1. This site uses cookies. By continuing to use this site, you are agreeing to our use of cookies. Learn More.

Hariciler hakkında gelen bazı hadisler

Konu, 'Hadis Bahçesi' kısmında ANTİ HARİCİ tarafından paylaşıldı.

  1. ANTİ HARİCİ

    ANTİ HARİCİ Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Hariciler hakkında gelen bazı hadisler


    Cabir (ra) dan Rasulullah (sav) şöyle buyurmuştur: ''Kuran okurlar ama okudukları boğazlarından geçmez. Okun avdan geçerek çıktığı gibi Kuran’dan (dinden) çıkarlar.'' (Buhari-Muslim-ibn mace-Ahmed)

    Ebu Said el-Hudri (ra) dan Rasulullah (sav) şöyle buyurdu: ''Şüphesiz bunun soyundan öyle bir topluluk çıkar ki, Kuran okurlar ama okudukları boğazlarından geçmez. Bunlar putçuları bırakıpta ehli İslam’ı öldürürler. Okun avı delip çıktığı gibi İslam’dan çıkarlar. Eğer o topluluğa erişirsem semud kavminin toptan silindiği gibi onları da toptan silip öldüreceğim.”
    Başka bir rivayette (sahabelere hitap ederek)şöyle buyurdu: “Biriniz onların namazı yanında kendi namazını, onların oruçları yanında kendi orucunu küçük görür. Okun avı delip çıktığı gibi İslam’dan çıkarlar. Okun demir kısmına bakılır ondan bir şey bulunmaz. Sonra okun giriş kısmına bakılır onda bir şey bulunmaz. Sonra okun ağaç kısmına bakılır onda bir şey bulunmaz, sonra okun tüylü kısmına bakılır ondada bir şey bulunmaz. Hâlbuki ok avın karnını delip geçmiştir.” (Buhari-Muslim-Nesai-Ebu Davud)

    Başka bir rivayette ''Ümmetimin içerisinde ve insanların tefrikaya düştükleri zaman ortaya çıkacak olanlar....Bunlar halkın en şerlilerindendir''

    Ali(ra)dan Rasulullah (sav) şöyle buyurdu:
    “Ahir zamanda yaşları küçük, düşünceleri değersiz ve aşağı bir toplum ortaya çıkar. Yaratıkların en hayırlısının sözünü söylerler... Onlarla karşılaşırsanız onları öldürünüz. Çünkü onların öldürülmesi kıyamet günü onları öldüren için Allah katında sevap olur.

    Başka bir rivayette ise''Onlarla savaşan ordu, Peygamberlerin (sav) dilinde kendileri için ne gibi güzel vaat verildiğini bilseydi, artık başka amel işlemeyi bırakır buna güvenirdi.

    Ebu Zer (ra)dan Rasulullah (sav) şöyle buyurdu : ''....dinden çıkacaklardır. Sonra dine geri dönmezler. Bunlar halkın ve mahlûkatın en şerlileridirler. (Muslim- ibn Mace-Darimi-Ahmed)

    İbn Ebi Evfa (ra)dan Rasulullah (sav) şöyle buyurdu:
    ''Hariciler cehennemin köpekleridirler."(ibn Mace ravileri güvenilir kimselerdir. Ancak el-Ameş ile sahabe arasında kopuklu vardır der)


    Haricilerin Bazı Özellikleri:


    Şeyh Makdisi; haricilerden bahsederek onların sıfatlarını anlattı. Biz ise bunu özetleyerek aktarıyoruz….

    -Müslümanları tekfir etmek konusunda taşkın ve cesurdurlar. İbn Ömer bunlar için şöyle der:
    ‘Bunlar insanların en şerlileridir. Kafirler hakkında inen ayetleri almış ve Müslümanlara uygulamışlardır.’
    (Buhari muallak olarak ‘İnkarcıların ve Haricilerin öldürülmesi’ babında)

    -Tekfir ettiklerinin canlarını mallarını ve namuslarını da helal görürüler. Muhaliflerini öldürür, mallarını ganimet olarak alır ve kadınlarını esir edinirler. Bu ise Rasulullah (sav) in onlar için söylediği ‘Putperestleri bırakır Müslümanlarla savaşırlar.’ Sözünün doğruluğunu gösterir.
    - Müslümanların en hayırlılarına karşı pervasızlıkları, haksızlıkları ve taşkınlıkları, ispat edemeden ve sadece kötü zan ile insanların hatalarını bayraklaştırmaları da temel niteliklerinden. Onların bu durumu ne kadar kibirli olduklarını, nefislerine uyduklarını, Müslümanları nasıl hor gördüklerini ve onlara nasıl tepeden baktıklarını gösterir.
    -Şeri delilleri almadan, Şarinin ondan maksadını kavramadan ve nassların neye delalet ettiğini bilmeden hüküm vermeleridir. Anlayışları bozuktur. Nitekim Rasulullah (sav) onları ‘akılca kıt’ (Muslim’in rivayet ettiği hadisten bir bölümdür.) diye nitelemiştir. Sünnetin, kuranı açıklamasından kendilerini mahrum bıraktıkları için bocalamışlar, meselelerde birbirlerini tekfir etmişler, sonra tövbe etmişler ancak daha sonra yaptıkları bu tövbenin de hata olduğunu söylemişlerdir. Bütün bunlar delillendirme yöntemini bilmedikleri ve kavrayışlarını yetersizliği sebebiyle olmuştur.
    - Şeri ahkamda katı tutum tutunmaları, Allah Tealanın Müslümanlar için tanıdığı kolaylığı tanımamaları ve ümmetin işini zorlaştırmaları da onların vasıflarındandır.
    -Müteşabih ayetlere uyarlar ve muhkem olan ayetleri ölçü almazlar. Taberi, Tahzibu’l-Asar’da , ibn Hacer’in sahih olduğunu belirttiği bir senet ile hariciler hakkında ibn Abbas (ra) tan şöyle rivayet eder:
    ‘’Kur'anın muhkemlerine iman ederler ancak müteşabihleri ile helak olurlar ‘’ (Fethu’l Bari ‘Mürtetlere istitabenin uygulanması’ babında )

    - Batıl görüşlerini yaldızlarlar ve ona hak süsü verirler. Bu nedenle ciddi bilgisi veya derin basireti olmayan kişiler onlara kanar ve peşlerinden giderler. (30 Risale s.405-409)


    Müslümanları tekfir eden haricilerin hükmü


    İbn Kudame(rh) şöyle diyor: ''Günah nedeniyle tekfir eden; Hz.Osman, Hz.Ali, Hz.Talha, Hz.Zubeyri (r.anhum) ve sahabelerin çoğunu tekfir eden ve kendileriyle beraber olanların dışında Müslümanların kanlarını ve mallarını helal kılan hariciler ashabımızda muteahhir (sonra gelen) fakihlerin sözünün zahirine göre bağilerdir. Onların hükmü bağilerin hükmü gibidir. Bu söz Ebu Hanife, Şafii ve fakihlerin cumhurunun sözüdür.

    Hadis ehlinin çoğu ve Malik; Hariciler istitabe edilir derler. Tövbe etmedikleri zaman kâfir oldukları için değil, fasit oldukları ve ifsat ettikleri için öldürülürler.

    ….Hadis ehlinden bir taife haricilerin mürted, kâfir olduklarını söylerler. Onların hükmü mürtetlerin hükmü gibidir derler. Kanları ve malları helal kılınır. Bir yere sığınıp güç sahibi oldukları zaman sair kâfirler gibi harb ehli olurlar ve imamın elinde oldukları zaman mürtetlerin istitabe edildikleri gibi istitabe edilirler. Tövbe etmedikleri zaman öldürülürler ve onların malları fey olur.
    (Ganimet: savaştıktan sonra kafir mallarıdır, Fey ise; savaş olmadan Müslüman gücü ve korkusu ile kazanılan mallardır..)

    Müslüman varisleri onlarda miras almaz....(delillerini zikrettikten sonra)

    .....Fakihlerin çoğu haricilerin kafir olmadıkları ve baği olmadıkları görüşündedirler.

    ibn Munzir: Şöyle der:Haricileri tekfir edip onları mürtet ilan etme konusunda hadis ehline muvafık bir kimseyi bilmiyorum. İnşallah sahih olan görüş şudur ki: Hariciler savaşa başlamasalar da onların öldürülmesi caizdir. Çünkü Peygamber (sav) Onları öldürmeyi emretti ve onları öldürene sevap vaat etti. (el-Muğni c.14 s.58 ve sonrası)

    Fethu'l Mulhim kitabından alıntılar:
    Hafız ibni hacer şöyle der: Hadisten anlaşılıyor ki haricilerle savaşmak ve onları öldürmek ancak onları hakka dönmeye davet ve onların mazeretlerini iptal etmek suretiyle onlara hüccet ikame edildikten sonra caiz olur. Buhari, ayeti başlığında yazmasıyla buna işaret etmiştir. Aynı zamanda hadis, haricileri tekfir edenlerin delillerindendir. Bu görüş Buhari’nin yaptığının gereğidir.
    Çünkü onları mulhidlerle (kâfirlerle) beraber zikretmiştir. Sonra onlardan tevil sahiplerini bir başlıkla ayırmıştır.

    El Kadı Ebu Bekir İbn'ul Arabî (rh) Tirmizinin şerhinde şöyle der:
    Sahih olan görüş kâfir olmalarıdır. Çünkü Rasulullah (sav) onlar hakkında şöyle buyurdu:
    '' İslam’dan çıkarlar, Ad kavminin helakı gibi bir helak ile onları öldüreceğim” başka bir lafızda semud kavmi geçer. Bu iki kavimden her biri ancak küfür sebebiyle helak olmuşlardır. Aynı şekilde şu hadis ''İnsanların en şerlileridirler'' bu vasıfla ancak kâfirler vasıflandırılırlar. ''Allah Tealanın en fazla buğz ettiği insanlardır''

    Onlara muhalif olanlara küfür ve cehennemde ebedi kalmakla hükmettikleri için bu hükmü kendileri daha çok hak etmektedirler. Müteahhir âlimlerden bu görüşe meyl edenlerden Şeyh Takiyyuddin es- Subki, fetvalarında şöyle der:
    ''Haricilerin ve Rafızîlerin gulatlarını tekfir edenler, o iki taifenin sahabelerin meşhur zatlarını tekfir etmelerini delil gösterdiler. Çünkü Peygamber (sav) in söz konusu sahabelere yapmış olduğu cennet tanıklığını yalanlamış durumundadırlar. Daha sonra devamla şöyle dedi: O huccet bana göre sahih bir huccettir.

    Hafız Keşmiri şöyle der: Hadiste geçen 'dinden marik' kelimesine gelince Hafız ibn Hacer (rh) bu kelimenin evveli manasının mürtet olduğunu söyledi ve hadislerden bu tefsirine şahitler nakletti. Bu isim yani dinden ve İslam’dan 'marık'lık meşhur hadislerde haricilerin hakkında gelen isimdir. Dolayısıyla onların hükmü riddet olmuştur.

    Kurtubi (rh) el-müfhim kitabında şöyle der: ''Ebu Said hadisinde gelen benzetme haricilerin kâfir olduklarına dair olan görüşü te’yid eder. Zira hadisin zahirinden kastedilen ‘Okun hedeften geçerek ondan (yada yaydan) çıktığı gibi onlarda İslam’dan çıkmışlardır.'
    Kadi İyaz eş-Şifa kitabında şöyle der: Ümmetin sapık olduğuna veya sahabelerin tekfir edilmelerine ulaştıracak bir sözü söyleyen her kimsenin kâfir olduğunda şüphe yoktur.

    İmam Keşmiri(rh) şöyle der: Hak olan görüş 'marık' kelimesinin imandan küfre daha yakın olmasıdır. Bu konuda bulduğum en açık delil, ibn Macede geçen şu hadistir:
    “Ebu Umame diyor ki: Bunlar (hariciler) Müslüman idiler sonra kâfir oldular. Dedim ki: ey Ebu Umame bu söz senin söylediğin bir söz müdür? yoksa işittiğin bir söz müdür?
    Dedi ki: Hayır bunu Rasulullah (sav)den duydum.
    ( Hafız Muhammed bin İbrahim el-yemani isarul hak eserinde bu hadisin isnadına hasen dedi. Tirmizide bu hadisin özetine hasen demiştir. )

    İbn Hacer(rh) şöyle der: Sünnet ehlinden usul âlimleri, haricilerin fasık oldukları kelime-i şahadeti telaffuz ettikleri ve İslam’ın rükünlerini yerine getirdikleri için İslam’ın hükmünün üzerlerinde cari (geçerli) olduğu. Ancak fasit bir tevile dayanarak Müslümanları tekfir ettikleri için fasık oldukları ve bu tevil onların kendilerine muhalif olanların kanlarını ve mallarını helal kılmalarına ve onlara küfür ve şirk hükmü ile şahidlik etmelerine onları sürüklediği görüşünü seçmişlerdir.

    Hattabi şöyle der: İslam âlimleri haricilerin sapık olmalarına rağmen Müslüman fırkalarından bir fırka olmaları onlarla evlenmek ve onların kestiklerini yemenin caiz olduğu ve İslam’ın aslına tutuldukları sürece kafir olmadıkları konusunda görüş birliği içindedirler.
    Kadı İyaz şöyle der: Neredeyse bu mesele en çelişkili meselelerden olmuştur. Fakih Abdulhak imam Ebul Meali’ye bu mesele hakkında soru sormuşlar İmam Ebul Meali ise ümmete bir kâfiri sokmak veya ümmetten bir Müslüman’ı çıkarmak dinde tehlikesinin muazzam bir şey olduğunu beyan ederek cevap vermekten özür dilemiştir.
    Devamla Kadı İyaz şöyle der: Bundan önce Kadı Ebu Bekir el-Bakillani de bu konuda durdu ve dedi ki: Bu insanlar küfrü açık bir şekilde işlemediler ancak küfre sürükleyen (ulaştıran) sözleri söylediler.
    Kurtubi el-Mufhimde şöyle der: Hadisten dolayı kâfir oldukları görüşü daha kuvvetlidir... Tekfir bahsi tehlikeli bir konudur ve biz selamete eşit bir şey saymıyoruz.
    ( Fethu'l Mulhim kitabından 5.cilt sayfa153 ve sonrasındakiler özetlenerek aktarılmıştır. Araştırmak isteyenler için orada uzun bir bahis vardır. Müellif (rh) bahsin sonunda haricilerin tevili fasit olduğundan dolayı haricilerin kâfir olduğunu söyleyen görüşü tercih eder.)

    Şeyh Ebu Basir şöyle der: Derim ki şüpheler güçlü olduğu kadar ve şeri bir dayanağı olduğu kadar sahibini mazur kılar. Şüphelerin gücü ve dayanağı olduğu kadar sahibini mazur kılar. Şüphelerin gücü ve dayanağı yok olduğu, sahibi kafi şeri hüccet gördüğü zaman ona mazeret kalmaz. Dolayısıyla ilim ehli Hariciler ve benzerlerine küfür hükmü verme konusunda ihtilaf etmişlerdir. Kimisi onların tekfirinde tevakkuf edip onları baği Müslüman saymış kimisi de onları İslam dan çıkaran kafir hükmü vermiştir. Bu ihtilafın sebebi her iki kesimin Haricilerin küfrüne mani olan şüphelere bakış açılarının farklılığıdır.

    İbn Teymiyye (rh) (Feteva c.28 s.5185) şöyle diyor:
    (alimler haricilerin) tekfirinde ihtilaf etmişlerdir. Malik ve Ahmedin mezhebinde 2 görüş vardır. Şafii mezhebinde de onları tekfir etme hususunda ihtilaf vardır. Ahmedin mezhebindeki iki görüşten biri onların baği olduklarıdır. İkincisi ise mürtet kafir olduklarıdır. Dolayısıyla onlarla savaşa başlamamız, onlardan alınan esirleri öldürmemiz ve onlardan kaçanları takip etmemiz caizdir. Onlardan ellerimize esir düşen kimseye mürtet gibi istitabe uygulanır, yoksa öldürülür…’
    Sonra şöyle dedi: ‘Hz. Ali(ra) ve diğer imamların hariciler hakkında söylediği sözlerden anlaşılan, hariciler İslam ın aslından dönen mürtetler gibi kafir değillerdir. Bu görüş Ahmet ve diğer imamların kendi sözleri olarak nakledilen görüştür. Buna rağmen onların hükmü Cemel ve Sıffın'da savaşanların hükmü gibi değildir. Bilakis onlar üçüncü bir çeşittir. Bu görüş onların hakkında nakledilen üç görüşün en sahih olanıdır.’

    (Ebu Basir) derim ki: Hariciler ve onlar gibilerin sapıklıkları şüphelerinin hacmi çeşidi, güçlülüğü, zayıflığı yönünden birbirine eşit değildir. Yine onların sapıklıkları ve İslam dan uzaklaşmaları derece olarak bir değildir. Dolayısıyla her durumun farklı hükme sahip olması kaçınılmaz bir şeydir. Onlardan her şahsın, kendi şüphelerinin hacmine ve çeşidine, sapıklığının derecesine bağlı olan, farklı hükmü vardır.
    Biz genel olarak deriz ki: kişi ister haricilerden ister başkalarından olsun, tekfirin şartları yerine gelip manileri ortadan kalktığı zaman, o kişinin muayyen olarak tekfir edilmesi gerektiğine inanıyoruz. Dolayısıyla kişinin hakkında tekfirin şartları bulunduğu zaman kişinin haricilere veya başka sapık fırkalara mensup olması tekfir manilerinden biri sayılmaz. (Tekfir Kuralları s.214)

    Tekfirin şartlarını ve manilerine bilmeyen avam veya âlimin, muayyenin tekfirine dalmasının imanın şartlarından olması mümkün olmadığı gibi, bu iş değil vacip, caiz dahi değildir...


    Şeyh Ebu Basir’e şöyle soruldu:

    Soru:Bazıları şöyle diyor: Sadece alimler muayyen bir şahsı tekfir etmeye kalkışabilirler. Onlardan başka hiç kimsenin (muayyen şahsı) tekfir etmesi caiz değildir. Bu söz ne kadar doğrudur.

    Cevap: Elhamdulillahi Rabbil Alemin. Bu söz mutlak anlamda söylenirse doğru değildir. Bir yönden doğru bir yönden yanlıştır.
    Tekfir edilmesi istenen muayyen kişinin küfrü müteşabih, ihtimalli, şartlara ve manilere bakılması gereken bir küfür olduğu halde, bu söz doğrudur. Çünkü bu tür tekfirin şüphesiz ki ilme içtihada ve takvaya ihtiyacı vardır. Dolayısıyla avam halkın; vasfı ve hali böyle olan kimselerin tekfirine girmelerini tavsiye etmiyoruz, ilim ehline sormaları gerekir.
    Tekfir edilmesi istenen muayyen kişinin küfrü, Yahudiler Hıristiyanlar Mecusiler putperestler komünistler ateistler ve İslam’ın ana temellerini yalanlayanların küfrü gibi açık ve net olduğu halde, bu söz (yani sorulan soruyu kast ediyor) yanlıştır. Zira avam olsun alim olsun herkes bu tür kafirleri tekfir etmelidir. Burada tekfir eden kişinin ilim ve içtihat ehlinden olması şart değildir. Bilakis Müslümanların avamlarından her biri bu tür suçlu kafirleri tekfir etmeli ve onlardan beri olmalıdır.
    Zira Müslümanların avamı, kafiri-müminden, şirki-tevhitten ayıramadan, şirkten-müşriklerden ve tüm kafir milletlerden bera akidesini nasıl diriltecebilecekler ki??! Malumdur ki küfrü ve kafiri bilmek; küfürden ve kafirlerden beri olmanın gereklerindendir. Dolayısıyla hak ehli ile batıl ehlini ve tevhitle şirki birbirinden ayırmak gerekiyor. Aksi takdirde bir şeyi bilmeyen o şeyi vermeye güç yetiremez.

    Soru: Tekfirciler kimlerdir. Müslüman toplumlarında asl olan İslam mıdır? Yoksa küfür müdür?

    Cevap: Elhamdulillahi Rabbil Alemin. Bu soru yanlıştır. Belki şöyle demek istedin; tekfirde aşırıya gidenler kimlerdir?
    İnsanların arasında yaygın olan ‘tekfirci’ kelimesi Muhammed (sav), Sahabe-i kiram (r.anhum) ve onlara güzellikle tabi olanları da kapsar. Çünkü onlar , Allah’ın küfür hükmünü verdiği, tekfir edilmeyi hak eden kimseleri tekfir ediyorlardı. Ancak tekfir de aşırıya kaçanlar, aşırılığa ve ifrata düşmüşlerdir. Dolayısıyla, zanla ve küfür derecesine ulaşmayan günah ile tekfir etmişlerdir. Böylece mutlak (genel) sözlerinde ve verdikleri hükümlerin çoğunda, ilk haricilerin yoluna muvafık olmuşlardır.
    Sormuş olduğun sorunun ikinci kısmına (Müslüman toplumlarında asl olan….) gelince;.. eğer insanları kast ediyorsan, İslam'a muhalif bir fiil izhar etmedikleri sürece, evet onlarda asl olan İslam'dır. Yok eğer o toplumlara egemen olan rejimleri ve kanunları kast ediyorsan, onlar cahili-kafir rejimlerdir.
    (Ebu Basir ‘Tekfirin Kuralları’ s.219-230 arası özetlenerek aktarılmıştır.)

    Bu konuyu şöyle açıklayabiliriz: genel olarak dinin bütün konularında başta tekfir konuları olmak üzere akidevi konularda fıkhi konularda veya dinin en basit konularında konuşmak ancak ilimden sonra caiz olur.

    Bunun için İmam Buhari (rh) şöyle bir başlık atmıştır: ''İlim söz ve amelden önce olmalıdır'' Dolayısıyla taharet meselelerinde dahi ilimsizce konuşmak caiz olmadığı gibi; tekfirin şartlarını ikrah, cehalet, tevil, intifaul kast gibi manilerini bilmeden muayyenin tekfir edilmesinin caiz olmaması daha evladır.
    Bu görüş Allah’ın dininde kabul etmiş olduğumuz görüştür. Biz deriz ki her insan akidesini ve dinin emirlerini öğrenmelidir. Aynı şekilde imanı bozup küfre sokan her türlü fiilden sakınmalıdır. Bu söz haktır. Ancak bu söz ile muayyen kişilere iman küfür hükmü vermek arasında ne yakından nede uzaktan hiçbir alakası yoktur...
    Bir kişi küfür fiili işleyen bir muayyenin hükmünü bilmesine ihtiyaç duyduğu zaman dinin sair hükümlerini öğrenir gibi bu meseleyi ehliyet sahibi bir ilim adamına sormalıdır yada tekfir konusunun bütün usullerini ve feri konularını öğrenmek zorundadır. Bence böyle bir şey kısa zamanda mümkün değildir. Her kişi içinde mümkün değildir. Çünkü böyle meselelerde hüküm vermek için kişi içtihat mertebesine ulaşmış olmalıdır. Zira bu meseleler dinin en zor en tehlikeli ve en kritik konularındandır. Nice âlimler bu meselenin eşiklerinde durmuşlardır. Bundan dolayı İslam devletinde bu meseleler alimlerin müçtehit olmasını şart koştuğu kadının görevlerindendir.

    NOT: insanlar arasında küfrü meşhur olan ve mutevatir bir şekilde İslam’a savaş açtığı, İslam’ın ehline buğz ettiği, küfür eylemleri işlediği ve alimlerin onun hakkında küfür fetvaları verdiği kimseyi avamlarda tekfir edebilir.
    Ancak insanların imanını sahih saymak için falanı veya falanı tekfir etmelerini şart koşmak açık bir bidattir. Sarih bir delalettir. Nasıl olmasın ki.Bu sözle amel edenlerin bir selefi yoktur.
    Akide konularında konuşan hiçbir alim böyle bir şarttan bahsetmemiştir. İşte şeyhul İslam ibn Teymiyye (rh) şeriatı ilk değiştiren tatarların zamanında yaşamıştır. Tatarlar şeriatı bırakıp Yesakkanunu ile hükmedip dinden çıkmışlardır. Ancak şeyhul İslam ibn Teymiyye(rh) o dönemde yaşayan Müslüman avamların imanlarını sahih saymak için Tatarları tekfir etmelerinin şart olduğunusöylememiştir. Halbuki onların zamanındaki Müslümanların büyük bir kısmı hatta bazı alimler bileTatarları tekfir etmemiş ve Tatarlar kelime-i şahadeti telaffuz ettikleri için onlara Müslüman hükmüverenler dahi olmuştur. Buna rağmen ne ibn Teymiyye (rh) nede o zamanda yaşayan ehli sünnetalimlerinden hiç kimse onları tekfir etmemiştir.
    Aynı Hafız ibn Kesir (rh) Şeriatı ilk değiştiren tatarların kafir olduklarında icma nakletmiştir. Ancak onları tekfir etmeyenlerin kafir olduklarını söylememiştir.
  2. Ebu SILA

    Ebu SILA Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    güncel.
  3. Şeriatu'l İslam

    Şeriatu'l İslam Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    ;)
  4. Alensar1

    Alensar1 Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Es selâmu aleykûm wa rahmatullah
    şimdi deniyor ki islam devleti harici peki bu islam devleti ni kuranlar kimle savaştı ırakta? amerika ve Irak ordusu ile pkk ile Esad rejimiyle ve muhaliflerle ama hilafet ilan edildiğinde harici yaftası yapıştırıldı .. .yani daha hiç bir müslümanın kanını dökmeden bunlara harici dediler doğrumu? ..ama bu konuda pek bilgim olmamakla birlikte Hz Ali radıyallahu zamanında bir hilafet vardı ve halife ye karşı hariciler savaştı zannedersem ama şimdiki zamanda bu islam devleti ırak ve Suriyede kâfir devletlerin işgali sırasında kıyam etti yanlış mıyım? İkisinin yani hz Ali radıyallahu zamanındaki hariciler ve bugün harici yaftası vurulan grupların çıkış şartları farklı ve İslam devleti gerek amerika gerek rejimle gerek pkk yla ciddi savaşlar yaptı ve şahsıma göre ciddi sayıda şehidler verdi, ve en önemlisi hilafeti ilan edip Nebi sallallahu aleyhi ve sellem in sünneti ni yani halifelik sistemini getirdi tabi aşırıya gittiği konular ve hataları olmuş olabilir allah affetsin ama Allah yolunda cihâd eden bir fırka yı harici diye yaftalamak ne kadar doğru?,o zamanın şartlarından hariciler bu zamanda amerika ve koalisyona karşı cihâd eden islam devleti nin hükmü aynı mıdır sizce???? İslam devletinde halife var emir var bayrağı belli ama SURİYEDE her sene isim değiştiren ve birbirleriyle çatışan gruplar var bir hilafet yok tamam diyelim şartlar müsait değil şimdi hadi NUSRA elkaide geçtim Türkiyede demokratik küfür sisteminden razı bidat ehli tasavvufçuların bu fırkayı harici diye yaftalaması ne kadar doğru??? Bu birinci sorum ikinci sorum ise Yukardaki yazıda haricilerin okudukları kuran boğazlarından geçmeyecek diyor? Türkiyede binlerce Kuran Hafızı var kaç tanesi Amel ediyor? soruma cevap verirseniz sevinirim Allah ümmeti Muhammad e (sallallahu aleyhi ve sellem) birlik beraberlik nasip etsin cihada katılmak isteyen müslüman kardeşlerimizin yolunu açsın,, hâk yolda cihâd edip hâk yolda şehid olmayı nasip etsin,, es selâmu aleykûm wa Rahmetullah
  5. eL_Muhacir

    eL_Muhacir İlimsiz mucahid katil,cihadsız alim belam olur. Yetkili Kişi Forum Yöneticisi

    aleykumselam ve rahmatullah

    işid peydah olmadan önce Müminlerin emiri Molla Muhammed Ömer biatlı idiler. O dönemler grubun lideri Zerkavi idi şehid edildikten sonra Ebu Muhammed Ömer geçti oda bir müddet liderlik yaptıktan sonra şehid edildi.Sonrasını pek hatırlamıyorum.ondan sonra durum bulanıklaşmaya başladı.Kendilerinden birini halife ilan ettiler ismi lazım değil. Oysa ki,hadis gereği iki halife olması durumun da birinin öldürülmesi gerekir !
    Yani fitne tohumu ilk bu şekil de ekildi.Müslümanlar iki grup oldu,birlik olmak gerekirken.Müslüman kanı dökmeden önce harici yaftası vurulmamıştı.
  6. Ebu SILA

    Ebu SILA Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Acaba islam devleti sıfatını verdiğin ışid mi.? önce bunu öğrenelim.
  7. أهل السنة والجماعة

    أهل السنة والجماعة Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Şia'nın İsmailiyyesi ki Batıniyye olarak da bilinir nasıl ki bunlar ayetleri tahrif etmiş gizli manaları vardır diyerek dinin esaslarını iptal edip kafir olmuşlar.Haricilerin de durumları bunlardan farklı olarak ayetleri anlamayan kimseler olarak karşımıza çıkmıştır,bu hariciler de tıpkı bidat fırkalar gibi ayetleri tevil etmişlerdir fakat kendileri bunun farkında değiller.Ayetleri ortasından bölüp hüküm çıkararak,ayetin kapsamını bilemeyip konuyla alakası olmayan ayetlerle istidlal ederek ümmet için daima fitne olmuşlar. Kardeşlerimiz bu cahil taifenin oyununa gelmesinler bu zamanda çoğu kimseler harici olduğunu kabul etmese de haricilerin akidesinden esintiler bulunmakta dikkatli olmak lazım.

    Hariciler.png

    Said b. Cumhân der ki: Abdullah b. Ebî Evfâ ile Haricilerle savaşıyorduk. İbn Ebî Evfâ’nın bir kölesi de Haricilere katılmıştı. Biz ırmağın bu tarafındayken onlar da öbür tarafında duruyordu. “Ey Ebû Feyrûz! Ey Ebû Feyrûz! Karşında efendin İbn Ebî Evfâ var!” diye bu köleye seslendiğimizde: 'Şayet hicret etse en güzel adamlardan olurdu” karşılığını verdi,İbn Ebî Evfâ: “Bu Allah düşmanı ne diyor?” diye sorunca: “Hicret etmen durumunda en güzel adamlardan biri olacağını söylüyor” dedik. Bunun üzerine İbn Ebî Evfâ üç defa: “Resûlullah’la (sallallahu aleyhi ve sellem) ettiğim hicretten sonra başka bir hicret mi!" dedi ve şöyle devam etti: “Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem): «Onları (Haricileri) öldüren, sonra onlar tarafından öldürülen kişiye ne mutlu!» buyurduğunu işittim.”

    Ahmed 19149,19414 [SAHÎH]


    Saîd b. Cumhân der ki: Artık gözleri görmeyen Abdullah b. Ebî Evfa’nın yanına gittim. Kendisine selam verdiğimde: “Sen kimsin?” dedi. “Ben Saîd b. Cumhân’ım” dediğimde: “Baban ne oldu?” diye sordu. Ezarika fırkası onu öldürdü” dediğimde: “Allah Ezârika’ya lanet etsin, Allah Ezârika’ya lanet etsin. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): «Onlar cehennem köpekleridir» buyurmuştu” dedi. Ona: “Onlar sadece Ezârika mı yoksa Hâricilerin hepsi mi?” dediğimde: “Bilâkis Haricilerin hepsi” karşılığını verdi. Kendisine: “İdareci insanlara zulmediyor ve yapacağını yapıyor” dediğimde: şu karşılığı verdi: "Vay haline ey İbn Cumhân! Büyük topluluğa sarıl! İdareci senin sözünü dinleyecek olursa ona evinde iken git ve bildiklerini ona söyle. Dediklerini kabul ederse ne âlâ, eğer kabul etmezse onu bırak. Çünkü sen ondan daha bilgili değilsin.”

    Diğer rivayette ise “Gökyüzü altında en kötü öldürülmüşler Cehennemin köpekleridir. Onları öldürenlere müjdeler olsun" ibaresi geçmiştir.

    Diyâu’l-Makdisî 180,181/13 [SAHÎH]



    Abdullah b. Abbâs anlatıyor: Hariciler (Ali’den) ayrılıp tek başlarına toplandıkları zaman Ali’ye: “Ey Müminlerin emîri! Namazı geciktir ki, şu topluluğa gidip onlarla konuşayım” dedim. Ali: “Onların sana bir zarar vermelerinden korkuyorum” deyince: “İnşallah bir zarar vermezler” dedim ve Yemen yapımı kıyafetlerimin en güzellerinden giyinip yanlarına girdim. Onlar öğle istirahatlarına çekilmişlerdi. Daha önce ibadete onlardan daha düşkün bir topluluğun yanına girmemiştim. Elleri deve dizi gibi nasırlı idi ve secde yüzlerinde bir iz bırakmıştı. Yanlarına girdiğimde: “Hoş geldin ey Abbas’ın oğlu oğlu! Neden geldin?" dediler. Onlara: “Ben size Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi vesellem) ashâbından bahsetmek için geldim. Vahiy onların zamanında indi ve bunun anlamını en iyi onlar bilir” dedim. Bunun üzerine bazıları: “Onunla konuşmayın derken, bazıları da: “Onunla konuşacağız” dediler.

    Onlara: “Allah Resûlü'nün (sallallahu aleyhi vesellem) amcası oğlu, damadı, kendisine İlk iman eden ve Resulullah’ın (sallallahu aleyhi vesellem) ashabının kendisiyle beraber olduğu kişiden neyin intikamını alıyorsunuz?” dediğimde: “Üç şeyin intikamını alıyoruz cevabını verdiler. “Bunlar nedir?” dediğimde ise: “Birincisi, Allah’ın dininde insanları hakem tayin etti. Oysa Yüce Allah: «Hüküm, ancak Allah’ındır» (En’âm 57) buyurmaktadır” dediler. “Diğeri nedir?" dediğimde: “Savaştı ama esir ve ganimet almadı. Eğer onlar kâfir ise onların malı kendisine helal idi. Eğer onlar mümin ise onların kanı kendisine haramdı" dediler. "Diğeri nedir?” dediğimde: "Kendisine ait olan Müminlerin emîri sıfatını sildi. Eğer o müminlerin emîri değil ise kâfirlerin emiridir” karşılığını verdiler.

    Onlara: “Size Allah’ın Kitabından ve Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi vesellem) sünnetinden inkâr edemeyeceğiniz şeyler anlatırsam bu yanlışlarınızdan geri döner misiniz?” dediğimde: “Evet döneriz” dediler.

    Bunun üzerine ben de şöyle devam ettim: “Sizin: «Allah’ın dininde insanları hakem tayin etti» demenize gelince, Yüce Allah: «Ey iman edenler, sîzler ihramda iken av hayvanını öldürmeyin. İçinizden kim onu kasten öldürürse Kâbe’ye varacak bir kurbanlık olmak üzere öldürdüğü hayvanın dengi bir ceza vardır ki, buna aranızdan adalet sahibi iki kişi hükmeder» (Mâide 95) buyurmaktadır. Kadın ve kocası hakkında ise: «Eğer karı-kocanın aralarının açılmasından korkarsanız, erkeğin ailesinden bir hakem ve kadının ailesinden bir hakem gönderin» (Nisâ 35) buyurmaktadır. Allah için size soruyorum, burada insan kanının akmasını durdurma ve aralarını ıslah etmek için hüküm vermesi mi daha önemlidir yoksa çeyrek dirhem değerindeki bir tavşan için hüküm vermesi mi daha önemlidir?” Onlar: “Vallahi kanın akıtılmasını durdurmak ve insanların arasını ıslah etmek için hüküm vermesi daha önemlidir” dediler. “O halde bunu hallettik” dediğimde: “Vallahi evet” dediler.

    Onlara: “Şimdi: «Savaştı ama esir ve ganimet almadı» sözünüze gelince, annenizi (Hz. Aişe’yi) esir mi alacaksınız? Yoksa başkasına yapmanızı helal gördüğünüz şeyi ona da mı helal kabul ediyorsunuz? Böyle yaparsanız küfre düşmüş olursunuz. Eğer onun anneniz olmadığını iddia ederseniz yine küfre düşmüş olursunuz ve İslam’dan çıkarsınız. Yüce Allah: “Peygamber, müminlere kendi nefislerinden daha yakındır. Onun eşleri onların anneleridir” (Ahzâb 6) buyurmaktadır. Ancak siz iki sapıklık arasında gidip geliyorsunuz. Bunlardan hangisini isterseniz tercih edin” dediğimde: “Vallahi evet (doğrudur)” dediler.

    Onlara: “Şimdi: «Kendisine ait olan Müminlerin emîri sıfatını sildi» sözünüze gelince, Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem), Hudeybiye günü aralarında bir anlaşma yazmak üzere Kureyşlileri çağırdı ve: «Şöyle yaz: Bu, Allah’ın Resûlü Muhammed’in hükmettiği şeydir» buyurunca, Kureyşliler: «Vallah eğer Allah’ın Resûlü olduğuna inansaydık seni Kâbe’den uzaklaştırmaz ve seninle savaşmazdık. Muhammed b. Abdillah olarak yaz» dediler. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): «Vallahi beni yalanlasanız da ben Allah'ın Resûlü’yüm. Ey Ali! Muhammed b. Abdillah yaz» buyurdu. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), Ali’den daha üstündür. Bunu da hallettik mi?” dediğimde: “Vallah evet” dediler ve içlerinden yirmi bin kişi yanlışlarından geri döndüler. Geriye kalan dört bin kişi ise öldürüldü.


    Diyâu’l-Makdisî 437/10 [HASEN]
  8. Asutay

    Asutay Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Haricilere kafir diyenlerde var, doğrusu ne acaba Allahualem
  9. Tevhid38

    Tevhid38 Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    IŞİD Ebu Ömer Bağdadi sonrası her nasıl olduysa Ebu Bekir Bağdadi yi emir seçti oda Eymen zevahiriye biatliydi yıllarca hatta 2. Adam Ebu Muhammed Adnani nin mektubu var seyh Eymen e diyor ki "elinizdeki okuz biz nereye atarsanız oraya gideriz!"
    Suriye sahasına girdikten aşağı yukarı 1 sene sonra biatini bozup bagi oldular soylede saçma bir aciklama yapıldi "biz ırak İslam devleti olarak El-Kaide deye biat etmiştik şimdi ırak İslam devletini bitirdik yeniden ırak Şam İslam devletini kurduk bu oluşumun da size Biati yok " hatta şunu diyen bile oldu IŞİD zaten devletti (irak İslam devleti) neden bir örgüte biat etsin? Böyle saçma açıklamalar yaptılar kendi asiliklerini bastırmak için. Ayrıca yukarda arkadaş demiş ki hemen harici ilan edildiler hayır hemen değil nerdeyse 1 yıldan fazla nasihat edildi onlara ve kimse onlara harici demedi El-Kaide adına asiler dendi hala da asi bir avuç cahil gençler! El-Kaide onlari zalim müslümanlar adlandırıyor umulur ki ıslah olurlar. Çünkü haricilerin kulli alametleri onlarda mevcut değil ama cüzleri var.
  10. Tevhid38

    Tevhid38 Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Dikkat edilmesi gereken bir husus var bu konuda El-Kaide eğer emirlik liderlik sevdasında olsaydi 300 bin pestuna biat etmezdi çünkü El-Kaide nin bütün sahalarda ki militan sayısı nerdeyse 3 katı Taliban'ın
  11. Alensar1

    Alensar1 Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    sıfatı veren ben değilim ama kastettiğim bariz açık..
  12. Alensar1

    Alensar1 Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    kardeş açıklama için teşşekkür ederim demekki allahın takdiri böyleymiş inşaallah tekrar barışıp birleşirler...
  13. tarsus

    tarsus Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Molla Ömer büyük imam (islam halifesi) değildi, zaten hiçbir zaman da böyle bir iddiası olmadı. O sadece kendi bölgesindeki askerlerinin emiriydi. Atiyyetullah el Libi ile bu konu hakkında yapılan röportaja başvurabilirsin. Ayrıca müslüman öldürmek (ki bu dediğin de doğru değil) başlı başına bir haricilik alameti değildir. Tarih birbiriyle savaşmış müslümanlarla doludur.
  14. tarsus

    tarsus Islam-TR Üyesi Kullanıcı

  15. tarsus

    tarsus Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    IŞİD, Kaide'ye hiçbir gün biatlı olmadı. Irak İslam Devleti kurulduğu zaman, Kaide örgütü ile Irak İslam Devleti arasındaki biat ilişkisi tamamen sonlandı ve Irak el Kaidesi, Irak İslam Devleti'ne biat edip Irak topraklarındaki varlığını sonlandırdı. Emir olarak da Ömer el Bağdadi seçildi ve Irak el Kaide'si lideri Ebu Hamza el Muhacir de dahil olmak üzere ona biat edildi. "Saçmalıyorlar" deyip naklettiğin "devlet neden örgüte biat etsin" sözünün sahibi ise "cahil" dediklerin değil, Zevahiri. İyi oku ve anla. Ebu Hamza el Muhacir ve Zevahiri'nin konuyla ilgili cümlelerini aynen aktarıyorum:

    Ebu Hamza el Muhacir:
    “Artık samimiyet ve işi karara bağlama vakti geldiği için faziletli, kahraman, cesur, Haşimi,
    Kureyşli, nesebi Hüseyin’e (radiyallahu anh) dayanan Müminlerin Emiri Ebu Ömer El Bağdadi’ye
    diyorum ki:
    Zorlukta ve kolaylıkta, hoşuma giden ve gitmeyen şeylerde, aleyhimize olan hallerde işitip itaat
    edeceğimize, işin ehliyle çekişmeyeceğimize, nerede olursak olalım hakkı söyleyeceğimize ve
    hiçbir kınayıcının kınamasından korkmayacağımıza dair sana biat ediyorum.
    Aralarında Mucahitler Şura Meclisi de olmak üzere –meclisteki kardeşlerimi temsilen kurmuş
    olduğumuz tüm teşkilatların da Irak İslam Devleti yönetimi altında ortadan kalktığını ilan ediyoruz.
    El Kaide Ordusu’ndan 12 bin savaşçıyı direk tasarrufunuz ve emirliğiniz altına koyuyoruz. Hepsi
    de Allah
    yolunda ölmek üzere biat ettiler.” (Ebu Hamza el-Muhacir, Hüküm Allah’ındır,
    Kasım 2006)

    Zevahiri:
    "Devlet, Hilafet ilan etme yolunda bir adımdır, dolayısıyla grup ve örgütlerden üstündür. Öyleyse
    örgütler devlete bey'at etmelidir, tersi değil. Ve Emir'ül Mü'minin Ömer el-Bağdadi -Allah onu
    korusun- günümüzde Müslümanların ve mücahidlerin liderlerindendir. Allah'tan ona metanet ve
    zafer diliyoruz". (es-Sahab Medya ile 2. Buluşma)

    Zevahiri:

    "Bugün Irak'ta el-Kaide isimli bir oluşum yoktur. Mezepotamya'daki El-Kaide organizasyonu,
    Allah'ın lütfuyla diğer grup ve cihadi oluşumlarla Irak İslam Devleti çatısı altında birleşmiştir,
    Allah onu muhafaza etsin. Ve bu, doğru menhec üzere kurulmuş şer'i bir emirliktir. Şura
    tarafından kurulmuş ve Irak'taki mücahidlerin ve aşiretlerin çoğundan biat almıştır." (es-Sahab
    Medya ile 4. Buluşma)

    Ebu Ömer el Bağdadi:

    “El-Kaide’nin muhacir emiri (Ebu Hamza el-Muhacir) herkesin önünde bu fakir kula biatını, işitip
    itaat edeceğini duyurdu. Böylece cemaat (El-Kaide), resmi olarak İslam Devleti’nin; Irak İslam
    Devleti’nin maslahatı için dağılmıştır.” [Ebu Ömer el-Bağdadi, Köpüğe gelince, o atılır gider,
    Zilkade 1428 H/ Kasım 2007 M]

    Zevahiri'nin iddia ettiği biat mevzusu görüldüğü gibi kendi kendini ve kendinden önceki emirleri yalanlıyor. İfadeler gayet sarih. Safları bölen biri varsa bu, hain Culani'nin biatını kabul edip ona sahip çıkan Zevahiri'dir. Öyle ki sonunda Culani ona verdiği biatı da bozdu ve hapishanelerini Kaide'nin erkekleri ve kadınlarıyla doldurdu. Hainlere sahip çıkan, yaşattığını yaşıyor.
  16. Abdulmuizz Fida

    Abdulmuizz Fida فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ Yetkili Kişi Site Admin

    Eymen ez Zevahiri'ye hain diyen Harici ve Haricilerin propagandası ve üyelikleri forumda yasaktır!
  17. Pangea

    Pangea Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    ama ona dememis culaniye demis hain diye.
  18. Alensar1

    Alensar1 Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Irak Şam islam devletine nasıl harici hükmü veriyorsun ? Emirül müminin Ebubekir al bağdadi hilafet ilân etmeden önce hilafet veya halife mi vardı da hilafeti ilân edince harici oldu..? Türkiyede oturduğu yerden yazanlar Allah yolunda cihad edenlere harici diyorlar ..
  19. Abdulmuizz Fida

    Abdulmuizz Fida فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ Yetkili Kişi Site Admin

    Hareket halinde fitne çıkarmaktan oturmak evladır, imitasyon harici!
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş