1. This site uses cookies. By continuing to use this site, you are agreeing to our use of cookies. Learn More.
  2. Duyuruyu Kapat

Çözüldü Kur'an-ı Kerim'de Said Nursi Ismi Geçiyor Mu?

Konu, 'Kur'an ve Sünnetten Delillerle Soru - Cevab' kısmında Enfal.571 tarafından paylaşıldı.

  1. ABDULHAK

    ABDULHAK الإذلال هو بعيد عنا Yetkili Kişi Site Admin

      
    Yed-i Beyza isimli üye ;
    Rasulullah s.a.v. ümmetinin kendisi hakkında aşırı sevmekten ve övmekten dolayı yanlış akidelere sürüklenebileceğini sezmiş ve uyarmıştır :

    (( َلاتُطْرُونيِكَمَاَأطْرَتِالنَّصاَرىَابْنَمَرْيَمَ،إِنَّمَاَأنَاعَبْدٌَفُقوُلوا :
    عَبْدُاللهِوَرَسُوُلهُ )) [رواهالشيخان]

    "Beni, hıristiyanların Meryem oğlu İsa’yı aşırı bir şekilde övdükleri gibi övmeyin. Ben, ancak bir kulum ve (benim için) Allah’ın kulu ve elçisidir, deyin."
    (Buhari ve muslim)
    Rasulullaha karşı bu şuurda olmamız gerekirken, bizler herhangi bir müslümanı taasub ile müdafaaya soyunmaz , aşkın gözü kördür misali hatalarını , yanlışlarını İslama sokmak için tevil moduna girmeyiz! girmemeliyiz. Zira Sevgide şirk , şirk çeşitlerinden biridir. Dikkatli olasın .
    Sana Ebced ve Cifir hakkında pek çok delil aktardım . Hala daha diyorsunki aktarma, kendin tekrar üret. Bu konu nettir. İslam alimlerinin bu konuda ittifakı vardır . Bazı tasavvufçular hariç !

    Sana bazı sorularım var, bunları delilleriyle cevaplarsan faydalı olacağını umuyorum :
    1- Said Nursi Hata yapar mı ?
    2- Risale kitaplarında hata-yanlış var mıdır? Var ise gösterirmisin?
    3- Bu zamana kadarki savunman said Nursi hatasızmış gibi, "eğer hata yapamaz ona yazdırılıyordu!" diyorsan bizim tesbitlerimizin hatalarını nass ile delillendir.
    4- Yazdırılan kitapta uydurma hadisler- zayıf bilgiler, bir kitabında "Coğrafyacılar, hâşâ bu Hadîsi inkâr ediyorlar. " diyerek sahihlediği hadisi diğer bir kitabında "Evvelâ: Teslim etmiyoruz ki, hadistir. Zira, İsrailiyatın nişanı vardır. " diyerek uydurma olduuğunu itiraf etmesi, yazılma esnasında Şeytanın fısıldamalarını Allahın fısıldaması diye karıştırdığını göstermez mi ?
    5- Hata yapmaz diyorsan akide mahrumu olduğunu biliyorsundur. Hata yapar diyor isen bizde diyoruz. Bu taasub niye?
    6- Hz. Ali'nin kucağına Cibril tarafından kucağına kitap inmiş midir ? Bunu kabul edenlerin ve etmeyenlerin İslam'a göre hükmü nedir ? Delilleri?
    7- Bir kimse kendi elleriyle yazdığı kitaba Kuranın isimlerini (hablullah-urvet ul vuska) vermesi İslama uygun mudur?
    8- Cevşen islamdan mıdır ? Ehli sünnet inancında cevşenin delili var mıdır ?
    9- Kabirden yardım istemek , kabir sorgusundaki kişiyi aracı kılmanın ehli sünnet inancıyla bir bağı var mıdır ?
    10- Kur'anı Kerim ayetlerini ebced yaparak kendi kitabını, gaybi tarihleri ve bazı olayları-bilgileri işaret ediyor diye tılsımlamak, şimdiye kadar hangi ehli sünnet aliminin işidir? Bunun meşruluğunun delili nedir ?

    Vereceğin cevaba göre devam edeceğim .
    şimdilik ..
  2. samanpan

    samanpan . Yetkili Kişi Site Admin

    boşuna tartışma yapıyorsunuz bana kalırsa. konunun basını cevaplayım . tabi ki kuranda geçmiyordur. bunu kim diyorsa yanlıştadır bu bir. bende 10 yılı aşkın bu işin içindeyim ilk defa duyuyorum. yüz yüze duysam bende gülerdim. ikincisi onu böyle alay edercesine dalga geçercesine suçlamak da yanlıştır. vefat etmiş biridir ve günahkarsa da hesabını Allaha verecektir. cennetlikse de mükafetını Allah verecektir. ceza makamı ve ya ödül makamı değildir kimse. ve ya haşa Allah da bilmiyo mudur onun yanlışlarını açığa çıkarıyorsunuz. tabi ki biliyodur. bu eleştirilerle ancak eleştiren zarar görür. eğer doğru iseniz kimse size birinin açığını dışa vurdunuz diye ödül vermez. kaldı ki kim birinin açığını dışa vurursa Allah da o kişinin açığını çıkaracaktır. eğer o(bediüzzaman) doğru ise zaten iftiradan yine zarardasınız demektir. yani zarar içinde zarar. her yerde söylediğim sözü bi kere daha söyleyeceğim : İnsan kendi açıklarını düzeltmeye çalışmış olsa bırakın Vefat etmiş birini , bırakın en yakınındakini , yemek yiyecek bile vakit bulamaz... o kadar günahkar insanlarız. he ben günahsızım diyen varsa ayrı... bırakın başkaların hatalarını bulmaya çalışmayı da nefislerinizi (nefsimi) düzeltmeye çalışın....
  3. şehadet81

    şehadet81 Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Paylaşılan bilgiler doğru.Tabii ki Kur'an onu işaret etmemiştir.Said Nursi de hepimiz gibi bir beşerdir ve hataları olmuştur.Bu hataları içersinde itikadi anlamda yanlışlıklara da düşmüştür.Bunlarda hepimiz hemfikiriz.Sıkıntı genel itibarı ile müslümanların birbirleri ile olan diyalogları.Neden bizler konuları birbirimizi suçlayarak tartışıyoruz?
    Neden bizler ilmi sohbetleri bir ticaret değil de cemaat ve mantık savaşları olarak görüyoruz.Şimdi size bir soru sorayım;Şu ana kadar yazılanların kime ne faydası oldu?Siz doğruyu anlattığını iddia edenler!doğru bilgiler yanlış bir metodla aşılanmaya çalışılırsa nasıl sonuçlar doğurur düşündünüzmü?
    Hani meşhur bir hadis vardır hepimiz duymuşuzdur "kim bir insanın hidayetine vesile olursa..."diye devam eden;bir insanın hidayetine vesile olana her şeyin hayırlısını veren Rabbim,bir insanın ayağının kaymasına vesile olana bir şey vermez mi?
    Gelelim işin diğer boyutuna.Said Nursi sizin yıllardır itibar ettiğiniz ve her sözünü hararetle savunduğunuz liderinizdir.Siz onu çok seversiniz ve onu kendinize rehber edinirsiniz.Ancak aleyhte Kur'an ve Sünnet ışığında deliller olmasına rağmen hala şahısları savunmaya çalışan kardeşlerimiz.Sizler Allah'ın ayetleri size apaçık okunurken kulaklarınızı mı tıkayacaksınız?Sizler doğruları söyleyenlerin tavrı sebebi ile gerçekleri red mi edeceksiniz?Sizleri yazılanları Kur'an ve sünnet süzgecinden geçirerek okumaya davet ediyorum.Öyle buyurmuyor mu Allah azze ve celle "aranızda ihtilafa düştüğünüzde konuyu Allah'a ve Rasulüne götürün.Nisa:59"İşte aradaki hakem Kur'an ve sünnet olsun.
    Allah için olan hayatımızda, tartışmalarımız da Allah için olsun.
  4. Yed-i Beyza

    Yed-i Beyza Üyeliği İptal Edildi Banned


    Evvela, Alimler, Peygamberlerin varisleridir.

    Ulemalar, bizim gibi değillerdir. O'nlar, hadlerini bilirler. Menfaatlerine uygun olarak hareket edip, yanlışlara sürüklemezler.. Haddi aşmak, onlara göre zıdda delalet etmektir. Cifir Ve Ebced ilimlerini Peygamberlerden sonra onlar hakkıyla korurlar..

    Saniyen, yönetici olarak üslubunuz iğneleyici.Yakıştırılmaz size. Çöp dediklerimiz -sizde çok iyi biliyorsunuz-(haşa) Hadisler değil, tasavvurlarınız ve iliminizdir.

    SalisenCifir İlminin Hazret-i Ali (ra), Hazret-i Cafer-i Sadık (ra), Muhyiddin-i Arabî (ra) gibi bir çok İslâm ulemâsı ile birlikte asrımızda Üstad Bedîüzzaman (ra) tarafından da kullanıldığı ve muhtelif tarihlere, haberlere ve müjdelere işâret edildiği bilinmektedir. 1

    Cifir İlminin tarih boyunca kullanıldığı ve Kur’ân’dan da bu ilme dayanarak bazı tarih, haber ve müjdelerin çıkarıldığı doğrudur; ancak bu ilim, gaybı yalnız ve yalnız Allah’ın bildiği; Allah bildirmediği takdirde hiçbir kulun gaybı bilemeyeceği hakikatine gölge düşürecek şekilde kullanılamaz, kullanılmamıştır ve kullanılması doğru da değildir. Gaybı ancak ve ancak Allah (cc) bilir. Allah (cc) bildirmediği sürece kul gaybı bilmez. Bedîüzzaman Hazretleri (ra) Kur’ân’dan bu çerçevede verdiği haberlerde, “Gaybı Allah’tan başka kimse bilmez!” hakîkatini hep hatırlatmış; “Gerçek ilim Allah katındaki ilimdir”2 âyetinin rehberliğinde yürümüştür.

    1- Sikke-i Tasdik-i Gaybî, s. 63, 101, 125

    2- Ahkaf Sûresi: 23


    Ve sen,Abdulhak kardeş!

    "Zira cevap soru sorana, bilmediğini bilene, haddini bilene verilir, bir. Cevap bilginin kıymetini takdir edene, öğrenmek isteyene, verilir, iki. Cevap, üretildiği kökün de delalet ettiği gibi (cevb “kesmek” demektir), doğrusunu öğrenince sesini kesecek olana verilir.üç"

    Def'alarca bu sorular yöneltildi. Ama öğrenmek için değil. Hadi cevap yazdık diyelim. Peki buna riayet edip, doğru olanı seçecekmisiniz? Siz zahmet etmeyiniz, ben sizin yerinize soyut bir cevap yazayım. HAYIR!. O halde, cevap yazmayı hoş görmüyoruz.

    Sözün özü, sizin; ömrünü Allah için ve İslam için, zindanlarda ve oradan-buraya sürgün edilen ve hakkı yaymak için her türlü işkencelere maruz kalan, İslam'a hizmet için evlenmeyi dahi gözden çıkaran ve Küfre başkaldıran bir zat hakkında haddinizi aşarak bu gibi sözleri sarf etmenizi eminimdir, sadece ben değil bu düşüncelerinizi kimse doğru görmez. Tekrar ederek diyorum ki; ÇOK CESURSUNUZ!...Yanlış bilgiler, oymuş ilim gözlerinizi. Görmek size zor geliyor. Baktığını görememek bu olsa gerek.
  5. ABDULHAK

    ABDULHAK الإذلال هو بعيد عنا Yetkili Kişi Site Admin

    Bizim şahıslarla işimiz olmadığını anlamanız lazımdır . Biz şahıslar adı altından sapık fikirlerinin ve inançlarının İslama sokulşturulmaya, dinden miş gibi gösterilmeye çalışılmasına karşı çıkıyoruz. Ölen kişi sıradan biri olsa kimsenin kaale alacağı yoktur.
    Ölen kişi milyonlarca taraftarı olan ve onun adı altında bir cemaat ve anlayışı uğrunda hareket edenleri var ise tabi ki bu kişinin yanlışları hakkında BELGELERLE konuşacağız , insanları uyaracağız ve Kuran sünnet üzere bir harekete davet edeceğizdir.
    Allah c.c. , toplulukları olan belli önderleri yanlış yolda gittiği için öldükten sonra bile kitabında Kıyamete kadar müminleri uyarmıştır !

    İstiyorsunuz ki insanlar HAKKI görmesin , uyandırılmasın, sapkın yolları hak üzere sanmaya devam etsinler. Suçumuz bu çağda yaşamamız mıdır diyorsunuz ?
    Emri bil maruf ve nehyi anil münker her müslümana farz-ı ayndır :

    Allah'a ve ahiret gününe inanırlar, iyiliği emrederler, kötülükten vazgeçirmeye çalışırlar, hayır işlerinde de birbirleriyle yarışırlar. İşte onlar iyi insanlardandır. al-i imran 114

    Allah'a davet eden, salih amel işleyen ve: "Ben gerçekten müslümanlardanım" diyen kimseden daha güzel sözlü kim olabilir? Fussilet 33


    Lütfen konuyu sabote etmeden , ajitasyon ve başka alanlara kaydırmadan yukarıda sorduğum sorulara cevap veriniz ki doğrulara ulaşalım.
  6. ABDULHAK

    ABDULHAK الإذلال هو بعيد عنا Yetkili Kişi Site Admin


    Demogogluğu bırakta sorulara cevap ver. Karakterli ol , omurgasız davranışları bırak!
    Ebced ve cifir konusunda ne kuran ne sünnet delil bulamayınca Hz. Aliye mi iftira atıyorsun müfteri ! Allahtan kork ve delilsiz mesnedsiz yazdım oldu deme. Muhyiddin arabi sapığının flamabaşılığını burada yapma. Sen şimdi Rabıta ve vahdeti vücud küfrünü de vird edinmiş bir sapık olduğunu ilan edersin !
    Muhyindin arabiden günümüze (said n.) ebced konusunda nasıl kopukluk oldu?
    Nedense tasavvufçuların piri çıktı nass isteyince. Bunları da Hz. aliye yamamaya çalışarak akidenizi sağlama almış oluyorsunuz öyle mi ? Hz. ali bu dini Rasulullahtan almadı mı ? Hani kuran hani sünnet delili ? Hz. Ali Rasulullahın yanında tek başına mı master yaptı be sivriakıllı !!!

    Said nursinin hapse girmesi , sürülmesi onun itikadının tamamının hak olduğunu göstermez! Nice sapıklar asılmış , sürülmüş cezalandırılmışlardır. Duygu sömürüsünü bırakta , itikadini delillendir.

    Sorulduğunda yahudilerin meşrebince hareket etmde hakkı gizleme , cevap vermemek için sapık sapık bahaneler türetme. Kuran ve sünnet delillerini bekliyoruz. Hala kaçacaksan bana cevap yazma buradakileri bilgilendirmek amacıyla yazda dramını görsünler.
  7. IsLaMaSkInA

    IsLaMaSkInA Üyeliği İptal Edildi Banned

    Allah razı olsun kardeşim, düşüncelerine tamamen katılıyorum.

    Sana daha önce de dedim, sözlerine dikkat et.!. :mad:

    Benim ilk yazdığım mesajı okumamışsın gördüğüm kadarıyla, okusaydın benim ne söylemek istediğimi anlardın. Orada yazılanlardan bu yanlış dediğin yada bu sapıklıktır dediğin şeyler var mı? Amelinizde öncelikle Allah Rızası olmalı diyor, HAŞA bu mu sapıklık? Neyi savunduğunuzu ve neyi kötülediğinizi bile bilmiyorsunuz...:confused:

    Elh araştırma özelliğim beni tatmin edecek derecede var, ben İmam Rabbani'nin eserini de diğer alimlerin eserlerini de okudum. Risale-i Nur'da bunların aksine birşey yazmadığı gibi doğruluyorda. Siz bu inanca nerden wardınız merak ediyorum.

    Bu arada kendi yaptığın şeyi bana söylüyosun, bir şeyi kabullenmişsin geri adım atmıyosun kesinlikle. "Pardon unutmuşum siz en iyisiniz, sizin bildikleriniz kesinlikle doğru %100 haklısınız.:eek:" At gözlüğü senin yüzüne yapışmış durumda bunun farkında bile değilsin...
  8. ABDULHAK

    ABDULHAK الإذلال هو بعيد عنا Yetkili Kişi Site Admin

    D(H)iyanet İşleri Başkanlığı Yayınları - RİSALE-İ NUR DEĞERLENDİRMESİ
    [​IMG] [​IMG]
    (S.5)

    Mübarek dinimizin nurlu yolu, insanları gerçek îmana, tevhide götüren îslâm hidayeti Kur'ân-ı Kerim ve Peygamberimiz'in hadîs-i şerifleriyle tesbit ve tâyin edilmiştir. Buna rağmen bu aziz dinin, her asırda bazı aşırı cereyanlar ve Bâtınî hareketlerin tesiri altında gerçek îmana ve esaslarına uymayan alana itildiği de müşahade edilmiştir. İslâm tarihi Haricîlerin, Müşebbihenin, Batınîlerin, Hurufîlerin, imamet fikri ile ortaya çıkanların ve benzerlerinin din adına îslâma yaptıkları zararlar ile doludur.

    Bu aşırı ve yıkıcı ceryanların bir kısmı hakikatte siyasî guruplaşma hareketlerini daha tesirli kılabilmek için dinî bir görünüşle ortaya çıkmış, bir kısmı da Kitab'ın ve Sünnet'in savunucuları olarak görünmüşler, fakat îslâmın tevhid akidesini başka yönlere tevcihe çalışmışlardır. Bütün bu cereyanlar arasında Ehl-i Sünnet âlimleri İslâm'ın doğru yolunu müdafaa babında çalışmışlar, sayılamayacak kadar çok eserler bırakmışlardır.

    (S.6)
    Bu durumda, selef. âlimlerinin yaptığı tevcih hareketine uyarak manevi durumumuzun huzura kavuşmasında, İslâm'ın gerçek hüviyetinin gösterilmesini Diyanet İşleri Başkanlığı ön görmüştür. Bu yönden, İslâm'a ve onun tevhit görüşüne zarar veren, itidalini kaybetmiş cereyanların ve maddeci akımların, dinî esaslara uymayan durumlariyle dine karşı olan görüşlerinin efkârı umumiyeye arzını ve bu meselelerde Müslümanları uyarmayı vazife bilmiştir. Bu hususda Misyonerlik, Komünizm, Batınîlik, Biberîlik ele alınacak, esas hüviyetleriyle ortaya konacaktır.


    (S.6-7)
    Bu risalemizde ise bu günlerde Müslümanların zihinlerini fazlasiyle işgal eden Nurculuk adı altındaki cereyan dinî bakımdan incelenerek mü'minlerin bu bapta tenvirine çalışılacaktır.


    Said Nursî tarafından yazılan risaleleri ve hususiyle, talebelerinin kattıkları ifadeler, keramet, velayet ve Mehdî gibi îslâm âleminin mübarek kelimelerinin Said Nursî'ye isnadı, âyet-i kerimelerin tefsirinde mananın tahammül edemiyeceği tarzda batını ve indi manalar verilmeye çalışılması bunların dinî yönden tekrar ele alınmasını ve Nurculuğu gerçek Müslümanlık zannedenleri uyarmayı zaruri kılmıştır.


    NUR RİSALELERİ HAKKINDA MÜŞAVERE KURULU KARARLARINDA BİLDİRİLENLER (S.7-9)


    Nur Risaleleri, Said Nursî talebelerinin ilâveleri ve tekrarları ile meydana getirilmiş takriben 130 küsur eserden ibarettir. Bu risaleler hakkında daha önce Başkanlığımız Müşavere Kurulu üyeleri tarafından bilir kişi sıfatiyle ve yahut Kurulun mütalaası olarak bazı görüşler açıklanmıştır. Bu raporların hususiyle dinî yönden üzerinde durdukları meseleler şöyle hülâsa edilebilir:

    1 — Ebcet hesabiyle ve tevafuklarla manalar verildiği, bunların Müslümanlık esaslarına göre dinî ve ilmî kıymeti olmadığı... (1948/323)

    2 — Risâle-i .Nûr'un ve müellifinin manevî işaretle müjdelendiği ve buna binaen vazife sahasında bulunduğu, muhalefetin doğru olmadığı muhabbetin ise Cenâb-ı Hakk'ın rızasını kazandıracak bir yol olduğu iddiası (1960/156)

    3 — Nur Risalelerini toplu olarak okumak bir nevi hizipçilik olduğu (1960/203 no: )

    4 — Risâle-i Nur'un dini mukaddesat okumak bir nevi mukaddesat arasına katılmak istendiği; yalnız Nurcular için dua yapılarak, Müslümanlar arasında bir zümre meydana getirildiği ve tefrikaya yol açıldığı (1962/5)

    5 -Nurculuk propagandası yaptığı (1962/28)

    6 — Said Nursî ve eserlerinin harikuladeliğinden ve kerametlerinden bahsolunduğu. indî teviller ve mübâlâğalı ifadeler kullanıldığı (1962/526)

    7 — Said Nursî'nin ve eserlerinin harikuladeliği ve kerametleri hakkında indî teviller ve mübalâğalı ifadeler kullanıldığı (1962/538)

    8 — Mübalâğalar, indî tevil ve mütalâalar (1962/547)

    9 -- Mübalâğalı indî tevil ve mütalâalar (1962/548)

    10-- Birtakım indî tevillerle hizipçiliğe müeddî oluşu (1963/506)

    11 — Kur'ân-ı Kerîm'in harflerinden birtakım manalar istihracına kalkışmak gibi ulemanın ekserisince benimsenmiyen bir yol tutulduğu, Asa-yi Musa adlı eserinde bazı âyet ve kelâm-ı kibarı indî olarak tevil ederek bunların Risale-i Nûr'u tebşir ve teyid ettiği iddiası (1963/520)

    12 - - Nur Risalelerini Kur'ân-ı Kerîm'in manevî mucizesi olarak göstermesi iddiası (1963/572)

    13 — Nur Risalelerinde Said Nursî'nin tasavvufla karışık şahsî görüşleri, mübalâğalı fikirler, indî teviller ve hurufilik (1963/669)

    Hülâsa, Müşavere Kurulu'nün bazı kararlarında ana hararını verdiğimiz mes'elelerde mübalâğalı fikirler, indî teviller, hurûfîlik, nur risalelerini manevî mucize olarak gösterme, hizipçilik. Millet arasında tefrikaya sebep olma kerametler, selef ulemasının benimsemediği harflerden manalar çıkarma, Said Nursî'nin manevî işaretle müjdelendiği ve benzeri aşırı, sınırsız iddialar gerçektekten üzerinde durulması gerekli bir meseledir. Kararların müttefikan üzerinde durdukları noktalar ve Nur Risalelerindeki bu tutumun mahzurları Müslümanı tehlikeli sonuçlara götürür. Selefin itikât ve ilim görüşüne muhalif o lan, yukarıda işaret edilen "aşırı beyanlar Nur Risalelerinde sayısızdır. Şimdi bu hususta, tesbit ettiğimiz örnekler üzerinde duracağız.

    NUR RİSALELERİNİN İLÂHÎ BİR İLHAMA DAYANDIĞI İDDİASI (S.11-12)


    Nur risalelerinin baştanbaşa ilâhî bir ilhama dayandığı intibaı kısmen Said Nursî, bilhassa naşiri olan talebelerince halka telkin edilmek istenmiştir. Meselâ (îşaratu'1-icaz) kitabında (Arap harfleriyle teksir s. 281) nur talebelerinden Mehmed Kayalar :

    «Risale-i Nur, Kuran'm bu asırda en yüksek ve en kudsî bir tefsiridir. Hakikatleri semavîdir, Kur'ânîdir. O halde Kur'an okundukça o da okunacaktır.» der. Halbuki İşaratu'1-icaz kitabı Kur'ân-ı Kerîm'in tamamına şamil bir tefsir olmadığı gibi bu kitabın içindekilere Kur'ân-ı Kerîm derecesinde bir kudsiyet izafe olunması doğru değildir. Bu asırda en yüksek tefsir, denen bu kitap, Bakara sûresinin 31 âyetinin, tefsir ilmi usulüne uymayan indî bir görüşle yapılan bir açıklamasıdır. Diğer risalelerde de âyet-i kerîmelerden rastgele bazıları her hangi bir va'z risalesi halinde ele alınmıştır. Bu durumda nur risaleleri iddia edildiği gibi Kur'ân-ı Kerimin tefsiri değildir.

    Meyve Risalesindeki Felâk sûresinin tefsiri, hurûfîlik usuliyle bir tevilden ibarettir. Bu da ötedenberi bilindiği gibi Fıkıh usulündeki tefsir kaide ve şartlarına ve bunca müfessirin (icma) mahiyetindeki görüş ve izahlarina uymaz. Meselâ, bu risalede (Felâk) sûresinin büyücülüğe temas eden 5 inci âyetinde: «Bu ayetin 1328 senesine tevafuk ettiği..» denilerek radyo ile yapılan siyasî telkine hamledilmesi aynı uygunsuz tevillerin bir örneğidir.

    Zülfikar risalesinin hatimesinde, (Arap harfleriyle teksir, S. 4) «Risale-i Nur'un mescid ve mabedlerde, minber ve kürsilerde okunacağı» yazılmak suretiyle hiç bir dinî esere 14 asırdır verilmemiş olan imtiyaz bu esere kazandırılmak istenir. Bu şekilde hareket yani nur risalelerinin mescid ve mabedlerde cemaata okunmasının gerekliliği hakkındaki tavsiyeler, islâm dininin ibadet uygulamalarına ve formüllerine uymaz. Çünkü bu gibi yerlerde, okunacak ve manası anlatılacak kitap yalnız Kur'ân-ı Kerîm ve Hadîs-i şerifler olup, bunların nasıl okunacağı ve manasının açıklanacağı da sarih usûllere bağlanmış bulunmaktadır. Cenâb-ı Hakk'm emrinde Hz. Peygamber'in fiilinde olmayan bir işi ibâdet haline getirmek din yolunda gitmek isteyene yakışır mı?



    NUR RİSALELERİNİN İSİMLERİNİ KOYMADA GARİP İDDİALAR : (S.12 -13)

    Nur risalelerine Hz. Ali'nin, İmam Rabbanî'nin, Abdülkadir Geylânî'nin ad verdikleri iddiası ileri sürülmektedir. Meselâ: Hz. Ali'ye Nisbet edilen Celcelutiye risalesinde (Asayı Musa) tabiri kullanılmış olmasından dolayı, bunu okuyan Said Nursî, bu tabiri bir kitabına advermiş ve onun mukaddimesinde Hz. Ali'nin bu kitabı o sözle haber vermiş olduğunu yazmıştır ki, bu, ciddiyetle ve ilimle telif edilemez. Bu telâkkiler tasavvufi - batıni bir görüş tarzıdır, îlim erbabınca doğru görülemez. Çünkü, gaybı, Allah'tan başka kimse bilemez. Her mü'mine ilham vaki olması mümkündür. Yalnız ilhama mazhar olan kimsenin bunun kendisine mahsus kalması ve başkaları için hiç bir surette itikada ve ibadete delil olmaması üzerine ötedenberi ulemanın ittifakı bulunmaktadır. İlham ve kanaatler şahsîdir.

    (Sikkeyi tasdik-i gaybî) adlı kitabında (Arap harfleriyle teksir S. 91-92) de nur talebelerinden Ahmed Nazif, Hz. Ali'nin (Keramet-i gaybiye) sinde Risale-i Nur'a (Sıracü-n-nur) adının verildiğini iddia eder ki, aynı garabettedir. Kur'ân-ı Kerîm'de (Sırâcen münîrâ) yâni: «Aydınlatıcı çerağ» deyimi, Peygamberimiz (S.A.S.) hakkında varid olmuş bir vasıftır. Bunun risale-i nura atfedilmesi yersiz ve indî bir tevcih olur. Bu eserde umumiyetle ifade edilen görüşler bâzı tasavvufî-batınî te'ville. re dayanmaktadır. Bu gibi teviller, âlimîerince hoş karşılanmamış ve âyetlerin böyle usûl dışında tevillere uğratılması da hiç bir zaman doğru görülmemiştir.

    Onuncu hicrî asırda gelen ve o asrın müceddidi sayılan İmam Rabbânî'nin (Mektubat) adlı kitabında (Bediûzzaman) deyimi bulunduğu ve bunu Said Nursî'nin benimsediği aynı lâkap dolayısiyle tefe'ül ettiğine istinaden talebeleri bunu bir tefahur vesilesi yapmışlardır ki, gülünç bir iddiadır.

    NUR RİSALELERİNİN ARŞ-I A'ZAM'DAN İNDİĞİ İDDİASINDAKİ CÜR'ET VE KİTAB'A, SÜNNET'E DAYANMAYAN AKIL DIŞI TEVİLLERİ : (S.14-15)


    Risale-i Nûr'un yüceliği hakkında propaganda o dereceye vardırılmış ki, (Zülfikar) risalesinde: «Bu hüccetler ve talimatın, bu kelimat ve teşbihatın Arş-ı A'zam'dan indiği muhakkak...» gibi ;son derece sınırsız iddialarla semavî kitaplar arasına sokulmak istenmiştir. Bu kitapta, kelimat ve tebligatın Arş-ı A'zam'dan indiği hakkındaki izah, ifadenin ilhama dayandığını açığa vurmak gayesini gütmektedir. Vahyin Kur'ân-ı Kerîme mahsus bulunduğu ve Hz. Peygamber'den başkasına ait ilhamın delil olmayacağı için böylece bir tutum din ilmince doğru görülemez. Bu gibi uygunsuz ifadeler ötedenberi Batınîlerce benimsenmişti.

    Böyle aşırı tevillerin bulunduğu (Sikke-i tasdik-i gaybî) eserinin baş tarafında, birinci sayfadan evvel, bizzat kendisi tarafından «Eski medreslerde 5-10 seneye mukabil, inşallah Nur medreseleri 5-10 haftada aynı neticeyi temin edecek ve 20 senedir ediyor.» denilmektedir. Böyle bir şeye imkân var mıdır? Bu zihniyet, Peygamberimiz'in «Beşikten mezara kadar ilim öğrenin» sözüne uymadığı gibi, İslâmî tahsile de bir suikast olmaz mı? Yine aynı eserde «Bu kitabın neşrine çalışılması, dehşetli günahlara kefaret ve gelecek müthiş belâlara ve anarşistliğe bir set olacağı...» yazılmakta, 41. sayfada:

    «Kalp, istiyor ki şu defineleri, gizli olan lem'alan göstereyim. Fakat ne yapayını ki makam kaldırmıyor...» gibi megalomaniye kaçan sözlere rastlanmaktadır. Bu temsiller gerçekle ilgisi olmayan bir takım garip iddialardır.


    SAİD NURSÎ ASR-I SAADETTEN SONRAKİ DEVRİN EN BÜYÜK ÂLİMİ İMİŞ! : (S.15-16)


    (Ankara Üniversitesinde konferans) adlı risalenin 9. sayfasında: «Asrı saadet hariç, İslâm Âlemi böyle bir âlim yetiştirmemiştir.» denilmektedir/ İslâm fıkhını derlemiş ve Müslümanlara bu hususta önder olmuş dört büyük mezhep imamiyle İslâm İnancını dağınıklıktan koruyan iki âlim, yani Ehl-i Sünnet'in itikatta iki büyük imanını, Ebû Mansur Mâturîdî ve Ebu'l-Hasen el-Eş'arî'yi bile küçümsemiş olan yazı sahibi, bunlardan sonra asırlar boyunca gelen ve Hüccetü'l-İslâm, Şemsü'l-Eimme, Sadru'ş-Şerîa, Sultânü'l-Ulemâ vesaire gibi şerefli lâkaplarla yüceltilmiş, yahut isimlerini bütün Müslümanların, hatta Batı âlimlerinin hürmetle andığı büyük mütefikkirleri, meşhur âlimleri büsbütün unutmuş bulunmaktadır. Fahruddîn-i Râzî, Sa'deddîn-i Teftâzânî, Seyyid Şerif Cürcânî, Muhyiddin-i Arabi, Zemahşerî, Aliyyülkari, Süyûtî, İbn Kayyım, İbn Teymiye, Âlûsî gibi ölmez eserler meydana getiren bu âlimler bunu yazanın meçhulü müdür? Bunların içinde eserleri 400 ü aşanları vardır. Nur talebelerinin, bu değerli âlimleri hiçe sayması kadar abes bir şey tasavvur olunamaz.

    Görülüyor ki bu eserdeki beyanlarda Said Nursi'nin, Asr-ı Saadet'ten sonra yetişen bunca âlim ve müçtehitlerden üstün görülmesi, hakikatlare aykırı bir düşünüş tarzıdır.



    NUR TALEBELERİNİ İSLÂMÎ ESASLARA UYMAYAN TE'VİLLERİ : (S.16-17)


    İslâmî esaslara uygun düşmeyen sınırsız, aşırı üslûp, hususiyle Nur talebelerinin seçtikleri ifade tarzıdır. Bu yolla Said Nursî'yi en büyük müceddit tanıyan Nur talebeleri (Fihrist) mecmuasının sonundaki takrizde şöyle derler:

    «Ehl-i kalbin lâtîf keşiflerinden birisi de: beklenilen zât bir kitap yazacak, geçmişte hiç kimse ona benzer bir kitap yazmıyacaktır. Elhak, Risale-i Nur, bunun güneş gibi delilidir. Evet onun şakirtleri kat'iyyen îman ediyorlar ki, şimdiye kadar böyle eser görülmemiştir ve kıyamete kadar yazılmıyacaktır. Ehl-i keşif o nur'un tercümanı olan zatı nuranî (mescûnün-nisa) yâni müteehhil bulunmayacak, ihtiyar yaşta olacak... diye bahsediyorlar. Bu tevafukun her halde başka şekilde izah ve tefsirine ihtiyaç yoktur. Maziden, yâni bulundukları zamandan istikbale nazar eden ve bu zamanın halini tarassud eden ehl-i keşfin, keşfe müstenit daha çok beyanları vardır. Kısa keserek sizi onlara bırakıyoruz, îşte Risale-i Nûr'u yalnız ben medh etmiyorum, onu Hz. Kur'an medhediyor, Hz. Ali methediyor. Gavs-i a'zam methediyor, Hz. Murtaza Celcelutiyesinde Risale-i Nur'a (bedî) diyor.

    Şu halde elbette ki o (Bedîuzzaman) dır, (Fahrü'd-devran'dır).»

    Görüldüğü gibi (Nur şakirtleri kat'iyyen îman ediyorlar ki) sözü ile Said Nursî ve onun eserlerini Kur'-ân'ın, Hz. Ali'nin ve diğer büyüklerin methine mazhar kılarak yapılan tevcihler, daha da ileri gidilerek, Kur'ân-ı Kerim'deki 100 e yakın âyetin ebcet hesabiyle Said Nur-sî'ye, lâkabına, risalelerine tarih düşürülmesi suretiyle isbat edilmeye çalışılmaktadır. Tılsımlar kitabında 189-190, Sikke-i Tasdik-i Gaybî'de 41-95. Ahmed Fevzi'nin Maidetü'l-Kur'ân'ında 173-191 inci sayfalar, böyle yersiz, sınırsız tevafuklarla doludur. Bunlar Kur'ân-ı Kerîm'in gerçeklerini Said Nursî'ye yönelten zorlamalardır. Hakikatle hiç bir ilgisi olmadığı gibi Kur'ân-ı Kerîm'e ve onun tefsir usulüne bir tecavüzdür ve daha önce de belirtildiği gibi Batınîlerin maksatlarına ulaşmak için yürüdükleri yoldur. Yukarıda gösterilen mecmuada Bedîuzzaman kelimesinin çıkışına ve Said Nursî'nin şahsına dair yazılar, aşırı bir sevgi sonucunda müritlerin şeyhlerine, bazı talebelerin hocalarına gösterdikleri sınırsız ifratçı tazimleri ifade ediyorsa, da, Hurufîlik yoluyla âyetlerden mana çıkarılması da Kur'ân'ı anlamadaki kaide ve usul lere taban tabana aykırıdır. Bilinmiş olmalı ki, âyet-i kerîmeler böyle keyfî tasarruf mevzuu olmak için nazil olmuş değildir. Mahzâ hidayet olan Kitâb-ı Mübîn'i, hakikatlerini böyle bir yolla açıklamak yüce dinin usulüne aykırıdır.


    NETİCE (22-24)


    Netice olarak: Nur Risaleleri Kur'ân-ı Kerîm'in tefsirinden bazı itikat ve îman meselelerini ele almış, yalnız bunlarda tefsir usulüne uymayan indî hatta keyfî bazı tevilllere geçmekle zihinlerde teşevvüşler meydana getirmiştir. Said Nursî imam Rabbanî, Abdulkadir Geylânî ve diğerleriyle kıyaslanarak hepsinin üstünde sayılmış ve bu bazı garip ifadelerle' belirtilmiştir.

    Nurcuların inanış ve telâkkileri, İslâm Dini'nin Kur-ân-ı Kerîm ve Sünnet-i Seniyyedeki kaide ve formüllerine uymayan bir akide tarzı olmuştur. Nurculuk dinî meselelerde işi çığırından çıkaran bir istismara ilâveten millî ve içtimaî konularda da birlik fikrini baltalayan bir zihniyeti temsil etmiştir. Risalelerde gösterilen sırf dinî ifadeler bile yapılan aşın teviller ve keyfî görüşlerle, yukarıda örnekleriyle gösterildiği gibi manevî, millî bütünlüğümüzü bozan, gerçek ittikayı gölgeleyen bir hal almıştır. Bu Risaleleri okuyanlar, kendilerini bütün müslümanlardan üstün görmüşler, yalnız ve yalnız Nurcu olanları cennete ehil, Nur Risalelerini günahlara keffaret saymışlar ve netice olarak da Nur Risalelerini okumayı bir ibadet haline getirmişlerdir.

    Ey müslüman kardeş! Dine yararlı telif ve irşatta bulunanlar Peygamberimiz'in hizmetkârları durumunda 'oldukları için, Kur'ân-ı Kerim'de Peygamber Efendimiz'e hitap edilmiş âyetleri onların şahsına atfetmek yakışık almaz. Böyle bir telâkkimi benimsemek de Müslüman tevazuuna sığmaz.

    Said Nursî'ye uyanlar Nurcu ise, diğer müslümanlar zulmetçi midir?
    Esasen Nur, Kur'ân'ın dır. Kur'ân ise bütün Müslümanlarındır. Hatta Kur'ân bütün âleme gelmiştir. Bir Batılı da, bir uzak Doğulu da ondan feyz alacaktır. Nasıl ki vaktiyle Endülüs, Kur'ân sayesinde bütün Avrupaya ilim menbaı olmuştu, îbn-i Rüşd'ün eserlerini okuyan Hıristiyan din adamları Katolikliğe karşı isyan ederek Protestanlığı ihdas etmişlerdi. Bugün bütün dünyada önem verilen içtimaî munâvenetin teşkilâtlandırılması hususunda vaktiyle Batı memleketlerinde yapılmış ilk teklif, Endülüs'teki zekât tatbikatını gören bir İspanyol âlimi tarafından olmuştu.


    Hülâsa: Kur'âni-ı |Kerîm bütün insanlığın hidayet rehberidir. Asırlar boyunca îslâm âlimlerinin yazdığı eserlerin toplamı dahi Kur'ân'ın hakkiyle tefsirini başarmış değildir. Her biri kendi istidat ve ihtisası olan cihette bir özellik gösterebilmiştir, diğer taraflarda basit kalmıştır. Hal böyle iken, Nur Risalelerini Kur'ân'ın en mükemmel bir tefsiri addetmek Allah kelâmının kıyamete kadar, ondan sonra olacak şeylere ve bütün ilimlere şümulünü bilememek demektir.

    Nurcuların bu gerçeği bilmemelerine imkân yoktur. Onların bizden ayrı kalmasını değil Peygamberimizin (Livâülhamd) adı verilen maneviyât sancağı altındaki birlik ve beraberlik içinde olmalarını dileriz. Livâülhamd = Hamd sancağı, kâinatta mevcut her şeyde Allah'ın yaratıcı sıfat, kudret ve bilgisini görüp takdir edebilen olgun zihniyeti temsil eder. Kur'ân'ın dünyaya hidayet feyzini yaymak için yegâne başarı imkânı, din ve ilmin müstakilen zihinde birbirine refakat edebilmesindedir ki, bu yol Livaülhamd'inj altına giden yoldur. Göklerde ve Arz'da her ne varsa, hepsinin insana müsahhar kılındığı Kur'an'da bize bildirilmiştir. Bu muazzam: nimeti kavrıyacak ilmî olgunluğa ancak bu suretle ulaşılabilir. O halde metodumuz bir insanın mahdut idrakini ve mahdut görgüsünü kabullenip onunla yetinmek değil, günden güne zenginleşen ve yükselen ilmî idrak ile Allah Kelâmının manasını değerlendirmek ve böylece dünya münevverlerinin îmanına imkânlar hazırlamaktır. Asıl faydalı olan bu yoldaki hizmettir. Kendi birliğimizi ve dirliğimizi bozan ayırıcılık ve mahdut bir fikre saplanıp kalmak, zararlı bir zihniyettir.
    D(H)iyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara 1964, Resimli Posta Matbaası
  9. y_selim

    y_selim Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    Konuyu yazan kardeşlerime tesekkür ederim güzel bir bilgilendirme.Sayın Yed-i Beyza'nın Sayın Abdulhak'ın sorularına cevap vermesinide isterdik.
  10. ABDULHAK

    ABDULHAK الإذلال هو بعيد عنا Yetkili Kişi Site Admin

    Gerçekten bende isterdim ama, cevabının olmadığını bilerek sorduğum için yazamayacağını tahmin ediyordum. Hayır yazmıyorsun yazamıyorsun bari konuyu sabote edip başka alanlara kaymasaydı da banlanmasaydı!
    Eeeee ilmin bittiği yerde cedel başlar!



  11. metinbinhalil

    metinbinhalil Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    1-Diyanet yerine Hiyanet diyosun ama iddialarına delil olarakta onların yayınlarını getiriyorsun!
    2-Diyanet İşleri Başkanlığını tanıyor musun?
    3-Tanımıyorum ama bu konuda doğruyu söylemişler mi diyorsun?
    4-Tanımıyorsan, onların yayınlarından delil getirerek DİB nı meşrulaştırdığının farkında mısın?
    5-Tanımıyorsan, Diyanet İşleri Başkanlığını kaynak göstererek, "onların yayınlarını okuyun, fetvalarına uyun, uygulamalarını kabul edin, varlığını ve otoritesini kabullenin" demiş olmuyor musun?
  12. ABDULHAK

    ABDULHAK الإذلال هو بعيد عنا Yetkili Kişi Site Admin

    Renkli yazı cevabımdır . Amacı üzüm yemek olan konuyu anlayacaktır.
  13. yusuf

    yusuf Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    selam aleykum

    konun basligi cok kotu degistirin bence

    Kur´ani Kerimde Said Nursi? SUPHANALLAH

    ( anlamadigim bunun bir yanlis oldugu ve kurani kerimde boyle bir sey olmadigini her sahis bilir, hala insanlar neyi ispatlamaya calisiyorlar .. hic mi allahtan korkmuyorlar ? soruya soruyla geleceklerine neden yazilanlarin aksini ispatlamaya gitmiyorlar , )
  14. KırıkGitar

    KırıkGitar Üyeliği İptal Edildi Banned

    kardeşim yazılanları okursan yazılanların said nursi hz. lernin kur'andan geçtiğini savunan yazılar değil. sadece said nursiye yapılan hakaretlere göz yummamaktır.

    said nursinin adı kur'anda geçmez. öncelikle bunu iddia edenin iki ihtimalı vardır. ya said nursi hz.lerini kötülemek yada bilinçsiz konuşmak. ama kur'anda olmaması buna hakaret etmeniz manası na geliyor mu bilmiyorum!

    kolay gelsin.
  15. yusuf

    yusuf Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    iste bende diyiyorumki geciyor diyenlere .. delil sorun !!!!
    said nursi bunu nerede iddia ediyor .. yoksa sizde delilendirin kaynak getirin ve soyle diyin sizin dediginiz yerde boyle bir yazi yok .. siz bunu yaparsaniz zaten kimse hakaret etmez..

    said nursinin kuranda gectigine dair boyle bir iddia ortaya atarlarsa ve bunun aksi ispatlanmasa said nurside hakaret yer yani .. ispatlayin boyle bir iddia olmadigini kimsede hakaret etmez insaallah ..


    KURANADA OLMAMASI DEGIL .. KURANA IFTIRA ATMASI kisilerin ona hakaret sebebi konuyu kaciriyorsun yani kimse sebebsiz laf etmiyor ... simdi ben size desem kurandaki su ayet beni anlatiyor siz bana saygiylami yaklasacaksiniz ( hic inanmiyorum ) .. iste bu durum her sahis icin gecerlidir .. boyle iftiralar ve munkerlerden rabbimize siginiriz .. imanin en alt seviyesi munkere bugzdur .. boyle bir seyede ancak bugz ederiz

    selametle
  16. KırıkGitar

    KırıkGitar Üyeliği İptal Edildi Banned

    Abdulhak diyorki:

    s.a kardeş. izin veririsen bu sorulara ben cevap vermek istiyorum.

    1. Said Nursi (r.a) hata yaparmı: Evet, yapar. Ama hatalarını zaten kendileri belirtmiştir. Hataya düştüğü yerde,talabelerine defalarca bilgi verip, düzeltmiştir. Burdanda anlaşılıyor ki, okumamaışsın Risale-i Nur!

    2.Risale-i Nur'da hata ve yanlış varmıdır? demişsin. Hata vardır, fakat; yanlış yoktur. Hata; bilmeden yapılan yakışıksız şeylerdir. Yanlış: bilerek, kasıtlı yapılan şeylerdir. Yapılan hataları kendi kitaplarında yayımladığından habersizsiniz, o halde "Şualar" adlı eser'e bak.-yerini tam hatırlıyamdığımdan açık bir yer vermedim. ama okumuşsan mutla görürsün-. Bu sepepten "hata" kelimeni kabul edip, "yanlış " kelimeni ısrarla reddediyorum!

    3.(Yukarıda ki cevaplarım bunun içinde geçerlidir)

    4.Cevabını değerli sorularlaislamiyet.com'a bırakıyorum :

    "Bediüzzaman Hazretleri daha küçük yaşlarda Cenab-ı Hakk'ın inayetiyle doksan kitap ezberlemiş ve her üç ayda bir, günde üç saat meşgul olmak şartıyla bu kitapları tekrar etmiş. Sonraki yıllarda Risale-i Nur eserlerini telif eden Bediüzzaman Hazretleri, yanında herhangi bir kitap mevcut olmadığı halde bu Nur külliyatını telif etmiş.

    Yapılan araştırmalar neticesinde görülmüş ki Risalelerdeki binlerce hadisten herhangi birinde hata ve yanlış mevcut değil. Matbaa hatası veya ravi farkından bazı hadislerde biraz farklılık görülse bile, mana ve muhteva açısından herhangi bir hata bulunmamaktadır.

    Konu ile ilgili olarak bk. Risale-i Nur'un Kudsî Kaynakları, A. Badıllı Envar Neşriyat."

    5.Hata yapmaz diyorsan akide mahrumu olduğunu biliyorsundur. Hata yapar diyor isen bizde diyoruz. Bu taasub niye? Demişsin. Hata yapar, bu her insanın doğal halidir. bana istisnalar dışında hata yapmıyan birini örnek gösterirmisin?
    Bağlılık, onun hatalarına değil. Onun Allah'a, Hz. Peygamber yolunu izliyerek ulaştığı yoladır. Yanlış bildiklerini, yanlış anlatıpta ahklı bulandırma!

    6.Bu soruna dair tam olarak bir bilgiye sahip olmadığımdan şimdilik konuşmamayı tercih ediyorum. Şüphesiz ayette belirtiliyor:

    "Bilmediğin şeyi savunma! Şüphe yok ki kulak, göz ve gönül; bunların hepsi elbet savunduklarından dolayı sorumludur."

    7.Bu sorun senin yazdıklarının seviyesine uymuyan bir sru der ise, umarım kabalık etmiş olmam. Kendi eliyle yazdığı kitab'a böyle demesine dair delilini getir de, konuşalım!. Varsa beraber, sonrasında yazılanları ile (!) bir konuşma yapalım, olurmu?

    8."Çevşen" konusu geniş bir konu. Ben sana buraya link vererek, okumaya davet etsem, inşaallah okursun?

    http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=show_qna&id=206

    Gerekli tüm cevaplar içinde mevcut.

    9.Vardır, bu soruya aşağıda farklı bir mesaj başlığında cevap vermek istiyorum.

    10.


    Yazmasanız güzel olur, daha bitmedi!
  17. laylay

    laylay Islam-TR Üyesi Kullanıcı

    delinin birir kuyuya taş atmış kırk akıllı çıkaramamış...biri kulaktan dolma bi mesajla konu başlatmış....kaale bile alınmamması gereken bir konu....ne uzatıp duruyorsunuzki..başka bir meselemi kalmadı...şu koca türkiyede
  18. KırıkGitar

    KırıkGitar Üyeliği İptal Edildi Banned

    Soru 9. Kabirler hakkında.

    Sual:

    (Resulullahın ve Evliyanın ruhlarından şefaat isteyen, bunların mezarını ziyaret edip, bunları vesile ederek dua eden kâfir olur. Kabirde olandan işitmeyenden dua istemek şirktir. Ölü ve uzaktaki diri, işitmez ve cevap vermez. Bunların fayda ve zararları olmaz. Ölmüş peygamberden de bir şey istemek şirktir.)
    CEVAP
    (Peygamber de olsa, ölü işitmez, cevap vermez) iddialarına (Ruh ölmez, her ölü işitir) maddesinde cevap verilmişti. Aşağıda kabir ziyareti ile ilgili bilgi veriyoruz.

    Resulullah efendimiz, (Kabirdekilerden yardım isteyiniz) buyuruyor. Bunlar ise, böyle yapanlara müşrik diyorlar. Bu hadis-i şerifi yasak ediyorlar. Resulullahın emrine hâşâ şirk yani puta tapmak yani kâfirlik diyorlar.

    Müslümanların, Evliyanın kabirlerini ziyaret etmeleri, onlardan yardım beklemeleri, Resulullah efendimizin, (İşlerinizde şaşırdığınız [bunaldığınız] zaman, kabirde olanlardan yardım isteyiniz!) hadis-i şerifine uydukları içindir.

    İslam âlimleri, bu hadis-i şerife uyarak Evliyanın, kabirlerini ziyaret etmişler, feyz aldıklarını bildirmişlerdir. İmam-ı Rabbani hazretleri, 291. mektubunda buyuruyor ki:
    (Delhi şehrinde, bayram günü, hocam Muhammed Baki Billah’ın mezar-ı şerifini ziyarete gitmiştim. Mübarek mezarına teveccüh ettiğim zaman, mukaddes ruhaniyeti ile iltifat buyurdu. Bu garibi öyle okşadı ki, Hace Ubeydullah-i Ahrar’dan kendisine gelmiş olan feyzleri ihsan eyledi. Bu nisbete kavuşunca, Tevhid marifetlerinin hakikati hasıl oldu.)

    Yukarıdaki hadis-i şerif, birçok kitapta yazılıdır. Müslümanlar arasında meşhur olmuştur. Osmanlı devletinin Şeyh-ül-İslamlarından dokuzuncusu, büyük âlim, müfti-üs-sekaleyn, yani insanlara ve cinne fetvalar vermiş olan Ahmed Şemseddin ibni Kemal efendi, Kırk hadis kitabında diyor ki:
    İza tehayyertüm fil-umur,
    feste’inu min ehlil-kubur!

    Yani, işlerinizde şaşırdığınız zaman, kabirdekilerden yardım isteyiniz! İnsanın ruhu, bedenine aşıktır. Ölüp, ruh bedenden ayrılınca bu sevgisi yok olmaz. Ruhun bedene olan bağlılığı ve çekmesi, öldükten sonra yok olmaz. Ölünün kemiğini kırmak ve kabir üzerine basmak, hadis-i şerifle, bunun için yasak edilmiştir. Bir kimse, bir Velinin kabrini ziyaret edince, ikisinin ruhu buluşurlar. Çok fayda hasıl olur. Kabir ziyaretine izin verilmiş olması, bu faydanın hasıl olması içindir. Bundan başka, gizli faydaları da yok değildir.

    [İbni Âbidin hazretleri, Redd-ül-muhtar kitabının önsözünde diyor ki:
    İmam-ı Muhammed Şafi’i, imam-ı a’zam Ebu Hanife’ye karşı çok edepli, saygılı idi. (Ebu Hanife ile bereketleniyorum. Kabri yanına gidiyorum. Güç bir sual karşısında kaldığım zaman, kabri yanında iki rekat namaz kılıp, Allahü teâlâya dua ediyorum. Cevabı hemen hatırıma geliyor) buyurmuştur.]

    Kabirdekinin ruhu ile ziyaretçinin ruhu, birer ayna gibidir. Işıkları birbirlerine aks eder. Ziyaret eden, kabre bakıp, Allahü teâlânın kazasına razı olup, ruhu bunu duyunca, ilmi ve ahlakı feyzlenir. Bu feyz, kabirdekinin ruhuna aks eder. Meyyitin ruhuna, cenab-ı Haktan gelmiş olan ilim ve feyzler de, ziyaret edenin ruhuna aks eder.

    Şafi’i âlimlerinden Alaüddin Ali bin İsmail Konevi, El-a’lam fi-Hayatil-enbiya kitabında diyor ki:
    Peygamberlerin ve bütün Müslümanların ruhları, kabirlerine ve anıldıkları yerlere inerler. Ruhların, kabirleri ile bağlılıkları vardır. Bunun için, kabir ziyareti müstehaptır. Kendilerine verilen selamı işitirler ve cevap verirler.

    Hadis âlimi Abdulhak Eşbili, Akibet kitabında diyor ki:
    Hadis-i şerifte, (Bir kimse, tanıdığı bir mümin kardeşinin kabrine gelip, ona selam verince, meyyit onu tanır ve selamına cevap verir) buyuruldu.

    Fahreddin Gazanfer Tebrizi diyor ki:
    Bir şeyi çok düşünür, hiç anlayamazdım. Hoca Taceddin-i Tebrizi’nin kabri başında oturup düşündüm. Anladım. Bazı âlimler, (İşlerinizde şaşırdığınız zaman, kabirdekilerden yardım isteyiniz) hadis-i şerifindeki (kabirde olanlar), (Ölmeden önce ölünüz!) emrine uyarak, tasavvuf yolunda yükselmiş olan Evliyadır dediler. (Kırk Hadis)

    Sözleri birbirini tutmuyor
    Feth-ül mecid ismindeki vehhabi kitabının 485. ve sonraki sayfasında da, hak olan Ehl-i sünnet bilgilerini yazmak zorunda kalmış, bunların arasında bozuk, zehirli saldırılarından da geri kalmamıştır. Diyor ki:
    (Resulullah, kabir ziyaret ederken ahireti hatırlamayı, meyyite dua ederek, ona ihsanda bulunmayı, ona acımayı, istiğfar etmeyi emretmiştir. Ziyaret eden kimse, hem kendisine, hem de meyyite iyilik etmiş olmaktadır. Müslim’in, Ebu Hüreyre’den bildirdiği hadiste (Kabirleri ziyaret ediniz! Kabir ziyareti, ölümü hatırlatır) buyuruldu. Abdullah ibni Abbas diyor ki, Resulullah Medine’de, kabristan yanından geçiyordu. Kabirlere bakarak, (Esselamü aleyküm ya ehlel-kubur! Yagfirullahü lena ve leküm, entüm selefüna ve nahnü bil-eser) buyurdu. Bu hadis-i şerifi imam-ı Ahmed ve Tirmizi bildirmektedir. İbnül-Kayyımı Cevziyye’nin, imam-ı Ahmed’den bildirdiği hadis-i şerifte, (Size, kabir ziyaretini yasaklamıştım. Şimdi, kabirleri ziyaret ediniz! Böylece ahireti hatırlarsınız) buyurdu.

    İbni Mace’nin Abdullah ibni Mesud’dan bildirdiği hadis-i şerifte, (Kabir ziyaretini önce yasaklamıştım. Şimdi ziyaret ediniz! Böylece dünyaya gönül vermekten kurtulur, ahireti hatırlarsınız) buyuruldu.

    İmam-ı Ahmed’in, Ebu Said’den bildirdiği hadis-i şerifte, (Kabir ziyaretini size yasaklamıştım. Şimdiden sonra ziyaret edebilirsiniz. Böylece, ibret alır, gafletten uyanırsınız) buyuruldu.

    İbn-ül Kayyımı Cevziyye, Seleme-tebni Verdan’dan haber veriyor. Diyor ki, Enes bin Maliki gördüm. Resulullaha selam verdi. Sonra bir kabrin duvarına dayandı, dua etti. Müşrikler kabir ziyaretini değiştirdiler. Dini tersine çevirdiler. Kabre giderek, meyyiti, Allah’a şerik yapıyorlar. Meyyite dua ediyorlar. Meyyit vasıtası ile Allah’a dua ediyorlar. İhtiyaçlarını meyyitten istiyorlar. Bereketin ondan gelmesini bekliyorlar. Düşmanlarına karşı onun yardım etmesini diliyorlar. Böylece, kendilerine de, ölüye de kötülük yapıyorlar. Resulullah, bu kötü âdetleri önlemek için, kabir ziyaretini erkeklere yasak etmişti. Sonra, tevhid kalblere yerleşince, kabir ziyaretine izin verdi. Fakat kabirde hücr [saçma, çirkin söz] söylemek yasak edildi. Hücrün en büyüğü, kabir başında, söz ve hareket ile şirk yapmaktır. Şimdi, türbeleri süslüyorlar, camilere bakmıyorlar. Allah’ın Peygamberlerle bildirdiği dini tersine çeviriyorlar. Şiiler, insanların en cahilleri ve dinden en uzak kalanları olduğu için, türbeleri yapıyorlar. Camileri yıkıyorlar) diyor.
    CEVAP
    Cahillerin ve sapıkların kabir başlarında ve türbelerde yaptıkları taşkınlıklara, şirke ve Allahü teâlânın yarattığını düşünmeyenlere karşı, elbette biz de karşıyız. Elbet şirkin ve müşriklerin düşmanıyız. Asırlardır bütün ehl-i sünnet âlimleri hayatlarında ve eserlerinde bunun mücadelesini yapmışlardır. Yanlış itikadlara cevap vermiş, doğru yolun ehl-i sünnet vel cemaat olduğunu ispat etmişlerdir. Hangi birinin ismini ve kitabını yazalım ki, binlercedir. Mesela ikinci binin müceddidi imam-ı Rabbani hazretleri eserlerinde bu hususu çok güzel ve açık anlatmaktadır. İnsafla okuyan gerçekleri görür. [İmam-ı Rabbani hazretlerinin Mektubat kitabının birinci cildi, Mektubat Tercemesi adı altında Türkçeye çevrilip basılmıştır. Diğer cildlerden ve eserlerinden önemli kısımlar da Seadet-i Ebediyye kitabında vardır. Bu iki kitap, www.hakikatkitabevi.com adresinden okunabilir ve temin edilebilir.]

    Fakat, vehhabiler kabir ziyaretine, Kur’an-ı kerim okuyup, sevabını meyyitin ruhuna göndermenin, dua etmenin meyyite fayda vereceğine inandıklarını yazdıkları halde, meyyit işitmez, his etmez, ona bir şey söylemek, Peygamberden şefaat istemek, Evliyayı vesile ederek, Allahü teâlâya dua etmek şirk olur diyorlar. Sözleri birbirini tutmuyor.

    Ruh ölmez diyorlar, ama hareket edeceğine, tasarrufuna inanmıyorlar.
    Şeytanın tasarrufuna inanıyorlar, Peygamberin evliyanın tasarrufuna inanmıyorlar.

    İbni Teymiye, ibni Kayyım gibi kendilerinin imamı olan müctehid dedikleri zatlar bile, ölüler işitir, görür, üzülür, sevinir diyorlar. Bunlar da güya hem inanıyor hem de böyle şey olmaz diyorlar.

    Allah yolunda olan şehit ölmez diyorlar, ancak Peygamber ölüdür diyorlar. Yahu, Peygamber Allah yolunda değil midir? Peygamber Allah yolunda olmazsa şehit nasıl olur ki? Peygamber mi üstündür şehit mi? Şehidin Müslümanlığı da şehitliği de o yüce Peygambere iman etmeye bağlı değil midir?

    Bunlar kimi kandırıyorlar? Bir yandan inandık diyorlar, diğer yandan inkâr ediyorlar. Hem inanıp hem de böyle olmaz diyene deli demezler mi? Deli değilse, maksatlı değiller midir?

    Açıklamalarımıza devam edelim:

    Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
    (Bir kimse, din kardeşinin kabrini ziyarete gider ve mezarı başında oturursa onu tanır ve selamına cevap verir.) [İbni Ebiddünya]

    (Bir kimse tanıdığı kabir yanına gelip selam verirse, meyyit de onu tanır ve selam verir. Tanımadığı kabrin başına gelip selam verirse, selamına cevap verir.) [Beyheki]

    Onu tanıması ve selam vermesi, meyyitin onu gördüğünü ve selamını işittiğini göstermektedir. Çünkü ölmek, bazı cahillerin dedikleri gibi, yok olmak olsa idi, onun bütün duygularının yok olması lazım gelirdi. Meyyit kendini ziyaret edeni, kabri başına geleni görmektedir. Görmeseydi, dünyada tanımamış olduğunu tanımaması bildirilmezdi. Birincisini tanıyarak cevabı veriyor. İkincisinin selamına, tanımayarak cevap veriyor.

    Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
    (Kabrimin yanında, benim için okunan salevatı işitirim. Uzak yerlerde okunanlar bana bildirilir.) [İbni Ebi Şeybe] (Diri olan işitir. Bir söz, diri olana bildirilir.)

    (Ölü kabre konurken, ayak seslerini işitir.) [Buhari] (Diri olan işitir.)

    (Ölüler yaptığınız iyi işlerinizi görünce sevinir, kötü işlerinize üzülürler.) [İ.Ebiddünya] (Diri olan sevinir, üzülür.)

    Hadis-i şeriflerde, ziyaret kelimesi kullanılmaktadır. Meyyit, kabre geleni tanımasaydı, ziyaret kelimesi kullanılmazdı. Her dilde ve her lügatta, ziyaret kelimesi, tanıyan ve anlayan kimselerin buluşmasında kullanılır. (Selamün aleyküm) de anlayan kimseye söylenir.

    Bir kimse, kabre yakın bir yerde namaz kılarsa, meyyitler bunu görür. Namaz kıldığını anlar ve imrenirler. Yezid bin Harun Sülemi diyor ki: İbni Saseb, bir cenazede bulundu. Bir mezar yanında iki rekat namaz kıldı. Sonra kabre dayandı. Diyor ki, vallahi uyanıktım. Kabirden bir ses işittim. (Beni incitme! Siz ibadet yaparsınız, fakat işitmezsiniz, bilmezsiniz. Biz ise biliriz. Fakat hareket edemeyiz. Bana göre, şu kıldığın iki rekattan daha kıymetli bir şey yoktur) dedi. Meyyit, ibni Saseb’in kabre dayandığını ve namaz kıldığını anlamıştı. İbni Kayyım, bunu bildirdikten sonra, meyyitin işittiğini gösteren, Eshab-ı kiramdan gelen çeşitli haberleri yazmıştır.

    Vehhabi kitabının (Allame) ismini verdiği ve yazılarını kendilerine senet olarak kullandığı bu İbni Kayyımı Cevziyye (Kitab-ür-ruh)da, (Bir kimse, bir kabri ziyaret edince, kabirde bulunan meyyit, ziyaret edeni bilir. Onun sesini işitir. Onunla ferahlanır. Onun selamına cevap verir. Bu hâl, yalnız şehitlere mahsus değildir. Başkaları için de böyledir. Belli bir zamana mahsus da değildir. Her zaman böyledir) dediği, (El-Besair)in 22. sayfasında yazılıdır. Vehhabilerin iddiaları kendi Allamelerinin bu sözüne ters düşmektedir.

    Kabirde bulunan meyyitlere selam vermenin sünnet olduğunu, Ehl-i sünnet âlimleri söz birliği ile bildirmiştir. Büyük âlim ibni Melek (Mesabih) kitabını şerh ederken (Kabirde bulunanlara selam vermek) hadisini açıkladıktan sonra, (Bu hadis-i şerif, meyyitin işitmeyeceğini söyleyenlerin yanıldıklarını gösterdiği gibi, imam-ı Ahmed’in ve Ebu Davud’un (Sünen) kitaplarında ve Hakim’in (Müstedrek) kitabında ve ibni Ebi Şeybe’nin (El-musannef) kitabında ve Beyheki’nin (Azab-ül-kabir) kitabında ve Tayalisi ile Abdü ibni Hamid’in (Müsned) kitaplarında ve Hammad ibni Sırri’nin (Ez-zühd) kitabında ve ibni Cerir ve ibni Ebi Hatem’in ve başka âlimlerin sahih yollarla bildirdikleri Bera’ bin Azib’in bildirdiği, (Kabirdeki fitne ve sual) hadisinin sonunda, (Mümin olan meyyit için, kulum doğru söyledi sesi işitilir. Kabre Cennetten yaygı serilir. Cennet elbiseleri giydirilir. Meyyit için Cennetten bir kapı açılır. Kabre Cennet kokuları yayılır. Görebildiği yerlere kadar yayılır. Güzel yüzlü, güzel elbiseli, güzel kokular saçan birisi gelir. Buna, sen kimsin? Senin o hayırlı yüzün nedir der. Ben, senin salih amelinim der. Bunu işitince, Ya Rabbi! Kıyamet çabuk kopsa! Ya Rabbi, kıyamet çabuk kopsa da, çoluk çocuğuma ve mallarıma kavuşsam der) buyurulmuştur. Kâfir olan meyyit için, bunların tersi, sıkıntılar olur. Bu hadis-i şerif, meyyitin işittiğini ve gördüğünü ve konuştuğunu ve koku aldığını ve anlayışı olduğunu ve düşündüğünü ve cevap verdiğini göstermektedir.

    Bu işlerin hepsi, kabir sualinden sonra olmaktadır. Böyle olduğunu, âlimler sözbirliği ile söylemişlerdir. İmam-ı Süyuti gibi hadis imamları, bu hadisin (Mütevatir), yani en doğru hadislerden olduğunu bildirmişlerdir. Bu hadis-i şerif, ölülere selam vermenin, dirilere selam vermek gibi olduğunu ve onların da işittiklerini göstermektedir) demektedir.

    Hazret-i Halid ibni Zeyd Ebu Eyyub-i Ensari hazretlerinin haber verdiği hadis-i şerifi Abdullah ibni Mübarek nakil etmektedir. Bu hadis-i şerifte, (Bir mümin vefat ederken, bir rahmet meleği, bunun ruhunu alır. Meyyitler, dünyada müjde isteyenlerin toplandığı gibi, bunun etrafına toplanırlar. Ona sormaya başlarlar. İçlerinden birkaçı da, kardeşinizi bırakınız dinlensin! Çok sıkıntılı yerden geliyor derler. Etrafına üşüşürler. Dünyadaki tanıdıklarını sorarlar. Filan adam ne yapıyor? Filanca kadın evlendi mi? derler) buyurulduğunu bildiriyor.

    Vehhabiler, ibni Teymiye’nin yolunda olduklarını söylüyorlar. Onun büyük âlim olduğunu bildiriyorlar. Kendisine Şeyh-ül-İslam diyorlar. Halbuki, onun kitaplarını ve fikirlerini kabul etmiyorlar. O, bütün meyyitlerin, şehitler gibi diri olduklarını ve şehitler gibi rızıklandırıldıklarını bildiriyor. Onun sözüne uymayan ve onun sözüne uyanlara kâfir ve müşrik damgası basanların, onun yolunda olduklarına hiç inanılır mı? Resulullah, işitmez ve ziyarete gelenleri, kendisine yalvaranları görmez, bilmez ve tanımaz diyen ahmaklar, ibni Teymiye’nin bile yolunda değil, İngiliz casusu Hempher’in oyununa gelmiş olup kendi nefsleri, keyfleri arkasındadırlar.

    Resulullah, kabirdekilere selam verin buyurdu. Bunun için, Esselamü aleyküm, ya ehle daril-kavmil müminin denir. Böyle selamın da, işiten ve anlayan kimseye söyleneceği belli bir şeydir. İşitmeselerdi, yokluğa ve taşa selam vermek olurdu.

    Resulullah efendimiz, Baki kabristanını ve Uhud şehidlerini ziyaret ederdi. Büyük İslam âlimlerinden, Abdülhak-ı Dehlevi hazretleri, Medaric-ün-nübüvve kitabında Uhud gazvesini anlatırken buyuruyor ki:
    Ebu Ferde buyurdu ki, Resulullah, bir gün Uhud şehidlerini ziyaret etti. (Ey ibadete layık olan Rabbim! Senin bu kulun ve Resulün şahidim ki, bunlar senin rızanı kazanmak için şehit oldular!) dedikten sonra, bize dönerek, (Bunlar şehittir. Ziyaret edenleri tanırlar. Bir kimse bunları ziyaret ederse ve selam verirse, bunlar o selam sahibine cevap verirler. Kıyamete kadar, böyle cevap verirler) buyurdu.

    Resulullah efendimiz, Uhud şehitlerini ziyarete gider, (Sabrettiniz. Size selam olsun!) buyururdu. Hazret-i Ebu Bekir ve Hazret-i Ömer de, halife iken, Uhud şehitlerini ziyaret ederek, böyle söylerlerdi.

    İmam-ı Beyheki bildiriyor ki:
    Abdullah ibni Ömer buyurdu ki, Cuma günü, güneş doğmadan önce, babam [Hazret-i Ömer] ile, şehitleri ziyarete gittik. Babam hepsine selam verdi. Selamına cevap işittik. Bana, sen mi cevap verdin dedi. Hayır, şehitler cevap verdiler dedim. Beni sağ tarafına geçirip, her birine ayrı ayrı selam verdi. Her kabirden, üçer defa cevap işittik. Babam, hemen secdeye kapandı. Allahü teâlâya şükür eyledi.
  19. KırıkGitar

    KırıkGitar Üyeliği İptal Edildi Banned

    10. Ebced Ve Cifir:

    Ebced: Cümel, Cifr, Sayı sembolizmi.

    Ebced veya Ebûced, Arap alfabesindeki harflerin kolaylıkla hatırda kalması için düzenlenen bir hârf dizisi ile bu harf dizisinin her birine tekabül eden bir rakam değeri sistemi ve diziyi oluşturan sekiz kelimenin ilkinin adıdır.

    Harflerin her birine 1'den 1000'e kadar matematik değerler verilmiştir.

    Ebced hesabı Fars ve eski Türk edebiyatında tarih düşürmede de kullanılmıştır. Meselâ İstanbul'un Fetih tarihi için Kur'ân-ı Kerîm'den "Âherûn" kelimesi düşürülmüştür. Bunların toplamı

    (elif+gayn+ra+vav+nun)=1+600+200+6+50=857

    çıkmaktadır ve bu tarih Hicri 857 (M. 1453) yılı olan fetih tarihidir. Ayrıca şâir Fuzûli, Kanunî Sultan Süleyman'ın Bağdat'ı fetih tarihi olan 941 H. yılı için; "Geldi burc-i evliyaya padişah-ı namdâr" mısraını tarih düşmüştür. Yine Sultan Abdülmecid'in saltanata geçişine de "Bir iki iki delik Abdülmecid oldu Melik" mısrası ile tarih düşmüşlerdir.

    Bütün hurûf-û hecâ denilen yirmi sekiz harfi içine alan Ebced harf tertibinde harflerin sayısal değerleri şöyledir:

    Ebced: Elif : 1, Ba : 2, Cim:3, Dal:4 Hevvez: He : 5, Vav : 6, Ze : 7 Hutti: Ha : 8, Tı : 9, Ya : 10 Kelemen: Kef : 20, Lam : 30, Mim : 40, Nun : 50 Se'fes: Sin : 60, Âyn : 70, Fe : 80, Sad : 90 Karaset: Kaf : 100, Rı : 200, Şın : 3002 Te : 400 Sehaz: Se 500, Hı: 600, Zel : 700, Dazığ: Dad : 800, Zı : 900, Ğaym 1000.

    Ebced ilmiyle elde edilen bilgilerin değeri:

    Kuran-ı Kerim'de bütün ilimler vardır. Bu ilimleri de herkes kendi kabiliyetine göre okuyabilir veya hissedebilir. Ancak bu ilimleri Kuran'dan okurken, benim anladığım ilim kesin doğrudur diyerek değil de, ben böyle anlıyorum, şeklinde söylemek gerekir. Çünkü bir gün bu anladığı bilgiler yanlış olursa Haşa Kuran yanlış olmuş gibi algılanır.

    Örneğin Kuran-ı Kerim'de “Üzerinde “ondokuz” vardır." ayeti bulunmaktadır. Bu sayıdan hareketle Kuran'ın bazı sırlarına ve şifrelerine ulaşmak mümkündür. Ancak bu bilgilere mutlak doğru ve Kuranın kesin işareti olarak bakmanın bazı sakıncaları olacağından dikkatli olmak gerekir. Hiç olmazsa: "Böyle şeyler anlamak mümkündür, fakat bunlar kesin ve değişmez doğrular olmayabilir. Hesaplamalarımızda hata edebiliriz, bu hatalar da bize aittir." demek gerekir.

    Ebced hesabı da bunlardan biridir.

    Yirmi sekiz harften ibaret olan Arap alfabesi, Emevî Halifesi Abdülmelik bin Mervan zamanına kadar Ebced tertibiyle okunur ve yazılırdı. Abdülmelik bin Mervan zamanında Nasr bin Asım ile Yahyâ bin Ya’mer el-Udvânî’den kurulan bir ekip, Arap alfabesinin harf sırasını değiştirdi ve birbirine benzer harflerin ard arda sıralanması esasına dayalı “hurûf-u hecâ” denilen ve bu gün kullanılan alfâbeyi oluşturdu. Yazı dilinde bu alfabe kullanılmaya başlandı.

    Arap harflerinin ebced tertibine göre dizilişinin Hazret-i Âdem’e (as) dayandığı rivâyet edilir. Bu tertip ile alfabenin kullanıldığı tarih süreci içerisinde, zamanla bu harflere sayısal değerler verilmiş; bu sayısal değerler âlimler, edebiyatçılar ve şâirler tarafından makbul ve muteber karşılanmış ve kullanılmaya başlanmıştır. Şâirler ve edipler, yazdıkları manzum ve mensur eserlerde ebced hesabını da kullanmışlar ve harflere verdikleri rakamsal değerler ile önemli tarihleri kaydetmişler; zaman içinde bu usûl yaygınlaşma ve gelişme istidadı göstermiş; âdetâ Arap alfabesinin bir yan ilim dalı olarak olgunlaşmış ve adına da “Ebced Hesabı” veya “Cifir İlmi” denmiştir.

    Ebced dizilişine göre Arap alfabesi; “elif, bâ, cim, dâl, he, vav, ze, ha, tı, yâ, kef, lâm, mim, nûn, sin, ayın, fe, sad, kaf, rı, şın, te, se, hı, zel, dad, zı, ğayın” şeklindedir ve “ebced” ismini de bu dizilişin ilk dört harfinden almıştır. Bu alfabe kolay ezberlensin diye şu formül ile de ifâde edilmiştir: Ebced, Hevvez, Huttî, Kelemen, Sa’fes, Karaşet, Sehaz, Dazağ. Bu dizilişe göre Arap alfabesi sayısal değer açısından üçe ayrılmış; İlk dokuz harfe “âhâd” yani “birler”ve birler basamağından değerler verilmiş; ikinci dokuz harfe “âşâr” yani onlar denmiş ve onlar basamağından değerler verilmiş; üçüncü on harfe “miât” yani “yüzler” denmiş ve yüzler basamağından değerler verilmiştir.

    Kur’ân-ı Kerim inmeye başladığında Araplar arasında Ebced hesabı biliniyordu ve alfabe bilgisi olan şâirler ve edebiyatçılar tarafından da kullanılıyordu. Arap lisanının belâğat, fesâhat ve edebiyat açısından en gelişmiş döneminde nâzil olmaya başlayan ve mu’cize ifâdeleriyle şâirleri ve edebiyatçıları hemen etkisi altına alan Kur’ân-ı Kerim’in; bu lisanı vahiy dili olarak kabul edip, bu lisanın yan bir ürünü diyebileceğimiz Cifir İlmini reddetmesi düşünülemezdi. Esâsen Cifir İlmini reddetmesi için geçerli bir sebep de yoktu. Zîra Kur’ân-ı Kerim prensip olarak, insanlığın zararına kullanılmayan her “birikime” kapılarını açan bir İlâhî Kitaptı. Cifir İlmi ise, Arap Lisanının binlerce yıllık birikimini yansıtan bir ürünü idi.

    Nitekim, edebiyatça, belâgatça, güzel ve şâirâne söz söylemek sanatı bakımından ve bilhassa düpedüz hakîkati ifâde etmesi açısından şâirlerin ve edebiyatçıların gerisinde asla kalmayan ve sözüyle-hakîkatıyla herbir şâiri, edebiyatçıyı ve akıl ehlini hayran bırakan Kur’ân-ı Kerîm’in, âyetlerini Cifir ilmine göre muhtelif târihler veren birer anahtar hüviyetinde donatması, mucize oluşunun da bir gereği idi. Bundan dolayıdır ki, Peygamber Efendimiz’den (asm) günümüze kadar ehil âlimler tarafından, Kur’ân-ı Kerim’in âyet ve kelimelerinden Cifir İlmine göre bir takım tarihler çıkarıla gelmiş ve bazı hakikatlerin sırlarına bu yol ile ulaşılabilmiştir.

    Ancak, bu çalışmayı bu ilme vakıf ehliyetli ulemâ yapabilir. Yoksa, her önüne gelenin bu ilme göre tarih çıkarma girişiminde bulunmasının yanlış ve sıhhatsiz sonuçlara götüreceği açıktır.

    Meselâ, Osmanlı ulemâsından Molla Câmî, Sebe’ Sûresinin 15. Âyetinde geçen “beldetün tayyibetün” ibâresinden ebced hesabına göre hicrî 857, milâdî 1453 tarihini çıkarmış ve İstanbul’un Fethinin bu âyetle de müjdelendiğini haber vermiştir.1

    Meselâ, bir gün Yahûdî âlimlerinden bir kısmı Peygamber Efendimizin (asm) huzurunda Bakara Sûresinin ve Meryem Sûresinin başlarında bulunan şifreli harflerden Cifir İlmine göre tarih çıkararak:

    “Yâ Muhammed! Senin ümmetinin müddeti az olacaktır!” demişlerdi.

    Allah Resûlü de (asm) sâir sûrelerin başlarında bulunan şifreli harfleri Cifir İlmine göre yorumlayarak:

    “Az değil; daha var!” buyurdu. 2

    Cifir İlminin Hazret-i Ali (ra), Hazret-i Cafer-i Sadık (ra), Muhyiddin-i Arabî (ra) gibi bir çok İslâm ulemâsı ile birlikte asrımızda Üstad Bedîüzzaman (ra) tarafından da kullanıldığı ve muhtelif tarihlere, haberlere ve müjdelere işâret edildiği bilinmektedir. 3

    Cifir İlminin tarih boyunca kullanıldığı ve Kur’ân’dan da bu ilme dayanarak bazı tarih, haber ve müjdelerin çıkarıldığı doğrudur; ancak bu ilim, gaybı yalnız ve yalnız Allah’ın bildiği; Allah bildirmediği takdirde hiçbir kulun gaybı bilemeyeceği hakikatine gölge düşürecek şekilde kullanılamaz, kullanılmamıştır ve kullanılması doğru da değildir. Gaybı ancak ve ancak Allah (cc) bilir. Allah (cc) bildirmediği sürece kul gaybı bilmez. Bedîüzzaman Hazretleri (ra) Kur’ân’dan bu çerçevede verdiği haberlerde, “Gaybı Allah’tan başka kimse bilmez!” hakîkatini hep hatırlatmış; “Gerçek ilim Allah katındaki ilimdir”4 âyetinin rehberliğinde yürümüştür.

    Netice olarak söylemeliyiz ki: Ebced hesabı geleceği keşfetmeye yeterli bir kaynak değildir. Gelecek Allah’ın ilminde, irâdesinde ve kudretindedir. Allah bildirmedikçe hiçbir kimse, hiçbir hesaplamayla yarının ne olacağı hakkında bir ön bilgiye veya tahmine sahip olamaz.

    Sorularlaislamiyet.com
  20. KırıkGitar

    KırıkGitar Üyeliği İptal Edildi Banned

    Bunun olmadığını değil, var olduğunu söyleyen delil göstermesidir.Kitapları ve talebeleri önüne serecek değilim kardeşim!. Delil bekliyorum? Risale-i Nur'dan veya bir -tecrübeli- Risale-i Nur talabesinden!
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş