1 - Birinci kısım, sebeblerden yüz çevirenlerdir.

2 - İkinci kısım tamamıyle sebeblere bağlananlardır.

3 - Üçüncü kısım, sebeblerle, kendilerine dünyada ve ahirette fayda vermeyip zarar verene ulaşanlardır.

Bu üç kısım, zarar ve ziyandadır.

4 - Dördüncü kısım, sebeblerle, kendilerine hem dünyada, hem de ahirette fayda vereceklere ulaşırlar. Doğru yolda bulunanlar bunlardır.

Nitekim, Allah Teala:

"Kim (sadece) dünya hayatını ve zinetini isterse, biz öylelerine, amellerinin karşılığını burada tamamen öderiz. Bu hususda onlara cimrilik yapılmaz. Bunlar öyle kimselerdir ki, ahirette kendilerine ateşden başka bir şey yoktur. Yaptıkları bütün ameller orada boşa gidecek Zaten bütün yapmış oldukları şeyler boştur." (Hud/15-16) buyurmuştur.

Alimler bu ayet-i kerimeden, sadece dünyayı ve zinetini isteyen kimseler için amellerinin karşılığının dünyada verilip, ahirette kendilerine ateşten başka bir şey olmadığı manasını anladılar. Fakat bununla beraber, ayetin manasında ihtilaf ettiler.

İbn-i Abbas:

"Bir kimse sadece dünyayı isterse ahirete, sevaba, azaba inanmamış olur" demiştir.

Müfessirler: "İbn-i Abbas'ın kavline göre bu ayet-i kerime kafirler hakkındadır" demişlerdir.

Katade;

"Bir kimsenin düşüncesi, maksadı, niyeti dünya olup onu isterse, Allah Teala dünyada ona yapmış olduğu iyiliklerinin karşılığını verir, sonra ahirete gittiğinde karşılığını alacağı bir ameli bulunmaz. Mü'mine gelince iyiliklerinin karşılığını dünyada aldığı gibi ahirette de sevap alacaktır" demiştir.

Bazı müfessirler, şu ayet-i kerimenin:

"bunlar öyle kimselerdir ki, ahirette kendilerine ateşten başka bir, şey yoktur. Yaptıkları bütün ameller orada boşa gidecek, zaten bütün yapmış oldukları şeyler boştur" delaletiyle bu ayet-i kerime kafirler hakkındadır. Çünkü mü'min hem dünyayı hem de ahireti ister. Yalnız dünyayı istiyen kimseye gelince, o, mü'min değildir." demişlerdir.

Ebu Salih, İbn-i Abbas (r.a.)'dan rivayet ettiğine göre:

İbn-i Abbas (r.a.): "Bu ayet-i kerime ehl-i kıble hakkında nazil olmuştur" demiştir.

Mücahid: "Bu ehl-i kıble riyakarlardır" demiştir.

Dahhak: "Ehl-i imandan takvasız iyi amel işleyenin amelinin sevabı dünyada verilir" demiştir.

Ferra, Dahhak'ın kavlini seçerek; "Ehl-i kıbleden olan bir kimse ameliyle dünya mükafatını isterse eksiksiz olarak onun mükafatı dünyada peşin olarak verilir" demiştir. Bu kavil, tercih edilir.

Buna göre, ayetin manası şöyle olur:

Ameliyle sadece dünya hayatını ve zinetini isteyen kimse, mü'min değildir. Çünkü günahkar ve fasık kimseler, masiyetde, fasıklıkda aşırı gitseler de imanları onları Allah için iyi amel işlemeye sevkeder de (her ne kadar günah işleseler de) Allah'ın rızasını kazanmak için salih ameller işlerler.

Bir kimse, ameliyle Allah rızasını istemeyip ancak dünyayı ve zinetini isterse o kimse ehli iman dairesine girmiş olmaz.

Muaviye de bu ayet-i kerimeden bu manayı anlayıp, buna Müslim'de Ebu Hüreyre'den rivayet edilen hadis-i şerifi şahid gösterdi. Nitekim Müslimin rivayet ettiğine göre Ebu Hüreyre demiştir ki:

Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem):

"Kıyamet gününde ateşin ilk tutuşturulacağı kimseler üç sınıfdır,

- Filan okuyucudur denilsin diye Kur'an okuyandır,

- Filan cömerttir, denilsin diye mallarını sadaka verendir,

- Filan cesurdur denilsin diye cihadda öldürülen gazidir" buyurmuştur.

Mahlukatın en hayırlıları, peygamberler, sıddıklar, şehidler ve salihlerdir. Mahlukatın en şerlileri ise, onlardan olmadıkları halde onlara benzemeye özenenlerdir.

Peygamberlere özenen kimse yalancı olduğu gibi, sıddıklardan, salihlerden olmadığı halde onlara benzemeye çalışan kimse de riyakardır.

İbn-i Ebi'd-Dünya'nın, rivayet ettiğine göre, Enes demiştir ki:

Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem):

"Kıyamet günü olunca ümmetim üç fırkaya ayrılacaktır.

Birinci fırka, dünya için Allah'a ibadet edenlerdir.

İkinci fırka, riya ve gösteriş için ibadet edenlerdir.

Üçüncü fırka, Allah'ın zatı için ve ahireti için ibadet edenlerdir.

Allah Teala, dünya için ibadet edenlere:

"İzzetim, Celalim ve kudretim hakkı için, bana ibadetle neyi kasdettiniz?" buyuracak. Onlar da:

"İzzetine, Celaline, Kudretine yemin ederiz ki dünyayı kasdettik" diyeceklerdir.

Bunun üzerine Cenab-ı Hak:

"bunlardan hiçbirini kabul etmedim, bunları cehenneme götürün" buyuracak.

Allah Teala, gösteriş ve riya için ibadet edenlere:

"İzzetim, Celalim ve Kudretim hakkı için, bana ibadetle neyi kasdettiniz?" buyuracak.

Onlar da:

"İzzetine, Celaline ve Kudretine yemin ederiz ki, riya ve gösterişi kasdettik" diyecekler.

Bunun üzerine Cenab-ı Hak:

"Bunlardan birini kabul etmedim, bunları da cehenneme götürün" buyuracak.

Cenab-ı Hak, Allah'ın zatı için ve ahireti için ibadet edenlere:

"İzzetim, Celalim ve Kudretim hakkı için bana ibadetle neyi kasdettiniz?" buyuracak.

Onlar da:

"İzzetine Celaline yemin ederiz ki, senin zatın için ve ahiretin için ibadet ettik" diyecekler.

Bunun üzerine Allah Teala:

"Doğru söylediniz, bunları cennete götürün" buyuracak" buyurmuştur.

Bu hadis-i şerifin isnadını araştırmaya ihtiyaç yoktur. Çünkü Kur'an ve sünnet bunun doğru olduğuna şahiddirler. Nitekim bu hadis-i şerifin sahih olduğuna şu ayet-i kerime:

"Kim (sadece) dünya hayatını ve zinetini isterse, biz, öylelerine emellerinin karşılığını burada tamamen öderiz" delalet etmektedir.

Amelleriyle, Allah'ın rızasını istemeyip, sadece dünya için amel eden kimselerin, amellerinin karşılığını dünyada, Allah onlara eksiksiz verecektir. Ahirete gittiklerinde sevap alacakları amelleri bulunmayacaktır. Ahirete iman eden bir kimse beşer olarak büyük günah işlerse de derhal ondan tevbe ve istiğfar ederek Allah'a döner.

İbn-ül-Enbari demiştir ki:

"Bu kavle göre, bu ayet-i kerime müslümanlardan bir kavim hakkındadır ki, onlar ahireti ve ahirette varacakları yeri düşünmeksizin dünyaları doğru gitsin diye iyi amel işlerler. Bunların amellerinin karşılığı kendilerine dünyada tamamiyle verilir. Ahirete gittiklerinde onların amellerinin karşılığı ateştir. Çünkü onlar amelleriyle Allah'ın rızasını, sevabını ve mükafatını istememişlerdir."

"Bunlar öyle kimselerdir ki, ahirette kendilerine ateşten başka bir şey yoktur".

Bu ikinci ayet-i kerime İbnü'l-Enbari'nin kavline göre:

"Amelleriyle dünyayı isteyen mü'minlerin ebedi cehennemde kalmalarını gerektirir" diye sorulursa, buna:

"Bir kimse ameliyle ahiretin sevabını istemeyip bilakis niyeti ve maksadı dünya olursa, şüphe yok ki, Allah Teala, imanların mükafatını verdiği vakit onun imanını iptal eder ve onun imanına mükafat vermez. Çünkü onun imanının ve amelinin boşa gitmiş olduğuna şu ayet-i kerime, "Yaptıkları bütün ameller orada boşa gidecek, zaten bütün yapmış oldukları şeyler boştur" delalet etmektedir" diye cevap verilir.

Bir kısım alimler de buna şöyle cevap vermişlerdir:

Bu ayet-i kerime ameliyle dünyayı isteyen müminin ebedi cehennemde kalmasını gerektirmez. Ancak bu ayet-i kerime, böyle kimsenin ahirette hakettiği şeyin ateş olduğunu ve kurtulmayı umud ettiği iyi amelinin de bulunmadığını gerektirir.

Eğer bununla beraber o kimse "ehl-i tevhid"den olursa, "ehl-i tevhid" den büyük günah sahiplerinin cehennemden çıktıkları vakit o da çıkar. Bu cevap, İbnü'l-Enbari ve diğer alimlerin cevabıdır. Allah'a hamd olsun müşkül yoktur. Şöyle ki:

Allah Teala: "Ameliyle sadece dünya hayatını ve zinetini isteyen kimsenin cezasının ateş olduğunu ve amelinin boşa gitmiş olduğunu" bildirmiştir.

Buna göre, Cenab-ı Hak, o kimsenin kurtulmasına sebep olacak amelini iptal edince, onun yanında kendisini kurtaracak bir şey kalmamıştır. Eğer o kimsenin imanı bulunup, bu imanla dünyayı ve zinetini istemeyip, bilakis bu imanla Allah'ı ve ahireti istemiş olursa, bu iman, boşa gitmiş olan amele dahil olmaz. Her ne kadar o kimseyi cehenneme girmekten kurtaracak ameli boşa gitmiş olsa da bu imanı onu ebedi ateşte kalmaktan kurtarır

{İbn Kayyım El Cevziyye}