1. This site uses cookies. By continuing to use this site, you are agreeing to our use of cookies. Learn More.

Her Haftaya 1 Fıkıh Terimi

Konu, 'İslam Fıkhı' kısmında Muzammil tarafından paylaşıldı.

  1. Muzammil

    Muzammil İyi Bilinen Üye Kullanıcı

      
    İslâm'ın kişisel ve sosyal hayata dair amelî hükümlerini bilmeye,akıl etmeye fıkıh denir.

    Akîka
    Yeni doğan çocuğun başındaki saça Arapça’da akîka denir. Istılahta ise, yeni doğan çocuk için kesilen şükür kurbanına verilen isimdir. Akîka kurbanı kesildiği gün çocuğun saçı da tıraş edildiği için bu isim verilmiştir.

    Malikî, Hanbelî ve Şafiîlere göre akîka kurbanı kesmek sünnettir. Hanefîlere göre ise, mubah, bir rivayete göre de menduptur. Akîka kurbanının, çocuğun doğumunun yedinci günü kesilmesi, aynı gün saçlarının tıraş edilerek çocuğa isim konması ve kesilen saçın ağırlığınca altın veya gümüş sadaka olarak dağıtılması müstehaptır.


    Akîka kurbanı, koyundan olabileceği gibi, sığır ve deveden de olabilir. Kurban edilecek hayvanda bulunması gereken şartlar, etinin kimlere verilebileceği ve kimler tarafından yenilebileceği, kurban bayramında kesilen kurban gibidir.


    IMG_20171024_192713.jpg
  2. Muzammil

    Muzammil İyi Bilinen Üye Kullanıcı

    Bâğî
    Lügatte, haktan ayrılmak, zulmetmek, haddi aşmak anlamına gelir. Kur’an-ı Kerim’de, lügat manasının yanında, Allâh’a karşı gelme, dinin çizdiği sınırları aşma manasında dinî ve ahlâkî bir terim olarak da geçmektedir.
    ( En’am, 6/164; Nahl, 16/90; Kasas, 28/76; Şura, 42/27; Hucurat, 49/9)

    Istılahta ise, meşru devlet başkanına silahla karşı koymak, isyan etmek anlamına gelmektedir.

    Halktan bir grubun, kendi kanaat ve görüşlerine göre devlet başkanının yanlış yolda olduğunu ileri sürerek baş kaldırmalarına; onu devirmek, düzeni değiştirmek veya ayrı bir devlet kurmak istemelerine bağy, bunu yapanlara ise bâğî denir. Kelimenin çoğulu buğâttır.


    Devlete karşı isyanın oluşması için, isyanın meşru devlet başkanına veya düzene yapılmış olması, isyanın kuvvet kullanılarak yapılması gerekir; kuvvet kullanmadan devlet başkanına muhalefet etmek veya biattan kaçınmak bağy sayılmaz.

    Kur’an’da bâğîlerle Allâh’ın buyruğuna dönünceye kadar savaşılması (Hucurat, 49/9) emredilmekte, fitne çıkarmak savaştan daha şiddetli ve büyük kabul edilmektedir (Bakara, 2/191,217). Bağy suçu sabit olan isyancılarla savaşmak gerektiği, savaş esnasında öldürülmelerinin caiz olduğu kabul edilmiştir. İsyan bastırıldıktan sonra, isyan sırasında işlenen suçlara uygun olarak, ayrıca isyandan dolayı cezalandırılırlar. Müçtehitlerin çoğunluğuna göre isyancılara ölüm dışında bir ceza verilir; İmam Ebu Hanife’ye göre ise, ölüm cezası da verilebilir.

    #Burdaki devletin küfür devleti olmaması şartıyla. Küfür devletine isyan yapan bâğî olmaz.

    BeautyPlus_20171029154934_save.jpg
  3. tevhiddavam

    tevhiddavam Rabbim! Benim ilmimi arttır! Kullanıcı

    Bu isyancılar dinden çıkmış olurlar mı?
  4. Muzammil

    Muzammil İyi Bilinen Üye Kullanıcı

    Hayır.
    Buğât (Bağîler) arkalarında silâhlı bir güç olan asîlerdir. Kendi yorumlarına göre bir delile dayanarak bazı hükümlerde müslümanlara ve İslâmî yönetime muhalefet ederler. Askerî bir güçle bir bölgeyi ele geçirirler ve orada kendi yönetimlerini hakim kılarlar. Hâricilerin Hz. Ali'(radiyallahu anh )ye karşı takındıkları tavır gibi. Hâricîler veya diğer adıyla Harûrîler Hz. Ali'ye isyan ettiler, onun ve müslümanların kanlarını ve mallarını gasbetmeyi kadınlarını esir etmeyi helâl saydılar. Haricîler* Resulullah (sallalahualeyhi ve sellem ) )'ın ashabını tekfir ederler. Her günahın insanı küfre götürdüğü kanaatini taşırlar. Böylece dinde çok sert ve şiddetli bir yol izlediler. (İbnü'l-Hümâm, Fethu'l-Kadîr, IV, 408 vd.; es-Semerkundî, Tuhfetü'l-Fukahâ, III, 251; İbn Âbidîn, Reddü'l-Muhtar, III, 338). Bunların dışındaki bâğîler ise; hâricîlerin mübah gördüğü gibi müslümanların mallarını ve çocuklarının esir edilmelerini mübah görmezler.

    Hz. Ali (radiyallahu anh ) ; "Din kardeşlerimiz bize bağyetti (isyan etti)" derken, bağy'i isyan anlamında kullanmıştır. Bâğîler İslâm nazarında dinden çıkmış sayılmazlarsa da ümmetin ittifakı ile dalâlet* ehlidirler. Dinden çıkmadıklarının delili şu ayettir: "Eğer müminlerden iki tâife çarpışırlarsa siz hemen onların aralarını bulun" (el-Hucurât, 49/9)
    .
  5. Muzammil

    Muzammil İyi Bilinen Üye Kullanıcı

    Cehrî – Cehren

    Açıktan, yüksek sesle, alenen söylemek, okumak, yapmak anlamlarına gelmektedir.

    Cemaatle kılınan akşam ve yatsı namazlarının ilk iki rekatı ile sabah namazı, bayram ve Cuma namazları, teravih namazı ve Ramazan ayında teravih namazından sonra kılınan vitir namazının her rekatında imamın fatiha ve zammu sureyi açıktan, yüksek sesle okuması vaciptir. Öğle ve ikindi namazlarında ise, imamın kıraati hafî (sessiz )yapması gerekir.


    Tek başına kılınan namazlarda ise, öğle ve ikindi namazları ile gündüz kılınan nafile namazlarda, kıraatin gizli (hafî) olarak yapılması gerekir. Sabah, akşam ve yatsı ile gece kılınan nafile namazlarda kişi serbesttir; dilerse sesli (cehri), isterse gizli (hafî) okuyabilir.


    IMG_20171106_015321-1.jpg
  6. Muzammil

    Muzammil İyi Bilinen Üye Kullanıcı

    Delk

    Kelime ovmak, ovuşturmak, çitilemek anlamlarına gelmektedir. Abdest ve gusül ile necasetin temizlenmesinde bir tabir olarak fıkıh kitaplarında kullanılmaktadır.

    Abdest ve gusülde yıkanan uzuvların ovulması, abdestin sünnetlerindendir. Malikilere göre gusülde uzuvları ovalamak farzdır.

    Necasetin temizlenmesinde delk, ovalama bir temizleme aracı olarak kabul edilmiştir. Mest, kundura ve deriden mamul elbiseler gibi necaseti emmeyen giyeceklere, hayvan pisliği gibi görünür bir necaset dokunduğunda, su ile temizleneceği gibi, bıçak gibi bir şeyle kazımak veya yere sürtmekle de temizlenir. Ancak, idrar gibi görülmeyen necasetin mutlaka yıkanması gerekir. Elbise veya bedene dokunan necasetin da yıkanması gerekir.

    Bununla birlikte, insan menisi kuruduktan sonra ovalanmak suretiyle temizlenebilir. Fakat yaş iken temizlenmesi için yıkanması şarttır.

    SnapPic_20171120231854911.jpg
  7. Muzammil

    Muzammil İyi Bilinen Üye Kullanıcı

    Erş

    Sözlükte bedel, rüşvet, fesat, husumet gibi farklı anlamlara gelen erş; bir fıkıh terimi olarak, satılan malın kusurlu çıkması halinde satış bedelinden düşülen miktarı; bir mala zarar verilmesi durumunda meydana gelen noksanlığın maddi karşılığını; şahıs aleyhine işlenen suçlardan ölümle sonuçlanmayan yaralama ve sakatlamalarda mağdura ödenmesi gereken malî karşılığı ifade eder. Erş terim olarak genellikle diyet anlamında da kullanılmaktadır.

    Screenshot_2017-11-26-20-29-30.jpg
  8. Muzammil

    Muzammil İyi Bilinen Üye Kullanıcı

    Fâite

    Sözlükte kaçmış anlamına gelen fâite, bir fıkıh terimi olarak vaktinde kılınamayan namazı ifade etmektedir. Çoğulu fevâittir. Vaktinde kılınamayan namazları ifade etmek için kaçmış manasındaki fâite kelimesinin kullanılması, bir Müslüman’ın namazı kasten terk edemeyeceğini, ancak elde olmayan nedenlerle namazın kaçabileceğini hissettirmektedir.

    Namazı bilerek, özürsüz olarak vaktinden sonraya bırakmak büyük günahtır. Namaz, vakti çıktıktan sonra kaza edilmekle yerine getirilmiş olur. Ancak vaktinden sonraya bırakıldığı için tövbe edilmesi gerekir.

    Meşru bir mazeret sebebiyle namazın kazaya kalması günah olmaz. Hz. Peygamber hadislerinde uyuyakalma ve unutma mazeret olarak kabul edilmiştir (
    Buharî, Mevâkit, 37; Müslim, Mesacid, 314-316).
    Bunun dışında düşman korkusu, ebenin doğum yapacak kadının başından ayrılması halinde çocuğun veya annesinin; cerrahın ameliyathaneden ayrılması halinde hastanın zarar göreceğinden korkulması meşru birer mazerettir. Nitekim Hz. Peygamber, Hendek savaşında namazlarını
    tehir etmiştir (Buhârî, Mevâkit, 36, 38).

    images (1).jpeg
  9. Muzammil

    Muzammil İyi Bilinen Üye Kullanıcı

    Garar

    Sözlükte tehlike, risk, kişinin bilmeden canını veya malını tehlikeye sokması gibi anlamlara gelen garar, bir fıkıh terimi olarak akdin haksız kazanca yol açacak ölçüde kapalılık taşıması manasına gelir.


    İslâm hukukunda, hukuki işlemlerde ve özellikle de iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerde, akdin konusunun biliniyor ve belirli olması gerekir. Kur’an ve sünnette, sözleşmelerde açıklık, dürüstlük ve güven ilkeleri üzerinde ısrarla durulmuştur (Bakara 2/188; Nisa 4/29). Akdin konusu ile ilgili belirsizlik garar, vasıflarının bilinmezliği ise cehalet kavramıyla ifade edilmektedir. Bununla birlikte, her iki kavramın birbirinin yerine kullanıldığı da görülmektedir.

    Hz. Peygamber alışverişlerde gararı yasaklamıştır (Buhârî, Buyû’, 75; Müslim, Buyû’, 4).
    Genel olarak garar, önem ve derecelerine göre; akdi iptal edici, akdi ifsat edici ve kaçınılması mümkün olmayan garar şeklinde üçe ayrılabilir.

    Kaçınılması mümkün olmayan gararın akde herhangi bir tesiri yoktur. Buna karşılık, önemli ölçüde kapalılık ve risk içeren, ana karnındaki yavru, kaçmış hayvanın satımı gibi akitler batıl sayılmıştır. Kapalılık ve risk akdin konusunun vasfı, miktarı, vade gibi hususlarda olup, daha sonra giderilebilir ölçüde ise, bu tür garar akdi ifsat eder. Bu belirsizlikler ortadan kalktığında akit sahih bir akde dönüşür.
    Garar ile ilgili düzenlemelere bakıldığında, hukukî işlemlerde karşılıklı rızayı, açıklık ve dürüstlüğü korumayı, tarafların beklenmedik bir zarar ve risk altına girmesine, aldatılmasına engel olmanın amaçlandığı görülür.

    unnamed-1.jpg
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş