1. This site uses cookies. By continuing to use this site, you are agreeing to our use of cookies. Learn More.

Makale Hidayet Öyküsü Şeyh Halid Raşid

Konu, 'Serbest Kürsü' kısmında uKaB tarafından paylaşıldı.

  1. uKaB

    uKaB Islam-TR Üyesi Kullanıcı

      
    [​IMG]

    Eşim ilk evladımızı doğurduğunda daha 30’uma gelmemiştim. Hala o geceyi hatırlarım. Bütün geceyi arkadaşlarımla geçirmiştim. O gece, gereksiz konuşmaların olduğu ve arkadaşlarımı güldürmek için çeşitli saçmalıklar yapıyordum. O zamanlar diğer insnaları etkileme ve güldürme gibi ilginç bir yeteneğe sahiptim. Taklit edeceğim insnanın sesine uygun olarak sesimi değiştirebiliyordum. Kimse benim alaylarımdan kaçamazdı, arkadaşlarımla bile alay ederdim. Sonra bazı insanlar zamanla dilimden kurtulmak için benden uzaklaşmaya başladılar.

    Tam o gece pazarda dilenen kör bir adamla dalga geçmiştiğimi hatırlarım. Daha da kötüsü ona çelme takarak düşürdüm ve o kör adam ne söylediğini bilmeyerek kafasını sağa sola döndürmeye başladı.

    Her zaman ki gibi evime geç saatte döndüm ve karım beni bekliyordu. Eşim korkunç bir durumdaydı ve titrek bir sesle “Raşid… Neredeydin ?” diye sordu. “Marsta olacak halim yok ya, arkadaşlarla beraberdim” diye cevapladım. Oldukça hassas durumda olduğu belli olan ve göz yaşlarını zor tutan eşim; “Raşid, çok fazla yorulmaya başladım ve sanırım evladımız yakında doğacak.” dedi ve sükunet içinde bir gözyaşı yanaklarından süzüldü. O an eşimi ihmal ettiğimi hissettim. Bu zamanlarda dışarılarda gezmek yerine onun yanında olmalıydım çünkü eşim hamileliğinin dokuzuncu ayını doldurmak üzereydi.

    Sonra eşimin sancıları başladı ve hiç zaman kaybetmeden onu hastaneye götürdüm. Hemen eşimi doğum odasına aldırlar ve uzun süre acı işçinde o odanın içinde kaldı. Ben dışarıda onun doğum yapmasını bekledim fakat doğum zordu yine de sızana kadar bekledim. En sonunda hastaneye telefon numaramı bırakarak eve gittim iyi haberleri bana söylemelerini istedim. Aradan biraz süre geçtikten sonra hastane çalışanları bana Salim’in doğumunu müjdelediler. Hastaneye geri döndüm ve gititğim gibi bana eşimin doğumunu gerçekleştiren doktoru görmemi söylediler. “Ne doktoru” diyerek kızdım onlara “Ben sadece Salim’i görmek istiyorum!” dedim. “Mutlaka doktoru görmen gerek” dediler. Doktorun odasına gittim ve doktor benimle olumsuz bir şekilde konuşmaya başladı. Oğlumun gözlerinde sorun olduğunu ve görme kaybı yaşadığını öğrenince şok oldum. O anda Pazarda çelme takarak düşürdüğüm ve diğerlerinin güldüğü o adam aklıma geldi. Subhanallah ne ettiysem onu buldum! Eşim üzgün değildi. Allah’ın adaletine inanan eşim defalarca diğer insnalarla alay etmemi bırakmamı söylemişti. Eşim bu yaptıklarımı alay etme olarak değil çekiştime olarak görüyordu ve haklıydı. Salim’e çok ihtimam göstermedim. O evde yokmuş gibi davrandım, ağladığı vakit uyumak için odayı terk ediyordum. Eşim her şeye rağmen ona baktı ve onu derin bir sevgiyle kucakladı.

    Aslında ben ondan nefret etmiyordum ama bir türlü sevemiyordum da. Eşim, evladımın emeklemesini büyük bir coşkuyla kutladı. Evladım yaklaşık 2 yaşına geldiğinde yürümeye başladı fakat oğlumuzun aynı zamanda kötürüm olduğunu anladık. Ben evladımdan ne kadar çok fazla uzaklaşıyorsam, eşim de onu o kadar fazla çok sevmeye ve koruyup kollamaya başlıyordu. Bu durum diğer evlatlarımız olan Ömer ve Halid’in doğumundan sonra da devam etti. Aradan yıllar geçti içinde bulunduğum insanlar onları eğlendiren bir maskot gibi beni kullanmaya başladı. Oysa zannederdim ki onlarla alay edip oynayan kişi bendim.

    Eşim her zaman yanımda oldu ve her zaman benim hidayetimi istiyordu. Ne benim sorumsuz davranışlarım karşısında ne de Salim’i ve Kardeşlerini ihmal etmeme hiçbir zaman sinirlenmedi. Salim büyüdü. Eşim bana onu engelliler okuluna vermemiz gerektiğini söyleyince pek umursamadım. Yılların nasıl geçtiğini anlamadım. Neredeyse her günüm, bir diğerinin aynısıydı. İşe git, uyu, ye ve arkadaşlarınla takıl. Her günüm böyleydi. Bir Cuma günü saat sabah 11’de kalktım. Bu saat benim için oldukça erken bir saatti. Hızlıca duş aldım, giyindim ve güzel kokularımı sıkındım. Tam geçiyordum ki Salim’i gördüm hıçkırarak ağlıyordu. Salim’i bebekliğinden sonra ilk kez böyle ağlarken görmüştüm. Dışarı mı çıkmalıydım yoksa onu bu denli üzen şeyin ne olduğunu mu öğrenmeliydim. Hayır, onu bu durumda nasıl bırakabilirdim. “Salim, neden ağlıyorsun diye sordum.” Benim sesimi duyunca ağlamayı bıraktı ve benim onun yakınlarında olduğumu düşündü.

    Onun benden kaçmaya çalıştığını gördüm! Onun bana “Beni şimdi mi fark etmeye başladın? 10 yıldan beri aklın neredeydi?’’ demesini bekledim ve onu takip ettim. Salim kendi odasına gitti. İlk etapta bana neden ağladığını söylemek istemedi fakat anlayışlı davrandım çünkü neyin ters gittiğini çok iyi biliyordum. Onu daha önceleri Mescid’e götüren kardeşi Ömer geç kalmıştı. Cuma namazı olduğu için, Salim ön saflarda namaz kılacak yer bulamayacağından korkuyordu. Annesini çağırdı fakat kimse cevap vermedi. Elimle ağzını kapadım ve “Salim ağlamanın sebebi bu mu?’’ dedim. Ve ağlamaya başladım ve “Ya Salim, sana neden bunları söylüyorum bilmiyorum ama üzülme, seni bugün Mescid’e kim götürecek biliyor musun?’’ dedim. O, “Tabii ki de Ömer.’’ diye cevap verdi. “Keşke onun nereye gittiğini bilsem..’’ diye yakındı. Ben de “Hayır Salem, seni bugün ben götüreceğim’’ dedim. Salim çok şaşırdı, bu söylediklerime inanmakta güçlük çekti. Onunla dalga geçtiğimi düşündü ve tekrar ağlamaya başladı. Gözyaşlarını elimle sildim ve elinden tutarak ayağa kaldırdım. Oğlumu mescide araba ile götürmek istiyordum fakat o bu isteğimi reddetti ve “Baba Mescid bize çok uzak değil. Bu yüzden oraya yürüyerek gitmek ve attığım her adımı saymak istiyorum.’’ dedi. Ben ise en son ne zaman mescide girdiğimi ve secde ettiğimi hatırlamıyordum.

    Fakat işte tam o an pişmanlık ve korku duygusunu en fazla hissettiğim an idi. Uzun yıllar boyunca göz ardı ettiğim şeyler için pişmandım. Mescid ağzına kadar doluydu fakat ben buna rağmen Salim için ön saflarda yer bulabildim. Birlikte Cuma Hutbesi’ni dinledik ve ben onun yanında namaz kıldım. Namazdan sonra Salim bana Kur’an hakkında soru sordu. Şaşırmıştım. Kör olduğu halde nasıl Kur’an’ı okuyabilirdi ki? Nerdeyse onun bu istediğini reddedecektim ki, hislerini incitmekten korktum ve vazgeçtim. Evladım benden Kur’an’ı almamı ve Kehf suresinin bulunduğu sayfayı açmamı istedi. Onun isteğini yerine getirdim, fakat o önümdeki Kur’an’ı aldı ve kendi önüne koydu. Ardından sureyi okumaya başladı. Ya Allah! Evladım tüm sureyi ezberlemişti. O anda kendimden utandım ve Kur’an’ı önünden aldım. Bacaklarım titriyordu. Tekrar tekrar okudum. Allah’a beni bağışlaması ve bana yol göstermesi için yalvardım. Bu sefer ağlayan bendim. Boşa geçirdiğim ve yaptığım şeyler için umutsuzluk ve pişmanlık içinde ağlıyordum. O anda hissettiğim tek şey, küçük bir elin, yanaklarımdan düşen göz yaşlarını hafifçe silmesi oldu, bu Salim idi ve gözyaşlarımı siliyordu. Eve geri döndük. Eşim Salim hakkında oldukça fazla endişe içerisindeydi fakat bizim Cuma namazından geldiğimizi gördüğü zaman bu endişesi mutluluk gözyaşlarına döndü. O günden sonra, mesciddeki cemaati hiçbir zaman kaçırmadım. Kötü arkadaşlarımla bir daha hiç görüşmedim ve mescidde görüştüğüm dürüst arkadaşlar edindim. Onlarla birlikte İman etmenin verdiğimi zevki ve mutluluğu tattım. Onlardan ben bu dünyadan soyutlayan şeyleri öğrendim. O Yüce Yaradan’ın ismini zikretmeyi hiç bırakmadım. Bir ay içerisinde birkaç defa Kur’an’ı hatim etmeye başladım ve ben yılların benden götürdüğü insandım artık. Dilimden Allah’ın zikrini hiç düşürmedim. Belki böylece o Yüce Yaradan benim diğer insanlarla geçtiğim alayları ve dalgaları bağışlayabilirdi.

    Aileme daha yakın davranmaya başladım. Eşimin gözlerinde oluşan korku ve endişe artık yok olmuştu. Artık oğlum Salim’in yüzü gülüyordu. Onu gören herhangi biri, onun dünyalara sahip olduğunu düşünebilirdi. Nimetleri için Allah’a defalarca şükrettim. Bir gün dürüst arkadaşlarımdan biri İslam’ı yaymak için uzaklara seyahat etmeye karar verdi. Gidip gitmeme konusunda tereddüt ediyordum. İstihare yaptım ve eşime danıştım. Önceleri onun bu teklifi reddedeceğini düşünüyordum fakat tam tersi gerçekleşti. Eşim oldukça mutluydu ve cesaretlendirdi. Ben de Salim’in yanına gittim ve ona seyahat edeceğimi söyledim. Beni o küçük kollarıyla kucakladı ve eğer yapabilseydi başımı öpecekti. Daha sonra Allah’a güvenerek tüm işlemleri yoluna koymaya başladım ve Elhamdülillah her şey yolunda gitti. Evden tam 3,5 aydır uzaktaydım. Bu süre zarfında, bulduğum her fırsatta eşimi aradım ve evlatlarımla konuştum. Onları çok özlemiştim, özellikle Salim’i. Onun sesini duymak istedim. Salim, evden ayrıldığımdan beri benimle konuşmayan tek evladımdı. Ne zaman arasam, o ya okulda ya da mescidde oluyordu. Eşimi ne zaman arasam, ondan, Salim’i benim için öpmesini ve benim selamlarımı ona iletmesini isterdim. Eşim neşe ile gülerdi fakat en son aradığımda böyle olmadı. Herhangi bir kahkaha sesi duymadım. Sesi bir anda değişti. Ona, “Salim’e selamımı ilet.’’ Dedim ve o bana “İnşallah.’’ dedi.

    En sonunda eve döndüm ve kapıyı çaldım. Bana kapıyı açan kişinin Salim olmasını çok isterdim dakat karşımda aşağı yukarı dört yaşında olan Halid’i görünce şok oldum. Onu kucağıma aldım ve o “Baba, baba!’’ diye haykırıyordu. Eve girdiğim anda kalbimin neden böyle yoğun çarptığını bilmiyordum. Şeytan’ın şerrinden Allah’a sığındım. Eşime doğru yöneldim. Değişen bir takım şeyler olduğunu hissettim. Ona daha fazla yaklaşınca, yıllar önceki mutsuzluğun yüzünde olduğunu anladım. O mutsuzluk onun yüzüne geri gelmişti. “Seni rahatsız eden nedir?’’ diye sordum. “Hiçbir şey..’’ diye cevap verdi. Aniden aklıma Salim geldi. “Salim nerde?’’ diye sordum. Eşim başını öne eğdi ve cevap vermedi. Tam o anda evladım Halid’in yaptığı sesi duydum. Bu ses hala kulağımda çınlar. Halid, “Baba, Salim Allah’ın cennetine gitti.’’ Dedi. O bana Salim’in cennete gittiğini söyledi. Eşim daha fazla dayanamadı ve ağlayarak odayı terk etti. Daha sonradan Salim’in ben gelmeden iki hafta önce hastalandığını ve eşimin onu hastaneye götürdüğünü öğrendim. Evladımın ateşi artmış ve ruhu bedeninden ayrılana kadar onu rahat bırakmamıştı. Bu yaşananların, Allah tarafından tabi tutulduğum sınav olduklarını hissettim. Tüm bu olanların o Yüce Allah’tan gelen birer sınav olduklarını hissettim ve düşünmeye başladım. Hala benim gözyaşlarımı silen o minik ellerini yanaklarımda hissederim. Hala beni saran o ufak kollarını hissederim. O ama ve kötürüm olan evladım Salim için ne kadar üzüntü veren bir baba olmuştum!

    O asla kör değildi! Asıl kör olan bendim. Kötü arkadaş çevresi edindiğimde artık kör bir insandım. Salim asla kötürüm değildi! O doğru yolunda ilerlemekteydi. Ben hala onun bana söylediğini hatırlarım, “Yüce Allah sonsuz merhamet sahibidir.’’ önceleri sevgimi göstermekten sakındığım evladım Salem, şimdilerde seni kardeşlerinden daha fazla sevdiğimi fark ettim. Çok fazla gözyaşı döktüm. O günden bugüne kadar büyük üzüntü içerisindeyim. Nasıl üzülmem ki? Benim kaderim Allah’ın ellerindedir! Nasıl üzgün olmam? Benim kaderim Allah’ın ellerindedir! Ya Allah, Salim’i yüce merhametinle kabul et. ‘’Ya Allah, senden sebat istiyorum!’’

    Kaynak: Halid Raşid İnstangram Page

    Son düzenleme: 13 Eylül 2018
  2. uKaB

    uKaB Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    SUBHANALLAH
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş