1. This site uses cookies. By continuing to use this site, you are agreeing to our use of cookies. Learn More.
  2. Duyuruyu Kapat

HİDAYET ALLAH’IN ELİNDEDİR

Konu, 'Fethul Mecid' kısmında İSTİŞHAD tarafından paylaşıldı.

  1. İSTİŞHAD

    İSTİŞHAD الله لا ينسى أحداً ، هذا أمر كاف ليطمئن قلبك Yetkili Kişi Site Admin

      
    HİDAYET ALLAH’IN ELİNDEDİR


    Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:
    "Gerçek şu ki, sen sevdiğini hidayete erdiremezsin. Ancak Allah, dilediğini hidayete erdirir. O hidayete erecek olanları daha iyi bilir." (Kasas: 28/56)
    Bu ayetin nuzül sebebi, Ebu Talib'in, babası Abdulmuttalib'in dinini terketmeyip onun dini üzere ölümüyle ilgilidir. Konuyla ilgili açıklama hadiste yer alacaktır.

    İbn Kesir diyor ki:
    "Allah (c.c.) Rasulüne şöyle buyurmuştur:
    "Ey Muhammedi Sen sevdiklerini, istediklerini hidayete erdiremezsin. Yani bu, senin elinde olan bir iş değildir. Senin görevin sadece tebliğ etmek ve görevi iletmektir. Ancak Allah (c.c.) dilediklerini hidayete erdirir. Kesin hüküm ve hikmet sadece Allah'a (c.c.) aittir. Geçerli hüccet de O'nun elindedir.
    Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

    "Onların hidayete ermesi senin üzerinde (bir yükümlülük) değildir. Ancak Allah, dilediğini hidayete erdirir. Hayır olarak her ne infak ederseniz, kendiniz içindir. Zaten siz, ancak Allah'ın hoşnutluğunu istemekten başka (bir amaçla) infak etmezsiniz. Hayırdan her ne infak ederseniz haksızlığa (zulme) uğratılmaksızın size eksiksizce ödenecektir." (Bakara: 2/272)
    "Sen şiddetle arzu etsen bile, insanların çoğu iman edecek değildir." (Yusuf: 12/103)

    Burada insanları hidayete erdirmenin ve onların tebliği kabul etmelerini sağlamanın hiç kimsenin elinde olmadığı bildirilmiştir. Kişiye düşen sadece hidayete çağırmaktır.
    Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

    "Böylece sana emrimizden bir ruh vahyettik. Sen, kitap nedir, iman nedir bilmiyordun. Ancak Biz onu bir nur kıldık; onunla kullarımızdan dilediklerimizi hidayete erdiririz. Şüphesiz sen, dosdoğru olan bir yola niyet ediyorsun." (Şura:42/52)

    Bu ayette zikredilen hidayet, yol gösterme ve açıklama anlamında bir hidayettir.

    İbni Müseyyeb (İbn Müseyyeb: Said b. el-Müseyyeb b. Hazn b. Ebi Vehab b. Amr b. Aiz b. İmran b. Mahzum Kureyş'in mahzum kabilesindendir. Hadis ehlinin ittifakına göre İbn Müseyyeb'İn mürselleri en sahih mürsel hadislerdir. İbnul Medeni: "Tabiin arasında ondan daha geniş bilgiye sahip birini tanımıyorum" demiştir. H. 90 yılından sonra, seksen küsur yaşındayken vefat etmiştir.Babası Müseyyeb de sahabedendir. Hz. Osman'ın hilafeti dönemine kadar yaşamıştır. Dedesi Hazn da sahabidir ve Yemame'de şehit düşmüştür.) babasından şu hadiseyi nakletmektedir:
    "Ebu Talib ölüm döşeğinde iken, Rasulullah (s.a.v.) geldi ve:
    "Ey amca! "La ilahe illallah" de. Allah katında senin lehine elimde bir delil olur."dedi.
    Abdullah b. Ebu Umeyye ve Ebu Cehil de oradaydılar. Ebu Talib'e:
    "Yoksa sen deden Abdulmuttalib'in yolundan yüz mü çevireceksin?" dediler.
    Rasulullah'ın (s.a.v.) ısrarlarına rağmen O, yine de "La ilahe illallah" demeyi kabul etmedi. O'nun söylediği son söz şu idi:
    "O (yani ben), Abdulmuttalib'in dini üzeredir."
    Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.) ona:
    "Allah beni menetmediği müddetçe senin bağışlanman için dua edeceğim." diyerek yanından ayrıldı. Bunun üzerine şu ayet nazil oldu:
    "Ne Nebinin ne de müminlerin, (şirk üzere ölüp) cehennemlik oldukları belli olduktan sonra, yakın akrabaları da olsa, müşrikler hakkında mağfiret dilemeleri asla doğru olmaz." (Tevbe: 9/113) (Buhari Menakıbu'l-Ensar: 40, Eyman: 19, Müslim İman: 24,Ahmed: 5/433.)

    Ebu Talib ölüm döşeğinde iken Rasulullah (.s.a.v.) geldi. Bu sırada Mahzura kabilesinden Ebu Cehil ve Abdullah b. Ebi Ümeyye de orada bulunuyorlardı. Hatta belki Müseyyeb de onlarla beraberdi. Bu sırada her üçü de kafir idiler. Bu üçünden Ebu Cehil küfür üzere öldü. Diğer ikisi ise müslüman oldular.

    ********
    Ebu Talib'in müslüman olmamasındaki hikmet, alemlerin Rabbinin, kullarına, bu gibi şeylere kadir olanın sadece kendisi olduğu gerçeğini açıklamak istemesidir. Kendisi dışında hiç kimse buna asla kadir değildir. Eğer kalplerin hidayeti, sıkıntıları önlemek, günahları bağışlamak, azaptan kurtarmak vb. şeyler, Rasulullah'ın (s.a.v) elinde olsaydı -ki kendisi Allah'ın (c.c.) en üstün kuludur- bunu ilk önce amcası için kullanırdı. Çünkü Ebu Talib, Rasulullah'ı (s.a.v.) himaye etmiş, koruması altına almış, zor anlarında onun yanında yer almış, yardımına koşmuş ve ona destek olmuştur. Hikmeti akılları şaşırtan, kendisini tanımaya ve tevhide delalet eden şeyleri kullarına gösteren, ihlas ile amel etmeyi ve saf tevhidi sağlayan Allah'ı (c.c.) tenzih ve takdis ederiz.

    (Hidayet, kalbin dalaletten, küfürden ve fasıklıktan, imana ve taata dönüşmesidir. Allah'ın (c.c.) "Sırat-ı Müstakim" dediği doğrultuya yönelmektir ve o yolda sabit olmaktır. İşte bunun verilmesi yalnızca Allah'a (c.c.) aittir. Çünkü kalpleri değiştiren ve gönüllerin tasarrufunu elinde bulunduran bizzat kendisidir. Bu itibarla dilediğini hidayette kılar, dilediğini de dalalette. Allah (c.c.) kimi hidayette kılarsa, artık onu saptıracak, kimi da dalalette kılarsa, artık onu hidayete erdirecek yoktur. Ayette ifade edildiği gibi, Rasulullah (s.a.v.) için dahi böyle bir yetki söz konusu değildir. Onun için böyle bir yetki olmayınca, elbette başkası için de asla olamaz.
    Tarikat şeyhleri ve benzerlerinden bu manada iddialara kalkışanlar ve Şeyh müridlerinin kalbine girer, öğrencilerinin gönlüne girer, onların gönlünde var olanları bilir ve onlara dilediğince tasarruf eder diyenler hem sapıktırlar hem de başkalarını saptırmaktadırlar. Kim onları ve bu gibi şeyleri tasdik ederse, o da sapıktır. Allah'ı (c.c.) ve Rasulünü yalanlıyor demektir.
    Bu, Kur'an ile ilme, delalet ve irşada ve bu gibi şeylere varılır. Bu ise kurtuluş ve saadet yoludur. İnsanlar ancak bu gibi şeylere kadir olabilirler. Nitekim bu, Kur'an'da Rasulullah (s.a.v.) için açıkça belirtilmiştir:
    "Gerçekten sen, dosdoğru yola hidayet edersin (iletirsin)."
    Allah (c.c.) ilim ehline, halkı irşad etmelerini, iyiliği emredip münkerden nehyetmek suretiyle onları sırat-ı müstakime sevketmelerini farz kılmıştır.
    Bir çok kimse iki hidayeti birbirinden ayırdedememekteler. Kimisi hidayeti Allah'tan (c.c.) başkasında arayarak Allah'ın (c.c.) hakkına tecavüz etmekte, kimisi de aşırı giderek iyiliği emredip, kötülükten menetmeyi terketmektedir. İşte meseleyi böyle anlamak ve bu manada değerlendirmek bilgisizliktir, cehalettir, sapıklık ve dalalettir.)

    Fethu’l Mecid ala Şerhu Kitabü’t Tevhid
  2. Habibullah

    Habibullah Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    ALLAH celle celaluhu razi olsun.
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş