Rabbini, yüksek sesle olmaksızın sabah akşam, yalvara yakara ve gizlice içinden zikret! Sakın gafillerden olma!(A’raf: 205)

Riya olmasın diye gizlice dua etmek, daha efdaldir. Ancak, hacdaki telbiye veya bayramlardaki tekbir duaları gibi, topluca dua edilmesi gereken yerlerde yüksek sesle dua etmek, meşrûdur. Çünkü böyle yerlerde, riya söz konusu olmaz.
Allah (c.c), Zekeriya (a.s.)’nın kendisine gizlice dua etmesini överek şöyle buyurmuştur:
Kef, he, ye, ayn, sad. (İşte bu), senin Rabbinin, kulu Zekeriya’ya rahmetinin zikridir. Hani o, Rabbine gizlice seslenmişti...” (Meryem: 1-3)
“Enes (r.anh) şöyle demiştir:
“Allah (c.c)’a gizlice dua etmek, açık dua etmekten yetmiş defa daha efdaldir.” (Ebu Şeyh İbni Hayyan el-Ensari rivayet etti.)



Âişe radıyallahu anhâ’dan rivâyet edildiğine göre, Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
Kim bizim bu dinimizde ondan olmayan bir şey ortaya çıkarırsa, o şey kabul edilmez, reddedilir.” (Buhârî, Sulh 5; Muslim, Akdiye 17; İbni Mâce, Mukaddime 2)

Muslim’in başka bir rivayeti şöyledir:
Kim bizim dinimizde olmayan bir şey yaparsa o merduddur, makbul değildir”. (Muslim, Akdiye, 18)


Câbir radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre, Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
“…Sözün en hayırlısı Allah’ın kitabıdır. Yolların en hayırlısı Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’ in yoludur. İşlerin en kötüsü, sonradan ortaya çıkarılmış olan bid’atlardır. Her bid’at dalâlettir, sapıklıktır….”
(Muslim, Cumu’a 43; İbni Mâce, Mukaddime, 7)

Ebû Necih İrbâz İbni Sâriye (radıyallahu anh)’dan rivâyet edildiğine göre, Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
“…Benden sonra sağ kalıp uzunca bir hayat sürenler pek çok ihtilaflar görecekler. O zaman sizin üzerinize gerekli olan, benim sünnetime ve doğru yolda olan Hulefâyi Râşidîn’in sünnetine sarılmanızdır. Bu sünnetlere sımsıkı sarılınız. Sonradan ortaya çıkarılmış bid’atlardan şiddetle kaçınınız. Çünkü her bid’at dalâlettir, sapıklıktır” buyurdular.
(Ebû Dâvûd, Sunnet 5; Tirmizi, İlim 16; İbni Mâce, Mukaddime, 6)


Yukarıdaki üç hadisten anladığımıza göre kitab ve sünnete dayanmayan hiç bir şey dinden sayılmaz ve kabul edilmez. Bid'atlar ya dini bozub tahrib etmek için yada daha dindar olabilmek için ortaya çıkarılmış şeylerdir. Zaten bid'at: Allah'ın bildirmediği, Allah Rasulunun göstermediği, Sahabe'nin de yapmadığı bir şeyle Allah'a yaklaşmaktır. İşte, Kur'an ve sünnete dayanmayan ama tek dertleri Allah'a yaklaşmak olan insanların yapmış oldukları her şey bid’attır ve Allah Rasulunun dediği gibi kabul edilmez, reddedilir.
Bizim için yıldızlar olan hayat yolumuzda bizlere yol gösteren Allah Rasulunun o güzide Ashabından:
Bize Ya'lâ haber verip (dedi ki) bize el-A'meş, Habîb'den, (o da) Ebû Abdirrahman'dan (naklen) rivayet etti (ki Ebû Abdirrahman) şöyle dedi: Abdullah dedi ki; "(Sünnete) uyunuz, bid'at işlemeyiniz. Zira uyulması gereken şeylerin tesbiti sizin yerinize yapılmıştır." (Suneni Darimi, 211)

Allah Maide Suresinde şöyle diyor:
"...Bugün dininizi kemale erdirdim, size nîmetimi tamamladım. Size din olarak İslâmı beğendim..." (Maide / 3)

Allah dinimizi tamamladığını söylüyor, şimdi biz Allah'ın bildirmediği bir şey varmış gibi dinde yeni şeyler ortaya çıkarırsak, Allah’ın dininde bir eksiklik olmadığına göre:
1-) Allah’a iftira atmış oluruz. Çünkü Allah dini tamamladığını söylüyor,
2-) Allah dinimizi tamamladığına göre bu zaten dinde olmayan bir şeydir, sonradan çıkmıştır. Peygamberimiz (s.a.v.)’in de dediği gibi kabul olunmaz, reddolunur.

Toplu zikirle alakalı olarak:

Abdulllah İbn Abbas'ın şöyle dediği nakledilmiştir:
"Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) döneminde insanlar farz namazların ardından yüksek sesle Allah'ı zikrederlerdi." (Buhari, Fethu'l Bâri, Ezan, bab 155, Hadis no: 841)

(Aynı senedle) İbn Abbas (r.anhuma) şöyle demiştir:
"Ben, ashab-ı kiramın namazı bitirdiklerini bu şekilde seslerini yükseltmelerinden anlardım." (Buhari, Ezan, 841; Muslim, 583)


İbn Abbas Şöyle demiştir:
"Ben, Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)in namazının bittiğini (selamdan sonra) getirilen tekbirlerden anlardım." (Buhari, Ezan 842; Ebu Davud, Salat 191; Muslim, 583, Mesacid 23)

Bu hadislerle alakalı Buhari'nin muhtasarı olan Fethu'l-Bari’de Hafız İbn Hacer el-Askalani şöyle diyor:
İmam Nevevi şöyle demiştir:
"İmam Şafii bu hadisi ashab-ı kiramın çok kısa bir süre sesli olarak zikrettikleri şeklinde yorumlamıştır. Maksadları ise zikrin nasıl yapılacağını göstermek ve bunu cemaate öğretmektir. Yoksa her zaman zikre bu şekilde sesli olarak devam ettiklerini söyleyemeyiz. Dolayısıyla tercih edilen görüş imamın ve cemaatin zikri gizli olarak yapmalarıdır. Fakat zikri insanlara öğretmek maksadı taşınıyorsa sesli zikir yapılabilir." (Fethu'l-Bari, sf. 514)

Bu hadis toplu (sesli) zikrin Allah Rasulunun yaptığı gibi bazı hallerde yapılabileceğine delil olabilir. Ama bu işi sürekli, sohbetlerden önce yapmak, veya oturub toplu olarak yapmak bid'attır. Çünkü daha sonraları yapıldığına dair bir delil yoktur.

Ebu Hurayra (r.anh) şöyle demiştir:
"Ashab-ı kiramın fakirleri Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)e gelerek: 'Ey Allah'ın Rasulu, çok mala sahib olan zengin kardeşlerimiz yüksek dereceleri ve ebedi nîmet yurdunu kazandılar gitti! Onlar bizim kıldığımız gibi namaz kılıyor, bizim gibi oruç tutuyorlar. Fakat malları çok olduğu için bizim yapamayacağımız amelleri de işliyorlar. Hacca gidiyorlar, umre yapıyorlar, cihada rahatlıkla katılıyorlar ve üstelik sadaka da veriyorlar. Biz ise bunları hiçbirini yapamıyoruz' dediler.
Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) onlara şöyle buyurdu:

"Ben size öyle bir şey söyleyeceğim ki, bunları sağlam bir şekilde yaptığınız taktirde sizi geçen bu kişilerin derecesine ve sevabına yetişirsiniz. Hatta sizden başka hiç kimse daha sonra size yetişemez ve içinde bulunduğunuz cemaatin en hayırlıları olursunuz. Fakat bunun aynısını yaparlar olursa anlar da size yetişib sizin gibi hayırlı insanlar zümresine dahil olurlar. Bu görev şudur: Her (farz) namazın ardından otuz üçer defa Allah'ı tesbih edersiniz, O'na hamd edersiniz ve tekbir getirirsiniz."
(Buhârî, Ezân 155, Daavât 18; Muslim, Mesâcid, 142; Ebû Dâvûd, Vitir 24)

Muslim’in bir rivayetinde şu ilâve vardır:
Birkaç gün sonra fakir muhâcirler Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e tekrar gelerek:
Zengin kardeşlerimiz bizim yaptığımız zikirleri duymuşlar. Aynını onlar da yapıyorlar, dediler.
Bunun üzerine Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
– "Ne yapalım! Artık bu Allah'ın bir lutfudur, Allah lutfunu dilediğine verir." (Muslim, Mesâcid ,142)

Yine Ebû Hurayra (radıyallahu anh)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
Her namazdan sonra kim otuz üç defa subhânallah, otuz üç defa elhamdulillâh, otuz üç defa Allâhu ekber der, yüze tamamlamak için de lâ ilâhe illallahü vahdehû lâ şerîke leh, lehu’l mulku ve lehu’l hamdu ve huve alâ kulli şey’in kadîr: Allah’dan başka ilâh yoktur; yalnız Allah vardır. O tektir, ortağı yoktur. Mülk O’nundur, hamd O’na mahsusdur. O’nun gücü her şeye yeter” derse, günahları deniz köpüğü kadar çok olsa bile avfedilir.
(Muslim, Mesâcid, 146; Nesâî, Sehv, 96)

Allah Rasulu (sallallahu aleyhi ve sellem) gerek namazdan sonraki zikirler olsun gerekse de gün içerisinde yapılan zikirleri, sahabe döneminde kimisi biliyor, kimisi de bilmiyor. Allah Raslulu’nun yanına üç, beş Sahabe gelmiş soruyorlar, Rasulde onlara cevap veriyor. Allah Rasulunun bu söylediğini daha o an şu üç, beş Sahabeden başka bilen yok. Yani Allah Reasulu arkadaşlarını toplayıp: "Haydi arkadaşlar gelin toplu halde zikir yapalım, Rabbimizi analım. Ben size şu kadar şundan, şu kadar bundan diyeceğiz, diyecem sizde söyleyeceksiniz" dediğine rastlanmıyor...

Hâkim ibnu 'l Mubârak haber verdi ki Amr b. Yahya şöyle dedi :
“Babamı, babasından (naklen) şöyle rivayet ederken duydum:
(Babam) dedi ki sabah namazından önce Abdullah b. Mes'ûd'un kapısının önünde otururduk. Çıktığında, onunla beraber mescide giderdik.
Neyse (bir gün) Ebû Musa el Eş'arî yanımıza geldi ve; "Ebû Abdirrahman (yâni Abdullah b. Mesûd) şimdiye kadar yanınıza çıktı mı?" dedi.
"Hayır" dedik.
O da bizimle beraber oturdu. Nihayet Abdullah çıktı. Çıkınca toptan ona ayağa kalktık.
Sonra Ebû Musa ona şöyle dedi: "Ey Ebû Abdirrahman! Biraz önce mescidde yadırgadığın bir durum gördüm. Ama yine de, Allah'a şükür, hayırdan başka bir şey görmüş değilim.
Abdullah: "Nedir o?" diye sordu.
O da; "Yaşarsan birazdan göreceksin" dedi (ve) şöyle devam etti: "Mescidde halkalar halinde, oturmuş, namazı bekleyen bir topluluk gördüm. Her halkada (İdareci) bir adam, (halkadakilerin)ellerinde de çakıl taşları var. (idareci):"Yüz defa Allahu ekber deyin" diyor, onlar da yüz defa Allahu Ekber diyorlar. Sonra, yüz defa La İlahe İllallah, deyin diyor, onlar da yüz defa La ilahe İllallah diyorlar. Yüz defa Subhanallah deyin diyor, onlar da yüz defa Subhanallah diyorlar."
Abdullah b. Mes'ûd : "Peki onlara ne dedin?" dedi.
"Senin görüşünü bekleyerek veya "senin emrini bekleyerek" onlara bir şey söylemedim." dedi.
Dedi ki; "onlara kötülüklerini hesab etmelerini emredib (bununla) iyiliklerinden hiçbir şeyin de zayi edilmeyeceğine dair onlara güvence verseydin ya!" dedi.
Sonra gitti, biz de onunla beraber gittik.
Nihayet o, bu halkalardan birine geldi, başlarında durdu ve şöyle dedi: "Bu, yaptığınızı gördüğüm nedir?"
Dediler ki; "Ey Ebû Abdirrahman! Bunlar çakıl taşları.Onlarla Ellahu Ekber, La ilahe İllallah ve Subhanallah deyişleri sayıyoruz."
Bunun üzerine Abdullah b. Mes'ûd : dedi ki; "Artık kötülüklerinizi sayıb (hesab edin)! Ben, iyiliklerinizden hiç bir şeyin zayi edilmeyeceğine kefilim. Yazıklar olsun size! Ey Ummeti Muhammed, ne çabuk helak oldunuz! Peygamberinizin salallahu aleyhi ve sellem şu sahabesi içinizde hâlâ bolca bulunmakta. İşte onun elbiseleri, henüz eskimemiş; kapları, (henüz) kırılmamış.

Canım elinde olan Allah'a yemin olsun ki, sizler kesinlikle ya Muhammed'in dininden daha doğru yolda olan bir din üzerindesiniz (ki bu imkânsızdır) veya bir sapıklık kapısı açmaktasınız."
Onlar; "Vallahi, ey Ebû Abdirrahman, biz, başka bir şey değil, sadece hayrı (elde etmeyi) İstedik" dediler.
O da şöyle karşılık verdi; "Hayrı (elde etmek) isteyen niceleri vardır ki onu hiç elde edemeyeceklerdir. Rasulullah salallahu aleyhi ve sellem bize haber vermişti ki; Kur'an'ı okuyacak olan bir topluluğun bu okuyuşları sadece dilde kalacak, onların köprücük kemiklerini ileriye geçmeyecek. Vallahi, bilmiyorum, belki onların çoğu sizdendir."
Sonra Abdullah onlardan yüz çevirdi .
Amr b. Yahya'nın dedesi: Amr b. Selime, bundan sonra şöyle dedi: Bu halkalardaki (insanların) tamamını, en Nehrevân olayında, haricîlerin yanında bize karşı vuruşurken gördük."
(Dârimi, Mukaddime , Bab 1, Hadis no: 210 ; Taberâni 9/125; Mecmau'z Zevâ'id, 1/181, Taberani bunu hasen bir isnad ile rivayet etmiştir.

Hadisin merfû kısmı için: Muslim, Musafirin, 27 - 1/663; İbn Mâce, Mukaddime, 12 - 1/59; Ahmed b. Hanbel, 1/380, 404)
Heysemi, Taberâni'nin yaptığı rivayetin Hasen olduğunu söylemiştir.


İbni Abbas (r.anhuma)’dan : Rasulullah (s.a.v.) buyurdu ki : “...Benim ummetimden birtakım kimseler getirilip sol tarafa ayrılacaktır.
Ben “Ey Rabbim! Bunlar benim ashabımdırlar, derim. Cenabı ALLAH cc bana: “Bunların senden sonra neler yaptıklarını bilmezsin der.
Ben de ALLAH’ın salih kulu İsa as’ın dediği gibi Aralarında bulunduğum müddetçe onları gözetliyordum. Sen, benim canımı alınca onları gözetleyen sen oldun. Her şeyin gözetleyicisi sensin. Onlar senin kullarındır. İstersen âzab edersin, istersen bağışlarsın. Zira izzet ve hikmet sahibi sensin (Maide:117) derim.
Cenabı Hak “Sen onlardan ayrıldığın gün, onlar gerisin geri döndüler” buyurur.
Bir rivayette peygamber (s.a.v.)’in 'Benden uzak olsunlar, benden uzak olsunlar, benden uzak olsunlar' derim” ziyadesi vardır.
(Buhari - Muslim)


Ebu'l-Bahteri anlatıyor: "Bir adam İbn Mesud'a:
-"Bir kaç kişi akşam namazından sonra camide oturup içlerinden bir onlara "şu kadar Allahuekber" şu kadar "Subhanallah" şu kadar "elhamdulillah" deyiniz, diyor dedi.
İbn Mesud: -Öyle mi? dedi.
Adam: Evet, dedi.
İbn Mesud (r.anh): -"Toplanıp bu işe başladıkları zaman gel bana bildir, dedi. Adam haber verince kalkıp mescide gitti. Üzerinde bir aba vardı. İbn Mesud (r.anh) sert mizaçlı birisiydi. Adamların zikrini işitir işitmez:
-'Ben Abdullah b. Mesud'um. Kendisinden başka ilah bulunmayan Allah'a yemin ederim ki, bid'at bir iş ortaya atmışsınız. Buna hakkınız yoktur. Siz, Rasulullah'ın ashabından daha mı iyi biliyorsunuz?' dedi.
İçlerinden Mud'ad adında birisi: -'Vallahi biz bid'at işlememişiz ve ashabından daha iyi biliriz diye de bir iddiamız yoktur', dedi. Amr b. Utbe'de: -'Ey Ebu Abdurrahman, Allah'tan avf dileriz', dedi.
İbn Mesud: -'Sünnete sarılın, ondan ayrılmayın, Allah'a yemin ederim ki, sünnetten ayrılmazsanız ileriye doğru yol alırsınız. Eğer sağa sola saparsanız apaçık bir sapıklığa düşmüş olursunuz.'
(Muhtasar Hayatu's Sahabe, Kandehlevi, sf: 498; Hilyetu'l-Evliya, IV, sf. 381)

Gördüğümüz gibi Ashab zamanında da bugünkü gibi uygulamalara benzer şeyler (toplu şekilde zikirler) yapılmış ama Sahabe Rasul’den böyle bir şey görmediği için o uygulamayı durdurmuştur. Zaten yapması gerekende buydu... Çünkü Allah Rasulu şöyle buyuruyordu:

Ebû Saîd el-Hudrî (radıyallahu anh), Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’i şöyle buyururken işittim dedi:
Kim bir kötülük görürse, onu eliyle değiştirsin. Şayet eliyle değiştirmeye gücü yetmezse, diliyle değiştirsin. Diliyle değiştirmeye de gücü yetmezse, kalbiyle düzeltme cihetine gitsin (onu hoş görmeyib kabullenmesin) ki, bu imanın en zayıf derecesidir.”
(Muslim, Îmân, 78; Tirmizî, Fiten,11; Nesâî, Îmân,17)

Konunun başında da dediğimiz gibi, eğer bir iş Kur'an'da ve Rasulun sahih sünnetinde yoksa, ve insanlar bunu yaparken sevab kazanmak veya Allah'a yaklaşmak için yapıyorlarsa o yapılan iş bid'atleşir. İnsanların çoğu bid'atleri yaparken iyi niyetle yapıyor (ya sevap elde etmek yada Allah'a yaklaşmak için) ama iyi niyet bid'at işlemesine mâni olmuyor ve bu insanlar kendilerinin güzel iş yaptıklarını sanıyor.

Yukarıda Sahabe hayatından aktardığımız bölümde İbn Mesud: 'Kendisinden başka ilah bulunmayan Allah'a yemin ederim ki, bid'at bir iş ortaya atmışsınız.' deyince onlar: 'Vallahi biz bid'at işlememişiz', demişlerdi. Çünkü o insanlar kendilerine göre Allah'ı zikrediyorlardı yani çok güzel iş yapıyorlardı ama unuttukları bir şey vardı. Acaba Allah Rasulu bu işi yapmış mı? sorusuydu. İşte onlar Allah'ın bildirmediği ve de Rasulu'nun göstermediği şekilde Allah'a yaklaşmak istediklerinden yaptıkları iş malasef bid'at oluyordu.

Yine toplu bir şekilde Allah'ı zikredib cezbeye tutulmakta Resulde ve Ashabında olmayan bir şeydir, yani bid'attir.
Amir b. Abdullah b. Zubeyr anlatıyor:
"Bir gün eve geç geldim.
Babam: -'Neredeydin?' diye sordu.
-'Birkaç kişiyi gördüm. Onlardan daha iyi müslüman görmedim. Oturmuş Allah'ı zikrediyorlardı. İçlerinden kimisi titriyor ve o kadar cezbeye tutuluyordu ki, Allah kokusundan bayılıyordu. Onların bu halini görünce yanlarında oturdum,' dedim.
Babam: -'Bir daha yanlarına gitme, dedi ve onun bu sözünü yadırgamış olduğumu zannetmiş olacak ki, sözlerine şöyle devam etti.
-'Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem), Ebubekir ve Ömer (r.anhuma)'yı, Kur'an okurken gördüm. Hiç biri cezbeye tutulub bayılmıyordu, senin gördüğün bu adamlar Ebubekir ile Ensar'dan daha mı çok Allah'tan korkuyorlar?'
Amir diyor ki: "Babamın doğru söylediğini düşündüm ve bir daha da onların yanında oturmadım."
(Muhtasar Hayatu's Sahabe, Kandehlevi, sf: 499; Mecmau'z-Zevaid, I, sf: 189)

Kardeşler, biz zikre karşı değiliz, sadece zikrin Allah Rasulu'nun gösterdiği şekilde yapılması, O'nun (rasulun) göstermediği şekilde yapılmaması taraftarıyız. Hem Allah (c.c) bize:
Kendisini zikretmenin yani sürekli O'nu hatırlar bir şekilde yaşamanın en büyük bir iş olduğunu,
"...Allah'ı anmak elbette en büyük ibadettir..." (Ankebut / 45)
Allah'ı bütün zamanlarımızda anıb (hatırlayıb), gündemimizden hiç çıkartmazsak kendisinin de bizi anacağını,
"...Öyleyse siz, beni anın ki; bende sizi anayım..." (Bakara / 152)
Rabbinizi alçak gönüllülükle, korku ve duyarlılık içinde sabah-akşam zikredeceğimizi,
"Sabah akşam demeden, kendi içinden, korkarak ve yalvararak, alçak sesle Rabbini an ve gafillerden olma." (A'raf 205)
Allah'ı çok zikredersek kurtuluşa ereceğimizi,
"...Allah'ı çok anın ki kurtuluşa eresiniz." (Cumua / 10)
Allah'ı çokça anan (zikreden) kimselerden olursak Rabbimizin bize büyük mükafatlar hazırladığını,
"Gerçek şu ki...Allah'ı çokça anan erkekler ve kadınlar var ya, işte Allah onlar için bir bağışlanma ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır." (Ahzab / 35)

Bizleri karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için melekleri ile birlikte üzerinize rahmet ve bereket indiren Rabbimizin bir emri olduğunu, bu ayetler apaçık gösteriyor.
"Ey iman edenler! Allah'ı çokça anın." (Ahzab / 41)
Yine, aramızdaki ihtilaflarda Allah'tan sonra sözü Allah'ın Resulüne bırakalım:

Önder ve rehberimiz olan Allah'ı zikredenle zikretmeyenin ölüyle diri gibi olduğunu,
Ebû Mûsâ el–Eş‘arî (radıyallahu anh)’den rivayet edildiğine göre Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
Rabbini zikredenle etmeyenin farkı (durumu), diriyle ölünün farkı gibidir. (Buhari, Deavat, 66)

Muslim’in diğer bir rivayeti şöyledir:
İçinde Allah’ın anıldığı ev ile Allah’ın anılmadığı evin farkı, diriyle ölünün farkı gibidir.” (Muslim, Musâfirîn 211)

Rabbimizi nasıl anarsak O'da bizi o şekilde anacağını, Ebû Hurayra (radıyallahu anh)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: Ben kulumun beni düşündüğü gibiyim. Beni zikrettiği zaman onunla beraberim. Eğer beni yalnız başına anarsa, ben de onu yalnız anarım. Şayet beni bir toplulukla beraber anarsa, ben de onu daha hayırlı bir topluluk içinde anarım.”
(Buhârî, Tevhîd 15; Muslim, Zikir 2, 19, 50; Tevbe 1; Tirmizî, Daavât 131; İbni Mâce, Edeb 58)

Allah'ı çokça hatırlayanların öne geçeceklerini, Yine Ebû Hurayra (radıyallahu anh)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem):
– “Muferridler öne geçti” buyurdu. Bunun üzerine sahâbîler:
Muferridler ne demektir, yâ Rasûlallah? diye sordular.
Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)de: – “Allah’ı çok anan erkeklerle kadınlardır” buyurdu.
(Muslim, Zikir,4; Tirmizî, Daavât, 128)

Allah'ı her zaman ve mekanda hatırlar bir şekilde hayat yaşamanın amellerin en faziletlisi olduğunu, bize bu hadislerde bildiriyor.
Ebu’d–Derdâ (radıyallahu anh)den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ashâbına:
– “Size en hayırlı, Allah katında en değerli, derecenizi en fazla yükseltecek, sizin için sadaka olarak altın ve gümüş dağıtmaktan daha kazançlı, düşmanla karşılaşıb da sizin onların boynunu vurmanızdan, onların da sizi öldürmesinden daha çok sevab getirecek amelin ne olduğunu haber vereyim mi?” diye sordu.
Onlar da: – Evet, söyle dediler.
Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) de: – “Allah Teâlâ’yı zikretmektir” buyurdu.
(Tirmizî, Daavât, 6; İbni Mâce, Edeb 53)

Bir de Allah Kur'an'da zikirle alakalı hiçbir konuda demediği bir şeyi diyor. Kur'an'a bakalım Allah hiç bir konuda çokça namaz kılın, çokça zekat verin, çokça sadaka verin, çokça cihad edin, çokça şunu yapın demiyor. Sadece zikir hariç, çünkü Allah'ı zikretmenin bir sınırı olmaz olamaz. Nerede olursak olalım, namazda, zekatta, tebliğde, cihad da her yer ve zamanda Allah'ı zikredeceğiz.

Allah Rasulu (sallallahu aleyhi ve sellem) bir hadislerinde:
"Allah'ı sevmenin alâmeti, Allah'ı zikretmeyi sevmektir." buyurmuşlardır. (Suyuti, II, 52)

İnsanlar neyi seviyorsa, neden hoşlanıyorlarsa sürekli onu konuşur, ondan bahseder. Futbol seven birisi hayatının gündemine futbolu oturtmuştur. Her yerde ondan bahseder, onu anar. Bizler Allah’ı sevdiğimizi iddia ediyoruz. Aziz olan Rabbimiz de şöyle buyuruyor:
"Eğer doğru söyleyenler iseniz (iddianızı ispat edecek) delilinizi getirin." (Bakara / 111)

Bizlerde diyoruz ki: Evet, her iddia bir delil gerektirir, bunun ispatlanması gerekir. Bizim delilimiz Seni (Allah’ı), her yer ve mekanda Rasulu’nun göstermiş olduğu şekilde zikretmemizdir, anlatmamızdır, hatırla(t)mamızdır, Seni, gündemimizden hiç düşürmemektir.

Kardeşler; sevenler, sevdiklerini hiçbir zaman unutmazlar, dillerinden ve kalplerinden hiç düşürmezler.
Son söz olarak...

Sufyan-ı Servi ve daha başka İslam büyükleri (imamlar) şöyle demişlerdir:
Bid’at İblis’e, masiyetten(günahtan) daha sevimlidir. Çünkü bid’atın tevbesi olmaz, masiyetin ise tevbesi olur.”

Bid’atın tevbesi olmaz sözünün manası şudur: Allah azze ve celle ile Rasulun va'zetmedikleri bir din edinen bid’at ehline kötü ameli süslü gösterilir, onu güzel olarak görmeye başlar. Kötü olan ameli böyle güzel görmeye devam ettiği müddetçe de tevbe etmiş olmaz. (Takva Yolu, İbn Teymiyye, sf. 14)

Allah Rasulu (s.a.v.) şöyle diyor:
"Kim benim sünnetimden yüz çevirirse benden değildir." (Buhari, Nikah, 1; Muslim, Nikah, 5)

"Dinin kaybolması, sünneti terketmekle başlar. Halat, nasıl ki lif lif parçalanırsa din de sünnetin birer birer terk edilerek ortadan kalkar." (Suneni Darimi, Mukaddime, 16)

"Size iki şey bırakıyorum. Bunlara sımsıkı bağlandığınız sürece, asla doğru yoldan sapmayacaksınız. Bunlar, Allah'ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir." (Muvatta, Kader ,3)

Yukarıdaki hadislerden, Rasulun sünnetinden yüz çevirenin Rasulunden kendilerinden yüz çevireceğini: dinin kaybolmasının sünneti bırakıb her birinin yerine bir bid'at yerleştirilmesi nedeniyle ortadan kalkacağını: ama eğer Rasulun bıraktığı o iki şeye (Kur'an ve sünnete) sarıldığımız müddetçe sırat-ı mustakimden sapmayacağımız Rasulümüz, önderimiz, rehberimiz ve komutanız olan bizlere söylüyor.
"Ben, buna karşı sizden bir ücret değil, ancak Rabbine doğru bir yol tutmayı dileyen kimseler (olmanızı) istiyorum." (Furkan / 57)

Çalışma, gayret ve samimiyet bizden, başarı ise Allah'tandır.
"Ey Rabbimiz! Bizi doğru yola ilettikten sonra kalblerimizi bu gerçekten bir daha saptırma..." (Al-i İmran / 8)
"Onların dualarının sonu: Alemlerin Rabbi olan Allah'a hamddir." (Yunus / 10)

İlgili Konular :

BİD'AT

https://www.islam-tr.net/konu/bidat.8961/

ÇALGI , SEMA VE BENZERİ BİDATLER
https://www.islam-tr.net/konu/calgi-sema-ve-benzeri-bidatler.7760/

BİD'AT VE BİDATÇİLER HAKKINDA EHL-İ SÜNNET ALİMLERİN İKAZLARI !
https://www.islam-tr.net/konu/bidat-ve-bidatciler-hakkinda-ehl-i-sunnet-alimlerin-ikazlari.7327/