يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا كُونوا أَنصَارَ اللَّهِ كَمَا قَالَ عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ لِلْحَوَارِيِّينَ مَنْ أَنصَارِي إِلَى اللَّهِ قَالَ الْحَوَارِيُّونَ نَحْنُ أَنصَارُ اللَّهِ فَآَمَنَت طَّائِفَةٌ مِّن بَنِي إِسْرَائِيلَ وَكَفَرَت طَّائِفَةٌ فَأَيَّدْنَا الَّذِينَ آَمَنُوا عَلَى عَدُوِّهِمْ فَأَصْبَحُوا ظَاهِرِينَ

‘Ey iman edenler! Allah'ın yardımcıları olun. Nitekim Meryem oğlu İsa havarilere: Allah'a (giden yolda) benim yardımcılarım kimdir? demişti. Havariler de: Allah (yolunun) yardımcıları biziz, demişlerdi. İsrailoğullarından bir zümre iman etmiş, bir zümre de inkâr etmişti. Nihayet biz iman edenleri, düşmanlarına karşı destekledik. Böylece üstün geldiler.’ (Saf/14)
Resulullah s.a.v şöyle buyurdu: ‘Allah s.w.t beni rahmet ve bütün aleme davetçi olarak gönderdi. Sakın Havarilerin muhalefeti gibi muhalefet etmeyin.’
Ashab sordu: ‘Havarilerin muhalefeti nasıl olmuştu Ya Resulallah?’
‘Benim size vereceğim vazifeyi o, havarilerine teklif etmişti, dini yaymak için yakın yere gönderdiği kimseler gitmeye razı oldular ve selameti buldular; uzak yerlere gidenler ise memnuniyetsizlik içinde gidecekleri yerin dilini bilmedikleri bahanesiyle imtina etmişlerdi ve oralara gitmek istememişlerdi. Derken Hz. İsa’nın Allah’a dua etmesiyle onlardan her biri gidecekleri yerin lisanını gayet mükemmel bilir bir şekilde sabaha çıkarıldılar.’
Resulullah s.a.v’in elçi gönderme ile ilgili konuşmaları üzerine muhacirler ayağa kalkarak;
‘Sen nereye istersen bizi oraya gönder. Biz senin emrini yerine getiririz!’ dediler. (İbn-i Hişam)
Ey Müslümanlar! Her biriniz imanın taşıyıcıları ve bu görevi yerine getirme mecburiyetinde olduğunuz İslam’ın erlerisiniz! Sakın ola ki, yolun uzunluğu sizi ürkütüp bahaneler üretmeye sevk etmesin! Geçersiz bahaneler üretmek aziz erlerin ahlakı değil, ancak münafıkların ahlakıdır; Allah azze ve celle şöyle buyurur;
فَرِحَ الْمُخَلَّفُونَ بِمَقْعَدِهِمْ خِلاَفَ رَسُولِ اللّهِ وَكَرِهُواْ أَن يُجَاهِدُواْ بِأَمْوَالِهِمْ وَأَنفُسِهِمْ فِي سَبِيلِ اللّهِ وَقَالُواْ لاَ تَنفِرُواْ فِي الْحَرِّ قُلْ نَارُ جَهَنَّمَ أَشَدُّ حَرّاً لَّوْ كَانُوا يَفْقَهُونَ

‘Allah'ın Resulüne muhalefet etmek için geri kalanlar (sefere çıkmayıp) oturmaları ile sevindiler; mallarıyla, canlarıyla Allah yolunda cihad etmeyi çirkin gördüler; ‘bu sıcakta sefere çıkmayın’ dediler. De ki: ‘Cehennem ateşi daha sıcaktır!’ Keşke anlasalardı!’ (Tevbe/81)
Resulullah s.a.v Tebuk savaşına (Rumlarla çarpışmaya) hazırlanırken, münafıklardan olan Ced b. Kays’a şöyle diyor; ‘Ey Ced! Bu sene Rumlar ile kılıçla vuruşmak istemez misin?’ O da;
‘Ya Resulallah! Savaşa katılmamak için bana izin versen, beni fitneye düşürmesen olmaz mı? Vallahi kavmim bilir ki, kadınlara benden daha düşkün bir adam yoktur. Ben Rum kadınlarını gördüğümde sabredememekten korkuyorum’ demişti. (Siyeri ibn-i Hişam)
Ey İmanın taşıyıcıları! Mazeret üretmekten kaçının… İşlerinizi ciddiye alın… Dinin yardımcıları (ensaruddin) olun! Dinin yardımcıları da hiç şüphesiz dinini en iyi bilen kimselerdir;
Resulullah s.a.v Tebük savaşına çıkacağı zaman, en büyük sancağı Ebu Bekir’e, en büyük bayrağı Zübeyr b. Avvam’a, Evslilerin sancağını Useyd b. Cemuh’a, Hazreçlilerin sancağını Ebu Dücane’ye ve Beni Malik b. Neccar’ların bayrağını da Umare b. Hazm’a veriyor. Resulullah s.a.v Zeyd b. Sabit’i görünce, Umare’den bayrağı alıp Zeyd’e verir.
Umare şöyle der: ‘Ya Resulallah! Belki de bana kızmışsındır?’ Resulullah s.a.v ise;
‘Hayır! Vallahi kızmadım. Fakat Kuran’ı siz de tercih ediniz. O Kuran’ı senden daha çok ezberlemiştir…’ (Siyeri ibn-i Hişam)
Görüleceği üzere Resulullah s.a.v bayrağı taşıma görevini Kuran’ı en iyi ezberleyen kimselere vermiştir. Ey İslam davetçileri! İlim ile bezenin, dininizi iyi öğrenin ki, imanın taşıyıcıları olabilesiniz.
Ey İmanın taşıyıcıları! İslam’ı olduğu gibi aktarın! Bizler bu emanetin taşıyıcılarıyız. İmanı, İslam’ı olduğu gibi aktarmak zorundayız. Bir şeyler ekleyip-çıkarmak emanet taşıyıcılarının işi değildir. Ne yazık ki nice İslam davetçileri ! olduğunu ileri sürenler, ‘Allah’ı ve Resulünü sevdirme’ adına bir takım eklemeler ve çıkarmalarda bulunmuşlardır.
Allah’ı değil de insanları razı etmeyi kendilerine görev addeden nice kişiler, cihad, kıtal gibi ayetlerden bahsetmezler. Yine Yahudi ve Hristiyanları razı etme adına ‘Allah katında hak din yalnızca İslam’dır’ ayetini okumamaya özen gösterirler. Bunlar İslam’dan eksiltme yaptıkları gibi niceleri de ekleme yapmışlardır. Mesela, hadis uyduranlardan bazıları şunu itiraf etmişlerdir; ‘Biz bu hadisleri sırf halkın kalbini yumuşatmak için uydurduk.’ Allah s.w.t şöyle buyurur:
وَإِذَا تُتْلَى عَلَيْهِمْ آيَاتُنَا بَيِّنَاتٍ قَالَ الَّذِينَ لاَ يَرْجُونَ لِقَاءنَا ائْتِ بِقُرْآنٍ غَيْرِ هَـذَا أَوْ بَدِّلْهُ

‘Ayetlerimiz onlara apaçık okunduğu zaman, bize kavuşmayı ummayanlar (Peygamber’e): ‘Ya (bize) bundan başka bir Kuran getir veya bunu (n hoşumuza gitmeyen yerlerini) değiştir’ dediler.’
قُلْ مَا يَكُونُ لِي أَنْ أُبَدِّلَهُ مِن تِلْقَاء نَفْسِي إِنْ أَتَّبِعُ إِلاَّ مَا يُوحَى إِلَيَّ

‘De ki: ‘Kendiliğimden onu değiştirmem (asla mümkün) değildir. Ben sadece bana vahyedilene uyar (onu bildirir) im…’ (Yunus/15)
Kendilerini imanın taşıyıcısı olarak gören birçok davetçi, imanı olduğu gibi anlatamamış, ya eksik veya bir şeyler ekleyerek anlatmışlardır. İman taşıyıcılarına düşen görev ise vahye uyarak olduğu gibi anlatmaktır. Ancak o zaman görevini başarıyla yerine getirenlerden olacaktır. ‘Başarıya ulaşmanın yolu ise, başarıya ulaşmış insanları taklit etmekten geçer’ kuralı gereği, iman taşıyıcılarını örnek edinmekle gerçekleşecektir.
Ey Müslümanlar! Hz. Ömer’de r.a bizim için güzel bir örnek vardır. İlk hızlı postayı icad eden Hz. Ömer’dir. Ömer r.a bir mektubu başka bir ülkeye göndereceği zaman, bu ülkeler arasında belirli bazı noktalar inşa ettirmişti. Her noktada ise, atı ve kendisi iyi dinlenmiş ve atı da idmanlı olan bir ulak bulunurdu. 1. Ulak ulaşacağı 2. Noktaya kadar bu mektubu götürür, mektubu 2. Ulağa teslim ederdi. Böylece 2. Ulak hiç vakit kaybetmeden yola çıkar, 3. Noktaya mektubu ulaştırırdı. Ve böylelikle mektubu taşıyan tek bir ulağın yollarda dinlenme ihtiyacını gidermesi için vakit kaybının önüne geçilmiş oldu. Mesela; 1000 km. lik bir mesafeye mektup 10 günde ulaşılıyor idiyse, Ömer’in r.a bu fikri ile mektup, 5 günde ulaşmıştır.
Ey Müslümanlar çıkarılması gereken ders şu, bizler İslam mektubunu taşıyan birer taşıyıcılarız. Gücümüzün son damlasına kadar bu mektubu ulaşılması gereken noktaya ulaştırmak zorundayız. Tevhid ve cihad davetini hayatımızın son bulacağı güne kadar bizden sonraki nesillere taşımak, biz Müslümanların görevidir. Bu görevi hakkıyla yerine getiren kullardan olmayı Rabbimizden diliyoruz.
Hz. Süleyman’ın emrinde bulunan Hüdhüdde de bizim için gerçekten çok güzel bir örnek vardır. Bir kuş olan Hüdhüd’ün istihbaratları sonucu bir kavim Hz. Süleyman’ın daveti ile Müslüman olmuştur. Hz. Süleyman’ın bu davetini de ulaştıran yine Hüdhüd idi. Allah s.w.t onlar hakkında şöyle buyurur:
وَتَفَقَّدَ الطَّيْرَ فَقَالَ مَا لِيَ لَا أَرَى الْهُدْهُدَ أَمْ كَانَ مِنَ الْغَائِبِينَ

‘(Süleyman) kuşları gözden geçirdi ve şöyle dedi: Hüdhüd'ü niçin göremiyorum? Yoksa kayıplara mı karıştı?’ (Neml/20)
فَمَكَثَ غَيْرَ بَعِيدٍ فَقَالَ أَحَطتُ بِمَا لَمْ تُحِطْ بِهِ وَجِئْتُكَ مِن سَبَإٍ بِنَبَإٍ يَقِينٍ

‘Çok geçmeden (Hüdhüd) gelip: Ben, dedi, senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sebe'den sana çok doğru (ve önemli) bir haber getirdim.’ (Neml/22)
اذْهَب بِّكِتَابِي هَذَا فَأَلْقِهْ إِلَيْهِمْ ثُمَّ تَوَلَّ عَنْهُمْ فَانظُرْ مَاذَا يَرْجِعُونَ

‘(Süleyman, Hüdhüd’e) Şu mektubumu götür, onu kendilerine ver, sonra onlardan biraz çekil de, ne sonuca varacaklarına bak.’ (Neml/28)
Ve Hüdhüdün bu gayretleri sonucunda ise o kavmin lideri Kuran’i ifadeyle şöyle demiştir:
قَالَتْ رَبِّ إِنِّي ظَلَمْتُ نَفْسِي وَأَسْلَمْتُ مَعَ سُلَيْمَانَ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

‘…Melike dedi ki: Rabbim! Ben gerçekten kendime yazık etmişim. Süleyman’la beraber âlemlerin Rabbi olan Allah'a teslim oldum.’ (Neml/44)
Allah bizi Hüdhüd gibi iyi bir istihbaratçı ve bu davanın insanlara ulaşabilmesi için imanın taşıyıcılarından eylesin!

Dine yardım etmek gerekli bir farzdır… Kifaye olarak değil farz-i ayndır.
Elle, güç yetmezse dille… Bu da olmazsa, gönülden yöneliş ve dua ile...
Buda yoksa vallahi, hardal tanesi kadar iman olmaz…
Ey imanın destekleyicisi! En güzel sorumlu olarak hayatınla...
Ey şanı büyük, yüzünün nuru ile destekle!
(El-Kafiyetu eş-Şafiyetu fi’l-intisari li’l-Firkati’n-Naciye… İbni Kayyim)

نَحْنُ أَنصَارُ اللّهِ آمَنَّا بِاللّهِ وَاشْهَدْ بِأَنَّا مُسْلِمُونَ

‘…Biz Allah’ın yardımcılarıyız. Allah’a iman ettik. Şahit ol ki! Biz gerçekten Müslümanlarız!’
رَبَّنَا آمَنَّا بِمَا أَنزَلَتْ وَاتَّبَعْنَا الرَّسُولَ فَاكْتُبْنَا مَعَ الشَّاهِدِينَ

‘Ey Rabbimiz! İndirdiğine iman ettik ve Resulüne tabii olduk, bizi şahitlerle beraber yaz!’ (Ali-İmran/52-53)