İşte Âişe'nin umreye niyetlenib ihrama girdiğini rivayet eden dört insan: Câbir, Urve, Tavus ve Mücahid. Şayet Kasım, Amra ve Esved'in rivayetleri bunların rivayetle-riyle çelişse çokluklarına dayanarak bunların rivayetlerini esas almak daha munasib olur. Çünkü aralarında (bir sahabî olan) Câbir vardır. Hem Ur-ve'nin fazileti ve teyzesi Âişe'nin (r.a.) hadislerini bilmesi de malumdur.


    İbn Abdilberr'in " Peygamber'in (s.a.v.) ona tavafı terkedip hacca devam etmesini emretmesi dolayısıyla Âişe'nin umreci olduğunu söylemekle yanılgıya düşmüşlerdir." sözü ne kadar tuhaf! Peygamber (s.a.v.), Âişe'ye umreyi bırakmasını hacca yeniden niyetlenib ihrama girmesini emretmiş ve ona: "Hacca niyetlenib ihrama gir, telbiye getir." buyurmuştur. "Haccı sürdür.", "Onda devam et." dememiştir. Peygamber'in (s.a.v.), Âişe'ye saçlarını taramasını emrettiğini aktaran râvinin, sırf reddeden kişinin mezhebine muhalefet etmiş olmasından dolayı yanlış rivayette bulunduğu nasıl söylenebilir?!.. Allah'ın kitabında, Peygamberinin sünnetinde ve ümmetin icmâ ettiği konular arasında ihramlı kimsenin saçım taramasını haram kılan bir husus nerede? Görüşleri destekleme ve taklid sebebiyle, sika râvilerin yanlışlık yaptıklarım söylemek caiz değildir. İhramlı kimse saçın dökülmesinden güvencede olursa başını taramaktan menedil-mez. Şayet taramakla saçından herhangi bir şeyin düşmesinden emin olmazsa, işte bunun yasaklanması tartışma ve ictihad konusudur. İki tarafın arasında delil, hüküm verir. Eğer ne bir âyet, ne bir hadis ve ne de bir icmâ menedilmesine delil değilse, o caiz demektir. [405]



    c) Âişe'nin Ten'îm'den Yaptığı Umre:


    Âişe'nin Ten'îm'den yaptığı bu umre konusunda âlimler dört yol tutmuşlardır:


    Birinci yol: Bu umre, onun kalbini hoş etmek ve gönlünü almak için fazladan bir şeydi. Yoksa yaptığı tavaf ve sa'y, hac ve umresine sayılmıştı. Temettu' yapmaktaydı. Sonra haccı umreye ilâve etti ve böylece kıran haccı yapanlar arasına katıldı. En sahih görüş budur. Hadisler bundan gayrısı-na delil olmazlar. Bu, Şafiî, Ahmed ve başkalarının tuttukları yoldur.


    İkinci yol: Âişe, hayız olunca Peygamber (s.a.v.) ona umresini bozmasını ve umreden ifrâd haccına geçmesini emretti. Âişe hac ihramından çıkınca da evvela ihramına girdiği umresini kaza etmesini emretti. Bu, Ebu Hanife ve takipçilerinin tuttuğu yoldur. Bu görüşe göre, bu umre Âişe hakkında vâcib idi ve mutlaka yapması gerekliydi. Birinci görüşe göre ise caiz idi. Hayız olub da Arafat'ta vakfe yapmadan önce tavaf etme imkânına sahip olmayan her temettu' haccı yapmakta olan kadın bu iki görüşe göre ya haccı umreye ilâve edip kıran yapmalıdır. Ya da umreden hacca geçip ifrâd yapmalı ve umreyi kaza etmelidir.


    Üçüncü yol: Âişe, kıran yaptığı için ayrı bir umre yapması da gerekliydi. Çünkü kıran haccı esnasında yapılan umre, "İslâm umresi" yerine geçmez. Ahmed'den gelen iki rivayetten biri budur.


    Dördüncü yol: İfrâd haccı yapmaktaydı. Hayız olduğu için kudüm tavafını yapması mümkün olmadı. Temizlenip hac görevini bitirinceye kadar ifrâd haccını sürdürdü. Bu umre ise İslâm umresidir. Bu, mâlikîlerden Kadı İsmail b. İshak ve başkalarının yoludur. Bu yolun zayıflığı ortadadır. Hatta hadis hakkında tutulan yolların en zayıfıdır.


    Bu Âişe hadisinden, hac ve umre ibadetlerinin temelleri konusunda muazzam prensipler elde edilir:


    1- Kıran haccı yapan kimse bir tavaf ve bir sa'y ile yetinir.


    2- Hayızlı kadından kudüm tavafı düşer. Nitekim Peygamber'in (s.a.v.) hanımı Safiyye hadisi, hayızlıdan veda tavafının düşeceği konusunda bir asıldır.


    3- Hayizhnın, tıpkı hayızlı olmayan için caiz olduğu gibi haccı umreyeilâve etmeüShem caiz ve hem de evladır. Çünkü o, özürlü olub buna muhtaçtır.


    4- Hayızh, Beytullah'ı tavaf dişında bütün hac fiillerini yerine getirir.


    5- Ten'îm, Hıll bölgesindendir.


    6- Bir sene içinde, hatta bir ay içinde iki umre yapmak caizdir.


    7- Temettu* haccı yapan kimsenin, kaçırmaktan emin olduğunda haccı umreye ilâve etmesi meşrudur. Âişe hadisi bu konuda bir dayanaktır.


    8- Mekke umresi[406] konusunda da bir dayanaktır. Bunu müstehap sayanların bundan başka dayanakları yoktur. Çünkü gerek Peygamber (s.a.v.) ve gerekse —yalnız Âişe dışında— O'nunla birlikte hac yapanlardan hiçbiri Mekke'de bulunduklarında şehirden çıkıp da umre yapmamışlardır. Mekke umresini "savunanlar Âişe kıssasını kendi görüşleri için bir dayanak yapmışlarsa da bu kıssada onlar için bir delil yoktur. Zira onun yaptığı umre ya "Âişe umreyi bozdu" diyenlere göre bozulan umrenin kazasıdır, dolayısıyla kaza etmesi vâcib bir umredir, veya "Kıran yapmıştı. Yaptığı tavaf ve sa'y, hac ve umresine sayılmıştı." diyenlere göre kalbini hoş etmek için yapmış olduğu tamamen fazladan bir umredir. En iyi Allah bilir. [407]



    d) Âişe'nin Bu Umresi tslâm Umresi Yerine Geçer mi?


    Âişe'nin yapmış olduğu bu umrenin İslâm umresi yerine geçip geçmeyeceğine gelince; bu konuda fakihler iki görüş ileri sürmüşlerdir. Her ikisi de Ahmed'den rivayet edilmiştir. Yerine geçmeyeceğini söyleyenler diyorlar ki: Allah Rasûlü'nün (s.a.v.) meşru kıldığı ve yaptığı umre iki türlüdür, bir üçüncüsü yoktur: 1) Temettu' umresi: Mîkatta izin verdiği, yolculuk esnasında teşvik ettiği ve Safa-Merve'de iken kurbanlık sevketmeyenle-re vâcib kıldığı umredir. 2) Doğrudan doğruya kendisi için sefere çıkılan umre (ifrâd umresi). Meselâ, Peygamber'in (s.a.v.) yukarıda adı geçen umreleri böyledir. Bu ikisi dışında, Peygamber (s.a.v.) ayrı, başlı başına bir umre meşru kırmamıştır. Her ikisinde de umreci Mekke'ye girmiş durumdadır. En yakın Hıll bölgesine çıkılarak yapılan umre meşru kılınmamıştır. Âişe'nin umresi ise sırf bir ziyarettir. Yoksa onun hacla birlikteyapmış olduğu umre, Ailah Rasülü'nün (s.a.v.) kesin ifadesine göre onun için yeterli olmuştur. Bu da kıran yapan kimsenin haccıyla birlikte yaptığı umrenin İslâm umresi yerine geçeceğine delildir. Kesin doğru olan da budur. Çünkü Peygamber (s.a.v.), Âişe'ye: "Yapmış olduğun tavaf, hac-cın ve umren için yeterlidir." bir rivayette "yerine geçer" ve bir rivayette de "sana kâfidir" buyurmuş ve demiştir ki: "Kıyamet gününe kadar umre, hacca dahil olmuştur." Kurbanlık sevkeden herkese hacla umreyi birleştirmesini emretmiş; ama kendisiyle birlikte kıran yapan ve kurbanlık sevket-miş bulunan hiç kimseye kıran umresi dışında bir başka umre yapmasını emretmemiştir. O halde kıran yapan kimsenin bu haccı esnasında yaptığı umrenin İslâm umresi yerine geçeceği kesinlikle sahih demektir. Başarı yalnız Allah'tandır. [408]



    e) Âişe'nin Hayızdan Temizlendiği Yer:


    Âişe'nin hayız olduğu yer kuşkusuz Şeriftir. Nerede (hayızdan) temizlendiği konusunda ise ihtilâf edilmiştir. Kimileri Arafat'ta olduğunu söylemiştir. Mucâhid, Âişe'den bu şekilde rivayet etmektedir.[409] Ur-ve'nin yine Âişe'nin kendisinden rivayetine göre ise o hayızh iken are-fe günü gelip çatmıştı.[410] Bu iki rivayet arasında bir çatışma sözkonusu değildir. Her iki hadis de sahihtir. İbn Hazm, bu iki hadisi, iki anlama yüklemiştir. Ona göre Arafat temizliği, orada vakfe yapmak için yapılan gusüldür. İbn Hazm diyor ki: Âişe "Arafat'ta iken tatahhur ettim = iyice temizlendim" demektedir. Tatahhur, "tuhr = temizlenmek"ten farklıdır. Kasım ise Âişe'nin tuhr gününün, kurban bayramının birinci günü olduğunu söylemektedir. Bu hadis Sahih-i Muslim'dedir. Kasım ile Urve, Âişe'nin arafe günü hayızh olduğu konusunda hemfikirdirler. Bu zatlar, ona en yakın insanlardır... Oysa Ebu Davud, Muhammed b. İsmail — Hammad b. Seleme — Hişâm b. Urve — babası Urve senediyle Âişe'den "Allah Rasûlü (s.a.v.) ile birlikte Zilhicce ayının başlarına doğru yola çıktık..." hadisini rivayet etmektedir, bu hadiste şu cümle yer almaktadır: "...Bathâ gecesi olunca Âişe temizlendi." Bu hadisin senedi sahihtir.[411] Ancak İbn Hazm diyor ki: Bu hadis, Munkerdir, bütün bu râvilerin Âişe'den rivayet ettikleri hadise aykırıdır. Aykırı olan husus, Âişe'ninBathâ gecesi temizlendiğini ifade eden cümlesidir. Çünkü Bathâ gecesi, kurban bayramının ilk gününden dört gece sonra olan gecedir. Bu ise imkânsızdır. Ancak biz iyi düşündüğümüzde bu sözün, Âişe'nin sözü olmadığını gördük. Şu halde buna bağımlılık düştü demektir. Zira Âişe'den sonraki birinin sözüdür. O, kendisini herkesten daha iyi bilir. İbn Hazm sözlerine devamla diyor ki: Bu Hammad b. Seleme hadisini Vuheyb b. Hâlid ile Hammad b. Zeyd de rivayet etmiş; ama bu sözü söylememişlerdir.


    Ben derim ki: Hammad b. Zeyd ile beraberindekilerin rivayet ettikleri hadis, Hammad b. Seleme hadisine göre birkaç yönden tercihe şayandır:


    1- Hammad b. Zeyd, Hammad b. Seleme'den hafızası daha güçlü ve daha güvenilir bir râvidir.


    2- Hammad b. Zeyd ve beraberindekilerin rivayet ettikleri hadiste, kendisi hakkında Âişe'den haber aktarılmaktadır. Hammad b. Seleme hadisinde ise Âişe'den haber verilmektedir.


    3- Zührî, bu hadisi Urve aracılığıyla Âişe'den rivayet etmiştir ve bu rivayette "Ben, arafe gününe kadar hayızlı olarak kaldım." cümlesi yer almaktadır. İşte Mucâhid ve Kâsim'ın Âişe'den beyanda bulundukları son sınır budur. Ancak Mucâhid, onun "Arafat'ta iyice temizlendim" dediğini; Kasım ise bunun kurban bayramının birinci günü olduğunu rivayet etmiştir. [412]



    14— Haccin Umreye Çevrilmesi ve Bu Konuda Âlimlerin İhtilâfı:


    Yeniden Peygamber'in (s.a.v.) haccını anlatmaya dönelim: Peygamber (s.a.v.) Şerife varınca ashabına: "Yanında kurbanlık hayvanı bulunmayanlar, isterlerse (hac niyetlerini) umreye çevirsinler. Kurbanlıkları bulunanlar ise çevirmesinler." Buyurdu.[413] Bu ise mîkatta iken tanınan serbestlik hakkından üstte başka bir mertebedir.


    Mekke'ye varınca yanında kurbanlığı bulunmayan kimselerin haclarını umreye çevirmelerini ve ihramdan çıkmalarını; yanında kurbanlık bulunanların ise ihramlı olarak kalmalarını kesin surette emretti. Bundan asla herhangi bir şey neshedilmiş değildir. Aksine Sürâka b. Mâlik, Peygamber'e (s.a.v.) haccı çevirmelerini emrettiği bu umrenin o seneye mi mahsus olduğunu, yoksa bu işin ebedî mi olduğunu sormuş, O da: "Hayır, (yalnız bu seneye mahsus değil); ebediyen bu böyledir. Kıyamet gününe kadar umre, hacca dahil olmuştur." buyurdu.[414]


    Peygamber'in (s.a.v.) haccı umreye çevirmeyi emrettiğini 14 sahabî rivayet etmiştir. Bu hadislerin hepsi sahihtir. Bu sahabîler: 1- Âişe, 2- Mü'-minlerin annesi Hafsa, 3- Ali b. Ebu Tâlib, 4- Allah Rasûlü'nün (s.a.v.) kızı Fâtnna, 5- Ebu Bekir Sıddîk'in kızı Esma, 6- Câbir b. Abdullah, 7-Ebu Saîd el-Hudrî, 8- Berâ b. Âzib, 9- Abdullah b. Ömer, 10- Enes b. Mâlik, 11- Ebu Musa el-Eş'arî, 12- Abdullah b. Abbas, 13- Sebra b. Ma'-bed el-Cühenî, 14- Sürâka b. Mâlik el-Müdlicî. Allah onlardan razı olsun. Şimdi biz bu hadislere işaret edeceğiz:


    Sahihayn 'da İbn Abbas'tan rivayet edilmektedir ki, Peygamber (s.a.v.) ile ashabı (Zilhicce'nin) dördüncü gecesi sabahında hacca telbiye getirerek (Mekke'ye) geldiler. Peygamber (s.a.v.) onlara, haccı umreye çevirmelerini emretti. Bu durum (hac aylarında umre yapmayı büyük günah gördükleri için) sahabîlere ağır geldi ve; "Ey Allah'ın Rasûlü! Bu nasıl hılldir (ihramdan çıkıştır? İhramın haram kıldığı şeyleri bu da helâl kılar mı?)" diye sordular. O da: "Bu umrenin ihramından çıkış da haccin ihramından çıkış gibi tamamen ihramın haram kıldığı şeyleri helâl kılar." buyurdu. Muslim'deki bir metinde denilmektedir ki: "Peygamber (s.a.v.) ile ashabı Zilhicce'nin dördüncü günü hacca telbiye getirerek Mekke'ye geldiler. Allah Rasûlü (s.a.v.) onlara haccı umreye çevirmelerini emretti." Bir metinde ise: "Yanında kurbanlıkları bulunanlar dışındaki sahabîlere ihramlarını umreye çevirmelerini emretti." denilmektedir.[415]


    Sahihayn'da. rivayet edildiğine göre Gâbir b. Abdullah anlatıyor: Peygamber (s.a.v.) ile ashabı hacca niyetlenib ihrama girdiler, telbiye getirdiler. Peygamber (s.a.v.) ve Talha dışında hiçbirinin yanında kurbanlığı yoktu. Ali (r.a.) yanında kurbanlığı olduğu halde Yemen'den geldi ve: "Ben, Peygamber'in (s.a.v.) ihrama girdiği gibi ihramlandım." dedi. Peygamber (s.a.v.) sahabîlere, ihrama girerken niyetlendikleri haccı umreye çevirmelerini, tavaf etmelerini, saçlarını kısaltmalarını ve beraberindekurbanlığı bulunan kimseler dışında kalanların ihramdan çıkmalarını emretti. Sahabîler: "Bizler, herbirimizin cinsel uzvu menî damlatır halde mi, Mina'ya gideceğiz? (Yani biz ihramsız olduğumuz için hanımlarımızla cinsel ilişkide bulunacak, Peygamber böyle bir şeyden ihramlı olduğu için mahrum kalacak!)" dediler. Bu sözler, Hz, Peygamber'in (s.a.v.) kulağına ulaşınca: "Bu yapmakta olduğum hacca yeniden başlıyor olsaydım kurbanlık sevketmezdim. Şayet yanımda kurbanlığım bulunmasaydı elbet ihramdan çıkardım." buyurdu. Bir metinde ise şöyle deniliyor: Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.) aramızda ayağa kalktı ve şu konuşmayı yaptı: "Siz de biliyorsunuz ki, sizin Allah'tan en çok korkan, O'na en çok sadakat gösteren ve O'na en çok itaatkâr olanınız benim. Şayet yanımda kurbanlık bulunmasaydı, sizin ihramdan çıktığınız gibi ben de çıkardım. Bu yapmakta olduğum hacca yeniden başlıyor olsaydım, kurbanlık sevketmezdim. Siz artık ihramdan çıkın." Bir metinde de deniliyor ki: Biz ihramdan çıkınca Allah Rasûlü (s.a.v.) bize Mina'ya yöneldiğimiz zaman ihrama girmemizi emretti. Biz de Ebtah'da niyetlenib ihrama girdik. Sürâka b. Mâlik b. Cu'ştim: "Ey Allah'ın Rasûlü! Bu iş, bu seneye mi mahsus, yoksa ebediyen böyle mi?" diye sordu, O da: "Ebediyen" cevabını verdi. Bu metinlerin hepsi de Sa/7z7î'dedir.[416] Bu son metin "Bu iş yalnız sahabîlere mahsustu." diyenlerin görüşünü açık bir şekilde ibtal etmektedir. Çünkü bu takdirde ebediyen değil, yalnız o sene için geçerli olur. Oysa Allah Rasûlü (s.a.v.) ebediyen geçerli olduğunu söylüyor.


    Müsned'de İbn Ömer'in şöyle dediği rivayet edilir: Allah Rasûlü (s.a.v.) ile ashabı hacca telbiye getirerek Mekke'ye geldiler. Allah Rasûlü (s.a.v.) "Yanında kurbanlık bulunanlar dışında kalan kimselerden dileyen ihrama girerken niyetlendiği hacci umreye çevirsin." buyurdu. Sahabîler: "Ey Allah'ın Rasûlü! Bizler, herbirimizin cinsel uzvu meni damlatır halde mi Mina'ya gideceğiz?" dediler. Peygamber (s.a.v.) de: "Evet" cevabım verdi ve buhurdanlar (veya öd ağaçları) yandı .[417]


    Sünerfdz Rab? b. Sebra aracılığıyla babası Sebra'nm şöyle dediği rivayet edilir: Allah Rasûlü (s.a.v.) ile birlikte yola çıktık. Usfan'a vardığımızda Sürâka b. Mâlik el-Müdlicî: "Ey Allah'ın Rasûlü! Bize öyle bir şey yaptır ki, bugün doğmuş bir kavim gibi olalım" dedi. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.) "Allah (c.c), size hac içine umreyi de dahil etti. Mekke'ye vardığınızda Beytullah'ı tavaf edip Safa-Merve arasında sa'y yapan —yanınla Kurbanlık bulunanlar dışında kalan— kimseler ihramdan çıksınlar" buyurdu.[418]


    Sahihayn'da "Allah Rasûlü (s.a.v.) ile birlikte yola çıktık. Yalnız haccın sözünü ediyorduk..." diye başlayan ve Âişe'den gelen hadiste deniyor ki: Mekke'ye vardığımızda Peygamber (s.a.v.) ashabına "İhrama girerken niyetlendiğiniz haccı umreye çevirin." diye emretti. Bunun üzerine yanında kurbanlık bulunanlar dışındaki insanlar ihramdan çıktılar... Âişe hadisin geri kalan kısmını da söylemektedir.


    Buharî'deki bir metinde deniyor ki: Allah Rasûlü (s.a.v.) ile birlikte yola çıktık. Bu yolculuğu yalnız hac yolculuğu olarak görüyorduk. Mekke'ye gelince Beytullah'ı tavaf ettik. Peygamber (s.a.v.) kurbanlık sevketme-yenlerin ihramdan çıkmalarım emretti. Bunun üzerine kurbanlık sevketme-yenler ihramdan çıktılar. Peygamber'in (s.a.v.) hanımları da sevketme-mişlerdi. Bu yüzden onlar da ihramdan çıktılar.


    Muslim'in bir metninde ise şöyle deniyor: Allah Rasûlü (s.a.v.) öfkeli bir halde yanıma girdi. Ben: "Ey Allah'ın Rasûlü! Seni öfkelendiren kimseyi Allah, cehenneme sokar." dedim. O da: "Farkında değil misin? Ben insanlara bir şey emrettim. Bakıyorsun, onlar tereddüd ediyorlar! Bu yapmakta olduğum hacca yeniden başlıyor olsaydım satın alıp beraberimde kurbanlık sevketmez, onların ihramdan çıktıkları gibi ben de ihramdan çıkardım." Buyurdu.[419]


    Mâlik, Yahya b. Saîd yoluyla Amra'nın, Âişe'nin şöyle dediğini duymuş olduğunu rivayet eder: Allah Rasûlü (s.a.v.) ile birlikte Zilkade ayının bitimine beş gün kala yola çıktık. Bu-yolculuğu yalnız hac yolculuğu olarak görüyorduk. Mekke'ye yaklaşınca Allah Rasûlü (s.a.v.), yanında kurbanlık bulunmayan kimselerin Beytullah'ı tavaf edip Safa-Merve arasında sa'y yaptıktan sonra ihramdan çıkmalarını emretti. Yahya b. Saîd diyor ki: Bu hadisi Kasım b. Muhammed'e söyledim. "Vallahi, Amra hadisi sana olduğu gibi söylemiş." dedi.[420]


    Sahih-i Muslim'de İbn Ömer'in Hafsa'dan şunları işittiği rivayet edilmektedir: Peygamber (s.a.v.) Veda haccı senesi hanımlarına ihramdançıkmalarını emretti. "Senin ihramdan çıkmanı engelleyen nedir?" diye sordum. "Ben başımın saçlarını yapışkan bir madde ile birbirine tutuşturdum, ve kurbanımın boynuna kurbanlık nişanı taktım. Kurbanı kesmedikçe ihramdan çıkamam." cevabını verdi.[421]


    Sahih-i Muslim'de Ebu Bekir (r.anh)'in kızı Esmâ'nm —Allah her ikisinden de razı olsun— şöyle dediği rivayet edilir: İhramlı olarak yola çıktık. Allah Rasûlü (s.a.v.): "Yanında kurbanlığı bulunan kimse ihramlı kalsın. Kurbanlığı bulunmayan ise ihramdan çıksın." buyurdu.[422]


    Yine Sahih-i Muslim'de rivayet edildiğine göre Ebu Saîd el-Hudrî anlatıyor: Allah Rasûlü (s.a.v.) ile birlikte yola çıktık. Yüksek sesle hac için telbiye getiriyorduk. Mekke'ye vardığımızda, Peygamber (s.a.v.), kurbanlık sevkedenler hariç bize haccı umreye çevirmemizi emretti. Terviye günü olunca Mina^ya gittik ve hacca niyetlenib ihrama girdik, telbiye getirdik.[423]


    Sahih-i Buharî'de îbn Abbas'tan gelen bir rivayette deniyor ki: Veda haccında Muhacirler, Ensâr ve Peygamberin (s.a.v.) hanımları ihrama girip telbiye getirdiler. Biz de ihrama girip telbiye getirdik. Mekke'ye vardığımızda Allah Rasûlü (s.a.v.): "Kurbanlığın boynuna nişan takanlar müstesna, hac niyetiyle yaptığınız ihram ve telbiyelerinizi umreye çevirin." buyurdu. [424]


    i bir rivayete göre Berâ b. Âzib anlatıyor: Allah Rasûlü (s.a.v.) ve ashabı yola çıktı. Hac için ihrama girdik. Mekke'ye vardığımızda: "Hac-cınızı umreye çevirin" buyurdu. İnsanlar: "Ey Allah'ın Rasûlü! Ama biz hac için ihrama girmiştik. Onu umreye nasıl çevirebiliriz?" dediler. O da: "Size emrettiğimi yapmaya bakın" cevabım verdi. Bunun üzerine aynı sözü tekrar tekrar söyleyip durdular. Peygamber (s.a.v.) öfkelendi. Sonra gidip öfkeli bir halde Âişe'nin yanma girdi. Âişe, Peygamber'in (s.a.v.) yüzündeki öfke ifadelerini gördü ve: "Seni öfkelendireni Allah öfkelendirir." dedi. Peygamber (s.a.v.) "Neden öfkelenmeyeyim ki? Ben bir şey emrediyorum, uyulmuyor!" dedi.[425]


    Biz, Allah'ı kendimize şahit tutarız ki, şayet biz, hac için ihrama girmiş olsak, Allah Rasûlü'nün (s.a.v.) gazabından sakınmak ve O'nun emrine uymak için bu haccı umreye çevirmenin bize kesinlikle farz olduğu görüşünde olurduk. Vallahi, bu ne O'nun hayatında ve ne de O'ndan sonra neshedilmiş değildir. Buna aykırı bir tek sahih harf bile rivayet edilmemiştir. Ayrıca Peygamber (s.a.v.) diğer insanlar dışta kalacak şekilde bunu yalnız ashabına mahsus kılmış da değildir. Aksine Allah Teâlâ, Sürâka'nın Peygamber'e (s.a.v.) bunun yalnız kendilerine mi mahsus olduğunu sormasını sağlamış ve Peygamber (s.a.v.) cevap olarak ebediyen bunun böyle olduğunu söylemiştir. Bu hadislere ve Allah Rasûlü'nün (s.a.v.) muhalefet edenlere öfkelendiği böyle güçlü bir emre kendisini tercih etmemiz gereken şey nedir, bilmiyoruz.


    Allah için ne mutlu îmam Ahmed'e (r.h.)! Kendisine Seleme b. Şebîb: "Ey Ebu Abdillah! Bir tek nokta dışında bana göre senin herşeyin güzeldir." demiş; "O nedir?" diye sorusuna "Sen haccm umreye çevirileceğini söylüyorsun," cevabını alınca: "Ey Seleme! Ben senin akim var sanıyordum! Ben bu konuda Allah Rasûlü'nden (s.a.v.) rivayet edilmiş on bir sahih hadis biliyorum. Onları senin görüşün için terk mi edeyim?!" diye karşılık vermişti.


    Sünen'de Berâ b. Âzib'den rivayet ediliyor: Ali (r.a.), Yemen'den Allah Rasûlü'ne geldiği vakit Fâtıma'nm renkli elbiseler giyindiğini ve eve güzel kokular serpmiş olduğunu gördü. "Ne bu halin?" diye sordu. O da "Allah Rasûlü (s.a.v.) ashabına emretti, ihramdan çıktılar." diye karşılık verdi.[426]


    İbn Ebî Şeybe, îbn Fudayl —Yezîd— Mucâhid senediyle rivayet eder ki Abdullah b. Zubeyr: "Haccı, ifrâd yapınız. Şu sizin körün sözünü bırakın." dedi. Bunun üzerine İbn Abbas: "Allah'ın, kalbini kör ettiği kimse kuşkusuz sensin. Annene bunu sorsana." deyip onu annesine gönderdi. Annesi: "İbn Abbas doğru söylemiş. Biz, Allah Rasûlü (s.a.v.) ile birlikte hac yapmak için geldik. Haccı umreye çevirdik. İhramdan tamamen çıktık. Hatta erkeklerle kadınlar arasında buhurdanlar yandı." diye açıklamada bulundu.[427]


    Sahih-i Buharî'deki bir rivayete göre İbn Şihâb (Zührî) anlatıyor: Ben bir soru sormak üzere Atâ'nın yanına girdim. Dedi ki: Câbir b. Abdullah bana şunları anlattı: Câbir'in kendisi, Peygamber (s.a.v.) beraberinde Mekke'ye kurbanlık develer sevkettiği gün O'nunla haccetmişti. Sahabîler ifrâd haccına niyetlenib ihrama girmişlerdi. Peygamber (s.a.v.) onlara: "Beytullah'ı tavaf edip Safa-Merve arasında sa'y yapmakla ihramınızdan çıkın, saçlarınızı kısaltın, sonra terviye gününe kadar ihramsız kalın. O gün gelince hacca niyetlenib ihrama girin, telbiye getirin. Evvelki ihramına girdiğiniz ifrâd haccını temettu' haccına çevirin." buyurdu. Sahabîler: "Hac diye isimlendirdiğimiz halde şimdi o haccı nasıl temettu'a çevirmek suretiyle umre yaparız?" diye sordular. Peygamber (s.a.v.): "Size emrettiğimi yapın. Şayet ben kurbanlık sevketmemiş olaydım, elbet size emrettiğim gibi yapardım. Fakat kurban yerine ulaşıncaya (yani Mina'da kesilinceye) kadar ihramlıya haram olan hiçbir şey bana helâl olmaz." buyurdu. Onlar da denileni yaptılar.[428]


    Yine Sahih-i Buharî'de Câbir'den rivayet edilen "Peygamber (s.a.v.) ile ashabı hacca niyetlenib ihrama girdiler, telbiye getirdiler."...diye başlayan hadiste denmektedir ki: Peygamber (s.a.v.) ashabına haclarım umreye çevirmelerini ve tavaf etmelerini, kurbanlık sevkedenler dışında kalan kimselerin saçlarım kısaltmalarını emretti. Sahabîler: "Bizler herbirimizin cinsel uzvu meni damlatır olduğu halde Mina'ya mı gideceğiz?" dediler. Bu söz, Peygamber'in (s.a.v.) kulağına ulaştı. Bunun üzerine: "Bu yapmakta olduğum hacca yeniden başlıyor olsaydım kurbanlık sevketmezdim. Yanımda kurbanhk bulunmasaydı elbet ihramdan çıkardım." buyurdu.[429]


    Sahih-i Muslim'de Veda haccı konusunda Câbir'den gelen rivayete göre şöyle anlatıyor: Mekke'ye geldiğimizde Kabe'yi tavaf ettik, Safa-Merve arasında sa'y yaptık. Allah Rasûlü (s.a.v.) bizden, yanında kurbanlık bulunmayanların ihramdan çıkmasını emretti. "Bu nasıl bir ihramdan çıkıştır?" diye sorduk. "Tamamen hac ihramından çıkmak gibidir." cevabını verdi. Bunun üzerine hanımlarımızla cinsel ilişkide bulunduk, güzel kokular süründük ve elbiselerimizi giydik. O vakit, arafe gününe dört gece kalmıştı. Sonra terviye günü niyetlenib ihrama girdik, telbiye getirdik. Muslim'in başka bir metninde ise şöyle deniyor: Peygamber (s.a.v.); "Sizlerden yanlarında kurbanlık bulunmayanlar ihramdan çıksın ve niyetlendikleri haccıumreye çevirsinler." buyurdu. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.) ile yanında kurbanlık bulunanlar dışında bütün insanlar ihramdan çıktılar ve saçlarını kısalttılar. Terviye günü olunca Mina'ya yöneldiler ve hacca niyetlenib ihrama girdiler, telbiye getirdiler.[430]


    Bezzâr'ın Müsned'indt Enes'ten (r.a.) sahih senedle rivayet edildiğine göre Peygamber (s.a.v.) ile ashabı hac ve umreye niyetlenib ihrama girdiler, telbiye getirdiler. Mekke'ye vardıklarında Beytullah'ı tavaf ettiler, Safa-Merve arasında sa'y yaptılar. Allah Rasûlü (s.a.v.) onlara ihramdan çıkmalarını emretti. Sahabîler bundan korkup çekindiler. Allah Rasûlü (s.a.v.): "İhramdan çıkın. Şayet yanımda kurbanlık bulunmasaydı elbet ben de ihramdan çıkardım." buyurdu. Bunun üzerine sahabîler ihramdan çıktılar ve hanımlanyla cinsel ilişkide bulunmaları helâl oldu.


    Sahih-i BuharVdt rivayet edildiğine göre Enes anlatıyor: Biz de beraberinde olduğumuz halde Allah Rasûlü (s.a.v.) Medine'de öğleyi dört, Zül-huleyfe'de ikindiyi iki rekât olarak kıldırdı. Sonra geceyi orada geçirdi. Sabah olunca devesine bindi. Deve, O'nu Beydâ tepesinin zirvesine çıkarınca Peygamber (s.a.v.) Allah'a hamdetti ve tesbîh getirdi. Sonra hac ve umreye niyetlenib ihrama girdi, telbiye getirdi. İnsanlar da hac ve umreye niyetlenib ihrama girdiler, telbiye getirdiler. Mekke'ye vardığımızda insanlara ihramdan çıkmalarını emretti. Terviye günü olunca hacca niyetlenib ihrama girdiler, telbiye getirdiler..[431]


    Yine Sahih-i BuharVdt rivayet edildiğine göre Ebu Musa el-Eş'arî anlatıyor: Allah Rasûlü (s.a.v.) beni Yemen'e kavmime gönderdi. O, Bathâ'da iken gelip O'na yetiştim. Bana: "Neye niyetlendin?" diye sordu. Ben de " Peygamber'in niyet ettiği şeye niyetlendim." cevabını verdim. Bunun üzerine: "Peki yanında herhangi bir kurbanhk var mı?" diye sordu. "Hayır" dedim. Bana emretti, Beytullah'ı tavaf ettim, Safa-Merve arasında sa'y yaptım. Sonra emretti, ihramdan çıktım.[432]


    Sahih-i Muslim'deki bir rivayete göre Hüceymoğullanndan bir adam İbn Abbas'a: "İnsanları birbirine düşüren şu, 'Kim Beytullah'ı tavaf ederse ihramdan çıkmış olur' fetvası nedir?" diye sordu. O da cevap olarak: "Hoş görmeseniz de Peygamberinizin (s.a.v.) sünneti budur." dedi.[433] [434]


    İbn Abbas doğru söylemektedir. Beytullah'ı tavaf eden ve yanında kurbanlık hayvanı bulunmayan herkes —ister ifrâd, ister kıran, isterse temettu' yapmakta olsun— ya zorunlu olarak ya da hükmen ihramdan çıkmış olur. İşte reddini ve kabul edilmemesini gerektiren herhangi bir sebeb bulunmayan sünnet budur. Tıpkı Peygamber'in (s.a.v.) şu hadisinde olduğu gibi: "Gün, buradan devrilip gece şuradan belirince oruçlu iftar eder."[435] Bu hadis ya "hükmen iftar etmiş olur" şeklinde ya da "iftar etme vakti girmiş ve bu vakit onun için iftar vakti olmuştur" şeklinde anlaşılacaktır. İşte Beytullah'ı tavaf eden için de durum böyledir. Ya hükmen ihramdan çıkmış sayılacaktır, ya da bu vakit onun için, ihram vakti olmayıp yalnızca ihramdan çıkış vakti olacaktır. Yanında kurbanlık hayvanı bulunmadığı sürece bu böyledir. Sünnetten açık olarak anlaşılan da budur.


    Yine Sahih-i Muslim'de Atâ'dan rivayet edildiğine göre İbn Abbas derdi ki: "İster hacı oftun ister olmasın, Beytullah'ı tavaf eden herkes mutlaka ihramdan çıkar." Yine derdi ki: "İster Arafat'ta vakfe yaptıktan sonra olsun, isterse yapmadan önce olsun bu böyledir." İbn Abbas bunu Peygamber'in (s.a.v.) kendilerine Veda hacci sırasında ihramdan çıkmalarını emretmesine dayanarak söylemiştir.[436]


    Sahih-i Muslim'de İbn Abbas'tan rivayet edildiğine göre Peygamber (s.a.v.): "Bu, kendisiyle faydalandığımız bir umredir. Yanında kurbanlık bulunmayan ihramdan çıksın, ihramlıya haram olan her şey ona helâl olmuştur. Artık kıyamet gününe kadar umre hacca girmiştir." Buyurdu.[437]


    Abdürrezzak, Ma'mer —Katâde— Ebu'ş-Şa'sâ senediyle îbn Abbas'm şöyle dediğini rivayet eder: "Hacca niyetlenib ihrama girerek gelen kimse Beytullah'ı tavaf ettiğinde onun bu tavafı, istese de istemese de, haccmı umreye çevirir." Râvi (Ebu'ş-Şa'sâ) diyor ki: İbn Abbas'a "İnsanlar senin bu sözüne karşı geliyorlar" dedim. O da: "Hoşlanmasalar da Peygamberlerinin sünneti budur." dedi.[438]


    Bunu Peygamber'den (s.a.v.) adını verdiğimiz ve vermediğimiz daha başka sahabîler de rivayet etmiştir. Onlardan da tabiînin ileri gelenlerinden çeşitli gruplar aktarmıştır. Sonuçta kuşku bırakmayacak, kesin bilgi verecek ve hiç kimsenin inkârına veya "Böyle bir şey olmadı" demesine imkân vermeyecek bir şekilde bize kadar ulaşmıştır. Bu görüş Allah Rasû-lü'nün (s.a.v.) aile fertlerinin, ümmetin ilim deryası büyük âlim İbn Abbas ve öğrencilerinin, Ebu Musa el-Eş'arî'nin, ehl-i sünnet ve ehl-i hadisin imamı Ahmed b. Hanbel ve takipçilerinin, onun yanında ehl-i hadisin, Basra kadısı Abdullah b. Hasan el-Anberî'nin ve Zahirîlerin görüşüdür. [439]




    15— Haccın Umreye Çevrilmesine Muhalefet Edenlerin Gerekçeleri:


    Bu hadislere muhalefet edenlerin gerekçeleri vardır: Birinci gerekçe: Bu hadisler neshedilmiştir.


    İkinci gerekçe: Bunlar sahabeye özgüdür. Başkalarının, bu hadislerin ortaya koyduğu hükümde onlara ortak olmaları düşünülemez.


    Üçüncü gerekçe: Aksine hüküm bildiren hadislerle bu hadislerin çelişmeleri. Bu hadisler karşısında ortaya koydukları gerekçelerin toplamı bu kadardır.


    Şimdi biz bu gerekçeleri teker teker sıralayıp Allah'ın yardım ve tevfi-kiyle bunlarda görülen yanlışlıkları ortaya koyacağız. [440]



    A) Bu Hadisler Neshedilmiştir:


    Birinci gerekçe, nesihtir. Nesh için şu dört şeye ihtiyaç varken bunlardan hiçbirini ortaya koyamamışlardır. l)^Başka naslara ihtiyaç vardır, 2) Bu naslar bu hadislerle çelişecektir, 3) Bu çelişki yanında hadislere karşı koyabilecek güçte olacaklardır, 4) Bu naslarm, bu hadislerden daha sonra oldukları sabit olacaktır. Nesih iddiasında bulunanlar diyorlar ki: Ömer b. Hattâb es-Sicistânî, el-Firyâbî — Eban b. Ebu Hâzim — Ebu Bekir b. Hafs — İbn Ömer senediyle rivayet eder ki, Ömer İbnu’l-Hattâb (r.a.) halife olunca: "Ey insanlar! Allah Rasûlü (s.a.v.) bize müt'ayı (temettu' haccmı) önce helâl, sonra haram kıldı." dedi. Bu hadisi Bezzâr, MüsnetF-inde Ömer'den rivayet etmiştir.[441]


    Hacın umreye çevrilebileceğini mubah görenler diyorlar ki: Şaşılır size! Rüzgârların sarsamadığı sabit dağların karşısına rüzgârların sağa-sola savurduğu heyelan halindeki kum tepesini dikiyorsunuz! Bu hadisin ne senedi, ne metni... Senedi, hadisçilere göre bize karşı delil olamaz. Metnine gelince, metinde geçen "müt'a" kelimesi ile Allah Rasülü'nün (s.a.v.) önce helâl, sonra haram kıldığı müt'a nikâhı kastedilmektedir. Bu kelimenin başka türlü anlaşılması şu sebeblerden ötürü asla caiz olmaz:


    1- Temettu' haccının haram olmadığı konusunda ümmet icmâ etmiştir. Temettu' haccı ya farzdır, ya mutlak olarak hac ibadeti şekillerinin en faziletlisidir, ya müstehaptir ya da caizdir. Ümmet arasında bunun ha-ramlığım savunan beşinci bir görüş bulunduğunu bilmiyoruz.


    2- Ömer İbnü'I-Hattâb'm (r.a.) şöyle dediği pek çok yoldan sahih olarak rivayet edilmiştir: "Hac yapsaydım elbet temettu' haccı yapardım." Bu sözü Esrem, Sünen'inde ve başka eserlerinde kaydetmiştir.


    Abdürrezzak'm, Musannef adlı eserinde rivayet ettiğine göre ( Ömer'in torunu) Salim b. Abdullah'a: " Ömer, temettu' haccını yasakladı mı?" diye sordular. O da: "Hayır, Allah Teâlâ'nın kitabından sonra ha?" diye karşılık verdi. Abdürrezzak'ın Nâfi'den rivayetine göre, bir adam ona " Ömer temettu' haccını yasakladı mı?" diye sordu; o da "Hayır" cevabını verdi. Yine Abdürrezzak'ın rivayetine göre îbn Abbas demiştir ki: "Temettu' haccını yasakladığını iddia ettiğiniz bu zâtın —yani Ömer'in— 'Şayet umre yapsam, sonra haccetsem elbet temettu' haccı yapardım, dediğini işittim."


    Ebu Muhammed İbn Hazm: " Ömer'in temettu' haccını yasakladıktan sonra bundan vazgeçip temettu' haccı yapılabileceğini söylediği sahih olarak rivayet edilmiştir." diyorsa da, kendisince neshedilmiş olduğu sahih olan bu görüşe Ömer'in geri dönmesi imkânsızdır.


    3- Peygamber (s.a.v.) kendisine bunun yalnızca o seneyi mi mahsus olduğunu yoksa ebediyyen mi böyle olduğunu soran sahabîye "Hayır, ebediyyen" diye cevap vermişken Ömer'in bunu yasaklaması imkânsızdır. Peygamber'in (s.a.v.) bu ifadesi, bu konuda neshin olması ihtimalini ortadan kaldırmaktadır. Kendilerinde neshin câri olması imkânsız olan hükümlerden biri budur: Sözünde doğru ve güvenilir olan ( Peygamber'in) devamlılığını ve sürekliliğini haber verdiği hükümde nesih olmaz. Çünkü O'nun haberinde sözünden cayma olmaz. [442]



    b) Bu Sahabeye Mahsustur:


    İkinci gerekçe, bunun sahabeye mahsus olduğu iddiası. Şunları delil göstermişlerdir:


    1- Abdullah b. Zubeyr el-Humeydî, Süfyan — Yahya b. Saîd el-Murakkı' senediyle Ebu Zerr'in şöyle dediğini rivayet eder: "Allah Rasû-lü'nün (s.a.v.) emriyle haccı umreye çevirmek bize mahsustur."[443]


    2- Vekî'nin, Musa b. Ubeyde — Yâkub b. Zeyd senediyle rivayetine göre Ebu Zer diyor ki: "Bizden sonra hiç kimse haccını umreye çeviremez. Zira bu bize, Muhammed'in (s.a.v.) ashabına bir ruhsattı."


    3- Bezzâr, Yusuf b. Musa — Seleme b. Fazl — Muhammed b. îshâk — Abdurrahman el-Esedî senediyle Yezîd b. Şerîk'in şöyle dediğini rivayet eder: Ebu Zerr'e: "Siz beraberinde iken Allah Rasûlü (s.a.v.) nasıl temettu' yaptı?" diye sorduk. O da: "Sizin bununla bir ilginiz yok. Bu —yani temettu'—, yalnız bizim için ruhsat verilen bir şeydir." diye cevap verdi.


    4- Bezzâr, Yusuf b. Musa — Ubeydullah b. Musa — İsrail — İbrahim b. Muhacir — Ebu Bekir et-Teymî — Ebu Bekir'in babası ve Haris b. Süveyd senediyle Ebu Zerr'in hac ve temettu' konusunda "Allah Rasûlü'-nün (s.a.v.) bize verdiği bir ruhsattır." dediğini rivayet eder.


    5- Ebu Dâvud, Hennad es-Serrî — İbn Ebî Zaide — Muhammed b. İshak — Abdurrahman b. Esved — Süleyman yahud Süleym b. Esved senediyle rivayet eder ki Ebu Zer, hacca niyetlenen ve sonra haccı umreye çeviren kişi hakkında şöyle derdi: "Bu, yalnızca Allah Rasûlü (s.a.v.) ile birlikte bulunan kafile içindir."[444]


    6- Sahih-i Muslim'de Ebu Zerr'in şöyle dediği rivayet edilir: "Temettu' haccı yapmak Muhammed'in (s.a.v.) ashabına mahsustur." Bir metinde: "Temettu' haccı bizim için ruhsattı.", bir diğer metinde: "İki müt'a —yani müt'a nikâhı ile temettu' haccı— hâsseten bizim için sahihtir."ve bir başka .metinde ise: "Temettu' haccı sizden ayrı olarak yalnız bize mahsustur." demiştir.[445]


    7- Sünen-i Nesât'ds sahih senedle İbrahim et-Teymî'den onun da babasından rivayet edildiğine göre temettu* haccı konusunda Ebu Zer: "Sizin için değil. Size göre bir şey yok. Yalnızca bize, Allah Rasûlü'nün (s.a.v.) ashabına bir ruhsattır." demiştir.[446]


    8- Ebu Davud ve Nesâî'nin Stfnen'lerinde rivayet edildiğine göre Bilâl b. Haris anlatıyor: "Ey Allah'ın Rasûlü! Haccm umreye çevrilmesi bize mi mahsusdur, yoksa bütün insanlar için genel geçerli bir şey midir?" diye sordum. Allah Rasûlü (s.a.v.): "Hayır, bize mahsustur." cevabını verdi. Bu hadisi İmam Ahmed de rivayet etmiştir.[447]


    9- Ebu Avâne'nin Müsned'indt sahih senedle İbrahim et-Teymî'den onun da babasiftdan rivayet edildiğine göre, Osman'a temettu' haccı soruldu; o da cevap olarak: "Bizim içindir. Sizin için değil." dedi.[448]


    Sahabeye tahsis edildiğini savunanların gösterdikleri delillerin toplamı işte bu kadar.


    Haccm umreye çevrilmesini caiz ve bunun vâcib olduğunu söyleyenler diyorlar ki: Bunların hiçbirinde sizin için bir delil yoktur. Çünkü bu sahabe sözleri ya bâtıldır, sözün kendisine nisbet edildiği kimseden asla sahih olarak rivayet edilmemiştir; ya da sahihtir, ancak masum (günahsız ve hatasız) olmayan birinin sözüdür, masumun (yani Peygamber'in) naslan-na onunla karşı gelinemez.


    Birincisi; reddedilemez sahih naslara tercih edilmesinden öte el-Murakkı'm rivayeti delil bile olmaz. Onun rivayet ettiği hadisle karşı konulduğunda Ahmed b. Hanbeh "el-Murakkı' el-Esedî de kim oluyor?" demişti. Ebu Zer, Peygamber'in (s.a.v.) haccı umreye çevirmeyi emrettiğini rivayet etmişti. Ondan rivayet edilen 'bu, sahabeye mahsustur' sözü —şayet sahihse—, neticede onun kendi görüşü demektir. İbn Abbas ve Ebu Musa el-Eş'arî: "Bu, bütün ümmet için genel geçerlidir." demişlerdir. O halde Ebu Zerr'in görüşüne bu iki sahabînin sözüyle karşı konulur ve böylece sahih ve sarih naslar selâmet bulur.


    Hem sonra bilinmektedir ki, Peygamber (s.a.v.), hakkında soru sorulan ve hacdan çevrilme olan bu umrenin ebediyyen geçerli olacağını, belli bir nesile mahsus olmayacağını ifade etmiştir ki, bu nas ile de sahabeye mahsus olduğu iddiası bâtıl olur. Bu nas, sened bakımından Ebu Zer'den gelen rivayetten daha sahih ve —şayet Ebu Zerr'in rivayeti sahih olsa yine de— ona göre uyulmaya daha lâyıktır.


    Hem Allah Rasûlü'nün (s.a.v.) ashabının, Allah Rasûlü'nün (s.a.v.) yaptığı ve emrettiği bir konuda ihtilâf ettiklerini, bir kısmının "mensûh yahud hususîdir." dediğini ve bir kısmının da "ebediyyen bakidir" dediğini görsek; neshedildiği yahud hususi olduğunu iddia edenlerin görüşleri, asıl olana aykırı düştüğü için kesin bir delil bulunmaksızın kabul edilmez. En azından bu konudaki rivayetler devamlılığını ve genel geçerliliğini iddia edenlerin görüşleriyle çelişiklik arzeder. İki çekişmeli kişi arasında delil hüküm verir. Çekişme ortaya çıktığında, davayı Allah'a ve Peygamberine (s.a.v.) iletmek vâcib olur. Şu halde Ebu Zer ile Osman, "Haccı umreye çevirme neshedilmiştir veya hususîdir." derler ve Ebu Musa ile Abdullah İbn Abbas da: "Bu iş bakidir ve hükmü umumîdir." derlerse, nesih ve hususîlik iddiasında bulunanların delil göstermeleri gerekir.


    Bilâl b. Hâris'in rivayet ettiği merfû hadise gelince; bu hadis yazılmaz (kayda değmez) ve böylesi bir hadisle yukarıda sıralanan sabit direkler rae-sabesindeki sahih hadislere karşı gelinemez.


    Ahmed b. Hanbel'in oğlu Abdullah diyor ki: Babam, 'hacca niyetlenib ihrama giren kimse şayet Beytullah'ı tavaf eder, Safa-Merve arasında sa'y yaparsa; haccını umreye çevirebilir' görüşündeydi. Temettu' haccı hakkında, "Allah Rasûlü'nün (s.a.v.) iki emrinin sonuncusudur." demiştir. Allah Rasûlü (s.a.v.): "Haccınızı umreye çevirin." buyurmuştur. Abdullah sözünü şöyle sürdürüyor: Babama: "Peki haccın umreye çevrilmesi konusunda Bilâl b. Hâris'in hadisi —yani bize mahsustur sözü— hakkında ne diyorsun?" diye sordum. O da: "Ben bu görüşte değilim. Bu adam tanınmıyor. Bu, senedi tanınmayan bir hadistir. Bence Bilâl b. Haris hadisi sabit değildir." cevabını verdi... İşte ne dediği ortada?


    Ben derim ki: İmam Ahmed'in sözlerinin doğruluğunu ve bu hadisin sahih olmadığını gösteren bir dehl de şudur: Peygamber (s.a.v.) sahabî-lere haclarını çevirmelerini emrettiği bu temettu' haccmm ebediyyen geçerli olduğunu haber vermiştir. Böyle söyledikten sonra bu hac şeklinin sahabî-lere mahsus olduğunu söylediği artık nasıl sabit olabilir ki? Bu en imkânsız bir şeydir. Nasıl sahabîlere haccı umreye çevirmelerini emredip "Kıyamet


    gününe kadar umre, hacca dahil olmuştur" diye belirtir de sonra O, bunun sonraki nesillere değil, yalnız sahabeye mahsus olduğunu söylediği sabit olabilir? Biz Allah'ı şahit tutarız ki, bu Bilâl b. Haris hadisi Allah Rasûlü'-nden (s.a.v.) sahih olarak gelmemiştir, O'nun hakkında yapılan bir hatadır. Bilâl b. Hâris'in rivayeti, Allah Rasûlü'nden (s.a.v.) bunun aksini rivayet eden güvenilir ve sağlam ilim nakilcilerinin rivayetlerine nasıl tercih edilebilir? Hem sonra Allah Rasûlü'nün (s.a.v.) böyle buyurduğu sabitken İbn Abbas (r.a.) nasıl aksine fetva verir, ömrü boyunca avamdan havâs'tan insanların bulunduğu meclislerde bunun üzerinde tartışmalar yapar ve Allah Rasûlü'nün (s.a.v.) pek çok sayıda ashabı bulunurken bunlardan hiçbir adam kalkıp da "Bu, bize mahsustur. Bizden başkaları için bu hak yoktur" demez ve neticede sahabenin ölümünden sonra Ebu Zerr'in bunu kendilerine mahsus gördüğü ortaya çıkar?!.


    Osman'ın (r.a.) temettu' haccı konusunda bunun kendileri için olduğu, kendilerinden başkaları için geçerli olmadığı yolundaki sözü ile Ebu Zerr'in sözünün hükümleri eşittir. Ebu Zer ve Osman'dan gelen rivayetin üç şeye ihtimali vardır:


    1- Bunun caizliğinin sahabeye mahsus olduğu. Haccı umreye çevirmeyi haram sayanlar bu şekilde anlamaktadırlar.


    2- Vâcib olmasının sahabeye mahsus olduğu. Üstadımız —Allah ruhunu mukaddes eylesin— bu görüşteydi. Derdi ki: Allah Rasûlü (s.a.v.), haccı umreye çevirmelerini sahabeye emredip buyurmuştur ve sahabe bu emri yerine getirmek üzere harekete geçmekte kararsızlık geçirince öfkelenmiştir ki, işte bundan ötürü bu çevirme işi onlara farz kılınmıştı. Ama kıyamet gününe kadar ümmet için caiz ve müstehaptır. Ancak o ilim deryası İbn Abbas bunda ısrar edip kıyamet gününe kadar ümmete vâcib saymış ve kurbanlık sevketmeyen her ifrâd ve kıran haccı yapan kimsenin kesinlikle ihramdan çıkmasının farz olduğunu, hatta istemese bile ihramdan çıkmış sayılacağını söylemiştir. Ben, onun görüşüne üstadımızın görüşüne nisbetle daha çok eğilim göstermekteyim.


    3- Üçüncü ihtimal: Sahabeden sonra hiç kimse ister kıran, ister ifrâd yapsın kurbanlık hayvanı bulunmaksızın hacca başlayamaz. Başlarsa haccı umreye çevirme gereğini duyar. Ancak Peygamber'in (s.a.v.) son olarak emrettiği gibi kurbanlık sevketmemişse temettu', sevketmişse kıran yapması farz olur. Nitekim Peygamber'in (s.a.v.) bu şekilde emrettiği sahih yolla aktarılmıştır. Bir kimse ifrâd haccı yapmak üzere ihrama girip tavaf ettiğinde; haccı, tek umreye çevirip temettu' yapamaz. Bu, yalnız sahabeiçindi. Çünkü onlar, Peygamber (s.a.v.) temettu' haccım ve haccı umreye çevirmeyi emretmeden önce baştan ifrâd haccı için ihrama girmişlerdi. Peygamber'in (s.a.v.) temettu' yapma ve haccı umreye çevirme emri kesinlik kazanınca, artık hiç kimsenin O'na muhalefet edip ifrâd haccı yapma, sonra da onu umreye çevirme hakkı kalmamıştır.


    Bu son iki ihtimali düşündüğün zaman görürsün ki, bunlar birinci ihtimale göre ya daha ağırlık kazanmaktadırlar, ya da ona denktirler ve sabit, sarih hadislerin onunla çatışmaları toptan ortadan kalkar. Başarı yalnız Allah'tandır.


    Muslim'in Sahih'mdc, temettu' haccının sahabeye mahsus olduğu yolunda Ebu Zerr'den aktardığı rivayete gelince; şayet bununla temettu' haccının aslı kastediliyorsa hiçbir müslüman bu görüşte değildir. Aksine müs-lümanlar, temettu' haccının kıyamete kadar caiz olduğunda görüş birliği içindedirler. Şayet haccı umreye çevirme suretiyle temettu' yapma kastediliyorsa, bu da yukarıda sıralanan üç yöne muhtemeldir. el-Esrem Sünen'-inde diyor ki: Ahmed b. Hanbel bize, Abdurrahman b. Mehdî — Süfyan-A'meş — İbrahim et-Teymî senediyle Ebu Zerr'in temettu' haccı konusunda "Bu bize mahsustur" dediğini aktardıktan sonra dedi ki: "Allah, Ebu Zerr'e rahmet etsin. Temettu' haccı Allah'ın (c.c.) kitabında: "kim umreyi hacca eklemek suretiyle temettu' yaparsa..." şeklinde[449] (umumî olarak) geçmektedir."


    Haccın umreye çevrilmesini kabul etmeyenler diyorlar ki: Ebu Zer ve Osman'ın söyledikleri "bu neshedilmiştir yahud sahabeye mahsustur." şeklindeki böylesi bir söz re'y ile söylenemez. O halde bu sözü söyleyen, devamlılığını ve genel geçerliliğini iddia edenlerin bilmedikleri fazla bir bilgiye sahip demektir. Çünkü iddia edenler ıstıshâb deliliyle nassın devamlılık ve genel geçerliliğine hükmediyorlar; bunlar, dava edilen mal karşısındaki zilyed mesabesindedirler. Neshedildiğini[450] ve hususîliğini iddia edenler ise beyyine (delil, şahid) getirip de zilyede tercih edilenler mesabesindedirler.


    Haccın umreye çevrilebileceğini caiz görenler diyorlar ki: Bu, kuşkusuz fasit bir sözdür. Hatta kuşkusuz re'y (delile dayanmayan kişisel gö-rüş)dir. Bunun, Osman ve Ebu Zerr'den daha büyük birinin re'yi olduğunu İmrân b. Husayn, Sahihayn'daki şu rjvayetiyle —metin Buharî'nindir— açık bir şekilde ortaya koymuştur: "Daha Kur'an âyetleri inerken biz Allah Rasûlü (s.a.v.) ile birlikte temettu' yaptık. Sonra bir adam kendi re'yi ile dilediğini söyledi." Muslim'deki metin ise şöyledir: "Allah'ın (c.c.) kitabında temettu' haccı ile ilgili âyet indi. Allah Rasûlü (s.a.v.) bize temettu' yapmamızı emretti. Sonra temettu' haccinı nesheden bir âyet inmedi. Allah Rasûlü (s.a.v.) de vefat edinceye kadar bunu yasaklamadı. Bir adam kendi re'yi ile dilediğim söyledi." Bir metinde İmrân b. Husayn'-ın "bir adam" sözüyle Ömer'i kasdettiği belirtiliyor.[451]


    Kendisine temettu' haccinı soran ve "Baban bunu yasakladı." diyen adama karşı Abdullah İbn Ömer: "Allah Rasûlü'nün (s.a.v.) emri mi, yoksa babamın emri mPuyulmaya daha lâyıktır?" diye karşılık verdi.[452]


    İbn Abbas, bu konuda kendisine Ebu Bekir (r.anh) ve Ömer'in görüşlerini ileri sürerek karşı koymaya çalışanlara "Üzerinize gökten taş yağacak, nerdeyse! Ben, Allah Rasûîü (s.a.v.) şöyle buyurdu diyorum; siz, Ebu Bekir ve Ömer şöyle dedi, diyorsunuz!" şeklinde karşılık verdi.[453] İşte bu âlimlerin cevabıdır; "Osman ve Ebu Zer, Allah Rasûlü'nü (s.a.v.) sizden daha iyi bilirler." diyenlerin cevabı değildir. İbn Abbas ve Abdullah İbn Ömer de kalkıp "Ebu Bekir ve Ömer, Allah Rasûlü'nü (s.a.v.) bizden daha iyi bilirler." deselerdi ya! Ne sahabeden, ne de tabiînden hiç kimse, Allah Rasûlü'nün (s.a.v.) nassını bu cevapla redde razı olmaz. Onlar, Allah ve Rasûlünü en iyi bilenlerdir ve ismet sahibi olmayanın görüşünü, ismet sahibinin sözüne tercihten de en çok sakınan insanlardır. Hem sonra ismet sahibinden, bunun kıyamete kadar baki olduğu yolunda nas sabit olmuştur. AH b. Ebu Tâlib (r.a.), Sa'd b. Ebî Vakkas, îbn Ömer, İbn Abbas, Ebu Musa, Saîd b. Müseyyeb ve tabiînin çoğunluğu baki olduğunu söylemişlerdir. Şu olay da gösterir ki; bu, tam bir re'ydir, Peygamber'in (s.a.v.) böyle bir şey söylediği söylenemez: Ömer Îbnü'l-Hattâb (r.a.) temettu' haccinı yasaklayınca Ebu Musa el-Eş'arî, ona: "Ey mü'minlerin emîri! Hac ibadeti konusunda icad ettiğin de ne?" diye sordu. O da şöyle cevap verdi: "Ya Rabbimizin kitabına uyarız ki Allah: 'Hac ve umreyi Allah için tamarnlayın! buyuruyor;[454] yahud da Allah Rasûlü'nün sünnetine uyarız. Zira Allah Rasûlü (s.a.v.) kurbanını kesinceye kadar ihramdan çıkmadı." Görüldüğü gibi Ebu Musa ile Ömer haccm temettu'a çevrilmesini ve yeni baştan. ihrama girilmesini engellemenin hac ibadeti konusunda Ömer'in icad ettiği bir re'y olub Allah Rasûlü'nden (s.a.v.) böyle bir rivayetin bulunmadığında hemfikirdirler. Ömer neyi delil gösterirse göstersin Ebu Musa, Ebu Bekir (r.anh)'in (r.a.) bütün halifeliği süresince ve Ömer'in halifeliğinin ilk zamanlarında insanlara, haccın umreye çevrilebileceği fetvasını verirdi. Nihayet Ömer (r.a.) bunu yasaklaması konusunda onunla görüştü ve her ikisi de bunun hac ibadeti hususunda Ömer'in (r.a.) ortaya attığı bir re'y olduğunda birleştiler. Sonra Ömer'in bu görüşünden vazgeçtiği sahih senedle rivayet edilmiştir. [455]



    c) Aksini İfade Eden Hadisler de Vardır:


    Üçüncü gerekçe: Haccın umreye çevrilebileceğini ifade eden hadislerin, aksini ifade eden hadislerle çatışması. Buna delil olarak şu hadisleri gösteriyorlar:


    1- Muslim, Safıih'inde Zührî-Urve yoluyla Âişe'nin (r.anha) şöyle dediğini rivayet eder: Veda haccı için Allah Rasûlü (s.a.v.) ile birlikte yola çıktık. Kimimiz umreye, kimimiz hacca niyetlenerek ihrama girdik, telbiye getirmeye başladık. Mekke'ye vardığımızda Allah Rasûlü (s.a.v.): "Kim umre ihramına girmiş ve kurbanlık sevmetmemişse ihramdan çıksın. Kim de umre ihramına girmiş ve kurbanlık sevketmişse kurbanını kesinceye kadar ihramdan çıkmasın. Hacca niyetlenib ihrama girenlerse haclarını tamamlasınlar." buyurdu. ..[456]


    2- Yine Muslim'in, Sahihimde Mâlik — Ebu'I-Esved — Urve senediyle rivayetine göre Âişe anlatıyor: Veda haccı senesi Allah Rasûlü (s.a.v.) ile birlikte çıktık. Kimimiz umreye, kimimiz hac ve umreye ve kimimiz de hacca niyetlenib ihrama girdik, telbiye getirdik. Allah Rasûlü (s.a.v.) ise hacca niyetlenib ihrama girdi, telbiye getirdi. Umreye niyetlenenler ihramdan çıktılar. Hacca veya hem hacca, hem umreye niyetlenenler ise kurban bayramının birinci günü oluncaya kadar ihramdan çıkmadılar.[457]


    3- İbn Ebî Şeybe, Muhammed b. Bişr el-Abedî — Muhammed b. Amr b. Alkame — Yahya b. Abdurrahman b. Hâtıb senediyle Âişe'nin şöyle dediğini rivayet eder: Allah Rasûlü (s.a.v.) ile birlikte hac yolculuğuna çıktık, üç gruba ayrıldık: Kimimiz umre ile hacca, kimimiz ifrâd haccına ve kimimiz de yalnız umreye niyetlenib ihrama girdik, telbiye getirdik. Hem hacca ve hem de umreye niyetlenenler hac görevlerini tamamen bitirinceye kadar ihram dolayısıyla haram olan hiçbir şey onlara helâl olmadı. İfrâd haccına niyetlenenler de yine hac görevlerini tamamen bitirinceye kadar ihram dolayısıyla haram olan hiçbir şey onlara helal olmadı. Yalnız umreye niyetlenenler Beytullah'ı tavaf edip Safa-Merve arasında sa'y yapınca ihramlıya haram olan şeyler onlara helâl oldu ve nihayet hacca yöneldiler.[458]


    4- Muslim'in Sahih'inde İbn Vehb — Amr b. Haris — Muhammed b. Nevfel senediyle rivayetine göre Iraklı bir adam, Muhammed b. Nev-fel'e: "Bir kimse hac niyetiyle ihrama girse, Beytullah'ı tavaf edince ihramdan çıkabilir mi, çıkamaz mı? Benim için Urve b. Zubeyr'e bir sor." diye ricada bulundu... Urve, orada geçen konuşmalardan sonra şunları söyledi: Allah Rasûlü (s.a.v.) hac yaptı. (Teyzem) Âişe bana şöyle haber verdi: Peygamber (s.a.v.) Mekke'ye geldiğinde Önce abdest almakla işe başladı. Sonra Beytullah'ı tavaf etti. Sonra Ebu Bekir hac yaptı. O da ilk olarak Beytullah'ı tavafla işe başladı. Sonra bu umre sayılmadı. Sonra Ömer de böyle yaptı. Sonra Osman hac yaptı. Onun da ilk önce Beytullah'ı tavafla işe başladığını gördüm. Sonra bu umre sayılmadı. Sonra Muaviye ve Abdullah İbn Ömer hac yaptılar. Daha sonra babam Zubeyr b. Avvam'la birlikte hac yaptım. O da ilk olarak Beytullah'ı tavafla başladı. Sonra bu umre sayılmadı! Daha sonra Muhacirleri ve Ensâr'ı gördüm, onlar da böyle yapıyorlardı. Sonra bu umre sayılmadı. En son böyle yaptığını gördüğüm kimse İbn Ömer'di. Sonra İbn Ömer haccı bozup umreye çevirmedi. İşte İbn Ömer yanlarında! Ona niçin sormuyorlar? Geçmiş büyüklerden hiçbiri Mekke'ye ayağını bastığında ilk olarak Beytullah'ı tavaf etmeden önce bir şey yapmazdı. Ama sonra onlar ihramdan çıkmazlardı. Annem (Esma) ile teyzemi ( Âişe) Mekke'ye ayak bastıklarında gördüm, ilk olarak Beytullah'ı tavaftan önce bir şey yapmazlardı. Beytullah'ı tavaf eder, ama ihramdan çıkmazlardı.[459]


    İşte haccı umreye çevirme hadîslerine karşı ileri sürdükleri hadisler bunlar. Allah'a hamd ve şükürler olsun, bunlarda bir çatışma yoktur.


    Zührî — Urve — Âişe senediyle rivayet edilen birinci hadisi ele alalım: Bu hadiste ya Abdulmelik b. Şuayb, ya babası Şuayb, ya dedesi Leys, yahud onun üstadı Akîl yanlışlık yapmıştır. Çünkü Mâlik, Ma'mer ve diğer muhaddisler Zührî — Urve — Âişe senediyle hadisi rivayet etmişler ve Peygamber'in (s.a.v.), yanında kurbanlık bulunmayan kimselerin tavaf ve sa'y yapınca ihramdan çıkmalarını emrettiğini açıkça belirtmişlerdir. Mâlik, Yahya b. Saîd — Amra senediyle Âişe'nin şöyle dediğini rivayet eder: "Allah Rasûlü (s.a.v.) ile birlikte Zilkade ayının bitimine beş gün kala yola çıktık. Bu yolculuğu yalnız hac yolculuğu olarak görüyorduk. Mekke'ye yaklaştığımızda Allah Rasûlü (s.a.v.), yanında kurbanlık hayvanı bulunmayan kimselerin Beytullah'ı tavaf edip Safa-Merve arasında sa'y yapınca ihramdan çıkmalarını emretti..."[460] Yahya diyor ki: Bu hadisi Kasım b. Muhammed'e aktardım. "Vallahi (Amra) sana hadisi olduğu gibi aktarmış." dedi.


    Mansûr, İbrahim — Esved senediyle Âişe'nin şöyle dediğini rivayet eder: Allah Rasûlü (s.a.v.) ile birlikte yola çıktık. Bu yolculuğu yalnız hac yolculuğu olarak görüyorduk. Mekke'ye vardığımızda Beytullah'ı tavaf ettik. Peygamber (s.a.v.), kurbanlık sevketmeyenlerin ihramdan çıkmalarını emretti. Bunun üzerine kurbanlık sevketmemiş olanlar ihramdan çıktılar. Peygamber'in (s.a.v.) hanımları da kurbanlık sevketmeyenler arasında oldukları için onlar da ihramdan çıktılar.[461]


    Mâlik ile Ma'mer, her ikisi de İbn Şihab — Urve senediyle Âişe'nin şöyle dediğini rivayet ederler: Veda haccı senesi Allah Rasûlü (s.a.v.) ile birlikte yola çıktık. Umreye niyetlenib -ihrama girdik, telbiye getirdik. Sonra Allah Rasûlü (s.a.v.): "Kimin yanında kurbanlık varsa hacla umreye birlikte niyetlensin, her ikisinin de yapılması gereken vazifelerini yerine getirmeden ihramdan çıkmasın." buyurdu.[462]


    İbn Şihab, Urve aracılığıyla Âişe'den, Sâlim'in babası (îbn Ömer) aracılığıyla Peygamber'den (s.a.v.) rivayetine benzer bir rivayette bulunur. Rivayetin metni şöyledir: Allah Rasûlü (s.a.v.) Veda haccında umreyihacca ilâve etmek suretiyle temettu' yaptı. Kurbanlık şevketti. Kurbanlığım Zulhuleyfe'den beraberinde götürdü. Allah Rasûlü (s.a.v.) Önce umreye niyetlenib ihrama girdi, telbiyeye başladı. Sonra hacca niyetlenib ihrama girdi, telbiye getirdi. İnsanlar da Allah Rasûlü (s.a.v.) ile birlikte umreyi hacca ilâve etmek suretiyle temettu1 yaptılar. İnsanların kimileri kurbanlık alıp beraberinde sevketmiş, kimileri ise kurbanlık getirmemişlerdi. Peygamber (s.a.v.) Mekke'ye gelince insanlara şöyle hitap etti: "Sizlerden kurbanlık sev-kedenlerin, haclarını tamamlayıncaya kadar kendilerine ihramdan dolayı haram olan şeylerden hiç birini yapmaları helâl olmaz. Kurbanlık sevket-memiş olanlar Beytullahı tavaf etsinler, Safa-Merve arasında sa'y yapsınlar ve saçlarını kısaltıp ihramdan çıksınlar. Sonra hacca niyetlenib ihrama girsinler ve kurban kessinler. Kurbanlık bulamayanlar üç gün hacda, yedi gün de evlerine dönünce oruç tutsunlar..."[463]


    Abdulaziz ei-Mâcişûn, Abdurrahman b. Kasım — babası Kasım senediyle Âişe'den: "Allah Rasûlü (s.a.v.) ile birlikte yola çıktık. Hatırımıza hacdan başka bir şey getirmiyorduk..." diye başlayan hadisi rivayet eder. Bu hadiste Âişe devamla der ki: Mekke'ye vardığımda Allah Rasûlü (s.a.v.) ashabına: "Haccı, umreye çevirin." buyurdu. Bunun üzerine yanında kurbanlık bulunanlar dışında insanlar ihramdan çıktılar.[464]


    A'meş, İbrahim aracılığıyla Âişe'nin şöyle dediğini rivayet eder: "Allah Rasûlü (s.a.v.) ile birlikte yola çıktık. Hatırımıza hacdan başka bir şey getirmiyorduk. Mekke'ye vardığımızda ihramdan çıkmamız emredildi..."»[465]


    Abdurrahman b. Kasım, babası yoluyla Âişe'nin şöyle dediğini rivayet eder: Allah Rasûlü (s.a.v.) ile birlikte yola çıktık. Hatırımıza hacdan başka bir şey getirmiyorduk. Şerife vardığımızda hayız oldum. Ben ağlar-kan Allah Rasûlü (s.a.v.) yanıma girdi. "Niçin ağlıyorsun?" diye sordu. Ben de: "Vallahi, keşke bu sene hac yapmayaydım..." dedim. (Râvî hadisin devamını genişçe veriyor. Bu kısımda Âişe diyor ki[​IMG] Mekke'ye vardığımda Peygamber (s.a.v.): "Haccınızı umreye çevirin." buyurdu. Bunun üzerine yanında kurbanlık bulunanlar müstesna olmak üzere insanlar ihramdan çıktılar.[466]


    Bu metinlerin hepsi Sahih'dz olub Câbir, İbn Ömer, Enes, Ebu Musa, İbn Abbas, Ebu Saîd, Esma, Berâ, Hafsa ve başka sahabîlerin, Pey-gamber'in (s.a.v.), ashabına yanında kurbanlık hayvanı bulunanlar dışında herkesin ihramdan çıkmasını ve haclarını umreye çevirmelerini emrettiği yolundaki rivayetlerine de uygundur. Bütün bu sahabîlerin Peygam-ber'in (s.a.v.) ashabına kurbanlık sevkedenler dışında herkesin ihramdan çıkmasını ve daha önceki hac niyetlerini temettu' niyetine çevirmelerini emretmesi konusunda ittifak sağlamış olmaları bu rivayetin yanlışlığına ve bu rivayette bir yanılgı bulunduğuna delildir. Bunu şu husus da ortaya koyar: Bu rivayet Leys — Akıl — Zührî — Urve senediyle aktarılmıştır. Aynı Leys, Akîl — Zührî — Urve — Âişe senediyle, Peygamber'in (s.a.v.) temettu' haccını ve kurbanlık sevketmeyenlerin ihramdan çıkmaları emrini içeren Zührî — Salim — babası İbn Ömer senediyle rivayet etmiş olduğu hadisin benzerini rivayet eden râvidir.


    Sonra düşündüğümüzde gördük ki, Âişe'nin hadisleri birbirini doğrulamaktadır. Yalnız bazı râviler, bir kısım rivayetlerde eklemeler yapmışlar; bazıları hadisi özetleyerek, bazıları sadece bir kısmım aktararak ve bazıları da aynı anlamı ifade edecek sözlerle (rivayet bi'1-mâna metoduyla) rivayet etmişlerdir. Sözkonusu hadiste hacca niyetlenenlerin ihramdan çıkmalarım meneden bir ifade bulunmamaktadır. Yalnızca, Peygamber'in (s.a.v.) haccı tamamlamayı emrettiği ifadesi yer almaktadır. Şayet bu ifade sahihse maksat ihram üzere devam olacaktır. Şu halde bunun ihramdan çıkmayı ve haccı umreye çevirmeyi emirden önce ifade edilmiş olması ve tamamlama emrine arız olan ziyade bir emir olması belirginlik kazanmış demektir. Nitekim haccın ifrâd, temettu' ve kıran türleri arasında tercihin serbest bırakılması üzerine de böyle ziyade bir emir arız olmuştu. Bunun bu şekilde belirginlik kazanması kaçınılmazdır. Aksi halde bu, haccı feshetme emrini ve haccı feshetme emri de ifrâd haccma izni neshetmiş olur. Böyle bir şey kesinlikle imkânsızdır. Çünkü Peygamber (s.a.v.) sahabeye ihramdan çıkmalarını emrettikten sonra bunu bozmalarını ve birinci ihram üzere kalmalarım emretmemiştir. Bu, kesinlikle olmayacak bir şeydir. O halde bu ifadenin —şayet sahihse— sahabeye haccın feshetmeleri emredilmeden önce olması belirginlik kazanır. Bundan başkası asla caiz değildir. En iyi bilen Allah'tır.


    Ebu'l Esved — Urve — Âişe senediyle rivayet edilen "...Hacca veya hem hacca hem umreye niyetlenenler ise kurban bayramının birinci günü oluncaya kadar ihramdan çakmadılar." hadisi ile Yahya b. Abdurrahman b. Hâtıb yoluyla Âişe'den rivayet edilen "Hem hacca hemde umreye niyetlenenler, hac görevlerini tamamen bitirinceye kadar ihram dolayısıyla haram olan hiçbir şey onlara helâl olmadı. İfrâd haccına niyetlenenler için de aynı durum sözkonusu oldu." hadisine gelince; her iki hadisi de hadis hafızları Munker saymışlardır. Hem bu hadisler Munker sayılmaya da lâyıktırlar.


    Esrem, Ahmed b. Hanbel — Abdurrahman b. Mehdî — Mâlik b. Enes — Ebu'l-Esved — Urve senediyle Âişe'nin şunları söylediğini kaydeder: "Allah Rasûlü (s.a.v.) ile birlikte yola çıktık. Kimimiz hacca, kimimiz umreye ve kimimiz de hacla umreye (birlikte) niyetlenib ihrama girdik. Allah Rasûlü (s.a.v.) ise hacca niyetlenib ihrama girdi. Umreye niyetlenenler Beytullah'ı tavaf edip Safa-Merve arasında sa'y yapınca ihramdan çıktılar. Hacla umreye niyetlenenler ise kurban bayramının birinci gününe kadar ihramdan çıkmadılar." Ahmed b. Hanbel dedi ki: "Bu hadiste ne tuhaflık var! Bu hatadır." Esrem diyor ki: Ahmed b. Hanbel'e: "Zührî, Urve aracıhğıyla~" Âîşe'den bunun aksini rivayet ediyor!" dedim. O da: "Evet, Hişam b. Urve de öyle rivayet ediyor." dedi.


    Hafız Ebu Muhammed İbn Hazm diyor ki: "Bu iki hadis gerçekten Munkerdir. Ebu'I-Esved'in rivayet ettiği buna benzer bir hadis daha vardır ki, onun da Munkerliği, çürüklüğü ve bâtıl olduğu ortadadır. Acaba râvisi-nin bunu rivayet etmesi nasıl caiz oluyor?" Sonra İbn Hazm, Buharı yoluyla Ebu'l-Esved'den şu rivayeti kaydeder: Esmâ'nın azatlısı Abdullah, Ebu Bekir (r.anh) Sıddîk'ın (r.a.) kızı olan bu Esmâ'nın her ne zaman (Mekke'deki) Hacûn mevkiine uğrasa şu sözleri söylediğini işitmiş olduğunu rivayet eder: "Allah, Rasûlü'ne salât eylesin. İşte biz O'nun beraberinde burada konaklamıştık. Biz o vakit yükü hafif, binilecek hayvanları az, azıkları az kimselerdik. Ben, kızkardeşim Âişe, (kocam) Zubeyr, falan ve falan şahıslar umre yaptık. Beytullah'a el sürüp tavaf edince ihramdan çıktık. Sonra öğleyi müteakip hac için yeniden ihrama girdik.[467] İbn Hazm diyor ki: Çok az bir hadis bilgisine sahip olan herhangi bir kimsenin de derhal anlayabileceği üzere bu hadis kuşkusuz, şu iki asılsız (bâtıl) yönden dolayı kusurlu ve zayıftır:


    1- "Ben ve kızkardeşim Âişe... umre yaptık." sözü. Âişe'nin Mekke'ye ilk olarak girdiğinde umre yapmamış olduğu konusunda nakil erbabı arasında bir ihtilâf yoktur. Bundan dolayıdır ki; Peygamber (s.a.v.) hactamam olduktan sonra Muhassab gecesi [468] Âişe'ye Ten'îm'den umre yaptırmıştır. Câbir b. Abdullah bu şekilde rivayet etmiştir. Aynı zamanda Esved b. Yezîd, îbn Ebî Müleyke, Kasım b. Muhammed, Urve, Tavus ve Mücahid gibi güvenilir fâviler de Âişe'den bu şekilde rivayet etmişlerdir.


    2- "Beytullah'a el sürüp tavaf edince ihramdan çıktık. Sonra öğleyi müteakip hac için yeniden ihrama girdik." sözü. Kuşku yok ki, bu da asılsızdır. Çünkü Câbir, Enes b. Mâlik, Âişe ve İbn Abbas, hepsi de ihramdan Mekke'ye girdikleri gün çıkıldığım ve hacca terviye günü (arafe gününden* bir önceki gün) niyet edildiğini rivayet etmişlerdir. Sözkonusu iki gün arasında kuşkusuz üç gün vardır.


    Ben derim ki: Hadis ne Munkerdir, ne de asılsız (bâtıl). Hadis sahihtir. Bu durum, Ebu Muhammed'in kendi anlayışından kaynaklanmaktadır. Zira Esma, hem kendisinin hem de Âişe'nin umre yapmış olduğunu haber vermektedir ki, kuşkusuz bu olmuştur. "Beytullah'a el sürüp tavaf edince ihramdan çıktık." sözü ile hem kendisinin ve hem de Âişe'ye isabet eden hayız özrünün kendilerine isabet etmediği kimselerin yaptığı şeyi haber vermektedir. Âişe'nin, Mekke'ye girdikleri gün, Beytullah'a el sürdüğünü ve o gün ihramdan çıktığını belirtmemiştir. Kuşku yok ki, Âişe umre niyetiyle geldi ve bu niyetini Şerifte hayız oluncaya kadar sürdürdü. Orada umreye haccı da eklemek suretiyle kıran yaptı. Şu halde Âişe, Peygamber (s.a.v.) İle birlikte umre yaptı yahud umreye niyetlenib geldi dense, bu söz yalan olmaz.


    "Sonra öğleyi müteakip hac için yeniden ihrama girdik." sözüne gelince; bir kere Esma Mekke'ye girildiği günün öğle vaktini müteakip ihrama girdiklerini söylemiyor ki, Ebu Muhammed'in dediği lâzım gelsin. O, terviye gününün öğle vaktini müteakip zamanı kasdetmektedir. Avam-havâs herkesin bilebileceği ve zihinlerin başka yönlere kayması sözkonusu olmayan şeylerden olması dolayısıyla böylesi bir şeyin anlaşılması ve anlatımı için özel olarak şu günün öğle vaktinden sonra diye belirtilmesine gerek yoktur. Şu halde sika râvilerin hadislerini böyle bir kuruntuyla reddetmeye yol yoktur.


    Ebu Muhammed diyor ki: Âişe'den aktarılan sözkonusu iki hadis için —kendisinin Munker saydığı hadisleri kastediyor— en sağlıklı yol bu hadiste geçen "Hacca veya hem hacca, hem umreye niyetlenenler hac vazifelerini tamamen bitirip kurban bayramının birinci günü oluncaya kadar ihramdan çıkmadılar." sözünü yorumlayıp Âişe bu sözüyle yanında kurbanlık bulunanları kasdetmiştir demelidir. Böylece bu iki hadisten Munker-. lik kalkmış ve bütün hadisler uzlaşmış olur. Zira Zührî, .Urve'den Ebu'l-Esved'in Urve'den yaptığı rivayetin aksini rivayet ediyor. Zührî kuşkusuz Ebu'l-Esved'den hıfz yönünden daha sağlamdır. Yahya b. Abdurrahman bu konuda Âişe'den aktardığı rivayette Esved b. Yezîd, Kasım b. Muhammed b. Ebu Bekir, Âişe'nin azadli kölesi Ebu Amr Zekvân, Abdurrahman kızı Amra gibi —bu hanım Âişe'nin kucağında yetişmiştir— hıfzda, güvenilirlikte, büyüklükte ve Âişe'yle sıkı fıkıhkta kendilerine denk olamayacağı insanlara muhalefet etmiştir. Oysa bu insanlar Âişe ile samimiyeti ve sıkı fıkıhğı oian insanlardır. Haydi böyle olmasalar bile onların rivayetine yahud tek kalsa bile onlardan birinin rivayetine elbet uymak vâcib olurdu. Çünkü bunların rivayetlerinde Ebu'l-Esved ile Yahya'nın rivayetinde bulunmayan bir fazlalık vardır. Bir delili bilmeyen veya onun farkında olmayan, onu bilen, hatırlayan ve haber verenin üstünde değildir. Oysa bu büyük zatlar Âişe'den gelen rivayette birbirlerine muvafakat sağlamışlardır. Böylece yukarıda zikrettiğimiz Ebu'l-Esved ve Yahya'nın hadisine tutunulamaz olmuştur.


    İbn Hazm sözlerini şöyle sürdürüyor: Hem Ebu'l-Esved ve Yahya'nın rivayet ettiği hadisler müsned değil, mevkufturlar. Çünkü bu râviler, Peygamber'in (s.a.v.) sahabîlere ihramdan çıkmalarını emretmesi hâdisesinden sözetmeksizin Âişe kimin ne yaptığını nasıl anlatmışsa, onlar da ondan bunu aktarmışlardır. Peygamberden (s.a.v.) başka hiç kimsenin yaptığı delil olmaz. Bu iki râvinin zikrettiği şeyler sahih olsa bile Peygamber'in (s.a.v.), yanında kurbanlık bulunmayanlara, haccı umreye çevirmelerini emrettiği sahih senedle rivayet edilmiştir. Artık bu emri yerine getirmeyi uzatıp geciktirseler, ihramdan çıkmasalar Allah Teâlâ'ya isyan ermiş olurlardı. Allah, onları bu duruma düşmekten korumuş ve bundan aklamıştır. Şu halde kesinlikle sabit olmuştur ki, Ebu'l-Esved ile Yahya'nın hadisinde, sadece yanında kurbanlık bulunanlar kastedilmiştir. Yukarıda verdiğimiz sahih hadisler de, aynen böyle Peygamber'in (s.a.v.), yanında kurbanlığı bulunanlara haccı umreyle birleştirmelerini ve her ikisinin de yapılması gerekli amellerini yapmadan ihramdan çıkmamalarım emrettiğini ifade etmektedirler. Sonra tbn Hazm, Mâlik — İbn Şihab — Urve— Âişe senediyle Peygamber'in (s.a.v.): "Yanında kurbanlık hayvanı bulunan kimse hac ve umreye niyetlenib ihrama girsin. Sonra her ikisinin yapılması gereken vazifelerini yerine getirmeden ihramdan çıkmasın." bu-yurduğunu[469] kaydedip diyor ki: Gördüğün gibi Urve aracılığıyla Âişe'den gelen bu hadis, Ebu'l-Esved yoluyla Urve'den ve Yahya yoluyla Âişe'den gelen hadislerde kastedilen şey şudur diye söylediğimiz hususu şüphe bırakmayacak bir şekilde ortay_a koymaktadır. Şimdi mesele (kapalılık) tamamen ortadan kalkmış oldu. Âlemlerin Rabbi Allah'a hamdolsun.


    İbn Hazm sözlerine devamla, diyor ki: Ebu'l-Esved hadisinde cümlelerin çıkartılmış olduğunu, Urve'den aktarılan onun annesinin, teyzesinin ve Zubeyr'in yalnızca umre yaptıklarını, Rükn'e el sürünce ihramdan çıktıklarını ifade eden sözleri de ortaya koyar. Hiç ihtilâf yok ki, umre yapan kimse Rükn'e el sürmekle ihramdan çıkamaz; ihramdan çıkmak için Rükn'e el sürdükten sonra Safa-Merve arasında sa'y yapmak gerekir. O halde hadisten cümleler çıkartıldığı sahih demektir. Bu cümleleri, zikrettiğimiz diğer sahih hadisler ortaya çıkarmaktadır. Böylece kavga ve gürültü tamamen ortadan kalkmış oldu. Başarı yalnız Allah'tandır.


    Ebu'l-Esved'in Urve'den rivayet ettiği Ebu Bekir, Ömer, Muhacirler, Ensâr ve İbn Ömer'in yaptıklarını ihtiva eden hadis için îbn Abbas çok iyi bir cevap vermiştir. Onun verdiği cevap yeterlidir. A'meş, Fudayl b. Amr — Saîd b, Cübeyr — İbn Abbas senediyle Allah Rasûlü'nün (s.a.v.) temettu' yaptığını rivayet etmiştir. İbn Abbas'tan bunu işiten Urve: "Ebu Bekir ve Ömer, temettu' haccını yasakladılar." dedi. Bunun üzerine İbn Abbas: "Bakıyorum siz helak olacaksınız. Ben, 'Allah Rasûlü (s.a.v.) buyurdu' diyorum; sen, 'Ebu Bekir ve Ömer dedi' diyorsun!" diye karşılık verdi.[470]


    Abdürrezzak'ın, Ma'mer — Eyyûb se*nediyle rivayetine göre Urve, İbn Abbas'a: "Allah'tan korkmuyor musun? Temettu' haccma ruhsat veriyorsun!" dedi. İbn Abbas: "Ey Urvecik! Annene sor!" diye karşılık verdi. Bunun üzerine Urve: "Fakat Ebu Bekir ve Ömer yapmadılar" deyince^, İbn Abbas: "Vallahi, siz böyle devam ederseniz öyle görüyorum ki, Allah size azap eder. Ben size Allah Rasûlü'nden (s.a.v.) hadis aktarıyorum, siz bize Ebu Bekir ve Ömer'den sözediyorsunuz?!" diye cevap verdi. Bu sözler üzerine Urve: "Elbet onlar, Allah Rasûlü'nün (s.a.v.) sünnetini daha iyibilen ve O'nun sünnetine senden daha çok uyan insanlardı." dedi.[471]


    Ebu Muslim el-Keccî,[472] Süleyman b. Harb — Hammad b. Zeyd — Eyyûb es-Sahtiyanî — İbn Ebî Müleyke senediyle rivayet eder ki; Urve b. Zubeyr, Allah Rasulü'nün (s.a.v.) sahabîlerinden birine: "Zilhicce ayının ilk on günü içinde insanlara, bu günlerde umre yapılmazken umre yapmalarını emrediyormuşsun?!" diye sordu. O da: "Niçin bunu annene sormuyorsun?" dedi. Urve: "Zira Ebu Bekir ve Ömer bunu yapmadılar." diye cevap verdi. Bunun üzerine o sahabî: "İşte buradan helak oldunuz. Öyle görüyorum ki, Allah (c.c.) sizi mutlaka cezalandıracaktır. Ben size Allah Rasûlü'nden hadis aktarıyorum, siz bana Ebu Bekir ve Ömer'in yaptıklarını haber veriyorsunuz!" dedi. Urve de ona: "Onlar, Allah Rasulü'nün (s.a.v.) sünnetini vallahi senden daha iyi bilirlerdi." dedi. Bunun üzerine o sahabî sustu.


    Sonra Ebu Muhammed İbn Hazm, Urve'nin bu sözüne karşılık aşağıda zikredeceğimiz cevabı verdi. Üstadımızın verdiği ondan daha güzel bir cevabı da nakledeceğiz.


    Ebu Muhammed diyor ki: Biz, Urve'ye deriz ki: İbn Abbas hem Allah Rasulü'nün (s.a.v.) sünnetini ve hem de Ebu Bekir ile Ömer'in uygulamalarını senden daha iyi bilir; o, senden daha hayırlı ve o üçüne senden daha yakındır. Bunda hiçbir müslüman kuşku duymaz. Mü'minlerin annesi Âi-şe, senden daha bilgili ve daha doğrudur... Sonra İbn Hazm, Sevrî — Ebu İshak es-Sebîî — Abdullah senediyle şu rivayeti aktarır: Âişe, "Kim haccı yönetmek üzere görevlendirildi?" diye sordu. "İbn Abbas" diye cevap verdiler. Bunun üzerine Âişe: "O, haccı en iyi bilen insandır" dedi. Ebu Muhammed, "Maamafih, Urve'den daha hayırlı, daha faziletli, daha bilgili, daha doğru ve daha güvenilir bir kimse, Âişe'den Urve'nin dediğinin aksini rivayet etmiştir." dedikten sonra, Bezzâr — el-Eşec — Abdullah b. İdris el-Evdî — Leys — Atâ ve Tavus — İbn Abbas senediyle rivayet eder ki, Allah Rasûlü (s.a.v.), Ebu Bekir ve Ömer temettu' yapmışlardır; bunu ilk yasaklayan Muâviye'dir.


    Abdürrezzak, Sevrî — Leys — Tavus — İbn Abbas senediyle de şu hadisi kaydeder: "Allah Rasûlü (s.a.v.) ile Ebu Bekir temettu' yaptılar. Ebu Bekir vefat edince Ömer ve Osman da aynısını yaptılar. Bunu ilk yasaklayan Muâviye'dir. "[473]


    Ben derim ki: Bu İbn Abbas hadisini Müsned'inde İmam Ahmed ve Tirmizî de rivayet etmiştir. Tirmizî: "Bu hadis hasendir" demiştir.[474]


    Abdürrezzak'ın, Ma'mer — İbn Tavus — babası Tavus senediyle rivayetine göre Übey b. Kâ'b ile Ebu Musa, Ömer İbnu’l-Hattâb'a: "Kalkıp insanlara şu temettu' işini açıklasan olmaz mı?" dediler. Bunun üzerine Ömer: "Bunu bilmeyen kaldı mı ki? Ben kendim yapıyorum." karşılığını verdi.


    Ali b. Abdulaziz el-Bağavî, Haccac b. Minhâl — Hammad b. Seleme — Hammad b. Ebu Süleyman yahud Humeyd — Hasan (Basrî) senediyle rivayet eder ki; Ömer, Kabe'nin malım almak istedi ve: "Kabe'nin bu mala ihtiyacı yok" dedi. Yemenlileri idrarla (elbise) boyamaktan menetmek istedi ve bir de temettu' haccını yasaklamak istedi. Bunun üzerine Übey b. Kâ'b dedi ki: "Allah Rasûlü (s.a.v.) ve ashabı bu malı gördüler. O'nun ve ashabının bu mala ihtiyaçları vardı; ama almadı. Sen de alma. Allah Rasûlü (s.a.v.) ve ashabı Yemen dokuması kumaşlardan yapılan elbiseleri giyerlerdi. Ama kumaşların idrarla boyandığını bildiği halde O, bunu yasaklamadı. Allah Rasûlü (s.a.v.) ile birlikte temettu' yaptık; ama kendisi bunu yasaklamadı ve Allah yasaklayıcı bir âyet de indirmedi."[475]


    Ömer'in, "Şayet sene ortasında umre yapsam, sonra da hac yapsam elbet temettu' yapardım. Elli kere hac yapsam elbet temettu' yapardım." dediği yukarıda geçmişti. Bu sözleri Hammad b. Seleme, Kays — Tavus — İbn Abbas senediyle Ömer'den şu şekilde rivayet eder: "Bir sene içinde iki kere umre yapsam, sonra hac yapsam elbet haccımla birlikte bir umre daha yapardım." Sevrî ise, Seleme b. Küheyl — Tavus — İbn Abbas senediyle Ömer'in: "Umre yapsam, ardından bir daha umre yapsam, sonra hac yapsam elbet temettu' yapardım." dediğini rivayet eder. İbn Uyeyne, Hişam b. Huceyr ve Leys — Tavus senediyle İbn Abbas'ın şöyle dediğini aktarır: Temettu' haccını yasakladığım iddia ettiğiniz bu zatın — Ömer'i kastediyor—; "Umre yapsam, sonra hac yapsam elbet temettu' yapardım" dediğini işittim. İbn Abbas diyor ki: Şu kadar, bu kadar kere olsa da, temettu' yapmadıkça kişinin haccı katiyen tamam olmaz.[476]


    Üstadımızın verdiği cevaba gelince; Ömer (r.a.), asla temettu' hac-cını yasaklamış değildir. Yalnızca "Haccmız ve umreniz için en tamam olanı, ikisi arasını ayırmanızdır." demiş ve böylece Ömer, onlar için en faziletli olanı yani kişinin her birisi için memleketinden ayrı bir yolculuk yapmasını tercih etmiştir. Böylesi, başka bir yolculuk yapmaksızın yapılan kıran ve hususî temettu' haccından daha faziletlidir. Ahmed b. Hanbel, Ebu Hanife, Mâlik, Şafiî —Allah onlara rahmet etsin— ve başka âlimler de buna parmak basmışlardır. Ebu Bekir (r.anh) ve Ömer'in —Allah onlardan razı olsun— yaptıkları ifrâd şekli budur ve Ömer (r.a.), insanlar için bunu tercih ederdi.[477] Ali (r.a.) de aynısını yapardı. Ömer (r.a.) ve Ali (r.a.), "Hac ve umreyi Allah için tamamlayın." âyeti[478] hakkında "Hac ve umreyi tamamlamak demek, aile yuvandan onlar içinihrama girmendir" demişlerdir. Peygamber (s.a.v.) de umresi hakkında Âişe'ye: "Sevabın, çektiğin yorgunluk ölçüsüncedir." buyurmuştur.[479] Hac yapan kişi aile yuvasına dönüp umre yapmak için yeniden oradan ayrılır, hac aylarından Önce umre yapar ve orada kalır hac yapar, yahud hac aylarında umre yapar evine döner, sonra hac yaparsa, işte o zaman her bir ibadeti aile yuvasından yapmış olur. Hac ve umrenin tam, kâmil bir şekilde yapılışı böyledir ve bu diğerlerinden daha faziletlidir.


    Ben derim ki: İşte Ömer'in, insanlar için tercih ettiği husus budur. Kimileri yanlışlıkla Ömer'in temettu' haccını yasakladığını sanmış; kimileri onun koyduğu yasağı, haccı umreye çevirmek suretiyle yapılan temettu'a yorumlamış; kimileri ifrâd haccını temettu'a tercihen bu yasağı en uygun olanı terketmeye yorumlamış; kimileri Ömer'den gelen yasaklama rivayetlerinin zikrettiğimiz müstehaplık rivayetleriyle çeliştiklerini söylemiş; kimileri diğer konularda olduğu gibi bu konuda da Ömer'den iki rivayet bulunduğunu söylemiş; kimileri yasaklamanın, Ömer'in eski görüşü olduğunu ve daha sonra bundan döndüğünü söylemiş, —Nitekim Ebu Muhammed İbn Hazm bu yolu tutmuştur— ve kimileri de hacıların hanımlarıyla misvak ağacı gölgesinde (yahud Arafat yakınlarındaki Erak denilen yerde) cinsel münasebette bulunmalarını hoş görmediğinden Ömer'in kendi görüşü olarak yasaklamış olduğunu ileri sürmüşlerdir.


    Ebu Hanife'nin, Hammad — İbrahim en-Nehaî senediyle rivayetine göre Esved b, Yezîd anlatıyor: Ben, Arafe günü öğleden sonra Ömer İbnu’l-Hattâb'la Arafat'ta vakfe yapıyordum. Saçlarını taramış, üzerinden güzel kokular savrulan bir adam çıkageldi. Ömer, ona: "Sen ihramh mısın?" diye sordu. Adam: "Evet" cevabını verdi. Bunun üzerine Ömer: "Senin halin, ihramlı hali değil. İhramlı kimse, saçları uzun müddet taranmadığından keçelenen, üstü başı tozlu olan ve ter kokan kimse demektir." dedi. Adam: "Ben temettu' haccı yapmak üzere geldim. Yanımda ailem de var. Ben, bugün ihrama girdim." dedi. O zaman Ömer dedi ki: "Bu günlerde temettu' yapmayın. Zira ben onlara temettu' haccı konusunda ruhsat versem hanımlarıyla Erak'ta (Arafat yakınlarında bir yer) cinsel münasebet kurarlar. Sonra onlarla hacca giderler."[480] Bu sözler, bunun Ömer'in kendi görüşü olduğunu ortaya koymaktadır.


    İbn Hazm diyor ki: O halde ne oldu? Ve ne güzel oldu? Oysa Peygamber (s.a.v.) hanımlarını dolaştı, sonra sabah ihrama girdi. İhramdan önce göz açıp kapayacak kadar zaman kalana dek cinsel ilişki kurmanın mubah olduğunda ihtilâf yoktur. En iyi bilen Allah'tır. [481]



    d) Diğer Görüşleri ve Tenkidi:


    Haccın umreye çevrilmesini menedenler, şimdi zikredeceğimiz ve bozukluklarını ortaya koyacağımız başkaca iki yol daha tutmuşlardır:


    Birinci yol: Diyorlar ki: Sahabe ve onlardan sonra gelenlerin haccı feshetmenin caiz olub olmadığında ihtilâf ettikleri gözönüne alınırsa, ilim adamlarının pej; çoğuna hatta çoğunluğuna göre, yapılması caiz olmayan bir şeyden ibadeti korumak amacıyla ihtiyat olarak bunun engellenmesi gerekir.


    İkinci yol: Peygamber (s.a.v.) hac aylarında umre yapmanın caiz olduğunu göstermek için sahabîlere haccı feshetmelerim emretmiştir... Çünkü cahiliye devri halkı, hac aylarında umre yapmayı hoşgörmezler ve derlerdi ki: "Devenin sırtındaki yağır (aşınmadan dolayı meydana gelen yara bere izi) iyileşir, iz silinir gider, safer ayı da çıkar giderse; işte o zaman umreci için umre helâl olur..." Peygamber (s.a.v.) sahabîlere bundan dolayı haccı feshetmelerini emretti.[482] Böylece onlara hac aylarında umre yapmanın caizliğini açıklamış oldu.


    Bu her iki yol da tutarsızdır:


    Birincisi: İhtiyat, sünnet belli değilse ancak o zaman meşru olur. Belli ise ona uymak ve ona aykırı olanı bırakmak ihtiyattır. Eğer ihtilaftan dolayı onu bırakmak ihtiyatsa, ona aykırı olanı bırakmak ve ona uymak daha daha ihtiyatlıdır. İhtiyat iki türlüdür: 1) Âlimlerin ihtilâfından kurtulmak için ihtiyat, 2) Sünnete muhalefetten kaçınmak için ihtiyat.


    Bunlardan birinin diğerine üstünlüğünü açıktır.


    Hem burada ihtiyat imkânsızdır. Çünkü haccı feshetme konusunda âlimlerce üç görüş ileri sürülmüştür:


    1- Haramdır.


    2- Vâcibtir.


    3- Müstehaptır. Haram sayana muhalefetten kaçınma, vâcib sayana muhalefetten kaçınmaya göre ihtiyat açısından daha elverişH değildir. Muhalefetten kurtulmak için ihtiyatlı davranma imkânsız olunca, sünnete muhalefetten kurtulmak için ihtiyat gösterme artık kesinlik kazanır.


    İkinci yola gelince: Pek çok yönden tutarsızlığı daha da ortadadır:


    1- Peygamber (s.a.v.) yukarıda da geçtiği üzere bundan önceki üç umresini hac aylarında, Zilkade ayında yapmıştır. Zilkade ayı ise hac aylarının ortasıdır. Peygamber (s.a.v.) bunu daha önce üç defa yapmışken, sahabîlerin, hac aylarında umre yapmanın caiz olduğunu ancak Pey-gamber'in (s.a.v.) kendilerine haccı umreye çevirmelerini emretmesinden sonra öğrendikleri, bu zamana kadar bilmedikleri nasıl düşünülebilir?


    2- Sahihayn* daki bir hadise göre Peygamber (s.a.v.) mikatta sahabîlere: "Kim umreye niyetlenib ihrama girmeyi, telbiye getirmeyi isterse öyle yapsın. Kim hacca niyetlenib ihrama girmeyi, telbiye getirmeyi isterse öyle yapsın. Kim de hac ve umreye niyetlenib, ihrama girmeyi, telbiye getirmeyi isterse o da Öyle yapsın." buyurmuştur.[483]' Görüldüğü üzere Peygamber (s.a.v.) mîkatta, müslümanlann çoğunluğu yanında iken hac aylarında umre yapmanın caiz olduğunu onlara açıklamıştır. Şu halde onlar, bu işin caiz olduğunu haccı feshetme işlemine kadar nasıl bilmemiş olabilirler? Allah'a yemin olsun ki, bu sözle bu işin caiz olduğunu öğrenmemiş-lerse feshetme suretiyle caiz olduğunu öğrenmemiş olmaları akla daha yatkındı.


    3- Peygamber (s.a.v.) kurbanlık sevketmemiş olanlara, ihramdan çıkmalarını, sevketmiş olanlara ise kurbanı kesinceye kadar ihramlı kalmalarını emretmiş ve böylece ihramlılar arasında fark bulunduğunu ortaya koymuştur. Bu da gösterir ki, ihramdan çıkmaya engel, sırf birinci ihram değil, kurbanlık sevketmiş olmaktır. Haccı feshetmeyi menedenterin kaydettikleri illet, belli türdeki ihramhya mahsus olamaz. Peygamber (s.a.v.) ihramdan çıkma ve çıkmama konusunda etkili olan hususun, —başka bir şey değil— kurbanın bulunub bulunmaması olduğunu söylemiştir.


    4- Şöyle denilebilir: Peygamber (s.a.v.), müşriklere muhalefet etmeyi amaçlamışsa, bu durum, haccı feshetmenin bu illetten dolayı daha faziletli olduğuna bir delil teşkil eder. Çünkü Peygamber (s.a.v.) şayet bunu yalnız müşriklere muhalefet olsun diye sahabîlere emretmişse bu durum kıyamete kadar ya vâcib, ya müstehap olarak haccı feshetmenin meşruluğuna bir delil olmuş olur. Zira Peygamber'in (s.a.v.) müşriklerin tavırlarına muhalefet olsun diye hac ve umre konusunda yaptığı ve ümmetine meşru kıldığı şey ya vâcib, ya müstehap olarak kıyamete kadar meşru demektir. Müşrikler Arafat'tan güneş batmadan önce hareket ederler, Müz-delife'den ise güneş doğuncaya kadar hareket etmez ve: "Ey Sebîr! Aydınlan ki, kurban kesimine koşalım!" derlerdi. Peygamber (s.a.v.) onlara muhalefet ederek[484] "Bizim tavrımız, müşriklerin tavrına muhalefet etti. Biz güneş batıncaya kadar Arafat'tan hareket etmedik." buyurdu.


    Bu muhaleîet ya Mâlik'in dediği gibi rükündür, ya Ahmed b. Hanbel, Ebu Hanîfe ve iki görüşünden birine göre Şafiî'nin dediği gibi vâcibtir, yapmadığı takdirde kurban kesmek gerekir; ya da diğerlerinin dediği gibi sünnettir.


    Müzdelife'den güneş doğmadan önce hareket etmek, müslümanlann ittifakıyla sünnettir. Aynı şekilde Kureyşliler Arafat'ta vakfe yapmazlar, Müzdelife'den hareket ederlerdi. Peygamber (s.a.v.) onlara muhalefet edip Arafat'ta vakfe yaptı ve oradan hareket etti. "...Sonra insanların hareket ettikleri yerden hareket edin." âyeti[485] bu konuda inmiştir. Bu muhalefet müslümanlann ittifakıyla haccın rükünlerindendir. Müşriklere muhalefet ettiğimiz hususlar ya vâcibtir ya müstehaptır. Bunlar arasında mekruh yoktur. O halde nasıl haram bulunabilir? Nasıl "Peygamber (s.a.v.) ashabına, müşriklerin haccına muhalif bir hac şeklini emretmiştir. Oysa onlara yasakladığı şey, yapmalarını emrettiğinden daha faziletliydi." denebilir? Yahud nasıl "Müşriklerin yaptıkları gibi hac yapıp da temettu' yapmayan kimsenin haccı, Allah Rasûlü'nün emriyle muhacirlerin ve Ensâr'ın oluşturduğu ilk müslümanlann yaptıkları hacdan daha faziletlidir." denebilir?


    5- Sahihayn'da rivayet edildiğine göre Peygamber (s.a.v.) buyurdu ki: "Kıyamete kadar umre, hacca dahil olmuştur." O'na sordular: "Yaptığımız bu umre yalnız bu sene için mi, yoksa ebediyen geçerli mi?" O da: "Hayır, ebediyen geçerlidir, Kıyamete kadar umre, hacca dahil olmuştur." buyurdu[486]


    Câbir'in rivayet ettiği uzun hadiste açıkça geçtiği üzere sahabîler, hacdan çevrilen umreyi sormuşlardı. Câbir anlatıyor: Peygamber (s.a.v.) sa'yı Merve'de bitirince: "Bu yapageldiğim hacca yeniden başlayabilsey-dim kurbanlık sevketmez, niyetlendiğim haccı umreye çevirirdim. Hanginizin yanında kurbanlık hayvanı bulunmuyorsa, ihramdan çıksın ve haccını umreye çevirsin." buyurdu. Bunun üzerine Sürâka b. Mâlik ayağa kalkıp: "Ey Allah'ın Rasûlü! Bu seneye mi mahsus, yoksa ebediyen geçerli mi?" diye sordu. Allah Rasûlü (s.a.v.) parmaklarını birbirine geçirip iki kere: "Umre, hacca dahil olmuştur." buyurdu ve devamla: "Hayır, ebediyen geçerli." dedi... Bir metinde ise deniyor ki: Allah Rasûlü (s.a.v.) Zilkâde'nin dördüncü günü sabahı (Mekke'ye) geldi ve bize ihramdan çıkmamızı emretti. Biz: "Arafe gününe ancak beş gün kalmışken bize hanımlarımızla cinsel ilişki kurmamızı ve erkeklik âletlerimiz meni akıtır bir halde Arafat'a gelmemizi emrediyor?" dedik... Hadisin daha sonraki bölümünde deniyor ki: Sürâka b. Mâlik: "Bu seneye mi mahsus, yoksa ebediyen geçerli mi?" diye sordu. Peygamber (s.a.v.) de: "Ebediyen" cevabım verdi.[487]


    Sahih-i Buhari'üt bir hadise göre Sürâka, Peygamber'e (s.a.v.): "Bu size mi mahsus ey Allah'ın Rasûlü?" diye sordu. O da: "Hayır, ebediyen." buyurdu[488] Böylece Allah Rasûlü (s.a.v.) açıklamış oldu ki, haclarını umreye çeviren sahabîlerin yaptıkları bu umre şekli, ebediyen geçerlidir ve kıyamete kadar umre, hacca dahil olmuştur. Bu da temettu' umresinin, haccın bir bölümü olduğunu gösterir.


    Bazı insanlar Peygamber'in (s.a.v.): "Hayır, ebediyen geçerli." sözünü delil olarak kullanma konusunda iki itiraz ileri sürmüşlerdir. Birincisi: Bu sözle, "Yapılan bu umre ile farzın düşmesi yalnız o seneye mahsus değil; aksine ebediyen farzı düşürür." denmek istenmiştir. Bu itiraz tutarsızdır. Çünkü bunu kasdetmiş olsa, "ebediyen" şeklinde cevap vermezdi. Zira ebedîlik, belli bir grup için geçerli olmaz, bütün müslümanlar için geçerli olur. Hem Peygamber (s.a.v.): "Kıyamete kadar umre, hacca dahil olmuştur" buyurmaktadır. Sahabîler de bu sorularıyla vâcibliğin tekrar edip etmeyeceğini sormak isteselerdi; yalnız umreyi sormakla yetinmezler, haccı da sorarlardı. Ama onlar "Yaptığımız bu umre bu seneye mi mahsus, yoksa ebediyen mi geçerli?" diye sormuşlardır. Şayet umrenin va-cipliğinin her sene tekrar edip etmeyeceğini sormak isteselerdi; hac konusunda sordukları gibi "Her sene mi, ey Allah'ın Rasûlü?" diye sorarlar, O da hac konusunda onlara verdiği şu cevabı verirdi: "Söylemediğim, şeyleri olduğu gibi bırakın, sormayın. Evet, deseydim elbet (her sene) vâcib olurdu." Sahabîler, Peygamber'e (s.a.v.): "Bu size mi mahsus?" diye sormuşlar; O da:""Hayır, ebediyen geçerli." diye cevap vermiştir. Bu soru ve cevap, hususîlik bulunmadığı konusunda açık ifadelerdir.


    İkincisi: Soruyu soran kişi, soruda geçen "bu" sözüyle hac aylarında umre yapmanın caizliğini kasdetmektedir. Bu itiraz öncekinden daha tutarsızdır. Çünkü soruyu soran kimse bu soruda, hac aylarında umre yapmanm caiz olub olmadığını değil, (başka tür) haccı feshetme suretiyle yapılan temettu' haccını sormuştur. Zira Peygamber'in (s.a.v.) yanında kurbanlık hayvanı bulunmayanların haccı feshetmelerini emretmesi üzerine sormuştur. O vakit Sürâka, Peygamber'e (s.a.v.): "Bu seneye mi mahsus, yoksa ebediyen geçerli mi?" diye sormuş; Peygamber (s.a.v.) de onun sorduğu soruya cevap vermiştir, sormadığına değil. Peygamber'in (s.a.v.) yanında kurbanlık hayvanı bulunmayanlara ihramdan çıkmalarını emretmesinin ardından "Kıyamete kadar umre hacca dahil olmuştur." buyurması bunun kıyamete kadar devamlı olduğunun açık ifadesidir. O halde hususîlik iddiası ibtal olmuştur. Başarı yalnız Allah'tandır.


    6- Kaydettiğimiz bu illet ne hadiste geçmektedir, ne de hadiste ona bir işaret vardır. Şayet bu illet asılsız ise itirazınız ibtal olur. Eğer sahihse, hiçbir yönden sahabe için bir ayrıcalığı gerektirmez. Hatta sahihse o illetin bulunduğu şeyin devamlılığını ve sürekliliğini gerektirir. Nitekim Peygamber'in (s.a.v.) ve ashabının gücünü müşriklere göstermek için remel (koşar adım yürümek) meşru kılınmış ve muşrûluğu kıyamete kadar süreklilik .- arzetmiştir. Şu halde her nasıl düşünülürse düşünülsün, bu illeti delil göstererek bunun sahabîlere mahsus olduğunu söylemenin tutarsızlığı ortaya çıkmış demektir.


    7- Sahabe —Allah onlardan razı olsun—, üç sene Peygamber'le (s.a.v.) hac aylarında umre yapmış olmalarına rağmen buradan hareketle hac aylarında umre yapmanm caizliğini anlamakla, mikatta Peygamber'in (s.a.v.) kendilerine bu konuda izin vermesiyle ve nihayet haccı umreye çevirmelerini emretmesiyle yetinmemişse, onlardan sonra gelenlerin bununla yetinmeyip Peygamber'in (s.a.v.) emrine uymak ve O'nun ashabının yolunu takip etmek amacıyla haccı umreye çevirmeleri daha lâyıktır. Ancak herhangi bir kimse: "Biz sahabenin yetinmediği ile yetinir, caizlik konusunda onların ihtiyaç duyduklarına ihtiyaç duymayız." diyecek olursa, bu bir cehalettir; ondan Allah'a sığınırız.


    8- Allah Rasûlü'nün (s.a.v.), haram bir husus olan haccı feshetme işlemini ashabına emretmek suretiyle bunun mubah olduğunu öğretmesi düşünülemez. Çünkü bu yasağı işlemeksizin, bundan daha kolay bir açıklamayla, A$ha açık bir delâletle ve daha az bir külfetle öğretmesi mümkündür.


    Soru: Peygamber (s.a.v.) onlara bunu emrettiğinde haccı feshetme işlemi haram değildi.


    Cevap: O zaman ya vâcibtir, ya da müstehaptır. Bunlardan her birini savunan bir grup vardır. O halde vâcib yahud müstehap kılındıktan sonra bunu haram kılan kimdir? Bu vâcibliği yahud müstehaplığı hangi nas, hangi icmâ kaldırmıştır? Bu sorgulamadan asla kurtuluş yoktur.


    9- Peygamber (s.a.v.): "Bu yapageldiğim hacca yeniden başlayabil-seydim kurbanlık sevketmez, niyetlendiğim haccı umreye çevirirdim." buyurmuştur. Şimdi, Peygamber'in (s.a.v.) hac aylarında umre yapmanın caizliğini o vakit yeni öğrendiğini ve bu yüzden onu kaçırdığı için üzüldüğünü mü sanıyorsun? Bu, en imkânsız 'şeylerdendir.


    10- Peygamber (s.a.v.), kurbanlık sevketmeyip ifrâd ve kıran haccı-na niyetlenenlere, haccı umreye çevirmelerini emretti. Malumdur ki, kıran yapan kimse hac aylarında hac yanında umre de yapmıştır. O halde Peygamber (s.a.v.) kendisi yapmış olduğu ve haccı umreye eklediği halde hac aylarında umre yapmanın caiz olduğunu göstermek için nasıl kıran yapan kimseye kıran haccını umreye çevirmesini emredebilir?


    11- Haccın umreye çevrilmesi usul kıyasına aykırı değil, uygundur. Bu konuda nas bulunmamış olsaydı bile kıyas bunun caiz olmasını gerektirir. O halde bu konudaki nas, kıyasa uygun gelmiştir. Bunu Şeyhülislâm (İbn Teymiye) söylemiş ve o, bu hususu şöyle açıklamıştır: İhramlı bir kimse gerektiğinden fazlasını kendine gerekli kılıp yüklense, imamların ittifakıylacaizdir. Şayet umre yapmak üzere ihrama girse, sonra umreye haccı da katsa, tartışmasız caizdir. Hac yapmak üzere ihrama girse, sonra buna umreyi de katsa, cumhura göre caiz olmaz. Bu görüş aynı zamanda Mâlik, Ahmed b. Hanbel ve zahir mezhebine göre Şafiî'nin de görüşüdür. Ebu Hanife ise temel kabul ettiği, 'kıran yapan kimse iki tavaf, iki sa'y yapar' görüşüne dayanarak bunun caiz olduğunu söylemiştir... Şeyhülislâm devamla diyor ki: Kıran yapan kimsenin iki tavaf, iki sa'y yapacağı yolunda İmam Ahmed'den aktarılan rivayetten çıkartılacak kıyas da budur. Durum böyle olduğunda hac yapmak üzere ihrama giren kimse artık hacdan başka bir şey yapmaya niyetlenemez. Temettu' haccına niyetlenmişse artık hem umre ve hem de hac yapmayı kendisine gerekli kılmış demektir. Haccı feshetme suretiyle kendisine önce olduğundan daha fazla görev yüklediği için bu caiz olmuştur. Daha faziletli olduğuna göre müstehap demektir. Bu durum, temettuZ yapan kişi ( Peygamber'in emriyle) haccı umreye çevirdi sananlara problem olmuştur. Oysa durum böyle değildir. Çünkü haccı yalnız umreye çevirmek istese, hiç ihtilafsız bu, caiz değildir. Haccı feshetme, yalnızca umreden sonra hac yapma niyetini taşıyanlar için caizdir. Temettu' haccına niyetlenen kişi umre ihramına girdiğinde hacca da girmiş demektir. Nitekim Peygamber (s.a.v.): "Kıyamete kadar umre hacca dahil olmuştur." buyurmaktadır. Bu sebeble temettu' yapan kimsenin umre ihramına girmesinden itibaren üç gün oruç tutması caizdir. Bu da o kimsenin o durumda hacda olduğunu gösterir. Bundan sonra hac için ihrama girmesi ise tıpkı cunûb kimsenin önce abdest alması, sonra gusletmesi gibidir. Peygamber (s.a.v.) cunûblükten dolayı guslettiğinde böyle yapardı. Ölen kızını yıkayan kadınlara "Sağından ve abdest organlarından yıkamaya başlayın." buyurmuştur.[489] Abdest organlarım yıkama guslün bir bölümüdür.


    İtiraz: Bu üç yönden tutarsızdır:


    1- Haccını feshettiği vakit ilk ihramıyla kendisine yasak olan şeyler, feshetme suretiyle helâl olur. Bu ise kendisine yüklediği (niyetlendiği) görevden daha aşağıdır.


    2- İlk olarak niyetlendiği hac şekli, kendisine çevirdiği hac şeklinden daha mükemmeldir. Bundan dolayı birincisi cezaya ihtiyaç göstermez. Kendişine çevrilen ise ceza olarak kurban kesimine ihtiyaç gösterir. İçinde ceza bulunmayan hac şekli, ceza bulunan hac şeklinden daha faziletlidir.


    3- Umrenin hacca ilâvesi caiz olmazsa onun hacca bedel yapılması ve haccın umreye çevrilmesi haydi haydi caiz olmaz.


    Bu itiraz yönlerine biri toplu, diğeri tafsilatlı olmak üzere iki yoldan cevap verilecektir:


    Toplu cevap: Bu yönler tamamen sünnete karşı yapılan itirazlardır. Bu itirazlara ise, şöyle cevap verilir: Vahyi kişisel görüşlere tercih gereklidir. Sünnete muhalif her görüş kesinlikle bâtıldır. Bâtıl olduğunu ise, sahih ve sarih sünnete muhalefet etmiş olması ortaya koyar. Kişisel görüşler sünnete tabidirler. Sünnet, kişisel görüşlere tâbi değildir.


    Tafsilatlı cevap: Zaten maksadımız da budur. Biz 'haccın feshi, kıyasa uygundur' görüşünü kabullenmiştik. O halde bu kabullenişin hakkını vermek gerekir. Buna göre birinci yönün cevabı: Temettu' haccı —araya ihramdan çıkış girmiş olsa da—, içinde hiç ihramdan çıkma bulunmayan ifrâd haccından daha faziletlidir. Çünkü Peygamber (s.a.v.), yanında kurbanlık hayvanı bulunmayanlara temettu' haccı yapmak üzere ihrama girmelerini ve ashabına haccı, temettu' haccına çevirmelerini emretmiş, kendisi de bu hac için ihrama girmiş olmayı temenni etmiştir. Aynı zamanda Allah'ın, kitabında sözü edilen hac şekli de budur. Ümmet bu hac şeklinin caiz, hatta müstehap olduğunda icmâ etmiş, diğerlerinde ise iki görüşe ayrılmışlardır. Peygamber (s.a.v.) de hac için ihrama giren ashabına sonra haclarını temettu' haccına çevirmelerini emrettiğinde onların çekimser davranmaları üzerine kızmıştır. Hem kesinlikle herhangi bir haccın, en hayırlı nesillerin ve âlemlerin en faziletlisi olan. insanların, Peygamberleri (s.a.v.) ile birlikte yapmış oldukları hacdan daha faziletli olması mümkün değildir. Peygamber (s.a.v.) kurbanlık sevketmiş olanlar dışında kalan bütün sa-habîlere, haclarını, temettu' haccma çevirmelerini emretmiştir. Bu tür hac dışında başka bir haccın bundan daha faziletli olması mümkün değildir. Ancak kıran haccma niyetlenib kurbanlık sevkedenin yaptığı hac bundan müstesnadır. Nitekim Allah Teâlâ da Peygamberine kıran haccını seçmiştir. Allah'ın, Peygamberi için seçtiği hac kıran haccı; Peygamberin ashabı için seçtiği hac ise temettu' hacadır. Hangi hac bu ikisinden daha faziletli olabilir? Hem Peygamber'in (s.a.v.), ashabını, üstün bir hac şeklinden vazgeçirip daha az faziletli ve başkası kendisine tercih edilen bir hac şeklini yaptırması mümkün değildir. Temettu' haccmın ifrâd haccından daha faziletli olduğunu gösteren daha pek çok sebeb vardır; ancak onları anlatmahin yeri burası değildir. Böylece bu hac şeklinin, feshetme suretiyle kaçırılan ihram üzere kalmaktan daha faziletli ve daha tercihe şayan olduğu anlaşılmış ve bununla ikinci yönün asılsızlığı ortaya çıkmış oldu.


    "O, kurban kesilmesi zorunlu bir hac şeklidir." sözünüze gelince, bu söz çeşitli yönlerden tutarsız bir sözdür:


    a) Temettu' haccında kurban kesimi, istenilen bir ibadettir ve bu, hac-cın tamamlayıcısıdir. Şükran kanıdır, ceza kam değil. Memleketinde bulunan (mukim) kimse için kurban bayramında kurban kesimi nasıl b gün yapılan ibadetin tamamlayıcı sidir, tıpkı bunun gibi kan akıtmayı içeren hac şekli de kurban kesimini içeren bayram yerindedir. Zira o gün kurban kesimiyle Allah'a yakınlaşma kan akıtma gibidir. Tirmizî ve başkalarının Ebu Bekir Sıddîk'tan rivayetlerine göre Peygamber'e (s.a.v.): "Hangi hac daha faziletlidir?" diye sordular. O da: "Acc ve secc" cevabını verdi.[490] "Acc'\ Yüksek'sesle telbiye getirme; "secc", kurban kanı akıtma demektir. "İfrâd yapan kimse de bu fazileti elde etme imkânına sahiptir." denirse şöyle cevap verilir: Yalnız kıran ve temettu' yapanlar hakkında bunun meşru olduğuna dair nas gelmiştir. İfrâd yapan için de müstehap olduğu düşünülse bile onun sevabı nerde, temettu' ve kıran yapanların kestiği kurbanın sevabı nerde?


    b) Şayet bu, ceza kanı olsaydı; ondan yemek caiz olmazdı. Oysa sahih bir rivayete göre Peygamber (s.a.v.), hacda kestiği kurbanın etinden yemiş; her deveden bir parça etin bir tencereye konmasını emretmiş ve kendisi onların etinden yemiş, çorbalarından içmiştir.[491] Şayet O'na düşen pay, bir devenin yedide biri ise her deveden yemiş olduğu gözönüne alındığında yüz parça yemiş demektir. Develerden düşen pay, bölüştürme suretiyle belli olmamış şayi hissedir. Sahıhayn'da rivayet edilen bir hadise göre de Peygamber (s.a.v.), temettu' haccı yapmakta olan hanımları adına kesmiş olduğu kurbandan yemiştir. İmam Ahmed bu hadisi delil olarak kullanmıştır. Sahihayn'da Âişe'den (r.a.) rivayet edildiğine göre Peygamber (s.a.v.), hanımları adına kurban kesti. Sonra onlar adına kestiği bu kurbandan kendilerine gönderdi.[492] Allah Teâlâ, Mina'da kesilen kurbanlar hakkında buyuruyor ki: "Siz de bunlardan yeyin, çaresiz kalmış yoksulu da doyurun. "[493] Bu âyet sırf oraya mahsus değilse, kesinlikle temettu' ve kıran kurbanlarını da kapsar. Zira orada meşru olan, temettu' ve kıran kurbanlarının kesimidir. İşte bundan dolayı —Allah daha iyi bilir ya— Peygamber (s.a.v.), Rabbinin "yeyin" emrine uymak için her deveden bir parça etin bir tencereye konmasını emretmiş, böylece bütün kestiği kurbanlardan yeme imkânına kavuşmuştur.


    c) Cezaya sebeb olan şey, aslında yasaktır. Bir mazeret bulunmaksızın ona kalkışılmaz. Çünkü cezanın sebebi ya bir vacibin terki, yahud bir yasağın çiğnenmesidir. Temettu' haccında ise kurban kesimi ya vâcib olarak —İbn Abbas ve bir grup âlim bu görüştedir— yahud müstehap olarak — çoğunluk bu görüştedir— emredilmiş bir şeydir. Şayet temettu' haccı kurbanı ceza kurbanı olsaydı, bir mazeret bulunmaksızın onun sebebini yapmaya kalkışmak caiz olmazdı. O halde onların "ceza kanıdır" sözlerinin asılsızlığı ortaya çıkmış ve anlaşılmıştır ki, bu hac ibadetine ait bir kurbandır; Allah bu sayede kullarına bir genişlik göstermiş ve sürekli ihramda kalmadan kaynaklanan bir meşakkat bulunduğu için de onun sebebiyle ihram sırasında ihramdan çıkmayı mubah kılmıştır. Bu, yolculukta namazı kısaltma ve oruç tutmama, mestler üzerine meshetme yerindedir. Gerek Peygamber (s.a.v.), gerekse ashabı hem bunu hem de bunu yapmışlardır. "Allah Teâlâ, verdiği ruhsatların yapılmasından hoşlanır. Nitekim kendisine karşı bir günah işlenmesinden hoşlanmaz."[494] Görüldüğü üzere Allah'ın, kolaylaştırdığı ve hafifleştirdiği bir şeyi kulunun yapmasını sevmesi, ona haram kıldığı ve yasakladığı şeyi işlemesinden hoşlanmaması gibidir. Her ne kadar kesilen kurban, iki yolculuktan birinin düşmesinden dolayı rahatlayışa bir bedel ise de bu, hac aylarında gelen kimse için ifrâd haccı ve onu müteakip umre yapmaktan daha faziletlidir. Bedel bazan vâcib de olabilir. Meselâ (öğleye) bedel sayanlara göre cuma ile, su kullanma imkâmna sahip olmayan için teyemmüm bedel oldukları halde vâcibtirler. Bedel bazan vâcib olabildiğine göre, müstehap olması caizlik bakımından daha uygundur. Arada ihramdan çıkılması hepsinin bir tek ibadet olmasını engellemez. İfâza tavafı örneğinde olduğu gibi. Zira ifâza tavafı, ittifakla bir rükündür; ancak birinci ihramdan çıkıştan sonra yapılır. Aynı şekilde Mina günlerinde şeytan taşlama da böyledir; tamamen ihramdan çıktıktan sonra yapılır. Ramazan orucunda da geceleri oruç bozulur; ama bu, onun bir tek ibadet olmasını engellemez. Bundan dolayı Mâlik ve başkaları demişlerdir ki: Bütün Ramazan ayı için bir tek niyet kâfidir, zira oruç bir tek ibadettir. En iyi Allah bilir.


    "Umrenin hacca ilâvesi caiz olmazsa, onun hacca bedel yapılması ve haccın umreye çevrilmesi haydi haydi caiz olmaz." sözünüze gelince; bir değirmen gürültüsü işitiyoruz, ama öğüttüğü unu görmüyoruz! Bu iki şey arasında ne bağlantı var? Elinizde hiçbir sağlam delili bulunmayan bu davanın delili nedir? Hem sonra bunu söyleyen şayet Ebu Hanife (r.a.) taraftarlarından ise, Ebu Hanife'nin kendisi bu kıyasın tutarsızlığını itiraf etmemektedir. Şayet başkalarından ise kıyasının sıhhatini ortaya koyması istenir; ama buna yol bulamaz. Sonra denir ki: Umreyi ilâve eden kimse niyetlendiği görevinden noksanlaştırmıştır. Çünkü haç için bir tavaf, umre için başka bir tavaf yapacaktı. Kıran yapınca sahih sünnetin hükmünce bir tavaf, bir sa'y yapması yeterli olmuştur. Bu cumhûr'un görüşüdür. Oysa niyetlendiği görevi noksanlaştırmıştır. Fesheden ise niyetlendiğinden eksiltmemiş, aksine ibadet şeklini ondan daha mükemmel, daha faziletli ve daha çok vacibi bulunan bir şekle aktarmıştır. Her nasıl düşünülürse düşünülsün böylece kıyasın tutarsızlığı ortaya çıkmış oldu. Hamd, yalnız Allah'adır. [495]



    16— Hz, Peygamber'in Mekke'ye Girişi:


    Peygamber'in (s.a.v.) haccını anlatmaya dönelim.


    Sonra Hz, Peygamber (s.a.v.) yola koyuldu. Zîtuvâ'da konakladı. Şimdi orası "Âbâru'z-Zâhir" adıyla bilinmektedir. Zilhicce'nin dördüne rastlayan pazar gecesini orada geçirdi. Sabah namazını orada kıldı. Sonra o gün gusletti ve Mekke'ye doğru yola koyuldu. Mekke'ye gündüz Hacûn üzerindeki Mekke'nin yukarı tarafına düşen yüksek tepeden girdi. Umrede aşağı taraftan girerdi. Hacda yukarı taraftan girdi, aşağı taraftan çıktı. Sonra yola devam edip kuşluk vakti Mescid-i Haram'a girdi.


    Taberânî, Peygamber'in (s.a.v.) Mekke'ye, bu gün insanların Şey-beoğulları kapısı adını verdikleri Abdimenâfoğulları Kapısından girdiğini kaydetmektedir[496]


    İmam Ahmed'in kaydına göre Peygamber (s.a.v.), Dâr-ı Ya'lâ mahallesinin bir yerine girdiği vakit Beytullah'a yönelmiş ve dua etmişti.


    Taberânî kaydetmektedir ki, Peygamber (s.a.v.), Beytullah'ı gördüğünde şöyle dua etmişti:


    "Allah'ım! Şu evini daha çok şereflendir; ona daha çok saygı ve heybet duyulmasını, onun daha çok üstün tutulmasını sağla!"[497]


    Yine Taberânî'nin rivayetine göre Peygamber (s.a.v.), Kabe'yi görünce ellerini kaldırır, tekbîr getirir ve şöyle dua ederdi:


    "Allah'ım! Selâm Sensin. Selâm Sendendir. Rabbimiz! Bizi selâmla (yahud selametle yaşat). Allah'ım! Şu evini daha çok şereflendir; ona daha çok saygı ve heybet duyulmasını, onun daha çok üstün tutulmasını sağla! Onu hac yahud umre yapma niyetiyle ziyaret edenlerin de şereflerini, tazimlerini, saygılarını ve iyiliklerim arttır!"[498] Bu hadis mürseldir. Ancak Saîd b. Müseyyeb, Ömer İbnu’l-Hattâb'ın (r.a.) bu duayı okuduğunu işitmiştir.[499]


    Mescid-i Haram'a girince doğru Beytullah'a gitti. Tahiyyetü'l-mescid namazı kılmadı. Zira Mescid-i Haram'ın tahiyyetü'l-mescidi tavaftır. Hacer-i Esved'in hizasına varınca onu selâmladı, üzerine varmadı. Onu geçip Rükn-i Yemânî cihetine ilerlemedi. Ellerini kaldırmadı. Ne "Bu tavafımla şu ve şu yedi tura niyet ettim." dedi ve ne de bilgisizlerin yaptığı gibi tavafa tekbirle başladı. Hatta bu, kötü bid'atlerdendir. Hacer-i Esved'i bütün bedeniyle hizasına alıp, sonra ondan yüz çevirip onu yan tarafına alma diye bir şey yapmadı. Aksine Hacer-i Esved'i karşısına alıp selâmladı. Sonra sağından başlayıp Kabe'yi soluna aldı. Ne Kabe kapısının yanında, ne oluk altında ve ne de Kabe'nin arkasında ve rükünleri yanında dua etmiştir. Tavaf için ne bilfiil yaparak ve ne de öğreterek belli bir zikir tayin etmiştir. Sadece iki rükün arasında şöyle dua ettiği mahfuzdur:


    "Rabbimiz! Bize dünyada bir iyilik, âhirette bir iyilik ver. Bizi cehennem azabından koru!"[500] Bu tavafı sırasında ilk üç turda remel yaptı: Hızlı yürür, adımlarını kısa atardı. Ridasım koluna alıp iki ucundan birini, kürek kemiklerinden biri üzerine attı ve diğer kürek kemiği ile omuzunu açık bıraktı. Hacer-i Esved'in karşısına her gelişinde mihceni ile ona işaret ediyor yahud selâmlıyor ve mihceni öpüyordu. "Mihcen", ucu eğri değnek demektir. Peygamber'in (s.a.v.) Rükn-i Yemânî'yi selâmladığı sabittir; ancak ne onu, ne de selâmladığında elini öptüğü sabittir. Dârakutnî'nin İbn Abbas'tan rivayetine göre, Allah Rasûlü (s.a.v.) Rükn-i Yemânî'yi öper ve yüzünü onun üstüne koyardı.[501] Ancak bu hadisin senedinde Abdullah b. Muslim b. Hürmüz adlı bir râvi vardır ki, İmam Ahmed onun hakkında "hadisi sâlihtir = sâlihu'l-hadis" derken[502] diğerleri onu zayıf saymıştır. Ama burada Rükn-i Yemânî'den maksat Hacer-i Esved'dir. Çünkü o, Rükn-i Yemânî diye adlandırılır ve diğer rükünle ona "Yemâniyyân"denir. Kapı tarafından Hıcr'ın bitişiğindeki rükünle ona "Irakıyyân", Hıcr'ı takip eden iki rükne "Şâmiyyân" ve Rükn-i Yemânî ile Kabe'nin arkasından Hıcr'a bitişen rükne "Garbiyyân" denir. Ancak Peygamber'in (s.a.v.) gerek Hacer-i Esved'i öptüğü, gerekse eliyle onu selâmladığı ve elini üzerine koyup sonra elini öptüğü ve gerekse mihcenle selâmladığı sabittir. Böylece üç tür istilâm (selâmlama) şekli ortaya çıkmaktadır. Bir rivayete göre de dudaklarını Hacer-i Esved üzerine uzun müddet koyarak ağlamıştır.


    Taberânî'nin ceyyid senedle rivayetine göre; Peygamber (s.a.v.), Rükn-i Yemânî'yi selâmladığı vakit "Bismiliahi vallahu ekber" derdi[503]


    Hacer-i Esved'e her gelişinde "Allahu ekber" demiştir.[504]


    Ebu Davud et-Tayâlisî ile Ebu Âsim en-Nebîl, Cafer.b. Abdullah b. Osman'ın şöyle dediğini söylemektedirler: Muhammed b. Abbad b. Cafer'in Hacer-i Esved'i öptüğünü ve üzerine ainını koyduğunu gördüm. Sonra dedi ki: İbn Abbas'm bunu öptüğünü ve üzerine alnını koyduğunu gördüm ve İbn Abbas dedi ki: Ömer İbnü'I-Hattâb'ın bunu öpüp üzerine alnını koyduğunu gördüm ve sonra şöyle dediğini işittim: "Allah Rasûlü'nün (s.a.v.) böyle yaptığını gördüm, ben de yaptım. "[505]


    Beyhakî'nin rivayetine göre İbn Abbas, Rükn-i Yemânî'yi öptü, sonra üzerine alnını koydu. Sonra yine öpüp üzerine alnını koydu. Bunu üç kere yaptı. [506]


    Yine Beyhakî, İbn Abbas'ın: " Peygamber'in (s.a.v.) Hacer-i Esved üzerine alnım koyduğunu gördüm" dediğini kaydeder.[507]


    Peygamber (s.a.v.), iki yemânî rükün ( = Yemâniyyân) dışında rükünlerden hiçbirini selâmlamamış ve eliyle sıvazlamam ıştır. Şafiî (r.h.) der ki: Hiç kimse bu iki rüknü selamlamayı Allah'ın evi terkedilmiş olsun diye terketmemiştir. Ancak Allah Rasûlü'nün (s.a.v.) selâmladığını selâmlamış, selâmlamadığını da selâmlamamiştır.


    Peygamber (s.a.v.) tavafı bitirince Makâm'ın arkasına geldi vej.


    "Makâm-ı İbrahim'den bir namazgah edinin." âyetini[508] okudu. Makâm'ı, Kabe ile kendisi arasına alarak iki rekât namaz kıldı. Bu iki rekâtta, Fati-ha'dan sonra Kâfirûn ve İhlâs sûrelerini okudu. Sözü edilen bu âyeti okuması, Peygamber'in (s.a.v.) davranışla Kur'an'ı tefsir edişi ve Allah'ın bu âyetten ne kasdetmiş olduğunu açıklaması demektir. Namazını bitirince Hacer-i Esved'e yöneldi ve onu selâmladı. [509]



    17— Sa'y Edişi:


    Sonra Safa tepesinin karşısındaki kapıdan Safa'ya çıktı. Tepeye yaklaşınca: "Şüphesiz Safa ve Merve Allah'ın nişanelerindendir." âyetini[510] okudu ve "Allah'ın ilk olarak söylediğinden başlıyorum." dedi. Nesâî'nin rivayetinde ise^ "başlıyorum" yerine emir kipiyle "başlayın" kelimesi yer almaktadır.[511] Sonra dağın tepesine çıktı ve nihayet Kabe'yi gördü. Kıbleye yöneldi. Kelime-i tevhid ve tekbîr getirdi ve şöyle dedi:


    "Tek Allah'tan başka tanrı yok. O'nun ortağı yok. Mülk O'nundur. Hamd O'na mahsustur. O'nun herşeye gücü yeter. Tek Allah'tan başka tanrı yoktur. O Allah sözünü tutmuş, kuluna yardım etmiş ve güçlü toplulukları tek başına hezimete uğratmıştır." Sonra bu arada dua etmiş ve üç defa böyle söylemiştir.


    İbn Mes'üd, Safa'daki Sad* denilen bir yarık üzerinde ayağa kalktı. Bunun üzerine ona: "Ey Ebu Abdurrahman! Burası neresidir?" diye sordular. O da: "Burası, kendisinden başka tanrı bulunmayan Allah'a yemin ederim ki, kendisine Bakara sûresi indirilen zâtın makamıdır." diye cevap verdi. Bu olayı Beyhakî rivayet etmiştir[512]


    Sonra Peygamber (s.a.v.) yürüyerek Merve'ye İndi. Ayakları yokuş aşağı vadinin ortasına akınca, koştu. Vadiyi geçip (Merve) tepesine tırmanmaya başlayınca yürüdü. O'ndan aktarılan sahih rivayet böyledir. O gün sa'y yapılan yerin başlangıç ve sonunda dikili bulunan iki yeşil alâmetin önüne gelinceye kadar koşuyor (buradan itibaren yürüyordu). Görünen o ki, vadinin yapısı değişmemiştir. Sahih-i Muslim'deki rivayette Câbir, Peygamber'in (s.a.v.) böyle yaptığını aktarmaktadır.[513] Bu rivayetin görünümünden anlaşılan, Peygamber'in (s.a.v.) yaya olduğudur. Muslim'in; Sahih'inde rivayetine göre Ebu'z-Zubeyr, Câbir b. Abdullah'ın şöyle dediğini işitmiştir: "Peygamber (s.a.v.) Veda haccında, insanlar etrafım sardığı için (herkes tarafından görülemediğinden) kendisine sorularını sorsunlar diye onlara görünebilmek için yüksekte olmak amacıyla devesi üzerinde Kabe'yi tavaf etti ve Safa-Merve arasında sa'y yaptı."[514] Muslim'in, Ebu'z-Zubeyr aracılığıyla Câbir'den rivayetine göre ne Allah Rasûlü (s.a.v.) ve ne de ashabı Safa-Merve arasında bir tek sa'ydan başka sa'y —o da ilk sa'yıdır— yapmamıştır.[515]


    İbn Hazm diyor ki: Bu iki rivayet arasında bir çelişki yoktur. Çünkü binitli olan kimseyi devesi yokuş aşağı indirince, o kimsenin bütün bedeni yokuş aşağı akmış olur. Aynı zamanda bedeninin geri kalan kısmıyla beraber ayaklan da yokuş aşağı akmıştır.


    Bu iki rivayetin arasını bulmada bence bundan daha güzel başka bir yol vardır. Şöyle ki: Peygamber (s.a.v.) önce yaya olarak sa'y yaptı; sonra sa'yını binitli olarak tamamladı. Böyle olduğu, bir rivayette açıkça belirtilmiştir. Sahih-i Muslim'de rivayet edildiğine göre, Ebu't-Tufeyl anlatıyor: İbn Abbas'a: "Söyle bana, Safa-Merve arasında binitli olarak sa'y yapma sünnet midir? Zira kavmin, sünnet olduğunu iddia ediyor." dedim. O da: "Hem doğru söylemişler, hem yanlış!" diye karşılık verdi. Ben: "Hem doğru söylemişler, hem yanlış! sözünün anlamı ne?" diye sordum. Şunları söyledi: Allah Rasûlü'nün (s.a.v.) etrafında insanlar kalabalık lası p "İşte Muhammedi İşte Muhammed!" diye bağrışmaya başladılar; hatta yeni yetişmekte olan genç kızlar evlerden dışarı çıktılar. Dağıtmak amacıyla Allah Rasûlü'nün (s.a.v.) Önünde, insanlar dövülmezdi. Kalabalık iyideniyiye artınca Peygamber (s.a.v.) (devesine) bindi. Yürümek ve koşmak daha faziletlidir.[516]


    Peygamber'in (s.a.v.), Mekke'ye gelişinde yapmış olduğu kudüm tavafını yaya mi,binitli olarak mı yaptığı konusunda farklı görüşler ileri sürülmüştür. Sahıh-i Muslim'de rivayet edildiğine göre, Âişe (r.a.) diyor ki: Peygamber (s.a.v.), Veda haccında insanların kendisinden uzaklaştırılmasını hoş görmediği için Kabe'nin etrafını devesi üzerinde Rükn'ü (Hacer-i Esved'i) selâmlayarak tavaf etti.[517]


    Sünen-i Ebu Davud'âa îbn Abbas'm şöyle dediği rivayet edilir: Peygamber (s.a.v.), rahatsız olduğu bir halde Mekke'ye geldi. Tavafı devesi üzerinde yaptı. Rükn'e her gelişinde onu ucu eğri değnekle selâmladı. Tavafı bitirince deveyi çökertti, iki rekât namaz kıldı."[518] Ebu't-Tufeyl diyor ki: "Allah Rasûlü'nü (s.a.v.) gördüm; Kabe'nin etrafım devesi üzerinde tavaf ediyor, Hacer-i Esved'i ucu eğri-değneği ile selâmlıyor, sonra o değneği Öpüyordu." Bu hadisi Muslim, "deve" kelimesini zikretmeksizin rivayet etmiştir.[519] Hadis, Muslim'in senediyle ve deve kelimesinin zikredilmesi suretiyle Beyhakî tarafından rivayet edilmiştir. Allah daha iyi bilir ya, bu kudüm tavafında değil de ifâza tavafında olsa gerektir. Çünkü Câ-bir (kudüm tavafının) ilk üç turunda Peygamber'in (s.a.v.) remel yaptığım hikâye etmiştir ki, bu ancak yaya olunduğunda mümkündür.


    Şafiî (r.h.) diyor ki: Peygamber'in (s.a.v.) kudüm tavafında yaptığı yedi turu yaya idi. Çünkü Câbir, bu tavafta Peygamber'in (s.a.v.) üç turda remel yaptığını, dört turda ise yürüdüğünü aktarmıştır. Câbir'in, tavafı Peygamber'in (s.a.v.) bir tek turda hem binitli, hem yaya olarak yapmış olduğunu söylemesi düşünülemez. Oysa binitli olarak yaptığı yedi turun, kurban bayramının birinci günü yaptığı tavafta gerçekleştiği mahfuzdur... Sonra Şafiî, îbn Uyeyne —İbn Tavus— babası Tavus senediyle rivayet eder ki: "Allah Rasûlü (s.a.v.) ashabına ifâza tavafı için erken davranmalarını emretti. Kendisi ise hanımları arasında geceleyin devesi üzerinde Rükn'ü ucu eğri değneği ile selâmlayarak ifâza tavafını yaptı." Sanırım "Peygamber (s.a.v.) değneğin ucunu öpüyordu." dedi.[520]


    Ben derim ki: Maamafih bu hadis mürseldir ve Câbir'in Sahih'dç rivayet ettiği "Peygamber (s.a.v.) ifâza tavafını, kurban bayramının birinci günü gündüz yaptı." hadisine ters düşmektedir ki, yakında geleceği üzere Âişe ile İbn Ömer de böyle rivayet etmişlerdir. İbn Abbas'ın " Peygamber (s.a.v.), rahatsız olduğu bir halde Mekke'ye geldi. Tavafı devesi üzerinde yaptı. Rükn'e her gelişinde onu selâmlardı." sözü şayet mahfuz ise umrelerinden birinde olsa gerektir. Yoksa kudüm tavafının ilk üç turunda remel yaptığı sahih senedle aktarılmıştır. Yalnız İbn Hazm'ın sa'y konusunda dediği gibi "Peygamber (s.a.v.) devesi üzerinde remel yapmıştır. Zira devesi üzerinde remel yapan kimse de remel yapmış sayılır" denilebilirse de, hiçbir hadiste Peygamber'in (s.a.v.) kudüm tavafında binitli olduğu belirtilmemiştir. En iyi Allah bilir.


    îbn Hazm: " Peygamber (s.a.v.), devesi üzerinde binitli olduğu halde Safa-Merve arasında üçü remel, dördü normal yürüyüş olmak üzere yedi tur yaptı" diyor. Bu, merhumun yanılgı ve yanhşlıklarındandır. Zira ondan başka hiç kimse katiyen böyle bir şey söylememiş ve hiç kimse de Peygamber'in (s.a.v.) bu şekilde yaptığını asla rivayet etmemiştir. Bu, yalnızca Kabe'nin tavafı meselesindedir. Ebu Muhammed (îbn Hazm) yanlışlıkla bunu Safa-Merve arasında yapılan turlara aktarmıştır. Daha tuhafı da bu görüşünü desteklemek amacıyla Buharî'nin İbn Ömer'den rivayet ettiği şu hadisi delil göstermiştir: Peygamber (s.a.v.), Mekke'ye geldiğinde ilk iş olarak Rükn'ü (Hacer-i Esved'i) s'elâmlayarak Kabe'yi tavaf etmeye koyuldu. (İlk) Üç turda remel yaptı, dört turda ise normal yürüdü. Bey-tullah'ı tavaf işini bitirince, Makâm'ın yanında iki rekât namaz kıldı. Selâm verip namazdan çıktı. Safa'ya geldi. Safa-Merve arasında yedi tur (şavt) yaptı...[521]' İbn Hazm, hadisin geri kalan kısmını da kaydedip diyor ki: "Safa-Merve arasında kaç kere remel yapmış olduğunu belirten bir ifadeye rastlamadık. Ancak bu hadis, müttefekun aleyh'dir." İşte böyle diyor, İbn Hazm.Ben derim ki: İttifakla rivayet edilen (müttafekun aleyh) husus, bütün turlarda vadinin ortasına geldiğinde koştuğudur. Özellikle ilk üç turda remel yaptığım hiç kimse söylememiş ve bildiğimiz kadarıyla ondan başkası da nakletmemiştir. Bu meseleyi üstadımıza sordum. "Bu, onun yanlışlarından biridir. Merhumun*, kendisi hac yapmamıştır." dedi.


    Bu yanlışlığın bir benzeri "Peygamber (s.a.v.) on dört kere sa'y yaptı" deyip gidiş-gelişini bir defa sayanın düştüğü yanlışlıktır. Bu da Peygamber (s.a.v.) hakkında yapılan bir yanlışlık olub hiç kimse tarafından nakledilmemiştir ve her ne kadar imamlara müntesip sonraki bazı âlimler-ce savunulmuşsa da görüşleri meşhur olan hiçbir imam böyle bir şey söylememiştir. Peygamberdin (s.a.v.) sa'yını Merve'de tamamlamış olduğunda ihtilâf edilmemiş olması da bu görüşün sakatlığını ortaya koyar. Şayet gidiş-geliş bir defa sayılsaydı, sa'yını Safa tepesinde bitirmiş olması gerekirdi.


    Peygamber (s.a.v.) Merve'ye ulaştığında tepesine çıkar, Kabe'ye yönelir, tekbir getirir, kelime-i tevhîd söyler ve Safa'da yaptığı gibi yapardı. Merve'de sa'yını tamamlayınca; yanında kurban bulunmayan, kıran yahud ifrâd haccı yapan herkesin kesinlikle ihramdan çıkmalarını ve kadınlarla cinsel ilişki kurma, güzel koku sürünme, dikişli elbise giyme gibi ihramhya haram olan şeylerin hepsini yapmalarını ve terviye gününe kadar bu şekilde kalmalarını emretti. Kendisi ise kurbanlık sevketmiş olmasından dolayı ihramdan çıkmadı ve orada şöyle dedi: "Bu yapmakta olduğum hacca yeniden başlıyor olsaydım kurbanlık sevketmez, haccı umreye çevirirdim."


    Peygamber'in (s.a.v.) kendisinin ihramdan çıktığı rivayet edilmişse de yukarıda açıkladığımız üzere bu kesinlikle yanlıştır.


    Peygamber (s.a.v.) burada, saçlarını tamamen tıraş ettirenler için üç kere, kısalttıranlar içinse bir kere dua edip Allah'tan onların bağışlanmalarını diledi.[522] Haccı feshedip ihramdan çıkmalarını kendilerine emretmelerini müteakip Sürâka b. Mâlik b. Cu'şûm, burada O'na bu haccı feshetme işinin o seneye mi mahsus olduğunu, yoksa ebediyen geçerli bir şey mi olduğunu sormuş, O da: "Hayır, ebediyen geçerlidir." cevabını vermişti. Kurbanlık sevketmiş olmalarından dolayı Ebu Bekir (r.anh), Ömer, Ali, Talha ve Zubeyr ihramdan çıkmamışlardı.


    Peygamber'in (s.a.v.) hanımları ise kırana niyet etmişlerdi, ihramdan çıktılar. Yalnız Âişe hayız olduğundan ihramdan çıkma imkânına sahip olmadığı için ihramdan çıkmadı. Fâtıma ise ihramdan çıkmıştı. Çünkü onun yanında kurbanlık hayvanı yoktu. Ali (r.a.) de kurbanlığı bulunduğu için ihramdan çıkmadı. Peygamber (s.a.v.) kendisi gibi niyetlenib ihrama girenlere şayet yanlarında kurbanları varsa ihramlı kalmalarını, kurbanları yoksa ihramdan çıkmalarını emretti.


    Terviye gününe kadar Mekke'de kaldığı sürece Mekke'nin dışında müs-lümanlarla konakladığı yerde namazım kıldı. Mekke dışında kaldığı dört gün boyunca namazı kısaltarak kıîdı.[523] Bu dört gün: Pazar, pazartesi, salı, çarşamba. Perşembe günü kuşluk vakti olunca, beraberindeki müslü-manlarla birlikte Mina'ya hareket etti. İhramdan çıkmış olanlar meskenlerinde ihrama girdiler; Mescid-i Haram'a gidip orada ihrama girmediler. Hatta ihrama girdiklerinde Mekke arkalarında idi. [524]



    18— Arafat'a Gelişi:


    Peygamber (s.a.v.) Mina'ya ulaşınca orada konakladı ve öğle ile ikindiyi kıldırdı. Geceyi orada geçirdi. Cuma gecesi idi. Güneş doğunca oradan Arafat'a hareket etti. Bugünkü umumî yolun sağındaki Dab yolunu tuttu. Ashabından kimileri telbiye, kimileri tekbir getiriyor; kendisi bunları işitiyor ne telbiye ve ne de tekbir getirenleri menediyordu.[525] Arafat'ın doğusunda, günümüzde harabe bir köy olan Nemire'de kurulmasını emrettiği çadırın kurulmuş olduğunu gördü. Orada konakladı. Güneş tepe noktadan batıya yönelince, devesi Kasvâ'nın getirilmesini emretti, sırtına eğer vuruldu. Sonra Peygamber (s.a.v.), Ürene arazisindeki Batnu'l-Vâdi'ye gelince devesi üzerinde insanlara muazzam bir konuşma (hutbe) yaptı. Bu konuşmada İslâm'ın temel kaidelerini açıkladı; şirk ve cahiliye kaidelerini yıktı. Kendilerine tecavüzün haram olduğunda bütün dinlerin ittifak etmiş olduğu haram şeylerin; yani kanlar, mallar ve ırzların haramhklarını açıkladı. Cahiliye âdetlerini ayaklarının altına aldı. Bütün cahiliye faizlerini ayaklarının altına aldı ve ibtal etti. Erkeklere, hanımlarına iyi davranmalarını tavsiye etti. Kadınların hak ve görevlerini anlattı. Beslenme ve giyinme ihtiyaçlarının örfe göre karşılanması hakkına sahip olduklarını söyledi ve bunun ne kadar olacağını bir/ölçü vererek belirtmedi. Kocalarının istemedikleri insanları evlerine aldıkları takdirde kocalarına, onları dövmeyi mubah kıldı. Ümmete, Allah'ın kitabına sarılmayı öğütledi. Ona sarıldıkları müddetçe yoldan sapmayacaklarını haber verdi. Sonra onlara kendisinden sorulacaklarını haber verip o zaman ne söyleyeceklerini, nasıl şahitlikte bulunacaklarını söylemelerini istedi. Onlar da: "Sen, Allah'tan aldıklarını tebliğ ettin, peygamberlik vazifeni yerine getirdin ve öğüt verdin! diye şahitlikte bulunacağız." dediler. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.) (şehadet) parmağını göğe kaldırdı; Allah'ı onlara üç kere şahit tuttu ve orada bulunan-iann bulunmayanlara söylenenleri ulaştırmalarım emretti[526]'


    İbn Hazm diyor ki: "Hilâl kabilesinden Hâris'in kızı ve Abdullah İbn Abbas'm annesi Ummu'1-Fazl, Peygamber'e (s.a.v.) bir bardak süt gönderdi. Peygamber (s.a.v.) insanların önünde devesi üzerinde sütü içti[527]' Hutbeyi tamamlayınca Bilâl'e namaz için kamet getirmesini emretti." Bu, merhumun yanılgısıdır. Çünkü Peygamber'in (s.a.v.) süt içmesi olayı, bundan sonra Arafat'a gidip orada vakfe yaparken gerçekleşmişti. Bu şekilde olduğu Sahihayn'da Meymune'den açık br ifade ile rivayet edilmiştir:' İnsanlar, Peygamber'in (s.a.v.) arafe günü oruçlu olub olmadığında şüphe ettiler. Ummu'1-Fazl, Peygamber (s.a.v.) Mevkıf'ta vakfe yaparken O'na süt gönderdi. İnsanların gözleri önünde sütten içti. Bir rivayette "...Ara-' fat'ta vakfe yaparken..." denilmektedir[528]


    Peygamber'in (s.a.v.) konuşmasını yaptığı yer vakfe yeri değildi. Çünkü Urene'de konuşma yapmıştır ki, orası vakfe yeri değildir. Peygamber (s.a.v.) Nemire'de konakladı, Urene'de konuşma yaptı ve Arafat'ta vakfede bulundu. Bir tek konuşma yaptı (hutbe okudu); aralarında oturduğu iki konuşma yapmadı. Konuşmasını tamamlayınca Bilâl'e ezan okumasını emretti. Sonra Bilâl kamet getirdi. Peygamber (s.a.v.) iki rekât olarak Öğle namazını kıldırdı. Her iki rekâtta da içinden kıraat eyledi. Cuma günü idi. Bu da gösterir ki yolcu cuma namazını kılmaz. Sonra Bilâlkamet getirdi. Peygamber (s.a.v.) ikindi namazını yine iki rekât olarak kıldırdı. Yanında Mekkeliler de vardı. Onlar da kuşku yok ki, Peygamber (s.a.v.) gibi hem kısaltarak hem de birleştirerek (O'nun arkasında) namaz kıldılar. Peygamber (s.a.v.) onlara ne namazı tamamlamayı ve ne de (öğle ile ikindiyi) birleştirerek kılmamalarını emretti. Peygamber'in (s.a.v.) onlara "Namazınızı tamamlayın. Zira biz yolcuyuz" demiş olduğunu söyleyen şüphesiz apaçık bir hataya düşmüş ve çirkin bir yanlışlık yapmış olur. Çünkü Peygamber (s.a.v.) onlara bu sözü Mekke'nin içinde kendi memleketlerinde mukîm olmaları sebebiyle Fetih gazileri hakkında söylemişti[529]' Bundan dolayı âlimlerin görüşlerinin en doğrusu, Mekkeliler Peygamber'le (s.a.v.) yaptıkları gibi Arafat'ta namazları hem kısaltarak, hem de birleştirerek kılarlar, görüşüdür. Bu da apaçık bir şekilde gösterir ki, namazın kısaltılması için yolculuk beîli bir mesafe ve belli günlerle sınırlandırılmaz; namazın kısaltılması konusunda haccın katiyen hiçbir tesiri yoktur. Tesir, yalnızca Allah'ın sebeb kıldığı şeydir ki o da yolculuk halidir. Sünnetin icabettirdiği budur. Sınırlama getirenlerin görüşlerinin hiçbir tutar yönü yoktur.


    Namazını bitirince devesine bindi, vakfe yerine geldi. Dağın eteğinde kayaların yanında durdu, kıbleye yöneldi ve ip gibi uzayıp giden yaya kafilesini önüne aldı. Devesi üzerinde idi. Güneş batıncaya kadar dua etti, Allah'a yalvardı yakardı. İnsanlara Ürene vadisinin dibinden yukarı çıkmalarını emretti ve Arafat'ın özellikle kendisinin vakfe yaptığı yer olmadığını haber verip buyurdu ki: "Ben burada vakfe yaptım. Arafat'ın tamamı vakfe yeridir.[530]


    İnsanlara haber gönderip meş'arları (ibadet edecekleri yerler) üzerinde bulunmalarını, oralarda vakfe yapmalarını, çünkü bu yerlerin babaları İbrahim'in mirasından olduğunu söyledi[531]'


    Orada Necid halkından bazıları gelip Peygamber'e (s.a.v.) haccı sordular. O da: "Hac, Arafat (yahud arafe)dir. Müzdelife gecesi sabah namazından önce gelenin haccı tamam olur. Mina günleri üçtür. Acele edip iki gün kalana bir günah yoktur. Geciken kimseye de günah yoktur." diye açıklama yaptı.[532]



    19— Arafat'ta Yaptığı Dualar:


    Yoksul bir kimsenin yemek isteyişi gibi dua sırasında ellerini göğüs hizasına kaldırdı. Sahabîlere en hayırlı duanın arafe günü yapılan dua olduğunu haber verdi.[533]


    Vakfe yerinde yaptığı söylenen dualardan bazıları:


    "Allah'ım! Dediğimiz gibi ve dediğimizden daha hayırlı hamd Sana! Allah'ım! Benim namazım, haccım, yaşamım ve ölümüm Senin içindir. Dönüşüm, Sanadır. Mirasım da Rabbim, Sana aittir. Allah'ım! Kabir azabından, kalbin vesvesesinden, işlerin dağınıklığından Sana sığınırım. Allah'ım! Rüzgârların getirdiği âfetlerin şerlerinden Sana sığınırım." Bu hadisi Tirmizî rivayet etmiştir[534]


    "Allah'ım! Sen sözümü işitiyor, yerimi görüyor; gizli açık nem varsa biliyorsun. Hiçbir işim Sana gizli kalmaz. Ben çaresizim, yoksulum. Senden yardım ve eman diliyorum. Korkuyorum, endişe ediyorum. Günahlarımı itiraf ve kabul ediyorum. Bir yoksul Senden nasıl isterse ben de öyle istiyorum. Zelîl bir günahkâr Sana nasıl yalvarırsa ben de öyle yalvarıyorum: Senin huzurunda boynunu bükmüş, Senin için gözlerinden yaşlar boşanan, Senin uğruna bütün varlığını zelil eden, burnunu yerlere sürten zarara uğramış korku içinde olan bir kul nasıl Sana dua ederse, ben de öyle dua ediyorum. Allah'ım! Rabbim! Duamı kabul buyurmaktan beni mahrum eyleme. Bana acı, bana merhamet et, ey istenilenlerin en hayırlısı ve verenlerin en hayırlısı!" Bu hadisi Taberânî rivayet etmiştir.[535]


    İmam Ahmed'in Amr b. Şuayb —babası— dedesi senediyle rivayetine göre Peygamber (s.a.v.) arafe günü çoğunlukla şu duayı yapmıştır:


    "Tek Allah'dan başka tanrı yoktur. O'nun ortağı yoktur. Mülk O'nun, hamd O'nundur. Hayır, O'nun elindedir. O'nun herşeye gücü yeter."[536]


    Beyhakî'nin Ali'den (r.a.) rivayetine göre Peygamber (s.a.v.) buyurdular ki: Benimle benden önceki peygamberlerin Arafat'ta çoğunlukla yaptıkları dua şudur:


    "Tek AHah'dan başka tanrı yoktur. O'nun ortağı yoktur. Mülk O'nundur, hamd O'nundur. O'nun her şeye gücü yeter. Allah'ım! kalbimde bir nur, göğsümde bir nur, kulağımda bir nur, gözümde bir nur yarat. Allah'ım! Göğsüme genişlik ver, işimi kolaylaştır. Kalb vesvesesinden, işlerin dağınıklığından ve kabir azabından Sana sığınırım. Allah'ım! Gece ve gündüz içinde bulunan bütün kötü şeylerin şerlerinden, rüzgârların getirdiği âfetlerin ve zamanın musibetlerinin şerlerinden Sana sığınırım."[537]


    Bu duaların rivayet senedlerinde gevşeklik (leyyin) vardır.


    Şu âyet Peygamber'e (s.a.v.) orada indi: "Bugün sizin için dininizi bütünledim, size karşı nimetimi tamamladım ve size din olarak İslâm'ıseçtim. "[538]



    20— İhramlı Bir Sahabînin Ölümü:


    Arafat'ta vakfe yaparken bir müslüman ihramlı olduğu halde devesinden düştü ve öldü. Allah Rasûlü (s.a.v.) iki bez içine kefenlenmesin!, güzelkoku sürülmemesini, su ve sidr (Arabistan kirazı, Trabzon hurması) ağacı yaprağı ile yıkanmasını, başının ve yüzünün örtülmemesini emretti. Ve Allah Teâlâ'nm o müslümanı kıyamet günü telbiye getirir bir vaziyette dirilteceğini haber verdi.[539]


    Bu olay 12 hüküm içermektedir:


    1- Ölünün yıkanmasının farz oluşu. Çünkü Allah Rasûlü (s.a.v.) bunu emretmiştir.


    2- Kişi ölmekle pis olmaz. Zira ölmekle pis olsaydı yıkanması ancak pisliğini artırırdı. Çünkü hayvanın ölmekle pis olması maddi varlığı ile ilgilidir. Şayet insanın ölmekle pis olduğunu söyleyenler yıkamakla temizlendiği görüşüne müsaade ediyorlarsa ölmekle pis olması görüşü dayanaktan yoksun kalır. Şayet temizlenmediğini söylüyorlarsa bu takdirde yıkama, yalnızca ölünün kefenlerinin, bezlerinin ve yıkayıcısının pisliğini arttırır.


    3- Ölünün su ve sidr ile yıkanması meşrudur, yalnızca su ile yetinil-mez. Peygamber (s.a.v.) üç yerde sidr ile yıkamayı emretmiştir ki birisi budur. İkincisi, kendi kızının yıkanmasında su ve sidr ile ,üçüncüsü ise hayızlı iken ölen kadının yıkanmasında emretmiştir.[540]


    Hayızlı iken ölen kadının yıkanmasında sidr kullanmanın farziyeti konusunda Ahmed b. Hanbel mezhebinde iki görüş vardır.


    4- Temiz şeylerle suyun değişikliğe uğraması onun temizliğini gider-mez. Nitekim cumhurun görüşü budur. Her ne kadar sonraki Hanbelî fa-kihler aksini düşünmekte iseler de Ahmed b. Hanbel'den gelen iki rivayetin en sağlamı da bu yoldadır. Peygamber (s.a.v.) yıkadıktan sonra du-rulayıcı su ile yeniden yıkanmasını emretme"hıiştir. Hatta kızının yıkanması konusunda son yıkamada.bir parça kâfur sürülmesini buyurdu. Şayet kâfur suyun temizliğini giderseydi elbet yasaklardı. Burada maksat yalnızca iki maddenin birbirine karıştırılmasından dolayı bir değişikliğin husule gelip suyun kâfur kokusunu kazanması değil, bedenin iyice temizlenip güzel kokmasını sağlamak, onu takviye edip sağlamlaştırmaktır. Bu ise su ve kâfurun ayrı ayrı kullanılmasıyla değil, kâfurun suya karıştırılmasıyla an- cak meydana gelir. ,


    5- İhramhnın gusletmesinin mübahliğı. Bu konuda Abdullah İbn Ab-bas ile Misver b. Mahrame tartışmışlar ve Ebu Eyyûb el-Ensârî, Allah Ra-sûlü'nün (s.a.v.) ihramh iken guslettiğini söyleyerek tartışmayı sonuca bağlamıştır[541]' İhramhnın cunûblükten dolayı gusledeceği konusunda âlimler arasında ittifak vardır. Fakat Mâlik (r.h.) ihramlı cünübün başını suya tamamen daldırmasını, bu işlemin bir tür başı örtme sayılacağından dolayı mekruh görmüştür. Doğrusu bunda bir sakınca yoktur. Ömer İbnu’l-Hattâb ve İbn Abbas bunu yapmışlardır.


    6- îhramlı kimsenin su ve sidr kullanması yasak değildir. Bu konuda ihtilâf edilmiş, bunu Şafiî,,ve kendisinden gelen iki rivayetin en zahir olanına göre Ahmed b. Hanbel mubah; Mâlik, Ebu Hanife ve oğlu Salih'in rivayetine göre Ahmed b. Hanbel yasak saymışlardır. Bu rivayete göre Ahmed: "Şayet böyle yaparsa kurban keser" demiştir. Ebu Hanife'nin iki öğrencisi (Ebu Yusuf ile Muhammed) ise böyle yaparsa sadaka vermesi gerekir, demişlerdir.


    Yasaklayanlar şu üç sebebe dayanmaktadırlar: /


    a) İhramhnın başındaki haşeratı öldürür. Oysa ihramhnın başında bit araması bile yasaktır.


    b) Bu bir rahatlamadır. Oysa baştaki dağınıklığın giderilmesi ihrama aykırı düşer.


    c) İhramh sidrin kokusundan lezzet alır. O zaman güzel kokuya ben-zemiş olur. Hele bir de (sabun gibi temizlikte kullanılan) hanım çiçeği kullanırsa.


    Dayanılan bu üç sebeb gerçekten çürüktür. Doğrusu bunun caiz olmasıdır. Çünkü nas vardır. Allah ve Rasûlü yıkanmak suretiyle başın dağınıklığını ve keçelenmiş halini gidermeyi, bit öldürmeyi ihramhya yasaklamamışlardır. Hem sidrin güzel kokuyla hiçbir alâkası yoktur.


    7- Ölüyü kefenleme, mirasının dağıtımından ve borcunun ödenmesinden daha önce gelir. Çünkü Allah Rasûlü (s.a.v.) iki bez parçası içine kefen-lenmesini emretmiş, ama ne mirasçısını, ne de borcunu sormuştur. Durumböyle olmasaydı elbet sorardı. Nitekim hayatta iken nasıl giydiği elbise borcunu ödemeye göre daha tercihe şayansa, öldükten sonra da durum aynıdır. Bu cumhurun görüşüdür. Bu konuda kural dışı bir ihtilâf varsa da önemsizdir.


    8- Ölünün kefenlenmesinde izâr ve ridâdan oluşan iki bez parçası ile yetinmek caizdir. Bu cumhurun görüşüdür. Kadı Ebu Ya'lâ der ki: "Güç yetirildiği takdirde üç bez parçasından daha azı caiz olmaz. Çünkü iki bez parçası ile yetinmek caiz olsaydı yetimleri bulunan kimsenin üç parça ile kefenlenmesi caiz olmazdı." Doğru olan onun söylediği sözün aksidir. İleri sürdüğü sebeb yüksek kalitelisi varken sert ve kaba olanı kullanma ile çürütülür.


    9- îhramh kişiye güzel koku yasaktır. Çünkü Peygamber (s.a.v.), onun telbiye getirir bir vaziyette diriltileceğine şahitlik etmekle birlikte güzel koku sürülmesini yasaklamıştır. İhramlı kimsenin güzel koku sürünme-sinin yasaklığı konusunda bu hadis asıldır.


    Sahihayn'da. İbn Ömer'den gelen bir hadiste Peygamber (s.a.v.) ihrama girecek olanlara: "Alaçehre (yahud Yemen safranı) veya safran dokunmuş hiçbir şey giymeyin." buyurdu.[542]


    Peygamber (s.a.v.), halûk adı verilen, terkibinde safran da bulunan bir tür güzel koku sürdüğü cübbe içinde ihrama giren bir kimseye cübbeyi çıkarmasını ve bulaşan kokuyu yıkamasını emretti[543] İhramlı kimseye güzel kokunun yasak olduğunun dayanağı bu üç hadistir. Bunların en açık ifadelisi de bu olaydır. Çünkü son iki hadisteki yasaklayıcı ifade güzel kokunun belli bir türüne, özellikle halûka mahsustur. Bunun yasaklığı ise hem ihram halinde ve hem de ihram dışındaki hallerde umumilik arzeder.


    Peygamber (s.a.v.) bir güzel kokuya yakın olmayı yahud dokunmayı yasaklamış olduğuna göre bu yasak başı, bedeni ve elbiseleri de kapsar. Temas etmeden koklamayı haram sayanlar, kıyas yoluyla haram saymışlardır. Yoksa yasağı ifade eden söz açık olarak bunu kapsamaz. Bu konuda uyulması zorunlu, bilinen bir icmâ da yoktur. Ancak bunun haram sayılısı (harama götüren) aracıları (vesâil) haram sayma türündendir. Zira koklan-ması bedene ve elbiselere bulaşmasına sebeb olur. Nitekim yabancı kadına bakmak haramdır. Çünkü başka şeylere vesile olur. Sarama götürdükleriiçin haram sayılan vesileler, ihtiyaçtan veya fayda tarafı ağırlık basan bir maslahattan dolayı mubah olurlar. Nitekim satın alınacak cariyeye, evlilik teklifinde bulunulan kadına bakmak mubah olduğu gibi mahkemede aleyhine şahitlikte bulunan yahud kendisiyle bir iş gören veya kendisini tedavi eden kimsenin de bakması mubahtır. Buna göre ihramlının rahatlama ve zevk alma kastıyla güzel koku koklamasından menedilir. Kendisinin bir kastı olmaksızın koku burnuna ulaşsa yahud satın ahrken bilmek kastıyla koklasa bundan menedilmez ve burnunu kapatması da vâcib olmaz. Birincisi ansızın bakış gibidir. İkincisi ise cariye satın alan veya bir kadına talip olan kimsenin bakışı gibiçjir. Bunu açıklığa kavuşturan şeylerden biri de şudur: İhramdan önce sürülmüş bir güzel kokunun devam etmesini ihram-lıya mubah sayanlardan bazıları ihramdan sonra da bilerek kasıtlı olarak koklamanın mubah olduğunu belirtmişlerdir; Ebu Hanife'nin taraftarları bunu açık bir şekilde belirtmişlerdi. Diyorlar ki: Ebu Yusuf'un Cevâmiu'l-Fıkh adlı eserinde "İhramlının, ihramdan önce sürünmüş olduğu bir güzel kokuyu koklamasında bir sakınca yoktur." deniyor. el-Müfîd adlı eserin sahibi der ki: Koku ihramlıya siner ve böylece ihramdan sonraki yorgunluğun verdiği sıkıntıyı gidermesi bakımından artık kendisine tâbi olur. Tıpkı oruçlu için sahur ne ise o olur; sahurla oruç halindeki açlık ve susuzluğun vereceği sıkıntı giderilir. Ama elbise için durum böyle değildir. Çünkü elbise kişiden ayrılabilir.


    Fakihler, kokunun yeni baştan sürülmesinin yasak olduğu gibi kokusunu devam ettirmek de yasak mı, yoksa kokusunun devam ettirilmesi caiz mi olduğu konusunda iki farklı görüş ileri sürmüşlerdir. Cumhur, sahih sünnete uyarak kokusunun devam ettirilmesinin caiz olduğu görüşünü benimsemiştir. Zira Peygamber (s.a.v.) ihrama girmeden önce güzel koku sürünür, ihramdan sonra saçının ayrım yerlerinde kokunun parlaklığı göze çarpardı[544] Bir metinde "ihramdan sonra" sözü yerine "telbiye getirirken" denmekte ve bir metinde ise "üç (gün) sonra" ibaresi yer almaktadır. Bütün bunlar "Bu ihramdan önceydi. Yıkanınca eseri kayboldu" şeklinde yorumlayanların bu tutarsız yorumlarını reddeder. Bir metinde deniyor ki: Allah Rasûlü (s.a.v.) ihrama girmek istediği vakit bulabildiği en güzel kokuyu sürünürdü. Daha sonra başında ve sakalında kokunun parlaklığı göze çarpardı[545]! Aman Allah'ım! Taklid ve görüşleri destekleme,sahiplerine neler yaptırıyor!


    Onların içinden başka bir grup da: "Bu, Peygamber'e (s.a.v.) mi sustu." diyor. Bu görüşü şu iki husus reddeder:


    1) Peygamber'e (s.a.v.) mahsus olduğu davası delil olmadan dinlenmez.


    2) Ebu Davud'un Âişe'den rivayet ettiği şu hadis: Biz Allah Rasûlü (s.a.v.) ile birlikte Mekke'ye doğru yola çıkardık. İhrama girerken alınlarımızı zamk ve misk karışımı güzel kokulu "sük" adı verilen bir tür koku ile sargılardık. Herhangi birimiz terlediği vakit yüzüne akardı. Peygamber (s.a.v.) kokuyu görür, ama bizi ondan yasaklamazdı.[546]


    10- İhramlının başım örtmesi yasaktır. Bu üç basamaklıdır: 1) İttifakla yasak olan, 2) İttifakla caiz olan, 3) İhtilaflı olan.


    Birincisi: Başın örtülmesi amaçlanan başa bitişen ve temas eden her şey. Meselâ sarık, kalpak, takke, miğfer vb.


    İkincisi: Çadır, ev, ağaç vb. şeyler sahihtir ki, Peygamber (s.a.v.) ihramlı iken, O'nun için Nemire'de bir çadır kurulmuştu. Ancak Mâlik, ihramlının, elbisesini gölgelenme amacıyla bir ağaca asmasını yasak saymıştır. Çoğunluğu oluşturan âlimler ise ona muhalefet etmişlerdir. İmam Mâlik'in taraftarları ihramlı bir kimsenin mahfe gölgesinde yürümesini yasak saymışlardır.


    Üçüncüsü: Mahfe, tahterevan, hevdec vb. şeyler. Bu konuda üç görüş vardır: 1) Caizdir. Şafiî ve Ebu Hanife —Allah onlara rahmet etsin— bu görüştedirler. 2) Yasaktır; yaparsa fidye öder. Mâlik (r.h.) bu görüştedir. 3) Yasaktır, yaparsa fidye ödemesi gerekmez. Bu üç görüş de İmam Ah-med'den (r.h.) rivayet edilmiştir.


    11- İhramlının yüzünü Örtmesi yasaktır. Bu konuda ihtilaf edilmiştir. Şafiî ve bir rivayette Ahmed mubah olduğunu; Mâlik, Ebu Hanife ve bir rivayette de Ahmed yasak olduğunu söylemişlerdir. Mubah olduğunu söyleyen altı şahabı vardır: Osman, Abdurrahman b. Avf, Zeyd b. Sabit, Zubeyr, Sa'd b. Ebî Vakkas ve Câbir. Allah onlardan razı olsun. Bir üçüncü şâz görüş daha vardır: Şayet ihramlı diri ise yüzünü örtebilir, ölü iseyüzünü örtmek caiz değildir. Bu görüşü İbn Hazm ileri sürmüştür. Zaten onun zahirîliğine yakışan da budur.


    Mubah olduğunu savunanlar delil olarak bu sahabîlerin sözlerini, aslî mübahlığı ve Peygamber'in (s.a.v.) "Başını örtmeyin" sözünün (muhalif) mefhumunu göstermişlerdir. Peygamber'in (s.a.v.): "Yüzünü örtmeyin" sözüne ise şöyle cevap vermişlerdir: Bu hadiste, bu söz sahih değildir. Şu'be diyor ki: Bana bu hadisi Ebu Bişr aktardı. On sene sonra ona bu hadisi sordum, hadisi olduğu gibi aktardı. Ancak "Başını ve yüzünü örtmeyin." dedi... Görüşün sahipleri diyorlar ki: Bu da, bu sözün zayıflığını gösterir.(277J Yine diyorlar ki: Oysa bu hadiste şu metin de rivayet edilmiştir: "Yüzünü örtün, başını örtmeyin, "[547]


    12- İhramhlık hali ölümden sonra da sürer, ölümle ortadan kalkmaz. Bu görüş Osman, Ali, İbn Abbas ve başka sahabîlerin görüşüdür. Allah onlardan razı olsun. Aynı zamanda Ahmed b. Hanbel, Şafiî ve İs-hak da bu görüştedirler.


    Ebu Hanife, Mâlik ve Evzaî ihramhlık halinin ölümle ortadan kalkacağını ve Ölüye ihramsız kimseye yapılanın aynısının yapılacağını, çünkü Peygamber'in (s.a.v.): "Üç kimse dışında herkesin ameli öldüğü vakit kesilir." buyurduğumı[548] söylemişlerdir. Diyorlar ki: Devesi tarafından


    çiğnenerek öldürülen kimse hakkında Peygamber'in (s.a.v.) buyurduğu hadis delil olmaz. Çünkü ona mahsustur... Nitekim bu âlimler Peygamber'in (s.a.v.) Necaşî'nin cenaze namazını gıyaben kılması hâdisesinin de sırf ona mahsus olduğunu söylemişlerdir.


    Cumhur diyor ki: Temel prensibe aykırı olarak ortaya atılan hususiyet davası kabul edilmez. Peygamber'in (s.a.v.) hadiste geçen: "Kıyamet günü telbiye getirir vaziyette diriltilecek" sözü, illete işarettir. Şayet ona mahsus olsaydı illete işaret etmezdi. Hele bir de kasır illeti esas almak doğru değildir deniyorsa. Peygamber (s.a.v.) bunun bir benzerini de Uhud şehitleri hakkında şöyle söylemiştir: "Onları yaralarıyla birlikte elbiseleri içine sarın. Zira onlar kıyamet günü renk kan rengi, koku misk kokusu olduğu halde diriltilecekler."[549] Oysa bu, yalnız onlara mahsus değildir. Bir benzeri de şu hadistir: "Onu, iki bez içine kefenleyin. Zira o, kıyamet günü telbiye getirir bir vaziyette diriltilecektir." Siz, bu yalnız Uhud şehitlerine mahsustur demediniz, aksine orada da zikrettiğiniz tahsise imkân varken hükmün diğer şehitler için de geçerli olduğunu iddia ettiniz. Peki fark ne? Peygamber'in (s.a.v.) iki yerdeki şahitliği de aynıdır! Hem bu hadis şeriatın temellerine ve ahiretin üzerine kurulduğu hikmete de uygundur. Çünkü kul, öldüğü hal üzere diriltilir. Kim ne şekilde ölürse o şekilde diriltilir. Bu hadis olmasaydı bile şeriatın temel esasları buna şahitlik ederdi. En iyi bilen AHah'dır. [550]



    21— Arafat'tan Dönüşü:


    Peygamber'in (s.a.v.) haccını anlatmaya dönelim:


    Güneş batıp da ufuktaki sanlık gidecek şekilde tamamen kaybolunca Arafat'tan hareket etti. Üsâme b. Zeyd'i terkisine aldı. Sekînet içinde ağır ağır yol aldı. Devesinin yularını devenin başı yükün ucuna değecek şekilde kendisine doğru çekerken şöyle dedi: "Ey insanlar! Ağır olunuz. İyilik sürat yapmakta değildir."[551]


    (Arafat ile Meş'ar arasında bir yer olan) Me'zimeyn yolundan gitti. Arafat'a Dab yolundan girmişti. Peygamber'in (s.a.v.) aynı şekilde bayramlarda da yolunu değiştirmek âdetiydi. Bayramdaki tutumları anlatılırken yukarıda bunun hikmeti de söylenmişti.


    Sonra ne hızlı, ne yavaş bir tür seyir şeklinin adı olan "anak" yürüyüşü ile yol almaya başladı. Geniş bir meydan bulduğu zaman seyrini biraz daha hızlandırıyordu. Oradaki yokuşlardan birine geldiğinde de tırmana-bilmesi için devesinin yularını biraz salıveriyordu. Yol alırken o sırada tel-biye getiriyordu. Telbiye getirmeyi kesmedi. Yolda iken Peygamber (s.a.v.) devesinden indi, küçük abdest bozdu. Hafif bir abdest aldı. Üsâme, kendisine: "Namaz mı kılacaksın, ey Allah'ın Rasûlü?" diye sordu. O da: "Namaz —yahud namazgah— önünde" buyurdu. [552]



    22— Müzdelife'ye Varışı:


    Sonra yola koyuldu, Müzdelife'ye geldi. Namaz abdesti aldı. Ezan okunmasını emretti. Müezzin ezan okudu, sonra kamet getirdi. Peygamber (s.a.v.) yükler develerden indirilmeden ve develer çökmeden akşam namazını kıldırdı. Sahabîler develerinden yüklerini indirince namaz için kamet getirilmesini emretti. Sonra ezansız, sırf kametle yatsı namazını kıldırdı. Akşam ile yatsı namazları arasında hiç namaz kılmadı.[553] Peygamber'-in (s.a.v.) bu iki namazı, iki ezan iki kametle kıldırdığı da rivayet edilir; bir ezan iki kametle kıldırdığı da rivayet edilir. Doğrusu Arafat'ta yaptığı gibi bir ezan, iki kametle kıldırmış olmasıdır.[554]


    Sonra sabaha kadar uyudu. O geceyi ihya etmedi. (Yani ibadetle geçirmedi.) Bayram gecelerini ihya ettiğine dair hiçbir sahih hadis yoktur.[555]


    Peygamber (s.a.v.), o gece ay batınca ailesinin zayıf fertlerine (kadınlara, çocuklara, yaşlılara) Mina'ya tan ağarmadan gitmeleri için izin verdi ve güneş doğuncaya kadar şeytan taşlamamalarını emretti.[556] Bu hadis sahihtir. Tirmizî ve başkaları sahih olduğunu söylemişlerdir.


    Ebu Davud'un Âişe'den (r.a.) rivayet ettiği: "Allah Rasûlü (s.a.v.) kurban bayramının birinci günü gecesi Ummu Seleme'yi gönderdi. Ummu . Seleme tan ağarmadan şeytan taşladı. Sonra gidip ifâza tavafını yaptı. Bu, Allah Rasûlü'nün (s.a.v.) onun yanında olduğu gün oldu." hadisi[557] mün-kerdir. İmam Ahmed ve başkaları bu hadisi Munker saymışlardır. Bunun Munkerliğini gösteren bir husus hadiste geçen: "Allah Rasûlü (s.a.v.) ona, kurban bayramının birinci günü Mekke'de sabah namazını kılmasını —bir rivayette ise kendisine gelmesini— emretti." cümlesinin yer almasıdır. Peygamber'le (s.a.v.) geçireceği gün olduğu için Peygamber (s.a.v.) onun kendisine gelmesini istemiş olacaktır ki, bu kesinlikle imkânsızdır.


    Esrem diyor ki: Ebu Abdillah (Ahmed b. Hanbel) bana Ebu Muâviye — Hişâm — babası — Ummu Seleme'nin kızı Zeynep senediyle Pey-gamber'in (s.a.v.) Ummu Seleme'ye kurbanın birinci günü Mekke'de kendisine gelmesini emretmiş olduğunu haber verdi. Esrem'den başkası hadisi müsned olarak rivayet etmemiştir, bu bir hatadır.


    Vekî, babasından mürsel olarak Peygamber'in (s.a.v.) Ummu Sele-me'ye bayramın birinci günü sabah namazı vaktinde Mekke'de kendisine gelmesini emrettiğini veya buna benzer bir hadis rivayet etmektedir ki, bu da son derece tuhaftır. Peygamber (s.a.v.) bayramın birinci günü sabah vakti, Mekke'de ne yapacaktır? Bu rivayet Munkerdir. Vekî diyor ki: Yahya b. Saîd'e gittim, bu hadisi sordum. O da Hişâm yoluyla Hişâm'ın babasından " Peygamber'in (s.a.v.) Ummu Seleme'ye kendisine gelmesini" değil, "gelmesini emrettiğini" rivayet etti". Bu ikisi arasında fark vardır. Yahya, bana: "bunu Abdurrahman'a sor." dedi. Ben de ona sordum. "Süf-yan, Hişâm yoluyla onun babasından bu şekilde rivayet etti." diye cevapverdi. Hallâl der ki: Esrem, Vekî'den "kendisine gelmesini" sözünü hikâye ederken yanlışlık yapmıştır. Vekî "Mina'ya gelmesin" demiştir. Öğrencilerinin dediği üzere "gelmesini" sözünde isabet etmiş, ama "Mina'ya" sözünde hata etmiştir.


    Hallâl, Ali b. Harb — Harun b. îmrân — Süleyman b. Ebu Davud — Hişâm b. Urve — babası Urve senediyle Ummu Seleme'nin şöyle dediğini kaydeder: Allah Rasûlü (s.a.v.) Müzdelife gecesi önden gönderdiği aile halkı arasında beni de gönderdi. Geceleyin şeytan taşladım. Sonra Mekke'ye gittim. Orada sabah namazını kıldım. Sonra Mina'ya döndüm.


    Ben derim ki: Senedde geçen Süleyman b. Ebu Davud, Dimeşkli olub el-Havlanî nisbesi taşımaktadır. Kendisine İbn Davud da denir. Ebu Zür'a, İmam Ahmed'in onun hakkında "Cezire halkindandir. Bir hiçtir." dediğini aktarır. Onun hakkında Osman b. Said de "zayıftır" demektedir[558]


    Ben derim ki: Bu hadisin asılsızlığını Sahihayn'da Kasım b. Muham-med'den rivayet edilen şu hadis de göstermektedir: Âişe anlatıyor: Ağır hareket eden bir kadın olan Şevde, Müzdelife gecesi Allah Rasûlünden (s.a.v.) ve insanların izdihamından önce yola çıkma konusunda Peygamber'-den (s.a.v.) izin istedi. Peygamber (s.a.v.) de ona izin verdi. Peygamber (s.a.v.) yola çıkmadan önce o yola çıktı. Sabaha kadar biz orada bekletildik. Peygamber'in (s.a.v.) hareket etmesiyle birlikte biz de hareket ettik. Sevde'nin izin istediği gibi benim de Allah Rasûlü'nden (s.a.v.) izin istemiş olmam gerçekten benim için kendisiyle sevinilecek şeylerin en sevgilisi olurdu.[559] Bu sahih hadis de göstermektedir ki Şevde dışında Peygamber'in (s.a.v.) hanımları O'nunla birlikte hareket etmişlerdir.


    Soru: Peki, Dârakutnî ve başkalarının Âişe'den rivayet ettikleri şu hadisi ne yapacaksınız? Allah Rasûlü (s.a.v.) hanımlarına Müzdelife gecesi Müzdelife'den yola çıkmalarını ve şeytan taşlamalarım emretti. Sonra Âişe konakladığı yerde sabahlardı. Vefatına kadar böyle yapardı.[560]


    Cevap: Bu hadis, râvîlerden biri olan ve pek çok kimse tarafından yalancı olduğu belirtilen Muhammed b. Humeyd'den dolayı reddedilir. Yine Âişe'nin Sahihayn'da rivayet edilen hadisi ve "Keşke Şevde gibi Allah Rasûlü'nden (s.a.v.) izin istemiş olsaydım." sözü bu hadisi reddeder.


    Soru: Haydi diyelim ki bu hadisi reddetme imkânınız vardır. Peki Muslim'in, Sahih'inde Ummu Habibe'den rivayet ettiği "Allah 'Rasûlü (s.a.v.) Ummu Habîbe'yi geceleyin Müzdelife'den gönderdi."[561] hadisini ne yapacaksınız?


    Cevap: Sahihayn'da kaydedildiğine göre Allah Rasûlü (s.a.v.) o gece aile fertlerinin zayıf olanlarım önden göndermiştir. İbn Abbas da önden gönderilenler arasındadır. Sevde'yi önden gönderdiği de sabit, hanımlarının O'nunla birlikte hareket edinceye kadar O'nun yanında kaldıkları da sabittir. Ummu Habîbe hadisini Muslim tek başına rivayet etmiştir. Şayet bu hadis mahfuzsa o vakit Ummu Habîbe de önden gönderdiği zayıflar arasında demektir.


    Soru: Peki İmam Ahmed'in İbn Abbas'dan rivayet ettiği şu hadisi ne yapacaksınız? " Peygamber (s.a.v.), İbn Abbâs'ı kurban bayramının birinci günü ailesiyle birlikte Mina'ya gönderdi. Tan ağarmasıyla birlikte şeytan taşladılar. "[562]


    Cevap: Yine İmam Ahmed'in rivayet ettiği ve Tirmizî'nin rivayet edip sahih olduğunu söylediği bir başka hadisi buna tercih ederiz: Peygamber (s.a.v.), ailesinin zayıf fertlerini önden gönderip onlara: "Güneş doğuncaya kadar şeytan taşlamayın." buyurdu. İmam Ahmed'in rivayet ettiği metin ise şöyledir: Allah Rasûlü (s.a.v.), biz Abdulmuttalib oğullarının yavrucuklarını, Müzdelife'den eşeklerimiz üzerinde önden gönderdi. Uyluklarımıza hafif hafif vurarak: "Yavrularım! Güneş doğuncaya kadar şeytan taşlamayın." buyurdu.[563] Bu hadis ondan daha sahihtir. Bu hadiste Peygamber'in (s.a.v.) güneş doğmadan önce şeytan taşlamayı yasakladığı yer almaktadır. Kıssanın zikri de hadisin iyi bellenmiş olduğunu gösterir. Diğer hadisde ise onların yalnızca tan ağarmasıyla birlikte şeytan taşladıklarından sözedilmektedir. Sonra düşündüğümüzde gördük ki, bu hadisler arasında bir çelişki yoktur. Çünkü Peygamber (s.a.v.) çocuklara, güneşdoğuncaya kadar şeytan taşlamamalarını emretmiştir. Zira onların şeytan taşlamayı önceden yapma konusunda bir mazeretleri yoktur. Ama Pey-gamber'in (s.a.v.) önden gönderip de güneş doğmadan şeytan taşlayan kadınların ise insanların izdiham ve kalabalığından dolayı kendilerine bir zarar gelme endişesi gibi bir mazeretleri vardır. İşte sünnetin gösterdiği yol, hastalık yahud yaşlılık gibi bir mazereti bulunub da kalabalıktan dolayı sıkıntıya düşecek olanların güneş doğmadan önce şeytan taşlamalarının caiz olduğudur. Ama güç ve sıhhati yerinde olan için böyle bir şey caiz değildir.


    Bu meselede üç görüş vardır: 1- Gece yansıdan sonra mutlak olarak hem gücü yerinde olan, h«m de olmayan için caizdir. Şafiî ve Ahmed b. Hanbel —Allah onlara rahmet etsin— bu görüştedir. 2- Ancak tan ağar-dıktan sonra caizdir. Ebu Hanife (r.h.) bu görüştedir. 3- Gücü yetenler için sadece güneş doğduktan sonra caizdir. îlim adamlarından bir grup da bu görüştedir. Sünnetin gösterdiği yol, gece yansı değil, hemen ayın batınımdan sonra acele etme şeklindedir. Gece yarısı ile sınırlayanların bir delilleri yoktur. En iyi bilen AJlah'dir. [564]



    23— Meş'ar-i Haram'da Vakfe Yapması:


    Nahr günü tan yeri ağarınca bir ezan, bir kametle vaktin evvelinde —kesinlikle vaktinden önce değil— sabah namazını kıldırdı. Nahr günü, bayram günüdür. En büyük hac günüdür. Allah ve Rasûlü'nün bütün müşriklerden uzak olduğunun ilan edildiği gündür.


    Sonra devesine binip Meş'ar-i Haram'daki vakfe yerine geldi. Kıbleye yöneldi ve ortalık iyice aydmlanıncaya kadar dua etti, yalvardı yakardı, tekbir ve tehlîl (Lâ ilahe illallah demek) getirdi, zikir yaptı. Bunları güneş doğmadan önce yaptı.


    Orada Urve b. Mudarris et-Tâî kendisine sordu: "Ey Allah'ın Rasûlü! Ben, Tay'in iki dağından geliyorum. Devemi usandırdım, kendimi yordum. Vallahi, üzerinde vakfede bulunmadığım bir dağ bırakmadım. Benim hac-cım oldu mu?" Allah Rasûlü (s.a.v.) ona şöyle cevap verdi: "Şu namazda bizimle birlikte bulunan, biz hareket edinceye kadar bizimle vakfede bulunan ve bundan önce de geceleyin ve gündüzün Arafat'ta vakfe yapmış olan haccını tamamlamış ve ihramdan çıkıp temizlenebilirle dönemine girmişolur."[565] Tirmizî: "Bu hadis, hasen-sahihtir" diyor.


    Müzdelife'de vakfe yapmanın ve orada gecelemenin Arafat vakfesi gibi bir rükün olduğunu söyleyenler bu hadisi delil göstermişlerdir. Sahabeden iki kişinin, İbn Abbas ile İbn Zubeyr'in —Allah onlardan razı olsun— görüşleri de budur. İbrahim en-Nehaî, Şa'bî, Alkame ve Hasan el-Basrî bu görüşü benimsemişlerdir. Evzâî, Hammad b. Ebu Süleyman, Davud ez-Zâhirî ve Ebu Ubeyd Kasım b. Sellâm'm görüşü de budur. İki Muham-med —İbn Cerîr ile îbn Huzeyme— bu görüşü tercih etmiştir ve bu görüş aynı zamanda Şafiî mezhebinde bir vecih sayılmıştır. Bu görüş sahiplerinin ileri sürdükleri üç delil vardır. Birisi budur. İkincisi: "Meş'ar-i Haram'da Allah'ı zikredin." âyetidir.[566] Üçüncüsü: Allah Rasûlü'nün (s.a.v.) davranışı bu emredilen zikri açıklama makamındadır.


    Rükün görmeyenler iki delil ileri sürüyorlar:


    1- Peygamber (s.a.v.) Arafat'ta vakfe süresini tan yeri ağarıncaya kadar uzatmıştır. Bu durum tan yeri ağarmadan önce Arafat'ta çok kısa bir süre vakfe yapan kimsenin haccmın sahih olmasını icabettirir. Şayet Müzdelife'de vakfe yapmak bir rükün olsaydı, haccı sahih olmazdı.


    2- Bir rükün olsaydı, bu konuda erkekler ve kadınlar müşterek olurlardı. Allah Rasûlü (s.a.v.) kadınları geceleyin önden gönderdiğine göre rükün olmadığı anlaşılmış demektir.


    Bu iki delil söz götürür. Çünkü Peygamber (s.a.v.) Müzdelife'de geceledikten ve orada yatsı namazıyla Allah Teâlâ'yı zikrettikten sonra onları önden gönderdi. Vâcib olan işte budur. Arafat'ta vakfenin tan yeri ağarıncaya kadar sürdürülmesine gelince; bu, Müzdelife'de gecelemenin bir rükün olmasına aykırı değildir. O gece, tıpkı birleştirilmiş iki namazın vakti gibi o iki vakfe için bir vakit olmuş olur. İkisinden birinin vaktinin dar olması, güç yetirildiğinde onu, her ikisi için bir vakit olmaktan çıkarmaz. [567]



    24— Cemreleri Taşlaması:


    Peygamber (s.a.v.) vakfe yerinde vakfede bulundu ve insanlara Müz-delife'nin tamamının vakfe yeri olduğunu bildirdi, sonra terkisine Fazl b.mrAbbas'ı alarak Müzdelife'den yola koyuldu. Yolda telbiye getiriyordu. Üsâme b. Zeyd yaya olarak Kureyş yarışçıları arasında geldi.


    Yolda İbn Abbas'a, şeytan taşlamada kullanmak üzere kendisine yedi taş bulup almasını emretti. Bilgisizlerin yaptıkları gibi taşları o gece dağdan kırmadı ve geceleyin bulup almadı. îbn Abbas, O'nun adına yedi fiske taşı topladı. Onları avucunda silkeleyerek buyurdu ki: "Attığınız taşlar bunlar gibi olsun. Dinde aşırılığa gitmekten sakının. Çünkü sizden öncekileri dinde aşırıya kaçma helak etmiştir. "[568]


    İşte bu yolculuk sırasında Peygamber'in (s.a.v.) karşısına Has'am-lardan güzel bir kadın çıktı ve babasının deve üzerinde tutuna'mayacak kadar yaşlı bir ihtiyar olduğunu söyledi ve onun yerine hac yapıp yapamayacağını sordu. Peygamber (s.a.v.) kadına, babası yerine haccetmesini emretti. Fazl kadına, o da ona bakmaya başlayınca Allah Rasûlü (s.a.v.) elini FazPın yüzüne tuttu ve onu diğer tarafa çevirdi. Fazl yakışıklı delikanlıydı... Kimileri Peygamber'in (s.a.v.) Fazl'm yüzünü kadının ona bakmasını engelleyecek şekilde çevirmiş olduğunu ve kimileri de Fazl'ı kadına bakmaktan çevirdiğini söylemişlerdir. Doğrusu her iki durumdan dolayı bunu yapmış olmasıdır. Çünkü kıssada geçtiği üzere Fazl kadına, o da ona bakmaya başlamıştı.[569]


    Bir başkası orada annesinin durumunu sordu ve annesi hakkında: "Yaşlı bir kocakarıdır. Hayvana bindirsem tutunamaz. Bağlasam, onu öldürmekten korkarım." dedi. Peygamber (s.a.v.): "Ne dersin, annenin bir borcu olsa onu öder misin?" diye sordu. Adam "Evet" cevabını verdi. Peygamber (s.a.v.): "Öyleyse annen yerine haccet." buyurdu.[570]


    Muhassir vadisine gelince devesini canlandırdı ve yol alışını hızlandırdı. Allah düşmanlarına Allah'ın azabının indiği yerlerde böyle yapmak Peygamber'in (s.a.v.) âdeti idi. Çünkü Allah'ın bize Kur'an'da anlattığı fil sahiplerinin başına gelen burada gelmişti. Bu yüzden bu vadiye Muhassir (= yoran, aciz bırakan) vadisi adı verilmiştir. Zira filler burada bitkin düşmüşler ve Mekke'ye gitmekten kesilmişlerdir. Aynı şekilde Peygamber (s.a.v.) Semud diyarı Hıcr'a girdiğinde de böyle yapmış, elbisesini başına bürümüş ve hızlıca yol almıştır.[571]


    Muhassir, Mina ile Müzdelife arasında bir kıstaktır (berzah); ne Mi-na'dan, ne de Müzdelife'den sayılır. Ürene, Arafat ile Meş'ar-i Haram arasında bir kıstaktır. O halde her iki meş'ar (Allah'a ibadete vesile olan yer) arasında onlardan sayılmayan bir ara bölge vardır. Mina harem bölgesine dahildir ve aynı zamanda meş'ardır. Muhassir, harem bölgesine dahildir, ama meş'ar değildir. Müzdelife hem haremdir, hem meş'ardır. Ürene meş'ar değildir, aynı zamanda harem dışı bölgedir. Arafat hem harem dışıdır ve hem de meş'ardır.


    Peygamber (s.a.v.) iki yol arasındaki büyük cemreye çıkan orta yolu tuttu. Nihayet Mina'ya geldi. Doğruca Akabe cemresine gitti. Vadinin aşağısında durdu; Kabe'yi soluna, Mina'yi sağma aldı. Devesi üzerinde kıbleye yöneldi. Güneş doğduktan sonra binitli bir vaziyette tek tek atarak cemreyi taşladı. Her bir çakıl taşını atarken tekbir getiriyordu. İşte o vakit telbiye getirmeyi kesti.


    Yolda ilerlerken telbiye getiriyordu. Şeytan taşlamaya başlayıncaya kadar bu hal devam etti. Şeytan taşlarken Bilâl ve Üsâme de O'nunla birlikte idiler. Biri devesinin yularını tutuyor, diğeri elbisesiyle Peygamber'i (s.a.v.) güneş sıcağından gölgelemeye çalışıyordu.[572] Bu gölgeleme olayının şayet bayramın birinci günü olduğu sabitse o halde bu olay ihramh kimsenin mahfe vb. ile gölgelenmesinin caizliğine delil olur. Şayet daha sonraite


    Mina günlerinde olmuşsa bu bir delil olmaz. Hadiste hangi zamanda olduğuna dair bir açıklama yoktur. En iyi bilen Allah'tır. [573]



    25— Mina'daki Hutbesi:


    Sonra Mina'ya döndü ve halka orada son derece edebî bir konuşma (hutbe) yaptı. Bu konuşmasında onlara kurban gününün saygınlığını ve haramlığını, Allah katında üstünlüğünü; Mekke'nin diğer şehirlere göre bir saygınlığı bulunduğunu bildirdi. Kendilerini Allah'ın kitabına göre idare edenlerin sözlerini tutmalarım ve onlara itaat etmelerini emretti. İnsanlara haccın yapılış şeklini kendisinden öğrenmelerini, kendisinin yaptığı gibi yapmalarını emretti ve "Belki bu seneden sonra hac yapmayacağım." dedi.[574]


    İnsanlara haccın yapılışını öğretti. Muhacirleri ve Ensâr'ı makamlarına oturttu. Kendisinden sonra, birbirlerinin boyunlarını vuran kâfirlere dönmemelerini insanlara emretti. Onlara kendisinden duyduklarını diğer insanlara ulaştırmalarını buyurdu ve sözü, işiteninden daha iyi belleyip muhafaza eden nice kimseler bulunduğunu haber verdi.[575]


    Konuşmasında (hutbesinde): "Her caninin işlediği cinayet yalnız kendi aleyhinedir." buyurdu.[576]


    Muhacirleri kıblenin sağına, Ensâr'ı da soluna konaklattı. Diğer insanlar da onların etrafında idiler. Allah, insanların kulaklarını O'na açtı. Öyle ki Mina'daki herkes kendi konakladığı yerde O'nun konuşmasını işitebildi.


    O konuşmasında buyurdu ki: "Rabbinize ibadet edin, beş vakit namazınızı kılın, bir ay orucunuzu tutun, size komuta edene itaat edin. Rabbini-zin cennetine girin."[577]


    O vakit insanlara veda etti. Bu yüzden onlar da bu hacca "Veda haccı" dediler.


    Kendisine işte orada, şeytan taşlamadan saçlarını tıraş eden, yine şeytan taşlamadan kurban kesen kimselerin durumu soruldu, "sakıncası yoktur" cevabını verdi. Abdullah İbn Ömer diyor ki: O gün kendisine ne sorulmuş-sa: "Yapın, sakıncası yok" dediğini gördüm.[578]


    İbn Abbas diyor ki: Peygamber'e (s.a.v.) kurban kesme, tıraş olma, şeytan taşlama, hac fiillerini öne geçirme ve geciktirme hakkında ne den-mişse "sakıncası yok" buyurdu.[579]


    Üsâme b. Şerîk anlatıyor: Peygamber (s.a.v.) ile birlikte hac yapmak üzere çıkmıştım. İnsanlar O'na geliyor, kimisi "Ey Allah'ın Rasûlüi Tavaf yapmadan sa'y yaptım", kimisi "Şunu önce yaptım" kimisi "Bunu geciktirdim" diyordu. Peygamber (s.a.v.) onlara: "Sakıncası yok, sakıncası yok. Ancak bir müslüman adamın gıybetini yapan müstesna. Çünkü o zâlimdir. İşte günaha düşen ve helak olan odur." buyuruyor du.[580]


    "Tavaf yapmadan sa'y yaptım" sözü bu hadiste mahfuz değildir. Mahfuz olan şeytan taşlama, kurban kesme ve tıraş olmayı birbirinden önce yapmadır. [581]



    26— Kurbanlarını Kesişi:


    Sonra Mina'daki kurban kesim yerine gitti. Altmış üç deveyi kendi eliyle kesti. Develer ayakta ve sol ön ayaklan bağlanmış iken onları kesiyordu.[582]


    Kendi eliyle kestiği develerin bu sayısı, O'nun ömrünün yılları sayısm-cadır. Sonra kendisi kesim işini bıraktı ve yüz deveden geri kalanını kesmesini Ali'ye emretti. Sonra Ali'ye (r.a.) develerin hepsini çullan, etleri ve derileriyle birlikte yoksullara sadaka olarak vermesini, kasaba kesme işi karşılığında ücret olarak kurbandan hiçbir şey vermemesini emretti. "Biz ücretini kendi yanımızdan veririz." dedi ve "Dileyen kendisine ayıra: bilir." buyurdu[583]


    Soru: Peki Sahihayn'da, Enes'den (r.a.) rivayet edilen şu hadisi ne yapacaksınız? Enes anlatıyor: Allah Rasûlü (s.a.v.) öğle namazını Medine'de dört rekât, ikindi namazını Zulhuleyfe'de iki rekât kıldırdı ve geceyi orada geçirdi. Sabah olunca devesine bindi. "Lâilahe illallah" ve "Sübhânallah" demeye başladı. Beydâ tepesi üzerine çıkınca hac ve umreye birlikte telbiye getirdi. Mekke'ye girince sahabîlere ihramdan çıkmalarım emretti. Allah Rasûlü (s.a.v.) kendi eliyle ayakta oldukları halde yedi deve kesti. Medine'de (bir kurban bayramında) alacalı iki koç kesti.[584]


    Cevap: İki hadis arasında bir çelişki yoktur. Ebu Muhammed İbn Hazm diyor ki: Enes hadisi şu üç şekilden biriyle açıklanabilir:


    1- Peygamber (s.a.v.), Enes'in dediği gibi kendi eliyle yedi deveden fazla kesmemiş ve bundan sonra altmış üçe tamamlanıncaya kadar bir başkasına kesmesini emretmiştir. Sonra o yerden ayrılmış ve Ali'ye (r.a.) de geri kalanı kesmesini emretmiştir.


    2- Enes, Peygamber'in (s.a.v.) kendi eliyle yalnızca yedi tane kestiğini görmüştür. Câbir ise Peygamber'in (s.a.v.) geri kalanı kesmeyi tamama erdirdiğini görmüştür. Böylece her ikisi de gördüğünü, gözlemlediğini haber vermiştir.


    3- Peygamber (s.a.v.), Enes'in dediği gibi yedi deveyi kendi eliyle tek başına kesmiştir. Sonra kendisi ve Ali, kargıyı birlikte tutmuşlar ve bu şekilde altmış üçe tamamlayıncaya kadar beraberce kesmişlerdir. Nitekim Garafe b. Haris el-Kindî'nin söylediğine göre kendisi o gün Peygamber'in (s.a.v.) kargının üst tarafını tuttuğunu, Ali'ye ise alt tarafını tutmasını emrettiğini ve ikisinin o kargı ile develeri kestiklerini görmüştür[585]' Sonra Ali, Câbir'in dediği gibi yüz deveden geri kalanı tek başına kesmiştir. En iyi bilen Allah'tır.


    Soru: Peki İmam Ahmed ve Ebu Davud'un Ali'den rivayet ettikleri şu hadisi ne yapacaksınız? Ali diyor ki: "Allah Rasûlü (s.a.v.) develerini kestiğinde, otuzunu kendi eliyle kesti. Geri kalanını da benim kesmemi emretti. "[586]


    Deriz ki: Bu bir hatadır, râvî tarafından tersine çevrilmiş (maklûb hadistir). Çünkü otuz deveyi kesen Ali'dir. Peygamber'in (s.a.v.) yedi deveyi kendi eliyle kestiğini ne Ali ve ne de Câbir görmüştür. Sonra öteki altmış üç deveyi kesmiş, yüz deveden geriye otuz deve kalmıştır. Onları da Ali kesmiştir. Râvi, Ali'nin kestiği deve sayısını Peygamber'in (s.a.v.) kestiği ile yer değiştirtmiştir.


    Soru: Peki şu Abdullah b. Kurt hadisini ne yapacaksınız? Peygamber (s.a.v.): "Allah katında en azametli gün kurban günü, sonra yevmü'I-karr'dır." buyurdu. — Yevmü'1-karr, kurban bayramının ikinci günüdür.— Allah Rasülü'ne (s.a.v.) beş deve yaklaştırıldı. Kendisine hangisi yaklaşmışsa ondan başlayıp kesti. Develerin yanları yere yıkılınca kısık sesle bir söz söyledi, anlamadım. "Ne dedi?" diye sordum. "Dileyen kendisine ayırsın" buyurdu, dediler.[587]


    Cevap: Kabul eder, doğru olduğunu söyleriz. Çünkü yüz deve, Peygamber'e (s.a.v.) bir defada toptan yaklaştırılmadı. Küçük topluluklar halinde yaklaştırıldılar. O develerden beş tanesi küçük bir grup halinde O'na yaklaştırıldı. İşte bu grup, her birini kesmesi için Peygamber'e (s.a.v.) gelmiş, yaklaşmıştır.


    Soru: Peki Sahihayn'da, Peygamber'in (s.a.v.) kurban günü Mina'-da yaptığı konuşmaya dair Ebu Bekre'den rivayet edilen şu hadisi ne yapacaksınız? Ebu Bekre, hadisin sonunda diyor ki: "Sonra alacalı iki koçun yanına gitti, onları kesti ve birkaç koyunun yanına gitti, onları aramızda paylaştırdı." Metin, Muslim'dedir[588]' Buna göre iki koçun kesilmesi Mekke'de olmuştur. Enes hadisine göre ise Medine'de olmuştu.


    Cevap: Bu konuda âlimler iki yol tutmuşlardır:


    Birinci yol: Söz, Enes'in sözüdür. Peygamber (s.a.v.) Medine'de alacalı ve boynuzlu iki koç kurban etti. Bayram namazını kıldırdı. Sonra iki koçun yanına gitti. Görüldüğü gibi Enes, Peygamber'in (s.a.v.) Mekke'de develeri kesmesiyle Medine'de iki koç kesmesini birbirinden ayırmış, bunların ik ayrı olay olduğunu ortaya koymuştur. Peygamber'in (s.a.v.) Mina'da kurban kesimini anlatan herkesin O'nun deve kurban etmiş olduğunu söylemeleri de bunu göstermektedir. Peygamber'in (s.a.v.) sevket-miş olduğu hedy ( = hacda kesilen kurban) da devedir. Deve kesimi sevk işlemi yapmaksızın orada davar kesmekten daha faziletlidir. Câbir, Veda haccı kıssasında: "Peygamber (s.a.v.) şeytan taşlamadan döndü ve develeri kesti." demektedir. İki koçun bayram günü kurban edildiğini ifade eden kıssa, râvilerden biri tarafından karıştırıldı ve bu olay Mina'da iken meydana gelmişti zannetmekle yanılgıya düştü.


    ikinci yol: İbn Hazm'ın ve onun yolundan gidenlerin tuttuğu yol: Bunlar birbirinden tamamen ayrı iki işlem olub, bunları anlatan her iki hadis de sahihtir. Ebu Bekre, Peygamber'in (s.a.v.) Mekke'deki (hedyden farklı) kurban kesimini, Enes ise Medine'deki kurban kesimini anlatmıştır. Peygamber (s.a.v.) kurban günü davar, sığır ve deve kesmiştir. Nitekim Aişe: "Allah Rasûlü (s.a.v.) o gün hanımları adına sığır kurban etti." demektedir. Bu hadis, Sahihayn[589] dadır


    Sahih-i Muslim'de: "Allah Rasûlü (s.a.v.) kurban günü Âişe adına bir sığır kurban etti." diye kaydedilmektedir.[590]


    Sünen'de: " Peygamber (s.a.v.), Veda haccında Muhammed ailesi adına bir tek sığır kesti." diye rivayet edilmektedir[591]


    îbn Hazm'ın mezhebine göre hac yapan kimsenin hedy (hac için kesilen kurban) yanında bir de kurban kesmesi meşru kılınmıştır. Doğrusu — inşallah— birinci yoldur. Hac yapan kimse için hedy, mukîm için kurban neyse odur. Hiç kimse Peygamber'in (s.a.v.) ve ashabının hedy ile kurbanı birleştirdiğini aktarmamıştır. Aksine onların hacda kestikleri hedy, kurbanları oluyordu. Mina'da kesilen hedy'dir, diğer yerlerde kesilen kurbandır.


    Âişe'nin: "Peygamber (s.a.v.) hanımları adına sığır kurban etti." sözünde[592]' hedy'e kurban adı verilmiştir. Peygamber'in (s.a.v.) hanımları temettu' haccı yapmaktaydılar. Onların hedy kesmeleri gerekiyordu. Peygamber'in (s.a.v.) onlar adına kestiği sığır, onların kesmeleri, gereken hedy'dir.


    Peygamber'in (s.a.v.) hanımları adına bir sığır kurban edilmesi olayında bir mesele vardır: Hanımları dokuz tane idi. Bir sığırın, yediden fazla kişi adına kesilmesi yeterli olur mu?


    Ebu Muhammed İbn Hazm bu meseleyi kendi kabul ettiği prensibe dayalı olarak, yani " Âişe, bu konuda Peygamber'in (s.a.v.) diğer hanımlarıyla aynı durumda değildi. O kıran haccı, ötekiler ise temettu' haccı yapmaktaydılar." prensibine göre cevaplamaya çalışmıştır. Ona göre kıran yapana kurban (hedy) kesmek gerekmez. Kendi görüşünü, Muslim'in Hişâm b. Urve'den, onun da babasından rivayet ettiği şu hadisle desteklemiştir: Âişe anlatıyor: Biz Zilhicce ayının başlarına doğru Allah Rasûlü (s.a.v.) ile birlikte yola çıktık. Ben umreye niyetlenib ihrama girenler arasında idim. Yola çıktık, Mekke'ye geldik. Ben hayızlı iken arafe günü erişti. Yapmakta olduğum umrenin ihramından çıkmamıştım. Bu durumdan Peygamber'e (s.a.v.) yakındım. "Umreni bırak, başım çöz, saçlarım tara ve hacca niyetlenib ihrama gir, telbiye getir." buyurdu. Dediğini yaptım. Muhassab'da kaldığımız gece —Allah haccımızı sona erdirmişti.— Peygamber (s.a.v.) yanımda kardeşim Abdurrahman b. Ebu Bekir'i gönderdi. O da beni terkisine alıp Ten'îm'e çıkardı. Umreye niyetlenib ihrama girdim. Allah, haccımızı ve umremizi tamamladı. Bundan dolayı ne kurban lâzım geldi, ne sadaka, ne de oruç.[593]


    Bu fasit bir yoldur. İbn Hazm bununla insanlardan ayrılmış, tek başına bir yol izlemiştir. Sahabe, tabiin ve onlardan sonra gelenlere göre temettu' haccı yapana lâzım geldiği gibi kıran yapana da kurban kesmek lâzım gelir. Hatta yukarıda geçtiği üzere sahabe lisanında gerçekte temettu1 yapan da odur. Bu hadise gelince doğrusu bu son söz Hişâm b. Urve'nin sözüdür. Sahıh-i Muslim'de bu şekilde açık olarak gelmiştir. Muslim, Ebu Kü-reyb — Vekî — Hişâm b. Urve — babası Urve — Âişe (r.a.) senediyle hadisi kaydetmiştir ki, hadisin sonunda Urve "Allah, onun haccını ve umresini tamamladı." demektedir. Hişâm diyor ki: "Bundan dolayı ne kurban lâzım geldi, ne oruç, ne de sadaka."[594]


    Ebu Muhammed diyor ki: Şayet Vekî bu sözü Hişârn'm saymışsa, İbn Numeyr ile Abde sözü Âişe'nin sözü araşma katmışlardır. Her iki râvi de sikadır. Öyleyse sözü Vekî, Hişâm'a nisbet etmiştir; çünkü Hişâm'm söylediğini işitmiştir. Hişâm'm ona söylemesi, o sözü Âişe'nin söylemiş olmasını ortadan kaldırmaz. Kişi, senediyle bir hadis rivayet eder; sonra onu isnâd etmeden fetva olarak söyler. Hiçbiri diğerini ortadan kaldırmaz. Böylesini ancak insafsızlar ve nevalarına uyanlar kusur sayarlar. Burada doğru olan, her sika râvinin rivayet ettiği konuda tasdik edilmesidir. O halde Abde ve tbn Nümeyr, sözü Âişe'ye nisbet ettiklerinde, adalet sahibi olmalarından dolayı tasdik edilirler. Vekî de o sözü Hişâm'a nisbet ettiğinde adalet sahibi olmasından dolayı o da tasdik edilir. Hepsi sahihtir. O sözü Âişe de söylemiştir. Hişâm da söylemiştir.


    Een derim ki: Onun zâhirîliğine ve hadis illetlerinin doktorları olan, bu illetlere karşı özel ilgileri bulunan hadis tenkitçileri imamların ince anlayışları gibi hadislerin illetleri konusunda ince anlayışa sahip olmayan onun emsali kimselerin zâhirîliğine yakışan da budur. Bu büyük imamlar kendilerinin hadis zevkine ve bilgisine sahip olmayanların kendilerine muhalif sözlerine iltifat bile etmemektedirler. Hatta değerli ve değersiz madenleri ayırt eden usta sarraflar gibi onların kesinlikle hatalı olduklarım söylemektedirler ve bu işi bilmeyenlerin hatalarına da iltifat etmemektedirler.


    Malumdur ki, Abde ve İbn Nümeyr bu sözü söylerken " Âişe dedi" demediler. Onlar bu sözü, kendilerinin sözü, yahud Urve'nin sözü veya Hişâm'm sözü olması muhtemel bir şekilde hadise sokuşturmuşlardır. Vekî, gelip ayırt etti ve açıklığa kavuşturdu. Ayırt eden ve açıklığa kavuşturan kimse başkalarının mutlak bıraktığını iyi bellemiş ve sağlama almış demektir. Evet, İbn Nümeyr ile Abde " Âişe dedi1' ve Vekî' "Hişâm dedi" demiş olsalardı elbet Ebu Muhammed'in dediği mümkün olur ve burası tartışma ve tercih konusu olurdu.


    Peygamber'in (s.a.v.) hanımlarının dokuz, kesilen kurbanın bir tek sığır olmasına gelince: Bu, şu üç metinle rivayet edilmiştir: 1) Onların arasında bir tek sığır kesildi. 2) Peygamber (s.a.v.) o gün onlar adına sığır kurban etti. 3) Âişe dedi ki: Kurban günü sığır eti ile yanımıza girildi. Ben: "Bu nedir?" diye sordum. "Allah Rasûlü (s.a.v.) hanımları adına kurban kesdi." dediler.


    Alimler bir deve ve bir sığırın kaç kişi adına kesilebileceği konusunda ihtilâf etmişlerdir. Kimileri yedi demiştir. Şafiî ve kendisinden gelen meşhur rivayete göre Ahmed bu görüştedir. Kimileri de on demiştir. İshak da bu görüştedir. Sabittir ki, Allah Rasûlü (s.a.v.) sahabîlerin aralarında ganimetleri paylaştırmış, bir deveyi on koyuna eş tutmuştur[595]' Bu hadiste de Peygamber'in (s.a.v.) dokuz hanımı adına bir sığır kurban ettiği sabit olmuştur.


    Süfyan'ın Ebu'z-Zubeyr yoluyla Câbir'den rivayetine göre sahabîler, Allah Rasûlü (s.a.v.) ile birlikte yaptıkları hacda bir deveyi on kişi adına kesmişlerdir. Bu hadis Muslim'in şartlarına uymaktadır, ama kitabına almamıştır. O, kitabına (Câbir'in) şu sözlerini almıştır: Allah Rasûlü (s.a.v.) ile birlikte hacca niyetlenib yola çıktık. Yanımızda kadınlar ve çocuklar da vardı. Mekke'ye varınca Kabe'yi tavaf ettik. Safa-Merve arasında sa'y yaptık. Allah Rasûlü (s.a.v.) develerde ve sığırlarda ortak olmamızı, yedi kişimizin bir deve veya sığır kesmesini emretti.[596]Müsned'de İbn Abbas'ın şöyle dediği rivayet edilir: "Bir yolculukta Peygamber (s.a.v.) ile birlikte idik. Kurban bayramı geldi. Bir sığırda yedi ve bir devede on kişi birleşip kurban kestik." Bu hadisi Nesâî ve Tirmizî de rivayet etmiştir. Tirmizî: "bu hadis hasen-garibdir" diyor.[597]


    Sahihayn'de ise İbn Abbas'ın: "Hudeybiye senesi Allah Rasûlü (s.a.v.) ile birlikte bir deveyi yedi ve bir sığırı yedi kişi kurban ettik." dediği rivayet edilmektedir[598]


    Huzeyfe diyor ki: "Allah Rasûlü (s.a.v.), müslümanlar arasında, yaptığı hac sırasında yedi kişiyi bir sığırda ortak yaptı." Bu rivayeti İmam Ahmed (r.h.) kaydetmiştir.[599]


    Bu hadisler şu üç Şekilden biriyle açıklanabilir:


    1- Ya yedi hadisleri daha çok ve daha sahihtir, denir.


    2- Ya bir devenin on davara denk tutulması paylaştırmanın denk gelmesi için ganimetler konusunda bir değerlendirmedir, hacda kesilen kurbanlarda yedi kişi adına geçerli olması ise şer'î bir takdirdir, denir.


    3- Yahud da şöyle denir: Bu durum zaman, yer ve develerin değişimiyle değişir. Bu durumların bazısında bir deve, on koyuna denk geliyordu. ( Peygamber), bir deveyi on kişi için geçerli saydı. Bazısında da yedi koyuna denk geliyordu, yedi kişi için geçerli saydı. En iyi bilen Allah'dır.


    Ebu Muhammed diyor ki: "Peygamber (s.a.v.) hanımları adına hedy olarak bir sığır kesti. Yine onlar adına bir sığır kurban etti. Kendisi adına iki koç kurban etti, hedy olarak da altmış üç deve kesti." Buradaki yanılgıyı yukarıda öğrendin. Kurban sığırı, hedy sığırından başka değildir, aynısıdır. Hac yapan kimsenin kestiği hedy, memleketlerinde bulunan insanların kestiği kurban yerindedir.


    Allah Rasûlü (s.a.v.) kurbanını Mina'daki kurban kesme yerinde kesti ve insanlara bütün Mina'nm kurban kesme rinin hem yol, hem de kurban kesme yeri olduğunu bildirdi.[600] Bu hadis göstermektedir ki, kurban kesim işi yalnız Mina'ya özgü değildir. Mekke caddelerinin, sokaklarının neresinde keserse yeterli olur. Nitekim Arafat'ta vakfe yaptığında: "Ben burada vakfe yaptım. Bütün Arafat vakfe yeridir." buyurdu. Müzdelife'de vakfe yaptığında: "Ben burada vakfe yaptım. Bütün Müzdelife vakfe yeridir." buyurdu[601] Mina'da kendisine, sıcaktan korunacağı bir bina yapmak istediler. "Hayır. Mina önce gelip konanın konakladığı, devesini çökerttiği bir yerdir." diyerek engel oldu.[602] Bu hadis göstermektedir ki, müslümanlar Mina'da ortaktırlar; önce gelip orada bir yere konaklayan kimse ayrılıncaya kadar oraya daha çok hak sahibidir; ancak bununla oraya sahip olamaz. [603]



    27— Tıraş Olması:


    Allah Rasûlü (s.a.v.) kurban kesim işini bitirince berberi çağırttı, başını tıraş ettirdi. Başında ustura ile dikilen berber Ma'mer b. Abdullah'ın yüzüne bakarak ona: "Ey Ma'mer! Allah'ın Rasûlü (s.a.v.) kulağının yumuşa-ğından itibaren başını, elinde usturan olduğu halde sana teslim etti." dedi. Ma'mer de: "Vallahi, ey Allah'ın Rasûlü! Hiç şüphesiz bu görev bana Allah'ın ihsan ettiği bir nimet ve lütuftur." dedi. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.): "Peki öyleyse, haydi sana teslim oluyor, kımıldamıyorum." buyurdu. Bu hadisi İmam Ahmed (r.h.) kaydetmiştir.[604]


    Buharî, Sahihimde " Peygambe'i (s.a.v.) tıraş edenin Ma'mer b. Abdullah b. Nadla b. Avf olduğunu söylüyorlar." demektedir.


    Peygamber (s.a.v.) berbere başının sağ tarafını işaret ederek "Şurayı al" buyurdu. Berber o kısmı tamamen tıraş edince saçını, kendisini çevreleyenler arasında paylaştırdı. Ve sonra berbere işaret edip başının sol tarafını tıraş ettirdi. Sonra "Ebu Talha burada mı, gelsin?" dedi. EbuTalha gelince kendisine sol tarafının kesilen saçını verdi. Bu hadis Sahih-i Muslim'de bu şekilde kaydedilmiştir.[605]


    Sahih-i BuharVde İbn Şîrîn yoluyla Enes'den rivayet edildiğine göre Allah Rasûlü (s.a.v.) başını tıraş ettirdiği zaman saçından ilk alan Ebu Talha oldu[606]


    Bu rivayet, Muslim'in rivayetiyle çelişmez. Çünkü Ebu Talha'ya sağ kısımdan diğerlerine isabet eden kadar bir pay isabet etmiş ve sol kısmı yalnız o almış olabilir. Ancak Muslim'in yine Sahih7inde rivayetine göre Enes diyor ki: Allah Rasûlü (s.a.v.) şeytan taşlayıp kurbanını kesince tıraş oldu; başının sağ tarafını berbere uzattı, tıraş ettirdi. Sonra Ebu Talha el-Ensârî'yi çağırttı, kesilen saçını ona verdi. Sonra berbere sol tarafını uzatıp "tıraş et" buyurdu. Berber tıraş edince, Peygamber (s.a.v.) kesilen saçını Ebu Talha'ya-verdi ve: "Bunu insanlar arasında paylaştır" dedi[607] Bu rivayette —gördüğün gibi— Ebu Talha'nın payı sağ kısım olarak, birinci rivayette ise sol kısım olarak kaydedilmektedir. Hafız Ebu Ab-dillah Muhammed b. Abdulvâhid el-Makdisî diyor ki: Hadisi Muslim, Hafs b. Gıyâs — Abdulalâ b. Abdulalâ — Hişam b. Hassan — Muhammed b. Şîrîn — Enes senediyle "Peygamber (s.a.v.) Ebu Talha'ya sol tarafının saçını verdi." şeklinde rivayet ediyor, Süfyan b. Uyeyne —Hişâm b. Hassan— senediyle ise "Peygamber (s.a.v.) Ebu Talha'ya sağ tarafının saçını verdi" şeklinde rivayet ediyor. İbn Avn'ın İbn Sîrîn'den yaptığı rivayetin, Sufyân'ın rivayetini takviye ettiği görüşündeyim. En iyi bilen Allah'tır.


    Ben derim ki: "İbn Avn'ın rivayeti" sözüyle Buharî'nin İbn Sîrîn'den rivayet ettiği ve yukarıda aktardığımız, Ebu Talha'nın ilk olarak aldığı saçın kendisine mahsus olan kısım olduğunu ifade eden rivayeti kasdetmek-tedir. En iyi bilen Allah'tır.


    Ebu Talha'nın kendisine mahsus olan nasibinin sol kısım olduğunu, Peygamber'in (s.a.v.) önce umuma dağıttığını, sonra hususî olarak verdiğini, —ki O'nun yaptığı bağışlarda sünneti böyleydi ve aynı zamanda rivayetlerin ekserisi de bunu ifade etmektedir— bu rivayetlerden bazısında kaydedilen şu olay da takviye eder:


    saçını paylaştırdı. Sonra berbere sol tarafını işaret edip tıraş ettirdi, o kısmı da Ummu Süleym'e verdi... Bu rivayetle Ebu Talha'ya verdiğini ifade eden rivayet çatışmaz. Çünkü Ummu Süleym, Ebu Talha'nın karışıdır.


    Hadisin bir başka metni ise şöyledir: Sağ taraftan başladı. İnsanlar arasında saçını birer ikişer tel olarak dağıttı. Sonra "solu tıraş et" buyurdu. Onu da böyle yaptı. Sonra "Ebu Talha burada mı, gelsin." buyurdu. Gelince onu da Ebu Talha'ya verdi.


    Üçüncü bir metinde ise şöyle denilmekte: "Ebu Talha'ya,! başının sol tarafının saçını verdi. Sonra tırnaklarını kesti, onları insanlar arasında paylaştırdı." İmam Ahmed'in (r.h.) Muhammed b. Abdullah b. Zeyd'den rivayetine göre babası ona şunları anlatmıştır: Kendisi Peygamberi (s.a.v.) kurban kesim yerinde görmüştü. O sırada Kureyşli bir adam kurbanları dağıtmaktaydı. Ne ona, ne de arkadaşına hiçbir şey kalmadı. Allah Rasûlü (s.a.v.) başını elbisesi içine tıraş ettirdi. Kesilen saçını o adama verdi, adam onu birtakım erkeklere paylaştırdı. Tırnaklarını kestis onları da adamın arkadaşına verdi. Dedi ki: "O —saçı— bizim yanımızda iken kına ve çivit ile boyanmıştır."[608]


    Saçlarını tıraş ettirenlere üç kere, kısalttıranlara ise bir kere dua edip bağışlanmalarını diledi. Pek çok sahabî —hatta çoğunluğu— saçlarım tıraş ettirdi, bir kısmı da kısalttırdı. "İnşallah, Mescid-i Haram'a başlarını tıraş ettirmiş ve kısalttırmış olarak emniyet içinde gireceksiniz." âyeti[609] ile, Âişe'nin (r.a.): "Allah Rasûlü'ne (s.a.v.) ihrama gireceğinden dolayı ihrama girmeden önce ve ihramdan çıkacağı için de ihramdan çıkmadan önce güzel koku sürdüm." sözü, başı tıraş ettirmenin hacda yapılacak görevlerden biri olduğunun ve yasaklı şeyden kurtulma olmadığının bir delilidir. [610]



    28— Ziyaret Tavafı Yapması:


    Sonra öğleden sonra binitli olarak Mekke'ye hareket etti. İfâza tavafını yaptı. Bu tavafa, ziyaret tavafı ve sader tavafı da denir. Başka tavaf yapmadı. Bu tavafla birlikte sa'y da yapmadı. Doğru olan budur. Bu konuda üç grup muhalefet etmektedirler: 1) Bir grup iddia ediyor ki: Peygamber (s.a.v.) ifâza tavafından ayrı olarak, biri kudüm tavafı olmak üzere iki tavaf yaptı. Sonra ifâza tavafını yaptı. 2) Bir grup ise Peygamber'in (s.a.v.) kıran haccı yapmakta olduğundan, bu tavafla birlikte sa'y da yaptığını iddia ediyor. 3) Bir grup da o gün tavaf yapmadığını, ziyaret tavafını geceye tehir ettiğini iddia etmektedir. Şimdi biz bu konuda neyin doğru olduğunu anlatıp hatanın kaynağını açıklayacağız. Başarı yalnız Allah'tandır.


    Esrem diyor ki: Ebu Abdillah (Ahmed b. Hanbel)'e: "Temettu' haccı yapan kimse kaç tavaf ve sa'y yapar?" diye sordum. "Haccı için tavaf ve sa'y eder. Bir de ayrıca ziyaret tavafı yapar." cevabım verdi. Bu konuyu kendisine defalarca sorduk, bu görüşünde sebat etti.


    Üstad Ebu Muhammed el-Makdisî, el-Muğnî adlı eserinde diyor ki: Kıran ve ifrâd yapan kirnseler için de hüküm aynıdır. Onlar da kurban bayramının birinci gününden önce Mekke'ye gelmedikleri ve kudüm tavafı yapmadıkları takdirde evvelâ ziyaret tavafından önce kudüm tavafını yaparlar. İmam Ahmed (r.h.) buna parmak basmış ve Âişe'nin (r.a.) rivayet ettiği şu hadisi delil göstermiştir: "Umreye niyetlenib ihrama girenler Beytullah'ı tavaf edip Safa-Merve arasında sa'y yaptılar, sonra ihramdan çıktılar. Mina'dan döndükten sonra da hacları için bir başka tavaf daha yaptılar. Hac ile umreyi birleştirenler ise yalnız bir tek tavaf yaptılar." İmam Ahmed (r.h.) işte Âişe'nin sözünde geçen hacları için yaptıkları tavafın kudüm tavafı olduğunu söylemiştir... (Üstad Ebu Muhammed) diyor ki: Çünkü kudüm tavafının meşru olduğu sabittir. Ziyaret tavafı onu düşürmez. Farz namaza başlamadan önce, camiye girince kılınan tahiyyetü'l-mescid namazında olduğu gibi.el-Hırakî, Muhtasar'ında diyor ki: Şayet hacı, temettu' haccı yapmakta ise umre için yaptığı gibi yedi kere Kabe'nin etrafını dolaşır, yedi kere de Safa-Merve arasında sa'y yapar. Sonra döner, ziyaret niyetiyle Kabe'yi bir kere tavaf eder. "Beyt-İ Atîk'i tavaf etsinler." âyetinde[611] geçen bu tavaftır.


    Kadı (Ebu Ya'lâ) ve takipçileri gibi Peygamber'in (s.a.v.) temettu' haccı yaptığını söyleyenlere göre Peygamber (s.a.v.) bu şekilde yapmıştır. Üstad Ebu Muhammed'e göre Peygamber (s.a.v.) özel bir tür temettu' yapmıştır, ama böyle yapmamıştır. Üstad diyor ki: el-Hırakî'nin kaydettiğibu tavaf konusunda Ebu Abdillah (Ahmed b. Hanbel)'e muvafakat eden hiç kimse bilmiyorum. Aksine meşru olan, bir tek ziyaret tavafı yapmaktır. Örneğin namaza kamet getirilirken camiye giren kimse tahiyyetü'l-mescid yerine, namazı kılmakla yetinir. Çünkü ne Peygamber'in (s.a.v.) ne de Veda haccmda O'nunla birlikte temettu' haccı yapan sahabîlerin yaptıkları nakledilmiştir ve ne de Peygamber (s.a.v.) bunu herhangi bir kimseye emretmiştir... Hz, Âişe hadisi buna delildir. Zira o: "Mina'dan döndükten sonra hacları için bir başka tavaf daha yaptılar." demektedir. İşte bu, ziyaret tavafıdır. Âişe, bir başka tavaf söylememiştir. Şayet onun söylediği bu tavaf, kudüm tavafı olsaydı o zaman Âişe, kendisi yapılmadığı takdirde hac tamam olmayan bir rükün durumunda olan ziyaret tavafını söylemeyi bırakmış da, lüzumsuz bir şeyi söylemiş olur. Her ne olursa olsun, Âişe bir tek tavaftan sözetmiştir. O halde iki tavafa bu nasıl delil gösterilebilir?


    Hem Âişe hayız olunca, Peygamber'in (s.a.v.) emriyle haccı umreye birleştirdi. Kudüm tavafı yapmamıştı, yapmadı da. Peygamber (s.a.v.) de ona kudüm tavafı yapmasını emretmedi. Şayet kudüm tavafı, vâcib olan tavafla düşmeseydi umreci için, umre tavafıyla birlikte kudüm tavafı da meşru kılınırdı. Çünkü Kabe'ye ilk gelişidir. Görüp tavaf ettikten sonra Kabe'ye geri dönen temettu' haccı yapan kimseye göre buna daha lâyıktır... (Üstad Ebu Muhammed'in sözleri bitti.)


    Ben derim ki: Her ne kadar inkâr ettiği husus inkâr ettiği gibi hak ve doğru olan onun inkârında ise de Ebu Muhammed'in sözleri problemi ortadan kaldırmadı. Hiç kimse, "Ne sahabîler Arafat'tan dönünce kudüm tavafı ve sa'y yaptılar, sonra da ifâza tavafı yaptılar, ne de Peygamber (s.a.v.) böyle yaptı" demedi. Böyle bir şey jcesinlikle olmadı. Ancak problemin kaynağı şudur: Mü'minlerin annesi ( Âişe), temettu' haccı yapanla kıran haccı yapanı ayırdı; kıran yapanların Mina'dan döndükten sonra bir tek tavaf yaptıklarını ve umreye niyetlenenlerin Mina'dan döndükten sonra hacları için bir başka tavaf daha yaptıklarını haber vermiştir ki, bu kesinlikle ziyaret tavafından ayrıdır. Çünkü bu hususta kıran ve temettu' yapanlar müşterektir, aralarında bir fark yoktur. Ancak Üstad Ebu Muhammed, Âişe'nin temettu' haccı yapanlar hakkında: "Mina'dan döndükten sonra hacları için bir başka tavaf daha yaptılar." sözünü görünce "Bunda onların iki tavaf yaptıklarını gösteren bir delil yoktur." dedi. Dediği doğrudur. Ama problemi ortadan kaldırmamıştır.


    Bu yüzden bir grup, bu ilâve Urve yahud oğlu Hişâm'ın sözü olub hadise sokuşturulmuştur, demektedir. Bu açık değildir. Açık olsa bile neticede mürseldir. Mürsellikle buradaki problem ortadan kalkmaz. Doğrusu Âişe'nin haber verdiği ve kendisiyle temettu' yapanla kıran yapanı ayırdığı tavaf, Kabe'yi tavaf değil Safa-Merve arasında yapılan tavaf (sa'y)dır. Böylece problem toptan ortadan kalkmıştır. O halde Âişe kıran yapanların Safa-Merve arasında bir tavaf (sa'y) yapmakla yetindiklerini ve buna bayramın birinci günü başka bir tavaf eklemediklerini haber vermiştir ki, işte bu doğrudur. Yine Âişe temettu* yapanların Mina'-dan döndükten sonra hac için Safa-Merve arasında bir başka tavaf yaptıklarını haber vermiştir. O birincisi, umre içindi. Bu cumhurun görüşüdür. Hadisin bu şekilde anlaşılması, Âişe'nin bir diğer hadisine uygun düş* mektedir: Peygamber (s.a.v.) ona buyurdu ki: "Beytullah etrafında ve Safa-Merve arasında yaptığın tavaf haccın ve umren için yeterlidir." Âişe kıran yapmaktaydı. Hem hadisin bu şekil anlaşılması cumhurun görüşüne de uygun düşer.


    Ancak bu durumda Muslim'in Sahih'inde Câbir'den rivayet ettiği şu hadis problem olur: "Gerek Peygamber (s.a.v.) ve gerekse ashabı Safa-Merve arasında bir tek tavaftan başka tavaf yapmadılar. O da ilk tavaftı." Bu hadis, temettu' yapanın bir tek sa'y yapması yeter, diyenlerin görüşüne uygun düşmektedir. Nitekim İmam Ahmed (r.h.) kendisinden gelen iki rivayetten birine göre bu şekilde düşünmektedir. Oğlu Abdullah ve başkalarının rivayetinde bunu açık bir şekilde ifade etmiştir. Buna göre ya " Âişe olduğunu, Câbir ise olmadığını söylemektedir. Olduğunu söyleyen, olmadığını söyleyene tercih edilir." denir, yahud "Câbir'in kasdettiği kimseler, Ebu Bekir (r.anh), Ömer, Talha, Ali —Allah onlardan razı olsun— ve zenginler gibi Peygamber'Ie (s.a.v.) birlikte kırana niyetlenen ve kurbanlık sevkedenlerdir. Çünkü onlar yalnız bir tek sa'y yapmışlardır. Yoksa kastı sahabîlerin umumu değildir." denir veyahud da Âişe hadisi, onda geçen bu ilâvenin Hişâm'ın sözlerinden sokuşturulmuş olduğu söylenerek illetli sayılır.[612] Âişe hadisinde işte âlimler bu üç yolu tutmuşlardır. En iyi bilen Allah'tır.


    Temettu' yapan kimse, hac ihramına girdikten sonra Mina'ya çıkmadan önce kudüm tavafı ve sa'y yapar görüşü İmam Şafiî'nin takipçilerinin görüşüdür. İmam Şafiî'nin kendisinden böyle bir ifade aktarılmış mıdır, aktarılmamış mıdır bilmiyorum. Ebu Muhammed diyor ki: Bunu ne Peygamber (s.a.v.), ne de ashabından herhangi biri yapmış; ne Peygamber (s.a.v.) onlara bunu emretmiş ve ne de hiç kimse böyle bir şey nakletmiş-tir. İbn Abbas: "Mekkelilerin, hac ihramına girdikten sonra Mina'dan dö-nünceye kadar ne tavaf etmelerini, ne de Safa-Merve arasında sa'y yapmalarını caiz görürüm." demiştir. Cumhur, Mâlik, Ahmed b. Hanbel, Ebu Hanife, İshak ve başkaları İbn Abbas'm görüşünü paylaşmaktadırlar.


    Müstehap sayanlar diyorlar ki: (Temettu' yapan kişi) hac ihramına girince Mekke'ye yeni gelen gibi olur; kudüm tavafı ve sa'y yapar. Çünkü birinci tavaf, umre tavafı yerine geçer. Geriye kudüm tavafı kalır. Onu yapmadığı için hac ihramına girmeyi müteakip yapması müstehap olur... Gösterdikleri bu iki delil çürüktür. Çünkü umre için tavaf yapınca kıran yapan durumunda olur. O zaman yaptığı tavaf, kudüm tavafına gerek bırakmaz. Örneğin, camiye giren kimse namazın kılındığını görse, derhal namaza girer; bu namaz tahiyyetü'l-mescid yerine geçer ve o kişinin bunu kılmasına gerek bırakmaz.


    Hem sahabîler, Peygamber (s.a.v.) ile birlikte hac ihramına girdiklerinde ihramı müteakip tavaf yapmadılar. Oysa onların çoğunluğu temettu' haccı yapmaktaydı. Muhammed b. Hasan, Ebu Hanife'den şöyle bir görüş rivayet eder: "Şayet (temettu' yapan) terviye günü öğle vakti güneş tam tepeye gelmeden önce ihrama girerse kudüm tavafı ve sa'y yapar. Eğer güneş tepeden kaydıktan sonra ihrama girerse tavaf yapmaz." İki vakit arasını şundan dolayı ayırmıştır: Güneş tepeden kaydıktan sonra derhal Mina'-ya doğru yola çıkar. Yola çıkmaktan kendisini meşgul edecek başka bir şeyle uğraşmaz. Güneş tepeye dikilmeden önce ise yola çıkmadığından tavaf edebilir... Ancak doğru ve sahabe tatbikatına uygun olan îbn Abbas ile cumhurun görüşüdür. Başarı yalnız Allah'tandır.


    İkinci grup diyor ki: "Peygamber (s.a.v.) bu tavafla birlikte sa'y da yaptı. Bu durum, kıran yapanın tıpkı iki tavafa ihtiyaç duyduğu gibi iki sa'ya da ihtiyaç duyacağı konusunda bir hüccettir." Yukarıda geçtiği üzere bu, Peygamber (s.a.v.) üzerinde yapılan bir hatadır. Doğrusu Peygamber (s.a.v.), Âişe ve Câbir'in dediği gibi yalnız ilk sa'yı yapmıştır. İki sa'y yaptığı konusunda O'ndan sahih bir tek harf bile aktarılmamıştır. Hatta yukarıda geçtiği üzere onların tamamı asılsızdır. Oraya müracaat ediniz.


    Üçüncü grup, yani Peygamber (s.a.v.) ziyaret tavafını geceye tehir etti diyenler Tavus, Mucâhid ve Urve'dir. Ebu Davud, Nesâî ve İbn Mâce'-nin Soner'lerinde Ebu'z^übeyr el-Mekkî yoluyla Âişe ve İbn Abbas'-tan rivayet edildiğine göre Peygamber (s.a.v.) kurban bayramının birinci günü, tavafını geceye tehir etti. Bir metinde ise "ziyaret tavafını" şeklinde geçmektedir. Tirmizî: "Bu hadis hasendir" diyor.[613]


    Bu hadis açık bir hatadır ve Peygamber'in (s.a.v.) yapmış olduğu haccı bilen ilim adamlarının şüphe duymadığı, O'nun bilinen uygulamasına ters düşmektedir. Şimdi biz bu hadis hakkında âlimlerin sözlerini kaydediyoruz. Tirmizî, eUîlel adlı eserinde diyor ki: Muhammed b. İsmail el-Buharî'ye bu hadisi sordum ve ona: "Ebu'z-Zubeyr, Âişe ve îbn Ab-bas'tan hadis işitti mi?" diye sordum. "İbn Abbas'tan evet. Ama Âi-şe'den hadis işittiği su götürür." cevabım verdi. Ebu'l-Hasan el-Kattân diyor ki: Bence bu hadis sahih değildir. Peygamber (s.a.v.) o gün, gündüz vakti tavaf yaptı. Ancak sahabîler, Peygamber'in (s.a.v.) öğle namazım Mekke'de mi yoksa tavafını bitirdikten sonra Mina'ya dönüp öğle namazını orada mı kıldırdığında ihtilâf etmişler; İbn Ömer: "Peygamber (s.a.v.) Mina'ya döndü, öğleyi orada kıldırdı" derken, Câbir: "Öğleyi Mekke'de kıldırdı" diyor. Bu (ikinci görüş), Peygamber'in (s.a.v.) tavafı geceye tehir ettiğini ifade eden bu Ebu'z-Zubeyr rivayetinden başka bir yoldan Âişe'den rivayet edilen hadisin de açık (zahir) ifadesidir. Tavafı geceye tehir ettiğini ifade eden bu hadis yalnızca bu yoldan rivayet edilmiştir. Ebu'z-Zubeyr tedlis yapan bir râvidir. Burada Âişe'den işittiğini söylememiştir. Oysa bilinen ve alışılan o ki, Ebu'z-Zubeyr gerek Âişe'den ve gerekse her ne kadar kendisinden hadis işitmiş olsa da İbn Abbas'tan bir aracı yoluyla rivayet etmektedir. Tedlisle tanındığı için Ebu'z-Zubeyr'in Âişe ve İbn Abbas'tan yaptığı ve kendilerinden işitmiş olduğunu söylemediği rivayetlerde çekimser davranmak vâcibtir. Şayet bundan başka bir hadisi Âişe'den işittiği bilinse bile böyle davranmalıdır. Oysa Âişe'den işitmediği bizim için doğru olduğuna göre durum açıktır, çekimser davranmak vâcibtir. Âlimler yalnızca tedlis yapan râvinin hadisini kabul konusunda kendisinden rivayette bulunduğu râvi ile buluştuğu ve ondan hadis işittiği bilindiği vakit ihtilâfa düşmüşler, kimileri "rivayeti kabul edilir" derken başkaları "tek tek her hadiste ittisal ortaya çıkıncaya kadar tedlîs-çinin muan'an rivayetleri reddedilir." demektedirler. Ama tedlisçinin buluşmadığı ve kendisinden hadis işitmediği bir kimseden muan'an yolla rivayet ettiği hadisin kabul edilmeyeceği konusunda bir aykırı düşünce bilmiyorum. Muslim'in dediği gibi, "Buluştukları bilinmese bile iki çağdaş râvinin birbirlerinden muan'an yolda yaptıkları rivayet ittisale yorumlanır" desek bile bu, tedlisçi olmayanlar hakkındadır. Hem yukarıda Peygamber'in (s.a.v.) o gün tavafı gündüz vakti yaptığının sahih olduğunu kaydettik. Ted-lisçilerin hadisini, ittisali bilininceye kadar red yahud inkıtâ'ı bilininceye kadar kabul konusundaki görüş ayrılığı yalnızca sahihliğinde şüphe bulunmayan bir rivayetle çelişmediği zamanda geçerlidir. Oysa bu hadis, sahihliğinde şüphe bulunmayan bir hadisle çatışmaktadır. (Sözü bitti)


    Ebu'z-Zubeyr'in Âişe üzerinde yanlışlık yaptığının bir delili de şu hadistir: Ebu Seleme b. Abdurrahman'm rivayetine göre Âişe diyor ki: "Biz, Allah Rasûlü (s.a.v.) ile birlikte hac yaptık. Kurban günü ifâza tavafında bulunduk."[614] Muhammed b. İshak, Abdurrahman b. Kâsım'-dan, onun da babası yoluyla Âişe'den rivayetine göre Peygamber (s.a.v.), ashabına kurban günü Kabe'yi ziyaret etmeleri için izin verdi. Onlar da ziyaret ettiler. Allah Rasûlü (s.a.v.) ise geceleyin hanımlanyla birlikte ziyaret etti.[615] Bu rivayet de bir hatadır.


    Beyhakî diyor ki: Bu rivayetlerin en sahihi Nâfî'in İbn Ömer'den aktardığı hadis, Câbir hadisi ve Ebu Seleme'nin Âişe'den aktardığı hadis, yani Hz, Peygamber'in (s.a.v.) gündüz tavaf ettiğini ifade eden hadislerdir.


    Ben derim ki: Hata, tavafın adlandırılışından ortaya çıkmıştır. Zira Peygamber (s.a.v.) veda tavafını geceye tehir etmiştir. Nitekim Sahi-hdyn'daki bir rivayete göre Âişe, "Peygamber (s.a.v.) ile birlikte yola çıktık." diye başladığı hadisin devamında diyor ki: Muhassab'da konakladık. Peygamber (s.a.v.) kardeşim Abdurrahman b. Ebu Bekir'i çağırdı ve ona: "Kız kardeşini Harem'den çıkar. Sonra tavafınızı yapıp buraya Muhassab'a gelin." buyurdu. Allah umreyi sona erdirdi, gecenin ortasında tavafımızı bitirdik, Muhassab'a O'nun yanma geldik. "Bitirdiniz mi?" diye sordu. "Evet" dedik. İnsanlar arasında yola çıkılacağını ilan ettirdi. Beytullah'a uğradı ve onu tavaf etti. Sonra Medine'ye doğru yola çıktı[616]


    îşte kuşkusuz Peygamber'in (s.a.v.) geceye tehir ettiği tavaf budur. Ebu'z-Zubeyr yahud onâ"aktaran kimse yanlışlıkla "ziyaret tavafı" demiştir. Başarıya ulaştıran yalnız Allah'tır.


    Peygamber (s.a.v.) gerek bu tavafta gerekse veda tavafında[617] mel yapmamıştır. Yalnızca kudüm tavafında remel yapmıştır.


    Tavafını bitirdikten sonra (sahabîler) hacılara zemzem dağıtırken zemzem kuyusunun başına geldi ve: "Şayet insanların size (ileride) galebe çalmayacaklarını bilsem elbet iner sizinle birlikte hacılara zemzem dağıtırım." buyurdu. Sonra kovayı O'na uzattılar, ayakta içti.[618] Kimileri " Peygamber'in (s.a.v.) bu davranışı ayakta içme yasağını kaldırma anlamı taşımaktadır.", kimileri "Aksine bu, yasağın tercih meselesi ve evlâ olanı terk şeklinde olduğunun bir açıklamasıdır." ve kimileri de "Hayır, ihtiyaçtan dolayı böyle yapmıştır." demektedir ki, bu daha uygun gözükmektedir.


    Peygamber (s.a.v.) bu tavafı sırasında binitli miydi, yaya mıydı? Muslim'in Sahihinde rivayetine göre Câbir "Allah Rasûlü (s.a.v.) Veda hac-cmda, yüksek olub da kendisini insanlar görsünler ve O'na sorularını sorsunlar diye devesi üzerinde Hacer-i Esved'i ucu eğri değneği ile selâmlayarak Kabe'yi tavaf etti. Çünkü insanlar etrafını sarmıştı." demektedir.[619]


    Sahihayn'âa İbn Abbas'm: "Peygamber (s.a.v.) Veda haccında deve üzerinde Hacer-i Esved'i ucu eğri değneği ile selâmlayarak tavaf yaptı." dediği rivayet edilmektedir .[620]


    Bu tavaf, veda tavafı değildir. Her ne kadar geceleyin yapılmışsa da şu iki sebebten ötürü kudüm tavafı da değildir:


    1- Kudüm tavafında remel yaptığı sahihtir. Hiç kimse katiyen "Deve üzerinde remel yaptı" dememiş, "Kendisi bizzat remel yaptı." demişlerdir."[621]


    2- Şerîd b. Süveyd'in şu sözü: "Allah Rasûlü (s.a.v.) ile birlikte ifâza yaptım. Müzdelife'ye gelinceye kadar ayaklan yere basmadı."[622]


    Görünüşte bu hadisten anlaşılan o ki, Şerîd'in Peygamber'le (s.a.v.) birlikte ifâza etmesinden itibaren dönünceye kadar Peygamber'in (sa.) ayakları yere basmamıştır. Bu durum iki rekât tavaf namazı ile bozulmaz. Çünkü bu iki rekâtın durumu malumdur.


    Ben derim ki: Görünen o ki, Şerîd b. Süveyd, "ifâza" kelimesiyle O'nunla birlikte Arafat'tan hareketini kasdetmiştir. Bundan dolayı "Müzdelife'ye gelinceye kadar" demiştir. Yoksa kurban günü Kabe'ye yapılan ifâza tavafını kasdetmemiştir. Peygamber'in (s.a.v.) ayağım yere basmaması durumu küçük abdest bozmak için iki dağ arasında yol kenarında inmiş olmasıyla da bozulmaz. Çünkü bu, orada kalmak için yapılan bir iniş değildir. Sadece geçici olarak ayakları yere basmıştır. En iyi bilen Allah'tır. [623]



    29— Öğle Namazını Mekke'de mi, Mina'da mı Kıldı?


    Sonra Mina'ya döndü. O gün öğle namazını nerede kıldığında ihtilâf t edilmiştir. Sahihayn'dz İbn Ömer'den rivayet edildiğine göre Peygamber (s.a.v.) kurban günü ifâza tavafı yaptı. Sonra döndü. Öğleyi Mina'da kıldı.[624]


    Sahih-i Muslim'de Câbir'den rivayet edildiğine göre Peygamber (s.a.v.) öğleyi Mekke'de kıldı. Âişe de böyle söylemektedir.


    Bu iki görüşün birini diğerine tercih konusunda ihtilâf edilmiştir: Ebu Muhammed İbn Hazm " Âişe ile Câbir'in sözü daha uygundur." demiş ve bu konuda kendisine bir cemaat tâbi olmuştur. Bu görüşü şu sebeblerden ötürü tercih etmişlerdir:


    1- İki kişinin rivayetidir; bir kişinin rivayetinden daha makbuldür.


    2- Âişe, Peygamber'e (s.a.v.) en fazla hususiyeti bulunan insandır. O'nun Peygamber'e (s.a.v.) yakınlığı ve hususiyeti, başkalarında bulunmayan bir ayrıcakğı vardır.


    3- Câbir'in, Peygamberin (s.a.v.) haccını başından sonuna kadar anlatımı en tam bir anlatımdır. Olayı iyi bellemiş ve hafızasında iyi tutmuştur. Öyle ki ayrıntılarına varıncaya kadar hafızasında tutmuştur. Hatta hac ibadetiyle ilgisi bulunmayan, Peygamber'in (s.a.v.) Müzdelife gecesi yolda devesinden inip yol kenarında abdest bozduğuna, sonra hafif bir abdest aldığına varıncaya kadar hafızasında tutmuştur. Bu kadarını hafızasında tutan kimsenin kurban günü namazı nerede kıldığını hafızasında tutması kabule daha da elverişlidir.


    4- Veda haccı mart ayında yapılmıştı. Bu ayda gece ile gündüz birbirine eşit olur. Oysa Peygamber (s.a.v.) Müzdelife'den Mina'ya güneş doğmadan hareket etti. Orada insanlara konuşma yaptı. Pek çok deve kesti, onları paylaştırdı. Yemesi için develerin etlerinden pişirildi. Bunlardan yedi. Şeytan taşladı. Başını tıraş ettirdi. Güzel koku süründü. Sonra Mekke'ye gidip ifâza tavafı yaptı. Zemzem suyundan ve sikâye şırasından içti. Sikâye görevi yapanların başlarında durdu. İşte bütün bu yapılan işler apaçık bir şekilde ortaya koymaktadır ki bunlar, mart ayında öğle vaktine yetişecek şekilde Mina'ya dönülmesi mümkün olacak bir zaman zarfında bitmez.


    5- Bu iki hadis, olayı bizzat görüp nakledenin üslûbu üzere rivayet edilmiştir. Hac sırasında Peygamber'in (s.a.v.) âdeti, namazı müslüman-larla birlikte konakladığı yerde kılmaktı. İbn Ömer âdet üzere yürümüş, Câbir ile Âişe —Allah onlardan razı olsun— Peygamber'in (s.a.v.) âdeti olmayan bir işi görerek hafızalarında tutmuşlardır ki, bunun mahfuz olması daha uygundur.


    Başka bir grup çeşitli sebeblerden ötürü İbn Ömer'in görüşünü tercih etmiştir:


    1- Şayet öğleyi Mekke'de kılmış olsaydı; sahabîler Mina'da tek tek ve grup grup namaz kılmazlar, Peygamber'e (s.a.v.) nâib olan bir imamın arkasında namaz kılmaları gerekirdi. Ne herhangi kimse böyle bir şey nakletmiştir, ne de Peygamber (s.a.v.) onlara namaz kıldıracak bir nâib seçmiştir. Şayet dönüp de onlara namaz kıldıracağını bilmemiş olsaydı "Namaz vakti girer de ben yanınızda olmazsam falan size kıldırsın." derdi. Ne öyle, ne böyle olmuş; ne kesinlikle sahabîler orada tek tek namaz kılmışlardır. Zaten bir arada bulunduklarında namazı grup grup kılmak onların âdeti değildi. Bütün bunlardan anlaşılmıştır ki, sahabîler, âdetleri üzere Peygamber'Ie (s.a.v.) birlikte namaz kılmışlardır.


    2- Mekke'de kılsaydı arkasında ikâmet halinde olan şehir halkından bazı kimseler bulunur, onlara namazlarım tamamlamalarını emrederdi. Onların selâmdan sonra kalkıp namazlarını tamamladıkları nakledilmemiştir. Ne o, ne bu nakledilmediğine hatta kesinlikle böyle bir şeyin olmadığı bilindiğine göre o vakit Peygamber'in (s.a.v.) namazı Mekke'de kılmadığı anlaşılmış demektir. Bilgisiz bazı kimselerin naklettiği, Peygamber'in (s.a.v.): "Ey Mekkeliler! Namazınızı tamamlayın; biz yolcuyuz!" diye buyurması, hac sırasında değil Fetih senesidir.


    3- Bilinmektedir ki, Peygamber (s.a.v.) tavaf yapınca iki rekât tavaf namazı kıldı. Yine bilinmektedir ki, pek çok müsîüman O'nun arkasında idi, yaptığı şeylerde ve hac ibadetini yapış şekillerinde O'na uyuyorlardı. Herhalde iki rekât tavaf namazı kıldığında, arkasında O'na uyan insanlar vardı. Kimisi bu namazın, öğle namazı olduğunu sandı. Bilhassa bu namaz öğle vaktinde idiyse bu yanılgı ihtimâlinin ortadan kaldırılması imkânı yoktur. Ama Mina'da kıldığı namazda böyle bir durum sözkonusu değildir. Çünkü orada kılınan namaz farzdan başkasına ihtimâl taşımaz.


    4- Haccı sırasında Mekke'nin içinde farz kıldığı bilinmemektedir. Eb-tah'da kaldığı sürece, orada müslümanlarla birlikte konakladığı yerde namazı kıldırırdı. Nerede konaklarlarsa orada kıldırirdı. Umumî] konaklama yeri dışında başka bir yerde kıldırmazdı.


    5- îbn Ömer hadisi Buharî ve Muslim tarafından rivayet edilmiştir. Câbir hadisi ise Muslim'in (Buharî'den ayrı olarak) tek başına rivayet ettiği hadislerdendir. Şu halde İbn Ömer hadisi ondan daha sahihtir. Senedinde de durum böyledir. Râvileri daha hafız, daha şöhretli ve daha sağlamdır. Hatim b. İsmail nerde, Ubeydullah b. Ömer el-Umerî nerde? Cafer'in hıfzı nerde, Nâfi'in hıfzı nerde?


    6- Âişe hadisi, Peygamber'in (s.a.v.) ne zaman tavaf yaptığı konusunda muztaribtir. Ondan üç şekilde rivayet edilmiştir: 1) Gündüz tavaf etmiştir, 2) Tavafı geceye tehir etmiştir, 3) Günün sonunda ifâza tavafı yapmıştır. Bu hadiste, İbn Ömer hadisinin aksine ifâza tavafının vakti ve namaz kılman yer iyi Zabtedilmemiştir.


    7- İbn Ömer hadisinin ondan daha sahih olduğu tartışılmaz. Çünkü Âişe hadisi, Muhammed b. İshak — Abdurrahman b. Kasım — babası Kasım — Âişe senediyle rivayet edilmiştir. îbn İshak'ın rivayetini delil olarak alıp almama konusu tartışmalıdır ve bu hadiste işittiğini açıkça belirten bir ifade kullanmamış, muan'an olarak rivayet etmiştir. Ubeydul-lah'ın: "Bana Nâfî\ İbn Ömer'den rivayetle dedi ki" sözüne nasıl tercih edilebilir?


    8- Âişe hadisi, Peygamber'in (s.a.v.) öğleyi Mekke'de kıldığını açık bir şekilde ortaya koymamaktadır. Zira metni şöyledir: "Allah Rasûlü (s.a.v.) gününün sonunda öğleyi kıldığı vakit ifâza (tavafı) yaptı, sonra Mina'ya döndü. Teşrik günlerinin geceleri boyunca orada kaldı, güneş tepeden (batıya) kayınca her cemreye yedi çakıl taşı atarak cemre taşlardı." Bu hadisin, Peygamber'in (s.a.v.) o gün öğle namazım Mekke'de kıldırdığını açık bir şekilde ifade etmesi nerde, İbn Ömer'in "Peygamber (s.a.v.) kurban günü ifâza tavafı yaptı, sonra dönüp Mina'da Öğleyi kıldırdı." sözündeki açık ifade nerde? Sahih sahiplerinin rivayetinde ittifak ettikleri hadis nerde, delil olub olmaması tartışmalı bir hadis nerde? En iyi bilen Allah'tır.


    İbn Hazm "Ummu Seleme o gün rahatsız iken insanların gerisinde devesi üzerinde hac yaptı. O gün Peygamberden (s.a.v.) izin istedi, o da ona izin verdi." diyor ve Muslim'in Sahih'inde Ummu Seleme'nin kızı Zeynep'ten rivayet ettiği şu hadisi delil gösteriyor: Ummu Seleme diyor ki: Peygamber'e (s.a.v.) rahatsız olduğumu söyledim. "Binitli olarak insanların gerisinden tavaf et.'* buyurdu. Ben de o şekilde tavaf ettim.


    Allah Rasûlü (s.a.v.) o vakit Kabe'nin yan tarafına doğru namaz kılıyor ve namazda Tûr sûresini okuyordu.« [625]Bu tavafın ifâza tavafı olduğu anlaşılmaz. Çünkü Hz, Peygamber (s.a.v.) o tavafın iki rekât namazında Tûr sûresini okumadı ve Ummu Seleme'nin insanların gerisinden duyabileceği bir ses tonuyla gündüz açıktan da okumadı. Ebu Muhammed, "Peygamber (s.a.v.) tavafı geceye tehir etti" diyenlerin hataya düştüklerini açıklamış ve bunda isabet etmiştir.


    Âişe'den sahih olarak rivayet edilen bir hadise göre Peygamber (s.a.v.) kurban bayramının birinci günü gecesi Ummu Seleme'yi gönderdi; Ummu Seleme sabah namazından önce cemre taşladı, sonra gidip ifâza tavafı yaptı.[626] Bu, Ummu Seleme'nin kurban bayramının birinci günü Allah Rasûlü (s.a.v.) Kabe'nin yan tarafına doğru namaz kılarken ve namazda Tûr sûresini okurken, insanların gerisinden tavaf etmesiyle nasıl uzlaşır? Bu imkânsızdır. Çünkü bu namaz ve kıraat sabah yahud akşam yahud da yatsı namazında idi. Bu namazın bayramın birinci günü olması, merhumun yanılgısıdır. Çünkü Allah Rasûlü (s.a.v.) o vakit kesinlikle Mekke'de değildi.


    Âişe o gün bir tek tavaf ve bir tek sa'y yaptı. Bu da onun haccı ve umresi için yeterli oldu. O gün Safiyye tavaf yaptı, sonra hayız oldu. Yaptığı bu tavaf veda tavafı yerine de geçti, ayrıca veda tavafı yapma-dı.[627] Peygamber'in (s.a.v.) hayızdan temizlenmiş kadın hakkında sünneti şudur: Böyle bir kadın tavaftan —yahud vakfe'den— önce hayız olursa kıran haccına niyetlenir ve onun bir tavaf, bir sa'y yapması yeterli olur. Şayet ifâza tavafından sonra hayız olursa yaptığı bu tavaf veda tavafı yerine de geçer. [628]



    30— Mina'ya Dönüp Cemreleri Taşlaması:


    Sonra Peygamber (s.a.v.) o gün Mina'ya döndü ve geceyi orada geçirdi. Sabah olunca güneşin tepe noktadan kaymasını bekledi. Güneş tepe noktadan kayınca konak yerinden ayrılıp cemrelere doğru yürüdü, hayvana binmedi. Hayf Mescidini takip eden birinci cemreden başladı. Oraya teker teker yedi çakıl taşı attı. Her çakıl taşını atışında "Allahu Ekber" dedi. Sonra onun önündeki cemreye geçip vadinin ortasındaki düzlüğe geldi. Kıbleyi karşısına alıp dikildi. Sonra ellerini kaldırıp Bakara sûresi kadar uzunca bir dua yaptı. Sonra orta cemreye geldi. Aynı şekilde onu da taşladı. Sonra vadinin sol tarafına indi. Kıbleyi karşısına alıp ellerini kaldırmış bir vaziyette dua etti, birinci bekleyişine yakın bir süre bekledi. Sonra üçüncü cemreye yani Akabe cemresine geldi. Vadinin içine girdi. Cemrenin karşısına dikildi; Kabe'yi soluna, Mina'yı sağına aldı ve o vaziyette yedi çakıl taşını aynı şekilde cemreye attı.[629]


    Ne cahillerin yaptığı gibi cemreyi tepesinden taşladı ve ne de birçok fakihin söylediği gibi taşlama anında cemreyi sağına, Kabe'yi karşısına aldı.


    Taşlama işini bitirince derhal döndü, cemrenin yanında durmadı. Kimileri yerin dağdan ötürü dar olması sebebiyle böyle yaptı demişlerdir. Kimileri de demiştir ki —en doğrusu da budur—: Peygamber (s.a.v.) bitirmeden önce bizzat ibadetin içinde dua ederdi. Akabe cemresini taşlayınca taşlama işi bitti. İbadet esnasında yapılan dua, ayrıldıktan sonra yapılan duadan daha faziletlidir. Nitekim Peygamber'in (s.a.v.) namazda yaptığı dua konusundaki sünneti de böyledir. Zira namazın içinde dua ederdi. Namazı bitirdikten sonra dua etmeyi âdet edindiği sabit değildir. O'nun böyle yaptığım rivayet eden kişi, Peygamber (s.a.v.) üzerinde bir yanlışlık yapmış demektir. Her ne kadar o an ortaya çıkan bir sebebten ötürü zaman zaman selâmdan sonra dua ettiği Sahih dışında rivayet edilmişse de bu rivayetin şahinliği su götürür.


    Özetle, Peygamber'in (s.a.v.) yaptığı ve Sıddîk'a öğrettiği duaların umûmu namaz içindedir. Muaz b. Cebel'in rivayet ettiği, Peygamber (s.a.v.): Her namazın arkasında: "Allah'ım! Seni zikredebilmem, Sana şük-redebilmem ve Sana iyi ibadet edebilmem için bana yardım et." diye dua etmeyi unutma! buyurdu[630] hadisine gelince: "Namazın arkası" sözüyle selâmdan önceki sonu da kastedilmiş olabilir, "hayvanın arkası" sözünde olduğu gibi. Selâmdan sonrası da kastedilmiş olabilir, "Her namazın arkasında sübhanaîlah, Allahu ekber ve elhamdülillah dersiniz" hadisinde[631] olduğu gibi. En iyi bilen Allah'tır.


    Hep kendi kendime Peygamber (s.a.v.) öğle namazından önce mi, sonra mı cemre taşlardı diye sorar dururdum. Ağır basan zannıma göre Peygamber (s.a.v.) namazdan önce cemre taşlar, sonra döner, namazı kıldırırdı. Çünkü Câbir ve başkaları "Güneş tepeden kayınca cemre taşlardı." diyerek taşlama işinin güneşin tepeden kaymasını müteakip olduğunu belirtmişlerdir. Hem güneşin doğması, kurban bayramının ilk günü cemre taşlanması için neyse, tepeden kayması da Mina günleri boyunca cemre taşlanması için odur. Peygamber (s.a.v.) kurban günü, cemre taşlama vakti girince o gün yapılacak ibadetlerden hiçbirini ondan Önce yapmadı. Ayrıca Tirmizî ve İbn Mâce, Sünen'lerinde İbn Abbas'ın (r.a.): "Allah Rasûlü (s.a.v.) güneş tepeden kayınca cemreleri taşlardı." dediğini rivayet etmektedirler. İbn Mâce "Cemre taşlamayı bitirdiği zaman öğleyi kıldırırdı." ilâvesini de kaydetmektedir.[632] Tirmizî "Bu hadis hasendir" diyorsa da, Tirmizî'nin hadisinin senedinde (zayıf râvi olan) Haccac b. Ertât vardır. İbn Mâce hadisinin senedinde ise Ebu Şeybe ibrahim b. Osman vardır, onun rivayet ettiği hadis delil olmaz. Ancak bu konuda başka hadisler de vardır.


    İmam Ahmed, Peygamber'in (s.a.v.) giderken ve dönerken kurban günü binitli olarak, Mina günlerinde yaya olarak cemre taşladığını kaydetmektedir, [633]



    31— Dua Ettiği Yerler:


    Peygamber (s.a.v.) hac sırasında altı yerde dua etmek için durmuştuk


    1- Safa tepesinde,


    2- Merve tepesinde,


    3- Arafat'ta,


    4- Müzdelife'de,


    5- Birinci cemre yanında,


    6- İkinci cemre yanında. [634]



    32— Hutbeleri:


    Peygamber (s.a.v.) biri kurban bayramının birinci günü —bu yukarıda geçti—, diğeri teşrik günlerinin ortasında olmak üzere Mina'da halka iki konuşma yaptı. Bu ikinci konuşmanın kurban bayramının ikinci günü, teşrik günlerinin ortası yani en hayırlısı olan günde yapıldığı söylenmiş ve bu görüşü savunanlar şu hadisi delil göstermişlerdir: Serrâ bt. Nebhân anlatıyor: Allah Rasûlü'nün (s.a.v.): "Biliyor musunuz, bugün hangi gün?" diye sorduğunu işittim. O gün, sizin "kelleler günü (kurban kellelerinin yendiği gün)" dediğiniz gündü. Sahabîler: "Allah ve Rasûlü en iyi bilendir." dediler. Peygamber (s.a.v.): "Bugün, teşrik günlerinin ortasıdır. Biliyor musunuz, bu belîe neresidir?" dedi. "Allah ve Rasûlü en iyi bilendir." dediler. "Burası Meş'ar-i Haram'dır" deyip sonra şu konuşmayı yaptı: "Bilmiyorum, belki bu seneden sonra aranızda bulunmayacağım. Dikkat edin, içinde bulunduğunuz şu ayda, şu beldede bugününüzün haramlığı ve saygınlığı gibi kanlarınız, mallarınız ve ırzlarınız, Rabbınıza kavuşuncaya kadar birbirinize haramdır. Rabbınıza kavuşacaksınız ve Rabbınız size yaptıklarınızı soracaktır. Dikkat edin! Yakın olanınız uzakta olanınıza bu söylediklerimi eriştirsin. Dikkat edin! Bunları size tebliğ ettim mi?" Medine'ye döndüğümüzde çok geçmedi Peygamber (s.a.v.) vefat etti. Bu hadisi Ebu Davud rivayet etmiştir.[635]' "Kelleler günü" ittifakla kurban bayramının ikinci günüdür.


    Beyhakî'nin, Musa b. Ubeyde er-Rabezî — Sadaka b. Yesâr — İbn Ömer senediyle rivayetine göre: "İzâ câe = Nasr" sûresi teşrik günlerinin ortasında Allah Rasûlü'ne (s.a.v.) indirildi ve bunun veda anlamına geldiğianlaşıldı. Devesi Kasvâ'mn getirilmesini emretti. Deve eğedendi. İnsanlar Peygamber'in (s.a.v.) etrafında toplandı ve Peygamber (s.a.v.): "Ey insanlar!" diye başlayarak şöyle bir konuşma yaptı... Sonra râvi konuşmasını aktarmıştır.[636]



    33— Mina'da Gecelemek:


    Abbas b. Abdulmuttalib, sikâye (hacılara su dağıtma) görevinden dolayı Mina gecelerinde, Mekke'de geceleme izni istedi. Peygamber (s.a.v.) de izin verdi.[637]


    Deve çobanları kendisinden, Mina dışında develerin yanında geceleme izni istediler. Onlara, kurban günü cemre taşlayıp kurban gününden sonra da iki günün cemre taşlama ibadetini birleştirerek iki günden birinde taşlamaları konusunda ruhsat verdi.[638]


    Mâlik diyor ki: Sanırım râvi: "O iki günün ilkinde taşlayıp sonra Nefir gününde (hacıların Mina'dan Mekke'ye akın ettikleri gün) cemre taşlamaları konusunda ruhsat verdi." demiştir.


    İbn Uyeyne diyor ki: Bu hadise göre Peygamber (s.a.v.) çobanlara bir gün taşlama, bir gün ara verme ruhsatı vermiştir. Her iki grup için sünnetteki uygulamadan dolayı Mina'da gecelemeyi terketme caizdir. Cemre taşlamayı ise terketmiyorlardı. Yalnızca onların, tehir edip geceleyin taşlama ve iki günün cemre taşlamasını bir günde yapma ruhsatlan vardı. Peygamber (s.a.v.) sikâye görevlilerine ve çobanlara geceleme konusunda ruhsat verdiğine göre bir kimse malının zayi olmasından korksa, yahud hasta olub ondan geri kalmaktan korksa yahud da hasta olduğu için (Mina'da) gecelemesi mümkün olmasa nassm bunlara tenbihinden dolayı o kimseden Mina'da geceleme görevi düşer. En iyi bilen Allah'dır. [639]



    34__ Cemreleri Taşlaması:


    Peygamber (s.a.v.) acele edip cemre taşlamayı iki günde yapmadı. Üç teşrik gününde cemre taşlamayı tamamlayıncaya kadar kaldı. Salı günü öğleden sonra Muhassab'a hareket etti. Muhassab'a Ebtah ve Kinâne oğulları yokuşu (Hayfu Benî Kinâne) da denir. Ebu Râfi'i, kendisi için bir çadır kurmuş buldu. Ebu Râfi, Allah Rasûlü (s.a.v.) kendisine emretmeksi-zin Allah'ın (c.c.) tevfîkiyle Peygamber'in (s.a.v.) yüküne koruyuculuk etmekteydi.


    Peygamber (s.a.v.) öğle, ikindi, akşam ve yatsı namazlarını kıldırdı ve bir süre uyudu.[640] Sonra Mekke'ye doğru yola koyuldu. Geceleyin tan yeri ağarmaya yakın veda tavafı yaptı, bu tavaf esnasında remel yapmadı. Safiyye, O'na hayız olduğunu haber verince, "O, bizi yolumuzdan engelleyecek mi?" diye sordu. "İfâza tavafını yaptı" dediler. "Öyleyse yola koyulsun." dedi.[641]


    O gece Âişe, Peygamber'den (s.a.v.) kendisine ayrı bir umre yaptırmasını istedi. Peygamber (s.a.v.), onun Kabe'yi tavafının ve Safa-Merve arasında yapmış olduğu sa'yın haccı ve umresi için yeterli olduğunu kendisine söylediyse de Âişe ayrı bir umre yapmakta diretti. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.), kardeşi Abdurrahman'a ona Ten'îm'den umre yaptırmasını emretti. Âişe umresini geceleyin bitirdi ve kardeşiyle birlikte Muhassab'a gitti. Oraya gecenin ortasında geldiler. Allah Rasûlü (s.a.v.): "Bitirdiniz mi?" diye sordu. Âişe "Evet" cevabını verince, ashabı arasında yolculuğa çıkılacağını ilan ettirdi. İnsanlar hazırlanıp yola koyuldular. Sonra Peygamber (s.a.v.) sabah namazından önce Kabe'yi tavaf etti. İşte Buharî'nin metni böyledir.[642]


    Soru: Bu hadisle yine Sahih'dG Esved yoluyla Âişe'den rivayet edilen şu hadisi nasıl uzlaştınyorsun? "Allah Rasûlü (s.a.v.) ile birlikte yola çıktık. Bu yolculuğun yalnız hac yolculuğu olduğunu düşünüyorduk." diye başladığı hadisin devamında Âişe diyor ki: Muhassab'da konaklamagecesi olunca: "Ey Allah'ın Rasûlü! İnsanlar hac ve umre yaparak dönüyorlar, ben ise bir hac yaparak dönüyorum." dedim. Peygamber (s.a.v.): "Mekke'ye geldiğimiz gecelerde tavaf etmemiş miydin?" diye sordu. "Hayır" dedim. "Öyleyse kardeşinle birlikte Ten'îm'e git, umreye niyetlenib ihrama gir. Sonra falan yerde buluşalım." buyurdu. Daha sonra Allah Rasûlü (s.a.v.) Mekke'den çıkarken, ben de oraya girerken —yahud ben çıkarken, o girerken— bana rastladı.[643]


    Bu hadiste Peygamber'le (s.a.v.) Âişe'nin yolda karşılaştıkları; birincisinde ise konakladığı yerde Âişe'yi beklediği ve o gelince ashabı arasında yola çıkılacağını ilan ettirdiği ifade edilmektedir. Hem burada bir başka problem daha var: Âişe'nin: "O Mekke'den çıkarken, ben de oraya girerken —yahud tam aksi— bana rastladı." sözü? Şayet birinci ihti-malse, o zaman Peygamber (s.a.v.), kendisi Mekke'den çıkıp Medine'ye dönerken ve Âişe de umre yapmak için oraya inerken ona rastlamış olur ki, bu da Muhassab'da Âişe'yi beklemesiyle' çelişir.


    Ebu Muhammed İbn Hazm diyor ki: "Kuşkusuz doğru olan, Âişe Mekke'den çıkmaktaydı, Peygamber de (s.a.v.) oraya girmekteydi. Çünkü Âişe umre için oraya daha önceden gelmişti. Allah Rasûlü (s.a.v.) de gelene kadar onu bekledi. Sonra veda tavafı yapmak üzere yola çıktı. Âişe, Mekke'den Muhassab'a dönerken Peygamber (s.a.v.) ona rastladı." Bu doğru değildir. Çünkü Âişe, "O, oradan inerken" demiştir. Bu ise (karşılaşmanın) Muhassab'dan sonra olmasını ve Mekke'den çıkıyor olmayı gerektirir. Şu halde Ebu Muhammed nasıl "Peygamber (s.a.v.) Mekke'den inerken veda tavafım yapmak üzere yola çıktı." diyebiliyor? Bu imkânsızdır. Ebu Muhammed'in kendisi hac yapmamıştır. Kâsım'ın Âişe'den rivayet ettiği yukarıda geçen hadis açıkça ifade etmektedir ki Allah Rasûlü (s.a.v.), yola çıkışından sonra gelinceye kadar Âişe'yi konak yerinde bekledi, gelince yolculuk hazırlığı yaptı, insanlar arasında yola çıkılacağım ilan ettirdi. Şayet bu Esved hadisi iyi bellenip hafızada tutulmuş-sa doğrusu "Allah Rasûlü (s.a.v.), ben Mekke'den çıkarken ve kendisi oraya girerken bana rastladı." şeklinde olacaktır. Çünkü Âişe tavafını yapıp umresini bitirmiş, sonra sözleşilen yere gitmek için yola çıkmış ve veda tavafını yapmak üzere Mekke'ye inmeye başlamış olan Peygamber'le (s.a.v.) karşılaşmıştır. Bunjın üzerine Peygamber (s.a.v.) yol hazırlığı yapmış ve insanlar arasında yola çıkılacağını ilan ettirmiştir. Esved hadisi bundan başka türlü yorumlanamaz. Bu iki hadis daha başka şekilde şu iki biçimde uzlaştırılmaya çalışılmışsa da bunlar birer yanılgıdır:


    1- Peygamber (s.a.v.) bîr kere Âişe'yi gönderdikten sonra ve Âişe umresini bitirmeden önce ve bir kere de umresini bitirdikten sonra olmak üzere iki kere veda tavafı yapmıştır. Bu açık bir yanılgı olmakla birlikte, problemi ortadan kaldırmaz, aksine artırır. İyi düşün.


    2- Peygamber (s.a.v.) Muhassab'da konaklamak müslümanlara meşakkat verir endişesiyle Muhassab'dan Akabe sırtına geçti. Âişe, kendisi Mekke'ye inerken ve Peygamber (s.a.v.) de Akabe'ye çıkarken O'-nunla karşılaşmıştır. Bu, birincisinden daha çirkin. Çünkü Peygamber (s.a.v.), asla Akabe'den çıkmamıştır. İttifakla, Mekke'nin aşağı tarafındaki alçak yokuştan çıkmıştır. Hem bu şekilde düşünüldüğünde iki hadisin arası uzlaştırılmış da olmaz. —


    Ebu Muhammed İbn Hazm, Peygamber'in (s.a.v.) Mekke'nin alt tarafından çıktıktan sonra Muhassab'a çıktığını söylemiştir ki bu da bir yanılgıdır. Allah Rasûlü (s.a.v.) ayrıldıktan sonra bir daha Muhassab'a dönmemiş, derhal Medine'ye doğru geçip gitmiştir.


    Eserlerinden birinde şöyle diyor: Peygamber (s.a.v.) giriş ve çıkışlarıyla daire çizerek, Mekke'yi çembere alan kimse gibi olmak için böyle yapmıştır. Çünkü geceyi Zîtuvâ'da geçirdi. Sonra Mekke'nin üst tarafından girdi, alt tarafından çıktı. Sonra Muhassab'a döndü. Bu dönüş Mekke'nin Yemen tarafından olmuş ve böylece daire oluşmuştur. Zira Peyr gamber (s.a.v.) geldiğinde Zîtuvâ'da konakladı. Sonra Kedâ'dan Mekke'ye geldi. Tavafı bitirdikten sonra orada konakladı. Sonra bütün hac vazifelerini bitirince orada konakladı. Sonra Mekke'nin alt tarafından çıktı, sağ tarafı tuttu ve Muhassab'a geldi. İkinci kere yolculuğa çıkılmasını emretmesi şu şekilde yorumlanır: Peygamber (s.a.v.) Muhassab'a o dönüşünde yola çıkmamış bir grup insan gördü ve onlara yola çıkmalarını emretti. İşte o zaman derhal Medine'ye doğru yola çıktı.


    Ebu Muhammed hem kendisini, hem de kitabını bu çirkin, soğuk ve gülünç saçmalıkla lekelemiştir. Şayet Peygamber (s.a.v.) hakkında yanlışlık yapanların yanlışlarına karşı uyarma olmasaydı böyle bir sözü kaydetmek bile istemezdik. Sanki sen kendi gözünle görüyormuşçasına Peygamber'in (s.a.v.) yaptığı şey şudur: Peygamber (s.a.v.) Muhassab'da konakladı; öğle, ikindi, akşam ve yatsı namazlarını orada kıldı. Bir süre uyudu. Sonra Mekke'ye doğru yola çıktı ve geceleyin orada veda tavafını yaptı. Sonra alt tarafından Medine'ye doğru yola çıktı. Muhassab'a dönmedi ve bir daire çizmedi. Sahih-i Buharî'de Enes'ten rivayet edildiğine göre Allah Rasûlü (s.a.v.) Muhassab'da öğle, ikindi, akşam ve ya|tsi namazlarını kıldırdı, bir süre uyudu. Sonra devesine binip Kabe'ye gitti, tavaf yaptı.[644]


    Sahihayn'da rivayet edildiğine göre Âişe, "Allah Rasûlü (s.a.v.) ile hac yolculuğuna çıktık..." diye anlatmaya başladığı hadisin devamında diyor ki: Allah, haccımızı sona erdirip Mina'dan yola koyulduğumuzda Muhassab'da konakladık. Allah Rasûlü (s.a.v.) Abdurrahman b. Ebu Bekir'i çağırdı ve ona "Kızkardeşini Harem'den çıkar. Sonra tavafınızı bitirince buraya, Muhassab'a yanıma gelin." buyurdu. Allah umremizi sona erdirip gecenin ortasında tavafımızı bitirince Muhassab'a O'nun yanına geldik. "Bitirdiniz mi?" diye sordu. "Evet" dedik. Bunun üzerine insanlar arasında yolculuğa çıkılacağım ilan ettirdi. Kabe'ye uğradı ve onu tavaf etti. Sonra Medine'ye doğru yola çıktı.[645]


    İşte bu hadis yeryüzündeki en sahih, Ibn Hazm ve başkalarının söyledikleri, hiçbirisi meydana gelmemiş olan bu tahminlerin çürüklüğünü en iyi gösteren hadislerdendir ve Esved hadisinin iyi aktarılmış olmadığına bir delildir. Sağlam ve iyi bir şekilde aktanlmışsa söylediğimizden başka bir yorumu yoktur. Başarı yalnız Allah'tandır. [646]



    35— Muhassab'da Konaklaması:


    Selef, Muhassab'da konaklamanın bir sünnet mi yoksa bir rastlantı mı olduğu konusunda ihtilâf etmiş ve iki farklı görüş ileri sürmüşlerdir. Bir grup; haccın sünnetlerindendir, diyor. "Çünkü Sahihayn'da Ebu Hurey-re'den rivayet edildiğine göre Allah Rasûlü (s.a.v.), Mina'dan yola koyulmak isteyince: "Biz, inşallah yarın Kinâneoğullarmm küfür üzerine yemin-leştikleri Hayfa (yahud engebeli yere) konaklayacağız." buyurdu. [647]Peygamber (s.a.v.) bununla Muhassab'ı kasdetmekîedir. Şöyle ki: Kureyş ve Kinâneoğulları, Hâşimoğulları ve Muttaliboğullanna karşı Allah Rasû-lü'nü (s.a.v.) kendilerine teslim edinceye kadar onlarla kız ahş-verişinde bulunmamak ve aralarında hiçbir bağlantı kurmamak kaydıyla yeminleşmişlerdi. İşte bu yüzden Allah Rasûlü (s.a.v.) onların küfür simgelerini, Allah ve Rasülullah düşmanlığını ortaya koydukları yerde İslâm alâmetlerini göstermeyi amaçlamıştır. Peygamber'in (s.a.v.) âdeti, küfür ve şirk simgelerinin bulunduğu yerlerde tevhîd alâmetini ikâme etmekti. Nitekim Lât ve Uzzâ putlarının yerine Tâif Mescidi'nin yapılmasını emretmiştir.


    Diyorlar ki: Sahih-ı Muslim'de Ibn Ömer'den rivayet edildiğine göre Peygamber (s.a.v.), Ebu Bekir (r.anh) ve Ömer orada konaklarlardı. Muslim'in bir rivayetinde yine İbn Ömer'in Muhassab'da konaklamayı sünnet saydığı kaydedilmektedir.[648]


    Buharfnin kaydettiğine göre İbn Ömer öğle, ikindi, akşam ve yatsı namazlarını Muhassab'da kılar, gece uyur ve Allah Rasûlü'nün (s.a.v.) deböyle yaptığını söylerdi.[649]


    Aralarında İbn Abbas ve Aişe'nin de bulunduğu diğerleri ise sünnet olmadığını, Peygamber'in (s.a.v.) orada bir raslantı sonucu konakladığını savunmaktadırlar. Sahihayn'da İbn Abbas'ın: "Muhassab bir şey değildir. O yalnızca Allah Rasûlü (s.a.v.) yola çıkmak daha kolay olsun diye konakladığı bir yerdir." dediği rivayet edilmektedir.[650]


    Sahih-ı Muslim'de rivayet edildiğine göre Ebu Râfi', şöyle demiştir: "Allah Rasûlü (s.a.v.) yanımda bulunan kimselerle birlikte Ebtah'da konaklamamı bana emretmedi. Ancak ben, O'nun çadırım (oraya) kurdum. Sonra kendisi geldi, orada konakladı."[651] Allah, Peygamberinin "Biz yarın Kinâneoğulları Hayf'ında konaklayacağız." sözünü doğru çıkarmak, O'nun azmettiği şeyi yerine getirmek ve Peygamberine (s.a.v.) muvafakat göstermek için kendi tevfîkiyle Ebu Râfi'i oraya konaklatmıştır. [652]



    36— Kabe'nin İçine Girip Girmediği:


    Burada üç mesele vardır: Allah Rasûlü (s.a.v.) haccı sırasında Kabe'nin içine girdi mi, girmedi mi? Vedalaştıktan sonra Mültezim'de [653] durdu mu,durmadı mı? Vedalaşma gecesi sabah namazını Mekke'nin içinde mi, dışında mı kıldı?


    Birinci mesele: Pek çok fakih ve başka ilim adamları Peygamber'in (s.a,) haccı sırasında Kabe'nin içine girdiğini sanmakta ve pek çok insan da Hz, Peygamber'e (s.a.v.) uyarak Kabe'ye girmeyi haccın sünnetlerinden saymaktadır. Oysa Peygamber'in (s.a.v.) sünneti, O'nun hem hacda, hem de umrede Kabe'ye girmediğini, yalnızca Fetih senesi girmiş olduğunu göstermektedir. Sahihayn'daki bir rivayete göre İbn Ömer anlatıyor: Allah Rasûlü (s.a.v.) Fetih günü Üsâme'ye ait bir deve üzerinde Mekke'ye girdi. Deveyi Kabe'nin avlusuna çökertti. Osman b. Talha'nın anahtarı alıp gelmesini emretti. O da alıp geldi, kapıyı açtı. Peygamber (s.a.v.) Üsâme, Bilâl ve Osman b. Talha ile birlikte içeri girdi. Uzun süre kapıyı üzerlerine kapadılar. Sonra açtılar. Hemen diğer insanlardan önce ileri atıldım. Bi-lâl'le kapıda karşılaştım. "Allah Rasûlü (s.a.v.) namazı nerede kıldı?" diye sordum. "Öndeki iki direk arasında!" diye cevap verdi. Kaç rekât kıldı diye sormayı unuttum.[654]


    Sahih-i Buharî'de İbn Abbas'tan rivayet edildiğine göre Allah Rasûlü (s.a.v.) Mekke'ye gelince Kabe'ye girmekten kaçındı. Çünkü içinde putlar vardı. Onların çıkarılmalarını emretti. Putlar çıkarıldı. Sahabîler, İbrahim ve İsmail'in ellerinde fal oklarıyla yapılmış resimlerini de dışarı çıkardılar. Bunun üzerine Allah Rasûlü (s.a.v.): "Allah kahretsinı bu resimleri yapanları! Vallahi, yeminle söylüyorum, bu putperestler, bu iki peygamberin katiyen fal oklarıyla nzık peşinde koşmadıklarını bilmekteydiler" dedi. Kabe'ye girdi. Kabe'nin her tarafında tekbir getirdi, fakat orada namaz kılmadı.[655]


    Buradan hareketle "Bunlar iki ayrı giriştir. Birinde namaz kıldı, diğerinde kılmadı.'* denmiştir. İşte bu zayıf tenkitçilerin yoludur. Her ne zaman bir metin farklılığı görseler derhal onu farklı bir olay sayarlar. Nitekim metin farklıhklarından dolayı İsrâ (ve Miraç) hâdisesinin defalarca meydana geldiğini, yine metin farklılıklarından dolayı devesini Câbir'den defalarca satın aldığını ve anlatımdaki farklılıklardan dolayı veda tavafını iki kere yapmış olduğunu vb. söylemişlerdir.


    Ama üstad tenkitçiler bu yoldan yüz çeviriyor, hata yapmaktan korunmamış olanların (yani Peygamberler dışındaki diğer insanların) hata yaptıklarını ve yanıldıklarını söylemekten korkmuyorlar. Buharı ve başka imamlar diyorlar ki: Söz Bilâl'in sözüdür. Çünkü İbn Abbas'm aksine o, Peygamber'in (s.a.v.) namaz kıldığını görmüştür ve bunun meydana geldiğini söylemektedir (ispat etmektedir). Sözün özü: Peygamber'in (s.a.v.) Kabe'ye girişi hac ve umre sırasında değil, Fetih gazası sırasında idi. Sahih-i BuharT&e rivayet edildiğine göre İsmail b. Ebu Hâlid diyor ki: Abdullah b. Ebu Evfâ'ya: "Peygamber (s.a.v.) umresi sırasında Kabe'ye girdi mi?" diye sordum. "Hayır" cevabını verdi.[656]


    Âişe anlatıyor: Allah Rasûlü (s.a.v.) gözlerinden sevinç okunduğu ve gönlü hoş bir halde yanımdan çıktı. Sonra kalbi hüzünlü yanıma döndü. Bunun üzerine "Ey Allah'ın Rasûlü! Sen şöyle şöyle bir halde yanımdan çıkmıştın, ne oldu?"jdedim. "Ben Kabe'ye girdim. Keşke girmez olaydım! Doğrusu benden sonra ümmetimi yormuş olmaktan korkuyorum." diye karşılık verdi.[657] Bu rivayetteki girişin hac sırasında olduğunu gösteren bir husus yoktur. Hatta iyice düşünürsen bu düşünüş seni, bu girişin Fetih gazası sırasında olduğuna götürür. En iyi bilen Allah'tır. Âişe, Peygamber'e (s.a.v.) Kabe'ye girmek istediğini söyledi. Peygamber (s.a.v.), ona Hıcr'da iki rekât namaz kılmasını emretti. [658]



    37— Mültezim'de Durması:


    İkinci mesele, Mültezim'de durması: Rivayete göre bunu Fetih günü yapmıştır. Ebu Davud'un Sünen'indç rivayet edildiğine göre Abdurrahman b. Ebu Safvan anlatıyor: Allah Rasûlü (s.a.v.) Mekke'yi fethedince ben de geldim. Allah Rasûlü'nün (s.a.v.), ashabıyla birlikte Kabe'den çıktığını, kapıdan Hatim'e kadar Rükn'ü (Hacer-i Esved'i) selâmladıklarını ve yüzlerini Beytullah'a sürdüklerini gördüm. Allah Rasûlü (s.a.v.) ortalarında idi.[659]


    Yine Ebu Davud'un, Amr b. Şuayb'dan, onun da babasından rivayetine göre dedesi ona şunları anlatmış: Abdullah ile birlikte tavaf ettim.


    Kabe'nin arkası hizasına gelince: "Allah'a sığınmıyor musun?" dedim. "Ce^j hennem'den Allah'a sığınırız." dedi. Sonra yürüdü. Hacer-i Esved'i selânvj ladı. Rükün'le kapı arasında dikildi. Göğsünü, yüzünü ve kollarını şu şekilde değdirdi: Kollarını iyice yaydı ve: "Allah Rasûlü'nün (s.a.v.) böyle yaptığını gördüm." dedi.[660]


    Bunun veda zamanında olması da, başka zaman olması da muhtemeldir. Ancak Mucâhid, sonraki dönemde Şafiî ve başkaları demişlerdir ki: Veda tavafından sonra Mültezim'de durup dua etmek müstehaptır. îbn Abbas (r.a.) Rükün'le kapı arasında ısrarla bekler ve: "Bir kimse bu ikisi arasında ısrarla bekler, Allah Teâlâ'dan bir şey isterse, Allah mutlaka onun isteğini yerine getirir." derdi. En iyi bilen Allah'tır. [661]



    38— Veda Gecesi Sabah Namazını Nerede Kıldığı:


    Üçüncü mesele; Peygamber'in (s.a.v.) veda gecesi sabahı, sabah namazını nerede kıldığı: Sahihayn'da. rivayet edildiğine göre Ummu Seleme anlatıyor: Allah Rasûlü'ne (s.a.v.) hac sırasında rahatsız olduğumu söyledim. "Binitli olarak insanların gerisinden tavaf et!" buyurdu. Ben de o şekilde tavaf ettim. O vakit Allah Rasûlü (s.a.v.) Kabe'nin yan tarafına doğru namaz kıldırıyor ve namazda Tür sûresini okuyordu.[662] Bunun sabah namazında veya başka bir namazda olması da muhtemel, veda tavafında veya başka zaman olması da muhtemeldir. Bu hususu araştırdık, baktık Buharı bu olayı Sahih'indz şu şekilde rivayet ediyor: Peygamber (s.a.v.) ve Ummu Seleme yola çıkmak istediklerinde Ummu Seleme daha Beytul-lah'ı tavaf etmemişti. Allah Rasûlü (s.a[​IMG] ona: "Sabah namazına kamet getirildiği zaman insanlar namaz kılarlarken sen devenin üzerinde tavaf et." buyurdu. O da öyle yaptı ve namaz kılmadan dışarı çıktı.[663] Bunun, kurban bayramının birinci günü olması kesinlikle imkânsızdır. Kuşkusuz bu veda tavafıdır. Şu halde Peygamber'in (s.a.v.) o gün sabah namazını Kabe'nin yanında kıldığı ve Ummu Seleme'nin, O'nun, namazda Tûr sûresini okuduğunu işittiği ortaya çıktı. [664]



    39_ Medine'ye Dönüşü:


    Sonra Medine'ye dönüş yolculuğu başladı. Ravhâ'ya vardığında bir kafile ile karşılaştı, onlara selâm verip: "Siz kimsiniz?" diye sordu. "Müslümanız" dediler ve onlar da: "Ya siz kimsiniz?" diye sordular. Peygamber (s.a.v.): "Allah'ın Rasûlü" cevabını verdi. Bunun üzerine kafile arasında deve üzerinde mahfesi içinde bulunan bir kadın küçük bir oğlunu kaldırıp: "Ey Allah'ın Rasûlü! Buna hac var mı?" diye sordu. Peygamber (s.a.v.): "Evet. Sana da ecir vardır." buyurdu.[665]


    Zulhuleyfe'ye gelince geceyi orada geçirdi. Medine'yi görünce Üç kere tekbir aldı ve şu duayı okudu:


    "Tek Allah'tan başka tanrı yoktur. O'nun ortağı yoktur. Mülk O'nun, hamd O'nundur. O'nun herşeye gücü yeter. Biz dönenleriz, tevbe edenleriz, ibadet edenleriz, secde edenleriz. Rabbımıza hamd edenleriz. Allah sözünü tuttu, kuluna yardım etti, kabileleri tek başına bozguna uğrattı."


    Sonra gündüz Muarras yolundan Medine'ye girdi. Çıkarken Şecere yolundan çıkmıştı.[666] En iyi bilen Allah'tır. [667]



    40— Peygamber'in (s.a.v.) Haccı Konusunda Yanılgılar:


    1- Ebu Muhammed İbn Hazm, Haccetü'i-Vedâ adlı eserinde: " Peygamber (s.a.v.), insanlara hac yolculuğuna çıktığı vakit Ramazan'da yapılan bir umrenin, bir hacca bedel olduğunu bildirdi." demekle yanılmıştır. Bu, açık bir yanılgıdır. Çünkü bunu haccı bitirip Medine'ye döndükten sonra söylemiştir. Şöyle ki: Ensâr'dan Ummu Sinan adında bir kadına


    Peygamber (s.a.v.): "Seni bizimle birlikte haccetmekten alıkoyan nedir?" diye sordu. Kadın: "Bizim su taşıyan sadece iki devemiz vardı. Çocuğumun babası (yani kocam) ile oğlum birisi üzerinde hacca gittiler. Bize, üzerinde su taşıyacağımız bir deve bıraktı." diye cevap verince Peygam-, ber (s.a.v.): "O halde Ramazan gelince sen bir umre yap. Çünkü Ramazan'da yapılan bir umre, bir hac yerine geçer." buyurdu. Bu hadisi Muslim Sahih'inde bu şekilde rivayet etmiştir.[668]


    Yine Medine'ye döndükten sonra Ummu Ma'kıl'a da aynen bu sözü söylemiştir. Nitekim Ebu Davud, Yusuf b. Abdullah b. Selâm yoluyla onun ninesi Ummu Ma'kıl'ın şöyle dediğini kaydeder: Allah Rasûlü (s.a.v.) Veda haccına çıktığında, bizim bir devemiz vardı. (Kocam) Ebu Ma'kıl onu Allah yoluna verdi. Bize bir hastalık bulaştı. Ebu Ma'kıl öldü. Allah Rasûlü (s.a.v.) hac yolculuğuna çıktı. Haccını bitirip dönünce yanına gittim. Bana: "Seni, bizimle çıkmaktan alıkoyan nedir?" diye sordu. Ben de şöyle cevap verdim: "Gerçekten biz de hazırlanmıştık. Ama Ebu Ma'kıl öldü. Bizim bir devemiz vardı. Hacca onunla gidecektik. Ebu Ma'kıl, onu Allah yoluna vasiyet etti." Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.): "Onunla hacca git-seydin ya? Zira hac, Allah yolunda yapılan bir ibadettir. Bu haccı bizimle yapmayı kaçırdığına göre Ramazan'da umre yap. Çünkü o, hac gibidir." buyurdu.[669]


    2- Yine İbn Hazm'ın bir başka yanılgısı: Peygamber (s.a.v.) Zilkade ayının bitimine altı gün kala perşembe günü yola çıkmıştır, diyor. Yukarıda Peygamber'in (s.a.v.) beş gün kala, cumartesi günü yola çıktığı izah edilmiştir.


    3- Taberî'nin Haccetu’l-Vedâ adlı eserinde kaydettiğine göre bazıları Peygamber'in (s.a.v.) cuma günü namazdan sonra yola çıktığını söyleyerek yanılmışlardır. Onları bu çirkin yanılgıya sevkeden husus hadiste geçen "altı gün kala" sözü olmuştur. Buradan hareketle sanmışlardır ki, bu ancak cuma günü yola çıkılmış olduğunda mümkün olur; çünkü kalan altı gün çarşamba günü tamam olmuştur ve Zilhicce'nin başlangıcının perşembe olduğunda şüphe yoktur. Bu, fahiş bir hatadır. Çünkü kuşkusuz bilinen o ki, Peygamber (s.a.v.) yola çıktığı gün Medine'de öğleyi dört rekât, Zulhuleyfe'de ikindiyi iki rekât kıldırmiştır. Nitekim Sahihayn'da bu şekilde sabittir.


    Taberî, Haccetü'I-Vedâ'da bir üçüncü görüş olarak Peygamber'in (s.a.v.) cumartesi günü çıkmış olduğunu kaydetmiştir. Bu, Vâkıdî'nin tercihidir. Bizim de evvela tercih ettiğimiz görüş budur. Ancak Vâkıdî bu konuda şu üç yerde yanıldı: 1) Peygamber (s.a.v.) yola çıktığı gün öğleyi Zulhuleyfe'de iki rekât kıldırdı. 2) O gün öğle namazını müteakip ihrama girdi. Oysa Zulhuleyfe'de bir gece geçirdikten sonra ertesi gün ihrama girmişti. 3) Vakfe, cumartesi günü idi. Bunu ondan başkası söylememiştir. Bu açıkça bir yanılgıdır.


    4- Kadı Iyaz (r.h.) ve başkaları Peygamber'in (s.a.v.) orada gusletmeden önce güzel koku süründüğünü ve sonra gusledince kokuyu yıkadığını söylemekle yanılmışlardır. Bu yanılgının kaynağı Sahih-i Muslim'de kaydedilen Âişe'nin (r.a.) şu sözlerinin gelişidir: "Allah Rasûlü'ne (s.a.v.) güzel kokular sürdüm. Daha sonra hanımlarını dolaştı. Sonra sabah ihrama girdi."[670]


    Bu yanılgıyı, Âişe'nin "Allah Rasûlü'ne (s.a.v.) ihrama gireceği için güzel kokular sürdüm." sözü ile "Allah Rasûlü (s.a.v.) ihramlı iken O'nun saç ayrımlanndaki güzel kokunun parlaklığı hâlâ gözlerimin önünde" sözü reddeder. Hadisin bir metnine göre Âişe: "İhrama girdikten üç gün sonra telbiye getirirken" demiş ve bir metnine göre de "Allah Rasûlü (s.a.v.) ihrama gireceği vakit bulabildiği en güzel kokuyu sürünürdü. Daha sonra başında ve sakalında kokunun parlaklığını görürdüm." demiştir. Bütün bu metinler, Sahihsin metinleridir.[671]


    Kadı Iyâz'ın delil gösterdiği İbrahim b. Muhammed b. Münteşir yoluyla onun da babasından Âişe'nin: "Ben Allah Rasûlü'ne (s.a.v.) güzel kokular sürerdim. Sonra hanımlarım dolaşır. Sonra sabah ihrama girerdi." sözünde ise ihrama girerken ikinci kez koku sürünmeyi meneden bir durum yok.


    5- Ebu Muhammed İbn Hazm Peygamber'in (s.a.v.) öğleden önce ihrama girdiğini söylemekle yanılmıştır. Bu açık bir yanılgıdır. Hiçbir hadiste rivayet edilmemiştir. Oysa Peygamber (s.a.v.) öğle namazını müteakip namaz kıldığı yerde niyetlenib ihrama girmiş ve telbiye getirmiş, sonra devesine binmiş, devesi üzerinde telbiye getirerek Beydâ tepesinin doruğuna çıkmıştır. Bu, kesinlikle öğle namazından sonraydı. En iyi Allah bilir.


    6- Yine İbn Hazm'ın bir başka yanılgısı: Peygamber (s.a.v.) kendisiyle birlikte kurbanlık şevketti, ama bu, nafile kurbanlıktı, diyor. Bu görüş, onun imamlardan ayrıldığı "kıran yapanın kurban kesmesi gerekmez. Yanhzca temettu' yapana gerekir" görüşüne dayanmaktadır. Bu görüşün tutarsızlığı yukarıda anlatıldı.


    7- Şu görüşleri ileri sürenler de yanılmışlardır:


    a) Peygamber (s.a.v.) ihrama girerken belli bir hac şekli tayin etmedi, mutlak bıraktı.


    b) Tek umre yapmaya niyetlendi, onunla temettu' yaptı. Kadı Ebu Ya'lâ, Muğrtî sahibi (İbn Kudâme) ve başkaları bu görüşü savunmuşlardır.


    c) Sırf bir hac yapmaya niyetlendi, beraberinde umre yapmadı.


    d) Umreye niyetlendi, sonra ona haccı da ilâve etti.


    e) İfrâd haccına niyetlendi. Sonra daha ilerde ona umreyi de ili etti. Bu, O'na özgü şeylerdendir.


    Bunların dayanakları ve bu konuda hangi görüşün ne sebeble doğru olduğu yukarıda anlatıldı.


    8- Ahmed b. Abdullah et-Taberî, Haccetu’l-Vedâ adlı eserinde: "Hac kafilesi yolun bir yerine vardıklarında Ebu Katâde bir yaban eşeği avladı. Kendisi ihramlı değildi. Peygamber (s.a.v.), o hayvanın etinden yedi." derken yanılmıştır. Çünkü bu olay, Buharî'nin de rivayet ettiği üzere Hu-deybiye umresinde olmuştu.


    9- Bazılarınca ileri sürülen ve Taberî tarafından hikâye edilen: "Peygamber (s.a.v.) Mekke'ye salı günü girdi." sözü bir hatadır. Çünkü Peygamber (s.a.v.) Mekke'ye Zilhicce'nin dördüncü günü sabahı pazar günü girmiştir.


    10- Kadı Ebu Ya'lâ ve öğrencileri gibi, "Peygamber (s.a.v.) tavaf ve sa'y yaptıktan sonra ihramdan çıktı." diyenler yanılmışlardır. Bu yanılgının dayanağı yukarıda açıkladığımız üzere Muâviye'nin yahud ondan rivayette bulunan râvinin yanılarak: "Muâviye, (Veda) haccmda Merve tepesinde enli bir bıçakla Allah Rasûlü'nün (s.a.v.) saçlarını kısalttı." demiş olmasıdır.


    11- "Peygamber (s.a.v.) tavaf sırasında Rükn-i Yemânî'yi öperdi."diye iddia edenler de yanılmışlardır. Peygamber'in (s.a.v.) öptüğü Hacer-i Esved'dir. Ona Yemânî adı vermiştir. Çünkü ona Yemânî, onunla diğerine Yemâniyyân denirdi. Bu yüzden râvilerden biri doğrudan doğruya ondan Yemânî diye sözetmiştir.


    12- Ebu Muhammed İbn Hazm'ın fahiş bir hatası: Peygamber'in (s.a.v.) sa'y sırasında (ilk) üç turda remel yaptığını, dört turda ise normal yürüdüğünü söylüyor. Bu yanılgıdan daha tuhafı da kendisinden başka bir kimsenin söylemediği bu görüş üzerinde ittifak sağlandığını söyleyerek düştüğü yanılgıdır.


    13- Peygamber'in (s.a.v.) gidiş-gelişini bir kere sayarak Safa-Merve arasında on dört tur yaptığını iddia edenlerin yanılgıları. Bunun tutarsızlığı yukarıda açıklandı.


    14- Peygamber'in (s.a.v.) kurban bayramının birinci günü sabah namazım vaktinden önce kıldırdığını iddia edenlerin düştükleri yanılgı. Bu yanılgının dayanağı îbn Mes'ûd'un: "Peygamber (s.a.v.) kurban bayramının birinci günü sabah namazını zamanından önce kıldırdı." sözüdür.[672] Oysa İbn Mes'ûd bu sözle, Peygamber'in (s.a.v.), her zaman sabah namazını kıldırmak âdeti olduğu vakitten önce, o gün acele ederek daha erken vakitte kıldırmış olduğunu kasdetmektedir. Bu şekilde yorumlama şarttır. İbn Mes'ûd hadisi ancak bunu gösterir. Sahih-i Buharî'dt onun şöyle dediği kaydedilir: "Şu iki namaz (mutad) vakitlerinden çevrilmiştir: Akşam namazı insanlar Müzdelife'ye geldikten sonra, sabah namazı İse tan yeri ağarırken kılınır."[673] Veda haccmı anlatan Câbir hadisinde: "Sabah iyice ortaya çıkınca sabah namazım bir ezan ve bir kametle kıldırdı." cümlesi yer almaktadır. [674]


    15- Gerek Peygamber'in (s.a.v.) arafe günü öğle ile ikindiyi ve o gece akşamla yatsıyı iki ezan, iki kametle kıldırdığını söyleyenler, gerek hiç ezan okutmaksizm iki kamet getirterek iki namazı kıldırdığını söyleyenler ve gerekse iki namazı birleştirerek bir tek kametle kıldırdığını söyleyenler hep yanılmışlardır. Doğrusu, iki namazı bir tek ezan okutarak ve her namaz için kamet getirterek kıldırmıştır.


    16- "Peygamber (s.a.v.) Arafat'ta iki konuşma yaptı. Bu konuşmalar arasında oturdu. Birinci konuşmayı yapıp oturduktan sonra müezzin ezan okudu. Ezan bitince Peygamber (s.a.v.) ikinci konuşmasına başladı. Konuşmayı tamamlayınca müezzin namaz için kamet getirdi." iddiasında bulunanlar da yanılgıya düşmüşlerdir. Hiçbir hadiste asla böyle bir şey gelmemiştir. Câbir hadisi açıktır: Peygamber (s.a,) konuşmasını tamamlayınca Bilâl ezan okudu ve namaz için kamet getirdi. Peygamber (s.a.v.) öğle namazını konuşma yaptıktan sonra kıldırdı.


    17- "Peygamber (s.a.v.) konuşma yapmak üzere yüksek bir yere çıkınca müezzin ezan okudu. Ezan bitince ayağa kalktı ve konuşma yaptı." diyen Ebu Sevr de yanılmıştır. Bu açık bir yanılgıdır. Çünkü ezan, konuşmadan sonra okunmuştur.


    18- Peygamber'in (s.a.v.) kurban bayramı gecesi Ummu Seleme'yİ önden gönderdiğini ve ona sabah namazında Mekke'de kendisine gelmesini buyurduğunu rivayet edenler de yanılmıştır. Bunun açıklaması yukarıda geçti.


    19- Peygamber'in (s.a.v.) kurban günü ziyaret tavafını geceye ertelediğini iddia edenler yanılmışlardır. Yukarıda bunun açıklaması ve geceye ertelediği tavafın veda tavafı olduğu anlatıldı. Bu yanılgının dayanağı — Allah daha iyi bilir ya— Âişe'nin: "Allah Rasûlü (s.a.v.) ifâza (ziyaret) tavafını günün sonunda yaptı" sözü olsa gerektir. Abdurrahman b. Kasım, babası yoluyla Âişe'den böyle rivayet etmiş ve onun sözünü manayı esas alarak aktarmıştır. Ziyaret tavafım geceye ertelediği söylenmiştir.


    20- "Peygamber (s.a.v.) bir kere gündüz ve bir kere de hanımlarıyla birlikte geceleyin olmak üzere iki ifâza tavafı yaptı." diyenler de yanılmışlardır. Bu yanılgının dayanağı Ömer b. Kays'm, Abdurahman b. Kasım —babası Kasım— Âişe senediyle rivayet ettiği şu hadistir: Peygamber (s.a.v.) ashabına kurban günü Kabe'yi öğle vakti ziyaret etmeleri için izin verdi, onlar da böyle yaptılar. Allah Rasûlü (s.a.v.) ise hanımlarıyla birlikte geceleyin ziyaret etti.[675]


    Bu hatadır. Âişe'den gelen sahih rivayette bunun aksi, yani Peygamber'in (s.a.v.) gündüz vakti bir tek ifâza tavafı yaptığı belirtilmiştir. Bu gerçekten tehlikeli bir yoldur, taklidin kuyruklarına yapışan zayıf ilim idamları bu yolu tutmuşlardır. En iyi bilen AUah'tır.


    21- Peygamber'in (s.a.v.) kurban günü kudüm tavafı yaptığını, daha sonra da ziyaret tavafı yaptığını söyleyenler yanılmışlardır. Bu görüşün dayanağı ve tutarsızlığı yukarıda anlatıldı.


    22- Bu tavafla birlikte o gün Peygamber'in (s.a.v.) sa'y yaptığını iddia edip delil olarak da kıran haccı yapan kimsenin iki sa'y yapması gerektiğini ileri sürenler yanılmışlardır. Bunun tutarsızlığı ve Âişe ile Câ-bir'in —Allah onlardan razı olsun— söyledikleri üzere Peygamber'in (s.a.v.) bir tek sa'ydan başka sa'y yapmadığı yukarıda anlatıldı.


    23- Ağır basan görüşe göre Peygamber (s.a.v.) kurban günü öğle namazını Mekke'de kıldırdı diyenler de yanılmışlardır. Doğrusu yukarıda da geçtiği üzere bu namazı Mina'da kıldirmıştır.


    24- Peygamber'in (s.a.v.) Müzdelife'den Mina'ya giderken Muhassir vadisinde hızlanmadığını ve bunun çöl Araplarınm işi olduğunu söyleyenler yanılmışlardır. Bı* yanılgının dayanağı İbn Abbas'm şu sözleridir: Hayvanı koşturmak çölde yaşayan köylüler tarafından başlatıldı. İnsan kalabalığının iki kenarında duruyorlardı. Geniş karınlı ağaç çanakları, sopaları ve ok kuburlarını hayvanlarına asmışlardı. Akın ettikleri vakit bunlar sallanıp birbirine vurarak ses çıkarıyorlardı. Böylece insanları ürkütüyorlardı. Allah Rasûlü (s.a.v.) gözüktü. Kulak kökü omuz oynağına temas edecek kadar devesinin başını, yavaşlatmak amacıyla kendisine doğru çekmiş bir vaziyette: "Ey insanlar! Ağır olunuz!" buyurdu. Bir rivayete göre ise: "İyilik atlan, develeri koşturmakta değildir. Ağır olunuz!" buyurdu... (îbn Abbas devamla diyor ki[​IMG] Peygamber (s.a.v.) Mina'ya gelinceye kadar devesinin ön ayaklarının yukarı kalktığını görmedim. Bu hadisi Ebu Da-vud rivayet etmiştir.[676] Bundan dolayı hadisi Tavus ile Şa'bî Munker saymışlardır. Şa'bî diyor ki: "Bana Üsâme b. Zeyd'in haber verdiğine göre kendisi Allah Rasûlü (s.a.v.) ile birlikte Arafat'tan yola çıkmış, Müzdelife'ye varıncaya kadar Peygamber'in (s.a.v.) devesi koşmak için ayağını yukarı kaldırmamıştır. Fazl b. Abbas'm bana aktardığına göre de kendisi Müzde-life'de Allah Rasûlü'nün (s.a.v.) terkisinde imiş; Peygamber (s.a.v.) şeytan taşlayıncaya kadar, devesi koşmak için ayağını yukarı kaldırmamış." Atâ: "Hız yapmayı bunlar icad ettiler. Güya tozdan sakınmak istiyorlar." demektedir. Bu yanılgının kaynağı, Arafat'tan ayrılırken çöl Araplarınmve kaba adamların yaptıkları hız ile Muhassir vadisinde yapılan hızın birbirine karıştırılmasıdır. Çünkü orada yapılan hız bid'attir. Allah Rasûlü (s.a.v.) bunu yapmamış, aksine yasaklamıştır. Muhassir vadisinde yapılan hız ise sünnettir. Câbir, Ali b. Ebu Tâlib ve Abbas b. Abdulmuttalib —Allah onlardan razı olsun— Allah Rasûlü'nün (s.a.v.) (s.a.v.) böyle yaptığını aktarmışlardır. Ömer İbnu’l-Hattab (r.a.) da böyle yapmıştır. İbn Zubeyr hayvanım alabildiğine dörtnala koştururdu. Âişe ve başka sahabîler de böyle yapmışlardır. Bu konuda olumsuz bakanların değil, olumlu bakanların sözü geçerlidir. En iyi Allah bilir.


    25- Tavus ve başkaları yanılgıya düşerek demişler ki: Peygamber (s.a.v.) Mina gecelerinde, her gece Kabe'yi ziyarete giderdi. Buharî, Sahih'-inde "Ebu Hassan yoluyla îbn Abbas'tan aktarıldığına göre; Peygamber (s.a.v.), Mina günlerinde Kabe'yi ziyarete giderdi." demektedir.'[677] Bü hadisi rivayet eden İbn Ar'ara anlatıyor: Muaz b. Hişâm "Bunu babamdan işittim" diyerek bir kitap verdi, ama okumadı. Bu kitapta Ebu Hassan yoluyla îbn Abbas'tan şöyle bir rivayet yer almaktaydı: "Allah Rasûlü (s.a.v.) Mina'da kaldığı süre içinde her gece Kabe'yi ziyaret ederdi." Hiç kimsenin bu konuda ona muvafakat ettiğini görmedim. İbn Ar'ara'nın sözleri bitti...[678]Sevrî bu hadisi Cami' adlı eserinde Tâvus'un oğlu aracılıyla Tâ-vus'tan mürsel olarak rivayet etmiştir.


    Bu bir yanılgıdır. Çünkü Peygamber (s.a.v.) ifâza tavafını yaptıktan sonra Mekke'ye dönmemiş, veda zamanına kadar Mina'da kalmıştır. En iyi bilen Allah'tır.


    26- Gerek Peygamber (s.a.v.) iki defa veda etti diyenler, gerekse şöyle diyenler yanılmışlardır: Peygamber (s.a.v.) Mekke'yi, giriş ve çıkışlarında daire içine aldı. Zîtuvâ'da geceyi geçirdi. Sonra Mekke'nin üst kısmından şehre girdi. Sonra aşağı tarafından çıktı. Sonra Mekke'nin sağ tarafından Muhassab'a döndü. Böylece daire tamam oldu. -


    27- Muhassab'tan Akabe sırtına geçtiğini iddia edenler yanılmışlardır.
    İşte bütün bunlar yanılgılardır. Gerek tafsilatlı, gerekse toplu olarak bunlara karşı uyardık. Başarı yalnız Allah'tandır.




    (İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, C. 2, Sf: 117 - 308)
    [260] Tirmizî, 815; İbn Mâce, 3076; Dârakutnî, 2/278. Râvileri sikadır.
    [261] Bakara, 2/196.
    [262] Tevbe, 9/28.
    [263] Allah Rasûlü'nün (s.a.), hicretin dokuzuncu senesi hacca kalkışmamasının sebebi, hacda müşriklerle karışmak istememesine!endir. Çünkü müşrikler hac yaptıklarında, Kabe'yi çıplak tavaf ediyorlardı. Allah, Beyt-i Haram'ı onlardan temizleyince Hz. Peygamber (s.a.) hac yaptı.
    [264] İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 2/123-124.
    [265] İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 2/124.
    [266] Buharı, 25/23.
    [267] Buharî, 25/24.
    [268] Buharî, 56/103; Ebu Davud, 2605.
    [269] Bizim yukarıdanberi, beş gün, altı gün kala diye tercüme ettiğimiz metnin Arapça asıllarında "gün" kelimesi geçmeden doğrudan doğruya beş kala, altı kala denilmektedir. Konu okunurken yanlış anlamaya fırsat verilmemesi için bu durumun göz önünde bulundurulması gerekir.
    [270] İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 2/125-128.
    [271] Buharı, 25/24.
    [272] Nesâî, 5/127. Râvileri sikadır.
    [273] Buharî, 5/14; Müslim, 1192 (48).
    [274] Tirmizî, 830; Dârimî, 2/31; Beyhakî, 5/32, 33. Tirmizî, hadisi hasen saymıştır.
    [275] Dârakutnî, 2/226. Râvileri sikadır.
    [276] Buharı, 25/18, 77/74, 77/81; Müslim, 1189 (35) ve 1190.
    [277] Müslim, 1184 (21). İbn Ömer: "Allah Rasûlü (s.a.) Zülhuleyfe'de iki rekât kılardı.' demiştir ki, bundan maksat ihramın sünneti değil öğlenin jki rekâtıdır.
    [278] Müslim, 1243.
    [279] Buharı, 25/104; Müslim, 1227.
    [280] Buharî, 25/104; Müslim, 1228.
    [281] Müslim, 1230 (182).
    [282] Ebu Davud, 1992.
    [283] Bk. Dipnot: 26
    [284] Ebu Davud, 1993; Tirmizî, 816; İbn Mâce, 3003. Senedi sahihtir.
    [285] Buharî, 25/16.
    [286] Ebu Davud, 1797; Nesâî, 5/149. Râvileri sikadır.
    [287] Nesâî, 5/148. Senedi sahihtir.
    [288] Müslim, 1226 (167).
    [289] Râvİleri sikadır.
    [290] Ahmed, 4/175. Hadis haindir.
    [291] Ahmed, 4/28; îbn Mâce, 2971; Dârakutnî. Senedinde, tartışmalı bir râvİ olan Haccâc b. Ertât vardır.
    [292] Ahmed, 3/485. Senedinde, metruk bir râvi olan Abdullah b. Vâkıd el-Harrânî vardır. İmam Ahmed, onu över ve "Herhalde yaşlanınca karıştırdı." derdi.
    [293] Heysemî, hadisi Mecmau'z-ZevâicTde (3/236) kaydetmiş ve demiştir ki: Taberânî, Kebîr ve Evsafta rivayet etmiştir. Senedinde Yezîd b. Ata vardır. Ahmed ve başkaları bu râviyi sika saymıştır. Tartışmalı bir râvidir. Takrib adlı eserde, onun hadiste gevşek olduğu kaydedilmektedir.
    [294] Tirmizî, 947. Ahmed'in MüsnecTdç (3/388) kaydettiği metin ise şöyledir: "Allah Rasûlü (s.a.) ile birlikte (Mekke'ye) geldik. Kabe'yi tavaf ettik. Safa-Merve arasında sa'y yaptık. Kurban günü (kurban bayramının birinci günü) olunca Safa ve Merve'ye yaklaşmadı."
    [295] Ahmed, 6/297, 298. Râvileri sikadır.
    [296] Buharî, 25/34, 25/107, 25/129; Müslim, 1229.
    [297] Tirmizî, 823; Nesâî, 5/152; Mâlik, Muvatta, 1/344. Senedi hasendir.
    [298] Buharı, 25/36; Müslim, 1226 (171).
    [299] Bk. Dipnot: 52.
    [300] Buharı, 25/34; Müslim, 1223 (159).
    [301] Buharı, 25/34.
    [302] Kitabın aslında on dokuzdan yirmi bire geçilmiştir.
    [303] Mâlik, Muvatta, 1/410, 411. Senedi sahihtir.
    [304] Buharî, 25/24, 25, 27; Müslim, 690. Müslim'in metni muhtasar olup şöyledir: "Allah Rasûlü (s.a.) öğleyi Medine'de dört rekât, İkindiyi Zülhuleyfe'de iki rekât kıldırdı."
    [305] Müslim, 1232; Nesâî, 5/150. Tahkikçiler, hadisi Buharî'de bulamadıklarım kaydediyorlar.
    [306] Müslim,- 1251.
    [307] Nesâî, 5/150. Senedi zayıftır
    [308] Nesâî, 5/128. Râvileri sikadır.
    [309] Buharî, 25/34; Müslim, 1211 (114).
    [310] Müslim, 1211 (122).
    [311] Müslim, 1232. Tahkikçiler, hadisi Buharî'de bulamadıklarım kaydediyorlar.
    [312] Müslim, 1240 (199).
    [313] İbn Mâce, 1240. Senedi sahihtir.
    [314] Bakara, 2/196.
    [315] Müslim, 1231.
    [316] Buharî, 25/77.
    [317] İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 2/130-143.
    [318] İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 2/143-144.
    [319] Bk. Dipnot: 9.
    [320] İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 2/145.
    [321] Mâlik, Muvatta'da (1/342) Urve b. Zübeyr'den mürsel olarak rivayet etmiştir. Ebu Davud mevsûl olarak Hz. Âişe'den rivayet etmiştir.
    [322] İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 2/145-146.
    [323] İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 2/146.
    [324] İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 2/146-147.
    [325] Buharı, 25/127; Müslim, 1246; Ahmed, 4/97, 98.
    [326] Nesâî, 5/153, 154, 245.
    [327] İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 2/147-148.
    [328] Yukarıda geçti.
    [329] Müslim, 1211 (114, 142).
    [330] Yukarıda geçti.
    [331] Yukarıda geçti.
    [332] Yukarıda geçti. Bk. Dipnot: 76.
    [333] Müslim, 1218.
    [334] Urve b. Zübeyr bütün bunları, kendisine sorulan bir soruya cevap olarak anlatıyor. Burada işaret ettiği kimseler de o soruyu soran şahıslardır.
    [335] Buharı, 25/63, 25/78.
    [336] Ebu Davud, 1778. Hadis Buharî'de de geçiyor. Bk. 26/5.
    [337] Nesâî, 5/148; İbn Mâce, 2970; Ahmed, 1/14, 25, 34, 37, 53. Senedi sahihtir.
    [338] Bu kısım şu şekilde de anlaşılmıştır: "Hac aylarında umre yapmanın caiz olduğunu şimdi bildiğim gibi bilmiş olsaydım..."
    [339] Hıll: Mekke sınırları olup hac fiillerinin yapıldığı bölge. Harem: Hıll dışında kalan yerler.
    [340] İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 2/148-157.
    [341] Müslim, 1305 (325, 326).
    [342] Ebu Davud, 1803.
    [343] Nesâî, 5/245; Ahmed, 4/92.
    [344] Ebu Davud, 1794; Ahmed, 4/95 ve 99.
    [345] Tehzîb'de İbn Sa'd, İbn Hibbân ve el-Iclî'nin onu sika saydıkları naklediliyor ve İbn Ömer ile Muâviye'den rivayette bulunduğu, ondan da azatlısı Ubeyd, Beyhes, Katâde, Yahya b. Ebu Kesîr ve Matar el-Verrâk'ın hadis rivayet ettikleri kaydediliyor.
    [346] Tirmizî, 824. Senedi sahihtir.
    [347] Sahihayn'da Hz. Âişe'den rivayet edilen hadiste şöyle denmektedir: "Umreye niyetlenip ihrama girenler Kabe'yi tavaf ettiler, Safa-Merve arasında sa'y yaptılar. Sonra ihramdan çıktılar. Mina'dan döndükten sonra bir başka tavaf daha yaptılar. Hac ve umreyi birleştirenler yalnız bir tek tavaf yaptılar."
    [348] Müslim, 1279.
    [349] Buharî, 25/77; Müslim, 1230 (182).
    [350] Dârakutnî, 2/261. Senedi zayıftır.
    [351] Dârakutnî, 2/264.
    [352] Buharı, 25/42; Müslim, 1333; Nesâî, 5/216.
    [353] İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 2/159-164.
    [354] Dârakutnî, 2/258.
    [355] Dârakutnî, 2/263.
    [356] Dârakutnî, 2/263.
    [357] Dârakutnî, 2/264)
    [358] Dârakutnî, 2/264.
    [359] Ahmed, 5/350; Tirmizî, 948; İbn Hibbân, 993. Senedi kuvvetlidir. Tirmizî: " dis hasen-sahih-garîbtir" diyor.
    [360] Yukarıda geçti. Bk. Dipnot: 66.
    [361] Yukarıda geçti. Bk. Dipnot: 20.
    [362] Dârakutnî, 2/262. Senedi kuvvetlidir. Tenkîh'de "Senedi sahihtir" deniy(
    [363] Tirmizî, 947.
    [364] Dârakutnî, 2/258.
    [365] Aksine, hadisi tek başına rivayet ederse hadis zayıf demektir. Ancak şahid hadislerle birlikte onun rivayet ettiği hadis, hasen sayılır.
    [366] Buharı, 25/81; Müslim, 1213.
    [367] Görüşlerin en doğrusu budur. Bk. Dipnot: 102.
    [368] İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 2/164-169.
    [369] İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 2/169.
    [370] İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 2/169-170.
    [371] İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 2/170.
    [372] Nesâî, 5/127, 5/162. Râvileri sikadır. Ancak hadisi Hasan el-Basrî, muan'an olarak rivayet etmiştir. Bu durumda sıhhatinde şüphe var demektir.
    [373] İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 2/170-172.
    [374] Yukarıda geçti. Bk. Dipnot: 104.
    [375] Müslim, 1211 (115).
    [376] İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 2/172-174.
    [377] Yukarıda geçti.
    [378] Müslim, 1218.
    [379] İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 2/174-177.
    [380] Ebu Davud, 1748. Râvileri sikadır.
    [381] Ahmed, Müsned, 2/260; Ebu Davud, 1770, Hâkim (1/451) hadisi sahih saymış, Ze-hebî de ona muvafakat etmiştir. Maamafih senedinde Ahmed, Ebu Hatim, Nesâî ve başkaları tarafından zayıf sayılan Hasîf b. Abdurrahman el-Cezerî adlı bir râvi vardır. Takrîb'de, hıfzı kötü ve Ömrünün sonunda karıştıran birisi olduğu kaydediliyor. Hafız İbn Hacer, Fethu'l-BârPde (3/318) hadisi Ebu Davud ve Hâkim'den tamamıyla aktarıp delil olarak kullanılıyor ve diyor ki: "Hâkim bir başka yoldan Ata — İbn Abbas yoluyla kıssasız olarak benzer şekilde rivayet etmiştir."
    [382] Müslim, 1186.
    [383] Tahkikçiier, bu hadisi Sahih'de bulamadıklarını söylüyorlar. Ancak Ebu Davud (1774) ve Nesâî (5/162) rivayet etmiş olup metnin tamamı şöyledir: "Hz. Peygamber (s.a.) öğleyi kıldırdı. Sonra devesine bindi. Beydâ dağının tepesine çıkınca telbiye getirdi." Râvİleri sikadır. Ancak Hasan e!-Basrî muan'an olarak rivayet etmiştir. Buharı, Sa-hih'inde (25/25, 56/104 ve 126) hadisi Enes'ten şu şekilde rivayet etmiştir: "Hz. Peygamber (s.a.) öğleyi Medine'de dört rekât, ikindiyi Zülhuleyfe'de İki rekât kıldırdı. Sahabîlerin, hac ve umre için yüksek sesle telbiye getirdiklerini işittim."
    [384] Mâlik, Muvatta, 1/334; Şafiî, Müsned, 2/11; Ebu Davud, 1814; Nesâî, 5/162; Tirmizî, 829; İbn Mâce, 2922. Allah Rasûlü (s.a.) buyuruyor ki: "Cebrail bana geldi, ashabıma —yahut yanımda olanlara— yüksek sesle telbiye getirmelerini emretmemi bana emretti." Senedi sahihtir. Hâkim (1/450) ve İbn Hibbân (974), sahih olduğunu söylemiş ve İbn Hibbân "Çünkü telbiye, haccın nişanelerindendir." ilâvesini kaydetmiştir. Ahmed b. Hanbel (2953), İbn Abbas'tan şöyle bir şahid hadis rivayet eder: Allah Rasûlü (s.a.) buyurdu ki: "Cebrail bana geldi ve telbiyeyi ilân etmemi emretti." Senedinde bir sakınca yoktur.

    [385] Müslim, 1218; Ebu Davud, 1905; îbn Mâce, 2913.
    [386] Mâlik, Muvatta, 1/331, 332; Buharı, 25/26; Müslim, 1184. Abdullah İbn Ömer, Allah Rasûlü'nün (s.a.) telbiyesinin şöyle olduğunu kaydediyor: "Lebbeyk, Allahümme lebbeyk. Lebbeyk, lâ şerike leke lebbeyk. înne'l-hamde ve'n-ni'mete leke velmülk. Lâ şerike leke." Nâfi' diyor ki: İbn Ömer, telbiyeye şu ilâvede bulunurdu: "Lebbeyk, lebbeyk. Lebbeyk ve sa'deyk. Ve'1-hayru bi-yedeyk. Lebbeyk ve'r-rağbâu iley-ke ve'l-amel." Ahmed (3/320), Ebu Davud (1813) ve Beyhakî'nin (5/45) Câbir b. Abdullah'tan rivayetlerine göre; insanlar "Lebbeyk, ze'1-meâric. Lebbeyk, ze'1-fevâdıl" sözlerini ilâve ediyorlardı. Bu hadisin senedi sahihtir.
    [387] Mâlik, Muvatta, 1/351; Nesâî, 5/182, 183; Ahmed 3/452. Senedi sahihtir.
    [388] İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 2/177-180.
    [389] Bir önceki hadisin bir bölümüdür.
    [390] İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 2/180-181.
    [391] Ebu Davud, 1818; İbn Mâce, 2933. râvileri sikadır. Ancak İbn İshak muan'an olarak rivayet etmiştir. Bu yüzden sıhhati şüphelidir.
    İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 2/181.
    [392] Buharî, 28/6; Müslim, 1193; Muvatta, 1/353.
    [393] Sünen-i Beyhakî, 5/192.
    [394] Sünen-ı Beyhakî, 5/193. İbn Türkmânî, el-Cevherü'n-Nakty adlı eserinde Beyhakinin bu görüşünü eleştirerek demiştir ki: Bu hadisin senedindeki Yahya b. Süleyman el-Ca'fî, îbn Vehb'den, o da Yahya b. Eyyub el-Gâfikî el-Mısrî'den rivayet etmiştir. Yahya b. Süleyman hakkında Zehebî'nin el-Mhan ve el-Kâşifadh eserlerinde zikrettiğine göre Nesâî: "Sika değildir", İbn Hibbân: "Sanırım garîb birisidir.", Nesâî: "Kuvvetli değildir", Ebu Hatim: "Onun rivayeti delil kabul edilmez" ve Ahmed: "Hıfzı kötü İdi, çok hata ederdi." demişlerdir. Mâlik ise, onu iki hadiste yalanlamıştır. Buna göre senedinden ve sahih hadise muhalefet etmiş olmasından dolayı bu hadisi teville uğraşılmaz. Beyhakî'nin "Eti kabul etti" sözünü, Sahih'deki; Hz. Peygamber'in (s.a.) onu kabul etmediği rivayeti reddeder.
    [395] Ebu Davud, 1851; Nesâî, 5/187; Tirmizî 849; Şafiî, 2/26; İbn Hibbân, 980; Hâkim, 1/452. Hadis, Muttalib b. Abdullah b. Hantab'ın azatlısı Amr b. Ebu Amr'dan rivayet edilmiştir. Muttalib'in azatlısı —her ne kadar Sahihayn râvilerinden ise de— ihtilaflı bir râvidir. Tirmizî "Onun Câbir'den hadis işittiği bilinmiyor." diyor.
    [396] Buharı, 28/5, 64/35; Müslim, 1196 (59).
    İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 2/181-184.
    [397] Ahmed, Müsned, 1/232. Senedi zayıftır.
    İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 2/184.
    [398] Buharî, 6/1; Müslim, 1211 (120).
    [399] İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 2/184.
    [400] Buharî, 25/30; Müslim, 1211.
    [401] Müslim, 1213.
    [402] Müslim, 1211 (132).
    [403] Buharı, 25/33; Müslim, 1211 (123). Yalnız her iki yerde de "umre" kelimesi yerine "hac" kelimesi geçiyor.
    [404] İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 2/184-187.
    [405] İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 2/187-190.
    [406] Mekke umresi: Mekke'de bulunan kimsenin umre yapmak İstediğine! çıkıp orada niyetlenerek ihrama gijrmesi ve umresini yapması.
    [407] İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 2/191-192.
    [408] İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 2/192-193.
    [409] Müslim, 1211 (133).
    [410] Buharî, 26/5; Müslim, 1211 (120 ve 123).
    [411] Ebu Davud, 1778.
    [412] İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 2/193-194.
    [413] Yukarıda geçti.
    [414] Buharî, 26/6, 47/15, 94/3; Müslim, 12)6 ve 1218; Ebu Davud, 1787; Nesâî, 5/178; Dârimî, 2/44 ve 49; îbn Mâce, 2977; Ahmed, 4/175.
    [415] Buharî, 25/34; Müslim, 1240 ve 1241; Ebu Davud, 1787 ve 1792; Nesâî, 5/180, 181, 201, 202; Ahmed, 1/252.
    [416] Buharı, 25/32, 81; Müslim, 1213, 1214, 1216.
    [417] Ahmed, 2/28. Senedi sahihtir.
    [418] Ebu Davud, 1801; Dârimî, 2/51. Senedi hasendir.
    [419] Buharî, 25/34; Müslim, 1211 (125, 128, 130).
    [420] Mâlik, Muvatta, 1/393. Senedi sahihtir. Buharî, 25/115;Müslim, 1211 (125)
    [421] Müslim, 1229.
    [422] Müslim, 1236.
    [423] Müslim, 1247.
    [424] Buharı, 25/37.
    [425] Ahmed, 4/286; Îbn Mâce, 2982. Senedi hasendir. Heysemî, bu hadisi Mecmau'z-Zevâid'de (3/233) kaydetmiş ve demiştir ki: Ebu Ya'lâ rivayet etmiştir. Râvileri, Sahih râvıleridir.
    [426] Ebu Davud, 1797; Nesâî, 5/144. Senedi hasendir.
    [427] Senedde geçen Yezîd, İbn Ebî Ziyâd el-Hâşimî el-Kûfî olup zayıf râvidir. Diğer,râvi-ler sikadır. Hadisi Ahmed de olayı aktarmaksizın benzer tarzda İbn Abbas'tan rivayet etmişse de senedinde meçhul râvi vardır. Bk. Müsned, 1/290, 360 ve 6/344, 345.
    [428] Buhari, 25/34.
    [429] Buhari, 25/81,26/6, 47/15, 94/3, 96/27.
    [430] Müslim, 1213, 1218.
    [431] Yukarıda geçti. Bk. Dipnot: 67,.
    [432] Buharı, 25/32.
    [433] Müslim, 1244.
    [434] İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 2/194-203.
    [435] Buharı, 30/33, 43, 44; Müslim, 1100.
    [436] Müslim, 1245. İbn Abbas'ın bu görüşü, çoğunluğun görüşüne aykırıdır. Onun dışında kalan âlimlerin umumuna göre hacı, sırf kudüm tavafı ile ihramdan çıkamaz. Arafat'ta vakfe yapar, cemre taşlar, tıraş olur, ziyaret tavafım yapar; işte ancak o zaman ihramdan çıkar. Daha geniş bilgi İçin bk. Nevevî, Şerhu Müslim, 8/230.
    [437] Müslim, 1241.
    [438] Senedi sahihtir.
    [439] İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 2/202-203.
    [440] İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 2/203.
    [441] Senedde adı geçen Ebân b. Ebu Hâzim, gevşek hafızalı bir râvidir, diğer râviler sikadır. Hadiste "temettü' " değil "müt'a" kelimesi geçiyor. Bu kelime, hem mut'a nikâhı
    ve hem de temettü* haccı anlamında kullanılmaktadır. Ancak mutlak olarak kullanıldığında çoğunlukla müt'a nikâhı kastedilmektedir.
    [442] İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 2/203-205.
    [443] Humeydî, Müsned, Hadîs no: 132.
    [444] Ebu Davud, 1807. Râvıleri sikadır. Ancak İbn İshâk'ın tedlîsi vardır.
    [445] Müslim, 1224.
    [446] Nesâî, 5/179, 180.
    [447] Ebu Davud, 1808; Nesâî, 5/179; Ahmed, 3/469. Senedi zayıftır.
    [448] İbn Hazm, Haccetu7-Veda, s. 276. İsnadı sahihtir.
    [449] Bakara, 2/196.
    [450] "Neshedildiğini" diye tercüme ettiğimiz kısım, metnin Arapça aslında "feshedildiğini" diye kaydedilmekteyse/de, konunun gelişinden anlaşılacağı üzere tercüme ettiğimiz şekilde olmalıdır.
    [451] Buharı, 25/36, 65/33; Müslim, 1226 (165, 166, 172); Nesâî, 5/149, 150.
    [452] Yukarıda geçti. Bk. Dipnot: 101.
    [453] Bu rivayet ileride gelecektir. Bk. Dipnot: 203.
    [454] Bakara, 2/196.
    [455] İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 2/205-211.
    [456] Müslim, 1211 (112). Yukarıda geçti.
    [457] Buharî, 25/34; Müslim, 1211 (118).
    [458] Senedi hasendir.
    [459] Müslim, 1235. Bk. Dipnot: 91.
    [460] Yukarıda geçti.
    [461] Buharî, 25/34; Müslim/1211 (128).
    [462] Buharî, 25/31; Müslim! 1211; Mâlik, 1/410, 411.
    [463] Buharı, 25/104; Müslim, 1227.
    [464] Müslim, 1211 (120).
    [465] Müslim, 1211 (129).
    [466] Müslim, 1211 (120).
    [467] Buharî, 26/11; Müslim, 1237.
    [468] Muhassab gecesi: Teşrik günlerinden sonraki gece. Hz. Pey|amber (s.a.) ve ashabı Mina'dan hareket ettiklerinde Muhassab'da konaklamış ve fiİceyi orada geçirmiş oldukları için bu isim verilmiştir.
    [469] Buharı, 25/31; Müslim, 1211. Bk. Dipnot: 196.
    [470] Ahmed, Müsned, 1/337. Senedi zayıftır.
    [471] Senedi sahihtir.
    [472] Ebu Müslim, Sünen sahibi İbrahim b. Abdullah b. Müslim el-Basrî olup 292/904 senesinde vefat eden büyük bir hadis hafızıdır. Hayatı için bk. el-Vâfî bi'l-Vefeyât, 5/43; Tezkiretü'l-Huffâz, 2/620; Şezerâtü'z-Zeheb, 2/210. Senedin diğer râvileri de sikadır. O halde sened sahihtir. Ayrıca bk. İbn Hazm, Hacceîü'l-Vedâ, s. 268.
    [473] Haccetu'l-Vedâ, s. 269.,
    [474] Ahmed, 1/292, 313, 314; Tirmizî, 822. Senedi zayıftır.
    [475] Haccelu'l-Vedâ, s. 270. Râvileri sikadır.
    [476] Haccetü'1-Vedâ, s. 271.
    [477] Ahmed'in Müsned'de (1/92) rivayetine göre Hz. Osman bunu açıkça belirtmiştir. Rivayetin metni şöyledir: Abdullah b, Zubeyr anlatıyor: Vallahi, biz Cuhfe'de Osman ile birlikte idik. Yanında, aralarında Habîb b. Mesleme el-Fihrî'nin de bulunduğu bir grup Şamlı vardı. Kendisine umreyi hacca ilâve ederek temettü' yapma konusu söylenince: "Hac ve umre için en tamamlayıcı olanı her ikisinin de hac aylan içinde olmamasıdır. Bu umreyi tehir edip şu Kabe'yi iki kere ziyaret etseniz daha faziletli olur. Çünkü Allah Teâlâ, hayırda genişlik kılmıştır." dedi. Hz. Ali b. Ebu Tâlib (r.a.) vadinin İçinde devesini otlatıyordu. Hz. Osman'ın sözü kulağına ulaşınca geldi, Hz. Osman'ın (r.a.) başında durdu ve: "Allah Rasûlü'nün (s.a.) açtığı bir çığır ve Allah Teâlâ'nm, kitabında kullarına verdiği bir ruhsat konusunda onlara darlık çıkarıp yasaklamayı mı amaçlıyorsun? Oysa bu çığır ve ruhsat, ihtiyaç sahipleri ve evi uzak olanlar İçin tanınmıştı." dedi. Sonra hac ve umreye birlikte niyetlenip ihrama girdi, telbiye getirdi. Hz. Osman (r.a.) bunun üzerine insanlara yöneldi ve: "Bunu yasaklamış mıydım? Doğrusu ben bunu yasaklamadım. Ancak bu, benim yol gösterici bir görüşümdür. Dileyen uyar, dileyen terkeder." dedi. Bu rivayetin senedi sahihtir. Taberî (2/207) bunu Hz. Ali'den rivayet etmiştir. Süyutî, ed-Dürru'l-Mensûr'da (1/208) bunu kaydediyor ve ilâve olarak; Vekî, İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd, İbnü'l-Münzir, İbn Ebî Hatim, Nahhâs (Nâsih adlı eserinde), Hâkim (rivayetin sahih olduğunu söylemiştir) ve Beyhakî'nİn (Sfi«e«'inde) rivayet etmiş olduğunu belirtiyor. İbn Kesir, Abdürrezâk'tan Ma'mer yoluyla Zührî'nin şöyle dediğini kaydeder: Bize kadar ulaştığına göre; "Hac ve umreyi Allah için tamamlayın" âyeti hakkında Hz. Ömer: "Her birini diğerinden ayırmak ve umreyi hac aylan dışında yapmak hac ve umrenin tamamındandır." demiştir.
    [478] Bakara, 2/196.
    [479] Buharı, 26/8; Müslim, 1211 (126). Nevevî'nin kaydına göre hadisin anlamı şudur: İbadetin sevabı, çekilen meşakkat veya harcanan şeyin çokluğuna göre artar. Meşakkatten maksat, Şerîat'ın kötülemediğidir. Harcanan şey hakkında da durum böyledir.
    [480] Haccelu'l-Vedâ, s. 272. Senedi sahihtir. Benzer bir hadis için bk. Müslim, 1222; Ahmed, Müsned, 1/50.
    [481] İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 2/211-224.
    [482] Buharı, 25/34, 63/26; Müslim, 1240; Ebu Davud, 1987.
    [483] Yukarıda geçti.
    [484] Buharî, 25/100; Tirmizt, 896; lbn Mâce, 3022; Nesâî, 5/265; Dârimî, 2/59, 60; Ah-med, 1/39, 42, 50, 54. Amr b. Meymûn anlatıyor: Hz. Ömer (r.a.) Müzdelife'de sabah namazı kıldırdığında, ben de orada hazır bulundum. Namazı kıldırdıktan sonra vakfe yaptı ve: "Müşrikler güneş doğuncaya kadar hareket etmezler ve: Ey Sebîr! Aydınlan! derlerdi. Hz. Peygamber (s.a.) onlara muhalefet etti." deyip güneş doğmadan önce hareket etti.., Sebîr: Orada malum bir dağın adıdır. Mina'ya giden kimsenin sol tarafına düşer. Mekke dağlarnın en büyüğüdür. Oraya defnedilen Hüzeyl kabilesinden Sebîr isminde bir adamın adıyla tanınmıştır. İsmailî ve İbn Mâce, "Kurban kesimine koşalım" kısmını ilâve etmişlerdir. Taberî "Ey Sebîr! Aydınlan ki kurban kesimine koşalım!" diye rivayet etmiştir.
    [485] Bakara, 2/199.
    [486] Yukarıda geçti.
    [487] Müslim, 1216.
    [488] Buharı, 26/7, 94/3.
    [489] Buharî, 4/31, 23/11-9; Müslim, 939 (42, 43); Ebu Davud, 3145; İbn Mâce, 1459; Tirmizî, 990; Nesâî, 4/30.
    [490] Hadis, şahİdleriyle sahih mertebesine yükselmiştir. Tirmizî (827), Beyhakî (5/42), İbn Mâce, (2924) ve Dârimî (2/31), İbn Ebî Füdeyk — Dahhak b. Osman — Muhammed b. Münkedir — Abdurrahman b. Yerbû — Ebu Bekir senediyle rivayet etmişlerdir. Hadisin râvileri sikadır. Ancak Buharı ile Tirmizî'nin söylediğine göre Muhammed b. Münkedir, Abdurrahman b. Yerbû'dan hadis işitmemiştir. Bununla birlikte İbn Huzeyme ve Hâkim (1/450, 451) hadisi sahih saymış, Zehebî de ona muvafakat etmiştir. Tİrmİzî (3001) bu hadisi İbn Ömer'den rivayet etmişse de, senedinde zayıf bir râvi olan İbrahim b. Yezîd el-Hûzî vardır. Bu konuda îbn Mes'ûd'dan, İbn Ebî Şeybe ile Ebu Ya'lâ el-Mavsılî (s. 1260, 1261), Ebu Usâme — Ebu Hanife — Kays b. Müslim — Târik b. Şihâb — Abdullah b. Mes'ûd senediyle "En faziletli hac, acc ve secc'dir," hadisini rivayet ederler ki, senedi hasendir.
    [491] Müslim, 1218; Tirmizî, 815; İbn Mâce, 3074.
    [492] Buharî, 25/115; Müslim, 1211 (120).
    [493] Hac, 22/28.
    [494] Bu söz hadistir. Bk. Ahmed, 2/108. Senedi sahihtir. îbn Hibbân (914), sahih olduğunu söylemiştir.
    [495] İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 2/224-234.
    [496] Heysemî, Mecmau'z-Zevâid'de (3/238) İbn Ömer'den rivayet edilen bir hadis olarak vermiş ve demiştir ki: Bu hadisi Taberânî, Evsafız rivayet etmiştir. Senedinde Mervan b. Ebu Mervan vardır. Süleymanî onun hakkında; "Söz götürür bir râvidir" demiştir. Diğer râviler, Sahih râvileridir.
    [497] Senedinde, Mecmau'z-Zevöid'âz kaydedildiği üzere zayıf bir râvj olan Âsim b. Süleyman el-Kûzî vardır. Onun hakkında İbn Adiy: "Hadis uyduranlardan sayılır", Fel-lâs: "Hadis uydururdu", Nesâî: "Metruktür", Dârakutnî: "Yalancıdır" ve İbn Hib-bân: "Onun hadislerini yazmak caiz değildir. Ancak taaccüp için yazılabilir." diyor.
    [498] Şafiî, 1/339; Beyhakî, 5/73. Senedi zayıftır.
    [499] Beyhakî, 5/73. Metni şöyledir: Hz. Ömer'in, Kabe'yi gördüğünde şöyle dediğini işittim: "Allahümme! Ente's-selâm ve minke's-selâm ve hayyi Rabbena bisselâm" Senedi hasendir.
    [500] Şafiî, 2/44; Ahmed, 3/411; Ebu Davud, 1892; Abdürrezzak, Musannef, 8963. Senedinde Sâib'in azatlısı Ubeyd vardır. İbn Hibbân'dan başkası onu sika kabul etmemiştir. Hafız îbn Hacer, Tehzîb'de İbn Kânİ', İbn Mende ve Ebu Nuaym'ın onu sahabe arasında zikrettiklerini kaydediyor. Diğer râvileri sikadır. İbn Hibbân (1001) ve Hâkim (1/455) hadisi sahih saymış, Zehebî ona muvafakat etmiştir.
    [501] Dârakutnî, 2/290. Senedi zayıftır.
    [502] Tehzîb ve el-Cerhu ve't-Ta'dîI (5/164) adlı eserlerde İmam Ahmed'in onu zayıf saydığı kaydediliyor.
    [503] Merhum müellif burada yanılmıştır. Çünkü Taberânî merfû olarak rivayet etmemiş, Beyhakî (5/79) gibi İbn Ömer'den mevkuf olarak rivayet etmiştir. Hafız îbn Hacer, Telhîsu'l-Habîr adlı eserinde böyle demektedir. Senedi sahihtir.
    [504] Buharı, 25/62.
    [505] Ebu Davud et-Tayâlisî, 1/215, 216; Beyhakî, 5/74. Râvileri sikadır.
    [506] Şafiî, el-Ümm, 2/145; Beyhakî, 5/75. Senedinde İbn Cüreyc'in tedlîsi vardır.^
    [507] Beyhakî, 5/75. Senedi zayıftır.
    [508] Bakara, 2/125.
    [509] İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 2/234-238.
    [510] Bakara, 2/159.
    [511] Nesâî, 5/236; Dârakutnî, 2/254. Râvileri sikadır. İbn Hazm ve Nevevi sahih saymışlardır. Bu rivayet şazdır. Çünkü Mâlik, Süfyan ve Yahya b. Saîd el-Kattân, "başlarız" şeklinde rivayette birleşmişlerdir. Hafız İbn Hacer: "Bu zatlar diğerlerinden daha hafızdır." demektedir. _
    [512] Beyhakî, 5/95. Senedi zayıftır.
    [513] Müslim, 1218.
    [514] Müslim, 1273.
    [515] Müslim, 1215.
    [516] Müslim, 1264. Bagavî (Şerhu's-Sünne, 1922) ile Beyhakî (5/101), Kudâme b. Abdullah b. Ammâr'm şöyle dediğini rivayet ederler: "Allah Rasûlü'nün (s.a.) bir deve üzerinde Safa-Merve arasında sa'y yaptığını gördüm. Ne dövme, ne kovma ve ne de 'Çekil! Çekil vardı!" Senedi sahihtir. et-Tîbî diyor ki: Yani kralların ve diktatörlerin âdetlerinde olduğu gibi insanları dövmezler, kovmazlar ve onlara "yoldan çekilin" demezlerdi.
    [517] Müslim, 1274.
    [518] Ebu Davud, 1881; Beyhakî, 5/100. Senedi zayıftır.
    [519] Müslim, 1275; Beyhakî, 5/100, 101.
    [520] Şafiî, Müsned, 2/69 ve el-Ümm, 2/174, 211. Senedi zayıftır.
    [521] Buharı, 25/104.
    [522] Buharî, 25/129; Müslim, 1301, 1302.
    [523] Buharî, 18/11 îbn Abbas "Allah Rasûlü (s.a.) ashabı ile birlikte Zilhicce'nin dördüncü günü sabahı hacca telbiye getirerek Mekke'ye girdiler." diyor. Buna göre Hz. Peygamber'in (s.a.) Mina'ya, oradan da Arafat'a çıkmadan önce Mekke'deki kalış süresi dört gün demektir. Çünkü ayın dördünde gelmiş, sekizinde çıkmıştır.
    [524] İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 2/238-243.
    [525] Buharî, 25/87; Müslim, 1285.
    [526] Müslim, 1218.
    [527] Buharî, 25/85, 30/65; Müslim, 1123.
    [528] Buharî, 25/85; Müslim, 1124.
    [529] Ahmed, Müsned, 4/432; Ebu Davud, 1229; Tayâlisî, 1/124, 125; Tahavî, 1/417; Beyhakî, 3/135. İmrân b. Husayn diyor ki: Allah Rasûlü (s.a.) ile birlikte savaştım. Onun yanında Fetih'e katıldım. Mekke'de on sekiz gece kaldı; namazları hep ikişer rekât kıldırdı ve namaz sonunda: "Ey şehir halkı! Dört kılın. Zira biz yolcuyuz." derdi. Hadisin senedi zayıftır.
    [530] Müslim, 1218 (149). "İnsanlara Ürene vadisinden yukarı çıkmalarını emretti." kısmı, şahidleriyle sahih mertebesine yükselmiştir. Şâhid hadisler için bk. Ahmed, 4/82; İbn Hibbân, 1008; Beyhakî, 5/115; Mâlik, Muvatta, 1/388; Hâkim, 1/462. '
    [531] Şafiî, 2/54; Ebu Davud, 1919; Nesâî, 5/255, Tirmizî, 883; îbn Mâce, 3011. Senedi kuvvetlidir. Hâkim (1/462) sahih saymış, Zehebî de ona muvafakat etmiştir.
    [532] Ahmed, 4/335; Ebu Davud, 1949; Tirmizî, 889 ve 2979; Nesâî, 5/256; İbn Mâce, 3015. İsnadı sahihtir. İbn Hibbân (1009) ve Hâkim (1/464) sahih saymış, Zehebî de ona muvafakat etmiştir.
    İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 2/243-246.
    [533] Mâlik, Muvatta, 1/422, 423. Tama b. Ubeydullah, Allah Rasûlü'nün (s.a.) şöyle dediğini rivayet eder: "En faziletli dua, arefe günü yapılan duadır. Benim ve benden önceki peygamberlerin söylediği en faziletli söz, Lâ ilahe illallah'dır." Râvileri sikadır; ancak hadis mürseldir. Tirmizî'nin (3579), Amr b. Şuayb —babası— dedesi senediyle rivayet ettiği şu hadis ona destek sağlar: Hz. Peygamber (s.a.) buyuruyor ki: "En hayırlı dua, aTefe günü yapılan duadır. Benim ve benden önceki peygamberlerin söylediği en hayırlı söz şudur: Lâ ilahe illallahu vahdehu lâ şerike leh. Lehu'I-mülkü ve lehu'l-hamdü ve hüve alâ külli şey'in kadîr." Senedinde Muhammed b. Ebu Humeyd vardır ki, güçlü râvi değildir. Ancak şahidleriyle birlikte hadis hasendir.
    Bu hadiste bazı ilim adamlarından aktarılan: "Avamın tevhidi Lâ ilahe illallah, havassın tevdihİ Allah." sözünün boş söz olduğuna delil vardır. Tek "Allah" ismiyle zikir ne sünnette sabittir, ne de faziletli olduğu bildirilen asırlarda yaşayan İnsanlardan böyle bir zikir bilinmektedir. Onlara uymak hayır, muhalefet etmek serdir.
    [534] Tirmizî, 3520. Senedi zayıftır.
    [535] Taberânî, el-Mu'cemu's-Sağîr, s. 144. Heysemî, Mucmau'z-Zevâid'de (3/252) kaydetmiş ve Taberânî'nin Kebîr ve Sağîr'de rivayet ettiğini, ayrıca senedinde münker rivayetlerde bulunan bir râvinin bulunduğunu söylemiştir.
    [536] Ahmed, 2/210. Senedi zayıftır. Ancak Muvatta^a mürs.<*l bir şahidi vardır. O halde hasendir.
    [537] Beyhakî, 5/117. Hadis zayıftır.
    [538] Buharı, 2/33, 65/2 (Mâide sûresi tefsiri); Müslim, 3017 (5). Âyet: Mâide, 5/3.
    [539] Buharı, 23/2İV 28/13, 20, 21; Müslim; 1206 (98). " . .
    [540] Müslim,-332 (61); Ebu Davud, 314; İbn Mâce, 642; Dârimî, İ/197, 1/239,-. 240-
    [541] Buharı. 28 14; Müslim, 1205. Dârakmnî (s.261) ve Beyhakî (5/63), İbn Abbas'ın şöyle dediğini rivayet ederler: "İhramlı hamama girer, çürüyen dişini çeker, tırnağı kırılırsa, keser. Size eziyet veren şeyleri giderin. Allah sizin eziyet çekmenizle bir şey yapacak değil ya!" Münzirî, bu rivayeti hasen saymıştır.
    [542] Buharı, 25/21; Müslim, 1177.
    [543] Buharı, 25/17; Müslim, 1180.
    [544] Buharî, 25/18, 77/70, 74; Müslim, 1190; Ahmed, 6/38 ve 245; Nesâî, 5/139; Bagavî, Şerhu's-Sünne, 1864.
    [545] Müslim, 1190(44).
    [546] Ebu Davud, 1830. Senedi kuvvetlidir.
    [547] Şafiî, el-Ümm, 1/239 ve Müsned, 1/211; Beyhakî, 3/393. îbn Türkmânî diyor ki: Bu hadiste iki durum var: 1) Süfyan b. Uyeyne, senedini zikretmemiştir, 2) Senedde geçen İbn Ebî Hurre'yİ es-Sâcî zayıf saymıştır.
    [548] Müslim, 1631. Hadisin devamında o üç şey şöyle sıralanıyor: 1) Sürekli faydalanılan sadaka, 2) Kendisiyle faydalanılan ilim, 3) Babasına-anasına hayır duada bulunan salih evlat bırakan kişilerin amel defterleri kapanmaz.
    [549] Ahmed, Müsned, 5/431; Nesâî, 4/78, 6/29. Senedi sahihtir.
    [550] İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 2/248-255.
    [551] Buharı, 25/94; Müslim, 1.218; Nesâî, 5/257.
    [552] İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 2/255-256.
    [553] Buharı, 25/94; Müslim, 1280 (277, 278, 282); Ebu Davud, 1921; Nesâî, 5/258, 259; İbn Mâce, 3017, 3019.
    [554] Bk. Nasbu'r-Râye, 3/68, 70.
    [555] Meselâ Taberânî'nin, Ubâde b.es-Sâmit'ten rivayet ettiği: "Kim Ramazan ve Kurban bayramı gecelerini ihya ederse kalblerin öldüğü gün onun kalbi Ölmez" hadisi; îbn Mâce'nin (1782) Ebu Ümâme'den rivayet ettiği: "Kim iki bayramın gecelerini, sevabını Allah'tan umarak ihya ederse, kalblerin öldüğü vakit onun kalbi ölmez." hadisi; İbn Asâkir'in Tarih'inde Muaz b. Cebel'den rivayet ettiği: "Kim, şu dört geceyi ihya ederse; Cennet'e girmesi vacip olur: Tervİye gecesi, Arefe gecesi, Kurban gecesi ve Ramazan bayramı gecesi." hadisi. Bütün bu hadisler, hadis imamlarının ağır tenkidine uğramıştır.
    [556] Buharı, 25/98, 28/25; Müslim, 1293; Ebu Davud, 1940, 1941; Nesâî, 5/270, 272; İbn Mâce, 3025; Tirmizî, 893.
    [557] Ebu Davud, 1942; Beyhakî, 5/133. Hadisin hem senedi hem metni muztaribtir. Bk. el-Cevheru'n-Nakıy, 5/132. Îbnü'l-Münzir, el-İşrâfi* diyor ki: Tan yeri ağarmadan önce cemre taşlamak asla yeterli olmaz. Çünkü böyle yapan kimse Allah Rasûlü'nün (s.a.), ümmeti için gösterdiği yola (sünnete) aykırı davranmış olur. Şayet tan yeri ağardıktan sonra güneş doğmadan önce taşlasa iade eımez. Zira hic kimsenin "yeterli olmaz" dediğini bilmiyorum. Âlimler bu konuda ihtilaf etmiş olsalardı iadesi vacib olurdu.
    [558] Ancak İbn Hİbbân: "Süleyman b. Davud el-Havlânî Şamlıdır, sika ve güvenilir bir kimsedir." demektedir. Beyhakî ise: "Ebu Zur'a, Ebu Hâtım, Osman b. Saîd ve bir grup hafız, Süleyman b. Davud'a Övgüde bulunmuştur." diyor. Hafız îbn Hacer, Tehzîb'de: "Süleyman b. Davud el-Havlânî'nin doğru ( = sadûk) bir râvi olduğunda kuşku yoktur." diyor.
    [559] Buharı, 25/98; Müslim, 1290.
    [560] Dârakutnî, 2/273. Senedi zayıftır.
    [561] Müslim, 1292.
    [562] Ahmed, 2937, 2938 (1/320). Hadis munkatı'dır. Ama râvileri sikadır.
    [563] Tirmizî, 893; Ahmed, 2842. Hadis sahihtir.
    [564] İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 2/256-260.
    [565] Tirmizî, 891; Ebu Davud, 1950; Nesâî, 5/263; İbn Mâce, 3016; Dârimî, 2/59; Ahmed, 4/261, 262. Senedi sahihtir.
    [566] Bakara, 2/198.
    [567] İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 2/260-261.
    [568] Ahmed, 1/215, 347; Nesâî, 5/268; îbn Mâce, 3029. Senedi sahihtir.
    [569] Buharî, 25/1, 28/23, 24, 79/2; Müslim, 1334; Ebu Davud, 1809; Mâlik, 1/359; Nesâî, 5/267; İbn Mâce, 2909. Merhum müellif bu olayı burada zikretmekle yanılmıştır. Olay Buharî'de ve başka kaynaklarda, kurban bayramının birinci günü meydana geldi, diye geçmektedir. Ahmed (1/76 ve 157) ve Tirmizî (886), ceyyid senedle Hz. Ali'den rivayet ederler ki: Fetva sorma işi, Allah Rasûlü (s.a.) cemre taşladıktan sonra kurban kesim yerinde iken meydana gelmişti. Müellif bu olay yerine, Müslim (3218) tarafından Câbİr yoluyla rivayet edilen mahfe içindeki kadınlar kıssasını kaydetmeliydi. Bu kıssada deniyor ki; Hz. Peygamber (s.a.) güneş doğmadan yola koyuldu. Fazl b. Abbas'ı terkisine aidi. Fazl güzel saçlı, beyaz tenli, yakışıklı bir gençti. Allah Rasûlü (s.a.) yola koyulunca, mahfeler İçinde geçip gitmekte olan kadınlar kendisine uğradı. Fazl, onlara bakmaya başladı. Bunun üzerine Allah Rasûlü (s.a.) elini, FazI'-ın yüzüne kapadı. Bu sefer Fazl, yüzünü diğer tarafa çevirip bakmaya başladı. Allah Rasûlü (s.a.) elini diğer taraftan Fazl'm yüzüne kapattı. O, yüzünü diğer tarafa çevirdi, bakmaya başladı. Nihayet Muhassir vadisine geldi...
    [570] Ahmed, 1812; Nesâi, 5/119, 120; Dârimî, 2/41. Senedi kuvvetlidir.
    [571] Buharî, 64/80; Müslim, 2981. İbn Ömer diyor ki: Hz. Peygamber (s.a.) Hıcr'a uğrayınca: "Kendilerine zulmedenlerin meskenlerine girmeyin ki, onların başına gelen sizin başınıza da gelmesin. Ancak ağlar bir vaziyette oradan geçin." buyurdu. Sonra başını örttü, vadiyi geçinceye kadar gidişini hızlandırdı.
    [572] Müslim, 1298 (312); Ahmed, 6/402.
    [573] İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 2/261-264.
    [574] Müslim, 1218, 1297; Ebu Davud, 1970.
    [575] Buharı, 73/5; Müslim, 1679.
    [576] Tirmizî, 2160; İbn Mâce, 3055. Tirmizî: "Bu hadis hasen-sahîhtir" diyor.
    [577] Ahmed, Müsned, 5/251; Tirmizî, 616. Senedi sahihtir. îbn Hibbân (795) ve Hâkim (1/9 ve 389), bu hadisi sahih saymış, Zehebî de ona muvafakat etmiştir.
    [578] Buharı, 25/131; Müslim, 1306; Mâlik, 1/421. İbn Kudâme, el-Muğnî'âz (3/447) diyor ki: Esrem anlatıyor: Ebu Abdillah Ahmed b. Hanbel'e, kurban kesmeden önce tıraş olan adamın durumu yorulduğunda, onun şöyle dediğini işittim: Şayet adam cahilse bir şey gerekmez. Kasden yapmak, hayır. Çünkü Hz. Peygamber'e (s.a.) bir adam sordu ve "bilmiyordum" dedi... İbn Dakîk el-îd, Umdetü'l-Ahkâm şerhinde (3/79) diyor ki: Ahmed'in dediği, delil yönünden güçlüdür. O delil Hz. Peygamber'-in (s.a.): "Hac ibadetinin yapılış şeklini benden öğrenin." hadisi, hacda Peygamber'e uyma zorunluluğunu gösteriyor. Sonradan yapılması gerekenin önceden yapılmasına ruhsat veren hadisler soruyu soranın "bilmiyordum" sözüyle beraberdir. Şu halde hüküm bu duruma m
    ahsus demektir. Kasıt hali hacda Peygamber'e uymanın temelde vacip olduğu prensibi üzere kalmaktadır. Hem hüküm, muteber olması mümkün olan bir vasfa bağlandığı zaman onun uzaklaştırılması caiz olmaz. Kuşku yok ki, "bilmemek" sorumlu tutulmama İçin münasip bir vasıftır. Hz. Peygamber (s.a.) hükmü ona bağlamıştır. Kasıt halini bu vasfa katmak suretiyle hükmü uzaklaştırmak mümkün değildir. Çünkü eşit değillerdir. Râvinin "Her ne sorulursa..." sözüne tutunma konusuna gelince: Bu söz, sıra gözetmenin serbest olduğunu ve bunun gözetilmesi gereken bir şey olmadığını ifade etmekteyse de, buna şöyle cevap verilir: Râvinin verdiği bu haber, sorulan şeyle alakalıdır. O şey ise soran kimsenin haline nisbe-ten mutlaktır. Mutlak ise bizzat iki hâsdan birine delil olmaz. O halde kasıt halinde hüccet olarak kalmaz.
    [579] Buharı, 25/130.
    [580] Ebu Dâvud, 2015. Senedi sahihtir.
    [581] İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 2/264-265.
    [582] Ebu Davud, 1767. Râvileri sikadır. Buharı (25/121) ve Müslim (1320) şu şekilde rivayet etmişlerdir: Ziyâd b. Cübeyr diyor ki: İbn Ömer'i (r.a.) gördüm. Bir adamın yanına geldi. Adam devesini kurban etmek için çökertmişti. İbn Ömer: "Onu, Hz. Muhammed'in (s.a.) sünnetine uyarak ayakla, bağlı olarak kes." dedi.
    [583] Buharı, 25/121, 122, 123; Müslim, 1317.
    [584] Buharı, 25/119; Ebu Davud, 2793.
    [585] Ebu Davud, 1766. Senedindeki Abdullah b. Haris el-Kindî'yi İbn Hibbân'dan başkası sika kabul etmemiştir. Diğer râvileri sikadır.
    [586] Ahmed, Müsned, 1374 (1/159); Ebu Davud, 1764. Senedinde İbn İshak'ın îedlisi vardır.
    [587] Ebu Davud, 1765. Senedi ceyyiddir. Yukanda geçti. Yevmü'1-karr: Kurban bayramının ikinci günüdür. Bu isimle adlandırılmasının sebebi, o gün insanların Mina'da yerleşmeleridir. Çünkü ifaza tavafım ve kurban kesim işini bitirince orada istirahata çekilirler ve ikamet ederler.
    [588] Müslim, 1679 (30). Buharî'nin rivayeti yukarıda geçti. Bk. Dipnot: 301.
    [589] Buharı, 25/115; Müslim, 1211 (119). Buraya kadar "kurbanlık sevketmek" diye tercüme ettiğimiz deyimin içinde geçen "kurbanlık" sözü, "hedy" karşılığıdır. Hedy: Özel olarak hacda Kabe'ye hediye olarak, hac yapan kişinin sunduğu kurbana denir. Hanefî mezhebinde vacip kabul edilen ve kurban bayramlarında kesilen kurbana iseArapça'da "Udhiyye" denir. Bilhassa bu bölüm okunurken bu ayrımın gözönünde bulundurulması konunun anlaşılması için gereklidir.
    [590] Müslim, 1319.
    [591] Ebu Davud, 1750; İbn Mâce, 3135. Kavileri sikadır. Hafız İbn Hacer'İn Feihu'l-Bârî'de (3/440) yazdığına göre Nesâî, hadisi: "Veda haccında Muhammed ailesi adına yalnız bir sığır kesti" metniyle rivayet ediyor.
    [592] Buharı, 73/5; Müslim, 1211 (119).
    [593] Buharî, 6/16; Müslim, 1211 (115).
    [594] Müslim, 1211 (117). Buharî'de de aynı şekildedir.
    [595] Buharı, 47/16.
    [596] Müslim, 1318 (351).
    [597] Ahmed, Müsned, 1/275; Nesâî, 7/222; Tirmizî, 905. Tirmizî'nin dediği gibi senedi hasendir. İbn Hİbbân (1050) ise sahih saymıştır.
    [598] Müslim, 1318. Câbir'den rivayet etmiştir; merhum müellifin dediği gibi İbn Abbas*-tan değil. Hem bu hadisi yalnız Müslim rivayet etmiş olup Buharî rivayet etmemiştir.
    [599] Ahmed, 5/406. Senedi zayıfsa da Câbir hadisinin şahidliği ile kuvvet kazanır.
    [600] Müslim, 1218 (149); Ebu Davud, 1937; İbn Mâce, 3048; Ahmed, Müsned, 3/326; Dârimî, 2/56, 57.
    [601] Bk. Bir önceki dipnot (325).
    [602] Ahmed, 6/187, 207; Ebu Davud, 2019; Dârimî, 2/73; tbn Mâce, 3006, 3007. Senedinin hasen sayılması kabildir. Hâkim (1/467) sahih saymış, Zehebî de ona muvafakat etmiştir.
    [603] İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 2/366-273.
    [604] Ahmed, Müsned, 6/400vMa'mer'den rivayette bulunan Abdurrahman. b. Ukbe dışındaki râvileri sikadır.
    Zâdu'I-Meâd, 2/18
    [605] Müslim, 1305.
    [606] Buharı, 4/33.
    [607] Müslim, 1305.
    [608] Ahmed, 4/42. Râvileri sikadır. Hadisi rivayet eden Abdullah b. Zeyd, fibu Talha'nın oğlu ve Enes'in ana.bir kardeşidir. Bk. İbn Hacer, el-İsâbe, 2/59.
    [609] Fetih, 48/27.
    [610] İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 2/273-275.
    [611] Hac, 22/29.
    [612] Bu, merhum müellifin bir yanılgısıdır. Çünkü hadisin senedinde Hişâm yoktur. Zira Mâlik — îbn Şihâb — Urve b. Zubeyr — Hz. Âişe senediyle rivayet edilmiştir. Bunu Mâlik Muvatta'da (1/410, 411) rivayet etmiştir. Bu sened, son derece sahih bir seneddir. Muvatıa'da bir başka senedle daha rivayet edilmiştir ki, o da sahihtir. Buha-rî'nin (25/119) kesinlik taşıyan bir ifade ile, Îbn Abbas'tan muallak olarak rivayet ettiği bir şahid hadis daha vardır ki, onu İsmail! Müslahrec'inde ve aynı senedle; Beyhakî, Sünen'inde (5/23) sahih senedle rivayet etmiştir. Metni şöyledir: Veda hac-cında Muhacirler, Ensar ve Hz. Peygamber'in (s.a.) hanımları niyetlenip ihrama girdiler, telbiye getirdiler. Biz de niyetlenip ihrama girdik, telbiye getirdik. Mekke'yevardığımızda Allah Rasûlü (s.a.): "Devesinin boynuna kurbanlık nisam takıp sevke-denler müstesna diğerleriniz hac niyetini umreye çevirsin." buyurdu. Kabe'yi tavaf ettik, Safa-Merve arasında sa'y yaptık, hanımlarımızla cinse! ilişki kurduk ve elbiselerimizi giyindik. Hz. Peygamber (s.a.); "Devesinin boynuna kurbanlık nişanı takanlar kurban yerine ulaşıncaya kadar ihramdan çıkamaz." buyurdu. Terviye günü öğleden sonra hacca niyetlenip ihrama girmemizi emretti. Hac görevlerini bitirince geldik. Kabe'yi tavaf ettik, Safa-Merve arasında sa'y yaptık. Böylece haccımız tamam ve kurban kesmemiz gerekli oldu.
    [613] Ebu Davud, 2000; Tirmizî, 920; İbn Mâce, 3059; Ahmed, 1/288, 309, 6/215. Râvile-ri sikadır. Ebu'z-Zübeyr tedlîs yapan bir râvidir; burada muan'an rivayette bulunmuştur. Ancak îbn Mâce'nin rivayetinde Tavus ona mutâbaat etmiştir.
    [614] Beyhakî, Sünen, 5/144.
    [615] Bu metni Beyhakî (5/144), Amr b. Kays — Abdurrahman b. Kasım — Kasım b. Muhammed — Hz. Âişe senediyle rivayet etmiştir. Müellifin verdiği sened başka bir metnin senedi olup o metin şudur: "Allah Rasûlü (s.a.) son gün öğleyi kılınca ifâza tavafı yaptı, sonra Mina'ya döndü."
    [616] Buharî, 25/33; Müslim, 1211 (123).
    [617] Ebu Davud, 2001; İbn Mâce, 3060. Hâkim (1/475), bu hadisi sahih saymış, Zehebî de ona muvafakat etmiştir.
    [618] Müslim, 1218. Müslim'in Câbir'den yaptığı bu rivayette "ayakta" kısmı yoktur. Buharî (25/76), İbn Abbas'm şöyle dediğini rivayet eder: "Allah Rasûlü'ne (s.a.) zemzem sundum. Ayakta içti."
    [619] Müslim, 1273; Ebu Davud, 1880; Nesâî, 2/241.
    [620] Buharî, 25/58; Müslim, 1272.
    [621] Mâlik, 1/364; Müslim, 1263. Câbir b. Abdullah: "Allah Rasûlü'nÜn <s.a.) Hacer-i Esved'den başlayarak ilk üç turun bitimine kadar remel yaptığını gördüm." diyor. Buharî (25/63) ve Müslim'in (1261) İbn Ömer'den rivayetlerine göre Hz. Peygamber (s.a.) Kabe'yi ilk lavaf etliğinde ilk üç turda remel yaptı, dört turda ise normal yürüdü.
    [622] Ahmed, 4/389. Senedi sahihtir.
    [623] İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 2/275-283.
    [624] Müslim, 1308; Ebu Davud, 1998; Ahmed, 2/34. Merhum müellifin söylediği gibi hadis Buharî'de yoktur. Câbİr hadisi Müslim'dedir (1218). Hz. Âİşe hadisini ise Ebu Davud (1973) rivayet etmiştir. Ancak tbn İshak, muan'an olarak rivayet ettiği için tedlis sözkonusudur.
    [625] Müslim, 1276. .
    [626] Ebu Davud, 1942. Senedrzayıftır. Tafsilat için bk. el-Cevheru'n-Nakıy, 5/132-133.
    [627] Buharı, 25/145; Müslim, 1211 (383); Mâlik, 1/412.
    [628] İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 2/283-287.
    [629] Buharı, 25/140, 142; Müslim, 1296 (306, 307).
    [630] Ebu Davud, 1522; Nesâî, 3/53. Senedi sahihtir.
    [631] Buharı, 10/155; Müslim, 595; Mâlik, 1/209; Ebu Davud, 1504.
    [632] Tirmizî, 898; tbn Mâce, 3054. Senedi zayıftır. Sahih-i Müslim'de (1299) Câbir'den rivayet edilen bir hadiste deniyor ki: "Allah Rasûlü (s.a.) kurban bayramının birinci günü kuşluk vakti cemTe taşladı. Sonrasını ise güneş tepeden kayınca taşladı."
    [633] İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 2/287-289.
    [634] İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 2/289.
    [635] Bütün uzunluğu ile hadisi Ebu Davud rivayet etmemiştir. Beyhakî, Sünen'inde (5/151) rivayet etmiştir. Ebu Davud'un (1953) metni şöyledir: Allah Rasûlü (s.a.) kelleler günü bize konuşma yaptı ve: "Bu gün hangi gündür?" diye sordu. "Allah ve Rasûlü en iyi bilendir." dedik. "Teşrik günlerinin ortası değil mi?!" buyurdu. Senedinde İbn Hibbân'dan başkası tarafından sika kabul edilmeyen bir râvi vardır. Diğer râvi-leri sikadır. Bu hadisin Ebu Davud (1952) tarafından ceyyid senedle rivayet edilen bir şahidi vardır. BekiroğuIIanndan iki adam diyor ki: "Allah Rasûlü'nü (s.a.) teşrik günlerinin ortasında konuşma yaparken gördük. Biz devesinin yanında idik. Bu konuşma, Allah Rasûlü'nün (s.a.) Mina'da yaptığı konuşmadır." Hadisin senedi kuvvetlidir. O gün, kurbanların kellelerini yedikleri için "kelleler günü" diye adlandırılmıştır.
    [636] Beyhakî, 5/152. Senedi zayıftır.
    İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 2/290-291.
    [637] Buharî, 25/75, 133; Müslim, 1315. Hafız İbn Hacer diyor ki: Hadis, Mina'da gecelemenin vacip ve bunun hac görevlerinden biri olduğuna delildir. Çünkü bir şeye ruhsat adı verilmesi, zıddının azimet olmasını icabettirir. İzin, sözü edilen sebepten dolayı verilmiştir. Şayet o sebep veya o anlamda bir sebep bulunmazsa izin hası! olmaz. Cumhur, bu işin vacib olduğunu söylemiştir. Şafiî'nin bir görüşüne, İmam Ahmed'-den gelen bir rivayete ve hanefî mezhebine göre bu sünnettir.
    [638] Mâlik, Muvaita, 1/408,-Ebu Davud, 1975; Tirmizî, 955; Nesâî, 5/273; İbn Mâce, 3037. Senedi sahihtir.
    [639] İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 2/291.
    [640] Buharı, 25/144; Müslim, 1313; Ebu Davud, 2009.
    [641] Buharı, 25/144; Müslim, 965 (383, 387); Mâlik, 1/412.
    [642] Buharî, 25/33, 26/9; Müslim, 1211 (123).
    [643] Buharî, 25/145; Müslim, 1211 (128).
    [644] Buharî, 25/144. Yukarıda geçti. Bk. Dipnot: 358.
    [645] Yukarıda geçti.
    [646] İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 2/292-295.
    [647] Buharî, 25/45; Müslim, 1314.
    [648] Müslim, 1310 (337, 338).
    [649] Buharî, 25/148.
    [650] Buharî, 25/147; Müslim, 1312.
    [651] Müslim, 1313.
    [652] İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 2/295-296.
    [653] Mültezim: Med'â ve Müteavvez diye de adlandırılır. Hacer-i Esved ile Kabe kapısı arasıdır. Hacer-i Esved'le Makam arasına ise Hatîm denir. Bk. Yakut el-Hamevî, Mu'cemu't-BUldân, 5/190, Beyrut, 1979.
    [654] Buharî, 25/51, 52; Müslim, 1329; Mâlik, 1/398.
    [655] Buharı, 25/54, 60/8, 64/48; Ebu Davud, 2027.
    [656] Buharı, 26/11; Müslim, 1332.
    [657] Ahmed, 6/137; Ebu Davud, 2029; Tirmizî 873; İbn Mâce, 3064. Senedinde bir zayıf râvi vardır, diğerleri sikadır. Bununla birlikte Tirmizî: "Bu hadis hasen-sahihtir" diyor.
    [658] İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 2/296-298.
    [659] Ebu Davud, 1898; İbn Sa'd, Tabakât, 5/461. Senedinde bir zayıf râvi varsa da.he-men aşağıdaki hadisle kuvvet bulur.
    [660] Ebu Davud, 1899; îbn Mâce, 2962. Senedi zayıfsa da bir önceki hadisle kuvvet bulur.
    [661] İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 2/298-299.
    [662] Buharî, 25/74; Müslim, 1276. Buharî'nin (25/64)'deki rivayetinde sabah namazı olduğu açıkça belirtiliyöF^
    [663] Buharî, 25/71.
    [664] İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 2/299.
    [665] Müslim» 1336; Şafiî, 1/289; Ebu Davud, 1736; Ahmed, 1/219, 244.
    [666] Buharı, 25/16. Ibn Ömer diyor ki: Allah Rasûlü (s.a.) Şecere yolundan çıkar, Muarras yolundan girerdi. Allah Rasûlü (s.a.) Mekke'ye doğru yola çıkacağı zaman Şecere Mescidinde, döndüğünde ise Zülhuleyfe'de vadinin içinde namaz kılar ve sabaha kadar geceyi orada geçirirdi. Buharî (26/12) ve Müslim'in (1344) yine îbn Ömer'den rivayetlerine göre; Allah Rasûlü (s.a.) gazadan yahut hacdan yahut da umreden döndüğü zaman her yüksek arazinin tepesinde üç kere tekbir getirir, sonra "Lâ ilahe illalahu vahdehu lâ şerike leh. Lehul-Mülk..." derdi.
    [667] İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 2/300.
    [668] Ebu Davud, 1256.
    [669] Ebu Davud, 1988, 1989; Tirmizî, 939; Dârimî, 2/15. RâvÜeri sikadır.
    [670] Müslim, 1192. "Üç günden sonra" rivayetini Nesâî (5/140-141) rivayet etmiş olup senedi sahihtir.
    [671] Müslim, 1189 (38), 1190 (39, 41, 44).
    [672] Buharî, 25/99; Müslim, 1289.
    [673] Buharî, 25/97.
    [674] Müslim, 1218.
    [675] Beyhakî, Sünen, 5/144. Yukarıda geçti.
    [676] Birinci rivayeti Ebu Davud (1-920) rivayet etmiştir, senedi sahihtir, ikinci rivayet imam Ahmed'in Müsn«Tindedir (1/244), senedi hasendir. Heysemî, Mectnau'z-Zevâid'de (3/256) kaydetmiş, İmam Ahmed'e nisbet etmiş ve "Râvileri Sahih râvileridir." demiştîr.
    [677] Buharı, 25/139. Ebu Hassân'ın ismi Müslim b. Abdullah'tır. Müslim, onun yoluyla İbn Abbas'tan bu hadisten başka bir hadis rivayet etmiştir ki, Buharî'nin şartlarını taşımamaktadır. Hafız İbn Hacer diyor ki: Taberânî bu hadisi, Katâde yoluyla İbn Abbas'tan mevsûl olarak rivayet etmiştir. İbnu'l-Medînî, el-İiel adlı eserinde diyor ki: Katâde garîb bir hadis rivayet etti, bu hadisi —Hİşâm dışında— Katâde'nin arkadaşlarının hiç birinden öğrenmiş değiiiz. Bu hadisi Hİşam'm oğlu Muâz b. Hişâm'ın kitabından istinsah ettim. Ben ondan, o babasından, o da Katâde'den olmak üzere hadisi işitmedim. Ebu Hassan bana İbn Abbas'tan rivayet etti ki, Peygamber (s.a.) Mina'da kaldığı sürece her gece Kabe'yi ziyaret ederdi.
    [678] Hafız îbn Hacer'in, Fethu'l-Bârî'deki kaydına göre Esrem anlatıyor: Ahmed'e: "Katâde'den öğrendiğin var mı?"
    diye sordum. Bu hadisi söyledi ve: "Bunu Muaz'm kitabından yazdılar." dedi. "Burada bir adam var, hadisi Muaz'dan işittiğini iddia ediyor." dedim. Ahmed bunu inkâr etti.
    Esrem bu sözüyle, İbrahim b. Muhammed b. Ar'ara'ya işaret etmiştir. Çünkü Taberânî, onun yoluyla ve bu senedle hadisi rivayet etmiştir.



  3. AbdulFettah

    AbdulFettah 94.7 - Öyleyse, bir işi bitirince diğerine koyul. Forum Yöneticisi

    Allah ilminizi artırsın hocam jazakallahu hayran
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş