1. This site uses cookies. By continuing to use this site, you are agreeing to our use of cookies. Learn More.

Haber Irak'ta Sünni Olmanın Cezası! +21 (video)

Konu, 'Irak Haberleri' kısmında Hattab Amedi tarafından paylaşıldı.

  1. Hattab Amedi

    Hattab Amedi Islam-TR Üyesi Kullanıcı

      
    Irak'ta Sünni olmanın cezası! +21 (Video)
    Irak’ta Şii milisler Sünni katliamlarına devam ediyor.

    [​IMG]


    ABD işgali ile mezhep savaşının hat safhaya ulaştığı Irak’ta, Irak ordusunun Sünni katliamlarını gösteren yeni video görüntüleri bir bir ortaya çıkmaya devam ediyor.

    ISLAH HABER

    Irak’ta sırf Sünni oldukları için ordu güçleri tarafından katledilenlerin sayısı giderek artıyor.

    Uluslararası Af Örgütü tarafından da doğrulanan raporda, Irak'ta son aylarda çok sayıda Sünni sivil, Şii milisler tarafından kaçırıldığı yada katledildiği belirtildi.

    Medya aktivistleri, kaosun hiç bitmediği Irak’ta Sünnilerini Irak ordusu güçlerince sürekli potansiyel suçlu olarak görüldüğünü hatta keyfi olarak ev baskınları ile gözaltına alındıkları veya tutuklandığını belirtiliyor.

    Irak’ta Şii mezhebinin Sünnilere yönelik baskılarının ne hale geldiğini anlatılırken, bölgede adlarının Ömer,Aişe,Osman,Ebubekir olan kişilerin Şiiler tarafından özellikle baskı altına alındığını kimi zaman da yakılrak öldürüldüklerini dile getiriyorlar.

    Öte yandan Irak ordusu, Sünni sivillere yönelik uyguladığı katliamlarda genellikle IŞİD veya diğer silahlı güçlerle bağlantılı oldukları iddia ettiği ve işledikleri cinayetlerin IŞİD tarafından yapılan saldırılara karşılık misilleme olarak düzenlediği biliniyor.

    Irak’ta silahlı güçlerin ayaklanması sonrası büyük kayıplar veren Irak ordusu, ele geçirdiği sivillere akıl almaz işkenceler uygulamaya devam ediyor.

    Irak askerleri tarafından kendi amatör kameralarıyla çekilen video görüntüsünde, Irak ordusuna bağlı askerlerin bölgede yakaladıkları Sünni sivillere uyguladığı insanlık dışı işkence görüntüleri bölgede Şiilerin Sünnilere yönelik katliamlarını bir kez daha gözer önüne seriyor.
    Son düzenleme yönetici tarafından yapıldı: 22 Mayıs 2017
  2. furkan

    furkan Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Bu haberi tv radyo ve gazetelerderinde boy boy iran ve hizbulseytan reklami yapan ve vahdet diye yırtılanlara ihtaf olunur!!!!!!!!!!
  3. Aleyna

    Aleyna Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Aman yarabbim , iyi ki ırakta ve ortadoğuda yaşamıyorum.
  4. Al- amriki

    Al- amriki Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Ha ben yaşamışım ha kardeşim ikiside aynı :(
  5. Ebu Mervan

    Ebu Mervan Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Alparslan kuytul ve mehmet göktas gibiler izlesin bu videolari!!
  6. Aleyna

    Aleyna Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Cümleme açıklık getireyim.

    Ortadoğu tarihi , insanlık tarihidir.

    aynı zamanda inançlar ve dinler tarihidir, bütün tarihi boyunca zalimlere karşı verilen adalet ve barış mücadelesi ve direnişler tarihidir.

    Hiç bir değer , çabasız ve bedelsiz kazanılamaz.

    Ortadoğunun özgürlüğü , islami mücadelenin öncelikleri arasında olmalıdır.

    Ben bu zalimliğe , insanlık dışı katliamlara,
    Buradan meydanlardan haykırarak ve farklı yöntemlerle destek verebilirim.

    Siz , bizati fiili olarak destek verebilirsiniz. Irağa gidip silahla karşılık verebilirsiniz.

    aynı acıya , aynı duygulara farklı yöntem ve davranışlarla dur diyebiliriz.

    Sadece yöntem farklı.

    Kendi ellerinizle , kendinizi tehlikeye atmayın. Bakara 195
  7. Hattab Amedi

    Hattab Amedi Islam-TR Üyesi Kullanıcı



    “Allah yolunda infak edin ve kendinizi kendi ellerinizle tehlikeye atmayın ve güzel hareket edin. Çünkü Allah güzellik ve iyilik edenleri sever.” ( Bakara/195)

    Ayetin Nüzul Sebebi

    İmam Buhari, Huzeyfe (radıyallahu anh)'dan, “Allah yolunda infak edin ve kendinizi kendi ellerinizle tehlikeye atmayın” buyruğu, infak (hak yolda harcamak) hakkında nazil olmuştur” dediğini rivayet etmiştir.

    Yezid b. Ebu Habib, Eslem b. İmran'dan şöyle bir rivayette bulunmaktadır. Ebu İmran der ki: “Rum şehrinde idik. Karşımızda Rumlardan oldukça kalabalık bir grup vardı. Müslümanlardan da onlar gibi veya daha da fazla bir kalabalık karşılarına çıktı. O sırada Mısır'dan gelen askerlerin başında Ukbe b. Âmir, genel komutan da Fudâle b. Ubeyd idi. Müslümanlardan bir kişi Rumların (Bizanslıların) safına hamle yaptı ve onların arasına kadar girdi. Herkes yüksek sesle bağırıp, “Subhanallah! Bu adam kendi elleriyle kendisini tehlikeye atıyor” dedi. Ebu Eyyûb el Ensarî kalkıp şöyle dedi:

    “Ey insanlar! Sizler bu ayeti böyle mi anlıyorsunuz? Halbu ki bu ayet biz Ensar hakkında nazil olmuştur. Allah İslam'ı kuvvetlendirip İslam'ın yardımcıları çoğalınca birbirimize gizlice Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in aramızda olmadığı bir sırada şöyle dedik: “Mallarımız sahipsiz kaldı, Allah da İslam'ı güçlendirmiş bulunuyor. İslam'ın yardımcıları çoğalmış bulunuyor. Mallarımızın başında dursak ve onlardan kaybolanları ıslah edip işimizi yoluna koysak nasıl olur?” Bunun üzerine Allah (cc) Peygamberine bizim aramızda söylediğimizi reddetmek üzere: “Allah yolunda infak edin ve kendinizi kendi ellerinizle tehlikeye atmayın” buyruğunu indirdi. Buna göre tehlike, mallarımızın başında durmak, onları yoluna koymaya çalışmak ve gazayı terk etmemiz diye açıklanmış oldu. Ebu Eyyûb, Rum topraklarında defnedilinceye kadar Allah yolunda ileri atılmaya devam edip durdu. Tirmizî der ki: Bu hasen, garib sahih bir hadistir.

    Huzeyfe b. Yeman, İbn Abbas, İkrime, Ata, Mücahid ve âlimlerin cumhuru şöyle demektedir: “Bu buyruğun anlamı şudur: Sizler Allah yolunda infakı terk ederek ve fakirlikten korkarak «Yanımda infak edecek bir şey yoktur» demek suretiyle kendinizi kendi ellerinizle tehlikeye atmayınız.”

    İbn Abbas (radıyallahu anhuma)’dan şöyle rivayet edilmektedir:

    ‘‘Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e insanlarla (kâfirlerle) cihad etme emri verilince Medine'de hazır bulunan bedevî arablardan bir kısmı kalkıp «Biz ne ile hazırlık yapâlim? Allah'a yemin ederiz. Ne bir azığımız vardır ne de kimse bize yemek verir» dediler. Bunun üzerine Allah (cc)'nın «Allah yolunda infak edin» buyruğu nazil oldu. Yani ey varlıklı kimseler! Allah yolunda, Allah'a itaat yolunda infak ediniz. «Kendinizi kendi ellerinizle tehlikeye atmayın.» Yani sakın elinizi sadakadan geri tutmayınız. Aksi takdirde helak olursunuz. Mukatil de böyle açıklamıştır.

    Ayetten Alınması Gereken Dersler

    1. Ayetten açıkça anlaşılacağı üzere kim cihadı terk edip dünya malı toplama peşinde koşarsa o kişi tehlikededir. Eğer bu hali üzere devam ederse kıyamet gününde büyük bir azaba maruz kalmasından korkulur.

    İmam İbni Cerir et Taberî (rahimehullah), Ebu İmran (radıyallahu anh)’ın:

    “Kendinizi kendi ellerinizle tehlikeye atmayın” ayetinden maksad, Allah yolunda cihad etmeyi terk etmektir. Zira cihad etmeyenler, düşmanın kuvvetlenmesine ve kendilerine karşı saldırıya geçmesine sebep olurlar. Böylece kendilerini kendi elleri ile tehlikeye atmış olurlar” dediğini nakletmektedir. İmam Taberi’nin tefsirinde naklettiği gibi İslam âlimleri ayette kastedilen tehlikenin Allah yolunda infak etmeyi terk etmek, Allah yolunda cihad etmeyi bırakmak ve günah işleyen bir kimsenin Allah’ın rahmetinden ümit kesmesi şeklinde yorumlamışlardır.

    2. Allah yolunda infak ihlâs ile olmalıdır. İhlâstan uzak olan infak sahibi için ancak zarardır. Nitekim Allah (Subhanehu ve Tealâ) başka bir ayette şöyle buyurmaktadır:

    “Ey iman edenler! Sadakalarınızı, başa kakmak, gönül kırmakla boşa gidermeyin. O adam gibi ki insanlara gösteriş için malını dağıtır da ne Allah'a inanır, ne ahiret gününe.” (Bakara/264)

    3. Cihad aslen mal, ilim, tebliğ, siyaset ve kıtal olarak beş şekilde icra edilebilir. Beden ve nefis ile olabildiği gibi mal ile de cihad mümkündür. Bu yüzden Müslümanlar mal ile olan cihadda gevşeklik gösterip cimrilik yaparlarsa hem kendi nefislerinin, hem de ümmetin felakete sürüklenmesine sebep olurlar. Dikkat edilirse cihaddan bahseden Kur’an ayetlerinin tümünde mal ile yapılan cihad, beden ile yapılan cihaddan önce zikredilmiştir.

    4. Müslümanlar bütün hal ve hareketlerinde ihsan (güzellik) üzere hareket etmelidirler. İnfak, cihad, tebliğ, mücadele gibi hayatlarının her alanında ihsan (güzellik) üzere hareket, Müslümanların temel prensibidir. Zira Allah (Subhanehu ve Tealâ) ayetin son kısmında “Çünkü Allah güzellik ve iyilik edenleri sever” buyurmaktadır.

    5. Âlimlerin büyük bir kısmı, bu ayete dayanarak savaş esnasında kişinin tek başına hücum etmesi ve düş¬mana hamle yapmasını caiz görmüşlerdir. Hanefilerden Muhammed bin el Hasan şöyle der:

    “Düşmana öldürme, yaralama veya yenilgiye uğratma türünden herhangi bir zarar verebileceği görüşünde olan kişi, öldürüleceği zannı yüksek olsa dahi tek başına düşman saflarına saldırabilir. Ancak düşmana herhangi bir zarar veremeyeceğini anlaması halinde bunu yapması helal olmaz.”

    Serahsî şöyle der: “Kişinin tek başına düşman saflarına saldırması, onlara açık bir zarar verebilmesi şartı ile geçerli olur.”

    İbn-i Hacer (rahimehullah) şöyle der: “Tek kişinin, kalabalık düşman topluluğunun içine atılması meselesine gelince; Cumhur ulema düşmanı korkutması, düşmanları konusunda Müslümanları cesaretlendirmesi ya da buna benzer doğru amaçlar uğruna yapılması halinde kişinin böyle bir işe kalkışmasını güzel kabul etmiştir. Ancak sorumsuzca yapılması ve özellikle de Müslümanların cesaretini kırması halinde bu iş yasaklanır. Allah (Subhanehu ve Tealâ) en doğrusunu bilir.”

    Âlimlerin bu ayet ile ilgili sözlerinden çıkarılan sonuca göre, günümüzde tağutların işgal ettikleri İslam topraklarında şahid olduğumuz istişhadî eylemler bazı cahillerin dediği gibi intihar değildir. Bilakis bazı şartlara riayet edildiği takdirde caizdir. Günümüzde mücahid âlimlerin şehadet operasyonlarını caiz görmelerinin delillerinden bazılarını şu şekilde sıralayabiliriz:

    1. Usulde kaide, hafif zararlı olan bir şey vasıtasıyla zararı şiddetli olanın def edilmesi ve iki şerrin arasında kalındığı zaman ehven olanın seçilmesidir. Bu iki fıkhi kaideden açıkça anlaşılmaktadır ki bir kimse mutlak küfrü defedebilme adına kendi nefsini feda edebilir. Örneğin mücahid bir kimsenin işgal altındaki topraklardan kâfirleri def edebilmesi ya da zindanlarda esir olan Müslümanları kurtarabilmesi ancak istişhadi eylem ile mümkün oluyorsa ve başka bir alternatif de yok ise istişhad eyleminde bulunması caiz hatta bazı durumlarda vacibdir.

    2. Kalkan olarak kullanılan Müslümanlar hakkında verilen meşhur fetvalar da istişhad eylemlerinin caiz olduğunu bize göstermektedir. İslam âlimleri düşmanın bir grup Müslümanı kalkan olarak kullanıp İslam ordusuna saldırması durumunda kalkan olarak kullanılan Müslümanların öldürülebileceğine fetva vermişlerdir. Aksi takdirde İslam ordusu büyük zarar görecektir. Dikkat edilirse bu meşhur fetvada kâfirlerin cürümünü ortadan kaldırmak için Müslümanların öldürülmesi göze alınmıştır. Müslüman bir kişinin başka bir müslümanı öldürmesi, kendi nefsini öldürmesinden daha büyük cürümdür. Müslüman toplumun maslahatı için başka bir müslümanı öldürmek caiz olduğuna göre kişinin kendini feda etmesi öncelikle caizdir.

    Bilinmesi gerekir ki istişhad eylemleri kesinlikle bir intihar değildir. Zira intihar, bazı zorluklardan kurtulmak için insanın kendini öldürmesidir. İstişhad ise Allah’ın rızasını kazanmak için O’nun yolunda canı feda etmektir. Dr. Yusuf Kardavi bu konuda şöyle der:

    “Aslen bu eylem cihadın en büyük kısmındandır. Bu eyleme intihar ismini vermek büyük bir saptırmadır. Çünkü intihar eden kişi, nefsini kendi nefsi için öldürür. Fakat istişhad eyleminde ise kişi kendi nefsini dini ve ümmeti için feda etmektedir.”

    Kardavi konuyu şu şekilde tamamlamıştır:

    “İsrail toplumu erkeğiyle kadınıyla hepsi asker olan bir toplumdur. Şayet bu eylemlerde ihtiyarlar ya da çocuklar ölmüş ise bu kasten değil hatadan dolayıdır. Yani savaşın zaruretlerindendir.”

    Sonuç olarak; başka alternatif bulunmadığı müddetçe müstevli ve işgalci kâfirlere karşı bir Müslümanın istişhad eyleminde bulunması caizdir.

    Ayet Nasıl Tahrif Edildi?

    Kendilerine âlim ve muttaki süsü veren bazı kişiler bu ayete dayanarak İslam’ın hâkimiyeti için mücadele veren Muvahhid Müslümanları fitne çıkarmakla suçlayarak şöyle derler:

    “Siz mevcut sistemlere karşı çıkarak neyi amaçlıyorsunuz? Sizin namazınıza, orucunuza karışan mı var? Camilere gitmez, imamların arkasında namaz kılmazsınız. Siz İslamı, ilahiyat fakültesini okumuş imamlardan, müftülerden daha mı iyi biliyorsunuz? Tağuti sistemlerle mücadele etmeye çalışıyorsunuz. Ancak sizin gücünüz belli, onların güçleri belli… Siz kaybedeni önceden belli olan bir mücadeleye girişiyorsunuz. Hâlbuki Allahu Tealâ “kendinizi kendi ellerinizle tehlikeye atmayın” buyurmaktadır.’’

    Bazı çevreler de işgalci kâfirlere ve onların maşası konumundaki kukla yönetimlere karşı mücadele veren mücahidler hakkında:

    “Sizin Amerika ve yardımcılarıyla mücadele edecek ne teknolojik, ne de ekonomik gücünüz var. Amerika şu anda tüm dünyaya hâkim konumdadır. Sizin gücünüz ise belli. Siz bir hayalin peşinden koşuyorsunuz. Kendinizi ve Müslüman gençleri büyük bir tehlikenin içine atıyorsunuz. Kendi elinizle kendinizi ateşe atıyorsunuz. Sizler İslam’ı anlamayan İslam’ın adını karalayan radikallersiniz. Yaptığınız terörist eylemler ile birçok kişiyi İslam’dan da soğutuyorsunuz” derler.

    Hâlbuki bu sefih kimseler herhangi bir tefsir kitabından İslam âlimlerinin bu ayet hakkında anlattıklarına baksalardı, ayetin kendi aleyhlerine delil olduğunu görürlerdi. Zira ayete dair yukarıda yapmış olduğumuz nakiller açıkça gösteriyor ki ayet küçük bir dünyalık karşılığında Allah’ın dinine davet etmeyi terk ederek tağutlara boyun eğenlerin aleyhinde güçlü bir beyyinedir. Acaba sahabelerden Ebu Eyyûb el Ensari günümüz tahrifçilerinin bu sözlerini nasıl karşılardı? “Siz hâkimiyet hakkını tağutlara verin, onlara itaat edin, namazınızı kılıp orucunuzu tutun ve başka hiçbir şeye karışmayın, bazen İslam ile bazen demokrasiyle amel edin ve bunun adına da maslahat deyin” mi derdi? Yoksa tevhidi savunun, Allah’ın kanunlarının hâkim olması için mücadele edin, Allah yolunda mücadele edenlere yardımcı olun. Yoksa ümmet olarak büyük bir tehlikeye düşersiniz” mi derdi?

    Bakara Suresi’nin bu ayetinin tahrifi artık öyle bir hal almıştır ki Maide suresinin 51. ayetinden haberdar olduğu halde Hıristiyan ve Yahudiler ile diyalog çalışmalarını yürüten Fethullah Gülen, Müslümanları büyük tehlikeye sürüklediği iddiası ile dünyada en nefret ettiği kişilerin Afganistan’daki mücahidler ve onların inancında olanlar olduğunu söylemiştir. Hem de asrımızın Hubel’i ABD’deki federal polislerin korumalığını yaptığı villasından verdiği röportajda…

    Yine aynı şekilde alkol bağımlılarını tevbe ettirmesi ile meşhur Nakşî (Menzil) şeyhine dair aşağıda nakledeceğimiz şu olay da ayetin nasıl tahrif edildiğini gözler önüne sermektedir. Bir gün iki genç Muvahhid bu şeyhe giderek şöyle demişlerdir:

    “Size tabi olan binlerce insan var ve bu insanlar sizin sözünüzü dinlerler. Neden Müslümanlığın ilk adımı olan tağutu reddetme ilkesini insanlara açıklamıyorsunuz? Zira bir insan ne kadar namaz kılsa ve oruç tutsa da tağutları reddetmediği sürece hiçbir ameli kendisinden kabul olunmaz. Bunu siz de çok iyi biliyorsunuz. Bu insanlara Allah’ın kanunlarından başka kanunlarla hükmedenlerin tağut olduğunu, onlara bu yetkiyi verenlerin ve onlara itaat edenlerin de şirk işlediğini neden açıklamıyorsunuz?”

    Bu sözler üzerine Şeyh Efendi (!) şöyle der:

    “Siz Allah’ın «kendinizi kendi ellerinizle tehlikeye atmayın» ayetine muhalif davranıyorsunuz. Zira sizin uğraştığınız bu işler çok tehlikelidir.”

    Şeyh Efendi’ye (!) ayete yanlış mana verdiği ve hak ile batılı karıştırdığı söylenip âlimlerin bu ayeti nasıl tefsir ettiği hatırlatıldığında ise çok sert bir tepki göstererek gençleri dışarıya attırmıştır. Aslında Şeyh’in bu davranışına şaşırmamak gerekir. Zira günümüz tarikatları sahih İslam ile insanlar arasında engel oluşturması bakımından tam anlamıyla bir barikattırlar.

    Bu ayet hakkındaki tahrifler bununla da sınırlı değildir. Tevhidi bilen ve İslam’ın hâkim olmasını arzuladığını söyleyen, konuştuğu zaman hiç kimseye söz hakkı tanımayan bazı kimseler de Allah yolunda infak etmeye çağıran ve bu yolda gayret gösteren kişileri insanları dolandırmak ile suçlayarak Allah yolunda infak edilmesini engelledikleri için bu ayeti tahrif edenler kervanına katılmışlardır. Halbuki Allah (Subhanehu ve Tealâ) birçok ayetinde mal ile cihadı övmektedir:

    “Allah yolunda mallarını infak eden, sonra verdiklerinin arkasından başa kakmayı, gönül incitmeyi uygun görmeyen kimselerin Rableri katında mükâfatları vardır. Onlara hiçbir korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.” (Bakara/262)

    “Mallarını gece ve gündüz, gizlice ve açıkça infak edenler yok mu, işte onların Rableri katında ecir ve mükâfatları vardır. Ve onlara herhangi bir korku yoktur, onlar hiçbir zaman mahzun da olmazlar.” (Bakara/274)

    “Ey İman edenler! Sizi acı bir azabdan kurtaracak ticareti size göstereyim mi? Allah'a ve Rasulune inanırsınız, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda savaşırsınız. Eğer bilirseniz sizin için en iyisi budur. (Eğer böyle yaparsanız Allah) sizin günahlarınızı bağışlar ve sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere, Adn cennetlerinde hoş yerlere koyar. İşte büyük kurtuluş budur.” (Saff/10–12)

    Alaaddin PALEVİ


    195. Allah yolunda mallarınızı harcayın ve kendilerinizi ellerinizle tehlikeye atmayın ve muhsinler olun. Allah muhakkak muhsinleri sever.
    Şa'bî'den rivayete göre bu âyet-i kerime Allah yolunda infakta bulunmıyan ansar hakkında nazil olmuştur. İkrime'den ise daha genel bir ifade ile "Allah yolunda infakta bulunma hakkında nazil olmuştur." rivayeti vardır. Ebu Cubeyre ibnu'd-Dahhâk rivayeti bu iki rivayete biraz daha açıklık getiriyor: Ansar ellerinden geldiği kadar sadaka dağıtır, Allah yolunda fakirleri doyurur*lardı. Bir sene kıtlık oldu da bunu yapamaz oldular. Bunun üzerine Allah Tealâ bu âyeti indirdi.[193]
    Bu rivayetler âyetin ilk cümlesinin anlamı ile Örtüşmektedir. İkinci cümlesi olan "Kendilerinizi ellerinizle tehlikeye atmayın." Kısmı ile birlikte düşünüldüğü takdirde ise aşağıda vereceğimiz rivayetler daha uygun görünmektedir:
    Ebu Davud et-Tayâlisî'nin kendi senediyle Eşlem ibn İmrân et-Tücîbî'den rivayetinde O şöyle anlatıyor: Kostantınıyye kuşatmasında idik. Şam birliklerine Fudâle ibn Ubeyd el-Ansârî, Mısır birliklerine de Amir ibn Ukbe el-Cuhenî komuta ediyordu. Rumlar büyük bir saf halinde surlardan çıkarak ilerlemeye başladılar. Müslü*manlardan kalabalık (büyük) bir saf teşkil edilip bizim tarafa doğru çıkıp düş*mana ilerledi. Müslüman saflarından bir adam yalnız başına rumlara saldırıp içlerinde savaşmaya başladı, sonra da bize doğru gelmeye başladı. İnsanlar ona "Sübhanallah, kendini elleriyle tehlikeye attı." diye bağırmaya başladılar. Ebu Eyyub el-Ansârî kalktı ve: "Ey insanlar, bu âyeti te'vil edilmiyecek şekilde ve anlamda te'vil ediyorsunuz. Bu âyet biz, ansar hakkında nazil oldu.Allah dinini aziz ve güçlü kılıp da yardımcıları çoğalınca ve biz kendi aramızda Allah'ın Rasûlü (sa)'den gizli olarak: "Mallarımız zayi oldu, biraz da mallarımızla meş*gul olsak da bozulan, zayi olanlarını ıslah etsek, düzeltsek." dedik de Allah Tealâ bu âyeti "kendilerinizi ellerinizle tehlikeye atmayın." âyetini indirdi. Böy*lece "mallarımız zayi oldu, ondan zayi olanla meşgul olalım da düzeltelim" diye içimizden geçirdiğimiz düşüncemize Allah Tealâ cevap verdi. Ayetteki tehlike işte o bizim yapmayı düşündüğümüzdür ki bununla biz, cihadla emrolunduk." Yani bizim mallarımızla meşgul olarak cihadı terketmemizin kendimizi elleri*mizle tehlikeye atmak olduğu bildirildi. Ebu Eyyub, Allah ruhunu kabzedinceye kadar Kostantınıyye kuşatmasında cihada devam etti.[194]
    İbn Abbâs'tan rivayete göre de Hz. Peygamber insanları cihada çıkmaya davet etmiş de o esnada Medine-i Münevvere'de bulunan bazı bedeviler: "Cihada ne ile hazırlanalım? Azığımız yok, kimse de bize azık vermiyor." de*mişlerdi. İşte bunun üzerine "Allah yolunda mallarınızı harcayın ve kendilerini*zi ellerinizle tehlikeye atmayın." Âyeti nazil oldu.[195]
    Bunun yanında Nu'mân ibn Beşîr'den çok daha farklı bir sebep rivayet ediliyor: Diyor ki: Kişi bir günah işler ve sonra da: "Allah benim bu günahımı bağışlamaz." Derdi. İşte bunun üzerine "Kendilerinizi ellerinizle tehlikeye atmayınız." Ayeti nazil oldu.[196] Sanki mü'minin, bağışlanmaktan umudunu keserek tevbe ve istiğfarı terketmesi onun, kendisini kendi elleriyle tehlikeye atması olarak değerlendirilmiş olmaktadır.[197]
    https://www.islam-tr.net/konu/bakara-suresi-inis-sebebi.28128/
  8. Aleyna

    Aleyna Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Ayetin nuzül sebebini açıklamışsınız Allah razı olsun hepsini okudum.

    Sadece son cümlemde ki ayeti alıp , en başta ki düşüncelerimi almamışsınız.
    3. Maddede ki cihad aslen mal, ilim , tebliğ , siyaset ve kıtal olarak beş şekilde icra edilir. Açıklamasını en başta zaten bu fikirleri kast ederek yazmıştım.

    Silahla fiili cihad etmek isteyen erkek ve kadın kim katılmak istiyorsa gidebilir.

    Ama ben , silahlı mücadele yapamam bu benim fıtratımda yok, ben oyuncak silahtan bile korkarım.
    Değil ki, kalkıp burdan ırak , suriye , filistin v.s bu bölgelere gideyim.
    Zaten bu sizin işiniz benim değil.

    Ben mücadelemi , mal , ilim, tebliğ ve siyasetle yapabilirim .

    Silahlı mücadele bana göre değil.
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş