1. This site uses cookies. By continuing to use this site, you are agreeing to our use of cookies. Learn More.

Çözüldü Hacer'u-l Esved'in Çalınması Nasıl Gerçekleşti ?

Konu, 'İslam Tarihi ve Vakıalar' kısmında Abdulkahhar tarafından paylaşıldı.

  1. Abdulkahhar

    Abdulkahhar ملة ابراهيم Forum Yöneticisi

      
    Esselamu Aleyküm ve Rahmetullahi ve Berakatuh
    Hocam mümkünse sizden olayın detaylı bir şekilde anlatılmasını istiyorum.
    Cezakallahu hayran kesira.
  2. Abdulmuizz Fida

    Abdulmuizz Fida فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ Yetkili Kişi Site Admin

    Âleykumu's selam we rahmetullah kardeşim ;


    Karmati Fırkası ve Haceru’l Esved Hırsızlığı!

    Hâceru’l Esved’i Kâbe’den çalan Karmati’ler; isimlerini tarikatın kurucusu olan Hamdan b. Karmat'tan almış olmalıdır (Neşet Çağatay, Bir Türk Kurumu Olan Ahilik, Konya 1981, 66). Ancak bu sahsın adının Hamdan b. Eş'as olduğu da rivâyet edilmektedir. (Huseyin Atay, Ehl-i Sünnet ve Şia, Ankara 1983, sf: 111)

    Karmatîler (Karâmita), Kûfe’deki İsmâilî dâîsi Hamdân b. Eş‘as Karmat’a (ö. 293/906) nisbetle bu adı almışlardır. Genel kabule göre Karmatîler 255 (869) yılında Abbâsîler’e karşı düzenlenen Zenc isyanı sırasında ortaya çıkmışlardır. Hareketin kurucusu olarak kabul edilen Hamdân, Sâbiîliğe mensup olub Kûfe yakınlarındaki Dûr köyündendir ve büyük ihtimalle 264’te (877-78) Abdullah b. Meymûn’un yahud oğlu Ahmed’in dâî'lerinden Huseyin el-Ahvâzî’nin telkinleriyle İsmâiliyye hareketine katılmış, onun ölümünden ya da Sevâd bölgesini terketmesinden sonra İsmâiliyye’nin o bölgedeki dâîsi olmuştur. Ancak Karmatî hareketi onunla sınırlı tutulmamış, döneminde veya daha sonra çıkarılan bütün ayaklanmalar Karmatîler’e mal edilmiş, bazan da Fâtımî-İsmâilî hareketi Karmatîlik olarak nitelendirilmiştir. Hamdân’ın asıl destekçileri Kûfe’ye yerleşen Benî Şeybân ve Bekir b. Vâil’e mensub Arab kabileleriydi. Bu kabilelerin yardımı ile güçlü bir duruma gelen Hamdân, hareketin devamını sağlamak için mensublarından çeşitli adlar altında para topladı. Arkasından kendisine bağlı olan her köye bir dâî tayin etti ve ahalinin mal ve emlâkinin idaresini bu dâîye verdi. Hamdân’ın faaliyetleri, Abbâsîler’in Zenc isyanıyla meşgul olmalarından dolayı 278 (891) yılında bir grup Kûfeli’nin Bağdat’a gidib durumu haber vermesiyle farkedilebilmiştir. (Taberî, X, 25) Onun faaliyetlerinde en büyük yardımcısı kayınbiraderi Abdân olmuştur. Hamdân Karmat ve Abdân, Ubeydullah el-Mehdî’nin 286’da (899) Selemiye’de imâmetin kendisine ve dedelerine ait bir hak olduğunu ileri sürmesi üzerine yeni İsmâiliyye doktrininden desteklerini kesmişlerdir. Karmatîler’in 287-289 (900-902) yılları arasında üç ayaklanma teşebbüsü Halife Mûtazıd-Billâh tarafından bastırılmıştır.

    Irak ve Suriye’de Karmatî isyanlarını düzenleyen dâîlerden Zikreveyh b. Mihreveyh 289’da (902) Sâhibu’ş şâme diye bilinen oğlu Huseyin’i (yahud Hasan) Benî Kelb’i kendi mezheblerine kazanmak için Suriye çölüne gönderdi. Huseyin, Benî Uleys ve Benî Asbağ’ın kollarının desteğini kazandı. Zikreveyh’in oğullarından Sâhibu'n nâka diye tanınan Yahyâ 290 Şâban’ında (Temmuz 903) Dımaşk kuşatması sırasında öldürülünce yerini kardeşi Sâhibu’ş şâme aldı. Muhammed b. İsmâil’in neslinden olduğu iddiasıyla emîru’l-mûminîn ve mehdî unvanlarını kullanan yeni Karmatî lideri Haleb’e yaptığı başarısız bir saldırıdan sonra Hama, Humus, Maarretu’n nu‘mân ve Ba‘lebek’i ele geçirdi. Fakat ertesi yıl Selemiye yakınlarında kendisini takible görevlendirilen Muhammed b. Suleyman’ın kumandasındaki Abbâsî ordusu karşısında yenilgiye uğratıldı ve Huseyin b. Hamdân b. Hamdûn’un gayretleriyle yakalanarak Bağdat’ta idam edildi. 293’te (906) Zikreveyh, Benî Kelb arasında Karmatîliği yeniden canlandırmak üzere Ebû Gānim Abdullah b. Saîd isimli dâîsini görevlendirdi. Kendine Nasr adını takan Ebû Gānim ve adamları Busrâ, Ezriât, Taberiye ve Hît gibi yerleşim birimlerini yağmalayarak Dımaşk’a saldırdılar; başarı kazanamadılarsa da arkasından Kûfe’ye girdiler, fakat kısa zamanda şehirden çıkarıldılar. Aynı yıl Zikreveyh ve mensupları, Kādisiye yakınlarında karşılaştıkları bir Abbâsî ordusunu mağlûb ederek Horasan kervanlarına ve hacdan dönen İran hacılarına saldırıp birçok kişiyi öldürdüler. Nihayet Zikreveyh ve adamları 294 Rabîu’l evvelinde (Ocak 907) kesin bir yenilgiye uğratıldı. Yaralı durumda esir edilen Zikreveyh birkaç gün sonra öldü; kaçan taraftarlarından birçoğu yakalanarak öldürüldü; böylece Suriye’deki Karmatî isyanları, Halife Muktefî-Billâh’ın görevlendirdiği Muhammed b. İshak ve Huseyin b. Hamdân gibi kumandanların çabalarıyla sona erdirilmiş oldu. Fakat Zikreveyh’in Sevâd’da bulunan bazı taraftarları onun ölmediğine ve bir süre sonra döneceğine inanmaya devam ettiler. 295 (907-908) yılında Sevâd Karmatîleri arasında aktif olan Hint asıllı Ebû Hâtim ez-Zuttî et yemeyi yasakladığı için mensubları Bakliyye adıyla anılmış ve bu isim daha sonra Sevâd’da bulunan Karmatîler’in hepsini kapsamına almıştır.

    Hamdân tarafından Bahreyn’e gönderilen Ebû Saîd el-Cennâbî, İsmâiliyye’deki bölünmeden önce dâî’lik görevine başlamıştı ve kendisinin 300 (912-13) yılında gelmesi beklenen mehdîyi temsil ettiği iddiasındaydı. Bölünmeden sonra Bahreyn’de müstakil bir Karmatî devleti kurduysa da Ubeydullah el-Mehdî’nin düzenlediği bir suikast sonucunda 301’de (913-14) öldürüldü; devleti oğulları tarafından yaşatıldı.

    Yemen’deki İsmâilî cemaati, 297 (909) yılında İfrîkıye’de Fâtımî halifeliğini kuran Ubeydullah el-Mehdî’ye sadık kalırken dâî Ali b. Fazl, San‘a’yı 299’da (911) son işgalinden sonra Ubeydullah’ı tanımadığını ve şeriatı ilga ettiğini açıklamış, ayrıca kendisinin mehdî olduğunu ileri sürmüştür. Arkasından Ubeydullah el-Mehdî’ye sadık kalan başdâî İbn Havşeb’le şiddetli bir mücadeleye girmişse de 303 (915) yılında ölmüş ve Karmatî hareketi Yemen’de süratle çözülmüştür.

    Rey bölgesindeki İsmâilî cemaati büyük bölünmeden önce, buradaki ilk dâî olan Halef el-Hallâc’a izâfeten Halefiyye ismiyle tanınmıştı. Ubeydullah el-Mehdî’nin ortaya çıkışıyla onun imâmetini tanımayan bu cemaat Muhammed b. İsmâil’in kāim olarak geri döneceği inancını sürdürdü. Rey dâîliği Halef’ten sonra oğlu Ahmed ve onun ardından Ahmed’in seçkin öğrencisi Gıyâs tarafından devam ettirildi. Gıyâs, halk üzerinde etkili olan fakihlerle ihtilâfa düşmesi üzerine büyük bir ihtimalle 290’dan (903) sonra Horasan’a kaçmak zorunda kaldı. Burada Emîr Hüseyin b. Ali el-Mervezî’nin Karmatîliğe girmesini sağladı. Ayrıca Merverrûz, Tâlekān, Meymene, Garcistan, Gûr ve Herat’ta birçok kimse adı geçen emîrin vasıtasıyla Karmatîliğe katıldı. Bu katılımlarda, bölgedeki hareketin kendi ismine izâfetle Me’mûniyye diye de anılmasına yol açan Fars bölgesi dâîsi, Abdân’ın kardeşi Me’mûn’un büyük rolü oldu. Bu sıralarda mehdînin belirlenmiş bir zamanda döneceği kehanetinde bulunan Gıyâs, kehanetinin gerçekleşmemesi üzerine mensublarının desteğini yitirerek Rey’e döndü ve önde gelen İsmâilî âlimlerinden Ebû Hâtim Ahmed b. Hamdân er-Râzî’yi kendisine halef tayin etti. Bir süre sonra Gıyâs esrarengiz bir şekilde kaybolunca torunlarından Ebû Ca‘fer el-Kebîr haleflik iddiasıyla ortaya çıktıysa da Ebû Hâtim er-Râzî tarafından saf dışı bırakıldı. 299-311 (911-923) yılları arasında Rey’de başdâî olan Ebû Hâtim er-Râzî, Ubeydullah el-Mehdî’nin imâmetini tanımayan Azerbaycan, Taberistan ve Curcân’a dâîler gönderdi ve kendisini gāib imamın halifesi diye takdim edib mehdînin ortaya çıkacağı düşüncesini yaymaya çalıştı. Bu arada Bahreyn Karmatîleri ile haberleşerek Taberistan’daki mahallî liderleri kendi düşüncesine çekmeyi de başardı.

    Ubeydullah el-Mehdî Kuzey Afrika’da hâkimiyet kurduğu sırada Hüseyin el-Mervezî’nin halefi Muhammed b. Ahmed en-Nesefî, başta Sâmânî Hükümdarı II. Nasr b. Ahmed ve veziri olmak üzere bazı önemli kişilerin Karmatîliğe girmesini sağladı. Bu gelişmeler Sunnî âlimlerce hoş karşılanmamış, II. Nasr tahttan indirilerek yerine oğlu I. Nûh geçirilmiş, Horasan ve Mâverâu’n nehir’deki Karmatîler takibata uğramış ve Nesefî ile önde gelen arkadaşları 332’de (943) Buhara’da idam edilmiştir. Buna rağmen Horasan’da sürdürülen davetin sevk ve idaresi Nesefî’nin oğlu Mes‘ûd ve talebesi Ebû Yâkub es-Sicistânî gibi dâîler tarafından yürütülmüştür.

    Bahreyn Karmatîleri, Ebû Saîd el-Cennâbî’nin ölümünden sonra 311 (923) yılına kadar Abbâsîler’e karşı önemli bir faaliyet gösteremediler. Fakat bu tarihte liderliği ele geçiren Ebû Tâhir el-Cennâbî Güney Irak’a bir dizi saldırı başlattı ve 317 (930) yılının hac mevsiminde gerçekleştirdiği Kâbe baskınında binlerce kişiyi öldürerek Hâceru’l Esved’i Bahreyn’deki Hecer’e götürdü, Hâceru’l Esved yirmi yıl kadar orada kaldı.
    H. 317’de (M. 930) Sapkın Şia’nın sapık fırkası Karmatî lideri Ebû Tâhir el-Cennâbî, Mekke’de yaptığı katliam ve yağma sırasında Haceru’l Esved’i yerinden sökerek Hecer’e götürmüştür. Böylece Kâbe uzun bir süre Haceru’l Esved’siz kalmış, ancak hacılar tavaf esnasında Haceru’l Esved mevcudmuş gibi bulunduğu yeri istilâm ederek tavaflarını yapmışlardır. Nihayet bir rivayete göre Fâtımî Halifesi Mansûr-Billâh’ın emriyle, diğer bir rivayete göre ise Abbâsî Halifesi Mutî‘Lillâh’ın 30.000 dinar fidye ödemesi üzerine Haceru’l Esved, Mekke’ye getirilerek (339/950-51) yerine yerleştirilmiş ve gümüş mahfazası tamir edilerek yenilenmiştir. Daha sonra Haceru’l Esved’i çalma veya ondan bir parça koparma yönünde birçok teşebbüs olmuşsa da bunlar engellenmiş veya koparılan parçalar özenle yerine monte edilmiştir.


    Uman’ı ele geçiren Ebû Tâhir, ertesi yıl Bahreyn’in idaresini İsfahan’dan getirttiği ve halka mehdî diye tanıttığı bir İranlı’ya devretti. Ancak yeni mehdî, kendisinin eski İran kisrâlarının neslinden geldiğini ve İran dininin ıslahçısı olduğunu söyleyerek Arablar’a karşı aleyhte düşünceler ortaya koyunca göreve getirilişinden seksen gün sonra Ebû Tâhir tarafından öldürüldü. Bu hadise Bahreyn Karmatîleri arasında büyük bir şaşkınlığa ve dağılmaya yol açtı; birçok dâî Ebû Tâhir’le bağlantısını kesti. Onun 332’de (944) ölümünden sonra kardeşleri Abbâsîler’e karşı barışçı bir politika izlediler.

    Fâtımî Halifesi Muiz-Lidînillâh, 341 (953) yılında hilâfet makamına geçince, Fâtımî davetine muhalif olan doğudaki ayrılıkçı Karmatî-İsmâilî toplumunu tekrar mezheb bünyesine almak istedi. Bu sebeble İsmâilî doktrinini onların düşüncelerini de kapsayacak şekilde yeniden ele aldı. Bu teşebbüs başarılı oldu ve Yeni Eflâtuncu İsmâilîler’in baş temsilcisi Ebû Yâkub es-Sicistânî Fâtımî davetini kabul etti. Sicistânî, Muizz’in hilâfeti sırasında yazdığı eserlerle Fâtımîler’in görüşünü destekledi. Muiz önceleri, Nesefî ve Ebû Hâtim er-Râzî dahil olmak üzere önceki Karmatî dâîlerinin Yeni Eflâtuncu kozmoloji anlayışlarının Fâtımî-İsmâilî düşüncesi içinde yer almasına müsaade etti. Bu faaliyetlerin sonucunda Horasan, Mâverâu’n nehir, Sîstan, Sind ve mucâvir bölgelerdeki ayrılıkçı Karmatîler Fâtımî davetini desteklemeye başladılar. Bununla birlikte Deylem, Azerbaycan ve Güney Irak Karmatîleri davalarında ısrar ederek Fâtımî-İsmâiliyye’ye muhalefetlerini sürdürdüler. Muiz bütün çabalarına rağmen Bahreyn Karmatîleri’nden biat alamadı.

    Karmatîler ve ilk İsmâilîler nasların zâhirî ve bâtınî yönleri bulunduğunu, peygamberlerin zâhirî mânaları açıkladığını, asıl mânalara ulaşabilmek için nasların vasîler yahud yetkili kimseler tarafından te’vil edilmesinin gerektiğini öne sürerler. Onlara göre zâhir her nâtıkın devrine göre değişiklik arzederken te’vil yoluyla ulaşılan bâtınî mâna değişmeyip bütün peygamberler devrinde aynı kalır. Karmatîler’in telif ettiği eserlerde te’ville ilgili çok sayıda örnek göze çarpmaktadır. Meselâ meleklerin Âdem’e secde etmesini emreden âyet (Bakara 34), nâtıkın dûnundaki görevlilerin kendisine boyun eğmesini ifade etmektedir. Buna göre itaat etmeyen İblîs yahud zâhir ehli konumundadır. (Ebû Muhammed Abdân, sf: 10)

    Karmatiler’in ibadet anlayışlarına değinecek olursak;

    Namaz, güneşin doğuşundan önce ve batışından sonra olmak üzere kılınan ikişer rek‘attan ibarettir. Namaz kılan kimse, her rek‘atta Ahmed b. Muhammed b. Hanefiyye’ye nâzil olduğuna inanılan İstiftâh sûresini okur. Kıble Beytu’l makdis’dir (İbnu’l-Esîr, VII, 447; Nuveyrî, XXV, 448-449) Oruç sadece Nevruz ve Mihrican günlerinde olmak üzere yılda iki gün tutulur. Bununla birlikte Ebû Saîd el-Cennâbî’den itibaren namaz ve orucun tamamen ilga edildiği nakledilir. Zekât genellikle imamın hakkı olarak anlaşılmış, muayyen nisbette ve yılda bir defa tahsil edilmiştir. Muhtemelen Ebû Saîd devrinde başlatılan bir düzenleme ile gelirlerin devlet tarafından kullanılmayan bölümünün beşte biri her yıl mehdî için ayrılıb devlet hazinesine konulmuştur.

    Hac ibadeti zâhirî ve bâtınî olmak üzere iki kısma ayrılmıştır. Zâhirî hac herkesin yaptığı, bâtınî anlamdaki hac ise imamı ziyaret olarak kabul edilmiştir. Cennâbîler zamanında haccın Mekke’ye değil Hecer’e yapılması için çaba sarfedilmiş, bu maksadla Ebû Tâhir el-Cennâbî, Kâbe baskınından sonra Hâceru’l Esved’i alıp oraya götürmüştü. Bunların dışında Karmatîler’in cunubluk sebebiyle gusletmeyib sadece namaz abdesti gibi abdest aldıkları, içkiyi helâl, azı dişli ve pençeli hayvanların yenilmesini haram saydıkları, kendilerine muhalif olanların cizyeye bağlanmasını gerekli gördükleri nakledilen bilgiler arasındadır (İbnu’l-Esîr, VII, 448-449)

    Ebû Said'den sonra Karmatiler'in başına küçük kardeşi Ebû Tahir Suleyman geçti (301/914). (ibnu'l-Esîr, VIII, 74) Suleyman zamanında da Basra (311/924) ve Kûfe (312/925) Karmatiler'in eline geçti. Mekke yolunun Karmatiler tarafından tehdit edilmesi sebebiyle müslümanlar o yıl haclarını edâ edemediler. (İbnu'l-Esir, VIII, 122, 131-132) Birkaç sene sonra Mekke'deki hâcılara saldıran Karmatiler, müslümanları kılıçtan geçirdiler ve Hâceru’l Esved'i yerinden söküp Hecer'e götürdüler. (317/930) (İbnu'l-Esir, VIII, 173) Yaklaşık yirmiiki sene burada kalan mubârak taş nihayet Fatımî halifesi Mansur'un hususi emri ile Mekke'ye iade edildi. (339/951) (ibnu'l-Esir, VIII, 417)

    Abbâsi halifeleri Karmatiler'le başa çıkamadılar ve Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah'dan yardım istemek zorunda kaldılar. (Çağatay, Âhilik, 67) Nitekim Melikşah, Türkmen reislerinden Artuk Bey'i Ahsâ ve Bahreyn bölgelerinde isyan halinde bulunan Karmatiler'i te'dib etmek vazifesiyle Hulvan (Luristan)'a gönderdi. (469/1077) İlk seferinde başarılı olamayan Artuk Bey, daha sonra tertiblediği bir seferle Karmatiler'i itaat altına almaya muvaffak oldu (Ali Sevim, "Sultan Melikşah Devrınde Ahsâ ve Bahreyn Karmatiler'ine Karşı Selçuklu Seferi", Belleten, Ankara 1960, c. XXIV, sayı 94, sf: 217-218, 224)

    Diğer taraftan Fatımî Halifesi Aziz, Suriye ve Filistin bölgelerini Karmatiler'den istirdad için çalışıyordu. Remle yakınındaki Tavvahin Nehri kıyısında Halife Aziz komutasındaki Fatımiler ile Hasan A'sam komutasındaki Karmatiler ve onu destekleyen Alptekin komutasındaki Türkler arasında yapılan şiddetli savaşta Karmatiler ve Alptekin hezimete uğradı. Dımeşk tekrar Fatımîler'e geçti. Böylece Halife Aziz, Karmatiler'i tekrar Fatımî camiâsına almaya muvaffak oldu. Karmatiler 458/1066 tarihinde Uval adasındaki ve 470/1077 tarihinde de Bahreyn'deki devletleri, Sunnîler tarafından ortadan kaldırılıncayâ kadar Fatımîler'e bağlı kaldılar. (H. İbrahim Hasan, İslâm Tarihi, IV/5, 312)

    Bahreyn'de Karmatî devletinin başında bir hükümdar bulunuyor ve halk, altı kişilik bir meclis tarafından yönetiliyordu. Bunlar oruç tutmuyor ve namaz kılmıyorlardı. Bir kişi fakirleştiği veya borçlandığı zaman toplum fertleri tarafından yapılan yardımlar sayesinde eski haline gelebiliyordu. Bölgeye gelen yabancı bir zanaatkârın yerleşmesi için gerekli para derhal bulunuyor ve hatta fakirlerin evlerinin tamir masrafları devlet tarafından karşılanıyordu. (Bernard Lewis, Tarihte Arablar, çev. Hakkı Dursun Yıldız, İstanbul 1979, sf: 133-134) Devlet teşkilatı bazı yönlerden komünizme benziyordu. Sözgelişi vergiler toplanıyor ve toplumun fertleri arasında ihtiyaçlarına göre bölünüyordu (Boswarth, İslâm Devletleri Tarihi, sf: 90)

    Karmatiler, Fatımî Halifesi Mustansır devrinde yıkıldılar. Onların ortadan kaldırılmaları iki safhada gerçekleştirildi. Birincisi, Ehl-i Sünnet mensublarının gerçekleştirdiği bir dizi isyandan sonra 458/1066 yılında Uval Adası, Bahreyn Karmatileri'nin hâkimiyetinden çıktı ve Abbâsilerin hâkimiyetine girdi. ikincisi, Bahreyn'deki Sunniler, Karmatiler'e karşı isyan eden Abbâsi taraftarlarının etrafında toplanarak, Ahsâ şehrinin kuzeyinde Karmatiler'i kuşattılar. 470/1078 yılında yapılan Hendek savaşında onları yendiler. Bu savaş, tarihin en önemli savaşlarından biri sayılır. Çünkü bu yaklaşık iki asır boyunca özellikle Abbâsi Devleti için korku ve heyecan kaynağı olan Karmatî Devletinin ortadan kalkmasına sebeb olmuştur. (H. İbrahim Hasan, , İslâm Tarihi, IV/5, 314)
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş