1. This site uses cookies. By continuing to use this site, you are agreeing to our use of cookies. Learn More.

Hanefi Mezhebine Göre Kabir-ziyaret

Konu, 'Kabir Alemi' kısmında -T4LH4- tarafından paylaşıldı.

  1. -T4LH4-

    -T4LH4- Islam-TR Üyesi Kullanıcı

      
    Kabirin Şekli:
    Kabir toprak seviyesinden bir karış kadar yükseltilir, dört köşe halinde yapılmaz. Kabri kireçleyip süslemek, üzerine bina yapmak, üzerinde oturmak, ve yatıp uyumak, mezarı çiğnemek, ve üzerinde büyük veya küçük abdest etmek hep mekruh işlerdir.Şöhret için, öğünmek için mezarlar üzerine yazı yazmak haramdır.Mezarın izi kaybolmamak için isim ve tarih yazmak caizdir.


    Cenaze gömüldükten sonra başı ucunda Kur'an okuyup ona dua etmek müstehapdır.


    Mezarları Ziyaret Etmek:


    Ahireti düşünmek, ölümden ibret almak, Kur'an okuyup sevabını ölülere göndermek ve onlar için Allah'a dua etmek maksadıyla mezarları ziyaret etmek sünnettir.Ziyaretin cum'a ve bayram günlerinde, perşembe ve cumartesi günlerinde yapılması daha makbüldür. Ziyaretçi ziyaret edeceği mezarı gördüğü zaman:

    -Esselamü aleyküm dare kavmin mü'miniyne ve inna in şaallahü biküm lahikune- der.


    Salih ve iyi kimselerin kabrini ziyarete çıkmak menduptur.

    Peygamber s.a.v'in kabrini ziyaret etmek ise çok büyük önem taşır.

    Sünnete riayet edecek şekilde kadınların da mezarları ziyaret etmesi menduptur.Fitneye sebebiyet verecek hallerde ziyaret etmeleri haram olur.


    Ziyaret esnasında mezar etrafında dönülmez, mezara el yüz sürülmez, bez bağlanmaz, mum yakılmaz, adakta bulunulmaz, para ve eşya bırakılmaz, ölüden medet umulmaz,bir şey istemez.


    PEYGAMBER S.A.V' İN KABRİNİ ZİYARET ETMEK VE DİĞER KABİR MEVZULARI



    Cenaze namazı ile ilgili konular arasında kabirlerin ziyareti üzerinde durulmuş ve bunun meşruiyyetine işaret edilmişti.Günümüzde kabir ziyaretçilerinin maksat ve yapılışı bakımından çok değişik hallerine rastlanmakta ve İslam inancı ile bağdaşmayan hareketler görülmekte olduğundan delillere dayanarak bu mevzu üzerinde daha geniş bir bilgi edinmek lüzümlu ve faydalı bulunmuştur. Önce mutlak olarak kabir ziyaretinin cevazına ve ne maksatla yapılmasına delil teşkil eden Peygamber s.a.v efendimizin hadisi şeriflerinden birkaçını alalım:

    Ebu Hureyre'den (r.a) rivayet edildiğine göre demiştir ki , Resullullah s.a.v şöyle buyurmuştur:


    -Annem için mağfiret dilemek hususunda Rabbimden izin istedimde bana izin vermedi.Fakat annemin kabrini ziyaret etmem için ondan izin istedim de bana izin verdi.-(52)


    Yine Ebu Hureyre'den (r.a) rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Peygamber s.a.v annesinin kabrini ziyaret etti ve ağladı ve çevresindekileri de ağlattı.Bunun üzerine Peygamber s.a.v şöyle buyurdu:

    -Bu anneme mağrifet dilemek için Rabbimden izin istedim de bana izin verilmedi. Fakat kabrini ziyaret etmek için izin istedim ve bana izin verildi.Siz de kabirleri ziyaret ediniz; çünkü kabirler ölümü hatırlatır.-(53)


    Büreyde'den (r.a) rivayet edildiğine göre Peygamber s.a.v şöyle buyurmuştur.

    -Kabirleri ziyaret etmeyi ben size yasaklamıştım.Şimdi annesinin kabrini ziyaret hususunda Muhammed'e(s.a.v) izin verilmiştir. Siz de kabirleri ziyaret ediniz; çünkü bu ziyaret ahireti hatırlatır.-(54)


    Yine Büreyde'den (r.a) rivayet edildiğine göre demiştir ki, Resulullah s.a.v şöyle buyurdu:

    -Kabirleri ziyaretten sizi alıkoymuştum. Şimdi ise onları ziyaret ediniz; çünkü onları ziyarette bir uyarma vardır.-

    (55)


    Yukarıya çıkarılan ve sahih kabul edilen hadis-i şeriflerle ve yine bu manada varid olan diğer hadisler, mutlak olarak kadın ve erkeklerin kabirleri ziyaret etmelerinin caiz olduğuna delil olmaktadır. Ancak kadınların ziyaretleri hususunda varid olan hadis-i şeriflerin tearuz etmeleri sebebiyle alimler ihtilafta bulunmuşlar ve kadınlar için haram, mekruh ve mübah görüşlerini ileri sürmüşlerdir.


    İmam Buhari ve İmam Müslim'in tahriç ettikleri bir hadis-i şerif şöyle: Enes'den (r.a) rivayet edildiğine göre, Peygamber s.a.v , bir mezar yanında ağlamakta olan bir kadına rasgeldi ve bu kadına:-Allah'tan kork(takva sahibi ol) ve sabret- diye buyurdu. Burada Peygamber s.a.v kadına , kabrin ziyaretini yasaklamadığı ve onu bu hareketinden alıkoymadığı itibarla kadınlara kabir ziyaretinin haram olmadığı manası çıkarılmaktadır.Diğer taraftan Hazret-i Aişe (r.a) validemiz, Peygamber s.a.v'e -Kabirleri ziyaret ettiğim zaman nasıl söyleyeyim?- sorusuna karşı Peygamber s.a.v şu cevabı vermişlerdi:

    -Şunu söyle: Mümin ve müslümanlardan ibaret olan bu yer ehline selam olsun. Allah bizden öncekilere ve bizden sonrakilere rahmet etsin.Biz de Allah dilediği zaman sizlere kavuşacağız.-


    Bu iki hadisi şerif, kadınların da kabirleri ziyaretlerine delil iseler de, Tirmizi'nin Ebu Hureyre'den (r.a) rivayet ettiği şu hadisi şerif de bu ziyaretin kadınlar için haram olduğuna delil gösterilmektedir:

    -Resulullah s.a.v , kabirleri ziyaret eden kadınlara lanet etmiştir.- (56)


    Netice: Bazı alimler, kadınlar için olan bu yasak, Peygamber s.a.v , kabirleri ziyarete izin vermeden önce olmuştur, diyorlar. Sonra ilk hadislerde de görüldüğü gibi kabirleri ziyarete ruhsat verilince, mutlaka ve umumi olan mana içine kadınlar da girmişler ve yasak dışında kalmışlardır. Bununla beraber kabirleri ziyaret esnasında bağırıp çağıracak, açılıp saçılacak, fitneye sebep olacak hareket ve kıyafetlerle ziyaret etmeleri haram olur.Cevaz ölümden ibret almak isteyen ve İslam adabına riayet eden bilhassa yaşlı kadınlar içindir.Kadınların sabırları az ve feryadları çok olduğu için, bazı alimler de kadınların ziyaretini mekruh saymışlardır.


    Ziyaretten Maksad:


    Peygamber s.a.v kabirleri ziyaret edene ruhsat verdiği zaman, bunun sebep ve hikmetini de:- Çünkü kabirleri ziyaret etmekle ölümü ve ahireti hatırlama ve bir uyarma vardır.- buyurarak bildirmiştir. İnsan ölümü ve ahireti hatırlayınca, Allah'a karşı olan vazifelerini yerine getirmenin önem ve lüzumunu anlar ve ona göre noksanlarını gidermeye çalışır.Dinin emrettiği işleri yapmaya ve yasakladığı şeylerden kaçınmaya çalışır , tevbe eder ve böylece kendini ahirete hazırlar. Böyle bir maksad dışında yapılacak ziyaretlerin bir faydası olmadığı gibi, bazı inanç ve hareketler insanın imanını da zedeler ve küfre kadar götürür. Her işte Peygamber Efendimizin söz ve hareketleri bize örnek olmalıdır.Ziyaret esnasında peygamber efendimizin okudukları duaları okumalı, hem ölüler için hem diriler için, Allah'dan mağrifet dilemelidir. Bununla beraber Kur'an'dan sureler okumak suretiyle ölülerimizin ruhuna sevabını bağışlamak da uygundur.


    Peygamber S.A.V in Kabr-i Şerifini Ziyaret


    Umumiyetle mü'minlerin kabrini ziyaret etmenin caiz olduğu delillerle sabit olduktan sonra, bilhassa alemlere rahmet olarak gönderilen ve beşeriyyeti küfür karanlıklarından kurtarıp iman nuru ile nurlandıran Allahü Teala hazretlerinin en son ve en üstün peygamberinin kabri şerifini ziyaret, büyük mana ve önem taşır.Üstelik bu ziyaretin yapılmasını teşvik eden hadisi şerifler vardır. Her ne kadar bu hadislerin sıhhatı üzerinde alimlerin mevzu, zayıf ve sahih gibi değişik görüşleri varsa da, bu görüşler ziyaretin önemine bir halel getirmez.Örnek olarak şu hadisleri alabiliriz:

    İbni Ömer'den (r.a) dan rivayet ettiğine göre Peygamber s.a.v şöyle buyurmuştur:

    -Kabrimi ziyaret edene şefaatim vacip olmuştur-(57)

    Enes'den (r.a) rivayet edildiğine göre Peygamber s.a.v şöyle buyurmuştur:

    -Beni (hayatımda ve hayatımdan sonra) Allah rızasını niyyet ederek Medine'de ziyaret eden kimseye kıyamet günü şahid ve şefaatçi olurum-(58)

    Diğer taraftan Peygamber Efendimizin Mescidlerinde (Mescid-i Resul) namaz kılmanın diğer mescidlerde namaz kılmaktan daha faziletli olduğu hakkında sahih hadisler mevcuttur.Kabri şeriflerinin de bu mescid içinde bulunması bu ziyarete ayrı bir şeref kazandırmaktadır.Hadis-i Şerif şu:

    Ebu Hüreyre’den rivayet edildiğine göre Peygamber s.a.v şöyle buyurmuştur:

    -Benim mescidimde bir namaz bundan başka mescitlerdeki bin namazdan daha hayırlıdır;Mescid’i Haram müstesna…-(59)

    Bu hadis-i şerifi Buhari, Müslim,İmam Malik ve diğer muhaddisler rivayet etmiştir.

    Yine Ebu Said El Hudri’den (r.a) rivayet edilen diğer bir hadisi şerifte Peygamber s.a.v şöyle buyurmuştur:

    -Üç mescidden başka hiçbir mescid için sefere çıkılmaz;bu mescidler:Mescidi Haram, benim şu Mescidim ve Mescidi Aksadır.-(60)

    Şu hadisi şerifi de Buhari,Müslim,İmam Ahmed rivayet etmişler ve her iki hadis de alimler tarafından sahih kabul edilmiştir.


    Demek oluyor ki, Mekke’de bulunan Harem-i şerif Mescidi müstesna, diğer bütün mescidlerde kılınan bir namazdan bin defa hayırlı bir namaz, ancak Medine’de bulunan ve içinde kainatın efendisi medf’un bulunan Mescidi Resul’de kazanılabiliyor; ve bu üç mescidden başka başka hiçbir mescid için ziyade sevap kazanmak kasdı ile sefere çıkılması gerekmiyor. Mescid-i Aksa, Kudüs’te bulunan mesciddir.Bu üç yerden başka hiçbir yer için , sefere çıkmayı gerektiren özel bir fazilet yoktur.


    Hal böyle oluca, Mescidi Resul’de vekar ve tadil’i erkan ile namaz kılmanın ve orada medf’un bulunan nur kaynağının kabr-i şerifini ziyaret etmenin ve bu sebepler onun ahlakı ile ahlaklanmanın değeri kendiliğinden meydana çıkar. Bununla beraber şeklen yapılacak bir ziyaretin de hiçbir fazilet ve önemi de yoktur;böyle bir ziyaret turistik bir ziyaret olur.


    Ziyaretin Asıl Manası Şu:

    {Kainatın yaratıcısı ve idare edicisi olann Allah’ü Teala Hazretleri kurduğu nizam üzere,ilk insanı yarattığından itibaren bütün insanları ahiret hayatına çekmektedir.Bunlar arasında geçmiş ve gelecek bütün varlıkların en hayırlısı ve en şereflisi bulunan son peygamberi Muhammed Mustafa Sallallahu Aleyhi Ve Sellem’i de kendine çekmiş bulunmaktadır. Çaresiz dönüş ancak O’na olacak ve hesap O’na verilecektir. Bu hesaptan selametle çıkışın tek yolu da, O’nun son peygamberi vasitasiyle bize gönderdiği hak İslam dinidir.Bu dinin en güzel ve en mükemmel tatbik edicisi şanı yüce Peygamber.(s.a.v) dir. Ben bu üstün Peygamberin ümmetinden olabilmem için , onun şefaatine ahirette kavuşabilmem için , onun tebliğ ettiği hak dinin emirlerine daha sıkı bağlanmaya, haram ve yasaklarından kaçınmaya söz veriyorum.Hayatta bulunduğum müddet, onun hizmet anlayışı din uğrunda çalışmayı kendime gaye ediniyorum.}


    Bu niyyet ve inançla yapılan ziyaretin manevi değeri çok büyüktür. Peygamberin manevi huzurunda, emir ve yasaklarına riayet etmek hususunda kendilerine söz veriliyor, beyat ediliyor. İşte asıl gaye bu…


    NOT:Kendim yazdım yazım hatam varsa affola.
    KAYNAK: AÇIKLAMALI-MUAMELATLI İSLAM İLMİHALİ,
    İSLAM FIKHI VE HUKUKU(HANEFİ)
    A.FİKRİ YAVUZ


    (52).Müslim :Kitabül Cenaiz, hadis :105
    (53).Müslim :Kitabül Cenaiz, hadis:106
    (54).Tirmizi: Ebvabüül-Cenaiz, hadis:1054
    (55).Ebu Davud:Kitabul Cenaiz.hadis:3235
    (56)Tirmizi:Kitabül Cenaiz,hadis:1056
    (57).Feyzül Kadir. C. VI, hadis:8715
    (58).Feyzül Kadir. C. VI, hadis:8716
    (59) Tirmizi,Ebvabüs Salat.hadis 326
    (60)Tirmizi,Ebvabüs Salat.hadis 326
  2. ENSARİ

    ENSARİ Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Türbe yapmak caizdir

    Vehhabiler diyor ki:
    (Mezarlar üzerine türbe yapmak ve türbelerde namaz kılmak ve orada hizmet ve ibadet edenlere kandil yakmak ve ölülerin ruhlarına sadaka adamak, caiz değildir. Haremeyn halkı şimdiye kadar kubbelere, duvarlara tapındı. Sünniler ve Şiiler bunun için müşriktir. Bunları öldürmek, mallarını yağma etmek helaldir, kestikleri leş olur.)
    CEVAPTürbe, oda demektir. Türbe yasak olsaydı, Eshab-ı kiram, Resulullah efendimizi ve Hazret-i Ebu Bekir’i ve Hazret-i Ömer’i oda içine defnetmezlerdi. Türbe, ölüye tapınmak için yapılmaz. Ona sevgi ve saygı göstermek ve okumaya, dua etmeye gelenleri yağmurdan, güneşten korumak için yapılmaktadır.

    Mecmaul-enhür
    ’de, diyor ki:
    (Muhammed bin Hanefiyye, Abdullah bin Abbas’ı defnedince, kabri üzerine çadır kurdu. Ziyaretçiler, 3 gün bu çadırda okudular.)

    Eshab-ı kiramın yolunda olan, türbe yıkmaz, türbe yapar.

    Keşf-ün-nur
    ’da diyor ki:
    (Âlimlerin, Velilerin kabirleri üzerine türbe yapmak, onları cahillerin hakaretlerinden korumak içindir.)
    Camiul-fetava’da ve Tenvir’de, kabir üzerine kubbe yapmak mekruh değildir diyor.

    Cahillerin Peygamberi ve evliyayı yaratıcı sanmalarından korktuğumuz için, türbeleri yıkıyoruz sözü küfürdür. Firavun da böyle söylemişti. Fesat çıkarıyor diyerek, Musa aleyhisselamı öldürmeye kalkmıştı. Allahü teâlâ Peygamberini ve evliyasını seviyor. Onların istediklerini yaratıyor. Onlar ise, Allahü teâlâya ve Peygambere ve evliyaya ve bütün Müslümanlara suizan ediyorlar. Müslümanlara suizan etmek haramdır. Peygamberler ve evliyalar, diri iken de, ölü iken de bir şey yaratamazlar. Allahü teâlânın yaratmasına sebep olurlar. Evliyanın ruhları, kabirdeki bedenleri ile alakalıdır. Hadis-i şerifte, (Öldükten sonra da, hayatta olduğum gibi bilirim, anlarım)buyuruldu. (Deylemi)

    Diri veya ölü olan bir Veliden feyz almak, faydalanmak için, onu sevmek ve hürmet etmek lazımdır. Cahil halk, ölüyü toprak altında, hareketsiz görünce, onu kendinden aşağı sanır. Türbeyi, Sandukayı da herkesin saygı ile ziyaret ettiğini görünce, o da saygılı olur. Yani türbe ölü için değil, dirilerin, saygılı olup, Veliden istifade edebilmeleri için yapılmaktadır.

    Ehl-i sünnet âlimleri buyuruyor ki:
    Kabir üzerine, süs için, övünmek için türbe yapmak haramdır. Unutulmamak için olursa mekruhtur. Meyyiti hırsızdan, hayvandan korumak için ise, mekruh olmaz. Önceden yapılmış türbeye defnetmek caizdir. Resulullah, oğlu İbrahim’in kabrini bir karış yüksek yaptı ve sıvattı. Bir gün İbrahim’in kabri yanından geçerken, bir yerini açılmış görünce, burasını kapattığı Hülasa’da yazılıdır. İslam âlimlerinin hiçbiri, türbeleri puta benzetmemiş, en aşırı yazanı, haram olacağını bildirmiştir. Türbe ziyaret ederek, Evliyaya tevessül eden Müslümanlara, hiçbir âlim suizan etmemiş, kötülememiştir.

    Vehhabi Feth-ül mecid kitabında diyor ki:
    (İbni Hacer-i mekki, Zevacir kitabında, kabirler üzerine kubbeler yapmak büyük günahtır. Müslüman meliklerinin, valilerinin, bu kubbeleri yıkmaları vaciptir. Önce imam-ı Şafii’nin kubbesini yıkmalıdır diyor.) (s.242)

    Halbuki, ibni Hacer-i Mekki hazretleri Zevacir kitabında, (Kabirler üzerine kubbe yapmak büyük günahtır) demiyor. (Umumi, yani herkesin gömüldüğü ve vakıf kabristanlardaki türbeleri yıkmalıdır. Çünkü, yer kaplayarak, Müslümanların gömülmelerine mani olurlar) buyuruyor. Yoksa, türbe yapmaya, türbe ziyaretine haramdır, küfürdür demiyor. Âyet-i kerimelerin ve hadis-i şeriflerin manalarını değiştirmekten haya etmeyenlerin, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarındaki bilgileri de, değiştirerek, yazarak Müslümanları aldatmaya kalkıştıklarının açık bir vesikası da, ibni Hacer-i Mekki hazretlerine yaptıkları bu iftiradır.

    İbni Hacer-i Mekki hazretleri buyuruyor ki:
    Peygamberlerin türbelerinde namaz kılmak sahihtir. Mekruh dahi değildir. Peygamberler, mezarlarında diridirler. Fakat, onların hayatları, her bakımdan bizim hayatımız gibi değildir. Yemeleri, içmeleri, ibadet yapmaları lazım değildir. Meleklerin hayatına benzer. Lezzet almak için ibadet yaparlar. Çünkü, kabir hayatında cenab-ı Hakkı müşahedeleri, dünyadakinden daha mükemmeldir. (Fetava-i fıkhiyye s.125)
    Sudan’daki İslam âlimlerinden Tahir Muhammed Süleyman MalikiZahiretül-fıkhil-kübra kitabında diyor ki:
    (Şeyh Advi, kabirler üzerine türbe yapmak, dört şart ile caiz olur dedi. Kabir yeri, meyyitin mülkü olmalıdır. Türbede fesat, bid’at yapılmamalıdır. Türbeler, zevk ve tefahur vasıtası olmamalıdır. Kabirdeki Veliye alamet niyeti ile yapılmalıdır. İbni Teymiye’nin sapık sözlerinin kıymeti yoktur.)
    Medine’nin bir tanecik (Baki) kabristanına ilk olarak Osman bin Ma’zun defnedildi. Resulullah bu süt kardeşinin kabrine mübarek eli ile büyük bir taş dikti. Kabir taşı dikmek sünnet olduğu bundan anlaşılmaktadır.

    Medine’deki türbeleri mezhepsizler yıkmıştı. İkinci sultan Mahmud han, hepsini yeniden yaptırdı. Birinci cihan harbinden sonra, İngilizler burasını Osmanlılardan alıp, Abdülaziz’e verdiler. Tekrar hepsini yıktırdı. Mübarek binaları, hatta Zemzem kuyusu üzerinde, birinci Abdülhamid hanın yaptırmış olduğu sanat eseri binayı yıktılar. Resulullahın dünyaya teşrif ettiği mübarek evi de yıktılar. Yerine çarşı yaptılar.

    Hücre-i saadetten sonra ilk yapılan türbeler, Baki kabristanında, Resulullahın mübarek zevcelerinin kabirleri üzerine yapılmış olan kubbedir. Zeyneb binti Cahş “radıyallahü anha” validemiz pek sıcak günde vefat etmişti. Hazret-i Ömer, kabir kazılırken, cemaati güneşten korumak için, kabir üzerinde çadır kurdurdu. Çadır, uzun zaman kabir üzerinde kaldı. Bundan sonra, kabirler üzerine çadır, çardak, zamanla, türbeler yapıldı. İslamiyet’te ilk tabut da, yine Zeyneb validemiz için yapıldı. Hazret-i Ömer, cenazeye mahremlerinden başkasının gitmesine izin vermemiş, Eshab-ı kiram bundan üzülmüştü. Esma binti Ümeys, (Habeş’te tabut gördüm. Cenazeyi örtüyor) dedi. Bunun anlattığı şekilde tabut yapılıp, bütün Eshab ile birlikte gidilerek defnedildi.

    “Mümin, mümin kardeşinin aynasıdır”

    Evliyanın kabirlerine giderek, Allahü teâlâdan bir dilekte bulunurken, onları vesile etmek, vesile olmaları için onlara yalvarmak caiz olduğu, çeşitli yollardan ispat edilmektedir. Maide suresi 35. âyet-i kerimesinde mealen, (Ey müminler! Allahü teâlâdan korkun ve Ona yaklaşmak için vesile arayın!) buyuruldu. Bütün tefsirler, vesilenin Allahü teâlânın sevdiği, beğendiği şeylerden herbiri olduğunu bildiriyor. Nisa suresinin 80. âyetinde mealen, (Resule itaat eden, Allah’a itaat etmiş olur) buyuruldu. Bunun içindir ki, İslam âlimlerinin çoğuna göre, birinci âyet-i kerimedeki vesile, Resulullah demektir. Böyle olunca, Peygamberleri ve onların vârisleri olan Velileri, salih müslümanları vesile etmek, onların yardımları ile Allahü teâlâya yaklaşmak caiz olmaktadır. Peygambere karşı söylemek, yalvarmak küfür ve şirk olsaydı, namaz kılanların hepsinin kâfir olması lazım gelirdi.Muhammed bin Süleyman’ın (Eşedd-ül-cihad)’da yazılı fetvasına göre, vehhabilerin de kâfir olmaları lazım olurdu. Çünkü her müslüman, namazda otururken, Esselamü aleyke eyyühen-Nebiyyü ve rahmetullah diyerek Resulullaha selam vermekte ve o yüce Peygambere dua etmektedir.

    Kabirleri ziyaret etmekte ve Evliyayı vesile ederek dua etmekte faydalar vardır. Çünkü, İbni Asakir’in bildirdiği ve (Künuz-üd-dekaık)de yazılı hadis-i şerifte, (Mümin, mümin kardeşinin aynasıdır)buyuruldu. Dare Kutni’nin bildirdiği hadis-i şerifte, (Mümin, müminin aynasıdır) buyuruldu. Bu hadis-i şeriflerden anlaşılıyor ki, ruhlar, birbirlerinin aynaları gibidir. Birbirlerinde görünürler. Kabir başında, o Veliyi düşünüp, vesile eden kimsenin ruhuna, Velinin ruhundan feyz gelir. Hangisinin ruhu zayıf ise, kuvvetlenir. Bileşik iki kaptaki sıvı gibidir. Yüksek olan ruh zarar eder. Kabirdekinin ruhu aşağı derecede ise, ziyaret edenin ruhu sıkıntı duyar. Bunun içindir ki, İslamiyet’in başlangıcında, kabir ziyareti yasak edilmişti. Çünkü mezarda olanlar, cahiliye zamanından kalmış olanlardı. Müminler de ölmeye başlayınca, kabir ziyaretine izin verildi.

    Peygamberin veya bir Velinin kabri ziyaret edilince, o Veli düşünülür. Hadis-i şerifte, (Salihler düşünüldüğü zaman, Allahü teâlâ merhamet eder) buyuruldu. Bu hadis-i şeriften anlaşılıyor ki, kabir ziyaret edene, Allahü teâlâ merhamet eder. Merhamet ettiği kulunun duasını kabul buyurur. Kabir ziyaret edilmez, Peygambere, Evliyaya tevessül olunmaz sözünün, senetsiz bir düşünce, bir görüş ayrılığı olduğu meydandadır. (Ben öldükten sonra, hac eden bir müslüman beni ziyaret ederse, diri iken ziyaret etmiş gibi olur)hadis-i şerifi, bu inanışı kökünden çürütmektedir. Kabir ziyaretinin lazım olduğunu göstermektedir. Bu hadis-i şerif, vesikaları ile, Künuz-üd-dekaık kitabında yazılıdır.

    (Kabrimi ziyaret eden, beni diri iken ziyaret etmiş gibi olur)
    hadisi, Hücre-i saadeti ziyaret ederek faydalanmayı emir buyurmaktadır. Onu diri iken ziyaret eden, çok faydalanarak ayrılırdı. Mübarek kabrini ziyaret edenlerin de, böyle ayrılacaklarını, bu hadis-i şerif bildiriyor.
    İslam âlimlerinin büyüklerinden Abdülkadir-i Geylani, Muhyiddin-i Arabi, Takıyyüddin-i Ali Sübki, Ahmed ibni Hacer-i Mekki ve Abdülgani Nablüsi hazretleri, Peygamberin, Evliyanın kabirlerini ziyaret edip, onlara tevessül ederek, Allahü teâlâdan af ve merhamet istemek caiz olduğunu vesikalarla ispat etmişlerdir. Yusuf Nebhani hazretleriŞevahid-ül-hak kitabında, o yüksek âlimlerin kitaplarından uzun yazılar ve vesikalar alarak Hindistan’daki vehhabileri rezil etmektedir.

    Vehhabi Feth-ül mecid kitabının 111.sayfasında, (La ilahe illallah diyerek, Allah’tan başka şeylere tapınmayanların malı ve canı haram olur) hadis-i şerifini yazarak, (Yalnız kelime-i tevhidi söylemek, insanın kanını ve malını kurtaramaz. Bugün, kabirlere ve ölülere tapınanlar böyledir. Bunlar, Kur’an-ı kerimde bildirilen, cahiliye müşriklerinden daha kötüdür) diyor.

    Bazıları da, (Müşrikleri nerede bulursanız öldürünüz) mealindeki âyet-i kerimeyi de ileri sürerek, müslümanları öldürmeyi, mallarını yağma etmeyi istiyorlar. Hurufilerin ve cahillerin küfür ve şirk olan sözlerini yazarak, tasavvufa ve tasavvuf büyüklerine saldırıyor. Ağaçlara, taşlara, mezarlara tapınanlar için olan hadis-i şerifleri yazarak, kabir üzerine türbe yapmak, kabir ziyaret etmek şirktir, küfürdür diyorlar.

    Taştan, ağaçtan, bilinmeyen mezardan teberrük elbette şirktir. Fakat Peygamberlerin ve Evliyanın kabirlerini ziyaret edip, onların bereketi ile Allahü teâlâdan feyz ve bereket beklemeyi bunlara benzetmek, ahmaklık ve cahilliktir. Bu yüzden milyonlarca müslümana küfür ve şirk damgasını basmak ise, müslümanlar arasında bölücülüktür.

    Ümmet-i Muhammed putlara tapmaz
    Es-Savaık-ul ilahiyye firreddi alel-vehhabiyye
    ’nin yazarı, büyük âlim Süleyman bin Abdülvehhabı Necdi, Mehmed bin Abdülvehhabın kardeşidir. Kardeşinin İngilizlerle işbirliği yaparak, ortaya çıkardığı (Vehhabilik) yolunun hatalı olduğunu vesikalarla ispat etmektedir. 44. sayfasında diyor ki:
    Yolunuzun bozuk olduğunu gösteren vesikalardan biri de, (Sahihayn) denilen iki doğru hadis kitabında, yani (Buhari) ve (Müslim) kitaplarında bildirilen hadis-i şeriftir. Bu hadis-i şerifi bildiren, Ukbe bin Amir diyor ki, (Resulullah, minbere çıktı. Kendisini minber üzerinde son görüşüm bu idi. “Benden sonra, müşrik olmanızdan korkmuyorum. Dünyaya düşkün olarak, birbirinizi öldürmenizden, böylece, geçmiş kavimler gibi, helak olmanızdan korkuyorum” buyurdu.) Resulullah, Kıyamet gününe kadar ümmetinin başına gelecek olan şeylerin hepsini haber vermiştir. Yukarıdaki sahih hadis-i şerif, ümmetinin putlara tapmayacağını, bundan emin olduğunu haber vermektedir. Bu hadis-i şerif, bid’at yolunu temelinden yıkmaktadır. Çünkü vehhabi kitabı, ümmet-i Muhammedin hepsinin putlara taptıklarını, İslam memleketlerinin putlarla dolu olduğunu, türbelerin puthane olduklarını söylüyor. Türbelerden yardım, şefaat isteyenlerin kâfir olduklarına inanmayanlar da kâfirdir diyor. Halbuki, müslümanlar asırlar boyunca kabirleri ziyarete gitmiş, Evliyaya tevessül ve istigase eylemiştir. Böyle yapanlara hiçbir İslam âlimi müşrik dememiş, müslüman olarak tanımışlardır.

    (Başınıza gelecekler arasında en çok korktuğum şey şirktir)
    hadis-i şerifinin (Şirk-i asgar)ı bildirdiği, diğer hadis-i şeriflerden anlaşılmaktadır. Şeddad bin Evs ve Ebu Hüreyre ve Mahmud bin Lebibten gelen böyle hadis-i şeriflerin hepsi, Resulullahın, ümmetine şirk-i asgarın gelmesinden korktuğunu bildiriyorlar. Hadis-i şeriflerde bildirildiği gibi olmuş, müslümanların çoğu şirk-i asgara yakalanmışlardır. Siz, bu şirk-i asgara şirk-i ekber diyor, böylece müslümanları tekfir ediyorsunuz. Müslümanlara kâfir demeyen müminlere de, kâfir damgasını basıyorsunuz. (Es-Savaık-ul-ilahiyye)

    Hadika’nın 451. sayfasında, (Ey insanlar! Çok gizli olan şirkten sakınınız!) hadis-i şerifini açıklarken, buyuruyor ki:
    (Bu şirk, yalnız sebepleri görmek, Allahü teâlânın yarattığını düşünmemektir. İşleri sebeplerin yaptığına inanmak, Allahü teâlâya şerik yapmak olur. Görünen, düşünülen şeyleri şerik yapmaya (Şirk-i celi), [yani açık şirk] denir. Şer’an, aklen ve âdet ile sebep olan şeylerin yaptığına inanmaya (Şirk-i hafi), [yani gizli şirk] denir.)

    Abdulhak-ı Dehlevi hazretleri, Eşi’at-ül-leme’at hadis kitabının 1. cild 50. sayfasında diyor ki:
    (Putlara tapmaya (Şirk-i ekber) denir. Küfür olan şirk budur. Riya ile, [yani gösteriş için] ibadet, iyilik yapmaya (Şirk-i asgar) denir. Bu küçük şirk küfür değildir.) Bu şirklerin ikisi de şirk-i celidir.

    Sebepler yaratıcı değildir
    Hadika
    ’dan aldığımız, yukarıda yazılı hadis-i şerifte, ruhlardan ve ölülerden bir şey istemeye şirk denmiyor. Görünen veya görünmeyen şeylerden ve insanlardan bir şey isterken, yani sebeplere yapışırken, bu işi sebeplerin yaptığına inanmaya şirk deniyor. Kısacası, sebeplere yapışmak sünnettir. Sebeplerin yaptığına inanmak şirktir. Sebepler bir şey yapamaz, Allahü teâlânın yaratmasına sebep olurlar. İşleri yapan sebepler değildir, Allahü teâlâdır.

    [Hazret-i Musa, hastalanınca, "İlaçsız da Allahü teâlâ şifa verir" diyerek ilaç kullanmadı. Allahü teâlâ, (İlaç kullanmazsan şifa vermem)buyurdu. İlacı kullanınca iyi oldu. Fakat sebebini merak etti. Allahü teâlâ, (Tevekkül etmek için, benim âdetimi, hikmetimi değiştirmek mi istiyorsun, ilaçlara tesir veren kimdir, elbette tesirleri yaratan benim) buyurdu. (K. Saadet)]

    Canlı veya cansız, herhangi bir sebebin, her istediğini yapabileceğine, yani yaratacağına inanmak, onu Allahü teâlâya şerik yapmak olur. Bu inançla, ondan bir şey istemek, ona ibadet etmek olur. Sebebin yaratacağına inanmayıp, sebebe yapışınca, Allahü teâlânın yaratacağına inanmak, sebebe tapınmak olmaz. Sebebe yapışmak olur. Müslümanlar, dirilerden, ölülerden ve görünenlerden ve görünmeyenlerden bir dilekte bulundukları zaman, bunların her istediklerini kendilerinin yapacaklarına inanmıyorlar. Sebebe yapışınca, dileklerini, Allahü teâlâdan bekliyorlar. Allahü teâlânın yaratacağına inanıyorlar. Bunun için, müslümanların ruhlardan ve ölülerden bir şey istemeleri, bunlara tapınmak, onları mabud yapmak olmaz.

    Allahü teâlâ, her şeyi sebep ile yaratıyor. Sebeplere yapışmamızı emir ediyor. Bunun için dileklerimize kavuşmak için, bunların sebeplerine yapışıyoruz. Sebeplere yapışmamız şirk olmuyor. Günah olmuyor. Fakat sebeplerden beklemek, şirk oluyor. Her istediklerini yapabileceklerine inanarak onlardan beklemek, şirk-i ekber oluyor. Allahü teâlânın verdiği kuvvet ile yapacaklarına inanmak, şirk-i hafi oluyor. Sebeplerden beklemeyip, onların yapacaklarına inanmayıp, yalnız Allahü teâlânın yaratacağına inanarak, dileği yalnız Allah’tan beklemek, müslümanlık oluyor. İslam dinine uymak oluyor. Müslümanların ölülerden ve ruhlardan dilekte bulunmaları böyledir. Böyle meşru dilekte bulunmaya (Tevessül) ve (İstigase) denilmektedir.

    Ölüden veya diriden dilekte bulunanın, ibadet mi, yoksa tevessül mü yaptığını, yani niyetinin ne olduğunu anlamak için, dilekte bulunurken İslamiyet’in dışına çıkıp çıkmadığına bakılır. İslamiyet’in dışına çıkıyorsa yani onun gönlünü hoş etmek için, haram işliyor veya farzı yapmıyorsa, ona tapındığı anlaşılır. Görülüyor ki, diriden dilekte bulunurken, onun gönlünü hoş etmek için, İslamiyet’in dışına çıkan vehhabiler, müşrik olmaktadırlar. İslamiyet’in dışına çıkmadan tevessül eden müslümanlar ise, Allahü teâlânın emrini yapmakta, yani sebebe yapışmaktadırlar. Bunlara müşrik diyenlerden tevili olmayanları kâfir olur. İnsan, kendi nefsinin isteklerine, yani şehvetlerine kavuşmak için İslamiyet’in dışına çıkarsa, nefsine tapınmış olur. Fakat nefse tapınmaya, dinimiz şirk dememiştir. Yani bunlar kâfir değil, fâsık olurlar.

    Yalan üstüne yalan, iftira üstüne iftiraVehhabi Feth-ül mecid kitabının 142.sayfasında diyor ki:
    (Eshab ve onlardan sonra gelenler, Peygamberden başka, kimse ile bereketlenmedi. Peygambere mahsus olan şeylerde, kimse ona ortak olamaz.)
    CEVAPBu da, yazarın yalanlarından biridir. Hazret-i Ömer, yağmur duasına çıkarken, Hazret-i Abbas ile bereketlendi. Mesela, (Mevahib-i ledünniyye) tercümesinde vardır. Ehl-i sünnet kitaplarının hiçbiri, Resulullahla bereketlenmek, yalnız ona mahsustur, başkaları ile bereketlenmek caiz olmaz dememişlerdir. Başkaları ile de bereketlenildiğini bildirmişlerdir. Allahü teâlânın sevdiği kullarının kabirlerini ziyaret ederek, onlardan bereketlenmeyi, Lat ve Uzza putlarına tapınmaya benzetmek, Kur’an-ı kerime ve hadis-i şeriflere iftira etmektir. Hadis-i şerifte, (Kur’an-ı kerime yanlış mana veren kâfir olur) buyuruldu. Kitabın müellifi, manaları şüpheli olan âyet-i kerimelere yanlış mana vererek, Ehl-i İslama müşrik diyor.

    Yine aynı kitabının 239.sayfasından başlayarak diyor ki: (Hadis-i şerifte, insanların en kötüsü, kıyamet kopacağı zaman diri olanlardır ve kabirleri mescid yapanlardır buyuruldu. İslamiyet’ten önce, mezarlar mescid yapılmıştı. Bu ümmetin sonra gelenleri, cahiliye ehlinden de ileri gitmiş. Sıkıştıkları zaman, Allah’ı unutuyorlar. Ölüleri ilah yapıyorlar. Ölülerin, kendilerinden istenilenleri yapacaklarına inanıyorlar. Abdülkadir-i Geylani dua edenleri işitir ve yardım eder diyorlar. Onun gaybı bildiğini sanıyorlar. Halbuki, o ölmüştür. Böyle söyleyenler kâfirdir. Kur’anı inkâr etmiş oluyorlar. İbni Kayyım, mezarların üzerindeki kubbeleri yıkmak vaciptir dedi. İmam-ı Nevevi, her ne niyet ile olursa olsun, kabir üzerine türbe yapmak haramdır dedi. Mezarlıklar pis olduğu için, orada namaz kılınması yasak edildi diyenler yanılmaktadır. Çünkü, Peygamberlerin mezarları pis olmaz. İbni Hacer-i Hiytemi (Kebair) kitabında, mezar üzerine kubbe yapmak büyük günahtır. İslam hükümet adamlarının bu kubbeleri yıkmaları lazımdır. Önce imam-ı Şafii’nin türbesini yıkmalıdır, dedi.)

    Burada da müslümanlara iftira etmektedir. Müslümanlar, her gün beş kere, Allahü teâlâya ibadet ediyor. Ona yalvarıyorlar. Böyle olan bir kimse için, Allah’ı unutuyor demek, açık bir yalancılıktır. Müslümanlar ölüye tapınmaz. Allahü teâlânın sevdiği kullarının, hatta her ölünün, mezarda işittiğini, hadis-i şerifler bildirdiği için, Onun mezarına gidip, Onun sebebi ile Allahü teâlâya dua ediyorlar. Meyyitten vesile olmasını, şefaat etmesini istiyorlar. Ölü her dilediğini yapamaz. Diri de, her dilediğini yapamaz. Fakat, Allahü teâlâ, sevdiği kullarının ve en önce Peygamberlerin dualarını kabul buyuracağını söz vermiştir. Müslümanlar, Peygamberlerden ve Evliyadan bir şey yapmalarını istemez. Allahü teâlânın bir şeyi vermesi için dua etmelerini ister. Evliya, kabir başına gelenin dilediğini işitir. Bunu vermesi için, Allahü teâlâya dua eder. Allahü teâlâ da, duasını kabul eder.

    İbni Hacer buyuruyor ki:
    Şafii âlimlerinden birkaçı, yukarıdaki hadis-i şeriflerden alarak, altı şeyin büyük günah olduklarını bildirmişlerdir. Bunlardan biri, kabirleri mescid yapmaktır. Çünkü, hadis-i şerifte, (Peygamberlerin kabirlerini mescid yapmayınız!) buyuruldu. Kabirleri mescid yapanlara lanet edildi ve salihlerin kabirlerini mescid yapanların, kıyamet günü, insanların en kötüleri olacakları bildirildi. Mezarı mescid yapmak demek, ona karşı namaz kılmak demektir.Bunun içindir ki, Şafii âlimlerimiz Peygamberlerin ve Evliyanın mezarlarına karşı, onlara saygı olarak namaz kılmak haram olur dediler. Haram olması için, iki şart lazımdır. Biri, kabirdekinin sayılı, büyük bilinen kimse olması, ikincisi, namazın ona karşı olmasını niyet etmektir. Mezara kandil yakmak da, ölüye saygı için olunca, haram olur. Mezar etrafında dönmek de böyledir. Bunlar saygı için değil ise, mekruh olacağı anlaşılmaktadır. Kabre secde ederek saygı göstermek, ona tapınmak olur. Bu ise büyük günah, hatta küfürdür. Hanbeli âlimlerinden bazıları, kabir yanında saygı namazı kılmak büyük günahtır ve küfre sebep olur. Böyle yapılan türbeleri yıkmalıdır dedi.

    İbni Hacer-i Mekki Hiytemi’nin (Fetava-yi kübra fıkhiyye)sinin Mısır baskısı, cenaze kısmında diyor ki:
    (Her meyyitin gömüldüğü umumi kabristanda, mezar üstüne türbe yapılmaz. Bunları yıkmalıdır. Umumi olmayan mezarlıktaki türbelerin yanına meyyit gömmek için türbeleri yıkmak caiz değildir.)
    17. sayfasında diyor ki:
    (Umumi olan kabristana türbe yapmak haramdır. Yapılmış olanı yıkmalıdır. Vakıf olan kabristanda ve sahibinden izin almadan, bunun kabristanına bina yapmak da haramdır. Kendi mülkünde veya başkasının izni ile onun mülkünde türbe yapmak mekruhtur.)
    25. sayfasında diyor ki:
    (Umumi kabristanda türbe yapmak, çok yer kaplayarak, başkalarının ölülerini gömmelerine mani olduğu için haramdır. Umumi kabristandaki türbeleri yıkmalıdır. Şafi’i âlimlerinden çoğu bunun için, imam-ı Şafi’inin türbesinin yıkılmasına fetva vermiştir. Çünkü, bu türbe umumi kabristandadır.)
    Görülüyor ki, ibni Hacer-i Mekki her türbe haramdır ve yıkılmalıdır dememiştir.

    Evliyanın kabirleri üzerine türbe yapmanın caiz olduğu Cami’ul fetava’da, Keşf-ün-nur’da ve Üsul-i erbe’ada açık yazılıdır.

    Sual: "Türbe eşiği öpmek, örtüsüne dokunmak, o eşyadan medet ummak, içinde yatan zatı tanrılaştırmak, bunlar küfürdür" deniyor.
    CEVAPBir şeyin küfür oluşu, edille-i şeriyye denilen 4 delilden biri ile anlaşılır. Türbe örtüsüne dokunmaya küfür demek, Kur’an-ı kerime yapılan bir iftiradır.

    En cahil bir insan bile, türbede yatan zatı tanrılaştırmaz, ona yaratıcı demez. O zatı yaratıcı bilmek elbette küfür olur. Bir kimse, türbedeki zatı yaratıcı bilirse, isterse, hiçbir yere dokunmasın zaten kâfir olur. O zatı yaratıcı bilmeden örtüye dokunmak niye küfür olsun?

    Fetava-i Hindiyye’de ana-babanın kabrini öpmenin caiz olduğu bildiriliyor. Ana-babanın kabrini öpmek caiz olunca, onlardan daha kıymetli olan evliya veya peygamber türbesini öpmek elbette caiz olur.

    Türbe ve mezar
    Sual:
    (Türbe, hattâ mermerden mezar yapmak caiz değildir. Bunlar ölüye tapmak olur. Ölüye tapmak da şirktir) diyenler oluyor. Mezar ve türbeye tapılmıyor ki, niye şirk oluyor?
    CEVAP
    Şirk değildir. Bu, Vehhâbîlerin uydurmasıdır. Din kitaplarında buyruluyor ki:
    Türbe, oda demektir. Eshab-ı kiram, Resulullah efendimizi, Hazret-i Ebu Bekir’i ve Hazret-i Ömer’i oda içine defnettiler. Türbe, ölüye tapınmak için yapılmaz. Ona sevgi ve saygı göstermek, okumaya ve dua etmeye gelenleri yağmurdan, güneşten korumak için yapılmaktadır. (M. Nasihat)

    Muhammed bin Hanefiyye, Abdullah bin Abbas’ı defnedince, kabri üzerine çadır kurdu. Ziyaretçiler, üç gün bu çadırda okudular.(Mecmaul-enhür)
    Âlimlerin, velilerin kabirleri üzerine türbe yapmak, onları cahillerin hakaretlerinden korumak içindir. (Keşf-ün-nur)

    İslâm âlimlerinden Tahir Muhammed Süleyman Mâlikî diyor ki: Şeyh Advî, (Kabirler üzerine türbe yapmak, şu dört şartla caiz olur) dedi:
    1- Kabir yeri, meyyitin mülkü olmalı.
    2- Türbede bid’at işlenmemeli.
    3- Türbeler, zevk ve övünme vasıtası olmamalı.
    4- Kabirdeki veliye alamet niyetiyle yapılmalı. (Zahiretül-fıkhil-kübra)

    Eshab-ı kiram, herkesin rızasıyla Resulullah’ı ve iki halifesini bina içine defnettiler. Onların sözbirliğinin dalalet olmadığı, dinde senet olduğu hadis-i şerifle bildirilmektedir. Büyük İslam âlimi İbni Âbidin hazretleri buyuruyor ki: Resulullah'ın ve Şeyhayn’ın odaya defnedilmelerine itiraz eden hiç kimse olmadı. Bunun için, (Kabirler üzerine basmayın!), (Ölülerinize saygısızlık etmeyin!) emirlerini yerine getirmek için ve yasak edilmiş olmadıkları için, bunların sonradan yapılmaları bid’at olmaz. Salihlerin, evliya zatların kabirlerine, Eshab-ı kiram gibi saygılı olabilmek için, üzerlerine örtü serilmesi, türbe yapılması da, bunun gibi caiz oldu. Büyük âlim Abdülgani Nablusî, (Keşf-ün-nur) kitabında, bunu uzun anlatmaktadır. (Dürr-ül-muhtar haşiyesi)

    İlk türbe Hücre-i Saadettir. Resulullah efendimiz, Âişe vâlidemizin odasında vefat edince, bu odaya defnedildi. Hazret-i Ebu Bekir’le Hazret-i Ömer de, bu türbe içinde defnedildi. Eshab-ı kiramdan hiçbiri, buna mâni olmadı ve sözbirliği hâsıl oldu.

    Evliyanın kabirlerine örtü, sarık koymak, üzerlerine türbe yapmak, câhilleri, gâfilleri edepli, terbiyeli yapacağı için caizdir. Onların mübarek ruhları, kabirlerinde hazır olurlar. Burada edepli, terbiyeli bulunanlar, ruhlarından feyz, bereket alırlar. Sanduka, türbe yapmak, örtü, sarık koymak, ölüler için değildir. Dirilerin edepli olarak feyz almaları, istifade etmeleri içindir.

    Evliyaya türbe yapmak caizdir. (Cami-ul fetâvâ, Keşf-ün-nur, Üsul-i erbea)
    Her mümin, uykuda mümin olduğu gibi, öldükten sonra da mümindir. Bunun gibi peygamber, öldükten sonra da peygamberdir. Çünkü peygamber olan ve iman sahibi olan ruhtur. İnsan ölünce, ruhunda bir değişiklik olmaz. (Umdet-ül-itikad)
    İnsan, sadece beden değildir. Beden, ruhun konak yeridir. Kıymetli olan, ev değil, evde oturanlardır. O hâlde insan ruh demektir. Cebrail aleyhisselam, Peygamber efendimize insan şeklinde görünürdü. Cebrail aleyhisselam insan şeklinden çıkarak, kendi şekline girince, ruh gibi olunca, yok oluyor denilemez. Şekil değiştirdi denilir. İnsan ruhu da, bunun gibidir. İnsan ölünce, ruhu bir âlemden başka âleme geçmektedir. Ruhun böyle değişikliğe uğraması, kerametinin kalmayacağını göstermez. (Cami-ul fetâvâ)
    Öldükten sonra da, evliya zatlara hürmet etmek lazımdır. Böylece, ruhlarından feyz alınır. İnsanın kalbi temizlenir. Ziyarete gelenlerin bu kabrin bir veli mezarı olduğunu anlayarak, saygı göstermeleri için ve ziyaret edenin soğuktan, sıcaktan, yağmurdan, yırtıcı hayvandan korunması için, evliyanın kabirleri üzerine türbe yapmak caiz, hattâ lazımdır. Türbe, veli için değil, ziyarete gelen diriler için yapılmaktadır.


  3. IsLaM4eVeR

    IsLaM4eVeR لا اله الا الله - Lâ ilahe illallah Site Admin

    Ensari vehabi dedigin kimdir necidir aciklar misin?

    Ve islami olmayan üstüne sayfa numarasi olmayan kendince deliller sunmussun, yukaridaki konuyu okumadigin belli kocaman müslim hadislerine, hayali olmayan kaynaklarla birde lazim diye sonuca varmissin.

    Bir aciklama yaparsan sevinirim aksi halde bidati sitede yaymandan ötürü gecici yazma yasagi alacaksin.

    Bak delille yazacaksan, herkesin kabul ettigi muteber kaynaklardan sayfa numaralari ile konuyu devam ettireceksin.

    Örnek konu: https://www.islam-tr.net/konu/islama-gore-kabir-mezarin-sekli-nedir-turbe-yapmak-caiz-mi.28068/
  4. Hilafet Sancağı

    Hilafet Sancağı Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    abi,bu adamın ıslah olması için daha ne yapmak gerekir merak ediyorum.yıllarca aramızda bulundu olmadı,anlattık olmadı,alimlere dolaylı hakaret(muhammed bin abdulvahab) ve iftiradan birkaç kez kısa süreli banladık yine olmadı.Adam bana mısın demiyor geleneksel sufi bidatlarını taşıyor ve bidatçılıkta direniyor
  5. Pangea

    Pangea Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    3236... îbn Abbas'dan, demiştir ki:
    "Rasülullah (s.a) kabirleri ziyaret eden kadınlara, kabirleri mescid edinen ve oralarda kandil yakanlara lanet etti."

    Bu da Ebu Davud'tan yani yasak sadece erkekler için kalkmışa benziyor. Ki türbe tapıcılarının yüzde 90 kadın olduğunu göz önünde bulundurursak bu hamlenin ne kadar doğru olduğunu tartışmaya bile gerek yok.
  6. parsa

    parsa Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Kalkmışa benziyor ne demek ya.
    Ne olduğunu bilmiyorsun , ne olduğunu bilmeden hüküm veriyorsun , sonra o hükümle yorum yapıyorsun.

    İnsanlar kabirlere gidebilirler. Ölümü hatırlamak kabirdekiler için bagislanma dilemek amacı ile gidebilirsiniz.
    Yasaklayici hadisler yok değil ama onlar nesh edilmiştir.
    Kabirlere tapınma orda ağlamak ağıt yakmak ; zaten hiç nesh edilmedi.
  7. Pangea

    Pangea Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    burada https://islamqa.info/en/8198 okudugum fetvaya muteakip konustum. Ki yukaridaki yazida kadinlara ozel getirilen bu yasaktan hic bahsedilmemis bu sebeple goz ardi edildigini dusunuyorum.

    Ayrica
    -Bu anneme mağrifet dilemek için Rabbimden izin istedim de bana izin verilmedi. Fakat kabrini ziyaret etmek için izin istedim ve bana izin verildi.Siz de kabirleri ziyaret ediniz; çünkü kabirler ölümü hatırlatır.-(53)

    bu hadiste açıkça bağışlama dilemeye izin verilmediği söyleniyor yani sizin dediğinizin tam zıttı. Yazıyı bir daha okuyun derim kardeşim.
  8. parsa

    parsa Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Müslümanınkabre girerken okuması gereken duayı Rasulullah bizlere öğretmiştir.Bu dua şudur : “Ey müminler diyarında bulunanlar selam sizlere ! İnşallah bizler de pek yakında sizlere kavuşacağız” (Müslim-Nesai) Bir başka rivayette “ Ey kabirde bulunanlar ! selam sizlere ! Allah bize de size de mağfiret buyursun. Siz bizden önce geçip gittiniz. Bizde arkanızdan geliyoruz.” (Müslim-Nesai-Ahmed-Muvatta)
    (Genel kanaat ölümü hatirlamak)

    Rasulullah (s.a.v.) : “ Kardeşiniz için mağfiret dileyiniz ve ona sebat verilmesi için dua ediniz, çünkü şu anda ona soru sorulacaktır.”
    (Ebu Davud-Hakim-Albani sahih demiştir.)

    Ölünün defini bitince Rasulullah (s.a.v.) şöyle derdi : “ Allah’ım ! Onu bağışla ve hak üzere sabit kıl.” (Ebu Davud-Ahmed)

    Kadınlarınkabir ziyaretleri konusunda alimler iki görüştedirler. Bir grup alimler ki Hanbeli alimleri ve günümüz alimlerinden İbn Baz, kadınların kabir ziyaretini “Kabirleri ziyaret eden kadınlara Allah lanet etsin” (İbn Mace-Albani sahih demiştir.) hadisini delil alarak haram gösterirler. Fakat diğer alimlerde Rasulullah’ın “ Ben sizlere kabir ziyaretini yasaklamıştım, artık onları ziyaret edebilirsiniz.” (Müslim-Ahmed-Nesai) hadisini delil alarak kadın ve erkeğin kabir ziyareti edebileceğini söylerler. Muhammed Muhtar Şankiti ise, kadınların kabirleri ziyaret etmelerinin caiz olmasıdır.Kadınlarında ölümden, kabirden ders alması da ayrı bir gerekliliktir.


    Allah resulunun annesinin kabrine gidip onun için bağışlama dilemesinin yasak edilmesi , kabire gidip allahım babamı anamı affet onları bağışla demenin yasaklanması değil. Mümin olmayanlara bağışlanma dilemenin yasakliligi ile bagdaştırmak gerekir.

    Allah razı olsun gardaş. Amacım taassup ile değil ilim ile hakka ulaşmak. Rabbim bize nasip etsin.
  9. Pangea

    Pangea Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Yani sonuç olarak ölülere af dilemek "amacı" ile değil ölümü hatirlamak için gitmek erkekler için serbest kilinmis. Kadinlarinki tartismali, ki verdiğim link de zaten ibn Baz hocanin fetvasidir.
    Ayrica yukaridaki yazida da konun tartismali oldugu islenmis ve
    (Ebu Davud)
    hadisinden ayri Tirmizideki benzer hadis kaynak verilmis. Ben okurken atlamisim o kismi, yukarida yanlis bir iddiada bulunmusum yazan hakkını helal etsin.
  10. ebuu.ali

    ebuu.ali Elhamdulillah Kullanıcı


    Doğruları söylemek erdemdir.Allah c.c doğruları eksiksiz söyleyenlerden razı olsun.


    Kendi yanlışını farkedip doğruyu kabul etmekde erdemdir.Allah c.c kendi nefislerine uymayıp doğruları kabul edenlerdende razı olsun.
  11. Pangea

    Pangea Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    benim yanlışım parsa kardeşe karşı olmadı yalnız. Kendi yanlışımı düzelttim kimseye de bilmiyorsun etmiyorsun ama konuşuyorsun demedim yine parsa kardeşin ilk mesajında bana karşı yaptığı gibi.

    Ama sorun yok ben de bu hadisi öğrendiğimde çok şaşırmıştım bu tarz tepkiler normaldir boyle durumlarda.
  12. Pangea

    Pangea Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Bu arada amacım tartışma yaratmak falan değil,burada hanefi mezhebine ait görüşler ağırlıklı olarak, ihtilaflara da yer verilerek aktarılmış. Ben de kendi takip ettiğim hocanın görüşünü aktardım (yazıda bahsedilmediğini düşünüp,) ancak sonradan farkettim ki ihtilaf aktarılmış ben hata etmişim. Yazmasam da olurmuş. Benim mesajlarım silinebilir kalabalık yarattığı düsünülüyorsa.
  13. ebuu.ali

    ebuu.ali Elhamdulillah Kullanıcı

    Sübhanallah.Benim ikiniz içinde güzel temennilerde bulunmam bir ironiydi sadece.alınmayın sizde kardeşim.İnsanlar genel olarak yazılanları okumak ve anlamak yerine birbirlerine laf yetiştirme derdinde oluyorlar.Yazılanları okuyup anlamak sizin ikinizdede olayı açıklığa kavuşturmuş hemen.Tevazu kişinin kendi yanlışını düzeltmesinde zaten.Saygılar ve sevgiler.
  14. Omer Faruk

    Omer Faruk Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Öldüğümüz gün aslında herseyın farkına tamamen varmıs oluyoruz
    ALLAH Zulcelal bize bir sene ıcın 8.766 saat muhlet ortalama 45 sene yasayan ıcın 483.300.00 saat zaman vermıs Takı ıman edıp guzel ısler yapıp hakka ulasalım dıye.

    Ölüm vakti geldıgı an dunya ıle ılısıgın yasam olarak bıtıyor.aile mal mulk su bu ne varsa dunyalık o an bıtıyor.
    Sırada hesap vaktı var elbette bu 483.300.00 saatınde yaptıklarının hesabı

    Bunu suna benzetıyorum milyarlık ınsan ıcınde ne kadar da az ALLAH a ıbadet eden ınsan var 7,6 milyar insandan belkıde 1 mılyar bıle yok.
    Zamanda oyle aslında bu zaman ıcerısınde 24 saat te 4 saat farz ıbadetı yapsan 8 saat uyusan gerıye kaldı 12 saat 8 saat calıstın dıyelım kaldı 4 saat bu saatte aılenle vakıt gecırsen toplam ıbadetın senın 45 senede 65.700 saat yapar.

    Biz bu 65.700 luk saat dılımıyle hangı cennete gıderız bılmem ben
    Ashab ALLAH onlardan razı olsun.Her anlarını ALLAH ıle gecırmeye ozen gosterdıler.Rasulallah gıbı ayakları sısene kadar ıbadet gozlerı sısene kadar da hallerıne aglayıp uzulduler.Bu hesabı onlar taa musluman olurken yapmıslardı.
    Gercekten Cennetı hakedecek ve ALLAH ın huzurunda yarabbı ben sana ıman edıp ıtaat ettım dıyecek bır yuzumuz varmı.
    Etrafımdakı ınsanların cogu evet namaz kılıyorlar oruc tutuyorlar hacca gıdıyorlar. lakın.
    Mazlumu tutan cok az
    Yetımı kollayan cok az.
    ALLAH ın sınırını gozeten cok az.
    Zekat veren cok az.
    Tam manada ıbadet eden kımse cok az

    Hal boyle olunca kısılerın kabırlerıne gıdılınce bu derece onlara dua etmelerıde kendılerınce normal bır durum.
    KAbire gıdınce bıze ogutlenen oraya gırdıgımız vakıt bızım basımıza da geleceklerdır.
    Rasulallah ne dıyor

    Ey müminler diyarında bulunanlar selam sizlere ! İnşallah bizler de pek yakında sizlere kavuşacağız” (Müslim-Nesai) Bir başka rivayette “ Ey kabirde bulunanlar ! selam sizlere ! Allah bize de size de mağfiret buyursun. Siz bizden önce geçip gittiniz. Bizde arkanızdan geliyoruz.” (Müslim-Nesai-Ahmed-Muvatta)

    SElam sizlere her canlı olumu tadacaktır.Herkez yaptıklarının hesabını verecektır.Siz artık buradasınız geldınız insaallah bızlerde yakında yanınıza
    gelecegız. ALLAH gunahlarımızı affetsın.Bizde gelıyoruz deyıp kendı halımızı bır dusunmek

    Yasam bır oyun degıldır olmadı da bu bır sınav
    Elbette bu ımtıhandan dersıne calısanlar gececekler.Bazen bende dusunuyorum Su koca koca bınalar arabalar sunlar bunlar gezmek tozmak eglenmek bu nasıl bır susdur Subhanallah. Sonra bır ezan okunuyor.Haydı namaza haydı kurtulusa butun bu susler yerını cennete bırakıyor.

    Bunları neden soyledım.

    İnsanlar ALLAH a ısyan eden ona ortak kosan ve ALLAH ın sınırlarını tanımayan kım olursa olsun neredeyse kedi bıle olse cenaze namazını kılacak durumu gelmısler bu bır sapkınlıktır.

    ALLAH rasulu munafıkların listesını huzeyfeye verdi neden acaba. Hatta hz ömer o koskocaman sahabe ALLAH katına en guzel derece ıle gocmus Ömer huzeyfenın pesını neden acaba hıc bırakmamıs. Listeye bakıp ta aaa bunlar munafıkmıs dıye demek ıcınmı yada gercekten kendı ısmını merak ettıgı ıcınmı ?

    Hayır hayır Onlar ALLAH a ısyan etmıs yamuk kımselerden uzak durmuslardır.ALLAH ın sınırlarını korumuslardır.Vela ve bera yı layıkıyla yerıne getırmıs kımselerdır.Bu ıste duygusallıga yer varmı ? Elbette kısının halıne kendı halıne uzulunebılır oda elbette ALLAH ın sınırlarını gozeterek olmalıdır.Tıpkı Rasulallah ve ashabı gıbı...

    Gunuzmuzde su an her telden degısık ınsanlar var hatta
    Etrafımızda yamuk boyle Ben muslumanım deyı alakası olmayan bu sekılde ne kadar cok ınsan var hatta bızde o hallerdeydık kı hepımızı ALLAH zulcelal kalplerımızı kendıne dondurdu elhamdulıllah.
    Bize de dusen dunyada ınsanlara hakkı soylemek ve onları duzeltebıldıgımız kadarını duzeltmek İslama davet etmek gerceklerı anlatmaktır.

    Biraz uzun oldu ama demek ıstemem oki
    Su kabır ve ölüm insana gercegı ogreten hazınelerden bır tanesidir.
    Ölmeden önce Ölün.
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş