1. This site uses cookies. By continuing to use this site, you are agreeing to our use of cookies. Learn More.

Çözüldü Islam'a Göre Boşanma Nasıl Olur? Çocuk Ve Mal Taksimi Nasıl Olur?

Konu, 'Nikah - Talak / Aile Hayatı' kısmında Ebu Muhammed El Eymen tarafından paylaşıldı.

  1. Ebu Muhammed El Eymen

    Ebu Muhammed El Eymen Islam-TR Üyesi Kullanıcı

      
    Hayırlı geceler arkadaşlar.

    geçinemeyen çiftler boşanmaya karar verdiğinde onu üç kere boş ol diyerek Kocamı boşar.
    Ev, araba, mal mülk taksimi nasıl yapılır.
    Çocuk kimde kalır...
  2. Abdulmuizz Fida

    Abdulmuizz Fida فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ Yetkili Kişi Site Admin

    ÜÇ TALAK AYNI ANDA OLSA DA BOŞAMA GERÇEKLEŞİR DİYENLER VE DELİLLERİ
    https://www.islam-tr.net/konu/uc-talak-ayni-anda-olsa-da-bosama-gerceklesir-diyenler-ve-delilleri.7976/



    Kur'an'ı Kerim de, hangi nedenlerden boşanmanın zaruret haline geldiği açık bir şekilde belirtilmiştir.

    1- Açık Edebsizlik (Zina)

    Zina, İslam'da büyük bir suç, şirkle eş anlama gelecek kadar büyük bir günahtır. Zina, aile düzenini yerle bir eden; evlilik bağını hemen ortadan kaldıran, İslam hukuku açısından kadın ve erkeği ayrı konuma getiren korkunç bir fiildir. Böyle bir fiilin müslüman bir evde işlenmesi hiçbir zaman düşünülemez. Bu fiili müslümanın evine reva gören bir kadın ya da erkek, o eve layık olamaz ve derhal, hem de hiçbir hak iddia etmeden; mu'min olân eşinden boşanarak orayı terk etmelidir. Zina fiilini işleyen kadın ise bu kişi, aynı zamanda mehirden mahrum kalır ve mu'minlere nikahı haram olur.
    "
    Onlara verdiklerinizin bir kısmını alıp götürmek için onları, sıkıştırmayın. Şayet apaçık bir edebsizlik yaparlarsa başka. Onlarla iyi geçinin..." (Nisa, 19)

    "Ey peygamber; kadınları boşadığınız zaman onları iddetleri içinde boşayın ve iddeti sayın. Rabb'iniz Allah'tan korkun. Onları evlerinden çıkarmayın. Kendileri de çıkmasınlar. Ancak apaçık bir edebsizlik yaparlarsa (fuhuş) başka..."(Talak, 1)

    Zina fiili, bütün fıkhi anlaşmaları iptal eder. Zina eden kişi, muşrikierle aynı kategoriye girdiğinden ancak, zina eden veya muşrik olan biriyle evlenir. Muşrikler, kafir olduklarına göre, kafirlerle mu'minlerin nikahı haramdır. İşte bu konudaki ayetler.

    "Zina eden erkek, zina eden veya muşrik kadından başkasıyla evlenmez; zina eden kadın da zina eden veya muşrik erkekten başkasıyla evlenmez. Böyleleriyle evlenmek mu'minlere haram kılınmıştır." (Nur, 3)

    "...Kafir kadınların ismetlerini tutmayın, harcadığınız mehri isteyin..." (Mumtehine, 10)

    "Allah'a eş koşan kadınlarla, onlar inanıncaya kadar evlenmeyin..." (Bakara, 221)

    "...Bu size Allah'ın hükmüdür. Aranızda böyle hükmediyor..." (Mumtehine, 10)
    "... Bunlar Allah'ın sınırlarıdır. Kim Allah'ın sınırlarını aşarsa, kendisine yazık etmiş olur..:' (Talak, 1)

    2- Huzursuzluk Çıkarma, Fikri Anlaşmazlık

    İslami bir toplumun, huzurlu bir ortam oluşturması için, toplumun çekirdeğini oluşturan ailenin huzurlu olması gerekir. Ailedeki huzuru ise, birbiriyle çok iyi anlaşan eşler sağlar. Ailedeki temel direkler, dengeli değilse aile yuvası her an yıkılmaya mahkumdur. Ailedeki huzuru ve sürekliliği sağlamak için, dengesiz olan direğin tamir edilerek düzeltilmesi, düzelmesi mümkün değilse değiştirilerek yenilenmesi, hem aile hem de İslam toplumu adına yararlı olacaktır.

    Ailenin temel direklerinden biri olan kadın, kocasına karşı gelip evde huzursuzluk çıkarıyorsa, yani bir evde kadın, kocasının taşıdığı fikre destek vermiyor, köstekliyor, sözlü veya fiili olarak karşı çıkıp davasından döndürmeğe ya da alıkoymağa çalışıyorsa bu kadını boşamak, zaruri hale gelmiş demektir. Eğer erkek, bu kadını boşamazsa bu durumda iki şık ortaya çıkar.

    Birinci şık, erkek karısına aldırış etmez, yoluna devam eder. Ancak, bu durumda evde huzursuzluk baş gösterecektir. Huzursuzluğun baş göstermesi ile de, eğer varsa, çocuklar etkilenecek ve sonuçta bunalımlı bir nesil ortaya çıkacaktır. Bu nesil, belki de Allah'ı tanımayacak derecede dinden, imandan uzak bir nesil olacaktır. Çünkü kadın, evde devamlı çocukların yanında bulunduğundan dolayı onları daha fazla etkileyecektir. İstikbalde bu çocuklar, mücadeleci bir erkek için büyük bir kayıp ve davasına ağır bir darbe olacaktır. Ayrıca erkek, evde huzurlu bir ortam bulamadığından çalışmalarında başarısız olacak veya en azından istediği seviyeye gelemeyecektir. Birbirlerinin evliyası olması gereken mu'min erkek ve kadınlar, evde bu velayeti oluşturamamışlarsa, dışarıda hiç bir zaman oluşturamazlar; iyiliği emredemez, kötülükten alıkoyamazlar. O halde Kur'an'ın emrettiği ölçüler içinde kadını boşamak şart olacaktır.

    İkinci şık, mu'min erkek, karısının sözüne uyup davasından ve çalışmalarından vazgeçecektir ki, bu da o erkeğin, fasık olmasına ve dinden uzaklaşmasına neden olacaktır. Son yıllarda bunların birçok örnekleri bulunmaktadır.

    "De ki: 'Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım akrabalarınız, kazandığınız mallar, düşmesinden korktuğunuz ticaret, hoşlandığınız meskenler, size Allah'tan, Rasulunden ve O'nun yolunda cihad etmekten daha sevgili ise o halde Allah emrini getirinceye kadar gözetleyin. Allah fasık kavmi hidayete erdirmez." (Tevbe, 24)

    "Ey iman edenler, eşlerinizden ve çocuklarınızdan bazıları size düşmandır. Onlardan sakının..." (Teğabun,14)

    Allah yolundan alıkoymak için çalışan her kadın, aynı zamanda kocasının da düşmanıdır. Bu düşmandan sakınmanın ve korunmanın yolu, ondan uzaklaşmaktır. Bunun en iyi yolu da, o kadını boşamaktır. Çünkü, bu tür kadınlar iyi kadınlardan değillerdir. İsyankar kadınlar, eğer düzelmezlerse onları boşamak en ideal yoldur.
    "
    Allah, insanları birbirinden üstün kıldığından ve mallarından harcadıklarından dolayı erkekler, kadınlar üzerinde yöneticidirler. Onun için iyi kadınlar itaatkar olup, Allah'ın, kendilerini korumasına karşılık kendileri de gizliyi korurlar. Dik kafalılık, şirretlik etmelerinden korktuğunuz kadınlara öğüt verin, yataklarından ayrılın ve onları dövün. Eğer size itaat ederlerse artık onların aleyhinde başka bir yol aramayın. Çünkü Allah yücedir, büyüktür." (Nisa, 34)

    Eğer nasihat edilmesine, yataklarından uzaklaşılmasına ve dövülmelerine rağmen, düzelib kendilerine çeki-düzen vermezlerse onları boşanmak en iyi çaredir. Ancak düzelmeleri halinde, aleyhlerinde bir yol aramak yasaklanmıştır.

    3- Dünya Hayatını Ve Süsünü, Allah'a Tercih Etmek

    Kadın olsun erkek olsun kişi; yaratılışın temel gayesi olan Allah'â itaat (kulluk) etmek ve O'nun dini için çalışmakla mükelleftir. Yaratılışlarının şuurunda olanlar, hareketlerinin yönünü ona göre düzenlerler. Ve yeryüzünde fitne kalmayıncaya ve hakimiyet yalnızca Allah'a ait oluncaya kadar çalışmak, inandığını söyleyen herkesin üzerine düşen bir görev ve sorumluluktur. İşte Kur'ani gerçekler:
    "
    Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım:" (Zariyat, 56)

    "... Yalnız sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz..." (Fatiha, 4)

    "Fitne kalmayıncaya ve din tamamen Allah'ın oluncaya kadar onlarla savaşın! Eğer vazgeçerlerse muhakkak ki Allah, ne yaptıklarını görmektedir." (Enfal, 39)
    Yaratılış gayesini unutub dünya hayatının süsünü isteyen kadınları (ya da erkekleri) boşamak, her iman eden mücadele erinin yapması gereken bir davranış olmalıdır. Aksi halde, bu kadınlar ya da erkekler davetçiye ayak bağı olacak ve engel teşkil edeceklerdir. Bu yüzden onlardan boşanmak, kadın iseler mehirlerini verib onları salmak en iyi yoldur.
    "
    Ey Nebi! eşlerine söyle: 'Eğer siz, dünya hayatını ve onun süsünü istiyorsanız, gelin size mut'a (mehrinizi) vereyim ve sizi güzellikle salayım. Eğer siz, Allah'ı ve ahiret yurdunu istiyorsanız Allah, sizden güzel hareket edenlere büyük mukafat hazırlamıştır." (Ahzab 28-29)


    Allah'ın nizamının egemen olması için çalışmayıp dünya hayatını ve süsünü isteyen kadınlar ya da erkekler, Allah'ın nizamının egemen olmasına çalışan davetçilerin önlerinde bir kambur, bir engeldirler. Bu engelin giderilmesi de mu'minler için bir zarurettir. Çünkü yüce Rabb'imiz, dünya hayatını ve süsünü isteyenlerin ahirette nasiblerinin olmadığını bildiriyor. Ahirette nasibi olmayanın, ahirette nasibi olanlarla beraber olması söz konusu olamaz.
    "
    İşte onlar, ahirati verib dünya hayatını satın alan kimselerdir. Onlardan azab hiç hafifletilmez ve onlara hiç yardım da edilmez." (Bakara, 86)

    "Kimler dünya hayatını ve süsünü isterse onlara oradaki amellerini tam veririz ve onlar orada hiçbir eksikliğe uğratılmazlar. Ama onlar öyle kimselerdir ki, ahirette onlar için yalnız ateş vardır ve yaptıklarının hepsi orada boşa çıkmıştır. Amelleri hep batıl olmuştur." (Hud 15-16)


    "Kim ahirat ekinini istiyorsa onun ekinini artırırız; kim dünya ekinini istiyorsa ona da dünyadan bir şey veririz. Fakat onun, ahirette bir nasibi olmaz." (Şu'ra, 20)

    Dünya hayatını ve süsünü isteyenin, ahiret ekinini isteyenle hiçbir ilgi ve ilişiği olmayacağından, mu'min bir şahsiyetin yapacağı en güzel hareket, dünya süsünü isteyen eşini boşamasıdır. Bu boşamanın nasıl, ne zaman ve ne şekilde olacağını ise İslami esaslar, net bir şekilde ortaya koymuştur.

    Boşanmada Nafaka

    İnfak edilen şey, azık, yiyecek, ev reisinin sağlamak zorunda olduğu yiyecek, giyecek, mesken ve benzeri şeyler. "Nafaka" kökünden infâk; hayır yolunda mal sarfetmek demektir. Nafakanın çoğulu "nafakât"tır. Bir terim olarak yiyecek, giyecek ve meskenden kişiye yetecek miktarı ifade eder.
    Nafaka genel olarak ikiye ayrılır:
    1. Kişinin kendisine gerekli olan nafaka.
    Bu, başkasına vereceği nafakadan önde gelir. Çünkü Peygamber (s.a.v.); "Önce kendi nefsine, sonra nafakası sana gerekli olan kimselere tasadduk et" buyurmuştur.

    (Muslim, Zekât, 95, 97, 106; Ebû Dâvud, Zekât, 39, 40; Ahmed b. Hanbel, II, 94).
    2. Kişinin başkalarına vermesi gereken nafaka.
    Bu çeşit nafakanın üç sebebi vardır. Evlilik, hısımlık ve mulkiyet bağı.

    İslâm'da aile reisi olarak kadının ve çocukların geçimini sağlamak görevi erkeğe verilmiştir. Ayrıca, anne, baba, kardeşler ve diğer hısımlar bakıma muhtaç duruma düşünce, "geçimi sağlama yükümlülüğü" onları da kapsamına alır. Hattâ İslâm'da mâlik veya zilyed olunan hayvanların bile yedirilib içirilmesi görevi aile reisinindir (el-Kâsânî, Bedâyiu's-Sanâyi, IV, 40).

    Hayvanın açlık veya susuzluk nedeniyle ölümüne sebeb olmak sorumluluğu gerektirir. Nitekim Allah'ın Rasûlu bir kedinin ölümüne sebep olan bir kadın için şöyle buyurmuştur:
    "Açlıktan ölünceye kadar hapsettiği bir kedi için bir kadın azab olundu. Ona kendisi yedirmediği gibi, toprak haşaratın yiyebilmesi için serbest de bırakmadı"

    (Buhârî, Enbiyâ, 54; Şirb, 9; Muslim, Selâm, 151, 152; Birr, 133, 134; Kusûf, 9; Nesâî, Kusûf, 14, 20; Ahmed b. Hanbel, II, 159, 188, 286, 424).

    Hayvana gücünün yetmeyeceği yükün taşıtılması haramdır. Köleye de böyle yük yükletilemez. Mâlik, hayvana infaktan kaçınırsa, çoğunluğa göre kazâen ve diyâneten buna zorlanır. Hanefi'lere göre ise buna kaza yoluyla zorlanamaz.
    (el-Kâsânî, â.g.e., IV, 40; eş-Şîrâzî, el-Muhezzeb, II,168 vd.; ez-Zuhaylî, el-Fıkhul-İslâmî ve Edilletuh, Dimaşk 1405/1985, VII, 763, 764)


    İnsanlardan nafaka hakkı sahibleri sırasıyla şöyledir:

    Evli Kadının Nafakası

    Bir kadın evlenib kocasının evine yerleştikten sonra bütün yiyecek, giyecek ve mesken masrafları kocaya aittir. Bunlar, israfa kaçmadan ve cimrilik de etmeden eşlerin sosyal seviyelerine göre sağlanır. Eşlerin her ikisi de zengin ise, buna uygun harcama yapılır. İkisi de fakirse, kadın kocasından zenginler seviyesinde bir harcama isteyemez. Birisi zengin, diğeri fakirse, ortalama yol izlenir. Ancak bazı alimler nafakanın miktarı konusunda yalnız kocanın durumunun dikkate alınacağını söylerler.

    Ayet-i kerîmelerde şöyle buyurulur: "Annelerin yiyecek ve giyeceği gücünün yettiği ölçüde çocuğun babasına aittir" (Bakara, 233).

    "Hâli vakti geniş olan, nafakayı genişliğine göre versin. Rızkı kendisine daraltılan fakir de nafakayı Allah'ın ona verdiğinden versin. Allah hiçbir nefse ona verdiğinden başkasını yüklemez. Allah güçlüğün arkasından kolaylık ihsan eder" (Talak, 7).
    Koca, hanımının giyim masraflarını da karşılamak zorundadır. Burada da sosyal seviye ve İslâm'a uygun olan örf ve âdetler ölçü alınır. Kadının biri yazlık, diğeri kışlık olmak üzere yılda en az iki kat elbiseye hakkı vardır. Giyim kapsamına yorgan, döşek, çarşaf ve yastık gibi evin normal eşyası da girer.

    Koca, hanımına mustakil ve içinde sosyal durumuna uygun mefrûşatı bulunduran, kötü komşulu olmayan bir mesken sağlamak zorundadır. Bu yer kadının malı, canı ve ırzı hakkında güvenli olmalı ve karıkoca hayatı yaşamaya elverişli bulunmalıdır.

    Ayet-i kerime'de şöyle buyurulur: "Boşanan o kadınları, gücünüzün yettiği kadar ikamet ettiğiniz yerin bir bölümünde oturtun. Evleri başlarına dar etmek için kendilerine zarar vermeyin" (Talâk, 66).

    Karı, kocasının hısımlarıyla birlikte oturmaya zorlanamaz. Ancak koca, bir başka evliliğinden olan ve henüz bulûğ çağına gelmemiş bulunan kızını karısıyla birlikte oturtmak hakkına sahibdir.

    Kadın kendi evini, kendisinin ikametine tahsis etmesi için kocasına kiraya verebilir.
    (İbnul-Humâm, Fethul-Kadir, III, 321-339; el-Kâsânî, a.g.e., IV,14,15; el-Fetâvâl-Hindiyye, I, 544 vd.; Ö. N. Bilmen, İstilâhat-ı Fıkhıyye Kâmusu, II, 450)

    Kadın, bakıma muhtaç olduğu veya sosyal seviye bakımından emsali kadınların hizmetçisi bulunduğu takdirde, hizmetçi tutmak da nafaka kapsamına girer.
    Kadın, kocasının talebine rağmen, onun evine gelmez veya itaatsiz olarak evden çekib gider yahut irtidat ederse erkeğin nafaka yükümlülüğü kalkar.

    İddet bekleyen kadının nafakası:
    İddet kocanın ölümü veya eşini boşaması halinde söz konusu olur.

    Vefat iddeti bekleyen kadına nafaka gerekmez. Çünkü koca vefat edince tüm malı mirasçılara geçer. Karısı da dörtte bir veya şekilde bir oranında mirasçı olur. İslâm'ın ilk dönemlerinde koca, eşi için ölümünden sonra bir yıl süreyle nafaka verilmesini vasiyet etmek zorundaydı.
    Ayette şöyle buyurulur: "Sizden karısını geride bırakıb ölecek olanlar eşlerinin kendi evlerinden çıkarılmayarak bir yıl süreyle yararlanmasını vasiyet etsinler" (el-Bakara, 2/240).

    Ancak bu ayette belirtilen bir yıl süreli nafaka ve mesken ile vasiyet hükmü kadına miras hakkı tanıyan Nisâ Sûresi 12. ayetin inmesiyle nesh edilmiş, bir yıllık iddet süresi de şu ayetle kısaltılmıştır:
    "İçinizden ölenlerin geride bıraktıkları karıları kendi kendilerine dört ay on gün beklerler" (el-Bakara, 2/234).

    Ric'î olsun, bâin olsun boşanma hâlinde iddet süresince kocanın nafaka yükümlülüğü devam eder.
    Boşamanın iki veya üç defa olması sonucu değiştirmez. Ancak üçlü boşamada Şâfiî, Mâlik ve Ahmed b. Hanbel'e göre yalnız mesken temin edilir; diğer giyim, yiyecek vb. gerekmez.

    Çocukların geçim masrafları kız ve erkek çocukların nafakaları babalarına aittir. nafakanın kapsamına bu çocukların yiyecek, giyecek ve mesken ihtiyaçları girer.
    Talâk sûresi 6. ayette şöyle buyrulur: "Eğer (çocuklarınızı) sizin için, onlar(anneleri) emzirirlerse, onlara emzirme ücretlerini tam olarak veriniz".

    Burada, boşanmış bir kadının iddetini tamamladıktan sonra, çocuğunu emzirmesi halinde ücrete hak kazanacağı hükmü yer almaktadır. Bu da, çocuğun nafakasının babaya ait olduğunu gösterir.

    Evli kadın çocuğunu emzirmek istemezse, eğer çocuk başka kadının sütünü alırsa, annesi emzirmeye zorlanamaz.

    Âişe (r.anha)'dan şöyle dediği rivayet edilmiştir.
    Ebû Sufyan'ın karısı Hind b. Utbe Rasûlullah'ın huzuruna girdi ve "Ey Allah'ın elçisi, gerçekten Ebû Sufyan çok cimri bir adamdır. Bana kendime ve çocuklarıma yetecek kadar nafaka vermiyor. Onun malından haberi olmaksızın birşey alırsam, bana günah var mıdır?" dedi.

    Rasûlullah (s.a.v.); "Onun malından sana ve çocuklarına yetecek kadarını ma'ruf şekilde al" buyurdu.
    (Buhârî, Buyû', 95; Nesâî, Kudât, 31; İbn Mâce, Ticârât, 65).
    Bu hadis-i şerif, karısı ile çocuklarının nafakasını vermenin erkek üzerine vacib olduğunu gösterir.

    Babanın erkek çocuğuna bakma yükümlülüğünün şartları

    a) Erkek çocuk buluğ çağına gelmemiş olmalıdır. Ancak çocuk buluğ çağına geldiği halde sakat, kötürüm, felçli ve muzmin şekilde hasta olur ve kazanmaktan aciz bulunursa yine babanın nafaka yükümlülüğü devam eder.

    b) Fakir olmalıdır. Çocuğun kendine ait malı varsa, masraflar ondan yapılabilir.

    c) Baba, çocuklarına bakmaya muktedir olmalıdır. Bu, babanın ya zengin ya da çalışabilecek durumda olmasıyla gerçekleşir.

    d) Babanın ve çocuğun hür olmaları gerekir.

    Babanın kız çocuğuna bakma yükümlülüğünün şartları

    a) Kızda buluğ ve yaş aranmaz. Evleninceye kadar kız çocuklarının geçimi babaya aittir. Evlendikten sonra bu yükümlülük kocasına geçer. Kocası ölür veya boşanırlarsa kadın yine babasının evine döner. Kadın çalışıp kazanmaya zorlanamaz. Fakat İslâmî ölçüler içinde bir iş veya meslekte çalışıp kazanmak isterse bu da câizdir.

    b) Fakir olmalıdır. Eğer kızın malı varsa, geçimi ondan sağlanır.

    c) Baba, çalışıb kazanmaya muktedir veya zengin olmalıdır.

    d) Babanın ve kızın hür olmaları gerekir.

    Bir kimsenin yakınlarının geçimini sağlarken öncelik vereceği kimseler hadis-i şerifte şöyle belirlenmiştir:
    Ebû Hûrayra (r.anh) nakleder:
    "Bir adam Rasûlullah (s.a.v.)'a gelerek şöyle dedi: Ey Allah'ın elçisi! Benim yanımda bir dinar para var, nereye sarfedeyim?

    Peygamber; "Kendi ihtiyacın için sarfet" buyurdu.
    Adam: "Yanımda başka bir dinar daha var" dedi.
    Peygamber; "Eşine sarfet" buyurdu.
    Adam dedi: "Başka bir dinar daha var".
    Peygamber; "Çocuklarına sarfet" buyurdu.
    Adam: "Bir dinar daha var" dedi.
    Peygamber, onu da hizmetçisine harcamasını söyledi.
    Son bir dinar daha olduğunu söyleyince de; "Sen onu nereye harcayacağını daha iyi bilirsin" buyurarak, bu konuda onu serbest bıraktı"

    (Ahmed b. Hanbel, II, 251, 471; Nesâî, Zekât, 54)


    Ana-baba ve diğer usulün geçim masrafları

    Ana-baba yoksul düşer veya yaşlanıp çalışamaz olursa, ilgi ve bakım yükümlülüğü çocuklara aittir.
    Ayet-i kerimelerde şöyle buyurulur:
    "Rabbin ancak kendisine ibadet etmenizi, bir de ana-babaya ihsanda bulunmanızı emretti" (İsrâ, 23).

    "Bana ve ana-babana şükret" (Lukmân, 14).
    "Ana-babana İslâm'a aykırı emirlerinde itaat etme. Onlara dünyada ma'ruf şekilde dostluk göster" (Lukmân, 15).

    Cabir b. Abdullah'dan şöyle dediği nakledilmiştir: Peygamber (s.a.v)'e babası ile birlikte bir adam geldi ve şöyle dedi:
    "Ey Allah'ın elçisi! Benim kendime ait malım var; bir de malı olan babam var. Babam benim malımı almak istiyor."

    Rasûl-u Ekram (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Sen ve malın babana aittir"
    (es-Serahsî, el-Mebsût, V, 222-229; el-Kâsânî, Bedâyiu's-Sanâyi, IV, 30; İbnul-Humam, Fethul Kadir, III, 349 vd.).

    Ancak, ana-babaların çocukların malı üzerindeki bu mulkiyet hakkı, yorumlanarak, onların fakîr ve muhtaç olmalarıyla sınırlandırılmıştır. Çünkü miras ayetleri nâzil olunca ana ve babanın, ölen çocuklarının malı üzerindeki hakları belirlenmiştir.

    Ana-babanın çocuktan nafaka almalarının şartları şunlardır:
    Bunların yoksul olması gerekir. Aksi halde ihtiyaçları kendi mallarından karşılanır. Nafaka yükümlüsü olan çocuk veya torunun, bunu vermeğe muktedir olması gerekir. Bu kudret ya zengin olmakla, ya da çalışıb kazanmaya gücü yetmekle gerçekleşir.

    Yakınlara nafakanın gerekli olması için şartlar şunlardır:

    1. Hısımın yoksul olması gerekir.
    Bu da ya malı olmamakla veya çalışmaya gücü yetmemekle meydana gelir. Çalışmaya gücün yetmemesi yaş küçüklüğü, yaşlılık, akıl hastalığı veya muzmin hastalık gibi nedenlerle olur. Ancak ana-baba bundan müstesnadır. Çünkü bunlar sağlıklı ve güçlü olub çalışmaya güçleri yetse de kendilerine nafaka desteği sağlanır. Bu duruma göre, ana-baba ve eş dışındaki hısımlar zengin olur veya çalışmaya gücü yeterse kendilerine nafaka gerekmez. Mâlikîlerce tercih edilen görüşe göre ana-baba çalışmaya gücü yetince çocuklarından nafaka taleb edemez.
    (el-Kâsânî, a.g.e., IV, 36, 37; İbn Âbidîn, Reddul-Muhtâr, II, 923; eş-Şîrâzî, el-Muhezzeb, II, 167; eş-Şirbînî, Muğnîl-muhtaç, III, 448; İbn Kudâme, el-Muğnî, VII, 595; İbnul-Humâm, a.g.e., III, 347).


    2. Nafaka yükümlüsünün gerek zenginlik ve gerekse çalışıp kazanmaya güç yetirmesi bakımından yoksul hısımının geçimini sağlayacak durumda olması gerekir.
    Ancak baba ve eş, bunun istisnasıdır. Bir erkek yoksul da olsa ebeveynine ve eşine bakmakla yükümlüdür. Mâlikîlere göre yoksul çocuk, çalışıp kazanmaya gücü yetse bile ana babasına nafaka vermesi gerekmez.

    Câbir (r.anh)'in naklettiği bir hadiste şöyle buyurulur:
    "Sizden biriniz yoksul düşerse, önce kendi ihtiyaçlarını karşılasın. Bundan artarsa aile fertlerinin ihtiyacına sarfetsin, yine artarsa diğer hısımlarına harcasın"

    (Ebû Dâvud, Itâk, 9; Nesâî, Buyû', 84; Ahmed b. Hanbel, III, 205).

    3. Geçimi sağlanacak kimsenin neseb hısımı olması gerekir.
    Ancak karı ve mulk ilişkisine dayanan câriye bu kuralın dışındadır.

    Hanefilere göre nafaka yükümlüsünün, nafaka vereceği kimseye mirasçı olacak derecede neseb hısımı olması gerekir.
    Delil şu âyettir:" ... Ne bir anne çocuğu yüzünden, ne de çocuk kendisinin olan bir baba çocuğu sebebiyle zarara sokulmasın. Mirasçıya düşen de bunun gibidir" (Bakara, 233).

    Bu âyete göre, ana-baba ile çocuklar arasındaki bir takım hak ve yükümlülükler diğer mirasçılar arasında da söz konusu olur. Bu, gerektiğinde geçim masraflarını da kapsamına alır.

    Din Ayrılığının Nafakaya Etkisi:

    Kadın itaatsiz veya murted olmadığı sürece eşler arasındaki din ayrılığı kadının nafaka alma hakkına engel olmaz. Diğer hısımlar arasındaki nafaka yükümlülüğüne gelince;

    Hanefilere göre, usûlun, furûun ve eşin nafakasında din birliği şart değildir. Bu üç sınıfın dışındakiler için ise din birliği şarttır. Çünkü müslümanla gayri muslim arasında miras cereyan etmez. Buna göre, karı, ana, baba, dedeler, nineler, çocuk ve torunlar dışındaki hısımlara din ayrılığı bulununca nafaka gerekmez. Karının nafakası onu evde hapsetme karşılığıdır. Bunun dışındaki usûl ve furûun nafakası ise "biri diğerinin cûz'ü olması" esasına dayanır. Bir kimsenin parçası kendisi gibidir. Küfrü sebebiyle kendi geçimini sağlamaktan kaçınamadığı gibi, kendi parçası olan usûl ve fürûunun geçimini sağlamaktan da kaçınamaz. Ancak bu hısımlar harbi durumda olurlarsa pasaportlu yabancı bile olsalar, bunların nafakası müslümana vacib olmaz. Çünkü mu'minler, din konusunda kendileriyle savaş halinde olanlara iyilik yapmaktan nehyolunmuşlardır.

    Başkasının geçimini sağlamanın sebebi, ihtiyaçtır. İhtiyacı olmayanın geçimini sağlamak gerekmez. Malı olanın geçim masrafları kendi malından karşılanır. Yaşı küçük veya büyük olsun hüküm değişmez. Ancak hanım bundan müstesnadır. Eş, zengin de olsa geçim masrafları kocasına aittir. Çünkü karıya nafaka vermenin sebebi "ihtiyaç" değil, onun kocanın bir hakkı olarak evde "tutulması"dır.

    Nafaka için hâkim kararı gerekir mi? :

    Usûl ve furûun nafakası hâkimin kararına bağlı olmaksızın vacib olur. Ancak küçüğe ait gaib bir mal olur ve babası geçim masrafları için bu mala rucû etmek isterse bunun için hâkim kararı veya iki kişiyi şahid tutması gerekir. Eğer hâkimin izni olmadan veya şahid de tutmadan masraf yapsa küçüğün malına kazâen rucû edemez. Allah ile kendi arasında olmak üzere "diyâneten" rucû edebilir.

    Usûl ve furû dışındaki hısımların nafakası ancak hâkim kararı veya karşılıklı rıda ile sabit olur. Bunun sebebi, bu hısımların nafakası konusunda muctehidler arasında görüş ayrılığının bulunmasıdır.
    (el-Kâsânî, a.g.e., IV, 22, 25; İbnul-Humâm, a.g.e., III, 238; İbn Âbidîn, a.g.e., II, 906)



    Kadının Nafakasını Düşüren Haller:

    1. Nafaka vacib olub , hâkimin kararı veya karşılıklı rıda ile zimmette borç halini almadıkça geçen süreye ait nafaka düşer.
    Mâlikîlere göre geçen süreye ait nafaka düşmez. Kadın kocasına geçmiş günlere ait nafaka için de rucû edebilir.

    2. Geçmiş günlere ait ibra, nafakayı düşürür.
    Ancak Hanefîlere göre geleceğe ait nafakadan ibra veya hibe geçerli değildir. Çünkü kadının nafakası evde tutulma karşılığı olarak zaman geçtikçe parça parça gerekli olur. Geleceğe ait ibra, henüz vacib olmadan düşürme anlamına gelir ki geçerli olmaz.

    3. Eşlerden Birisinin Ölümü:
    Koca nafakayı vermeden ölse, kadın bunu onun malından alamaz. Kadın ölürse, mirasçılar da bunu taleb edemez.

    4. Kadının itaatsızlığı:
    Kadının kocasının meşrû isteklerine itaat etmemesi ve özürsüz yere evi terk etmesi halinde kocanın nafaka yükümlülüğü düşer.

    5. Kadının dinden çıkması.
    Kadın irtidâd edince kocasının nafaka yükümlülüğü düşer. Çünkü bu durumda kadının cinsel yönlerinden yararlanmak da caiz olmaz. Yeniden İslâm'a dönünce nafaka hakkı da doğar.

    6. Kadının ma'siyet yoluyla sebeb olduğu ayrılık nafaka hakkını düşürür.
    Meselâ; onun irtidadı veya kocası İslâm'a girdiği halde onun küfürde devam etmesi veya üvey oğlu ile cinsel ilişki kurması gibi. Bütün bu durumlarda onun nafaka hakkı düşer; çünkü günah işleme yoluyla evlilikteki "cinsel yararlanma" esasını kaldırmıştır. Bu yüzden "itaatsiz (nâşize)" durumuna düşer. Ancak onun sadece evde oturma hakkı devam eder. Çünkü bu hak günah işlemekle düşmez.

    Ayrılık günah işleme yoluyla olmamışsa nafaka hakkı düşmez. Buluğ muhayyerliği, kefâetin yokluğu ve üvey oğlu ile zorlama sonucu cinsel ilişki kurma gibi. Çünkü o, bu konularda şer'an özürlü sayılır.

    Koca tarafından meydana getirilen ayrılık, ma'siyet yoluyla olsun veya olmasın nafaka hakkını düşürmez.
    (el-Kâsânî, IV, 22, 29 vd.; İbnul-Humâm, a.g.e., III, 322 vd.; İbn Âbidîn, a.g.e., II, 889-892; İbn Ruşd, Bidâyetul-Muctehid, II, 54; eŞ-Şîrâzî, a.g.e., II, 160).



    Eş Dışındaki Hısımların Nafakasının Düşmesi

    Çocuk, anne, baba ve diğer nesep hısımlarının nafakası, sürenin geçmesiyle düşer. Hâkim bu hısımlar lehine nafakaya hükmettiği zaman, hısım bunu kabzetmese veya süre geçinceye kadar nafakaya mahsûben borçlanmamış olsa nafaka düşer.
    Hanefilere göre, hâkim borçlanmaya izin vermedikçe süresi geçen nafaka düşer. Çünkü diğer hısımların nafakası ihtiyacı gidermek için vacib olur. Zengin olan bunu isteyemez. Nafakanın zamanında kabzedilmemesi, hak sahibinin ihtiyacı olmadığını gösterir
    (el-Kâsânî, a.g.e., IV, 37; İbnul-Humâm, a.g.e., III, 354; el-Meydâni, el-Lubâb, III, 109).
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş