1. This site uses cookies. By continuing to use this site, you are agreeing to our use of cookies. Learn More.

Hilafet ve Kemalizm

Konu, 'İslami Kitaplar - Online Kitap Oku' kısmında selefi tarafından paylaşıldı.

  1. vuslatım

    vuslatım Islam-TR Üyesi Kullanıcı

      
    ELİNE SAGLIK SELEFI KARDESIM HERKES GERCEGİ ÖGRENMEYE BİR PARCA GAYRET GÖSTERSE BÖYLE OLMAYIZ :helalsana :helalsana :helalsana :helalsana
  2. gıfari

    gıfari Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    cümleten s.a

    bakıyorumda bir süre siteye girmeyince üzücü söylemlere maruz kalmışım.

    ne demek şimdi madem müslümansın? elahmdülillah müslümanım ve elbetteki müminlerdenim.
    olaylara islami gözden bakmadığımda nerden çıktı?
    benim şeyhimin olduğunuda nerden çıkardın? ben böyle bişey demediğim halde ağzımdan laf uydurman açıkçası üzdü beni.

    benim demediğim ve düşünmediğim şeyleri ne hakla bana mal ediyorsun? iyi cesaret gerçekten.
    ben atatürkün belki islama değil ama bu topraklara hizmet ettiğini söyledim ve bu düşüncedeyim.
    benim azımdan rejim, padişah, hilafetle alakalı tek söz çıkmamıştır.

    benim sinemde sizin söylediğiniz hiçbir söze cevap veremeyecek bir karaltı yoktur, susmamın nedeni bana yapılan çirkin sözlerdir.mümin kişi kendisine yakıştıramadığı sözü ve fiili başkasına yakıştırmamalıdır, kendinize yakıştıramadığınızı bana layık görmeyin, zira bu islama uygun olur.

    selefi kardeşime selam ediyorum, biz kendisiyle tartışmalara girdik, lakin kendisi bir kez dahi olsun delilsiz konuşmamış, kalbimizi incitmemiştir.

    vesselam...,
  3. gıfari

    gıfari Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    şiiriniz için elinize sağlık.yanlız bu üzerinde la ilahe illallah yazan bayrak nedir anlayamadım. resulullah s.a.v bu tür bir sancak kullanmamıştır. kainatın efendisi düz beyaz,düz siyah ve düz yeşil sancaklar kullanmıştır. bidatlerle uğraşmayın.

    bu arada benim avatarım sıradan bir grafikdir. şeyh meyh değildir.
  4. kıtmir

    kıtmir Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    7-camıler ahıra döndü kuran mealı ezanın türkçeleştirilmesi islami eserlerın bastırılşmasının yasqaklanması kı bu 90 lı yıllara kadar böyle oldu


    bu madde tek başına yeter ama çocuklara daha 1.ci sınıftayken ulu önder kurtarıcı ,ülkemzin lideri gibi belletirirlerse olacağı bu kardeşim...ikinciside anlamadığım kurutuluş savaşını mustafa kemal tek başına yapmadı kınalı kuzular yaptı...görevini yapmayınca kafasına sıkan subaylar yaptı...
  5. gıfari

    gıfari Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    hep okuduğumuz elmalılı hamdi yazırın kuran meali ki aslında böyle bir meal yoktur, mevcut olan tefsirdir. Atatürk tarafından bastırılmıştır.

    ben şahsen insanların putlaştırılmasına karşıyım.ben kimsenin savunucusuda değilim, tarihe malolmuş insanlar kendi hayatlarıyla yazılı tarihe yansıdıkları ölçüde tanınabilir. sözkonusu kişi yaptıkları ile kendi kendisini ifade etmiştir.

    ben atatürkün savaşı tek başına kazandığınıda ifade etmedim, böyle önemli bir savaşta komutanlık yaptığının altını çizdim. her dönemi kendi koşulları içinde incelemek gerekir, pek çoğunuzun saygı duyup muhabbet beslediği bediüzzaman'da nitekim mecliste mebusluk yapmıştır.
  6. selefi

    selefi Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Değerli kardeşim GIFARİ Aleykum selam.

    Biz Müslümanlar malesef herkesten tek tip anlayış bekliyoruz.Buda bu şekilde kırıcı davranmalara sebep oluyor,farklı fikirlere tahammulumuz yok,herşeyi bildiğimizi zannediyoruz ama farklı görüşler ve farklı deliller geldiği zaman nefis yapıyoruz.hatamızdan rucu edemiyoruz.ALLAH azze vecelle bize basiret versin.Bu konuyu ben sadece değerli bir yazardan alıntı yaptım ve sizlerle paylaşmak istedim,yazarın yanlış bilgilendirdiği konu varsa bu konuda bizi aydınlatabilirsiniz.İsabet ehli ise o zaman taktir etmek gerekir.
    Musluman kardeşlerimi seviyorum,ALLAH sizlere merhamet etsin.Esselamu aleykum.
  7. samanpan

    samanpan . Yetkili Kişi Site Admin

    bediüzzaman mebusluk yapmamıştır. böyle bir kayıt yoktur. .atatürk tarafından çağırılmıştır meclise.. yörede sevildiği için.. oradsa ki mebuslara dini şeyler telkin edip namazı kılmaları için çalışmalar yapınca atatürk tarafından geri gönderilmiştir sürgüne..imandan sonra en büyük hakikat namazdır namaz kılmayan haindir hainin hükmü merduttur dediği için dışlanmıştır... dinsizlerce oradan oraya sürgün edilmiştir...
  8. gıfari

    gıfari Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    evet kardeşim, aynı bediuzzaman ruslara karşı cihad etmiştir, aynı bediüzzaman bir demlik çayı güneşte kurutarak tekrar tekrar 10 kez içmiştir. ne abd ye sığınmıştır nede rahat döşeklerde uyumuştur.garip kalmış,garip yaşamıştır.bediuzzamn said nursi'nin talebesi veya sempatizanı kesinlikle değilim:ama kim islama hizmet etmiş ise, kim bir müslümanın elindeki tek dikeni çekmiş ise onun yanındayım.
  9. samanpan

    samanpan . Yetkili Kişi Site Admin

    İSLAMA HİZMET ETMEK DİLEĞİYLE KARDEŞİM ...
  10. gıfari

    gıfari Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    LIONS KULÜBÜNE KURULMA İZNİ VEREN HÜKÜMET ÜYELERİ

    1.4.1963 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan 6\1607 numaralı karar şu şekildedir:
    içişleri Bakanlığı'nın 30-3957/38530 sayılı yazısı üzerine, 3512 sayılı kanunun 10'uncu maddesine göre, Bakanlar Kurulu'nca 1/4/1963 tarihinde LIONS INTERNATIONAL kulübünün Türkiye'de kurulmasına karar verilmiştir.

    Başbakan : İsmet İnönü

    Başbakan Yardımcısı : Turhan Fevzioğlu (mason)

    Çalışma Bakanı : Bülent Ecevit (Karısı Yahudi)

    İmar Ve İskan Bakanı: F.Kerim Gökay (mason)

    Devlet Başkanı : A.Ş. Ağanoğlu (mason)

    Devlet Başkanı : Necmi Ökten (mason)

    Dışişleri Bakanı : Feridun Cemal Erkin (mason)

    Maliye Bakanı : Ferit Melen (mason)

    Ticaret Bakanı : Muhlis Efe (mason)

    --------------------------------------------------------------------------------


    yukarıdaki belgede lions kulübüyle atatürkün alakası olmadığı görülebilir.
    ******************************************************************
    atatürk masonsa neden mason örgütünü kapattırdı ?

    Atatürk, uzun yakın arkadaşlarıyla istişare ettiği mason localarının kapatılmasıyla ilgili düşüncelerini ilk olarak 1935 yılında gündeme getirdi. İttihat Terakki Cemaati içerisindeki masonların Türiye'ye verdikleri zarar herkes tarafından bilinmekteydi. İttihat Terakki'yi yakından tanıyan Atatürk, Cumhuriyet'in kuruluşundan beri locaları kapatmayı düşünüyordu.. Dönemin Van Millitvekili İbrahim Arvas, hatıralarında Atatürk'ün masonlara yaklaşımını şu şekilde ifade ediyor:

    "Mustafa Kemal'in sevmediği iki zümre vardı. Birincisi dönmeler ikinci ise masonlardı... Bir gün eski Adliye Vekil Mahmud Esat Bozkurt'u çağırdı. Kendisine masonların taksimat, teşkilat, ahvalini bildirir bir kitap verdi. "Bunu güzelce mutalaa et, bir takrirle Halk Partisi grup başkanlığına ver, grupta bunlara şiddetli hücum yap ve grupça kapanmasına dalalet et. Senin de bu işte büyük şeref payın olacaktır." dedi. Grup danışmanı Mahmut Esat Bozkurt riyaset makamına bir takrir verdi ve takririnin okunmasını reisten rica etti. Hülasası şöyleydi: "Masonluk kökü dışarıda bir yahudi tarikatından başka bir şey değildir, memleketimizde bunun ne işi vardır? Bunu da grup kararıyla kapatalım...
    Ertesi hafta Recep Peker geldi ve kürsüye çıkarak şu müjdeyi verdi: "Arkadaşlar yarından itibaren Türkiye'de masonluk kalmamıştır ve bütün localar kapanmıştır..." salonda bir kıyamet koptu, alkışlar, bağırmalar "kahrolsun yahudi uşakları" sesleri tavanları çınlatıyordu. Şükrü Kaya ve arkadaşları sırra kadem basmışlardı. Grup dağıldıktan sonra Dr. Mim Kemal'i öne katarak meclisteki masonlar toplu olarak Reis-i Cumhur'a gitmişlerdi. Mim Kemal Reis-i Cumhur'a hitaben: "Efendimiz biz zaten maiyet-i devletindeyiz fakat siz Meşrik-i Azam'ımız olursanız, bir pervane gibi etrafınızda dönüp dolaşırız" demiş. Reis-i Cumhur: "Peki bir şey soracağım, bana cevap veriniz de sonra... Siz Avrupa'da hangi locaya bağlısınız ve mektubunuzun ismi nedir?
    "Biz Cenovaya tabiiz ve Reisimiz Barca Mişon cenaplarıdır." demiş. Bunun üzerine küplere binen Mustafa Kemal Paşa onlara hitaben: "Haydi defolun buradan cehennem olun gidin. Yahudi uşakları!" Benim milletim bana kahraman sıfatı verdi ben sizin gibi bir çift yahudiye uşak mı olacağım? Bu gece sabaha kadar Türkiye'deki bütün locaları kapatmadığınız taktirde, yarın teşkil edeceğim, Divan'ı Harb-i Örfi'ye hepinizi verir ve astırırım. Haydi defolun karşımdan." diyerek onları kovdu, onlar da yıldırım telgraf ve telefonlarla vaziyeti İzmir, İstanbul ve Adana'ya bildiriler ve sabah olmadan hepsini kapanma kararlarını getirip, henüz sofrasından kalmayan Reis-i Cumhur'a verdiler ve derin bir nefes aldılar. Reis-i Cumhur Mustafa Kemal bu suretle bütün mason localarını kapattı." (İbrahim Arvas, tarihi hakikatler, s.71-72)


    HARUN YAHYA
  11. Süfyan

    Süfyan Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Atatürkün Amerikaya Yağcılığı Ve İslama Hurafe demesi

    http://www.youtube.com/v/j9x1xyfeoeU

    1`35 ile 1`55 arasında Amerika ve türkiye dost olacak ve "mağsideki (islam)hurafeler kaldırılacak"


    Atatürk Diyorki Dinsiz Ve namussuz olmalıyız ki Ülke Zenginleşsin.

    Dini ve Namusu olan ülkeler aç kalmakay mahkumdur.Dinsiz ve Namussuz olmalıyız._ uğur mumcu_kazım karabekir anlatıyor

    Sözün olduğu Video

    http://www.youtube.com/watch?v=Eny6OwBxadU


    Selefi kardeş Ben sana şaştım.Nasıl böyle taviz veriyorsun hayret doğrusu.Ama bir bildiğin var sanırım,,yoksa kendini müslüman zanneden____kafirlere müslüman diyip Allahın hükmünü beğenmeyip hüküm koymaya çalışan gıfari gibi zavallılara,,öyle doğru konuşmuş gibi yazmazsın.Biliyorum sen ona tebliğ etmek için böyle yumuşak davranıyorsun.İnşAllah öyledir.
  12. Süfyan

    Süfyan Islam-TR Üyesi Kullanıcı


    Atatürk’ün Hz. Muhammed (s.a.v.) Hakkındaki Görüşleri

    M. Kemal, ALLAH'ın yaratılıcığını inkarından sonra, Hz. Peygamber'in peygamberliğini reddediyor ve Hz. Muhammed (s.a.v.)'i yalancılıkla itham eder:

    "Muhammed, Mekke'de müşriklik muhitinde ve tesirinde büyümüş olmasına rağmen, dinî meseleler ve dinî düşünceler, pek derin bir sirette, zihnini işgal ediyordu. Muhammed, 40 yaşına geldiği zaman, vatandaşlarını kendinin bulduğu ve doğru olduğuna inandığı yeni bir dine davete başladı. Muhammed'in davet ettiği bu dine, o zamanın Hanif'lerine imtisalen İbrahim Dini yahud inkıyad manasına ifade eden "İslam" denilmiştir!" (1)

    M. Kemal aynı Mekke müşriklerinin dediğini diyerek Kur'an Muhammed'in sözüdür diyor ve aynı müşrikler gibi Hz. Muhammed (s.a.v.)'i cinli olarak gösteriyordu:

    "Tarihi nokta-i nazardan da mütalea edildiği zaman görülüyor ki, Muhammed, birden bire ALLAH'ın Resulü'yüm diyerek ortaya çıkmamıştır. O, Arap'ların ahlak ve adetlerinin pek fena ve pek ibtidaî ve ıslaha muhtaç olduğunu anlamış, bunların ıslahı için tenha yerlere çekilerek senelerce düşünmüş ve yıllarca tefekkürden sonra kendisine vahiy ve ilham fikri doğmuştur." (2)

    Devamla Hz. Peygamber (s.a.v)'i cinli olarak görür ve cinlerden ilham aldığını söyler:

    "Vahiy, ilham fikri Muhammed'den evvel de Arap'lar, şairlerin akıl erdiremedikleri kuvvetlerden ilham aldıklarına inanırlardı. Bu kuvvetler Arap'lar için cinlerdi. Cinlerin güya kahinlere galibten haber vermek kudretini ilham etmek kudretini ilham ederlerdi. Bu nev'i itikadlar Arabistan'da her zaman o kadar canlı ve derin olmuştur ki, Muhammed dahi cinlerin vücuduna samimi olarak inanmışlardı. O hakikaten cinlerin şairlere şiir ilham ettiğine kâni idi. Arap'lar şairleri bir kahin gibi telakki ederlerdi. Muhammed'in Musa, İsa dinlerine dair öğrendikleri de kendisinde bu itikadı kuvvetlendirmiştir. Bu peygamberlerde melek telakkisi vardı. Dinler nazarında cinler kötü olduğundan peygamberler onlardan mülhem olamazlardı. Muhammed de diğer peygamberler gibi kendisine ilham eden kuvvetin insanları iğfal eden bir kuvvet olmayıp onları hayır ve saadete irşad eden ilahî bir kuvvet olduğuna samimi olarak inandı." (3)

    M. Kemal, ilk inen ayetler (Alak Suresi ilk beş ayet) belli olduğu halde bunları inkâr etmektedir:

    "Muhammed'in peygamberliğinin başlangıcına dair birçok rivayetler vardır. Bunlara pek çok efsaneler karışmıştır. Hakikatte Peygamber'in ilk söylediği Kur'an ayetlerinin ne olduğu kati surette mâlum değildir. Muhammed, uzun bir devirdeki tefekkürlerin mahsulü olan ayetleri lüzum ve ihtiyaçlara göre takrir ediyordu. Bununla beraber kendisini tahrik eden kuvvetin tabiat fevkinde bir mevcudiyet olduğuna samimi surette kani idi. Muhammed'i harekete getiren ilk âmil, bu samimi heyecanlar olmuştur. Muhammed, bidayete irticalen dini hitabette bulunan bir vaiz oldu. Vaizlikten Nebi'liğe, Nebi'likten nihayet ALLAH'ın Resulü haline geçti." (4)

    Bununla da kalmayıp Kur'an hükümlerinin geçici olduğunu iddia eder. Halbuki Kur'an ve hükümleri ebediyyen kalıcıdır ve geçerilidir. O bunu inkâr ederek, "Hukukî hükümler zaman ve mekân içinde ictimaî heyetlerin uğradıkları değişiklere göre değişegeldiğinden on dört asır evvelki zaman ve mekânın ihtiyacına göre lüzumlu ve kafi görülmüş olan esaslar yerine bugün birçok mütenevvi kanunlar ve usuller konulmak zarureti görülmüştür. Bunlar dahi ebedî olmayıp zamanla değişmeye mahkûmlardır." (5)

    ..

    (1-2-3-4-5: kaynaklar) Prof. Afet İnan, Medenî Bilgiler ve M. Kemal Atatürkün el yazıları

    ALLAH ım gıfari kuluna hikmet ver ona hakikatleri aç.Bizleride doğru yolundan saptırma..Amin.

    "Kim, kendisine doğru yol apaçık belli olduktan sonra Peygamber'e karşı gelir, müminlerin yolundan başkasına uyup giderse, onu döndüğü yolda bırakırız. Kendisini cehenneme koyarız. Ne kötü dönüş yeridir orası" (en-Nisâ, 4/115).
  13. gıfari

    gıfari Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    ben kimseye müslüman yada kafir demedim.yalan söyleme kardeşim.hükümde koymadım yalanda ileri gidenlerden olma.
    zavallı olan ben değilim.bir mümin zavallı değildir.ben ALLAHın hükümlerini beğeniyorum nerden çıkardın şimdi bunu_? gönlümemmi baktın ?


    tebliğ islam olammış kişiler için vardır.ben elhamdülillah müslümanım.müslüman olduğunu söyleyen kişiye islam fıkhında müslüman olduğuna kanaat verilir.yani zaten müslüman olan bir kimseye tebliğ yoktur.

    Hidayet edici ALLAH c.c. dır. müslüman olmayı nasip eden ALLAHdır.ALLAHın hidayet ettiğine "hayır o hidayet üzre değildir" demek kime iftiradır? o kişiyemi yoksa ALLAH'a mı?
    Müslüman olan bir kimseye müslüman değil iddiası vermenin hükmü nedir? bir bak istersen.

    bu arada sen fakih değilsin, kimseye kafirdir imansızdır, şudur budur diyemezsin çünkü fetva makamı değilsin.ALLAHın hükümlerini beğenmediğimi söyleyip hakkımda zanda bulundun yalan söyledin.

    bunları iyi düşün ve bilki benim atatürkün yaptığı şeyleri eğrisiyle doğrusuyla ortaya koymam beni kafir etmez.
    ama bir müslümana müslüman değil demen seni ne yapar iyi düşün.!!
  14. IsLaM4eVeR

    IsLaM4eVeR لا اله الا الله - Lâ ilahe illallah Site Admin

    acaba gercekden elhamdulillah muslümanım diyen müslümanmıdır..???

    Asla..Çünkü islama girmenin şartı önce LA demektir.Peki neye karşı hayır...ALLAH cc'ın istekleri dışında herşeye hayır dememiz lazım.Günümüzde kuran ve sünnet kapatılmaktadır yada bilerek karıştırılmaktadır..insanlara namaz abdest vs gibi konularla meşgul edip islama girişin aslı olan tevhidden uzak durduruyorlar..

    Gelelim türkiyeye bir türk olarak nasıl islama giriyoruz..Öncelikle ALLAH'ın kanunları dışında olan herşeyi red etmemiz lazım nedir red ediceğimiz hayır diyeceğimiz şey ; demokrasi dinidir elbette..Peki bittimi hayır Kuranda firavundan bahsedilir firavun diye bildigimiz zaatın adı kaynaklarda Ramses diye geçer o bir kavramdır peki biz dine girerken yani ülkemizde kim bu rolde..

    ALLAH'ın dışında hükm koymak isteyenler ALLAH'ın dinine savaş açanlar elbette..Kim bunlar bugun bizlere kendi ideolojilerini yutturmak isteyen herkes..

    Bakın deniz baykal'a bakın ne diyor bakın cumhuriyet mitinglerini yapanlar ne diyor..

    Kahrolsun Şeriat..
    Kahrolsun ALLAH..
    Kahrolsun Kuran..
    Kahrolsun islam..

    ALLAH'a sığınırım bu sözlerden ben demiyorum elhamdulillah müslümanım diyen kafirlerin taa kendileri diyor bunları..Kardeşim iman ile küfür aynı kalpde olmaz..

    Bakın geçmişte ecevit ne dedi..Ölen adam hakkında konuşmak istemem onun dediğide açık..O da kafirlerden di..

    Neden kafir dedim..İslam dinine girmek geçmişde lat uzza mena'yı Red edip Sadece ve Sadece ALLAH'a kul olacağını bildirmekse bu topraklarda da insan hangi dini benimsediğini bilecek ve döneminin alçak firavununa HayırRRR diyecekdir...Aksi halde islam olmaz..Aksi halde namaz olmaz..

    Bakın Resul sav muaz'ı mısıra vali yaptığında ona ne emr ediyor..

    Ey muaz..Önce kelime-i tevhide çağır kabul ederlerse namaz..

    Bu açıkdır ve islam dininin aslıdır.

    Tevhidi benimsemeyen kişi islama girmemiş olur ve müşrik olarak ölür..

    Lafim geneledir.Bu topraklarda islama bu şekilde girilir..Aksi olan buyursun dinliyorum..Din nasihattir ben müslümanım ve müslümana elbette tebliğ edilmez ama müslümana nasihat edilir..Sizlere bunlar nasihatimdir.

    sevgilerle..
  15. samanpan

    samanpan . Yetkili Kişi Site Admin

    eline sağlık güzel nasihat
  16. Süfyan

    Süfyan Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    gıfari tamamen duygusal yazıyorsun.Müslüman olduğunu söylüyorsun ancak Alimleri asanı Ezana kin güdeni İslam şeriatına düşman olanı,dinsiz namussuz olmalıyız diyeni kuranı yasaklayıp ahırlarda okutulmasına sebep olan hakkındaki fikirlerini gayet iyi görüyoruz.Ve aklınca birkaç şey söylüyorsun.Ben bir müslümana kafir demenin ne olduğunu çok okudum vede bir kafiri savunmanında ne olduğunu iyi biliyoruz.Ben yazacaklarımı yazdım,inanan açık bir delille inansın inkar edende aynı şekilde açık bir beyyineyle inkar etsin.En iyisi susalım artık veya sen diğer kardeşlerle devam et.Aramızdada ALLAH şahit olsun ve kim yanlış yolda ise onu doğru yoluna iletsin.Şüphesizki hidayet verici odur.

    İSLAMDAN TAVİZ VEREN TOPLUMLAR EZİLMEYE MAHKUMDUR_ Seyyid kutup_Rahimehullah
  17. samanpan

    samanpan . Yetkili Kişi Site Admin

    Aramızdada ALLAH şahit olsun ve kim yanlış yolda ise onu doğru yoluna iletsin
    amin
  18. Süfyan

    Süfyan Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    saygılar sunarım !sLaM4eVeR
  19. gıfari

    gıfari Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    ben duygusal davranmıyorum, açıkça bana müslüman değilsin dediniz. ben dediklerinizi ve bu konudaki islamın hükümlerini yazdım.kelime-i şahadet getiren herkes müslümandır. kelime-i şahadet getirdiği duyulmuşsa müslüman olduğuna kanaat getirilir. bana hakaret edip sonrada duygusal davranıyorsun demeniz ne tuhaf.

    ben yanlışlarıyla doğrularuyla ALLAHın izin verdiği şekilde istediğim kişiyi istediğim şekilde eleştiririm.bu kimseyi ilgilendirmez.sizinde karşıt görüşleriniz varsa yazarsınız ama sen kendini müslüman zannediyorsun, sen şusun, zavallısın gibi sözler sarf etmeniz yakışık almadı.herkes sizin gibi düşünmeyebilir.benim önderim peygamber s.a.v'dir.
    ALLAH dışında otorite yoktur ben bunun aksini ifade etmedim ve etmemde mümkün değildir.

    yazına deniz baykalın bir yazısınıda koymuşsunuz.ne alaka anlamadım.banane deniz baykaldan banane chpden,banane partilerden.konuyla alakasını çözemedim,kim şeriati inkar ederse bu kendi sorunudur,allah elbette herşeyin hesabını kıldan ince bir hesapla ve kılıçtan keskin bir hükümle verecektir.benim davam partilerin üzerindedir.

    amin.ALLAH yanlışlarımızı affetsin.hakkımdali zanlarınız karşısında hakkım helal olsun.
  20. Alphan

    Alphan Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Selamunaleykum;

    Tartismaya ben de nacizane katki sunmak istiyorum..

    Bismillahirrahmannirrahim;

    Soru: Kurtulus savasini yedi düvele karsi mi kazandik ?.
    Soru: Düvel-i muazzama Yani müttefik devletler neden tek kursun atmadan Vatanimizi terk ettiler ?..
    Korktular mi ?..
    Korkmadilarsa ne aldilar da gittiler ?..


    Bütün bu sorularin yaniti Hilafetin yikimi ile baslayan Lozan da'dir.

    Gelin Bakalim nedir gercekler ?..

    Irak’tan ve Gazze’den sonra Lübnan’dan da alevler yükselmekte. Feryatlar, gözyaşları, kan ve barut kokusu Lübnan’ı hakimiyeti altına almış vaziyette. Sadece Lübnan’ı mı? İslam kardeşliğinin, ümmet bilincinin, Kur’an ve Sünnet’in ne demek olduğunu idrak eden her Müslüman Afganistan’la, Irak’la, Filistin’le, Lübnan’la birlikte ağlamakta, birlikte öfkelenmekte, birlikte savaşmaktadır. İşte bu haletiruhiye içerisinde teslimiyet ve zilletin kol gezdiği Ankara sokaklarında dolaşırken adete efendisini takdis eden köle zihniyetini hatırlatan “Lozan Türkiye’nin Tapu Senedidir”, “Lozan Onurumuzdur” yazılı pankartları karşımda bulduğumda kime daha çok üzülmem gerektiğini kestirmekte zorlandım. Ortadoğu da işgal altında bedenleri katledilenler mi? Yoksa Türkiye’de farklı bir işgalin içinde zihinleri katledilenlere mi?

    Bildiğiniz gibi 24 Temmuz bizdeki adıyla “Lozan Barış Konferansı” Avrupalilarin tabiriyle “Şark İşleri Konferansı”nın yıl dönümüdür. Konferansın ismi dahi hedefi barizleştirmesi ve konuyu sınırlandırması açısından önemlidir. Evet, mesele sadece Türkiye ile sınırlı değildir. Bilakis mesele tüm şark için yani tüm Müslüman beldeler için bir çözüm arayışıdır.

    Pankart sahiplerinin dediği gibi bu konferansta yapılan bir takım anlaşmalar sayesinde birilerinin tapu senedi aldığı kesindir. Ancak tapuyu alan Türkiye midir? Yoksa sömürgeci devletler midir? Bunun kararını yazının sonunda sizin yorumlariniza bırakıyorum.

    Şimdi Lozan’a giden yolu aydınlatıp, burada yapılan anlaşmanın gizli ve aşikar maddeleri üzerinde duralım;

    Müslüman beldeleri işgal eden ve köklü bir tarihe sahip Osmanlı Hilafet Devletini kuşatma altına alan sömürgeci kafirler, onun elini kolunu bağlayarak hareketsiz kılma kuvvetine sahip iken ne hikmetse Ankara da kurulan körpe hükümete herhangi bir yaptırım uygulamakta aciz kalmıştır. Bu acziyetin sebebi ise daha sonraları Lozan’da yapılan “Şark İşleri Konferansı”nda açığa çıkacaktır.

    Yunanlıları denize dökerek “Kurtuluş Savaşı”ndan galip (!) ayrılan Ankara Hükümeti barış görüşmelerine hızlı bir şekilde başlama kararı almıştır. İşin ilginç tarafı “Kurtuluş Savaşı”nda İtilaf Devletine karşı savaşılmasına rağmen tarih kayıtlarında sadece Yunanlıların İzmir’de denize dökülmesi (!) geçmektedir. İngilizler ise hala İstanbul’dadır ve işi bitene kadar da orada kalacaktır.

    Görünen o ki, İttifak kurarak Osmanlıyı parçalamak isteyen İngiltere’nin esasında Türkiye’yi kimseyle paylaşmak gibi bir niyeti yoktur. Nitekim Fransızları, İtalyanları ve sair devletleri Türkiye’den siyasete uygun bir şekilde uzaklaştırıp tek başına egemen olma düşüncesinde olduğu yaptığı manevralarla açığa çıkmaktadır.

    İtilaf Devletleri Başkumandanı İngiliz Sir Harington’dur. Yani İtilaf Devletlerin komutası İngilizlerin elindedir. Yunanlıları savaşa dahil edenlerin de İngilizler olduğunu biliyoruz. Peki ya şuna ne demeli; 24/3/1940 tarihinde Harington'un ölümünden iki gün sonra Londra Times gazetesi onunla ilgili bir makale yayınlandı. Bu makalede aynen şöyle denilmektedir: "1921 de Yunanlılar Türklere yönelince Müttefik Devletler Kuvvetler Komutanı Sir Harington’a, Mustafa Kemal ile yardımlaşmak için geniş selahiyetler verildi."

    Bilindiği gibi Yunanlılar İtilaf Devletlerinin içindedir öyleyse Harington’a niçin M.Kemal’le yardımlaşmak için yetki verilmektedir? Bu yetki ne kadar kullanılmıştır? Kimler ve nasıl bu yardımdan nasiplenmiştir. Tüm bunları bilmek için kahin olmaya lüzum yoktur. Buradan tarihe bakınca her şey gayet açıktır.

    Görünen o ki, İngilizler iki taraflı oynamaktadır. Bir taraftan itilaf Devletlerini istedikleri şekilde yönlendirirken diğer taraftan Ankara Hükümetini el altından desteklemektedir. El altından desteklemesi Halifeyi kuşatma altına alarak siyasetten uzak tutmakla, onu çaresiz kılıp Ankara Hükümetine “kurtarıcı” vasfını bahşetmekle gerçekleştirmektedir.

    Nitekim Yunanlılarla yapılan savaşın neticesinde hemen barış görüşmeleri başlatılmıştır. Mudanya ile “Şark İşleri Konferansı”nın ilk adımı atılmıştır. Böylece “kurtarıcı” Ankara Hükümeti rüştünü ispat etmişti. Şimdi sıra isteklerin yerine getirilmesine kalmıştı.

    Planın en zor kısmı da tam burasıydı. Keza sipariş listesinin en başında hilafetin kaldırılması yazmaktaydı. Bu sipariş kabul edilir cinsten değildi. Çünkü mesele İslam’ın vazgeçilmezlerinden birinin ortadan kaldırılmasıydı.

    Lozan’daki barış konferansının başlamasından kısa bir süre önce Ankara Hükümetine emri vaki yapılan hilafetin kaldırılmasının imkânsız olduğu söylenince, İngilizler kıvrak bir manevrayla Lozan’a Ankara Hükümetinin yanı sıra Osmanlıyı da davet etti. Böylece Ankara Hükümetine nota gönderilmiş oldu. Mesaj şuydu; bizim isteklerimizi yerine getirmezseniz sizi yok sayarız ve Osmanlıyla barış görüşmelerini yaparız. Bu mesaj Ankara’da şok etkisi yaptı ve hemen harekete geçildi.

    Hilafetin birden kaldırılması akılsızlık olurdu. İşe halifenin yetkilerinin kısıtlanması ve elinden alınmasıyla başlanıldı.

    Halifeden Saltanat yetkisi alınması da olaylı oldu. Meclis böyle bir adımı kabul edecek kadar şahsiyetsiz insanlardan kurulu değildi. M.Kemal’in Vahdettin’in azledilip saltanatın Meclise verilmesi teklifini görüşmek için bir komisyon kuruldu. Komisyon araştırma ve istişarelerden sonra bu teklifi reddetti. Bunun üzerine kürsüye çıkan M.Kemal şöyle dedi: "Efendiler! Osmanlı Sultanı, hakimiyetini milletten kuvvetle almıştır. Millet de onu ondan kuvvetle geri almaya azmetmiştir. Saltanatın mutlaka hilafetten ayrılıp ilga edilmesi lazımdır. Siz muvafakat etseniz de, etmeseniz de bu olacaktır. Çaresiz bazılarının başları bu arada kesilecek!"

    Yanında silahlı adamları olduğu halde şöyle devam etti: "Ben inanıyorum ki, Meclis bu teklifi ittifakla kabul edecek. Elleri kaldırarak tasvip kafidir." Bu sırada teklif tasvibe arz edildi. Çok az sayıdaki mebus teklifi kabul ettiklerinin işareti olarak ellerini kaldırdılar. Fakat Reis "Meclis teklifi ittifakla kabul etmiştir" diyerek neticeyi ilan etti. Mebuslardan bazıları sıraların üzerine çıkarak "Bu doğru değildir. Biz muvafakat etmiyoruz" diye itiraz ettilerse de, Mustafa Kemal'in adamları onları susturdu. Ortalık karıştı, sesler yükseldi. Sonra celse dağıldı. Bundan sonra Meclis tarafından Vahdettin’in yerine Abdülmecid Müslümanların halifesi olarak ilan edildi.


    Bu olay üzerine Vahdettin “İslam alemine bir beyanname” adıyla kaleme aldığı yazıda Ankara ve İstanbul arasındaki ihtilafın giderilmesi için fedakarlık göstermede kusur etmediğini fakat Hilafetin hüküm ve nüfusundan soyutlanması ile başkentin İstanbul’dan Anadolu’ya geçirilmesine karşı çıktığını belirttikten sonra “Onlar ve bütün aklı selim sahipleri bilmelidir ki, dünyada en büyük makam ve en büyük mansıp olan hilafet ve saltanata irsi olarak hak sahibi olan bir şahıs için vatan ihaneti gibi bir adi suç işlemeye hangi etken ve emel ve göz dikilecek şey olabilir.?....Ceddim Gazi Osman devrinden I.Selim’e kadar Devlet-i Osmaniye olarak adlandırılan bir Türk saltanatı mevcut idi. Buna I.Selim’den sonra hilafet eklenerek bir ‘Saltanat-ı Muhammediye’ vücuda geldi. Şimdi bana haksızca vatan ihaneti isnad edenler, hilafeti gücünden ve etkisinden soyutlayarak ve hukukunu ortadan kaldırarak Saltanat-ı Muhammediye’yi yıktılar ve bununla yalnız vatanlarına değil, bütün İslam alemine hıyanet ettiler.” diyerek arzı hal etti.

    M.Kemal ise Akşam Gazetesine verdiği bir demeçte “Tarihimizin en mutlu dönemi hükümdarlarımızın halife olmadıkları zamanlardır. Ne Acemler, ne Afganlılar ne Afrika Müslümanları İstanbul halifesini asla tanımadılar. Biz halifeyi eski ve saygıdeğer bir geleneğe saygı duyarak yerinde bıraktık. Halifeye saygımız vardır.” diyerek ileride uygulamak istediği planlarının ipuçlarını vermekteydi.

    Böyle bir oldubittiyle halifeden saltanat yetkisi alındı. Bu olay Lozan’a davet edildikten 14 gün sonra yani 1 Kasım 1922 de vuku bulmuştur. Böylece İngilizlerin notası tutmuş ve iyi niyet göstergesi olarak ilk adım atılmış, Allah’ın halifeye verdiği haklar o’ndan gasp edilmiştir. Bu gelişmelerden sonra Ankara hükümeti artık Konferansa tek muhatap olarak gitmeyi hak etmişti. Ancak İngilizlerin istekleri bununla sınırlı değildi. İngilizler için bu kafi değildi.

    Lozan’a gitmek için 4 Kasım da yola çıkan murahhas heyetini Lozan’daki istasyonda boş sandalyeler karşılamıştı. Görünen o ki ikinci bir nota kapıdaydı. Konferans normal tarihinden bir hafta sonra başlayabildi.

    20 Kasım 1922 de nihayet Lozan Konferansı açıldı. Osmanlı Devleti namına yalnız Ankara heyeti hazır bulunuyordu. Bu heyet I. Cihan Harbinde mağlup olan Osmanlı Devletinin mümessili addedildi. İngiliz heyetine Hariciye Vekili Curzon başkanlık ediyordu. Konferans çalışmalara başladı. Konferansın akdi esnasında İngiliz heyeti başkanı Curzon, Türklere istiklal verilebilmesi için dört şart ileri sürdü. Bu şartlar şunlardı:

    Hilafet tam manasıyle ilga edilecek, Halife hudud dışına sürülecek, Malları müsadere edilecek, Devletin laikliğe dayandığı ilan edilecek. Bunlar kayıtlara geçirilmeyen ancak kulaktan kulağa ve dilden dile dolaşan “Şark işleri konferansı”nın gizli maddeleridir. Aşikar da olanlar ise boğazlar, azınlıklar ve Musul meselesiydi. Bu konular hakkında müzakereler başladı ve şartlar ortaya konuldu.


    İsmet İnönü Ankara’ya durumu bildirmek ve konuyu daha yakından görüşebilmek için heyetten Hasan Saka Bey’i memlekete gönderdi. Hasan Bey, Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsünde Türklerin Lozan’daki tutumunu ve diğer devletlerin öne sürdüğü meseleleri anlattı. Mebuslardan bazıları kürsüye çıkarak silaha sarılmaktan ve meseleleri silah gücüyle çözümlemekten söz ettiler.

    Lozan da ise görüşmeler bütün hızıyla devam etmektedir. Oluşturulan komisyonlar birleşerek bir anlaşma taslağı hazırladılar. Bu taslakla birlikte başlarında İsmet İnönü olduğu halde Türk heyeti Türkiye’ye döndü ( 7 Şubat 1923 ). Mustafa Kemal, İsmet’in Lozan’da yaptıklarının Ankara’da hoş karşılanmadığını bildiği için heyeti Eskişehir'de karşılayıp konferansta cereyan eden hadiseleri bizzat İsmet’ten öğrendi ve Onunla beraber Ankara'ya döndü. Teamüllerin aksine istasyonda kendilerini hiç kimse karşılamadı. Başvekil Rauf Bey’in ve Ankara Mebuslarının karşılamaya gelmediklerini görüldü. Takınılan bu tavırla Lozan murahhas heyetine ve onları koşulsuz destekleyen Mustafa Kemal karşı güvensizliklerini göstermiş oldular. M.Kemal bu duruma oldukça sinirlendi. Rauf Beyi çağırıp maksadını açıklamasını istedi. 0 da İsmet'i Bakanlarla istişare etmeden heyet başkanı olarak Lozan’a gönderdiğini ve yine Eskişehir'e istişare etmeden karşılamaya gittiğini, bu hareketlerin Anayasaya aykırı olduğunu söyledi. Bu tenkitle kalmayıp bir adım daha ileri giderek Başvekillikten de istifa etti. Meclis Rauf Bey’in yanında durarak onu desteklediğini gösterircesine istifasını kabul etmedi. Konferansa İsmet’in yerine başka bir kişiyi göndermek istese de M.Kemal bunu kabul etmediği gibi İsmet’i Hariciye Vekili olarak atadı ve tekrar Lozan’a gönderdi.

    Konferans 23 Nisan pazartesi günü açıldı ve 24 Temmuz 1923’e kadar sürdü. Anlaşmaya varılamayan bazı meselelerin çözümü ileride yapılacak görüşmelere bırakıldı. Musul meselesi bunlardan biriydi. Bütün komisyonların çalışmaları tamamlanınca, Temmuz ortalarında konferans sona erdi. İsmet İnonü, konferans çalışmaları bu safhaya gelince Ankara’dan imza yetkisi istedi. Fakat Rauf Orbay’ın başında bulunduğu hükümet Lozan’a imza yetkisini göndermedi. Göndermedi çünkü Rauf Orbay ihanete ortak olmak istemiyordu.

    Nitekim resmi tarihin kaynak metni olan “Nutuk” ta geçtiği üzere Rauf Orbay Hilafetin kaldırılmasını hiçbir zaman istememiştir. Metinde şöyle geçmektedir: “Rauf Bey'den saltanat ve hilafet konusundaki kanaat ve düşüncesinin ne olduğunu sordum. Verdiği cevapta şu açıklamalarda bulundu: Ben, dedi, saltanat ve hilafet makamına vicdanımla ve duygularımla bağlıyım. Çünkü benim babam, Padişahın ekmeği ve nimetiyle yetişmiş, Osmanlı Devleti'nin ileri gelen adamları sırasına geçmiştir. Benim de kanımda o nimetin zerreleri vardır. Ben nankör değilim ve olmam. Padişah'a bağlılık borcumdur. Halifeye bağlılığım ise terbiyem gereğidir. Bunlardan başka, genel bir görüşüm de vardır. Bizde milleti ve kamuoyunu elde tutmak güçtür. Bunu ancak, herkesin erişemeyeceği kadar yüksek görülmeye alışılmış bir makam sağlayabilir. 0 da saltanat ve hilafet makamıdır. Bu makamı ortadan kaldırıp onun yerine başka nitelikte bir makam getirmeye çalışmak felakete ve büyük acılara yol açar. Bu da asla doğru olamaz.


    Anlaşıldığı üzere Rauf Bey Lozan’ın gizli anlaşmalarına vakıftı Lozan’da imzalananın sadece bir anlaşma metninden ibaret olmadığını bunun tüm Müslüman beldelerin halifesiz, kalkansız, sahipsiz ve güçsüz kalması anlamına geldiğini bilerek böyle bir sorumluluğa imza atmaktan kaçındı.

    Bunun üzerine İsmet İnönü 18 Temmuz’da gönderdiği bir telgrafla Mustafa Kemal’e durumu şöyle açıkladı : “Eğer hükümet kabul ettiğiniz şeyin katiyen reddini düşünüyorsa bunu bizim yapmaklığımızın imkanı yoktur. Düşüne düşüne benim bulduğum yol, İstanbul’daki yabancı yüksek kimselere tebligat yapmak, imza salahiyetini almaktır. Bu hal, gerçi bizim için dünya yüzünde görülmemiş bir skandal olur. Fakat vatanın yüksek menfaatleri şahsi düşüncelerin üstünde olduğundan, milli hükümet, kanaatini tatbik eder. Hükümetten teşekkür beklemiyoruz. İşlerimizin muhasebesi, millete ve tarihe bırakılmıştır “ .

    İstanbul’daki yabancı yüksek kimselerden maksadın İngiliz Sir Harington olduğu daha önce geçtiği üzere anlaşılmaktadır.

    Hükümet, Lozan Antlaşmasının imza edilmesi emrini vererek, antlaşmanın sorumluluğunu kabul etmekten kaçınıyordu. Bununla birlikte Mustafa Kemal’e ve İsmet İnönü’ye karşı kesin cephe alamadılar. Bundan dolayı Mustafa Kemal, hükümetin vermesi gereken yetkiyi kendi verdi. Mustafa Kemal’in İsmet İnönü’ye çektiği telgrafta şöyle deniliyordu: “Lozan’da İsmet Paşa Hazretlerine; 18 Temmuz 1923 tarihli telgrafnamenizi aldım. Hiç kimsede tereddüt yoktur. Kazandığınız başarıyı en sıcak ve samimi duygularımızla tebrik ederek, usulen imza edildiğinin bildirilmesini bekliyoruz kardeşim. Türkiye Büyük Millet Meclisi reisi Başkumandan Mustafa Kemal “.


    Telgrafı alan İsmet, Mustafa Kemal’e şu karşılığı verdi : “Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine : Her dar zamanımızda hızır gibi yetişirsin. Dört beş gündür çektiğim azabı tasavvur et. Büyük işler yapmış, yaptırmış bir adamsın, sana bağlılığım bir kat daha artmıştır. Gözlerinden öperim, pek sevgili aziz kardeşim “ ( 20 Temmuz 1923 ) .

    Usulsüz bir şekilde imza yetkisi alan İsmet, anlaşmayı 24 Temmuz 1923 tarihinde imzalar. Ancak Meclisin bu ihanet anlaşmasını imzalamayacağı bedihidir. Buna da bir çare düşünülür. Zorbalıkla Meclis fesh edilir. Bu meclisin yerine önlerine gelen her şeyi şartsız ve koşulsuz bir şekilde kabul edecek zihniyetteki mebuslardan oluşan II. Büyük Millet Meclisi 2 Ağustos 1923 yılında kurularak iş başı yaptı. 28 Ağustos 1923 tarihinde yeni Meclis Lozan’ı onayladı ve yürürlüğe girdi.

    Lozan’da ki “Şark İşleri Konferansı”nda alınan kararların uygulanmasına hemen geçildi. Öncelikle saltanatın kaldırılmasının eleştirisi yapanların önüne geçmek için Hıyaneti Vataniye kanununa şu cümle eklenmiştir."Saltanatın kaldırılmasını değiştirmek istemenin ya da bunu eleştirme vatana ihanettir "

    29 Ekim 1923 tarihinde de Cumhuriyet ilan edilip Laikliğin teminatı verilerek gizli anlaşmanın ilk maddesi yerine getirilmiştir.

    3 Mart 1924 tarihinde hilafet kaldırılarak ikinci maddesi, hemen ertesi gün Halife’nin sürgün edilmesiyle üçüncü maddesi ve tüm mallarına el konulmasıyla son maddesi yerine getirildi.

    Bu şekilde hilafetin kökünden yıkılması tamamlandı ve İslam’ın, Devletin Anayasası, ümmetin yasası ve hayatın nizamı olması seyrî, Lozanı mutakiben durduruldu.

    Aşikar maddelerinde ise, Trakya’da çoğunlukta olan Türk nüfusu yok sayılıp, bu toprakların Yunanlılara ve Bulgarlara paylaştırılmasına göz yumuldu.

    Kıbrıs İngilizlere verilerek bugünkü “Kıbrıs Sorunu”nun kapısı açıldı.

    Musul Cemaati Akvam’a havale edilip İngilizlere devredilmesi sağlanarak petrol yatakları sömürgeci Devletin hanesine eklendi.

    Boğazlardan geçişi denetleme hakkı itilaf devletleri tarafından oluşturulacak olan “Boğazlar Komisyonu”na verilerek bir nevi işgalin sürekliliği sağlanmış oldu.

    Ortadan kaldırılan Osmanlının tüm borçları Türkiye ve onun yerine kurulan devletlere paylaştırılıp ödenmesi kararlaştırılarak sömürgecilerin savaş giderleri karşılanmış ve iktisadi açıdan bu devletlere bağlı yaşanılması sağlanmış oldu.

    Azınlıklara sağlanan haklar ile ileride Türkiye istenildiği şekilde karıştırılmaya, kargaşa çıkartılmaya müsait hale getirildi.
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş