1. This site uses cookies. By continuing to use this site, you are agreeing to our use of cookies. Learn More.

Çözüldü Imam Rabbani, Gazali Ve Suyuti Nasıl Alimlerdir?

Konu, 'Peygamberler, Sahabeler ve İslam Alimleri' kısmında MuhammedRabbani tarafından paylaşıldı.

  1. MuhammedRabbani

    MuhammedRabbani Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    s.a kafam karışık şimdik imamı rabbani ve imam gazali bildiğim kadarı ile tasaffuf alimleri ve tasaffufda malesef yanlış bişi .sorum şu imamı rabbaninin ve imamı gazalinin ve imam suyutinin hakında nasıl hüküm verilir ve eserleri okunurmu .
  2. Abdulmuizz Fida

    Abdulmuizz Fida فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ Yetkili Kişi Site Admin

    İmamî Celâleddin es Suyûti :


    Celaleddin Abu'l Fazl Abdurrahman b. Kemaleddin Ebu Bekr B. Muhammed el-Huzayri. Es-Suyûti Eş-Şafii.. (849-911) (1445-1505)

    Mısır ve Suriye'de hüküm süren Memlükiler devletinin son zamanlarında Kahire'de yetişen ve Arab dilinde en fazla eser veren muelliflerden biri belki de birincisidir.
    Suyûtî , Receb 849 (3 teşrin evvel 1445) de Kahîre'de doğmuştur. Ebul - Fa^l künyesini ona babasının dostlarından İzzeddin Ahmed b. İbrahim vermiştir. Suyuti, 9 baiırüıkşeceresini tesbit etmiştir. Bizzat kaleme aldığı hâl tercümesini de ihtiva eden Husnul Muhazara'da atalarını birer birer sayar. Ona göre bu aile, menşei bakımından şarktan gelme olup, evvela Bağdad'ın şark taraflarında bulunan Huzayriya mahallesine yerleşmiş, sonraları en az müelliften 9 batın önce Mısır'a göç ederek Asyut kasabasını vatan edinmiştir. Ataları arasında en eskisi şeyh Humamuddin el-Huzayri olup, bu zat da mühim bir mutasavvıf idi. Diğerleri de çağlarında sayılır kimselerdi. Nitekim bunlardan biri emir Şeyhûnizamanında tacirlik ederek Asyut'da bir medrese kurmuştur.

    Babası Kemaluddin Ebu Zerk, Şafiî fakihlerindendi. Bu zat Suyûd'da doğmuş, orada kadılık etmiş ve daha sonra da Kahire'de yerleşmiştir.
    Suyûti, önce tefsir, hadis ve fıkıh başta olmak üzere dini ilimleri öğrenmek için gerekli olan nahiv, maani, bedi ve beyan v. s. alet ilimlerini öğrenmiş, sonra da esas ilim mevzularında geniş bir vukuf ve selahiyet elde etmiştir.
    O, kuvvetli bir hafizaya da sahipti. Nitekim, îbnul - İmad, onun ifadesine dayanarak iki yüz bin hadis ezberlemiş olduğunu kaydetmektedir. Suyûti, hesap ilmi hariç, muhtelif imlerdeki selahiyetinden muftehirane bir İfade ile bahseder.
    Suyûti daha gençliğinde iken pek çok seyahat etmiş, bu arada Şam, Hicaz, Yemen. Hind, Magrib ve Takrur (Sudan)'a gitmiştir Hicaz seyahati esnasında trfr sene Mekke'de kalmıştır. Ayrıca Mısır" in Dimyat, Fayyum ve İskenderiye gibi yerlerini de ziyaret etmiştir.
    Suyûti, tedris vazifesine, ilk defa üstadı Belkini'nin delaleti ile Şevval 870 (Mayıs 1466) tarihinde Cami Us-Sayhunî de fıkıh tedrisiyle başlamıştır. Kısa bir müddet sonra şöhreti muhitinde yayılmış ve derslerini bazı müderrisler bile takib etmiştir. Ayrıca Tolun-lular camiinde fetva vermeğe ve hadis imlasına başlayan büyük insan (1467) Suyûtî'nin hizmetlerine, 1472 yılında Emir İnal Aşkarin yardımı ile Hanukalu Şayhuniyede hadis tedrisi vazifesi de ilave olunmuş ve yeri hala Kahire'de Babul - Karafa'da bulunan Şam naibi Barkuk türbesinin şeyhliğine de bu sıralarda getirilmiştir.
    Suyûti, 891 (1486) tarihinde halife el - Mütevekkil Ala'llah' in emri ile o zamanlar Kahire'nin en büyük ve evkafça en geniş han-kahı olan Barbarsiye şeyhliğine geçmiştir. Uzun bir müddet, tâ Kaytbay (ölm. 1495) zamanının sonlarına kadar,, bu hankah şeyhliğinin sağladığı imkanlar sayesinde refah içinde yaşadığı gibi bir çok eserlerini rahatça yazmak için de vakit bulmuştur. Bununla beraber bu vazifesini kıskananlar da olmuştur. Bu arada kendisinin de bazı hadiselere sebebiyet verdiği görülmektedir. Nitekim bir defasında Kaytbay'ın huzuruna teamül hilafına taylasan ile girmiş olması (1495), sultanın kızmasına sebeb olmuştur. Al-Ahadis al hi-san fi fazl al-Taylasan unvanlı risalesi bu hareketinin müdafaası zımnındadır.

    Bulunduğu Vazifeyi Terkediyor

    Bununla beraber Kaytbayın vefatına kadar Baybarsiye'de vazifesinde bırakılmıştır. Zikredilen hadiseler Sultan Muhammed b. Kaytbay nezdinde aleyhindeki faaliyetlerini artırmışlardır. Bunu sezen Suyûti, halife Mutevekkil Ala'llah ile olan münasebetlerini sıklaştırarak, ondan kendisini bütün Mısır, Şam ve komşu islâm memleketleri kadılıklarının derecesinde bir mevkie tayin etmesini istedi.
    Halifenin, azıl ve nasib hususunda Suyûtiye selahiyet tanıyarak mühim bir vakfiyeyi tevcih ettiği duyulunca, kadılar ve bir kısım halk arasında hoşnutsuzluk uyandırdı. Bu durum Suyûtî'nin o vazifeden vazgeçinceye kadar devam etti. Bunu Suyûti'nin hayatında bazı talihsizlikler takib etti. 1497 de muhakeme olundu. Neticede Baybarsiya meşihatinden azledildi.
    Bu hal üzere Suyûtî'nin onlara olan güveni tamamiyle sarsılmıştı, Kahire'de, Nil nehri ortasında ki adacıklardan biri olan al Ravza'da ki evine çekildi. Tam bir inziva hayatı içinde yaşadı.

    Gazaba Uğramak Korkusu İçindeydi

    O günlerde Te'hir El-Zaman İla Yevmil - Kıyame isimli bir risaleyi de telif etmiştir. Tumanbay 1500 yılında Sultan olunca, Suyuti gizlenmek mecburiyetini hissetti. Gazaba uğramak korkusuydu bu gizlenmenin nedeni. Ama aynı yılın sonlarında Kanşuh El-Ğavri'nin sultanlığa geçmesiyle sona erdi bu korkusu.
    Ancak onun için artık faal hayata dönmek mevzu bahis değildi.. Bazı kerametleri, keşifleri tayy-i zaman ve mekanda bulunduğu hakkındaki, velilik rivayetleri ile Osmanlıların Mısır'ı istila bekleri yolundaki sezişleri bu günlerin meyveleridir.

    Hediyenin Reddi Ve Ölümü


    Sultan Cavri, kendisine yeni vazifeler teklif ettiği zaman kabul ötmediği gibi, onun gönderdiği 1.000 dinarı red ile hediye ettiği köleyi de azad ettiği söylenir. Suyûü bir süre böyle yaşadı. Ancak okumak ve yazmaktan geri durmuyordu. Sonra ara sıra da olsa, davet üzerine Sultanın meclisine gittiği oluyordu. Bununla beraber artık çökmüş ve yaşı da altmışı bulmuştu. Bu sırada hastalandı ve ıztırablı bir devreyi muteakib 19 cemaziyelevvel 911 (18 teşrini evvel, 1505) cuma sabahı vefat etti ve Kahire'de Babul - Karaffa da defnolundu. Kabri üzerine bir türbe yapılmış ve ahşap bir sanduka işlenmiştir. Türbesi uzun müddet bazı alimler ve emirlerin ziyaretgahı olmuştur.

    Eserleri:

    Suyutî'nin pek muhtelif mevzularda ve çok sayıdaki eserlerinin ekseriyeti uzun araştırmalar mahsûlu olan terkibi teliflerden ziyade çeşitli kaynaklardan iktifa suretiyle derlenmiş eserlerdir. Henüz hayatta iken bir çok islam ülkelerinde ve ilim merkezlerinde eserleri şöhret bulmuş bir alim hüviyetini ihraz eylemiştir.

    Eserlerinin Sayısı

    Suyûti'nin eserlerinin sayısı muhtelif kaynaklara göre 500 - 600 i arasında değişmektedir. Husnul-Muhazara»da Suyûti, kendi eserlerini 300 olarak vermektedir. Ancak muellif bundan sonra da bir çok eserler kaleme almıştır. Nitekim çağdaşı Ibn îyas. bu eserlerin 600 olduğunu kaydetmektedir.
    Tefsir Eserleri:


    1.Tercüman - ul - Kur'an fi Tefsiril Musned- adlı eseri tefsir ile ilgili bütün rivayetleri ihtiva ettiği anlaşılmakta olup, maalesef 'günümüze intikal etmemiştir.
    2. Kitabü Durr'ul-Mensur Fi Tefsir'îî - Me'sur Bundan önceki eserin, isnadları hazf edilerek kaynakları muhafaza edilmek suretiyle kaleme alınmış bir muhtasarı olup, altı cilt halinde basılmıştır. Ayetleri aynı mevzudaki hadislerle, sahabe ve tabiinden gelen nakiller ile açıklanmıştır.
    3. Mufhemât'ul - Akran Fi Mubhamatil-Kur'an in bir kaç mubhem noktası üzerinde durulmuştur.
    4.Lubab'ul-Nuhûl fi Esbabin Nuzûl'u, El-Vahidl'nur aynı mevzudaki eserine dayanmakta olup, ayetlerin nuzül sebeblerine dair bilinenleri toplamakla ve el - Vahidi'nin eserini genişletmek suretiyle tamamlamaktadır.

    5.Tefsir'ül - Celâleyn, Suyûti'nin en meşhur mutedavel eserlerinden olup, hocası Celaluddin El- mahalli (ölm. 864 - Mil. 1459 ) tarafından başlanılmış ve ölümünden sonra kendisi tarafından 870 (1465)' de 40 gün içinde tamamlanmıştır. Aynı lakabı taşıyan iki kişinin eseri olduğu için, «Tefsir'sil - Celâleyn» adını taşıyan bu tefsir, sahasının en meşhur eserlerinden olup muteaddit defalar basılmıştır. En son ve en güzel baskısı. Kahire (1954) Darüî-Maarif neşridir. Haşiyeleri arasında en mühimi Suleyman el-Cemel (ölm. 1204 -1790)' inkidir .
    6.Mecmâ ul Bahrayn ve Matla'» Bedreyn, Suyûti'nin en geniş tefsiri olup, bugün ancak bir kısmı elimizde bulunmaktadır... Bunun diğer kısımlarının tamamlanıp tamamlanmadığı malum değildir. Bize intikal eden kısım, sadece eserin mukaddimesinden ibarettir. 872 (1367) yılında Et - Ta'bir Fi ulum et - Tefsir» adı ile mustakil bir eser olarak da kaleme aldığı bu kısım ise bütün Kur'an-i ilimler hakkında mucmel bir bakış mahiyetindedir.
    7. El - İtkan fi ulum'il - Kur'an, Suyûti'nin en mühim ve sahasının en geniş malûmatını ihtiva eden eserlerinden biri olup, bundan önceki eserinin bilhassa ez-Zerkeşi (ölm. 794 -1392)'nin, Kitab'ul-Burhan fi ulumil Kur'an, adlı kitabından faydalanılarak genişletilmiş şeklidir.

    Hadis Eserleri:

    1. Camiu's - Sağir min Ehadis'il - Beşir ve Nezir, umumi hadis mecmuaları arasında zamanımıza kadar mevkiini koruyabilmiş ve bilhassa Osmanlı ulemasınca büyük rağbete nail olmuş eserlerindendir.
    Eserin baş taraflarında verilen izahattan da anlaşıldığı üzere veciz hadislerin seçilmesine dikkat edilmiş ve harf sırası takip olunmuştur. Aslında bu eser, Suyûti'nin -Cam'ul – Cavamiismindeki, içinde Peygamberin bütün hadislerini bir araya getirmeye niyet ettiği kitabının hulasasıdır. Suyûti, Cami'us - Sağir'in telifinde kaynak olarak altı hadis mecmuasından başka Ahmed b. Hanbel'in Musned'inden de faydalanmıştır. Her hadisin yanına nereden alındığını gösteren rumûz konulmuştur. Böylece değerli ve sahih hadisleri içine alan Cami'ûs - Sağir, 18 Rebiulevvel 907 (1 teşrin evvel 1501) tarihinde ikmal olunmuştur. Bu eser Abdurrahman El - Munavi tarafından şerh edilmiştir.
    2.Kifâyet'üt-Talip el - Iabib fi hasa'is al-Habib el-ma'rufe billhasa'İsûl-kubra, Peygamberin hususiyetleri hakkında kaleme alınmış olup 2 cilt halinde Haydarabad(1319/1320) de neşredilmiştir.
    3.Le'alu - Masnu'a fi'I-ahadisil Mevzu'a, Suyûti'nin hadis tenkidi bakımından mevzu hadisler hakkında hazırladığı bir eserdir.
    4.Tedrib'ür-Ravi fi Şerhi Takrib'un-Nevev hadis usulu kitapları arasında hala ehemmiyet ve şöhretini muhafaza eden bu eser, Ibni-Salah'ın hadise dair kaleme aldığı K.Ma'rifatianvai ulumil-Kadis» adlı eserinin Nevevi tarafından yapılan Et Takrib ve'1-Taysir adlı kitaba Suyûti'nin yazdığı şerhtir. Eser Mısır'da 1379 da neşredilmiştir.
    Bilhassa hadis ricali bakımından zenginliği ve başka kitaplarda zikredilmeyen hadisle ilgili araştırmaları ihtiva etmesi cihetinden ehemmiyetlidir.
    5.Hadis eserlerinden sayılan, Kabir, Cennet, Cehennem ve Kıyamet hakkında yazdığı küçük risaleleridir. Bunlar içinde en genişi, Tezkire-tul-Kurtubi'nin şerh ve genişletilmiş şekli olan Şerhu's sudur kitabıdır. Bu kitap, Mısır'da Kitabul-Berzah adı altında neşredilmiştir. İşte tercümesini verdiğimiz kitap budur.

    İbnu’l-’İmad el-Hanbeli; İmam Suyuti için şunları demiştir:
    “-Hadisleri senediyle rivayet eden, muhakkik, mudakik, kıymetli ve faydalı eserler sahibi... İlahi kudrete inanan bir insan için ciddi bir şekilde yazılıp hazırlanan eserlerinin çokluğu keramet olarak yeter.”

    İmam Şevkani ise;

    “Kur’an ve sünnet hususunda büyük bir imam. İctihada yönelik ilimleri tam olarak kat be kat kuşatmış, bunlardan ortaya çıkan ilimleri de bilen bir insan”
    Yine İmam Şevkani onun için şunları söylemiştir:
    “Tüm ilimlerde zirveye çıktı, akranlarını geçti ve adı yayılıp şöhreti duyuldu. Hadiste El-Camiu’s Sağir ve El-Cami’l Kebir gibi eserler, tefsirde ed-Durru’l Mensur, El-İtkan fi Ulumi’l Kur’an gibi eserler yazdı. Her daldaki eserleri makbuldur. Kendisi tüm bölgelerde güneş gibi olmuştur”


    ****

    Suyuti Kendini Anlatıyor

    İmam Suyuti, Husnu’l Muhadara adlı kitabında [Husnu’l Muhadara, -thk. Muhammed Ebu’l Fadl İbrahim-, 1/335-339. Muhakkıkin bu alıntısı, kitabın içinde olduğu gibi buradada pek çok matbaa hatasıyla doludur. Ayrıca atlanan bazı yerler de vardır. Biz bunları Husnu’l Muharada’dan tamamladık.] kendisini tanıtır ve şöyle der:

    Abdurrahman b. Kemal Ebibekir b. Muhammed b. Sabıkiddin b. el-Fahr Osman b. Nasıriddin Muhammed b. Seyfiddin Hıdır b. Necmiddin Ebi’s-Salah Eyyub b. Nasırıddin Muhammed b. eş-Şeyh Humamiddin el-Hudayri el-Esuyuti...

    Büyük dedem Humamuddin hakikat ehli, tarikat şeyhi bir zattı... Ondan sonraki dedelerim ise ileri gelen ve idari mekanizmalarda bulunan insanlardı. Büyük dedelerimden biri yaşadığı şehirde kadılık, diğer biri de muhtesiblik yaptı. [Muhtesib: Zabıta amiri] Birisi de Emir Şeyhun ile yakın dostluğu olan bir tüccardı. Bu dedem Asyut’ta bir medrese inşa ettirmiş ve buna çeşitli vakıflar bağışlamıştı. Dedelerimden biri de çok zengin bir zat idi. Fakat büyüklerim içinde babamdan başka, hakkıyla ilme hizmet eden birini bilmiyorum...

    Hudayri şeklindeki nisbetimize gelince; bildiğim kadarıyla bu, Bağdat’ta bir mahalle olan Hudayriye’ye nisbetlesöylenmiştir.

    Kendisine güvendiğim bir zattan duyduğuma göre, rahmetli babam şöyle demiş: “Büyük dedem arab değildi veya doğulu biriydi” Fakat zahir olan Hudayri nibetinin yukarıda ismi geçen Bağdat’taki mahalleye nisbet olduğudur.

    849/1445 yılı receb ayı başında, pazar gecesi akşamdan sonra doğmuşum. Babam hayattayken Huseyni kabristanlığı çevresindeki evliyaullahın büyüklerinden olan Şeyh Muhammed Meczub’a götürüldüm. Bana hayır duada bulundu.

    Yetim olarak büyüdüm. Sekiz yaşıma gelmeden Kur’an’a hıfzeim. Sonra bazı hocalardan Umde’yi, Minhacu’l-Fıkh ve’l-Usul’u, İbnu Malik’in Elfiyye’sini ezberledim. 864/1460 yılı aşlarından itibaren de diğer ilimlerle iştigal etmeye başladım. Fıkıh ve nahiv bilgilerini bazı hocalarımdan aldım. Zamanının büyük miras alimi allame şeyh Şihabuddin eş-Şarmesahi’den feraiz bilgilerini öğrendim. 100 yaşının üzerinde olduğu söyleniyordu. Yine de doğrusunu Allah bilir (c.c.). Ona Mecmu’a olan şerhini kıraat ettim. 866/1462 yılı başlarında da yine hadisi bulamadım. Gözümden kaçmıştır deyip bir ikinci kez, bir üçüncü kez daha baktım fakat hadisi bu eserde bir türlü bulamadım. Hadise İbnu Kani’in Me’cumu’s Sahabe’sinde rastladım. Hocama gelip durumu bildirdim. Benden bunu duymasıyla yetinerek kendi nüshasını aldı. İbnu Mace ifadesinin üzerine ibtal çizgisi çekti ve haşiyede onun yerine İbnu Kani ibaresini ekledi. Hocamın sırf benim sözümle kitabında değişikliğe gitmesi benim gözümde büyük bir olaydı. Bunu hocamın kalbimdeki büyüklüğüne, benim nefsimin de acziyetine bağladım ve sordum:
    -Sabrediverseydiniz! Belki eski kanatinize dönersiniz?
    Şöyle cevap verdi:
    -Hayır. Ben “İbnu Mace rivayet etmiştir” derken Burhan Halebi’nin sözüne uymuştum.
    Vefat edinceye dek hocamdan ayrılmadım.
    Hocamın alleme, alimlerin alimi Muhyiddin Kafiyeci’nin yanında da ondört yıl bulundum. Ondan tefsir, usul, arabça, meani ve başka ilimler aldım. Sonunda bana geniş çaplı bir icazet yazdı.

    Şeyh Seyfuddin el-Hanefi’nin yanında da Keşşaf, Tevhid ve ona olan haşiyesi, Telhisu’l Miftah ve Azud derslerine katıldım.

    Eser yazmaya ise 866/1462 yılında başladım. (İbtal için) suyla yıkadıklarım ve yarıda bıraktıklarım hariç, eserlerim bugüne dek 300 kitaba ulaştı.

    Hamd olsun, Şam, Hicaz, Yemen, Hind ve Tekrur (Sudan) bölgelerine yolculuklarda bulundum.

    Haccettiğim zaman zemzem suyunu bazı niyetlerle içtim. Bu niyetlerimden ikisi şu idi: Fıkıhta Şeyh Seracuddin el-Bulkini’nin seviyesine ulaşayım. Hadiste de İbnu Hacer’in mertebesinevarayım.

    871/1466 yılı başlarından itibaren de fetva vermeye başladım. 872/1467 yılı başlarında da hadis imla meclisi tertip arabça eğitimi vermem için icazet aldım.

    İşte bu yıl ilk telifim olan Şerhu’l İstiaze ve’l Besmele’yi kaleme aldım. Hocamız Şeyhulislam Alemuddin el-Bulkini’ye eseri incelettim. Esere bir de takriz yazdı. Vefat edinceye kadar fıkıh ilminde ondan istifade ettim.

    Daha sonra oğlunun yanında bulundum. Babasının eseri olan Tedrib’i başından “vekalet” bahsine kadar ona kıraat ettim. Havi-i Sağir’i başından “adet” kısmına dek, Minhac’ı başından “zekat” bahsine dek, Tenbih’i başından “zekat” bahsinin yakınlarına dek, Ravza’dan “babu’l kada”nın bir kısmını, Zerkeşi’nin Tekmiletü Şerhi’l Minhac’ından “ihyau’l mevat” bahsinden “vesaya” kısmına kadar veya ona yakın bir yere kadar olan kısmı kendisinden dinledim. 876/1471 yılında ders ve fetva vermem hususunda bana icazet verdi ve hoca olarak ders verirken dersimde de hazır bulundu.

    878/1473 yılında vefat edince Şeyhulilam Şerefuddin el-Munavi’nin yanına gittim. Minhac’ın bir kısmını ona kıraat ettim. Katılamadığım birkaç meclis hariç bu kitabı Taksim’de ondan dinledim. Şerhu’l-Behce ve ona olan kendi haşiyesi ile Beydavi Tefsiri’nden bazı kısımları ders olarak ondan dinledim.

    Hadis ve arabça için de hocamız imam allame Takıyuddin eş-Şibli el-Hanefi’nin yanına gittim. Dört yıl onun eğitiminde bulundum. Arapça ile ilgili eserlerim olan İbnu Malik’in Elfiyye’sine olan şerhime ve Cemu’l Cevami’e takriz yazdı. Pek çok kez beni gerek eliyle (işaret ederek) ve gerekse diliyle ifade ederek ilimde ne kadar olduğumu başkalarına gösterdiler. Bİr hadisle ilgili olarak ta benim görüşüme İsra'ya dair hadisini İbnu Mace’nin rivayet ettiğini belirtmişti. Ben bu hadisin senedini de bulmak istedim. İbnu Mace’yi bulunduğu yeri tesbit için açtım fakat bulamadım; kitabı tekrar baştan sona gözden geçirdim.

    Yedi ilimde derin bilgiye mazhar oldum: Tefsir, hadis, fıkıh, nahv, meani, beyan, bedii. Bunlarda yetişmem arabların ve ediblerin usulünce idi. Yoksa arab olmayanların ve felsefecilerin metodları üzere değildi. kanaatıma göre mutalaa ettiğim bazı nakil ilimleri ile fıkıh hariç bu yedi ilimde, bırakın başkalarını hocalarım daha benim kadar geniş bilgiye sahib değildi. Fıkha gelince, aynı şeyi bu ilim için de söyleyemiyorum. Çünkü hocam bu ilimde daha ileri ve daha çok dirayet sahibi idi.

    Bu yedi ilim dalından daha az seviyede usul-u fıkh, cedel, tasrif’de de mutaalalarım oldu. Bunlardan daha az seviyede de kompozisyon, risale yazma ve feraiz eğitimim oldu. Daha az seviyede de bir hocadan olmaksızın kıraat bilgisi öğrendim. Bunlardan daha az olarak ta tıb bilgisi tahsil ettim.

    Matematiğe gelince; bu ilim bana en zor gelen ve kafama girmeyen şeydir. Matematikle ilgili bir meseleye baktığımda sanki bir ağı taşıyormuşum gibi gelir. Fakat Allah’a (c.c.) hamdolsun şimdi bende ictihad etmekle ilgili alet ilimleri tamam olmuştur. Bunları Allah’ın (c.c.) nimetini anmak için zikrediyorum. Yoksa övünmek için veya övünerek kazanılacak bir dünyalığı elde etmek için anlatmıyorum. Çünkü kervan göçtü, yaşlılık başladı ve ömrün en güzel demleri geride kaldı.

    İstesem herhangi meseleyle ilgli, bu hussuta sarfedilen sözleri, nakli ve kıyasi delilleri, bu görüşleri ikmal eden hususları, bunların hilafına olan delillele bu delillerin cevaplarını, bu meseledeki mezhebler arasındaki farklılıkları birbirleriyle muvazeneli şekilde bir eserle ortaya koyabilirim. Bu elbette benim kudretimden olacak bir hadisi değildir. Ancak Allah’ın (c.c.) lütfundandır. Kuvvet ve güc Allah’a (c.c.) aittir. O ne dilerse olur. Kuvvet ancak O’na aittir.

    Talebeliğimin ilk yıllarında mantık ilmiyle ilgili bir şeyler okudum. Daha sonra Allah (c.c.) kalbime ondan hoşlanmama duygusunu yerletirdi. Hem İbnu’s Salah’ın da mantığın haram olduğuna dair fetvasını da duyunca bu ilmi bıraktım. Allah da (c.c.) onun yerine bane ne şerefli ilim olan hadis ilmini nasib etti.
    [İbnu’s Salah mantıkla ilgili olarak şöyle der: “Mantığa gelince, felsefece giriş mahiyetindedir. (Felsefe şer olduğundan) şerre giriş de şer hükmündedir. Onu öğretmek ve öğrenmek Şari’in mubah kıldığı konulardan değildir. Sahabeden, tabiundan, muctehid imamlardan, selef-i salihinden ve kendilerine uyulan din imamlarından, önderlerden ve büyük zevattan hiçbir kimse bu ilmi mubah görmemiştir. Allah (c.c.) tüm müminleri mantık’ın çirkinlik ve habasetinden korumuş ve pisliklerinden temizlemiştir” (Feteva İbni’s Salahthk. Abdul mu’ti Emin Kal’aci, sf: 71)]

    Sema ve icazet suretiyle rivayet aldığım hocalarıma gelince bunlar pek çoktur. Onları Mucem’de biraraya getirdim. Sayıları yüz elli civarındadır. Daha önemlisiyle yani dirayetle ilgili limleri kıraat ettiğimden dolayı hadis dinlemeye fazla vakit ayıramadım.

    İmam Suyuti daha sona uzun uzadıya eserlerinin isimlerini zikreder. Biz bu kitapları Husnu’l Maksad fi Ameli’l Mevlid adlı eserdeki etüdde zikrettik.





    İmam Gazali / İhya'u Ulum'id-Din
    https://www.islam-tr.net/konu/imam-gazali-ve-eseri-ihyau-ulumid-din-hakkinda-neler-denilmistir.19918/

    İmam Rabbani Kimdir?
    https://www.islam-tr.net/konu/imam-rabbani-kimdir.21987/
  3. MuhammedRabbani

    MuhammedRabbani Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Allah razı olsun
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş