İSLAM'A UYGUN OLMAYAN İSİMLERİ DEĞİŞTİRMEK


Lakabı "Ebu-l Hakem" olan Ebu Şureyh (r.a.) anlatıyor:

"Rasululla h (s.a.v.) bana dedi ki:

"Hakem yalnız Allah'tır Hüküm de yalnız O'na aittir."

Ben de cevaben:

"Benim kabilem bir mevzuda ihtilafa düştüklerinde bana gelirler, aralarını bulurum. Her iki taraf da benim hükmüme razı olurlar." dedim. Bunun üzerine Rasululla h (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Bu çok güzel bir şey. Senin erkek evladın yok mu?"

" Var; Şureyh, Müslim, Abdullah" dedim.

Rasululla h (s.a.v.):

"En büyükleri hangisi?" diye sordu.

"Şureyh" dedim.

Rasululla h (s.a.v.):

"O halde sen Ebu Şureyh'sin." buyurdu." (Ebu Davud Edeb: 62, Sünnet: 5, Tirmizi De'avat: 82, Nesai, Kudat: 7)

(Hulasetut tezhib adlı eserde bu zat hakkında şöyle denilir:

"Ebu Şureyh Huzai'nin adı Huveylid b. Amr'dır veya Amr b. Huveylid, veya Hani b. Amr ya da Huveylid b. Şureyh b. Amr'dır. Fetih günü İslama girmiş, yirmi hadis rivayet etmiştir. Buhari-Müslim bunlardan ikisinde ittifak ederler. Ayrıca birini de Buhari tek başına rivayet etmiştir: Kendisind en de Ebu Said Makberi, Hafi b. Cübeyr ve başkaları rivayette bulunmuşlardır. İbn Sa'd'ın dediğine göre bu zat, Medine'de H. 68 yılında vefat etti. Şarih'in dediğine göre adı, Hani b. Yezid el-Kindi'dir." Hafız bunu böyle söylemiştir. Bir başka görüşe göre de Haris ed-Dabbabi'dir. Bunu da Mizzi söylemiştir.)



"Hakem yalnız Allah'tır Hüküm de yalnız O'na aittir."

Allah (c.c), hem dünyada hem de ahirette hakemdir. Dünyada yaratıkları arasında nebi ve rasulleri ne indirdiği vahiyle hükmeder. Hiçbir mesele yoktur ki, ona dair Allah'ın, peygamber ine Kitap ve hikmetten indirdiği hükmü bulunmuş olmasın. Allah bu ümmetin bir çok alimlerin e bunun çoğunu bilmesini kolaylaştırmış, onları muvaffak kılmıştır. Çünkü bu ümmet asla dalalet üzerinde birleşmez. Her ne kadar alimler birtakım hükümlerde ihtilafa düşmüş olsalar da, mutlaka içlerinden birinin doğruya isabet etmiş olması gerekir. Allah (c.c.) kime, kendisind en razı olarak, anlayış ve kavrayış imkanını vermek suretiyle doğruya ulaşabilme gücünü, alimlerin görüşleri arasından çıkarabilme gayretini vermişse, bu, Allah'ın o kimseyi fazlı, kerameti ve lütfuyla buna muvaffak kılması ve ihsanıdır. Gerçekten bu çok büyük bir lütuftur. Allah'ın fazlından ve kereminde n istediğimiz budur.

"Dünya ve ahirette hüküm ona varır" ifadesiyl e ilgili olarak Rabbimizi n hükmü şöyledir:

"İhtilafa düştüğünüz herhangi bir meselede hüküm verecek olan Allah'tır. İşte Rabbim olan Allah. Ben O'na tevekkül ettim ve yalnızca O'na yönelirim." (Şura: 42/10)

"Ey iman edenler! Allah'a itaat edin, Rasule itaat edin ve sizden olan emir sahipleri ne de. Eğer birşeyde anlaşmazlığa düşerseniz, şayet Allah'a ve Ahiret Gününe iman ediyorsanız, onu Allah'a ve elçisine götürün. Bu daha hayırlı ve sonuç bakımından daha güzeldir." (Nisa: 4/59)

Hükmün Allah'a götürülmesi demek, bunun Allah'ın Kitabına göre halledilm esi demektir. Hükmün Allah'ın Rasulüne götürülmesi ise, kendisi henüz hayatta iken, problemin bizzat Rasululla h'a götürülüp çözüme bağlanması, vefatından sonra ise Sünnetine başvurulması demektir.

Rasululla h (s.a.v.) Muaz'ı (r.a.) Yemen'e gönderdiği zaman kendisine şöyle sormuştu:

"Ne ile hüküm verirsin?" O da:

"Allah'ın Kitabıyla" dedi.

Rasululla h'ın (s.a.v.):

"Eğer onu Allah'ın Kitabında bulamazsa n" diye sorması üzerine,

"Allah Rasulünün Sünnetiyle" diye cevapladı.

Rasululla h (s.a.v.):

"Eğer Sünnette bulamazsa n ne ile hükmedeceksin?" diye sorunca, o da:

"Kendi reyimle içtihatta bulunarak hüküm veririm" cevabını verdi.

İşte bunun üzerine Rasululla h (s.a.v.):

"Allah Rasulünün elçisini, onun razı olabileceği şekilde muvaffak kılan Allah'a hamdolsun" dedi. (Ebu Davud, Akdiye: 11, Tirmizi, Ahkam: 3. Zayıf Hadis)

Muaz (r.a.) sahabe alimleri içinde ahkam konusunda en bilgin olan, helal ve haram konularını en iyi bilendi. Kitap ve Sünnete ilişkin hükümleri en iyi ve en çok bilen o idi. İşte bu nedenle kendi kendine içtihatta bulunması caiz görülmüştür. Eğer bir meseleyle ilgili hüküm Allah'ın Kitabı ve Rasulünün Sünnetinde bulunamaz ise bu konuda içtihad yapılmasına izin verilmiştir.

Günümüzde ve daha önceki dönemlerde, Allah'ın Kitabında ve Rasulünün Sünnetinde hükmün varlığını bilemedik leri için hükümlerde ifrata kaçanların hilafına, onlar asıl ölçüye son derece dikkat ederlerdi . Bugün bazı kimseler, Kitap ve Sünnet hakkında hiçbir bilgileri olmadığı halde kendileri nin içtihad yapmalarının caiz olduğunu sanmaktadırlar. Heyhat ki heyhat!

Kıyamet Gününe gelince, o günde yaratıklar arasında yegane hüküm sahibi Allah'tır. O, kulları arasında kesin hükmü vermek için indiğinde O'ndan başka hüküm verecek yoktur. O, yarattıkları arasında ilmiyle hüküm verecekti r. Yaratıklarının işleyegeldikleri hiçbir şey O'na asla gizli değildir.

Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

"Gerçek şu ki, Allah zerre ağırlığı kadar haksızlık yapmaz. (Bu ağırlıkta) bir iyilik olursa, onu kat kat kılar ve kendi yanında pek büyük bir ecir verir." (Nisa: 4/40)

Kıyamet Gününde hüküm kişinin hasenatı ile seyyiatına göredir. Dolayısıyla mazlumun (ezilenin) hakkı, zalimden, iyilikler i alınmak suretiyle verilecek, mazlumun günahları da zalime yüklenerek, günahlarına eklenecek tir. Bu, kesinlikl e zerre ağırlığınca da olsa bir fazlalık ya da eksiklik olmadan yerine getirilec ektir. Herkese hakkı, zerre ağırlığınca da olsa verilecek tir.

"Benim kabilem bir mevzuda ihtilafa düştüklerinde bana gelirler, aralarını bulurum." ifadesine gelince -Allah en iyisini bilir ya- mana şöyledir:

"Şureyh'in kavmi, Şureyh'in gerçekten insaf sahibi, ölçülü bir kimse olduğunu, aralarında adaletle hükmedebilmek için iyice araştırdığını gördüklerinden ve her iki tarafın da razı olabileceği bir hüküm vereceğini bildikler inden dolayı ona başvuruyorlardı. Zira asıl barış rızadır, yoksa ilzam değil. Aynı zamanda kahinlere, kitap ehlinden yahudi ve hristiyan lara meseleyi götürmek ya da cahiliye dönemlerinde liderleri n ve selefleri nin Kitap ve Sünnetin hükümlerine aykırı hükümlerine başvurmak hiç değil. Oysa bugün çoğunlukla olan budur.

Örneğin; tağutların durumlarında olduğu gibi. Bunlar asla Allah ve Rasulünün hükümlerine rıza göstermezler. Bunlara göre asıl itimad olunacak şey, heva ve hevesleri nden kaynaklan an kendi sapık görüşleridir.

Kurretu'I-uyun'da şöyle denilmekt edir:

"Cahil arapların kendisiyl e hüküm verdikler i şeylere gelince, bunlar ve geçmiş atalarının heva ve hevesleri ne göre verdikler i hükümler bu baptan değildir. Yani hakkında şiddetli nehiy bulunan, Allah ve Rasulünün hükmü dışında olan şey türünden değildir.

Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

"Gerçek şu ki biz, Tevratı içinde bir hidayet ve nur olarak indirdik. Teslim olmuş peygamber ler, yahudiler e onunla hükmederlerdi. Bilgin-yöneticiler (Rabbaniyy un) ve yüksek bilginler de (Ahbar), Allah'ın Kitabını korumakla görevli kılındıklarından ve onun üzerine şahitler olduklarından (onunla hükmederlerdi.) Öyleyse insanlard an korkmayın, benden korkun ve ayetlerim i az bir değere karşılık satmayın. Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar kafir olanlardır." (Maide: 5/44)

Bu manadaki ayetler oldukça çoktur. Kimi insanlar vardır ki, kendisine göre hüküm verir, hevasına göre hareket eder. Kimi de, geçmişteki atalarına uyar da, onların hüküm verdiği gibi hüküm verir, onların hevalarına göre hareket eder. Bunların her ikisi de küfürdür. Kendisine müracaat edilen kimsenin, halkın ihtilafla rı halinde böyle bir şeye yeltenmes i, bunda karar kılması, buna göre hüküm vermesini n baskın gelmesi de aynı hükümdedir.

Oysa kesin nasslar, selefleri nin cahiliye hükümlerini menetmekt edir.

Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

"Cahiliyen in hükmünü mü arıyorlar? Yakinen, seksiz şüphesiz inanan bir millet için Allah'tan daha iyi hüküm veren kim vardır?" (Maide: 5/50)

Ebu Şureyh İslamdan önceki cahiliye dönemi kadılarındandır. Bu yüzden "Ebul Hakem" künyesiyle anılmaktadır.

Nebi (s.a.v.), o ve başkaları için bunu uygun görmemiştir. Fakat "Hakem" lafzı İslamda yasaklanm amıştır. Zira Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

"Bir hakem erkeğin ve bir hakem de kadının ailesinde n gönderin."

Bu, sulh ve ıslah açısından Allah'ın şeriatine göre hüküm vermeleri içindir. Allah (c.c) müminlerin, insanlar arasında adaletle hüküm vermeleri ne izin vermiştir."

Buna kimi taklit olunanlar da, taklit olunmaları caiz olmadığı halde, eklenmiştir. Böyleleri taklit ettikleri kimseleri n sözlerine itimat ederek. Kitap ve Sünnetin usulüne uygun ve doğru davrananl arı terkettil er.

Yardım sadece Allah'tan beklenir.

Rasululla h'ın (s.a.v.):

"Senin erkek evladın yok mu?.." kavline gelince, burada en büyük çocuğun künyede öncelikli olduğu ortaya çıkıyor.

Nitekim bu manada başkaca hadisler de gelmiştir.